Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam’da Güzel Ahlak: Merhamet, Tevazu, Doğruluk ve Gerçek Dindarlık

MEHMET ERÇELİK

CUMA VAAZI

EVDE ZALİM DIŞARIDA ÂLİM: MASKE TAKMIŞ RİYAKÂRIN İĞRENÇ HÜSRANI!

EŞİNE MERHAMETİ OLMAYANIN SECDESİ ARŞIN KAPISINDAN REDDEDİLMİŞTİR.

DIŞARIDA MELEK EVDE CELLAT: ALLAH SENİN VİTRİNİNE DEĞİL, EVDEKİ ZULMÜNE BAKAR.

İBADET SENİ GÜZELLEŞTİRMİYORSA SEN İBADETİ DEĞİL, İBADET SENİ TERK ETMİŞTİR.

AHLAKSIZ DİNDARLIK: İMANIN KALBE UĞRAYIP YERLEŞEMEDİĞİ BİR ALDANIŞ!

EY BEDBAHT! ÖNCE AHLAKINI TEMİZLE; YOKSA KILDIĞIN NAMAZ SENİ ATEŞTEN KORUMAYACAK!

DİNDARLIĞIN HÜSRANI.

اعوذ بالله من الشيطان الرجيم

بسم الله الرحمن الرحيم

الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ اَجْمَع۪ينَ

Anlamı: Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Salât ve selâm, Efendimiz Hz. Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem (S.a.v)'in, O'nun âlinin ve bütün ashâb-ı kirâmın üzerine olsun.

AHLAKIN YOKSA İMANIN SADECE BİR ETİKETTİR!

Ey secdede alnı nasır tutmuş ama evinde eşine ve çocuğuna kan kusturan bedbaht! Ey caminin ilk safını kimseye bırakmayan ama çarşıda, pazarda, sokakta diliyle insanları zehirleyen gafil! Uyan ve kendine gel! Senin namazın çok olabilir, başın secdeden kalkmıyor olabilir; ama ahlakın yoksa, o namaz seni Allah'a değil, sadece kuru bir alışkanlığa götürür. İbadet seni güzelleştirmiyorsa, seni merhametli, yumuşak huylu ve dürüst bir insan kılmıyorsa; bil ki sen ibadeti değil, ibadet seni çoktan terk etmiştir!

Evinde zalim, camide âbid olan kişi; Allah katında mümin değil, insanların gözünde sadece bir "maske" taşıyıcısıdır. Eşine merhameti olmayanın, o merhametsiz kalbiyle yaptığı secdeler göğe yükselmez, arşın kapısından geri döner. Çocuğuna nefretle bağıran bir baba, kürsüye çıkıp merhametten bahsederse, onun sözü sadece havayı kirletir, kalplere ulaşmaz.

Ey bedbaht! İslam secdede değil, öfkelendiğinde, eline güç geçtiğinde, birini kırma imkânın varken Allah'tan korkup durduğunda belli olur. Dilin zikirde ama kalbin kibirde ise, sen Allah'ı değil, kendi egonu büyütüyorsun demektir. Ahlakın kötüyse, iman kalbine uğramış ama orada kendine yer bulamamıştır. İnsanları kırarak, kul hakkına girerek aslında kendi imanını parça parça ediyorsun. Allah'tan korkan, O'nun yarattığı kuluna zulmetmez! Eğer evinde huzur yoksa, senin dindarlığında dehşetli bir eksiklik, bir çürüme var demektir. Gel, henüz vakit varken sahte dindarlıktan vazgeç ve ahlakın nuruyla imanı kalbine yerleştir!

İBADETİN RUHUNU ÖLDÜRENLERE: SAHTE DİNDARLIĞIN HÜSRANI

Ey iman ettiğini iddia edip de, İslam'ın izzetini karakterine nakşedemeyen bedbaht! Ey evinin kapısından içeri girdiği an cellat kesilen, dışarı çıktığında ise yabancılara "melek" maskesi takan gafil! Aklını başına al ve bu dehşet verici riyakârlığın seni hangi uçuruma sürüklediğini idrak et! Sen, Allah'ın sana en büyük emaneti olan eşine ve çocuklarına zorbalık yaparken, onlara karşı dilini bir akrep gibi kullanırken; hangi yüzle caminin ilk safına koşuyorsun? Hangi yüzle o kirli kalbinle Allah'ın huzuruna durup "İyyâke na'budu" (Yalnız Sana kulluk ederiz) diyorsun?

İyi bil ki ey gafil! Senin dışarıdaki insanlara dağıttığın o sahte tebessümler, evindeki masumların döktüğü bir damla gözyaşını silmeye yetmeyecektir! Sen yabancılara nezaket gösterirken "ne iyi adam" desinler diye nefsinin putuna tapıyorsun. Fakat asıl dindarlık; kimsenin seni görmediği, gücünün yettiği o dört duvar arasında belli olur. Kendi ailesine merhameti olmayanın, secdesi göğe yükselmez; arşın kapısından "Zalim!" nidasıyla geri döner.

