İSLAMDA CİHAT ANLAYIŞI
Kur'ân-ı Kerîm'de ilâhi yardıma erecekleri ve de Cennet'e girecekleri açıklanan gerçek mü’minler Allah'ın Hizbi olarak nitelenirler. Benim Allah Erleri olarak Türkçeleştirmeyi tercih ettiğim bu bilgili ve bilinçli mü'minlerin kültürel ve ahlâkî vasıflarından biri de, onu kınayanların o kınamalarından, onu aşağılamalarından, onunla dalga geçmelerinden korkmadan Allah yolunda cihâd etmektir.(1)
İslâm düşmanlarının sadece «yakma-yıkma» ülküsü olarak bilip tarif ettikleri, mü'minlerin büyük bir kısmının da maalesef - eksik bir kavrayışla - yalnız silâhlı savaş eylemi olarak algıladıkları cihâd, gerçekten çok iyi bilinmesi gereken bir mevzudur. Çünkü mü’min için «Hayat iman ve cihad'dır.»
Malumunuz; iman; İslâm Dini'nin itikadı, içtimaî, iktisadî, hukukî ve ahlakî düsturlarının tamamına, hiç eksiksiz, hiçbir ayrım yapmadan gönülden inanmak ve bunu açıkça ikrar etmektir.
Cihad ise; hayatında, yaşantısında uygulamak için, yani sadece biliyor olmak için değil, Cenab-ı Allah'ın ve Peygamberinin emirlerini ve yasaklarını öğrenip öğretmektir. Sonra nefsin ilâhî yasalarla çatışan arzularını kırmak da cihaddır. İslâm Dini'nin, ortak aklın ve ilmin gerektirdiklerine insanları çağırmak cihaddır. En üst seviyede cihad ise; İslâm Düzeni ve ülkesini gerektiğinde silahla korumak için bütün gücünü ve ve tüm imkânlarını kullanmaktır.
Bir işi başarmak için bütün güç ve gayretin kullanılması anlamını içeren bir kökten türeyen cihadı Ku'ân'dan ve Sevgili Peygamberimizin Kur'ân çizgisindeki açıklamalarını oluşturan Sünnet'ten hareket ederek açıklamaya çalışalım bu sohbetimizde.
Cihâd, Cenab-ı Allah'ın ve Peygamberimiz'in bütün emirlerine itaat etmek ve bütün yasaklarından sakınmaktır.
Cihâd, nefislerimizin İslâm Dini ile çatışan arzularına ve eylemlerine karşı mücadele vermektir. Cihâd, ikna edici aklî ve ilmî delilleri sunarak insanları İslâm'a çağırmaktır.
Cihâd, haklar ve özgürlükleri çiğneyen egemen güçlerle ve İslâm Yurdu'na saldıran mütecavizlerle savaşmaktır. İslamın yaşanması ve öğretilmesi önündeki engelleri kaldırmaktır.
Bu manâda cihâd ana mükellefiyetimiz yani biz Müslümanların baş sorumluklarımızdan biridir.
Cenab-ı Allah'ın ve Peygamberinin emirleri ve yasaklarına itaatin cihad olduğunu Sevgili Peygamberimiz verdiği değişik örneklerlerle açıklıyor bizlere.
Ve PeygamberEfendimiz, şöyle buyuruyor:
«Namaza sarıl. Zira namaz cihâdın en fazîletlisidir.»
«Yaşlının, çocuğun, âcizin ve kadının cihâdı Hac ve Umredir.» (2)
Bu hadîsleriyle namaz kılarak, hac ve umre yaparak Cenab-ı Allah'a itaat etmeyi cihâd olarak niteleyen Peygamber Efendimiz, helal rızık kazanmak için çalışmayı da cihad olarak bildiriyor.(3) Ayrıca Cenab-ı Allah'ın emri olduğu için ana-babamıza itaat etmemizzin ve onlara ikramda bulunmamızın da birer cihâd olduğunu haber veriyor bize.
