İSLAM KARDEŞLİĞİ
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ
Ey iman edenler! .. Allah-u Teâlâ’ya karşı gelmekten sakının… Muttaki insanlar olun
حَقَّ تُقَاتِهٖ
“Takvanın hakkını vererek… İslam’ın, Kur’an’ın ve Resulullah’ın emirlerini yakışır biçimde, uygun biçimde yaşayarak Allah’a itaat edin… Allah’a karşı gelmekten sakının…”
وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
“Ve siz; ey Müslümanlar!.. Hedefiniz, gayeniz şu olsun…”
Öldüğünüz zaman Müslümanlar olarak ölmeyi… Yani Allah-u Teâlâ’nın huzuruna kelime-i şehadeti getirmiş, Allah’ın bir mü’min, muvahhid kulu olarak gelmeyi hedefleyin… Arzu edin…
Yeryüzünde bizler için yegâne gaye… Yegâne amaç Allah’ın huzuruna gelirken alnımızda Müslüman yazmasıdır… Kalbimizde Müslüman yazmasıdır… Dolayısıyla…
وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
“Bu dünyada ne yaşarsanız yaşayın… Ne hallere girip-çıkarsanız çıkın… Ama ölürken Müslüman olarak ölmekten daha büyük bir gayeniz asla olmasın…(AL_İ İMRAN;102)”
وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّنٖى مِنَ الْمُسْلِمٖينَ
Değerli Kardeşlerim!.. Bizim bu ayeti çok iyi anlamamız gerekiyor Cenab-ı Mevla bu ayette; “En güzel söz şudur diyor… Bir insanın başka insanları Allah’ın dinine davet etmesidir… Sonra; yine aynı insanın salih ameller işlemesidir… Yani hayatında, yaşantısında güzel işler yapmasıdır… Bu kişinin bir de etrafındaki insanlara dönüp, ben Müslümanlardan birisiyim demesidir” diyor… (FUSSİLET;33)
Dikkat edelim lütfen… Ben tek başıma Müslümanım demiyor… Az önce okuduğum ayet-i kerimede de yine aynı şekilde geçiyordu…
Evet, ben Müslümanım demek doğrudur ve güzeldir… Ama daha doğrusu ve daha güzeli ben büyük Müslüman ailesinin bir ferdiyim demektir… Yani
اِنَّنٖى مِنَ الْمُسْلِمٖينَ
ben Müslümanlardan birisiyim demektir… İşte Kur’an-ı Kerim; en güzel insan bu insandır diyor… Yani bizim en büyük ve en değerli özelliğimiz Müslüman olmamızdır… Çünkü biz bunun için yaratılmışız… Yani Allah’a kul olmak için yaratılmışız… Cenab-ı Allah;
وَجَاهِدُوا فِى اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهٖ
“y Müslümanlar!.. Sizler Allah’ın dini için yaşayın… Yeryüzünde iyilik hâkim olsun diye mücadele edin… Dünyada ki kötülükler, fitne-fesat yok olsun diye gayret edin… Bu yolda Allah için çaba gösterin diyor bize…”
هُوَ اجْتَبٰیكُمْ
“Çünkü Cenab-ı Allah bu işleri yapasınız diye sizleri seçti…”
وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِى الدّٖينِ مِنْ حَرَجٍ مِلَّةَ اَبٖيكُمْ اِبْرٰهٖيمَ هُوَ سَمّٰیكُمُ الْمُسْلِمٖينَ
Siz Hz.İbrahim’in yolundan giden bir ümmetsiniz diyor… Hz.İbrahim’in oğlu İsmail’in soyundan gelen, Hz.Muhammed Mustafa (SAV)’in yolundan giden bir ümmetsiniz diyor… Ve Allah; Hz.Adem’den beri kendisinin yolundan giden… Gönderdiği Peygamberlerin yolundan giden… Herkesin adını Müslüman olarak koymuştur…(HACC;78)
