Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İnsanı Helâka Sürükleyen Büyük Günahlar ve Tövbenin Kurtuluş Yolu

MEHMET ERÇELİK

İNSANI HELÂKA SÜRÜKLEYEN GÜNAHLAR


KALBİ ÖLDÜREN 40 ZEHİR: KUR’AN VE SÜNNET IŞIĞINDA BÜYÜK GÜNAHLAR.

EBEDİ KURTULUŞUN REÇETESİ VE HELAK EDEN GÜNAHLAR

ARŞI TİTRETECEK CÜRETLER: BÜYÜK GÜNAHLAR VE İLAHİ ADALET

RAHMETİN KAPISINDA TÖVBE DURUŞU: AZAPTAN SELAMETE KAÇIŞ

ATEŞE KOŞAN ADIMLAR: KURBAN EDİLEN HAYATLAR VE EBEDİ HÜSRAN

YILANDAN KAÇAR GİBİ: RUHU FELCE UĞRATAN BÜYÜK VEBALLER.

İLAHİ TERAZİNİN DEHŞETİ: BÜYÜK GÜNAHLAR VE KURTULUŞ HARİTASI.

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ الَّذِي حَذَّرَ عِبَادَهُ مِنَ الْكَبَائِرِ وَالْمُوبِقَاتِ وَأَمَرَ بِالطَّاعَةِ وَالِاسْتِقَامَةِ وَنَهَى عَنِ الظُّلْمِ وَالْفَحْشَاءِ وَالْمَعَاصِي

وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي بَيَّنَ لِلْأُمَّةِ سُبُلَ الْخَيْرِ وَحَذَّرَهَا مِنْ سُبُلِ الْهَلَاكِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

Türkçe Anlamı

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O Allah ki, kullarını büyük günahlardan ve helak edici kötülüklerden sakındırmış, itaat ve dosdoğru olmayı emretmiş, zulmü, çirkinlikleri ve günahları yasaklamıştır.

Salât ve selâm, Efendimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.v) olsun. O ki ümmete hayır yollarını açıklamış, helak yollarından sakındırmış; O’nun âl ve ashabının üzerine de olsun.

RAHMETİN ENGİNLİĞİ VE AZABIN DEHŞETİ ARASINDA MÜMİNCE BİR DURUŞ.

AZİZ MÜMİNLER, DEĞERLİ MÜSLÜMANLAR!

"Ey nefsim! Ey dünya gurbetinde yolunu arayan, bazen nefsine mağlup olup karanlıklara savrulan, bazen de bir nur zerresiyle aydınlanan insanoğlu! Dön ve bir bak; arkanda bıraktığın kırık kalpler, gafletle çiğnenmiş haklar ve mühürlenmiş saniyeler var. Bizler beşeriz; balçıktan yaratıldık, hataya meyyaliz, nisyan ile malulüz. Evet, günahkarız; evet, yüzümüz yerde Ama bir bak ki; semanın kapıları hâlâ açık, güneş hâlâ doğudan yükseliyor ve Rabbimiz hâlâ 'Kulum!' diye hitap ediyor.

'Rahmetim gazabımı geçmiştir' buyuran, Rahman ve Rahîm olan bir Mevlâ’mız varken; sen hangi cüretle ümidini yitirirsin? Sen kimsin ki O’nun affedemeyeceği kadar büyük bir günah işlediğini sanırsın? Bu zan, bazen işlediğin günahtan daha büyük bir hatadır! Çünkü senin günahın ne kadar dağlar azametinde olursa olsun, Allah’ın merhamet deryasında sadece bir damladır. O damla, o deryayı kirletemez; aksine o derya, bütün kirleri yıkayıp temizlemeye kadirdir. Biz inanıyor ve biliyoruz ki; bizim günahlarımızdan çok daha büyük olan Allah’ın merhameti vardır.

Lakin ey can! Unutma ki; Allah merhamet sahibi olduğu kadar azabı da şiddetli olandır. O’nun rahmeti müjdelerle dolu olduğu kadar, adaleti de sarsıcıdır. 'Kullarıma haber ver ki, gerçekten Ben çok bağışlayıcıyım, çok merhametliyim. Ama azabım da elem dolu, şiddetli bir azaptır!' (Hicr, 49-50) buyuran bizzat O’dur. O’nun merhametine güvenip günah işleme cüreti göstermek, ilahi adaleti hafife almaktır. Bu kadar aciz olma! Günah işlediğin an, şeytanın 'Artık bittin' fısıltısına kanıp ellerini indirme; ama 'Nasıl olsa affeder' diyerek günah bataklığında da yüzme.

Bizler melek değiliz; düşeriz, dizlerimiz kanar. Ama mümin odur ki, düştüğü yerde kalmaz; kalkar, üstündeki günah tozlarını tövbe ile silker ve yoluna devam eder. Bizim tek korkumuz, Allah’a asi olmakta ısrar etmektir. Bizim tek sığınağımız, O’na ortak koşmadan, putlara meyletmeden, sadece ve sadece O’nun kapısının eşiğine baş koymaktır. Pişmanlığın bir damla gözyaşı olup süzüldüğünde, inan ki o damla cehennemin ateşini söndürecek güçtedir. Yeter ki yaptığımız günahlarda ısrarcı olmayalım, yeter ki bile bile ateşe yürümeyelim.

Gel değerli dostum, gel kıymetli hocam; şimdi bu satırlarda Kur’an’ın sarsıcı ikazlarına ve Efendimiz S.a.v’in nurlu beyanlarına kulak verelim. Burada zikredilen her bir büyük günah, ruhu sokan bir yılandır, kalbi zehirleyen bir akreptir. İnsan ateşin içine bile bile atlar mı? Ayağının altındaki uçurumu gördüğü halde yürümeye devam eder mi? Bu maddeler, birer pranga değil, ebedi selamete ulaştıran birer haritadır.

Gel, yılandan ve akrepten kaçar gibi bu büyük günahlardan kaçalım. Amacımız sadece günahı tanımak değil, o günahın karşısında duran 'Settâr' ve 'Kahhâr' olan Allah’ı tanımaktır. Bu büyük günahlara iştirak etmeyelim, onları hayatımıza sızdırmayalım. Gönül soframıza haramı meze etmeyelim. Pişman olduğumuzun kanısını, yaşlı gözlerimiz ve titreyen kalbimizle Allah’a gösterelim. İnanıyoruz ki; samimiyetle kapısına geleni Allah asla eli boş çevirmeyecektir. Unutma; tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir. Kapı çalındığında açacak olan O’dur; sen yeter ki kapıda beklemeyi, edeple durmayı ve haddini bilmeyi seç "

1. GÜNAH: ALLAH'A ORTAK KOŞMAK (ŞİRK)

1. AYET

إِنَّ اللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ

Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları ise dilediği kimse için bağışlar. (Nisâ, 48)

1. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَكْبَرُ الْكَبَائِرِ الْإِشْرَاكُ بِاللَّهِ

Büyük günahların en büyüğü, Allah’a ortak koşmaktır! (Buhârî, Eymân, 16)

NÜZUL SEBEBİ: Müşriklerin, "Biz bu putlara sadece bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz" iddialarını çürütmek ve tevhid inancını zihinlere kazımak için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Varlığın tek sahibine rakip tanımak, en büyük zulümdür!" Şirk, amelleri yakıp kül eden bir ateştir. İnsan sadece taşa tapmakla müşrik olmaz; Allah'ın sıfatlarını başkasına yakıştırdığı, rızayı Allah'tan başkasında aradığı an uçuruma yuvarlanır. Şirkle ölenin sığınağı ebedi ateştir. Allah'a ortak koştun ama O'nun mülkünde yaşadın! Hesabın, mülkün sahibiyle olacak.

SAHABE KISSASI: Hazreti Bilâl-i Habeşî (Hz.), kızgın kumlar üzerinde göğsüne kaya oturtulduğunda bile "Ahad! Ahad!" diyerek şirkin her türlüsünü reddetmiş, tevhidin bedelini canıyla ödemeye razı olmuştur.

KISSADAN HİSSE: "Sahibi bir olmayanın, huzuru hiç olmaz."

2. GÜNAH: SİHİR VE BÜYÜ YAPMAK

2. AYET

وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى

Büyücü, nereye giderse gitsin asla kurtuluşa eremez! (Tâhâ, 69)

2. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ أَتَى كَاهِنًا أَوْ عَرَّافًا فَصَدَّقَهُ بِمَا يَقُولُ فَقَدْ كَفَرَ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ

Kim bir kahine veya büyücüye gider de onun dediklerini onaylarsa, Muhammed’e indirileni inkâr etmiş olur! (Ebû Dâvud, Tıb, 21)

NÜZUL SEBEBİ: Firavun’un sihirbazlarının, ilahi mucize karşısında aciz kalmalarını ve halkın "gizli güçler" üzerinden aldatılmasının önüne geçmek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Kaderi değiştirmeye çalışmak, Allah'a savaş açmaktır!" Büyü, şeytani yollarla insanların arasını açmak, iradeleri teslim almaktır. Sihir yapan, Allah’ın takdirine razı olmayıp şeytandan medet umandır. Efsun yaptın ama mülkün sahibini unuttun. Bu yolun sonu karanlıktır; yapan da yaptıran da rahmetten mahrumdur.

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), halifeliği döneminde büyücülere asla müsamaha göstermemiş, toplumun imanını zehirleyen bu sahtekarlara karşı en sert tedbirleri almıştır.

KISSADAN HİSSE: "Şeytandan medet uman, Rahmân'ın kapısından kovulur."

3. GÜNAH: HAKSIZ YERE ADAM ÖLDÜRMEK

3. AYET

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا

Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası içinde ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır! (Nisâ, 93)

3. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَزَوَالُ الدُّنْيَا أَهْوَنُ عَلَى اللَّهِ مِنْ قَتْلِ رَجُلٍ مُسْلِمٍ

Dünyanın yıkılması, Allah katında bir müminin öldürülmesinden daha hafiftir! (Tirmizî, Diyât, 7)

NÜZUL SEBEBİ: Cahiliye döneminde sudan sebeplerle kan davası güdenlerin ve masum insanların canına kıyanların bu vahşetine son vermek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Bir cana kıyan, kainatı katletmiş gibidir!" Allah'ın verdiği canı ancak Allah alır. Haksız yere kan döken, ellerindeki o kan lekesini mahşerde nehirler dolusu suyla yıkasa temizleyemez. Birini öldürdün ama kurbanın kanı arşa yükseldi. Katilin tövbesi bile maktulün hakkı ödenmeden tamam olmaz. Gazap ve lanet o elin üzerindedir!

SAHABE KISSASI: Hazreti Peygamber (S.a.v), Usâme b. Zeyd (Hz.) "Lâ ilâhe illallâh" diyen birini savaşta öldürünce ona; "Kalbini mi yarıp baktın?" buyurmuş ve bu vebalin ağırlığı karşısında Usâme (Hz.) günlerce ağlamıştır.

KISSADAN HİSSE: "Can emanettir; emanete hıyanet edenin cezası ateştir."

4. GÜNAH: YETİM MALI YEMEK

4. AYET

إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا

Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına sadece ateş doldurmuş olurlar ve yakında çılgın bir ateşe gireceklerdir! (Nisâ, 10)

4. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَا وَكَافِلُ الْيَتِيمِ فِي الْجَنَّةِ هَكَذَا

Ben ve yetime sahip çıkan kimse, cennette şu iki parmak gibiyiz! (Buhârî, Edeb, 24) (Ancak yetim malı yiyen için bu birliktelik imkansızdır).