Ey yoldan çıkmış âbid! Sen ailene kan kusturup sonra camide hıçkıra hıçkıra ağladığında, melekler senin bu haline şahitlik ederken yerle gök senin riyandan utanıyor. Çocuğunun kalbini bir balyoz gibi kıran dilin, zikir çekerken Allah'ı tesbih ettiğini mi sanıyorsun? Hayır! O dil sadece seni kandırıyor. İslam; eşine gösterdiğin şefkattir, evladına verdiğin huzurdur, hizmetinde olana gösterdiğin adalettir.

Eğer evin bir hapishaneye dönmüşse, eğer çocukların senin ayak sesini duyduğunda odalarına kaçıyorsa, eğer eşin ellerini semaya açıp senin şerrinden Allah'a sığınıyorsa; senin kıldığın namaz sadece bir jimnastik, tuttuğun oruç sadece bir açlıktır! Allah senin dışındaki vitrine değil, evindeki o karanlık ahlakına bakıyor.

Uyan ey bedbaht! Mahşer günü, dışarıda tebessüm ettiğin o yabancılar seni kurtarmayacak; ama evinde zulmettiğin o canlar, yakana yapışıp hakkını alacak. Secden seni güzelleştirmiyorsa, seni merhametli bir eş, adil bir baba, yumuşak huylu bir mümin kılmıyorsa; bil ki sen ibadeti değil, ibadet seni çoktan terk etmiştir. Ya olduğun gibi görün ya da evindeki o zalim ahlakını Kur'an ile tedavi et; yoksa akıbetin, alnı secdeli bir müflis olarak cehennemin dibi olacaktır!

﴿ وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Kalem, 4)

MEAL: "Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اِنَّمَا بُعِثْتُ لِاُتَمِّمَ مَكَارِمَ الْاَخْلَاقِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Ben, ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim." (Muvatta, Hüsnü'l-Huluk, 8)

NÜZUL SEBEBİ: Müşriklerin Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem (S.a.v)'e "mecnun" veya "şair" diyerek iftira atmaları üzerine, O'nun sarsılmaz karakterini ve yüce ahlakını bizzat Allah Teâlâ'nın tescil etmesi için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: Din demek, ahlak demektir. Allah Resulü (S.a.v) bütün mucizeleri ve tebliğinin yanına "ahlakı tamamlamayı" asli vazife olarak koymuştur. Eğer bir Müslüman "Ben dindarım" diyorsa, onun ilk bakacağı yer seccadesinden önce karakteridir. Ahlakı büyük olmayan birinin dini de büyük değildir. Namaz kılıp da kaba sabalıktan vazgeçmeyen, oruç tutup da kul hakkı yiyen bedbahtlar; Peygamberî ahlaktan nasiplerini alamamış, dini sadece bir ritüele indirgemişlerdir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Muvatta, Hüsnü'l-Huluk, 8; Beyhaki, Sünen-i Kübra, 10/191)

SAHABE KISSASI: Hazreti Enes (Hz.) der ki: "Efendimiz (S.a.v)'e tam on yıl hizmet ettim. Bir kez olsun bana 'Öf!' bile demedi. Yaptığım bir şey için 'Neden böyle yaptın?', yapmadığım bir şey için de 'Niye yapmadın?' diye beni azarlamadı."

KISSADAN HİSSE: En büyük ibadet, çevresine elinden ve dilinden zarar gelmeyen "emin" bir insan olabilmektir.

﴿ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَآءِ وَالْمُنْكَرِۜ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Ankebût, 45)

MEAL: "Şüphesiz ki namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اَتَدْرُونَ مَنِ الْمُفْلِسُ؟ اَلْمُفْلِسُ مِنْ اُمَّت۪ي مَنْ يَاْت۪ي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ وَيَاْت۪ي قَدْ شَتَمَ هٰذَا وَقَذَفَ هٰذَا وَاَكَلَ مَالَ هٰذَا... ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Müflis (iflas eden) kimdir bilir misiniz? O, kıyamet günü namaz, oruç ve zekatla gelir; ama birine sövmüş, birine iftira atmış, birinin malını yemiştir. Sevapları o kişilere dağıtılır, sevabı bitince onların günahları buna yüklenir ve cehenneme atılır." (Müslim, Birr, 59)

NÜZUL SEBEBİ: İbadetlerin insanın kalbini ve toplumsal hayatını ıslah etmesi gerektiğini, sadece bedensel hareketlerin yeterli olmadığını müminlere ihtar etmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: Eğer kıldığın namaz seni yalandan, gıybetten, faizden ve zulümden alıkoymuyorsa, o kıldığın namaz değil; sadece bir yatıp kalkmadır. Gerçek namaz, bittikten sonra insanı dışarıda bir melek gibi yaşatandır. Kıyamet günü "namazım çok" diye sevinirken, kırdığın kalplerin, ettiğin zulümlerin bedeli olarak sevaplarını kaybedip cehenneme sürüklenmek en dehşetli iflastır. Namaz seni güzelleştirmiyorsa, bil ki o namaz reddedilmiştir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Birr, 59; Tirmizi, Kıyamet, 2)