Değerli Kardeşlerim!.. Bizler, bir yandan anne-babalarımızdan dolayı bir kardeşlik hukukuna sahibiz… Ama bir yandan da yeryüzünün her bir tarafında yaşayan, her bir renkten olan, meslekleri farklı, yaşam tarzları farklı, iklimleri farklı… Ama hepsi la ilahe illallah, Muhammedür Rasulellah diyen, Hz.Muhammed Mustafa’nın ümmeti olan ailenin birer ferdiyiz…
Bakın; ümmet kelimesi çok seçkin… Çok özel bir kelimedir… Hani biz diyoruz ya; O’nun ümmetiyiz… Ümmet kelimesi Arapçada anne kelimesiyle aynı kökten gelir… Üm kelimesi anne demektir… Dolayısıyla ümmet, tıpkı aynı anneden doğanlar nasıl birbirlerine bir bağ içerisindelerse… Aynı peygamberin yolundan giden her bir kişi de diğer bir kişiyle kardeştir… Biraz önce Al-i İmran Suresi’nden okuduğum ayetin devamında Cenab-ı Allah…
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا
Ey Müslümanlar! .. Allah’ın ipine sımsıkı sarılın diyor…
İşte bizi ümmet olarak bir arada tutan bağ bu… Bizi hep beraber kardeş yapan bağ bu bağdır… Yani Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizdir… Onun için Cenab-ı Hakk uyarıyor bizi…
وَلَا تَفَرَّقُوا
“Sakın tefrikaya düşmeyin diyor…”
وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ
“Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın…”
اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَاءً
“Hani sizler birbirinizle düşmanlık içerisindeydiniz de…”
فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ
“Allah sizin kalplerinizi birbirini sever hale getirdi…”
فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهٖ اِخْوَانًا
“Siz kardeşliği Allah’ın bir ikramı olarak aldınız… Allah size kendi rahmetinden bir ikram olarak kardeşliği ikram etti… Ve bu sayede sizler birbirinizle kardeş oldunuz…”
Değerli Mü’minler!.. İşte şu mübarek vakitte hepimizi burada bir araya getiren şey budur… Yani Müslümanlıktır… Yani İslam kardeşliğidir… Ama bizim İslam kardeşliğinin ne olduğunu çok iyi anlayıp, bilmemiz lazım… İslam kardeşliğinin nasıl bir şey olduğunu anlamak için, bizim önce namazı anlamamız gerekiyor… Orucu anlamamız gerekiyor… Haccı, zekâtı anlamamız gerekiyor… İnfakı, sadakayı anlamamız gerekiyor… Diğer tüm hayır-hasenatı anlamamız gerekiyor…
İşte Cenab-ı Allah burada bize bunu anlatıyor… Benim bir rahmetim olarak, benim bir ikramım olarak; sizler geçmişte birbirinizle bir alakanız bulunmadığı halde… Hatta birbirinizle husumet içerisinde olduğunuz halde… Hz.Muhammed’in ümmeti olunca… Allah-u Teâlâ’nın Müslüman kulları olunca… Sizler birbirinizin kardeşleri haline geldiniz diyor… Ayetin devamı şöyle…
وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا
Sizler neredeyse bir ateş çukurunun kenarındaydınız… O ateş çukuruna düşecektiniz… Ama Allah-u Teâlâ sizleri o ateş çukurundan çıkararak Müslüman ailesinin birer ferdi haline getirdi diyor Cenab-ı Allah…
Değerli Kardeşlerim!.. Müslümanların birbiriyle kardeş olması… Müslümanların birbiriyle aynı yöne doğrulup, aynı gaye uğrunda yaşaması sadece bir slogan değildir… İçi boş bir söylem değildir… Öyle laf olsun diye konuşulacak bir ifade de değildir…