NÜZUL SEBEBİ: Uhud Savaşı'nda şehit düşenlerin çocuklarının mallarına çökmeye çalışan amca ve akrabaların bu zulmünü durdurmak için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Yetimin hakkını yiyen, midesine cehennem közü indirir!" Yetim, Allah'ın yeryüzündeki emanetidir. O masumun hakkını gasp etmek, korumasız birine saldırmaktır. Yetim malı yedin ama o mal midede değil, mahşerde yanacak. O ekmek sandığın şey, ahirette zakkumun olacaktır. Mazlumun ahı, zalimin saltanatını yıkar!

SAHABE KISSASI: Ebû Talha (Hz.), yetimlere bakmak için kendi sofrasından kısar, yetimin hakkına zerre miktar halel gelmesin diye mallarını titizlikle ayırırdı.

KISSADAN HİSSE: "Yetimin gözyaşı arşı titretir, hakkı ise cehennemi körükler."

5.GÜNAH: RİBA (FAİZ) YEMEK

5. AYET

الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ

Faiz yiyenler, (kabirlerinden) ancak şeytan çarpmış kimsenin kalktığı gibi kalkarlar! (Bakara, 275)

5. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الرِّبَا سَبْعُونَ بَابًا أَدْنَاهَا كَأَنْ يَنْكِحَ الرَّجُلُ أُمَّهُ

Faiz yetmiş çeşit günahtır. Bunların en hafifi, kişinin annesiyle zina etmesi gibidir! (İbn Mâce, Ticârât, 58)

NÜZUL SEBEBİ: Cahiliye devrinde borçlu borcunu vaktinde ödeyemeyince; "Ya öde ya da artır" denilerek ana paranın kat kat fazlasının alınması ve "Ticaret de faiz gibidir" diyerek haramı meşrulaştırmaya çalışanların batıl davasını yerle bir etmek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Faiz, yoksulun kanını içmek, toplumun temeline dinamit koymaktır!" Faizci, başkasının alın terini ve çaresizliğini sömürerek servet yığan bir asalaktır. Sen "param artıyor" sanıyorsun; oysa Allah o malın bereketini mahvetti. Faiz yedin ama aslında kendi ebediyetini kemirdin. Mahşerde aklını yitirmiş bir mecnun gibi kalktığında, yediğin o haram paraların karnında nasıl birer ağır yük olduğunu göreceksin. Allah ve Resulü ile savaşan, asla galip gelemez!

SAHABE KISSASI: Veda Haccı’nda Peygamber Efendimiz (S.a.v), bütün faizleri kaldırdığını ilan etmişti. O dönemde faiz alacağı olanların başında amcası Hazreti Abbas (Hz.) geliyordu. Efendimiz (S.a.v) şahsi yakınlığına bakmaksızın; "Kaldırdığım ilk faiz, amcam Abbas b. Abdülmuttalib’in faizidir" buyurdu. Abbas (Hz.), o andan itibaren muazzam alacaklarından sadece ana parayı almış, kalanını ise İslam’ın adaleti adına terk etmiştir. Bu duruş, paranın değil imanın hükmettiği bir medeniyetin doğuşu olmuştur.

KISSADAN HİSSE: "Haramla şişen göbek, mahşerin dar köprüsünden geçemez."

6. GÜNAH: SAVAŞTAN KAÇMAK (FİRAR)

6. AYET

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْأَدْبَارَ

Ey iman edenler! Savaş düzeninde olan kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın)! (Enfâl, 15)

6. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ

Helak edici yedi şeyden kaçının Biri de düşmanla karşı karşıya gelindiğinde (cihattan) kaçmaktır! (Buhârî, Vasâyâ, 23)

NÜZUL SEBEBİ: Bedir Savaşı öncesinde ve esnasında, düşmanın sayıca üstünlüğünden korkarak geri çekilme düşüncesinde olanlara; müminlerin izzetini korumanın, kaçarak can kurtarmaktan daha hayırlı olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Kaçarak kurtardığın canın, ahirette zilletin olacaktır!" Savaştan kaçmak; arkadaki binlerce masumu, kadını ve çocuğu düşman insafına terk etmek, İslam’ın sancağını yere düşürmektir. Sen kaçtın ama ölümden kaçamadın. Sadece ecelini tehir ettiğini sandın ama vakarını ve imanını o meydanda bıraktın. Mümin, ölümü öldüren kimsedir; düşmana arkasını dönen ise ebedi bir korkaklık damgasıyla Allah’ın huzuruna çıkar.

SAHABE KISSASI: Uhud Savaşı’nda müslümanlar bir ara dağıldığında, Hazreti Enes b. Nadr (Hz.) geri çekilenlere; "Eğer Muhammed (S.a.v) öldüyse, O'nun Rabbi bakidir! O neyin üzerine öldüyse siz de onun üzerine ölün!" diye haykırarak düşman saflarına daldı. Şehit olduğunda vücudunda seksen küsur kılıç, ok ve mızrak yarası vardı ve sadece parmak ucundan tanınabilmişti. O kaçmayı değil, vuslatı seçmişti.

KISSADAN HİSSE: "Kaderden kaçan, ancak kederine koşar."

7. GÜNAH: NAMUSLU KADINLARA İFTİRA ATMAK (KAZF)

7. AYET

إِنَّ الَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

Namuslu, (kötülükten) habersiz, mümin kadınlara iftira atanlar, dünyada da ahirette de lanetlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azap vardır! (Nûr, 23)

7. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ

Zandan sakının! Çünkü zan, yalanın en kötüsüdür! (Buhârî, Nikâh, 45)

NÜZUL SEBEBİ: Münafıkların başı Abdullah b. Übey’in, Peygamber Efendimiz’in (S.a.v) tertemiz zevcesi Hazreti Ayşe (Hz.) validemize attığı çirkin iftira (İfk Hadisesi) üzerine, hem validemizin masumiyetini ilan etmek hem de iftiracıları lanetlemek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Dilinle kırdığın namus, mahşerde senin boynunu vuracak kılıç olur!" Bir kadının iffetine dil uzatmak, sadece o kişiye değil, tüm topluma yapılmış bir suikasttır. Sen "bir kelime söyledim" dersin; oysa o kelime, arşı titreten bir cinayettir. İftira attın ama masumun ahı gök kapılarını zorladı. Kanıtın yoksa, susman imanın gereğidir; konuşman ise cehennemin davetiyesidir.

SAHABE KISSASI: İfk hadisesinde münafıkların yaydığı dedikoduya bazı müslümanlar da alet olmuştu. Ancak Hazreti Ebû Eyyûb el-Ensârî (Hz.), eşi Ümmü Eyyûb ona; "Ayşe hakkında söylenenleri duydun mu?" dediğinde; "Ey Ümmü Eyyûb! Sen böyle bir kötülük yapar mısın?" diye sormuş, "Hayır" cevabını alınca; "Vallahi Ayşe senden çok daha hayırlıdır, o asla yapmaz!" diyerek imanın ferasetini göstermiştir.

KISSADAN HİSSE: "Diliyle namus avlayan, ahirette kendi dilinin azabını çeker."

8. GÜNAH: ANNE VE BABAYA İSYAN (UKÛK-U VÂLİDEYN)

8. AYET

وَقَضَى رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا فَلَا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ

Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve ana babaya iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara "Öf!" bile deme! (İsrâ, 23)

8. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رِضَا الرَّبِّ فِي رِضَا الْوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ فِي سَخَطِ الْوَالِدِ

Rabbin rızası anne babanın rızasında, Rabbin gazabı da anne babanın gazabındadır! (Tirmizî, Birr, 3)

NÜZUL SEBEBİ: İslam’ın sadece Allah ile kul arasındaki bağı değil, kulun kendi kökü ve varlık sebebi olan anne babasıyla olan bağını da kutsal kıldığını; tevhid inancından hemen sonra gelen en büyük vazifenin bu hürmet olduğunu beyan etmek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Anne babasının kalbini kıran, cennetin kapısını kendi eliyle kilitler!" Onlar senin varlık kapındır. Seni bir damla sudan yetiştiren, üzerine titreyen o mübarek ellere öf demek, nankörlüğün zirvesidir. İsyan ettin ama unuttun ki Allah'ın gazabı o kırdığın gönüllerdedir. Onlara hizmet etmek "yük" değil, cennete giriş vizesidir. Yaşlandıklarında onları terk eden, mahşerde Rahmân tarafından terk edilir!

SAHABE KISSASI: Yemenli bir genç olan Veysel Karânî, Efendimiz’i (S.a.v) görmeyi çok arzu ediyordu. Ancak çok yaşlı ve bakıma muhtaç bir annesi vardı. Annesinden sadece kısa bir süreliğine izin alıp Medine’ye gitti ama Efendimiz (S.a.v) o sırada Tebük seferindeydi. Annesine verdiği sözü bozmamak için Efendimiz’i göremeden geri döndü. Efendimiz (S.a.v) dönünce onun kokusunu duydu ve; "Yemen tarafında bir Rahman kokusu duyuyorum" buyurdu. Veysel Karânî, sahabe olamasa da anneye olan o muazzam sadakatiyle "Tabiînin en hayırlısı" ünvanını aldı.

KISSADAN HİSSE: "Annenin duası zırh, babanın bedduası keskin bir kılıçtır."

9. GÜNAH: YALAN YERE YEMİN ETMEK (YEMİN-İ GAMÛS)

9. AYET

وَلَا تَتَّخِذُوا أَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

Yeminlerinizi aranızda bir aldatma aracı yapmayın! Aksi halde (İslam'da) sağlamca yere basan ayağınız kayar ve Allah yolundan saptığınız için dünyada azabı tadarsınız. Ahirette de sizin için çok büyük bir azap vardır! (Nahl, 94)

9. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْكَبَائِرُ الْإِشْرَاكُ بِاللَّهِ وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ وَقَتْلُ النَّفْسِ وَالْيَمِينُ الْغَمُوسُ

Büyük günahlar şunlardır: Allah’a ortak koşmak, anne babaya isyan etmek, haksız yere cana kıymak ve Yemin-i Gamûs (sahibini günaha ve cehenneme daldıran yalan yemin)! (Buhârî, Eymân, 16)

NÜZUL SEBEBİ: Ticarette mallarını daha pahalıya satmak için "Ben buna şu kadar verdim" diyerek Allah'ın adını anarak yalan söyleyenlerin ve mahkemelerde başkasının malını gasp etmek için sahte yemin edenlerin toplumsal güveni sarsması üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Allah'ın adını yalanına şahit tutan, O'nun gazabını üzerine çekmiştir!" Bu yemine "Gamûs" denir; çünkü bu yemin, sahibini önce günaha, sonra cehenneme daldırır. Sen dünyalık bir menfaat için "Vallahi" dedin ama aslında imanın üzerine kumar oynadın. Allah’ın adını bir maske gibi kullandın; oysa O, kalbindeki hainliği biliyordu. Yalan yeminle kazandığın her lokma, mahşerde boğazına ateşten bir halka olacaktır!

SAHABE KISSASI: Hazreti Peygamber S.a.v zamanında bir adam, başkasının arazisini gasp etmek için mahkemede yalan yere yemin etmeye yeltendiğinde, Efendimiz ona; "Kim bir Müslümanın malını elinden almak için yalan yere yemin ederse, mahşerde Allah’ı kendisine çok öfkeli bulur!" buyurdu. Bunu duyan adamın elleri titredi, dili tutuldu. Haksız yere alacağı o toprağın, mahşerde yedi kat yerin dibinden boynuna dolanacağını anlayınca derhal vazgeçti ve hakkı sahibine iade etti.