SAHABE KISSASI: Sahabeden biri Efendimiz (S.a.v)'e gelerek: "Ya Resulullah! Filanca kadın gündüz oruç tutuyor, gece namaz kılıyor ama diliyle komşularına eziyet ediyor" dedi. Efendimiz (S.a.v); "Onda hayır yoktur, o cehennemliktir!" buyurdu.

KISSADAN HİSSE: Alnındaki secde izi, kalbindeki kibri ve dilindeki zehri silmiyorsa; o iz sadece bir lekedir

﴿ لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتّٰى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَۜ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Âl-i İmrân, 92)

MEAL: "Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe (ve kâmil imana) asla eremezsiniz."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِاَهْلِه۪ وَاَنَا خَيْرُكُمْ لِاَهْلِه۪ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Sizin en hayırlınız, ailesine (eşine ve çocuklarına) karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de ailesine karşı en hayırlı olanınızım." (Tirmizî, Menâkıb, 63)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların, mallarının en değersiz kısımlarını infak ederek iyiliğe ereceklerini sanmaları üzerine; imanın ve ahlakın özünün, insanın en çok değer verdiği şeyden (malından, vaktinden, gururundan) vazgeçebilmesi olduğunu bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: Ey dışarıda herkese gülücükler dağıtıp evinde eşine zindan hayatı yaşatan bedbaht! Senin dindarlığın, en yakınındakine merhamet etmediğin sürece koca bir yalandır. İyilik ve ahlak, sadece cami avlusunda gösterilen bir nezaket değildir; asıl ahlak, kimsenin seni görmediği o dört duvar arasında, eşine ve çocuklarına karşı gösterdiğin şefkattir. Sevdiğin konforundan, kibrinden ve öfkenden vazgeçip ailene rahmet olamıyorsan, kıldığın namaz seni Allah'a değil, sadece alışkanlığa götürür.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Tirmizî, Menâkıb, 63; İbn Mâce, Nikâh, 50)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Talha (Hz.), bu ayet inince en sevdiği varlığı olan "Beyruhâ" adlı bahçesini derhal Allah yolunda infak etmiştir. O, sadece malını değil, nefsini de Allah'ın emrine kurban ederek imanın tadına ermiştir.

KISSADAN HİSSE: Evinde huzur ve merhamet rüzgârı estiremeyen baba, kürsüde oturup adaleti ve şefkati anlatsa da sözü arşa ulaşmaz.

﴿ وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Fussilet, 34)

MEAL: "İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel olanla sav; o zaman bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ لَيْسَ الشَّد۪يدُ بِالصُّرَعَةِ اِنَّمَا الشَّد۪يدُ الَّذ۪ي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Gerçek pehlivan (kuvvetli kimse), güreşte rakibini yenen değil; öfke anında nefsine hakim olandır." (Buhârî, Edeb, 76)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların, müşriklerin ağır hakaret ve zulümlerine karşı aynı sertlikle karşılık vermek istemeleri üzerine; ahlakın zirvesinin öfkeyi yutmak ve kötülüğe iyilikle mukabele etmek olduğunu öğretmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: İslam, secdede değil; damarına basıldığında, hakkın yendiğinde veya öfkelendiğinde belli olur. İnsanlara karşı sert, Allah'a karşı (sözde) yumuşak olan kişi, dini hiç anlamamıştır. Eğer bir Müslüman, öfkesini dindarlığına kurban edemiyorsa, onun imanı kalbine yerleşmemiş, sadece dilinde bir süs olarak kalmıştır. En tehlikeli insan, namaz kılıp da çevresine zulmeden, öfkesiyle gönülleri yıkan zalimdir. Unutma; gönül yıkanın secdesi göğe yükselmez!

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Edeb, 76; Müslim, Birr, 107)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ali (Hz.), savaş meydanında tam düşmanını alt etmişken, adam yüzüne tükürünce kılıcını indirmiştir. "Neden öldürmedin?" diye soranlara; "Az önce Allah için savaşıyordum, tükürünce nefsime ağır geldi, onu nefsim için öldürmekten korktum" diyerek ahlakın ve ihlasın zirvesini göstermiştir.

KISSADAN HİSSE: Öfkesine esir olan, secdesinde özgürleşemez; kötülüğe iyilikle cevap vermek, en büyük imanın ispatıdır.