Kardeşlik doğrudan bizim iman anlayışımızla alakalı bir mesele… Kardeşlik doğrudan bizim Müslümanlık anlayışımızla alakalı… Çünkü bir hadis-i şerifte Peygamberimiz şöyle buyuruyor…
“Üç şey vardır… Bir kimse bu vasıflara ve ya bu üç vasıftan her hangi birine sahip olursa imanın lezzetini elde eder… Bu vasıflardan birincisi şudur… Müslüman kişi Allah’ı ve O’nun peygamberi Hz.Muhammed Mustafa (SAV)’i yeryüzündeki diğer bütün varlıklardan daha fazla sevmelidir…”
Allah ve Peygamber sevgisi… Bu öyle bir şeydir ki, Müslüman Allah ve Peygamber sevgisine sahip olduğu zaman, yaşadığı hayatın her zerresinden, imanın ve İslam’ın her zerresinden zevk almaya başlar… Bir Müslüman düşünün; kendisini yaratan Allah-u Teâlâ’yı seviyor… Kendisinin Müslümanlıkla şereflenmesine vesile olan, ömrünü buna adayan Hz.Muhammed Mustafa (SAV)’i seviyor… Sabahları uyandığı zaman Allah’ı zikrederek güne başlıyor, geceleri uyurken Allah’ı zikrederek uyuyor… Abdest almaya gittiği zaman besmeleyle başlıyor, yemeğini yerken besmeleyle başlıyor, evinden çıkarken hayata besmeleyle başlıyor, dükkânını bismillah diyerek açıyor, tarlasını bismillah diyerek ekiyor… İşte bu kişi boş vakitlerinde dururken ve koştururken içinden de hep Allah’ı zikrediyor… Allah diyor… La ilahe illallah diyor… İşte bu kişi Allah’a olan bu muhabbetiyle gönlünde o zevki yaşar… İmanın ve Müslümanlığın zevkini yaşar… Ama eğer bunları yapmazsa, o zaman Müslüman olmanın lezzetini alamaz…
Yine aynı kişi her fırsatta “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed” diye salavat-ı şerife getiriyor… Bu da bir zikirdir… Bir duadır… Her Cuma okuduğumuz ve dinlediğimiz
اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّ يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلٖيمًا
ayetinde bize bu emrediliyor… Allah Peygamberine rahmet eder… Melekleri peygambere salâvat eder… O halde ey mü’minler!.. Siz de peygambere salât edin, selam edin diyor Cenab-ı Allah… Yani her fırsatta Peygamberimize salât-ü selam göndermek için buna dilimizi alıştırmamız gerekir…
Bu hadis-i şerife göre Allah ve Rasulünü, herkesten ve her şeyden çok daha fazla sevmek… Çok daha fazla muhabbet duymak gerekiyor…
İşte bizim; bu sevgiyi ve muhabbeti göstermek ve ispatlamak için,
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ
llah’ın ipine… Yani Kur’an ve sünnetteki emir ve yasaklarına… Güzel ahlak öğütlerine sıkı sıkıya sarılmamız gerekiyor…
Ya Rabbi ben seni seviyorum… Senin Peygamberini seviyorum demek çok değerli bir şeydir… Ama öbür taraftan da, ben senin söylediklerini öyle çok da önemsemiyorum der gibi bir hayat yaşıyorsa… Burada sevgi de kalmaz… İman da kalmaz…
Hadis-i şerife devam edelim… Ne diyordu Peygamberimiz…
“Üç şey vardır ki; bir kimse bu vasıflara ve ya bu üç vasıftan her hangi birine sahip olursa imanın lezzetini elde eder… Birincisi; Müslüman kişi Allah’ı ve O’nun peygamberi Hz.Muhammed Mustafa (SAV)’i yeryüzündeki diğer bütün varlıklardan daha fazla sevmelidir… İkincisi; bir kimse bir başkasını sadece Allah için sevmelidir…”