KISSADAN HİSSE: "Yalanla kazanılan mülk, hakikatle gelen helakin öncüsüdür."

10. GÜNAH: ZİNA ETMEK

10. AYET

وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنَا إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاءَ سَبِيلًا

Zinaya yaklaşmayın! Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur! (İsrâ, 32)

10. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهُوَ مُؤْمِنٌ

Zina eden kişi, zina ettiği sırada (tam kâmil bir) mümin olarak zina etmez! (Buhârî, Mezâlim, 30)

NÜZUL SEBEBİ: Cahiliye döneminde fuhşun normalleşmesi, nesillerin karışması ve aile kurumunun çökme noktasına gelmesi üzerine; iffeti korumanın ve zinaya giden yolları (bakış, dokunuş, halvet) en baştan kapatmanın ebedi kurtuluş olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Zina, iffetin intiharı, neslin katlidir!" Ayet "Zina yapmayın" demiyor, "Zinaya yaklaşmayın" diyor; yani seni o günaha götürecek her türlü ortamdan ve bakıştan kaçınmanı emrediyor. Zina ettin ama sadece bir anlık heves için ebedi vakarını feda ettin. Bu günah, kalpteki iman nurunu söndürür ve insanı hayvandan daha aşağı bir mertebeye düşürür. Toplumun ahlak damarlarını koparan bu vebalin hesabı, mahşerde rüsvaylıktır!

SAHABE KISSASI: Genç bir sahabe olan Cüleybib Hz., fakir ve gösterişsiz biriydi. Ancak bir gün Hazreti Peygamber S.a.v, onu ensardan birinin iffetli kızıyla evlendirmek istediğinde, kızın ailesi tereddüt etti. Fakat o iffetli genç kız; "Resûlullah'ın uygun gördüğüne ben razıyım" diyerek harama giden yolları evlilikle kapattı. Cüleybib, bir gazada şehit olduğunda Efendimiz onun başını dizine koydu ve "Bu bendedir, ben de ondanım" buyurdu. O, zinaya yaklaşmayıp helali seçerek ebedi izzeti kazandı.

KISSADAN HİSSE: "Harama bakış kalbe sıkılan zehirli bir oktur; iffet ise o zehrin panzehiridir."

11. GÜNAH: ALKOL VE UYUŞTURUCU KULLANMAK

11. AYET

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْأَنْصَابُ وَالْأَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz! (Mâide, 90)

11. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كُلُّ مُسْكِرٍ خَمْرٌ وَكُلُّ خَمْرٍ حَرَامٌ

Her sarhoş edici içkidir ve her içki haramdır! (Müslim, Eşribe, 73)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların namaz kılarken ne dediklerini bilmeyecek kadar sarhoş olmaları ve içkinin etkisiyle birbirlerinin onurlarına saldırıp kavga etmeleri üzerine; aklı korumanın dinin temel gayesi olduğunu vurgulamak için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "İçki, bütün kötülüklerin anası, aklın katilidir!" Alkol ve uyuşturucu, insanı insan yapan iradeyi elinden alır. Akıl gidince, geriye sadece nefsin canavarlığı kalır. İçtin ama aslında ruhunu kirli bir suya hapsettin. Şeytanın pisliği olan bu maddeyle bedenini harabeye çeviren, mahşerde "Habel tarlasının" (cehennemliklerin vücutlarından akan irin ve pisliklerin) suyundan içmeye mahkum edilir!

SAHABE KISSASI: Bu ayet indiğinde, Medine sokaklarında bir münadi bağırarak içkinin artık kesin olarak haram kılındığını ilan etti. Hazreti Enes Hz. o anı şöyle anlatır: "O sırada biz bir mecliste içki içiyorduk. İlanı duyar duymaz kimse 'bu bardağı bitireyim' demedi. Ellerindeki kadehleri yere fırlattılar, küpleri kırdılar. O gün Medine sokaklarından günlerce dökülen içkiler aktı." Sahabenin bu teslimiyeti, günaha olan mesafelerinin sarsılmaz bir kanıtıydı.

KISSADAN HİSSE: "Aklını şişeye hapseden, ebedi hürriyetini şeytana satmıştır."

12. GÜNAH: KUMAR OYNAMAK

12. AYET

إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَعَنِ الصَّلَاةِ فَهَلْ أَنْتُمْ مُنْتَهُونَ

Şeytan, içki ve kumar yoluyla aranıza sadece düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi? (Mâide, 91)

12. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ قَالَ لِصَاحِبِهِ تَعَالَ أُقَامِرْكَ فَلْيَتَصَدَّقْ

Kim arkadaşına 'Gel seninle kumar oynayalım' derse (bu sözünden dolayı bile) sadaka versin (tövbe etsin)! (Buhârî, Edeb, 74)

NÜZUL SEBEBİ: İnsanların alın teri dökmeden, başkasının kaybı üzerine kazanç inşa etmeye çalışmaları; bu hırsın aileleri dağıtması ve dostlukları kalıcı kin ve nefrete dönüştürmesi üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Kumar, umudu sömüren, alın terini lekeleyen bir hastalıktır!" Kumarbaz, başkasının mutsuzluğu üzerine mutluluk kurmaya çalışan bir zavallıdır. Şans oyunları ve her türlü kumar, insanın rızık endişesini Allah'tan koparıp tesadüflere bağlamasıdır. Kumar oynadın ama aslında evinin huzurunu ve çocuklarının rızkını ateşe attın. Şeytan seni bu yolla meşgul edip Allah'tan koparırken, sen kazandığını sandığın her kuruşla aslında ebedi mizanını ağırlaştırdın!

SAHABE KISSASI: Cahiliye döneminde kumarın her türlüsü yaygındı. Bir kişi malını, hatta bazen ailesini bile kumar masasında kaybederdi. İslam gelince bu zulmü kökten kazıdı. Hazreti Peygamber S.a.v'in terbiyesinde yetişen sahabe efendilerimiz, rızkın sadece helal yollarla ve emekle geleceğine iman etmişlerdi. Bir keresinde bir kişi oyun amaçlı bir teklifte bulunsa bile, yukarıdaki hadiste geçtiği üzere bunun kefaretini derhal öder, zihnini bile bu haramdan temizlerdi.

KISSADAN HİSSE: "Emeksiz gelen, bereketsiz gider; haramla gelen, azapla kalır."

13. GÜNAH: GIYBET ETMEK (İNSAN ETİ YEMEK)

13. AYET

وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ

Birbirinizin gıybetini yapmayın! Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan tiksindiniz! (Hucurât, 12)

13. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَمَّا عُرِجَ بِي مَرَرْتُ بِقَوْمٍ لَهُمْ أَظْفَارٌ مِنْ نُحَاسٍ يَخْمُشُونَ وُجُوهَهُمْ وَصُدُورَهُمْ

Miraç gecesi, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan bir topluluğun yanından geçtim. "Bunlar kim ey Cebrail?" dedim. "Bunlar, insanların etlerini yiyenler (gıybet edenler) ve onurlarına saldıranlardır" dedi. (Ebû Dâvud, Edeb, 35)

NÜZUL SEBEBİ: İki sahabenin, yanlarında bulunmayan bir başka sahabe hakkında "O çok uyuyor, yemekten başka bir şey bildiği yok" diyerek zanda bulunmaları ve onun şahsiyetini hafife almaları üzerine, bu davranışın iğrençliğini en sarsıcı benzetmeyle (ölü eti yemekle) mühürlemek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Gıybet, amelleri ateşin odunu yediği gibi yiyip bitiren bir canavardır!" Gıybet, bir insanın arkasından, duyduğunda hoşlanmayacağı bir şeyi konuşmaktır. "Ben doğruyu söylüyorum" demen seni kurtarmaz; çünkü doğruyu söylemen gıybet, yalan söylemen ise iftiradır. Gıybet ettin ama unuttun ki konuştuğun o kişi senin kardeşindi. Onun onurunu çiğnerken aslında kendi ahiretini parçaladın. Kardeşinin ölü bedenine diş geçirmekten tiksinen insan, onun şerefine dil uzatmaktan neden korkmaz?

SAHABE KISSASI: Bir gün iki kişi gıybet ederken Hazreti Peygamber S.a.v yanlarından geçti ve onlara; "Dişlerinizin arasını temizleyin!" buyurdu. Onlar; "Ya Resûlallah, biz et yemedik ki?" dediler. Efendimiz S.a.v şöyle buyurdu: "Az önce kardeşinizin etini yediniz!" Bu sarsıcı uyarı üzerine o sahabeler derin bir mahcubiyetle tövbe ettiler. Yine Hazreti Ayşe (Hz.), bir başka hanım için eliyle "boyu kısadır" işareti yaptığında, Efendimiz; "Ey Ayşe! Öyle bir söz söyledin ki, denize karışsaydı denizin suyunu bozardı!" buyurarak gıybetin manevi kokusunun ne kadar ağır olduğunu ihtar etmiştir.

KISSADAN HİSSE: "Dilini kardeşinin onuruna bıçak yapan, mahşerde o bıçağın acısını kendi ruhunda hisseder."

14. GÜNAH: KİBİR VE GURUR (TEKEBBÜR)

14. AYET

وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا إِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ الْأَرْضَ وَلَنْ تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولًا

Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin! (İsrâ, 37)

14. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ

Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez! (Müslim, Îmân, 147)

NÜZUL SEBEBİ: Kendilerini soyları, malları veya mevkileri sebebiyle diğer insanlardan üstün gören, fakir müminleri horlayan ve hakkı kabul etmeyi zül sayan kibirli müşriklerin ve münafıkların bu sahte gururlarını yerle bir etmek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Kibir, kulun Allah'ın cübbesine (azametine) el uzatmasıdır!" İnsan, iki damla sudan yaratılmış ve sonunda bir avuç toprak olacak bir varlıktır. Bu acziyete rağmen büyüklük taslamak, mülkün asıl sahibine isyandır. Kibre kapıldın ama her nefesin emanet olduğunu unuttun. Kibir, gerçeği inkar etmek ve insanları küçümsemektir. Şeytanı cennetten eden bu hastalık, seni de rahmetten uzaklaştırır. Başın göğe değse de ayakların toprağa mahkumdur!

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), halife iken omuzunda bir su kırbasıyla Medine sokaklarında yürüyordu. Oğlu Abdullah; "Ey Müminlerin Emiri! Bu size yakışır mı?" diye sorunca, Ömer (Hz.) şu ibretlik cevabı verdi: "Nefsime bir parça hayranlık, bir parça kibir gelir gibi oldu; onu bu şekilde kırmak istedim." O, koca bir imparatorluğun lideriyken, kalbindeki zerre kadar kibri temizlemek için kendini halkın hizmetkarı olarak yere indirmiştir.

KISSADAN HİSSE: "Alçak gönüllülük yüceltir, kibir ise uçuruma sürükler."