﴿ وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Lokmân, 18)

MEAL: "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri asla sevmez."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez." (Müslim, Îmân, 147)

NÜZUL SEBEBİ: Hz. Lokmân'ın (Hz.) oğluna verdiği öğütler üzerinden, imanın sadece ibadet değil, aynı zamanda insana karşı takınılan mütevazı bir tavır olduğunu ders vermek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: Dilin zikirde, kalbin kibirde ise; sen Allah'ı değil, kendi egonu büyütüyorsun demektir. İnsanlara tepeden bakan, namazıyla veya dindarlığıyla gururlanan bedbaht, aslında kendi helakini hazırlar. Allah'a karşı eğilen bir başın, kula karşı dikleşmesi imanın doğasına aykırıdır. Eğer ahlakın seni mütevazı kılmıyorsa, kıldığın namaz seni sadece kibre götüren bir alışkanlığa dönüşmüştür.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Îmân, 147; Tirmizî, Birr, 61)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Zer (Hz.), bir köleye annesinden dolayı hakaret ettiğinde Efendimiz (S.a.v) ona; "Sende hâlâ cahiliye kalıntısı var!" buyurmuştur. Bunun üzerine Hz. Ebû Zer, hatasını anlamış ve yanağını toprağa koyarak o köleden özür dilemiştir.

KISSADAN HİSSE: Kibir, imanı yiyip bitiren bir ateştir; tevazuu olmayanın secdesi sadece bir şekildir.

﴿ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يرًا مِنَ الظَّنّ۪ۙ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Hucurât, 12)

MEAL: "Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının... Birbirinizin kusurlarını araştırmayın ve birbirinizin gıybetini yapmayın!"

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir." (Buhârî, Îmân, 4)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların birbirleri hakkında suizan beslemelerini ve mahremiyetlerini araştırmalarını yasaklayarak, toplumsal huzuru ve ahlaki safiyeti korumak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: Dilinle insanları parçalarken, kalbinle mümin kardeşine kin beslerken kıldığın namazın ne hükmü kalır? İslam, secdede değil; birinin gıybeti yapıldığında dilini tuttuğunda belli olur. Sen insanları kırıyorsan, aslında kendi imanını parçalıyorsun demektir. Elinden ve dilinden emin olunmayan bir "âbid", Allah katında değil, sadece insanların gözünde Müslümandır.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 64)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Bekir (Hz.) ve Hazreti Ömer (Hz.), bir yolculukta hizmetçileri hakkında gıybete düşer gibi olduklarında, Efendimiz (S.a.v) onlara; "Kardeşinizin etini yediğinizi dişlerinizin arasından hissediyorum, tövbe edin!" buyurmuştur.

KISSADAN HİSSE: Dilini zikre alıştırdığın gibi, insanları incitmemeye de alıştır; aksi halde zikrin kalbine ulaşmaz.

﴿ وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ اُو۬لٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولًا ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (İsrâ, 36)

MEAL: "Hakkında bilgin olmayan şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ ﴾

:

﴿ دَمُهُ وَمَالُهُ وَعِرْضُهُ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Her Müslümanın diğer Müslümana kanı, malı ve ırzı (onuru/şerefi) haramdır." (Müslim, Birr, 32)

NÜZUL SEBEBİ: İnsanın her duyduğunu söylemesinin, her gördüğüne hüküm vermesinin ve başkalarının şerefine dil uzatmasının ahiretteki ağır faturasını bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: İnsanların onurunu zedeleyen, kul hakkına giren birinin dindarlığı sadece bir kabuktur. "Allah'tan korkan, kuluna zulmetmez" sözü, imanın temel direğidir. Başkalarının haysiyetiyle oynayan bedbaht, kendi ahiret binasını elleriyle yıkar. Unutma; ibadet seni güzelleştirmiyorsa, seni daha adil ve saygılı bir insan kılmıyorsa; sen sadece kendini kandırıyorsun demektir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Birr, 32; Tirmizî, Birr, 18)

SAHABE KISSASI: Hazreti Muaz b. Cebel (Hz.) "Biz söylediklerimizden de mi hesaba çekileceğiz?" diye sorunca, Efendimiz (S.a.v); "İnsanları cehenneme yüzüstü sürükleyen, dillerinin hasadından başkası mıdır?" buyurmuştur.

KISSADAN HİSSE: Kalbinin bekçisi olmayan, imanının muhafızı olamaz.

— AYET —

﴿ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ ﴾

AYET KAYNAĞI: (İsrâ, 33)

MEAL: "Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın."