Bakınız; bir gün huzuruna gelerek savaş için hazırlanan orduya katılma izni isteyen bir sahabeye Peygamber Efendimiz ana-babasının sağ olup-olmadığını sormuş, sağdır cevabını alınca da şöyle buyurmuştu:
- Anan-baban için(çalışarak ve onlara ikram ederek) cihad et.(4)
Biraz önce nefislerin olumsuz arzu ve isteklerine karşı çıkmanın cihad olduğunu söylemiştim. Bunun böyle olduğunu da Peygamberimiz şöyle açıklıyor:
«Düşmanlarınızla cihâd ettiğiniz gibi nefsinizin (Allah'a isyân vasfındaki) arzularıyla da cihâd ediniz. (5)
Çünkü mücâhid nefsinin(ilâhî emir ve yasaklarla, çatışan) arzularına karşı mücadele edendir.» (6)
İnsanları dinimizin belirlediği doğru yöntemlerle İslâm'a davet etmenin cihad olduğunu ise Kur'ân-ı Kerîm, Furkan Sûresinin 52. âyetinde öğretiyor bize.
Fe lâ tutııl kâfirîne ve câhidhum bihî cihâden kebîrâ
«Kâfirlere (ve düzenlerine) uyma. Onlara karşı Kur'ân'la büyük bir cihad ver».
Bakınız Kur'ânın getirdiği iman ve hayat kurallarını yaşamaları için insanları İslâm'a çağırmanın büyük bir cihâd olduğunu açıklıyor bize bu ayet.
Kur'ân ve Sünnet'e dayanarak yaptığımız bu izahlar bize dinimizi Cenab-ı Allah'ın rızasını amaçlayarak yaşamanın ve yaşatmanın cihad olduğunu anlatıyor bize. Yani bundan şunu anlıyoruz; cihad belirli bir eylem değildir, cihad dinimizin emir ve yasaklarını uygulamada son derece gayret göstermek ve bunda samimi olmaktır. Ayrıca bu izah ve açıklamalar bir de cihadın önemini de vurguluyor.
Silahlı savaş anlamını içeriyor olsa bile, cihadı sadece bu anlamıyla çağrıştırmak doğru değil. Müslümanlar olarak bizim vazifemiz açıklamaya çalıştığımız, manasıyla cihâdı kavramak ve hayatımıza uygulamaktır.
İslâmî bir hayatın oluşması için ve bunun devam etmesi için şart olan cihadın dinimizdeki yeri çok büyük ve çok önemlidir. İşte bunun için de: «Allah yolunda malınızla, canınızla hakkıyla cihâd ediniz » (1) emrini hem Kur'ân’da, hem de Sünnette çok sık görüyoruz.
Cenab-ı Hak gerçek mü’minlerin malları ve canlarıyla cihad eden mü’minler olduğunu takdim ediyor bize.
İnnemel mû’minûnellezîne Gerçek mü’minler o kimselerdir ki;
âmenû billâhi ve resûlihî onlar Allah'a ve O'nun peygamberine inanırlar,
summe lem yertâbû inandıktan sonra (İslâm Dini'nin yüceliği ve yaşanmasının gerekliliği hususunda) şüpheye düşmezler.
ve câhedû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâhi, Mallarıyla canlarıyla (kültürel, iktisadî, siyâsî ve silâhlı her nevi) cihadı yaparlar.
ulâike humus sâdikûn İşte yaşayışlarıyla imanlarını doğrulayan gerçek müminler onlardır. (1)
Peygamberimiz Efendimiz de hakiki mü’minlerin ancak mücâhid müminler olabileceğini şöyle açıklıyor:
« (Kâfirler, münafıklar ve sömürücü ahlâksızlarla) bizzat mücâdele eden mü’mindir. Onlara karşı dili; (sözü ve yayınlarıyla) mücadele eden mü’mindir.
Onlara karşı kalbiyle; fikir çilesi çekip nefret ve strateji oluşturarak mücadele eden mü’mindir. Kalple mücâdelenin ötesinde hardal danesi kadar iman yoktur.» (2)
Şimdi gelelim yaşadığımız şu zamana. Bu gün insanlarımız ve toplumumuz maalesef cihadsızlığın kısmî zilleti içinde. Artık hepimiz gerçekleri görmeliyiz, herkes hakikatleri bilmek zorunda.
İslâmî inançlarımız ve ahlâkî değerlerimizle çatışan, o yıkıcı programlarıyla bizleri etkileyen, bizleri yönlendiren görsel medya dediğimiz TV.lar ve internet cihâdsızlığımızın bizi kuşatan bir zilletidir.
Yaşadığımız toplumda sayıları giderek artan faiz kurumları, içki-kumar-fuhuş işletmeleri cihâdsızlığımızın bizi kuşatan birer zilletidir.