15. GÜNAH: EMANETE HIYANET ETMEK

15. AYET

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَخُونُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Ey iman edenler! Allah’a ve Resulü’ne hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize de hainlik etmiş olursunuz! (Enfâl, 27)

15. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا إِيمَانَ لِمَنْ لَا أَمَانَةَ لَهُ

Emaneti (güvenilirliği) olmayanın imanı da (kâmil) değildir! (Ahmed b. Hanbel, III, 135)

NÜZUL SEBEBİ: Ebû Lübâbe isimli sahabenin, bir savaş esnasında müslümanların gizli kalması gereken bir kararını (emanetini) karşı tarafa ihsas ettirmesi ve sonrasında duyduğu büyük pişmanlıkla kendini mescidin direğine bağlatıp tövbe etmesi üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Emanet namustur; hıyanet ise imanın özünü kemiren bir kurttur!" Emanet sadece bir eşyayı saklamak değildir; verilen söz, saklanan sır, devlet malı ve hatta insanın kendi bedeni birer emanettir. Hainlik ettin ama unuttun ki mülkün sahibi her an şahitti. Emanete hıyanet eden, güven bağlarını koparır ve toplumun huzuruna suikast düzenler. Mahşerde her hain için bir sancak dikilecek ve onun hıyaneti herkesin önünde ifşa edilecektir!

SAHABE KISSASI: Hazreti Peygamber S.a.v, Mekke’den hicret ederken kendisine suikast düzenleneceğini biliyordu. Ancak O, can derdine düşmeden önce, kendisine "Emin" sıfatıyla teslim edilen müşriklerin emanetlerini sahiplerine geri vermek üzere Hazreti Ali (Hz.)’yi görevlendirdi. Düşmanının malını bile kutsal bir emanet bilen bu ahlak, müminin hıyanete asla yer olmayan karakterini inşa etmiştir.

KISSADAN HİSSE: "Güveni sarsan, köprüyü kendi eliyle yıkar."

16. GÜNAH: ZULÜM ETMEK

16. AYET

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ

Sakın Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah onları ancak, gözlerin dehşetten dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor! (İbrâhîm, 42)

16. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اتَّقُوا الظُّلْمَ فَإِنَّ الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Zulümden sakının! Çünkü zulüm, kıyamet günü (sahibini karanlıklarda bırakan) zifiri karanlıklardır! (Müslim, Birr, 56)

NÜZUL SEBEBİ: Güç sahiplerinin zayıfları ezdiği, hukukun paraya ve soya göre işlediği bir düzende; mazlumun sahipsiz olmadığını ve her zorbalığın mutlaka ilahi bir mahkemede hesabının görüleceğini haykırmak için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Zalimin saltanatı, mazlumun ahı ile yerle bir olur!" Zulüm, bir şeyi ait olduğu yerden koparmak, hakkı gaspederek haddi aşmaktır. Zulmettin ama mülkün sahibinin mühlet verdiğini, ihmal etmediğini unuttun. Birine haksızlık ettiğinde, aslında kendi ahiretini ateşe attın. Bugün senin sesin gür çıkıyor olabilir ama yarın dillerin sustuğu, sadece amellerin konuştuğu o meydanda, karanlıklar içinde yapayalnız kalacaksın. Mazlumun ahı ile Allah arasında perde yoktur!

SAHABE KISSASI: Sa’d b. Ebî Vakkas (Hz.), Medine’de valilik yaparken bir kadın ona iftira atıp zulmettiğini iddia etti. Sa’d (Hz.); "Allah’ım, eğer bu kadın yalancıysa onun gözlerini kör et ve onu kendi evinde helak et" diye dua etti. Çok geçmeden kadın kör oldu ve evindeki kuyuya düşerek öldü. Bu hadise Medine'de; "Mazlumun (veya haksızlığa uğrayan salihlerin) bedduasından sakının!" uyarısının en canlı örneği olarak hafızalara kazındı.

KISSADAN HİSSE: "Zulüm ile abad olanın, sonu berbad olur."

17. GÜNAH: KESİNLEŞMİŞ HAKKI GİZLEMEK VE ADALETTEN SAPMAK

17. AYET

وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Bile bile hakkı batılla karıştırmayın ve hakkı gizlemeyin! (Bakara, 42)

17. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ سُئِلَ عَنْ عِلْمٍ فَكَتَمَهُ أَلْجَمَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِلِجَامٍ مِنْ نَارٍ

Kime bir ilim (veya hakikat) sorulur da o bunu gizlerse, kıyamet günü Allah onun ağzına ateşten bir gem vurur! (Ebû Dâvud, İlim, 9)

NÜZUL SEBEBİ: Kitap ehli alimlerinin, ellerindeki Tevrat ve İncil'de Peygamber Efendimiz S.a.v'in geleceğine dair kesin bilgileri, dünyalık çıkarları sarsılmasın diye halktan saklamaları ve hakkın üzerini batıl yorumlarla örtmeleri üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Hakikati susturan, şeytanın dilsiz uşağıdır!" Bildiğin bir gerçeği, birinin hakkını korumak veya zulmü engellemek için söylemen gerekirken sustuysan, o sessizlik senin mahşerdeki en ağır yükün olur. Hakkı gizledin ama Allah’ın her şeyi gördüğünü unuttun. Menfaat için adaleti eğip büken, aslında kendi ebedi terazisini bozmuştur. Hakikat güneş gibidir; sen üzerini örtsen de o seni yakmaya devam edecektir.

SAHABE KISSASI: Hazreti Abdullah b. Selâm (Hz.), Yahudi alimlerinin önde gelenlerinden biriydi. Efendimiz S.a.v Medine’ye geldiğinde, kitaplarda gördüğü hakikati bir an bile tereddüt etmeden ilan etti. Kavmi onu dışlayıp gerçekleri inkar etmeye devam ederken, o; "Bu yüz yalan söyleyen bir yüz olamaz" diyerek hakkı haykırmış ve ilmini ebedi kurtuluşuna vesile kılmıştır.

KISSADAN HİSSE: "Suskunluğun haksızlığa hizmet ediyorsa, imanın tehlikededir."

18. GÜNAH: İNSANLARLA ALAY ETMEK VE LAKAP TAKMAK (TEHAKKÜR)

18. AYET

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسَى أَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ وَلَا تَلْمِزُوا أَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ

Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; bel ki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın ve birbirinize kötü lakaplar takmayın! (Hucurât, 11)

18. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ

Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi, kişiye kötülük olarak yeter! (Müslim, Birr, 32)

NÜZUL SEBEBİ: Bazı insanların, başkalarının fiziksel kusurlarıyla, fakirlikleriyle veya eski inançlarıyla alay ederek onları küçük düşürmeleri; özellikle de bazı hanımların diğerlerini boyu veya kıyafeti üzerinden küçümsemesi üzerine toplumsal nezaketi ve mümin onurunu korumak için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Allah’ın yarattığını küçümseyen, Yaratıcı’ya itiraz etmiş sayılır!" Bir mümini hor görmek, kalpteki kibir iltihabının dışa vurumudur. Alay ettin ama o kalbin Allah’ın beyti olduğunu unuttun. Dilinle açtığın yara, kılıç yarasından daha derin ve daha kalıcıdır. Senin dalga geçtiğin o kul, Allah katında senden çok daha makbul olabilir. Mahşerde, dünyada küçük gördüğün insanların gölgesine muhtaç kalabilirsin!

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Zer (Hz.), bir gün Bilâl-i Habeşî (Hz.) ile tartışırken ona; "Ey siyah kadının oğlu!" demişti. Bunu duyan Efendimiz S.a.v çok sarsıldı ve; "Ebû Zer! Onu annesinden dolayı mı ayıplıyorsun? Demek ki sende hâlâ cahiliye kalıntıları var!" buyurdu. Ebû Zer bu uyarıyla öyle bir yıkıldı ki, başını Bilâl'in ayaklarının altına koydu ve; "Bilâl bu mübarek ayağıyla yüzüme basmadıkça yerimden kalkmam!" diyerek yaptığı hatanın vebalinden kurtulmak için nefsini yerle bir etti.

KISSADAN HİSSE: "İnsanı şekliyle değerlendiren, kalbinin körlüğüne razı olmuştur."

19. GÜNAH: İNTİHAR ETMEK (KENDİ CANINA KIYMAK)

19. AYET

وَلَا تَقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا

Kendi kendinizi öldürmeyin (canınıza kıymayın)! Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir. (Nisâ, 29)

19. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِحَدِيدَةٍ فَحَدِيدَتُهُ فِي يَدِهِ يَتَوَجَّأُ بِهَا فِي بَطْنِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا

Kim kendini bir demir parçasıyla öldürürse, o demir parçası elinde olduğu halde cehennem ateşinde ebedi olarak onunla karnını deşer! (Buhârî, Tıb, 56)

NÜZUL SEBEBİ: Zorluklar, hastalıklar veya savaşın ağırlığı karşısında sabrını yitirip, ölümün bir "kaçış" olduğunu sanarak Allah'ın verdiği can emanetine hıyanet edenlerin ebedi akıbetini ihtar etmek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Can senin değil, mülkün sahibinindir; emanete son veren, rahmetten kovulur!" İntihar, Allah’ın takdirine ve merhametine karşı bir isyan, umutsuzluğun bir cinayete dönüşmesidir. Canına kıydın ama acının biteceğini sandığın yerde ebedi azabı başlattın. Mümin, darlıkta sabırla, varlıkta şükürle ayakta kalandır. Kendi canına kasteden, mahşerde kendi katili olarak hakimler hakiminin huzuruna çıkar.

SAHABE KISSASI: Hayber Savaşı’nda büyük kahramanlıklar gösteren Kuzman adında bir adam vardı. Sahabe onun cesaretine hayran kalmıştı. Ancak o, aldığı yaraların acısına dayanamayarak kılıcının üzerine yatıp intihar etti. Efendimiz S.a.v, onun hakkında; "O, cehennemliktir!" buyurdu. Çünkü o, Allah rızası için şehadeti değil, acıdan kaçmak için haramı seçmişti. Bu olay, niyetin ve son nefesin ne kadar önemli olduğunun en çarpıcı örneğidir.

KISSADAN HİSSE: "İsyanla gelen ölüm, kurtuluş değil ebedi bir hüsrandır."

20. GÜNAH: AKRABALIK BAĞLARINI KOPARMAK (SILAI RAHMİ TERK)

20. AYET

فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ أَنْ تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ

(Ey münafıklar!) Demek yönetim size geçse, yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız, öyle mi? (Muhammed, 22)

20. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَاطِعُ رَحِمٍ

Akrabalık bağlarını koparan cennete giremez! (Müslim, Birr, 19)

NÜZUL SEBEBİ: Müslüman olduktan sonra, hala cahiliye asabiyetiyle yaşayan veya dünyalık bir miras/menfaat meselesi yüzünden öz kardeşini, akrabasını silen, onlarla selamı sabahı kesenlerin bu davranışının yeryüzünde bozgunculuk (fesat) olduğunu ilan etmek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Akraba ile bağı kesen, Allah ile olan bağını da zedelemiş olur!" Rahm (akrabalık) kelimesi, Allah'ın "Rahman" isminden türemiştir. Akrabanı arayıp sormaman, sadece bir sosyal ihmal değil, ilahi bir hukuku çiğnemektir. Bağları kopardın ama unuttun ki o bağlar seni arşa bağlayan iplerdi. Akrabalık bağını koparanın duası semaya yükselmez, üzerine rahmet inmez. Sen "haklıyım" dersin ama Allah katında haksızlığın en büyüğü, kan bağını çiğnemektir.

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), kızı Ayşe Validemize iftira atanlardan biri olan ve aynı zamanda akrabası olan Mıstah’a yaptığı yardımı kesmeye yemin etmişti. Ancak bu ayet ve benzeri uyarılar gelince; "Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?" nidasına karşılık; "Evet, ya Rabbi! Vallahi isterim!" diyerek o kişiye olan yardımını eskisinden daha fazla devam ettirmiş, akrabalık bağını şahsi kırgınlığına kurban etmemiştir.

KISSADAN HİSSE: "Kesenle birleşen, gelmeyene giden, gerçek mümin vakarını gösterir."