— HADİS —

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

: "

﴿ اَلْمُؤْمِنُ مَنْ اَمِنَهُ النَّاسُ عَلٰى دِمَائِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ ﴾

"

MEAL: "Mümin, insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kimsedir." (Tirmizî, Îmân, 12)

NÜZUL SEBEBİ: Cahiliye döneminde canın ve malın hiçbir kıymetinin olmamasına karşılık; İslam'ın, insan hayatını ve onurunu mukaddes bir dokunulmazlık altına almak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: Allah'tan korkan, kuluna zulmetmez! İman, sadece secdede bükülmek değil; dışarıda insanların canını, malını ve haysiyetini kutsal bilmektir. Sen insanları kırıyorsan, birinin hakkına tecavüz ediyorsan, aslında kendi iman binanı temelinden parçalıyorsun demektir. Ahlakın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir. Gerçek dindarlık, çevrene verdiğin güvende gizlidir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), bir gayrimüslimin dahi hakkı yendiğinde "Fırat kenarında bir kurt bir kuzuyu kapsa, korkarım ki hesabı benden sorulur" diyerek bu ayetin mesuliyetini iliklerinde hissetmiştir.

KISSADAN HİSSE: İnsana zulmeden, Allah'a ibadet ettiğini iddia edemez; emin olunmayan birinin imanı dildedir.

— AYET —

﴿ وَلَا تَقْرَبُوا۟ مَالَ ٱلْيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ حَتَّىٰ يَبْلُغَ أَشُدَّهُۥ ۚ وَأَوْفُوا۟ بِٱلْعَهْدِ ۖ إِنَّ ٱلْعَهْدَ كَانَ مَسْـُٔولًۭا ﴾

AYET KAYNAĞI: (İsrâ, 34)

MEAL: "Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluk gerektirir (hesabı sorulacaktır)."

— HADİS —

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

: "

﴿ لَا ا۪يمَانَ لِمَنْ لَا اَمَانَةَ لَهُ وَلَا د۪ينَ لِمَنْ لَا عَهْدَ لَهُ ﴾

"

MEAL: "Emanete hıyanet edenin imanı yoktur; sözünde durmayanın ise dini yoktur." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/135)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların her şartta sözlerine sadık kalmalarını, toplumsal güveni sarsacak her türlü döneklikten sakınmalarını emretmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: Sözünde durmayan, emanete hıyanet eden kişi; caminin ilk safında da olsa Allah katında müflistir! "Ahlakın kötüyse, iman kalbine dokunmamıştır; sadece dilinde dolaşıyordur." Sen insanlara verdiğin sözü çiğnerken Allah'a verdiğin "kulluk" sözünü nasıl tutacaksın? En tehlikeli insan, kendini iyi zanneden ama emanete hıyanet edip çevresine zulmeden insandır.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Riyâzü's-Sâlihîn, 199; Ahmed b. Hanbel, Müsned)

SAHABE KISSASI: Hazreti Huzeyfe (Hz.) ve babası, Bedir savaşına giderken müşriklere "savaşa katılmayacaklarına" dair söz vermek zorunda kalmışlardı. Efendimiz (S.a.v), sayıca çok az olmalarına rağmen "Söz verdiniz, sözünüzü tutun ve geri dönün" buyurarak sadakati canın üstünde tutmuştur.

KISSADAN HİSSE: Emaneti olmayanın secdesi, sözünde durmayanın dini hüsrandır.

— AYET —

﴿ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۚ اِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ الْاَرْضَ وَلَنْ تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولًا ﴾

AYET KAYNAĞI: (İsrâ, 37)

MEAL: "Yeryüzünde kibirlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin."

— HADİS —

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

: "

﴿ اِنَّ اللّٰهَ اَوْحٰى اِلَيَّ اَنْ تَوَاضَعُوا حَتّٰى لَا يَفْخَرَ اَحَدٌ عَلٰى اَحَدٍ ﴾

"

MEAL: "Allah bana: 'Öyle mütevazı olun ki, kimse kimseye karşı övünmesin' diye vahyetti." (Müslim, Cennet, 64)

NÜZUL SEBEBİ: İnsanoğlunun sahip olduğu güç, mal veya dindarlık sebebiyle başkalarını küçümsemesini yasaklamak ve acziyetini hatırlatmak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: Dilin zikirde, kalbin kibirde ise; sen Allah'ı değil, kendini büyütüyorsun! İnsanlara karşı sert, Allah'a karşı (sözde) yumuşak olan; dini hiç anlamamıştır. Kendini başkalarından üstün gören âbid, aslında şeytanın yolundadır. Ahlakın seni mütevazı kılmıyorsa, senin dindarlığında dehşetli bir çürüme var demektir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Cennet, 64; Ebû Dâvud, Edeb, 40)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Ubeyde b. Cerrah (Hz.), ordu komutanı olmasına rağmen askerleriyle aynı seviyede oturur, kendisine "efendi" denilmesini yasaklar ve yer sofrasından kalkmazdı.

KISSADAN HİSSE: Kibirle yükselen, mizan başında en aşağıya düşer.