Bir Müslüman bir başka Müslümanı sadece Allah için severse… İşte o zaman Müslümanlığından zevk alır… Mü’min oluşunun bir tadı ve anlamı olur… Üçüncüsü de şudur…
“Ateşe atılmaktan, ateşte yanmaktan nasıl korkuyorsa İşte tıpkı bunun gibi, Müslüman olduktan sonra tekrar küfre dönmekten de o şekilde korkmalıdır…”
İşte bu üç şeyi yapan kişi; imanın tadını, zevkini hayatında yaşar diyor Peygamberimiz…
Değerli Kardeşlerim!.. Eğer bizler birbirimizi birer Müslüman olarak görüp sevmezsek… Ne iyi bir Müslüman olabiliriz… Ne de İslam’ın o kurtuluş reçetesine ulaşabiliriz…
Bir kimse yurdu ne olursa olsun… Irkı ne olursa olsun… Meşrebi ne olursa olsun… İslam ve Müslümanlık, bizi bir aile yapan Müslüman kardeşliği demektir… Bir mü’min diğer bir mü’mini renginden dolayı beğenmezse Ve ya işinden dolayı beğenmezse… Ve ya mesleğinden dolayı aşağılarsa… Ve ya rütbesinden dolayı hor görürse… Ve ya fakirliğinden dolayı hakir görürse… Bu kişinin Müslümanlığın lezzetini alması mümkün olmaz… İslam’ın huzurunu yaşaması mümkün olmaz… Aynı zamanda böyle bir toplumun huzur ve bereket içinde olması da mümkün olmaz…
Tam tersi; eğer biz, bu camilerde aynı saflarda omuz omuza durduğumuz gibi… Dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlar olarak omuz omuza durursak… O zaman Cenab-ı Allah;
إِذَا جَاء انَصْرُ للَّهِ وَالْفَتْحُ
وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ رْهُ وَاسْتَغْفِ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا
Ayetlerindeki müjdesiyle, bizlere fetihler nasip eder… Bizlere zaferler nasip eder… Bizlere bereketler nasip eder… İşte ancak o zaman ailelerimiz bereketlenir… Topraklarımız bereketlenir… İşlerimiz bereketlenir… Akıllarımız bereketlenir… Kalplerimiz bereketlenir… Çünkü Cenab-ı Mevla bu dini bir kişi için değil… Bir aile için gönderdi… İşte o ailenin adı Ümmet-i Muhammed ailesidir…
Değerli Kardeşlerim!.. Bir gün Peygamberimiz arkadaşlarıyla otururken… “Birazdan kapıdan birisi girecek… O kişi cennetliktir” diyor… Ve az sonra bir sahabe giriyor içeriye… Henüz daha yeni abdest almış… Geliyor Peygamberimizin yanında oturanların yanına oturuyor… Az sonra onlarla beraber namazını kılıyor ve gidiyor… Ertesi gün Peygamberimiz yine “Birazdan kapıdan birisi girecek… Dikkat edin, o adam cennete gidecek” diyor… Tekrar aynı kişi geliyor… Üçüncü gün yine şey oluyor… Bakıyor Müslümanlar… Bu adamın kimseden çok fazla bir şeyi yok… Herkes gibi abdestini alıp gelmiş… Onlarla beraber namazını kılıyor… İbadet ediyor… Dua ediyor… Peygamberimizi dinledi falan ve çekti gitti…