21. GÜNAH: LİVATİ (EŞCİNSELLİK VE SAPKINLIK)

21. AYET

أَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمِينَ وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

Siz, Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da insanlar arasından erkeklere mi gidiyorsunuz? Doğrusu siz haddi aşan bir kavimsiniz! (Şuarâ, 165-166)

21. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَعَنَ اللَّهُ مَنْ عَمِلَ عَمَلَ قَوْمِ لُوطٍ

Lût kavminin çirkin işini yapanı Allah lanetlesin! (Ahmed b. Hanbel, I, 317)

NÜZUL SEBEBİ: Hz. Lût’un kavminin, fıtratı reddederek sapkınlığa düşmeleri, kadınları bırakıp erkeklere yönelerek ahlaki bir çöküş yaşamaları ve bu pislikte ısrar etmeleri üzerine ilahi azabın hak olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Fıtrata savaş açan, helakine davetiye çıkarır!" Allah her şeyi zıttıyla ve bir nizam üzere yaratmıştır. Bu nizamı bozmaya çalışmak, insanlık onurunu ayaklar altına almaktır. Sapkınlığa düştün ama gökten taş yağdıran iradenin her an galip olduğunu unuttun. Bu günah, sadece ferdi değil, koca bir nesli ve medeniyeti kurutan bir vebadır. Fıtratını inkâr eden, mahşerde huzura hangi yüzle çıkacaktır?

SAHABE KISSASI: Hz. Lût (Hz.), yıllarca kavmini uyardı. Melekler insan suretinde evine geldiğinde, kavmi evi kuşatıp o misafirleri istedi. Lût (Hz.) "Beni misafirlerime karşı rüsvay etmeyin!" diye feryat ederken, kavmi sapkınlık hırsıyla gözü dönmüş haldeydi. Sonunda Cebrail (Hz.) bir kanat darbesiyle onların gözlerini kör etti ve sabaha karşı memleketlerinin altını üstüne getirdi. Bu kıssa, ahlaksızlıkta ısrar edenlerin kaçınılmaz sonunu simgeler.

KISSADAN HİSSE: "Yaratılış gayesini terk eden, hidayet yolunu kaybeder."

22. GÜNAH: YALAN ŞAHİTLİK YAPMAK (ŞEHÂDETÜ’Z-ZÛR)

22. AYET

فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ

O halde o pislikten (putlardan) sakının, yalan sözden de (yalan şahitlikten de) kaçının! (Hac, 30)

22. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ أَلَا وَقَوْلُ الزُّورِ وَشَهَادَةُ الزُّورِ

Dikkat edin, size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Dikkat edin! O, yalan söylemek ve yalan şahitlik yapmaktır! (Buhârî, Şehâdât, 10)

NÜZUL SEBEBİ: İnsanların akrabalık, kabilecilik veya rüşvet uğruna mahkemelerde haklıyı haksız, haksızı haklı göstermeye yeltenmeleri; adaletin terazisini menfaat uğruna bozmaları üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Yalan şahitlik, adaletin namusuna sıkılan bir kurşundur!" Ayette yalan sözün putperestlikle yan yana zikredilmesi, bu günahın ne kadar ağır olduğunu gösterir. Birinin hakkını elinden almak için "Gördüm" veya "Biliyorum" dedin ama aslında kendi ebedi hayatını ateşe attın. Senin bir cümlenle haksız yere hapse giren veya malını kaybeden mazlumun ahı, mahşerde senin boğazına ateşten bir gem vuracaktır!

SAHABE KISSASI: Efendimiz S.a.v yukarıdaki hadisi söylerken yaslanmış durumdaydı. "Yalan şahitlik" bahsine gelince doğrularak oturdu ve bu sözü o kadar çok tekrarladı ki, sahabe efendilerimiz; "Keşke sussa (yorulmasa)" diyecek kadar endişelendiler. O’nun bu telaşı, yalan şahitliğin toplumu kökten bitiren bir kanser olduğunu göstermek içindi.

KISSADAN HİSSE: "Diliyle haksızlık bina edenin, ahireti harabe olur."

23. GÜNAH: İNSANLARIN GİZLİ HALLERİNİ ARAŞTIRMAK (TECESSÜS)

23. AYET

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا

Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını (gizli hallerini) araştırmayın! (Hucurât, 12)

23. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنِ اسْتَمَعَ إِلَى حَدِيثِ قَوْمٍ وَهُمْ لَهُ كَارِهُونَ صُبَّ فِي أُذُنَيْهِ الْآنُكُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Kim, insanların duymasını istemedikleri bir konuşmayı gizlice dinlerse, kıyamet günü kulaklarına eritilmiş kurşun dökülür! (Buhârî, Tabîr, 45)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların birbirlerine güvenmesi gereken bir vasatta, bazı şahısların merak saikiyle veya açık aramak amacıyla komşularının, arkadaşlarının mahremiyetine müdahale etmeleri ve evlerin içini gözetlemeye çalışmaları üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Başkasının ayıbını kovalayan, kendi rezilliğine zemin hazırlar!" Tecessüs, kardeşlik bağını kemiren bir casusluktur. Birinin özel hayatını, günahını veya sırrını deştin ama Allah’ın "Settâr" ismini çiğnediğini unuttun. Sen insanların ayıbını açarsan, Allah da senin en gizli ayıbını herkesin içinde faş eder. Mümin, örten ve düzelten kimsedir; gözetleyen ve yayan ise münafık sıfatlı bir bozguncudur.

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), halifeliği sırasında gece teftişine çıkmıştı. Bir evden gelen şarkı ve sesler üzerine duvarın üzerinden içeri atladı ve içerideki adamı haram işlerken yakaladı. Adam ise şöyle dedi: "Ey Müminlerin Emiri! Ben bir günah işlediysem, sen üç tane işledin: Allah 'Tecessüs etmeyin' dedi, sen ettin. 'Evlere kapılarından girin' dedi, sen duvardan atladın. 'İzin almadan girmeyin' dedi, sen izinsiz girdin." Koca Ömer, bu hakikat karşısında sustu ve "Ömer’i bağışlamazsan helak olur!" diyerek oradan ayrıldı.

KISSADAN HİSSE: "Kendi kusuruyla meşgul olan, başkasının açığını görmeye vakit bulamaz."

24. GÜNAH: SİHİRE VE BÜYÜYE YARDIM ETMEK / KAHİNLERE İNANMAK

24. AYET

وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ

Andolsun onlar, sihir ve büyüyü satın alan kimsenin ahiretten nasibi olmadığını çok iyi biliyorlardı! (Bakara, 102)

24. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ عَقَدَ عُقْدَةً ثُمَّ نَفَثَ فِيهَا فَقَدْ سَحَرَ وَمَنْ سَحَرَ فَقَدْ أَشْرَكَ

Kim bir düğüm atar ve ona üflerse büyü yapmış olur. Kim büyü yaparsa (Allah’ın takdirine güvenmeyip başkasından yardım umduğu için) şirk koşmuş olur! (Nesâî, Tahrîm, 19)

NÜZUL SEBEBİ: Babil halkının, melek kılığında gelen Harut ve Marut'u imtihan vesilesi olarak görmeyip, onlardan insanların arasını bozacak sihirler öğrenmeye çalışmaları ve gaybı bilme iddiasında bulunan kahinlerin peşinden gitmeleri üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Kaderin sahibini bırakıp karanlık düğümlere sığınan, nura hasret kalır!" Büyü, ilahi iradeye meydan okuma girişimidir. Birinin huzurunu bozmak, birini kendine bağlamak için şeytani yollara saptın ama unuttun ki Allah istemedikçe bir yaprak bile kıpırdamaz. Büyücüye gidenin kırk gün namazı kabul olmaz; büyü yapanın ise ahirette dikecek bir dikili ağacı kalmaz.

SAHABE KISSASI: Hazreti Ayşe (Hz.)'nin odasında bir kadın vardı. Kadın çok dertliydi, eşiyle arası bozulmuştu ve bu yüzden bir büyücüye gidip gitmemeyi soruyordu. Ayşe Validemiz ona yukarıdaki ayeti okudu ve "Ahiretini bir hiç uğruna satma! Allah'a sığın, O'ndan yardım dile. Şeytani yollarda huzur yoktur" diyerek kadını o büyük uçurumun kenarından çekip aldı.

KISSADAN HİSSE: "Gaybın anahtarı Allah'ın elindedir; o anahtarı karanlık dehlizlerde arayan yolunu şaşırır."

25. GÜNAH: RÜŞVET ALMAK VE VERMEK

25. AYET

وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَا إِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَرِيقًا مِنْ أَمْوَالِ النَّاسِ بِالْإِثْمِ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin! (Bakara, 188)

25. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَعَنَ اللَّهُ الرَّاشِيَ وَالْمُرْتَشِيَ

Rüşvet verene de, rüşvet alana da Allah lanet etsin! (Tirmizî, Ahkâm, 9)

NÜZUL SEBEBİ: Haklı olduğu halde davasını ispat edemeyen veya haksız olduğu halde nüfuzunu kullanarak başkasının malına çökmek isteyenlerin, hakimlere "hediye" adı altında rüşvet vererek adaleti satılığa çıkarmaları üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Rüşvet, adaletin katili, toplumun çürüme noktasıdır!" Rüşvet alan, makamını; rüşvet veren ise şerefini satmıştır. "Hediye" diyerek haramı süsledin ama Allah’ın lanetinden kaçamadın. Senin bir zarf dolusu paran, bir yetimin veya bir mazlumun hakkını gasp etti. O para midede değil, mahşerde ateşten birer ur gibi büyüyecektir. Allah’ın lanetlediği bir işten bereket beklemek, ateşe odunla su dökmeye benzer!

SAHABE KISSASI: Hazreti Peygamber S.a.v, Abdullah b. Lütbiyye isimli bir sahabeliyi zekat toplamakla görevlendirmişti. Bu zat dönünce; "Şu zekat malıdır, şu da bana verilen hediyedir" dedi. Efendimiz S.a.v minbere çıktı ve öfkeyle şöyle buyurdu: "Annesinin babasının evinde otursaydı da baksaydı bakalım kendisine hediye geliyor mu? Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, sizden kim haksız bir şey alırsa, kıyamet günü onu boynuna yüklenmiş olarak getirir!"

KISSADAN HİSSE: "Makamın gölgesinde alınan haram, mahşerin sıcağında sahibini yakar."

26. GÜNAH: KİSVE-İ ZUR (SAHTEKARLIK VE KİŞİLİK BÖLÜNMESİ)

26. AYET

لَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَفْرَحُونَ بِمَا أَتَوْا وَيُحِبُّونَ أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا فَلَا تَحْسَبَنَّهُمْ بِمَفَازَةٍ مِنَ الْعَذَابِ

Yaptıkları (sahtekarlıklarla) sevinen ve yapmadıkları şeylerle övülmekten hoşlananların, sakın azaptan kurtulacaklarını sanma! (Âl-i İmrân, 188)

26. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمُتَشَبِّعُ بِمَا لَمْ يُعْطَ كَلَابِسِ ثَوْبَيْ زُورٍ

Kendisine verilmeyen bir şeyle (ona sahipmiş gibi) gösteriş yapan kişi, iki kat sahtekarlık elbisesi giymiş gibidir! (Müslim, Fezâil, 127)

NÜZUL SEBEBİ: Münafıkların, Efendimiz S.a.v savaşa gittiğinde geri kalıp, döndüğünde ise binbir yalan ve sahte mazeretle kendilerini "sadık müminlermiş" gibi göstermeleri ve aslı olmayan erdemlerle övülmek istemeleri üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Maske takarak kazandığın itibar, mahşerde yüzüne çarpılacak bir rüsvaylıktır!" Olmadığın gibi göründün, yapmadığın iyilikle övüldün ama kalpleri bilen Allah’ı kandıramadın. Sahtekarlık, ruhun bir vitrin gibi süslenip içinin çöplüğe dönmesidir. Kendini insanlara "âlim, takva sahibi veya zengin" gösterip iç dünyanda tam zıttı olan, mahşer günü sahtekarlık elbiseleri içinde çırılçıplak kalacaktır!