﴿ وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰىٓ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَآءَ سَب۪يلًا ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (İsrâ, 32)

MEAL: "Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اَلْحَيَاءُ لَا يَأْتِي إِلَّا بِخَيْرٍ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Hayâ (utanma duygusu), sadece hayır getirir." (Buhârî, Edeb, 77)

NÜZUL SEBEBİ: İslam toplumunun iffet ve namus temelinde yükselmesi, ailenin korunması ve insanı hayvandan ayıran en büyük vasıf olan hayânın kalplere yerleşmesi için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: Hayâsı olmayanın dini de olmaz! Gözü haramda, dili fuhușta olanın kıldığı namaz, sadece bir bedensel harekettir. İman, insanı harama karşı "Allah görüyor" sızısıyla durdurur. Eğer ahlakın seni haramdan, sosyal medyadaki iffetsizlikten ve göz zinasından alıkoymuyorsa; iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir. Hayâ, imanın yarısıdır; o giderse dindarlık sadece bir kabuktan ibaret kalır.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Edeb, 77; Müslim, Îmân, 60)

SAHABE KISSASI: Hazreti Osman (Hz.), hayâsından dolayı meleklerin bile kendisinden çekindiği bir sahabeydi. Evinde yalnızken bile Allah'tan hayâ eder, edep ve iffetinden asla ödün vermezdi.

KISSADAN HİSSE: Hayâ perdesi yırtılanın, dindarlık davası çökmeye mahkûmdur.

﴿ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتّٰى تَسْتَاْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلٰٓى اَهْلِهَاۜ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Nûr, 27)

MEAL: "Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip (izin alıp) ev halkına selam vermedikçe girmeyin."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اِنَّمَا جُعِلَ الِاسْتِئْذَانُ مِنْ اَجْلِ الْبَصَرِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "İzin istemek, (başkalarının mahremini görmemek için) gözü korumak amacıyla meşru kılınmıştır." (Buhârî, İsti'zân, 11)

NÜZUL SEBEBİ: İnsanların mahremiyet haklarını korumak, toplumsal nezaketi inşa etmek ve başkalarının özel hayatına duyulan saygının imanın bir gereği olduğunu bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "İnsanlara karşı sert, Allah'a karşı yumuşak olan; dini anlamamıştır!" Başkasının özelini araştıran, evine izinsiz giren, telefonunu karıştıran veya mahremiyetine dil uzatan kişi dindarlık davasında samimi değildir. İslam, kapının önünde beklemeyi ve selam vermeyi emrederken; başkalarına karşı saygıyı imanın bir şartı kılmıştır. Ahlakın yoksa, secdelerin seni sadece bencilliğe götürür.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, İsti'zân, 11; Müslim, Âdâb, 40)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), birinin evine girmek için üç kez izin ister, cevap alamazsa derhal geri dönerdi. "Üç kez izin istedikten sonra cevap yoksa çekip gitmek sünnettir" buyurarak nezaketin sınırlarını çizerdi.

KISSADAN HİSSE: Başkasının mahremine saygı duymayanın, seccadesinde huzur aramaya hakkı yoktur.

﴿ فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَۖ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Âl-i İmrân, 159)

MEAL: "Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اِنَّ اللّٰهَ رَف۪يقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ وَيُعْط۪ي عَلَى الرِّفْقِ مَا لَا يُعْط۪ي عَلَى الْعُنْفِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Allah Rifik'tir (şefkatlidir), rıfkkı (yumuşak huyluluğu) sever. Sertlik ve kaba davranışa vermediği ecri, yumuşak huyluluğa verir." (Müslim, Birr, 77)

NÜZUL SEBEBİ: Uhud Savaşı'nda emre itaatsizlik eden sahabelere karşı Peygamber Efendimiz (S.a.v)'in gösterdiği eşsiz merhameti övmek ve liderlikte nezaketin önemini vurgulamak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Güler yüz sadakadır; ama asık yüz, kalpteki hastalığın aynasıdır!" Ey kürsüde merhamet anlatıp kapıdan çıkınca insanlara köle gibi davranan gafil! Senin dindarlığın nerede? Kalbi katı olanın, dili zehir olanın imanı sadece dudaklarında asılı kalmıştır. İbadet seni yumuşatıp merhametli bir insan kılmıyorsa, sen sadece nefsini tatmin ediyorsun demektir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Birr, 77; Ebû Dâvud, Edeb, 10)

SAHABE KISSASI: Hazreti Zeyd b. Sa'ne (Hz.), Müslüman olmadan önce Efendimiz (S.a.v)'in yakasına yapışıp kaba bir şekilde alacağını istemişti. Efendimiz (S.a.v) ise tebessümle karşılık vererek Hz. Ömer'e (Hz.) "Borcunu öde, kabalık ettiği için de fazladan ver" buyurmuş; bu nezaket Zeyd'in Müslüman olmasına vesile olmuştur.

KISSADAN HİSSE: Sertlik kalbi karartır, yumuşaklık ise imanı parlatır; merhameti olmayanın secdesi kuru bir yorgunluktur.