İslâm'ı yaşamama ve yaşatamama anlamına cihâdsızlığın sebep olacağı bu zillet sadece dünya hayatımızı değil, daha kötüsü âhiret hayatımızı da kuşatacak bir zillettir bu.
Tarifini, dinimizdeki önemini ve doğuracağı neticeleri açıklamaya çalıştığımız cihad İslâm'ı yaşamak ve yaşadığımız hayata dinimizi egemen kılmaktır.
Müslümanlar olarak şunu çok iyi bilmek zorundayız. Eğer biz cihâdla Hakkı yaşamazsak batılları yaşamak zorunda kalırız. Eğer içinde yaşadığımız topluma Hakkı hakim kılmazsak batıllar gelir bize egemen olur.
Böyle olmadığı zaman bu olmuş mudur; evet olmuştur, eğer bunu başaramazsak, eğer şöyle bir silkelenip kendimize gelmezsek bundan sonra da bu böyle olacak. Şunu unutmayın; Hak'la Cennet'e yükselemeyen, batıllarla Cehennem'e yuvarlanır.
Bizim ilk vazifemiz; inandığımız İslâm Dini'nin emir ve yasaklarına göre hayatımızı düzenlemek olacak. Arzularını mabutlaştırmak isteyen nefsimizi Cenab-ı Allah'a ve Peygamberine itaat ettirmek zorundayız.
Bu uğurda vereceğimiz her mücadele mukaddestir ve işte gerçek cihad da budur. Onun için, Peygamber Efendimiz; «Mücâhid, kendi nefsiyle cihâd eden kimsedir.» buyurmuş.
Her zaman «Allahım! Göz açıp kapayıncaya kadar olsun beni nefsimin eline bırakma.» (3) diyerek duâ eden Peygamber Efendimizin, bir savaştan döndüğü zaman «Küçük cihâddan, büyük cihâda döndünüz.» (4) şeklindeki ifadeleriyle dikkatimizi çektiği nefis mücâdelesi, gerçekten en zor cihaddır.
İşte nefsiyle yapması gereken bu mücadeleyi yapamadığı için beş vakit namazını kılmayan, zekâtını vermeyen, yakın akrabasını gözetmeyen mü’minler var. Yalanı ve entrikacılığı bırakamayan mü’minler var. Modern kumarlardan kazanç, alkollü içkilerden mutluluk, zinakârlıktan zevk bekleyen müslümanlar var.
Her müslüman için cihâd; ikinci derecede aile yuvasında başlar. Şu yaşadığımız devirde bütün ailemiz maalesef gayr-ı İslâmi bir hayatın yıkıcı tesirleri altındalar. Çünkü bu gün toplumun her kesimini etkilemeyi başarabilen; sinema, tiyatro, radyo, televizyon ve basın gibi kurumlar Hakk'a yönlendirici olmak şöyle dursun, tamamen Batıllara yöneltici ve özendirici durumda.
Ailevî hayatımızda öncelikle eşimize, çocuk-çocuğumuza İslâm'ı gerçekten yaşayan bir Müslüman olarak kendimiz örnek olacağız. Onları, dinimize bağlamak için, dinimizi sevdirmek iiçin her türlü müspet yöntemi deneyeceğiz. Bakın bunları yapmak bizim hepimizin birer vazifesi.
Cenab-ı Hak Kur’an’da, Tahrim Sûresi’nin 6. âyetinde nefsimizi ve ailemizi Cehennem azabından korumamızı emrediyor. Yine Kur'ân-ı Kerîm'de bunu nasıl yapacağımızı da öğretiyor bize Cenab-ı Allah;
Ve’mur ehleke bis salâti vastabir aleyhâ, lâ nes’eluke rızkan, nahnu nerzukuke, vel âkıbetu lit takvâ.
«Ailene ve çocuklarına namazı emret » Taha, 132,
Ve enzir aşîretekel akrebîn
«Yakın akrabanı Allah'ın azabı ile korkut.» Şuara, 214
Bu ve benzeri ayetler, Müslümanlara yani bizlere mükellefiyet yükleyen emirlerdir. Bu bir nevi cihâddır ve bizim en mukaddes vazifemizin de bu olduğunu bildiriyor bize bu ayetler.