SAHABE KISSASI: Bir hanım, Efendimiz S.a.v'e gelerek; "Kocamın bana vermediği bir şeyi bana vermiş gibi diğer ortağıma (kuma) karşı gösteriş yapsam günah olur mu?" diye sordu. Efendimiz yukarıdaki hadisi söyleyerek; "Hayır, sahtekarlıkla üstünlük kurmaya çalışmak, üzerine iki kat yalan elbisesi giymektir" buyurdu ve aile içi huzuru bozacak sahte övünçleri yasakladı.

KISSADAN HİSSE: "Hakikatle süslenmeyen ruh, yalanın esiri olmaya mahkumdur."

27. GÜNAH: MÜSLÜMANA SİLAH ÇEKMEK VE TERÖR ESTİRMEK

27. AYET

إِنَّمَا جَزَاءُ الَّذِينَ يُحَارِبُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَادًا أَنْ يُقَتَّلُوا أَوْ يُصَلَّبُوا

Allah ve Resulü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk (terör) çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, asılmalarıdır Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır! (Mâide, 33)

27. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ حَمَلَ عَلَيْنَا السِّلَاحَ فَلَيْسَ مِنَّا

Bize karşı silah taşıyan (silah çeken) bizden değildir! (Buhârî, Fiten, 7)

NÜZUL SEBEBİ: Ureynelilerden bir grubun müslüman olup Medine’ye gelmesi, şifa bulduktan sonra zekat develerinin çobanını vahşice öldürüp develeri kaçırmaları ve yeryüzünde eşkıyalık yaparak bozgunculuk çıkarmaları üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Huzuru bozan, ilahi huzurdan kovulur!" Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kişidir. Bir mümine korkutmak amacıyla bile olsa silah doğrultmak, imanın vakarını kaybetmektir. Korku yaydın, can yaktın ama mülkün sahibinin "El-Müntakim" (İntikam alan) olduğunu unuttun. Terör ve bozgunculuk, toplumun damarlarını koparmaktır. Kim mümini haksız yere korkutursa, mahşer dehşetinde Allah da onu korkutacaktır!

SAHABE KISSASI: Hazreti Usâme b. Zeyd (Hz.), bir savaşta tam kılıcını indirecekken "Lâ ilâhe illallâh" diyen birini, "korkudan söyledi" diyerek öldürmüştü. Efendimiz S.a.v bunu duyunca; "Kıyamet günü o 'Lâ ilâhe illallâh' kelimesi karşına dikildiğinde ne yapacaksın?" diye sordu. Usâme; "Tövbe ettim ya Resûlallah" dedikçe, Efendimiz aynı soruyu defalarca sordu. Usâme (Hz.) o an; "Keşke daha önce müslüman olmasaydım da bu ağır vebal altına girmeseydim" diyecek kadar sarsıldı.

KISSADAN HİSSE: "Masumun korkusu, zalimin ebedi uykusuzluğudur."

28. GÜNAH: KADERE İSYAN VE ALLAH'IN TAKDİRİNE RAZI OLMAMAK

28. AYET

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَى حَرْفٍ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِهِ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلَى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ

İnsanlardan kimi de Allah’a kıyısından köşesinden (şüpheyle) kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa ona razı olur. Ama başına bir imtihan (musibet) gelirse yüzüstü dönüverir. O, dünyayı da ahireti de kaybetmiştir! (Hac, 11)

28. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ عِظَمَ الْجَزَاءِ مَعَ عِظَمِ الْبَلَاءِ فَمَنْ رَضِيَ فَلَهُ الرِّضَا وَمَنْ سَخِطَ فَلَهُ السَّخَطُ

Mükafatın büyüklüğü, belanın büyüklüğüyle beraberdir. Allah bir topluluğu sevdi mi onları imtihan eder. Kim (kadere) razı olursa Allah da ondan razı olur. Kim isyan ederse, Allah’ın gazabı onun üzerinedir! (Tirmizî, Zühd, 57)

NÜZUL SEBEBİ: Medine’ye gelip müslüman olan bazı bedevilerin; hanımları erkek çocuk doğurduğunda ve atları yavrulamadığında "Bu din uğursuzdur" diyerek İslam'dan dönmeleri ve dini sadece dünyalık menfaat üzerinden değerlendirmeleri üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "İşler yolundayken mümin, darlıktayken isyankar olanın imanı sahtedir!" Kadere isyan, Allah’ın ilmine ve adaletine dil uzatmaktır. "Neden ben?" dedin ama "Neden bu kadar nimet?" diye hiç sormadın. Musibet anında yakasını paçasını yırtan, bağırıp çağıran ve ilahi takdiri sorgulayan kişi, aslında mülkün sahibine "Ben Senden daha iyi bilirim" demiş olur. Bu cüret, kulu ebedi hüsrana sürükler. Sabır, ilk şok anındadır; sonrasındaki teslimiyet ise cennetin anahtarıdır.

SAHABE KISSASI: Hazreti Enes (Hz.) anlatıyor: Peygamber Efendimiz S.a.v, bir kabrin başında feryat figan ağlayan bir kadının yanından geçti ve; "Allah'tan kork ve sabret" buyurdu. Kadın O'nu tanımayarak; "Git başımdan, benim başıma gelen senin başına gelmedi!" dedi. Efendimiz sessizce uzaklaştı. Kadına O'nun Peygamber olduğunu söylediklerinde kadın dehşetle Efendimiz’in kapısına koştu; "Özür dilerim, Sizi tanıyamadım" dedi. Efendimiz şu tarihi dersi verdi: "Asıl sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir!"

KISSADAN HİSSE: "Kadere rıza gösteren kederden emin olur."

29. GÜNAH: TİCARETTE HİLE YAPMAK (ÖLÇÜ VE TARTIDA ADALETSİZLİK)

29. AYET

وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ وَإِذَا كَالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ

Eksik ölçüp tartanların (halkın hakkını yiyenlerin) vay haline! Onlar, insanlardan bir şey ölçüp aldıklarında tam alırlar; ama onlara bir şeyi ölçüp veya tartıp verdiklerinde eksik verirler! (Mutaffifîn, 1-3)

29. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا

Bizi aldatan, bizden değildir! (Müslim, Îmân, 164)

NÜZUL SEBEBİ: Medine’ye hicret edildiğinde, Ebû Cüheyne adında bir adamın iki ayrı ölçeğinin olması; alırken büyük olanla alıp, satarken küçük olanla vermesi ve bu ahlaksızlığın pazar esnafı arasında yayılmaya başlaması üzerine ilahi bir ihtar olarak nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Eksik tartılan her gram, mahşerde üzerine binilecek birer dağ olur!" Ticarette hile, sadece bir malı ucuza kapatmak değil, güveni ve toplumsal adaleti katletmektir. Üç kuruş fazla kazanmak için terazinin kefesine elini veya hileli bir ağırlığı koydun ama mülkün sahibinin "El-Adl" (Mutlak Adil) olduğunu unuttun. Müşterinin bilmediği kusuru gizleyerek sattığın o maldan gelen kazanç, evindeki bereketin zehridir. Aldattın ama aslında kendi ebedi mizanını hafiflettin!

SAHABE KISSASI: Hazreti Peygamber S.a.v, pazar yerinde bir buğday yığınının yanından geçerken elini buğdayın içine daldırdı ve altının ıslak olduğunu fark etti. Satıcıya; "Bu nedir?" diye sordu. Adam; "Ya Resûlallah, yağmur yağmıştı da ondan ıslandı" deyince, Efendimiz o tarihi uyarıyı yaptı: "Öyleyse insanların görmesi için o ıslak kısmı üste koyman gerekmez miydi? Kim bizi aldatırsa bizden değildir!"

KISSADAN HİSSE: "Hile ile kazanılan servet, dürüstlükle kaybedilen fakirlikten daha aşağılıktır."

30. GÜNAH: NEMİME (SÖZ TAŞIMAK / KOĞUCULUK)

30. AYET

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهِينٍ هَمَّازٍ مَشَّاءٍ بِنَمِيمٍ

(Ey Peygamber!) Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık kimseye, sürekli kusur arayıp kınayana, (insanlar arasında) sürekli söz taşıyana! (Kalem, 10-11)

30. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ

Söz taşıyan (koğuculuk yapan) cennete giremez! (Buhârî, Edeb, 50)

NÜZUL SEBEBİ: Velîd b. Mugîre gibi İslam düşmanlarının, müslümanların arasını açmak için birinden aldıkları sözü diğerine nefret tohumları ekerek taşımaları ve bu yolla fitne ateşini körüklemeleri üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Söz taşıyanın dili, dostlukları yıkan bir balta gibidir!" Koğuculuk, iki kişinin arasını bozmak amacıyla laf götürüp getirmektir. "O senin hakkında şöyle dedi" diyerek bir cümleyi naklettin ama aslında bir gönül sarayını yerle bir ettin. Nemmâm (söz taşıyan), insanlar arasında yürüyen bir fitne ateşidir. Senin dilinle başlayan o küçük kıvılcım, mahşerde senin ebedi yurdunu yakacak bir yangına dönüşür. Birinin sırrını başkasına hıyanetle taşıyan, Allah'ın emanetine de hıyanet etmiş sayılır.

SAHABE KISSASI: Hazreti Peygamber S.a.v, iki mezarın yanından geçerken durdu ve şöyle buyurdu: "Bu kabirdekiler azap çekiyorlar. Hem de büyük bir günah sebebiyle değil (insanların gözünde küçük gördüğü ama Allah katında büyük olan sebeplerden) Biri, idrarından sakınmazdı; diğeri ise insanlar arasında söz taşırdı." Bu hadise, dilin sebep olduğu bir felaketin mezarda başlayan ilk faturasını göstermesi bakımından çok sarsıcıdır.

KISSADAN HİSSE: "Sana söz getiren, senden de söz götürür; fitneye köprü olan, selamet sahilinden uzaklaşır."

31. GÜNAH: İNSANLARIN ÖZEL HAYATINI (AVRETİNİ) İFŞA ETMEK

31. AYET

إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَنْ تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ

Müminler arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu edenler (ve teşvik edenler) için dünyada da ahirette de elem dolu bir azap vardır! (Nûr, 19)

31. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Kim bir Müslümanın ayıbını (kusurunu) örterse, Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter! (Buhârî, Mezâlim, 3)

NÜZUL SEBEBİ: İfk (iftira) hadisesi sırasında, bazı kişilerin çirkin dedikoduları araştırmadan yaymaya çalışmaları ve toplumda ahlaki erozyona sebep olacak "kim kiminle ne yapmış" türü haberlerin peşine düşmeleri üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Birinin günahını yaymak, o günahı işlemekten daha büyük bir toplumsal cinayettir!" İnsanların gizli kalmış hatalarını, özel hallerini veya düştükleri bir zafiyeti "haber" veya "magazin" adı altında ifşa ettin ama unuttun ki Allah "Settâru'l-Uyûb"dur (ayıpları örtendir). Sen birinin ayıbını açarsan, Allah da senin gizli kalan ve bilinse insan içine çıkamayacağın o büyük ayıbını mahşer meydanında rezil rüsvay ederek açar. Hayâsızlığı yaymak, kalplerdeki kötülük duygusunu tetiklemek ve toplumu harama alıştırmaktır.