Hz.Amr ibni As merak ediyor… Diyor ki; ya bu adam ne yapıyor ki… Rasulüllah bu adam her geldiğinde şimdi kapıdan cennetlik bir adam girecek diyor… Amr ibni As bu adamın yanına gidiyor, tanışıyor ve ben bir süre seninle beraber senin evinde kalmak istiyorum diyor… Tamam diyor adam ve gidiyor evine… İzliyor Amr ibni As; bu adamın ne özelliği var diye… Bakıyor ki adam herkes gibi günlük hayatını yaşıyor… Abdestini alıyor, namazını kılıyor, ibadetlerini yapıyor… Yani hayret verici bir şeyi yok… Amr ibni As Peygamberimizin çok zeki sahabilerinden birisidir… Birkaç gece-gündüz onun yanında kalıyor… Bakıyor herkesten farklı önemli bir şey yok… Oradan ayrılırken diyor ki; “Senin haberin yok ama Peygamberimiz sen gelmeden önce hep şimdi kapıdan cennetlik bir adam gelecek diyordu… Ve sonra sen geliyordun… Sen ne yapıyorsun da, Peygamber senin için böyle düşünüyor ve söylüyor?..” Diyor ki o zât; “Benim diyor, öyle çok farklı bir özelliğim yok… Amma ben bu kalbimle bir başka Müslümanın sevindiği şeye ondan daha fazla sevinirim… Başka bir Müslüman bir şey elde ettiği zaman ben ona asla hasetlik etmem… Hatta ben onun sevindiğinden daha fazla sevinirim…”
Değerli Kardeşlerim!.. Demek ki Müslüman kardeşliğinin bir slogandan ibaret olmayıp, hayatımıza yansıması için… Muhabbetle birbirimizi korumamız gerekiyor… Birbirimize sahip çıkmamız gerekiyor… Birbirimize kenetlenmemiz gerekiyor… Aç kalanı doyurmamız gerekiyor… Yetim kalanın başını okşamamız gerekiyor… Garibana sevgi-saygı göstermemiz, sahip çıkmamız gerekiyor… Ümmetin dertleriyle dertlenmemiz gerekiyor… Yoksa, Müslümanlar kardeştir diyerek, bunu sadece söyler geçersek eksik kalır, yetersiz olur… Şimdi bir başka hadis-i şerif ile Peygamberimize kulak verelim… Peygamberimiz şöyle buyuruyor…
“Müslüman diğer Müslümanın kardeşidir… Dolayısıyla bir Müslüman başka bir Müslümana asla zulmetmez…”
Evet; biz elhamdülillah Müslümanız… Ve biz hepimiz Ümmet-i Muhammediz… Onun için biz hiç kimseye zulmedemeyiz… Hiç kimseye hakaret edemeyiz… Hiç kimseye saygısızlık edemeyiz… “Müslüman diğer Müslümanın kardeşidir…” buyuran Peygamberimiz devam ediyor… “Her kim diğer Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir… Ve her kim bir başka Müslümanın bir sıkıntısını giderirse, Cenab-ı Allah da kıyamet gününde onun sıkıntılarını giderir… Her kim de bir Müslümanın bir hatasını, bir günahını görür de, onu örterse, dedikodusunu yapmazsa… Cenab-ı Mevla da onun hatalarını ve günahlarını kıyamet gününde örter… Yani günahlarını affeder…”
İşte biz mü’minler ve Müslümanlar birbirimizle olan kardeşliğimizi… Sözde değil, hayatın içinde yaşamak istiyorsak önce Allah’a muhabbet duyacağız… Peygambere muhabbet duyacağız… Sonra birbirimize muhabbet duyacağız… Birbirimize sahip çıkacağız… Birbirimizi koruyacağız… Birbirimizin derdiyle dertleneceğiz… Ve hep beraber aynı istikamete doğru yürüyeceğiz… İşte ancak o zaman Cenab-ı Mevla’nın rahmeti, bereketi, inayeti ve atifeti üzerimize ulaşacak…
Bakınız; İslam kardeşliğinin bizim hayatımızın her tarafına yansıması gerekiyor… Az önce anlattıklarım ibadet ve inanç hayatımız… Bizim bir de iktisadi hayatımız var… Bizler hepimiz kendimizin, çocuklarımızın, ailemizin rızıklarını temin etmek için bir hayat mücadelesi içindeyiz… Rızkı veren Allah’tır… Amenna… Ama sebeplerin peşinde koşmak da kulun vazifesi… Çalışıp-çabalıyoruz, koşturuyoruz, gayret ediyoruz… Ama, maalesef Ümmet-i Muhammed olarak… Birbirimizle yardımlaşma konusunda… Birbirimizle paylaşma konusunda… Müslümanca bir iktisadi anlayışa sahip olduğumuzu söyleyemeyiz bu gün…