Hepimiz Elhamdülillah müslümanız ve şu an işte bunun için şu mübarek vakitte bu mübarek mekânda Cenab-ı Allah’ın evinde O’nun huzurunda toplandık. İşte hepimiz birer Müslüman olduğumuz için; İslâm Dini'ni öğrenip öğretmekle mükellefiz. Toplumumuzdaki İslâm dışı ve münafıklık akımlarını tanıyıp tanıtmakla yükümlüyüz. Sözün kısası hepimiz; çevremizi Hakk'a çağırmak, batıllardan sakındırmakla vazifeliyiz. Ama bunu yapabilmemiz için, hani biraz önce anlattım ya, önce kendi nefsimizden ve kendi aile hayatımızdan başlayacağız bu mücadeleye, yani Allah yolunda bu uğurda cihâd etmeye.
Bu anlattığımız görevlerimizin yanında şu içinde yaşadığımız toplumda, bu topluma karşı hepimizin bir cihad vazifesi daha var… Şimdi bir hadis-i şerif okuyacağım. İşte Peygamberimiz bu vazifelerimizin neler olduğunu bu hadis-i şeriflerinde öğretiyor bize. Peygamberimiz şöyle buyururuyor:
«Sizden biriniz çirkin bir davranış, zararlı bir iş, yıkıcı bir kurum görürse onu bizzat ortaya çıkararak düzeltsin. Buna güç getiremezse(sözlü ve yazılı olarak) mücadele versin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle nefret beslesin. Nasıl güç kazanabileceğini, nerede, ne zaman ve nasıl karşı çıkacağını düşünsün. Kalple mücadele ise, cihadın en zayıf şeklidir..»
«Dinin sütunu namaz, en yüksek noktası cihâddır.» buyuruyor Peygamber Efendimiz… Başka bir sözlerinde de: « Sizler cihadı terkettiğiniz zaman Allah üzerinize öyle bir aşağılık salar ki dininizin yüklediği cihâda dönünceye kadar hiç bir güç onu gideremez.» diyor.
Bu gün İslam coğrafyasının hali ortada. Bunu bilmeyen, anlamayan yok artık. Onun için şunlar şöyle, bunlar böyle diye konuşmanın da bir manası yok. Herkes her şeyi görüyor, biliyor. Hadiste belirtilen o Cenab-ı Allah’ın üzerimize saldığı, içimizde terör örgütleri kurarak Müslümanları birbirleriyle savaştıran aşağılığı da anlamayan, bilmeyen kalmadı heralde.
İşte Müslümanlar öncelikle kendi nefisleriyle cihâd yapmadığı için, sonra ailevî hayatını cemiyetin yıkıcı cereyanlarına açık bıraktığı için ve her bir Müslüman bunu bir vazife bilerek Hakk'a çağırıp, batıllarla mücadele etmediği için, bir diğer anlatımla iman temeline dayalı demokratik katılım görevlerini yapmadığı için bu gün bütün İslam alemi maalesef zillete mahkûm oldu. Yaşantımız ve yaptıklarımız; bizi böyle inançsız, faziletsiz, bâtıl bir hayata yönlendirdiği için, cahilî bir yaşayışın içine düştük Müslümanlar olarak.
Suçlu aramaya, hatalarımızı dinimize inanmayan zümrelere yüklemeye çalışmayalım. Suçlu, inandığını yaşamak ve yaşatmakla mükellef olan bizleriz.
Bakınız Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de ne buyuruyor ve bizleri nasıl müjdeliyor:
Tû'minûne billâhi ve resûlihî ve tucâhidûne fî sebîlillâhi bi emvâlikum ve enfusikum, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta'lemûn
Yagfir lekum zunûbekum ve yudhılkum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru ve mesâkine tayyibeten fî cennâti adnin, zâlikel fevzul azîm
«(Ey Peygamber Söyle!)Ey İman Edenler! Sizleri elem verici azaptan kurtaracak bir kazanca yönelteyim mi? Allah'a ve Onun Peygamberi Muhammed'e imanınızda sebat eder, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz cihâd sizin için çok hayırlıdır. Bunu yaparsanız, Allah günahlarınızı bağışlar ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere, Adn Cennetleri'nde hoş yerlere koyar. Bu ise büyük kurtuluştur.» (Saf, 11-12)
Başka söze gerek var mı? Eğer her birimiz birer Müslüman olarak sadece bu iki ayeti anlayabilsek bütün Müslümanlar olarak topyekun ayağa kalkarız inşallah.