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), gece vakti birinin evinin içinden uygunsuz sesler duyduğunda, yanındaki sahabi ona müdahale etmek isteyince Ömer (Hz.) onu durdurdu ve: "Bize düşen örtmektir, Allah onun hesabını görecektir. Biz perdeleri yırtmakla değil, adaleti ikame etmekle emrolunduk" demiştir. Sahabe efendilerimiz, bir günahı gördüklerinde onu ihbar etmekten ziyade, o kişiyi düzeltecek bir şefkatle yaklaşmayı ve ayıbı toprağa gömmeyi esas almışlardır.

KISSADAN HİSSE: "Ayıp örten rahmet bulur, ayıp açan mahşerde çırılçıplak kalır."

32. GÜNAH: ALLAH'IN RAHMETİNDEN ÜMİT KESMEK (YE'S)

32. AYET

وَلَا تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِنَّهُ لَا يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ

Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez! (Yûsuf, 87)

32. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَوْ يَعْلَمُ الْمُؤْمِنُ مَا عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الْعُقُوبَةِ مَا طَمِعَ بِجَنَّتِهِ أَحَدٌ وَلَوْ يَعْلَمُ الْكَافِرُ مَا عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الرَّحْمَةِ مَا قَنِطَ مِنْ جَنَّتِهِ أَحَدٌ

Eğer mümin Allah katındaki azabı tam bilseydi, hiç kimse cennetini ümit etmezdi. Eğer kafir de Allah katındaki rahmeti tam bilseydi, hiç kimse O'nun cennetinden ümit kesmezdi! (Müslim, Tevbe, 23)

NÜZUL SEBEBİ: Hz. Yâkub’un (Hz.), yıllar sonra bile Yusuf'tan ümidini kesmemesi ve "Ben kederimi sadece Allah'a şikayet ediyorum" diyerek sabretmesi; buna karşılık bazı insanların ağır günahlar işledikten sonra "Allah beni artık bağışlamaz" diyerek günah bataklığına daha da saplanmaları üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Ümit kesmek, Allah'ın kudretini ve merhametini küçümsemektir!" Şeytanın en büyük hilesi, insanı günaha soktuktan sonra ona "Sen bittin, artık dönüşün yok" dedirtmektir. "Ben çok günahkarım, affolmam" dedin ama Allah'ın "er-Rahman" ismini inkar ettin. Bu umutsuzluk (ye's), kalbi öldürür ve insanı intihara veya daha büyük küfürlere sürükler. Günahın ne kadar büyük olursa olsun, Allah'ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Tövbe kapısı, can boğaza gelene kadar her kul için ardına kadar açıktır.

SAHABE KISSASI: Doksan dokuz kişiyi öldüren, sonra yüzüncüye tamamlayan o adamın kıssası meşhurdur. Bir alime gidip; "Benim için tövbe var mı?" diye sorduğunda, alim; "Seninle tövbe arasına kim girebilir?" demişti. O adam, tövbe niyetiyle yola çıkmış ve yolda canını teslim etmişti. Melekler onun için tartışırken, Allah rahmet meleklerine onu almalarını emretti. Çünkü o, ümidini kesmeyip Allah'a doğru bir adım atmıştı.

KISSADAN HİSSE: "Günahın dağlar kadar olsa da, Allah'ın rahmeti o dağları eritecek bir ummandır."

33. GÜNAH: ZEVCENİN KOCASINA, KOCANIN ZEVCESİNE HAKSIZLIK ETMESİ

33. AYET

وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ

Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. (Bakara, 228)

33. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَيُّمَا امْرَأَةٍ مَاتَتْ وَزَوْجُهَا عَنْهَا رَاضٍ دَخَلَتِ الْجَنَّةَ

Hangi kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer! (Tirmizî, Radâ, 10) (Aynı durum adaleti gözeten erkekler için de geçerlidir).

NÜZUL SEBEBİ: Cahiliye döneminde kadının hiçbir hakkının olmaması, bir eşya gibi görülmesi ve aile hukukunun tamamen keyfiyete dayanması üzerine; nikahın Allah adına verilmiş bir söz olduğunu ve eşlerin birbirine "Allah'ın emaneti" olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "En yakınındakine zulmeden, Allah’ın rahmetinden en uzağa düşer!" Aile, mahşerin küçük bir provasıdır. Eşine kötü davrandın, onun onurunu kırdın veya meşru haklarını gasp ettin ama unuttun ki o kapalı kapılar ardındaki her feryat arşa yükselir. Erkek kadına zulmettiğinde "Kavvâm" (koruyucu) sıfatını, kadın kocasına haksız isyan ettiğinde ise "Saliha" sıfatını kaybeder. Nikah masasında verilen söz, sadece kula değil, asıl Allah’a verilmiştir. Emanete hıyanet edenin secdesi makbul olmaz!

SAHABE KISSASI: Hazreti Peygamber S.a.v, bir gün kızı Hazreti Fâtıma (Hz.)’nın evine gittiğinde onun üzgün olduğunu gördü. Damadı Hazreti Ali (Hz.) ile aralarında küçük bir kırgınlık geçmişti. Efendimiz her ikisini de yanına alıp barıştırdı. Evden çıkarken yüzü gülüyordu. Sahabe nedenini sorunca; "En sevdiğim iki insanın arasını buldum, nasıl sevinmeyeyim?" buyurdu. Bu hareket, aile içindeki küçük kırgınlıkların büyük günahlara (geçimsizlik ve zulme) dönüşmeden halledilmesi gerektiğini gösteren muazzam bir örnektir.

KISSADAN HİSSE: "Eşine merhamet etmeyene, Allah da merhamet etmez."

34. GÜNAH: KİSVE-İ NİSA VE KİSVE-İ RİCAL (CİNSİYET ÖZELLİKLERİNİ BOZMAK)

34. AYET

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللَّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ

Allah’ın, kiminizi kiminizden üstün (farklı) kıldığı şeyleri (haset ederek veya fıtratı zorlayarak) temenni etmeyin! (Nisâ, 32)

34. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَعَنَ اللَّهُ الْمُتَشَبِّهِينَ مِنَ الرِّجَالِ بِالنِّسَاءِ وَالْمُتَشَبِّهَاتِ مِنَ النِّسَاءِ بِالرِّجَالِ

Kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara Allah lanet etsin! (Buhârî, Libâs, 61)

NÜZUL SEBEBİ: Bazı insanların kendi yaratılış özelliklerine rıza göstermeyip, giyim, kuşam ve davranış bakımından karşı cinse özenerek fıtratı bozmaları ve toplumsal cinsiyet ahlakını tahrip etmeleri üzerine ilahi nizamı korumak için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Yaradan’ın takdirine başkaldıran, kendi kimliğini ateşe atmıştır!" Allah erkeği vakarıyla, kadını ise zarafetiyle yaratmıştır. Bu sınırı kasten çiğnemek, "Sen beni yanlış yarattın" demenin ameli bir lisanıdır. Tarz olsun diye fıtrattan saptın ama unuttun ki lanetlenen bir kılıkla kılınan namazın nuru olmaz. Bu bir özgürlük değil, ruhun kendi özüne ihanetidir. Kim kimin kisvesine (kimliğine) bürünürse, mahşerde onunla haşrolur!

SAHABE KISSASI: Hazreti Ayşe (Hz.) validemizin yanına, erkek gibi giyinmiş ve onun gibi davranan bir kadın girdiğinde, Ayşe validemiz ona yukarıdaki hadisi hatırlatarak; "Kadınlığını Allah'ın bir lütfu olarak gör ve vakarını koru; zira Allah'ın laneti ince bir çizgi üzerindedir" buyurarak onu uyarmış ve toplumdaki fıtri dengenin önemini vurgulamıştır.

KISSADAN HİSSE: "Fıtratından utanan, hidayetinden mahrum kalır."

35. GÜNAH: KOMŞUYA EZİYET ETMEK

35. AYET

وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ

Yakın komşuya, uzak komşuya ve yanınızdaki arkadaşa iyilik edin (Nisâ, 36)

35. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَاللَّهِ لَا يُؤْمِنُ وَاللَّهِ لَا يُؤْمِنُ وَاللَّهِ لَا يُؤْمِنُ قِيلَ مَنْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ الَّذِي لَا يَأْمَنُ جَارُهُ بَوَائِقَهُ

Vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz! "Kim ey Allah’ın Resulü?" denildi. "Komşusu, zulmünden ve kötülüğünden emin olmayan kimse!" buyurdu. (Buhârî, Edeb, 29)

NÜZUL SEBEBİ: İman iddiasında bulunan ancak kapı komşusu açken tok yatan, komşusunun namusuna göz diken veya gürültüsüyle, çöpüyle ona hayatı zindan edenlerin bu davranışlarının imanı temelden sarstığını bildirmek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Komşu hakkı, arşın altında hesabı en zor olan haklardan biridir!" Komşu, senin şahidindir. Mahşerde "Ben ondan razı değildim" diyen bir komşu, senin bütün nafile ibadetlerini yakıp kül edebilir. Eziyet ettin ama unuttun ki Cebrail (Hz.) komşu hakkını o kadar çok vasiyet etti ki Efendimiz S.a.v onu varis kılacak sandı. Komşusuna huzur vermeyenin, kabrinde huzur bulması imkansızdır.

SAHABE KISSASI: Abdullah b. Ömer (Hz.), evinde bir koyun kesildiğinde hizmetçisine ilk sorusu şu olurdu: "Yahudi komşumuza ondan pay gönderdin mi?" Hizmetçi şaşırınca; "Resulullah S.a.v komşu hakkını o kadar anlattı ki, neredeyse onu bize mirasçı yapacak sandık!" diyerek din farkı gözetmeksizin komşu hakkının kutsiyetini göstermiştir.

KISSADAN HİSSE: "Evinin huzuru, komşunun rızasına bağlıdır."

36. GÜNAH: KİBİRLE ELBİSE SÜRÜMEK VE LÜKSLE ÖVÜNMEK (HAYÂLÂ)

36. AYET

إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

Şüphesiz Allah, kibirlenip övünenleri asla sevmez! (Nisâ, 36)

36. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ خُيَلَاءَ لَمْ يَنْظُرِ اللَّهُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Kim büyüklük taslayarak (kibirle) elbisesini yerde sürürse, kıyamet günü Allah onun yüzüne bakmaz! (Buhârî, Libâs, 1)

NÜZUL SEBEBİ: Mekke ve Medine aristokratlarının, zenginliklerini ve asaletlerini göstermek için upuzun elbiseler diktirip yerlerde sürüyerek yürümeleri, bu yolla fakir halka karşı üstünlük taslamaları üzerine bu sahte görkem arayışını kırmak için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Üzerindeki kumaşla büyüklenenin, ruhu çırılçıplaktır!" Elbise örtünmek içindir, başkasına caka satmak için değil. Markanla, lüksünle, "bende var sende yok" edasıyla yürüdün ama unuttun ki o toprak seni yutmaya iştahla bekliyor. Kibirle atılan her adım, cehennem çukuruna yaklaştırır. Allah’ın bakmadığı bir kul olmak, ebedi körlüğe razı olmaktır. Sadeliğin izzeti, gösterişin zilletinden hayırlıdır!