﴿ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا يَسْخَرْ قَوْمٌۭ مِّن قَوْمٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُونُوا۟ خَيْرًۭا مِّنْهُمْ وَلَا نِسَآءٌۭ مِّن نِّسَآءٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُنَّ خَيْرًۭا مِّنْهُنَّ ۖ وَلَا تَلْمِزُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا۟ بِٱلْأَلْقَٰبِ ۖ بِئْسَ ٱلِٱسْمُ ٱلْفُسُوقُ بَعْدَ ٱلْإِيمَٰنِ ۚ وَمَن لَّمْ يَتُبْ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Hucurât, 11)

MEAL: "Birbirinizi karalamayın ve birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ اَنْ يَحْقِرَ اَخَاهُ الْمُسْلِمَ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Müslüman kardeşini küçük görmesi, kişiye kötülük olarak yeter." (Müslim, Birr, 32)

NÜZUL SEBEBİ: Bazı kabilelerin ve şahısların, Müslüman kardeşlerini eski cahiliye alışkanlıklarıyla alaya almaları ve aşağılayıcı lakaplar takmaları üzerine, mümin onurunu korumak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: İnsanları diliyle yaralayan, kusur arayan ve aşağılayan birinin seccadesinde huzur araması beyhudedir. "Sen insanları kırıyorsan, aslında kendi imanını parçalıyorsun demektir." Dilindeki zikir, kalbindeki kibri ve insanlara olan nefretini temizlemiyorsa; sen Allah'ı değil, kendi nefsini büyütüyorsun. En tehlikeli insan, namaz kılıp da insanları diliyle ezen bedbahttır.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Birr, 32; Tirmizî, Birr, 18)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Zer (Hz.), bir köleye annesinin renginden dolayı sitem ettiğinde Efendimiz (S.a.v) onu "Sende hâlâ cahiliye kalıntısı var!" diyerek en ağır şekilde uyarmıştır.

KISSADAN HİSSE: Başkasını küçük gören, Allah katında büyüyemez; müminin dili merhamet pınarı olmalıdır.

﴿ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُواۜ اَلَا تُحِبُّونَ اَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَكُمْۜ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Nûr, 22)

MEAL: "Affetsinler ve kusurları hoş görsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?"

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ مَا زَادَ اللّٰهُ عَبْدًا بِعَفْوٍ اِلَّا عِزًّا ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Allah, affeden bir kulunun ancak izzetini (şerefini) artırır." (Müslim, Birr, 69)

NÜZUL SEBEBİ: Hz. Ebû Bekir (Hz.) efendimizin, kızı Hz. Âişe'ye iftira atan akrabasına yaptığı yardımı kesmek istemesi üzerine, imanın en büyük şiarı olan "af ve müsamaha"yı hatırlatmak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Eşine merhameti olmayanın, secdesi göğe yükselmez!" En yakınına, hatası olan kardeşine veya kusur işleyen kuluna karşı kalbi mühürlü olanın dindarlığı sadece bir maskedir. Allah'tan af dileyen bir kulun, başkasını affetmemesi ne büyük bir tezat, ne büyük bir nankörlüktür! Ahlakın kötüyse, iman kalbine dokunmamıştır; sadece dilinde dolaşıyordur.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Birr, 69; Tirmizî, Birr, 82)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), bu ayet inince "Evet, Allah'ın beni bağışlamasını elbette isterim!" diyerek, kendisine ve ailesine en ağır iftirayı atan kişiye yardım etmeye devam etmiştir.

KISSADAN HİSSE: Affetmeyen, affedilmeyi beklememelidir; izzet intikamda değil, merhamettedir.

﴿ وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍۙ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Hümeze, 1)

MEAL: "İnsanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle onlarla alay eden her kişinin vay haline!"

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Laf taşıyan (koğuculuk yapan) kimse cennete giremez." (Buhârî, Edeb, 50)

NÜZUL SEBEBİ: Müşriklerin elebaşlarının, Müslümanları küçümseyen tavırlarına ve arkalarından çevirdikleri dolaplara karşılık, bu ahlaksızlığın ebedi azabını bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: İnsanların gıybetini yapan, fitne çıkaran ve kaş göz hareketleriyle mümin kardeşini aşağılayan gafil! Senin dindarlığın nerede kaldı? "Ahlakın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir." Dilin zikirdeyken, o dili kardeşinin etini yemek (gıybet) için kullanıyorsan; senin ibadetin seni güzelleştirmiyor, bilakis hüsrana sürüklüyor demektir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Edeb, 50; Müslim, Îmân, 168)

SAHABE KISSASI: Hazreti Huzeyfe (Hz.), kendisine laf getiren birine karşı; "Laf taşıyan cennete giremez" hadisini hatırlatarak o fitne kapısını derhal kapatmış ve kardeşlik hukukunu korumuştur.

KISSADAN HİSSE: Dilini hayra alıştırmayanın, kalbi nura eremez; fitne, imanı kökünden kazır.