Biraz önce arz ettiğim hadis-i şerifte ne buyuruyordu Peygamberimiz… “Bir Müslüman bir Müslümanın ihtiyacını giderirse, Allah-u Teâlâ da onun ihtiyacını giderir” diyordu… Kur’an-ı Kerim bir Müslümanın, bir Müslümanın ihtiyacını gidermesini “karz-ı hasen” olarak bildiriyor… Karz-ı hasen demek, güzel borç demektir… Ve Kur’an, bir mü’min eğer bir karz-ı hasen yaparsa, Allah’a borç vermiş gibi olur diyor… Bu gerçekten müthiş bir ifade… Bir Müslüman bir başka Müslümanın sıkıntısını giderdiğinde, Allah-u Teâlâ’ya borç vermiş oluyor… Allah-u Teâlâ’dan alacaklı olmuş oluyor… Böyle diyor Kur’an…
Biz Ümmet-i Muhammediz… Bu Ümmet-i Muhammed olma anlayışı bizi güçlendirir… Bizi birbirimize bağlar… Onun için Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor… “Sizin içinizden her hangi bir kimse, gerçek anlamda mü’min olmak için, kendisi için arzu ettiği, sevdiği güzel şeyleri kardeşi için de istemelidir…”
İşte bakın; Peygamberimiz bize muhabbeti, birbirimize sevgi ile bağlanmayı, muhabbetle bağlanmayı, imanı güçlendiren temel esas olarak beyan ediyor… Biz birbirimizi sevmezsek, birbirimize muhabbet duymazsak, gerçek anlamda mü’min olamayız…
Yine Peygamberimiz bir başka hadis-i şeriflerinde de; “Mü’minler bir binanın tuğlaları gibidir… Onlar birbirini bağlar… Birbirini kuvvetlendirir, destekler” buyuruyor… Peygamberimiz bunu ifade ederken de; iki elinin parmaklarını şu şekilde birbirine kenetliyor… Ve “Mü’minler bu iki elimin parmakları gibi birbirine kenetlenmesi gereken, aynı duvarın birer tuğlasıdır, parçasıdır” diyor…
Bu parmağımız Arakan, bu parmağımız Filistin, bu parmağımız Suriye, bu parmağımız Irak, bu parmağımız Afrika olarak… Aynı şekilde bütün ülkemiz doğusu-batısı-kuzeyi-güneyi ile… Bütün parmaklarımız birbirine kenetlendiği zaman Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerimize iner…
İşte o zaman
إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُّبِينًا
ayet-i kerimesi bir kere daha tecelli eder… İşte o zaman Allah’ın rahmetinin ve bereketinin ülkemize ve bütün İslam âleminin üzerine yağdığını görürüz…
İşte bizler, bütün mü’minler, şu Cuma vaktinde, bu mabedde buluştuğumuz gibi… Hepimizin yönü aynı kıbleye dönük, niyetlerimiz bir, kalplerimiz bir, imanımız bir, vicdanımız bir… O zaman sosyal hayatta da, iktisadi hayatta da, içtimai hayatta da bir olacağız… Beraber olacağız… Aramıza fitne tohumları serpmek isteyen, aramızda ifsat ve fesat yaratmak isteyen, bizi birbirimize düşman kılmak isteyenlere karşı, şu camide omuz omuza saf durduğumuz gibi omuz omuza duracağız…
Cenab-ı Mevla bizi sırat-ı müstakîminden ayırmasın…
İmanlarımızı ve birlik beraberliğimizi kavi eylesin…
Bozgunculara, ifsat yapmak isteyenlere fırsat vermesin…