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), bu hadisi duyunca endişeyle; "Ya Resulullah, benim elbisemin bir tarafı (zayıf olduğum için) bazen yere sarkıyor, ben de bu tehdide dahil miyim?" diye sordu. Efendimiz S.a.v ona; "Sen bunu kibirle yapanlardan değilsin" buyurarak asıl ölçünün "kalpteki niyet ve büyüklük taslama arzusu" olduğunu beyan buyurdu.

KISSADAN HİSSE: "Toprağın altına girecek bedeni, kumaşla yüceltmeye çalışmak ahmaklıktır."

37. GÜNAH: İNSANLARI ALLAH İLE ALDATMAK (DİN İSTİSMARI)

37. AYET

وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ

O çok aldatıcı (şeytan ve uşakları), sakın sizi Allah ile (O'nun adını kullanarak) aldatmasın! (Lokmân, 33)

37. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ رِجَالٌ يَخْتِلُونَ الدُّنْيَا بِالدِّينِ

Ahir zamanda öyle adamlar çıkacak ki, dünyayı din ile (dini kullanarak) avlayacaklar! (Tirmizî, Zühd, 60)

NÜZUL SEBEBİ: Münafıkların, müslümanların saf ve temiz inançlarını kullanarak menfaat devşirmeleri; dışarıdan "takva sahibi" görünüp içeriden fitne çıkarmaları ve dini kavramları kendi kirli emellerine kalkan yapmaları üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Dini dünyaya basamak yapan, ebedi binasını kendi eliyle yıkar!" En büyük sahtekarlık, Allah’ın adıyla insanları kandırmaktır. Bir ayeti çıkarına alet ettin, bir hadisi koltuğunu korumak için eğip büktün ama kalplerin gizlediğini bilen Allah’ı unuttun. Allah ile aldatan, mukaddesatı pazarlayan bir tüccardır. Onun kazancı dünyada bir anlık saltanat, ahirette ise hüsrandır. Dini istismar eden, mahşerde kendi maskesiyle asılacak olan bir müflistir!

SAHABE KISSASI: Medine’de münafıkların başı Abdullah b. Übey, her cuma Efendimiz S.a.v minbere çıkmadan önce ayağa kalkar; "İşte aranızda Allah’ın Resulü var, O’na itaat edin ki aziz olasınız" diyerek takva pozu verirdi. Uhud’da orduyu terk edince gerçek yüzü ortaya çıktı. Bu olay üzerine sahabe, "diliyle din diyenin değil, ameliyle din yaşayanın" sadık olduğunu bizzat tecrübe etti.

KISSADAN HİSSE: "Dini kendine uyduran, hidayet kapısını ebediyen kapatır."

38. GÜNAH: HAYVANLARA EZİYET ETMEK VE ONLARI HEDEF YAPMAK

38. AYET

وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ

Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, onlar da sizin gibi birer ümmet (topluluk) olmasınlar! (En'âm, 38)

38. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ دَخَلَتِ امْرَأَةٌ النَّارَ فِي هِرَّةٍ حَبَسَتْهَا

Bir kadın, hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme girdi. Onu hapsetti, yiyecek vermedi, yerin haşeratından yemesine de izin vermedi! (Buhârî, Bed'ül-Halk, 16)

NÜZUL SEBEBİ: Cahiliye döneminde hayvanların canlı canlı uzuvlarının kesilmesi, zevk için birbirleriyle dövüştürülmeleri ve hedef tahtası haline getirilerek canlarının yakılması üzerine; yaratılan her canlının bir hukukunun olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Dili olmayan canlının şikayeti, Allah katında en hızlı kabul edilenidir!" Hayvanlar, Allah'ın sessiz kullarıdır. Bir hayvana işkence ettin, aç bıraktın veya sırf zevk için canını yaktın ama o mahlukun sahibinin Allah olduğunu unuttun. Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. Hayvan hakkı, helalliği alınamayacak kadar ağır bir haktır. Onların dertlerini anlatacak dilleri yoktur ama onları yaratanın her şeyi gören bir adaleti vardır!

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Hüreyre (Hz.), bir gün abasının içinde küçük bir kedi taşıyordu. Efendimiz S.a.v onu görünce "Bu nedir?" dedi. O da "Kedicik" deyince, Efendimiz ona "Kedicik babası" (Ebû Hüreyre) lakabını taktı. İslam’ın en büyük hadis ravisi, ismini bir hayvana olan merhametinden almıştır. Bu, müminin mahlukata bakışının bir nişanesidir.

KISSADAN HİSSE: "Yaratılanı Yaradan'dan ötürü sevmeyen, Yaradan'ı sevdiğini iddia edemez."

39. GÜNAH: İLİM ÖĞRENİP ONUNLA AMEL ETMEMEK VE GÖSTERİŞ YAPMAK

39. AYET

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ

Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? (Saf, 2)

39. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ لِيُبَاهِيَ بِهِ الْعُلَمَاءَ فَالنَّارُ النَّارُ

Kim ilmi; alimlere karşı övünmek veya cahillerle münakaşa etmek için öğrenirse, onun yeri ateştir, ateştir! (İbn Mâce, Mukaddime, 23)

NÜZUL SEBEBİ: Bazı kişilerin "Eğer savaşa çağrılırsak şöyle yaparız, böyle kahramanlık gösteririz" deyip, imtihan vakti geldiğinde geri adım atmaları ve sözleriyle amellerinin birbirini tutmaması üzerine nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Yaşamadığın hakikat, mahşerde senin aleyhinde şahitlik edecek bir düşmandır!" İlim, amel edilmek için öğrenilir. Bilginle hava attın, başkalarına akıl verdin ama kendin haramdan kaçınmadın Bu, fener olup başkasını aydınlatırken kendi dibini karanlıkta bırakmaktır. Allah katında en sevilmeyen şey, özü başka sözü başka olmaktır. Amelsiz alim, sırtında kitap taşıyan hayvandan farksızdır. Hesabı ise cahilden çok daha çetindir!

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû’d-Derdâ (Hz.) şöyle derdi: "Kıyamet günü Rabbim bana; 'Ey kulum, öğrendin mi?' diye sorduğunda; 'Evet, öğrendim' dersem; 'Peki, öğrendiklerinle ne amel ettin?' diye sormasından çok korkuyorum." Sahabe efendilerimiz, bir ayet indiklerinde onu hayatlarına nakşetmeden ikinciye geçmezlerdi.

KISSADAN HİSSE: "Amelsiz ilim, meyvesiz ağaca benzer; sadece odun olmaya yarar."

40. GÜNAH: MEKR-İ İLAHİ'DEN (ALLAH'IN AZABINDAN) EMİN OLMAK

40. AYET

أَفَأَمِنُوا مَكْرَ اللَّهِ فَلَا يَأْمَنُ مَكْرَ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ

Yoksa Allah'ın (ansızın yakalayıverecek olan) azabından emin mi oldular? Hüsrana uğrayan topluluktan başkası Allah'ın azabından emin olmaz! (A'râf, 99)

40. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا

Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız! (Buhârî, Küsûf, 2)

NÜZUL SEBEBİ: Kendilerine verilen nimetlerin bolluğuna aldanıp; "Allah bizi seviyor ki bu kadar mülk veriyor, bize azap dokunmaz" diyen ve günah işlediği halde başına bir şey gelmeyince kendini "kurtulmuş" sayan gafil toplulukları uyarmak için nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Allah'ın azabından emin olduğun an, helakine en yakın olduğun andır!" Mümin, korku (havf) ile ümit (recâ) arasında yaşayan kimsedir. "Ben cennetliğim, bana bir şey olmaz" diyerek ibadetine güvenmek veya günahları hafife almak, en büyük cehalettir. Azaptan emin oldun ama mühlet verenin bir de yakalayıp hesaba çekeni olduğunu unuttun. İstidrac (günah işledikçe nimetin artması), Allah'ın bir kuluna en büyük tuzağıdır. Son nefese kadar hiç kimsenin garantisi yoktur!

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), cennetle müjdelenen on sahabeden biri olmasına rağmen, Efendimiz’in sırdaşı Huzeyfe’ye gidip; "Ey Huzeyfe, Allah aşkına söyle, Resulullah'ın saydığı münafıklar listesinde benim adım var mı?" diye sorardı. Bu muazzam korku ve haşyet, imanın kemalinden geliyordu.

KISSADAN HİSSE: "Korkusu olmayanın, koruyucusu da olmaz."

SON İHTAR: KENDİ ODUNUNU SIRTINDA TAŞIYAN BEDBAHT!

"Duyuyor musun ey nefis? Ey gaflet uykusunda sahte rüyalar gören, ey gırtlağına kadar günah bataklığına gömülmüş bedbaht! Bu sözler senin son çıkış kapındır. Bu günahlar sadece birer isim değil; seni ebedi helake götüren birer zincir, ruhunu diri diri yakan birer cehennem odunudur. Bilmez misin ki; büyük günahlar insanı sadece ahirette değil, daha dünyadayken vicdan azabıyla cehenneme hapseder? Daha dünyadayken huzurunu çalar, kalbini karartır ve seni ilahi nurdan mahrum bırakır.

Aklın başındayken, nefesin hala göğüs kafesinde bir emanet gibi dururken gel bu günahlardan vazgeç! Bak aynaya ve sor kendine: Akıllı bir Müslüman, kendi parasıyla kendi cehennemini satın alır mı? Kendi bileğiyle kendi darağacını kurar mı? Bir mümin, sabahtan akşama kadar Allah’ın rızasını kaybetmek, O’nun gazabını üzerine çekmek ve cehennemin dibine bir adım daha yaklaşmak için bu kadar büyük bir çaba harcar mı? Bu ne büyük bir cinnettir! Kendi gücünle, kendi imkanınla ebedi felaketini inşa etmekten vazgeç!

Bu şiddetli günahları elinin tersiyle it; hemen şimdi, bir an bile tereddüt etmeden! Çünkü bunlar Allah’ın sevmediği, meleklerin tiksindiği, arşın titrediği büyük veballerdir. Unutma; Allah merhamet sahibi olduğu kadar azabı da şiddetli olandır. O, 'Azizün Züntikam'dır; intikam alanların en izzetlisidir. O’na asi olana, emirlerini çiğneyip geçenlere, mukaddesatıyla dalga geçenlere Allah azap etmekte acımaz! O’nun adaleti tecelli ettiğinde, ne sığınacak bir liman ne de şefaat edecek bir dost bulabilirsin.

Karar ve tercih senindir ey insan! Ya şimdi başını secdeye koyar, Allah’ın inayetine ve mağfiretine sığınırsın ya da gafillerin safında yer alıp hayvanlardan daha aşağı bir mertebeye, 'Esfel-i Sâfilîn'e yuvarlanırsın. Unutma ki; fıtratını inkar eden, hayvandan daha aşağı düşer ve cehennemin yakıcı azabıyla bizzat kendi elleriyle oynar.

Rabbim bizleri, aklını idrak edip hakikate ram olanlardan eylesin! Kendi malıyla, kendi makamıyla, kendi şehvetiyle cehennem biletini kesen bedbaht kullarından eylemesin! Rabbim bizleri, mühlet dolmadan, perde kapanmadan, tövbe kapısı yüzüne kapanmadan Allah’ın rahmetine sığınıp gerçek kurtuluşa erenlerin zümresine ilhak eylesin.

Son söz şudur ki; bugün sabretmeyen, yarın ebediyen hasret çeker. Tercih senin: Ya ebedi vuslat, ya ebedi felaket!"


MEHMET ERÇELİK