﴿ وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۜ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Lokmân, 18)

MEAL: "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اِنَّ اللّٰهَ اَوْحٰى اِلَيَّ اَنْ تَوَاضَعُوا حَتّٰى لَا يَفْخَرَ اَحَدٌ عَلٰى اَحَدٍ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Allah bana: 'Öyle mütevazı olun ki, kimse kimseye karşı övünmesin' diye vahyetti." (Müslim, Cennet, 64)

NÜZUL SEBEBİ: İnsanoğlunun sahip olduğu güç, makam veya dindarlık sebebiyle başkalarını hor görmesini engellemek ve tevazuun imanın ayrılmaz bir parçası olduğunu tescil etmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Dilin zikirde, kalbin kibirde ise; sen Allah'ı değil, kendini büyütüyorsun!" Ey namazıyla, haccıyla veya sakalıyla başkalarına tepeden bakan bedbaht! Senin bu kibrin, secdede kazandığın her şeyi çarşıda ve sokakta yakıp kül eder. İnsanlara karşı sert ve kibirli olan, dindarlığı sadece nefsini tatmin etmek için bir araç olarak kullanıyordur. Ahlakın seni toprak gibi mütevazı kılmıyorsa, imanın kalbine dokunmamış demektir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Cennet, 64; Ebû Dâvud, Edeb, 40)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), devlet başkanı olduğu halde sırtında su tulumu taşırken görüldüğünde; "Nefsime bir gurur geldi, onu bu şekilde ezmek istedim" buyurarak kibrin kökünü kazımıştır.

KISSADAN HİSSE: Kibirle yükselen, mizan başında en aşağıya düşer; tevazuu olmayanın secdesi sadece bir yorgunluktur.

﴿ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَد۪يدًاۙ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Ahzâb, 70)

MEAL: "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ لَا يَسْتَق۪يمُ ا۪يمَانُ عَبْدٍ حَتّٰى يَسْتَق۪يمَ قَلْبُهُ وَلَا يَسْتَق۪يمُ قَلْبُهُ حَتّٰى يَسْتَق۪يمَ لِسَانُهُ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Bir kulun dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz; kalbi doğru olmadıkça da imanı doğru (istikamet üzere) olmaz." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/198)

NÜZUL SEBEBİ: Müminlerin, ağızlarından çıkan her sözün bir mesuliyeti olduğunu bilmeleri ve özellikle toplumsal fitnelere yol açacak çarpık sözlerden kaçınmaları için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Ahlâkın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir!" Yalan söyleyen, sözünü eğip büken, işine geldiği gibi konuşan birinin dindarlığı sadece bir makyajdır. Dilin zikrederken yalan da söylüyorsa, o zikir kalbine giden yolu bulamaz. İman, doğruluğun (sıdkın) bizzat kendisidir. Doğru sözlü olmayan bir babanın, çocuğuna ahlaktan bahsetmesi sadece bir gürültüdür.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/198; Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebûbekir (Hz.), diliyle yanlış bir şey söylememek için ağzına bazen küçük taşlar koyar; "Beni tehlikeli yollara sokan işte budur" diyerek dilini kontrol altında tutardı.

KISSADAN HİSSE: Dilin istikameti olmayanın, imanın tadına ermesi imkansızdır.

﴿ وَقُلْ لِعِبَادِي يَقُولُوا الَّتِي هِيَ أَحْسَنُۜ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (İsrâ, 53)

MEAL: "Kullarıma söyle, en güzel olan sözü söylesinler."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun." (Buhârî, Edeb, 31)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların kendi aralarında ve insanlara karşı konuşurken nezaketi elden bırakmamaları, şeytanın söz dalaşı üzerinden aramıza fitne sokmasını engellemek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Sen insanları kırıyorsan, aslında kendi imanını parçalıyorsun demektir!" Dilin zikirdeyken, ağzından çıkan kaba ve kırıcı sözler o zikri kirletir. "İslam, secdede değil; öfkelendiğinde belli olur!" En hayırlı söz, susulması gereken yerde öfkeyi yutup söylenmeyen o kırıcı kelimedir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), kendisine hakaret eden birine karşı susmuş, Efendimiz (S.a.v) tebessüm etmiştir. Ancak cevap verince Efendimiz (S.a.v) orayı terk etmiş ve "Sen sustuğunda melek cevap veriyordu, sen konuşunca şeytan geldi" buyurmuştur.

KISSADAN HİSSE: Hayır söylemeyen dil, kalbe sadece kasvet taşır.

﴿ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Hucurât, 11)

MEAL: "Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; belkî onlar kendilerinden daha iyidirler."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ لَيْسَ الْمُؤْمِنُ بِالطَّعَّانِ وَلَا اللَّعَّانِ وَلَا الْفَاحِشِ وَلَا الْبَذ۪ي ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Mümin; ne insanları arkadan çekiştiren, ne lanet okuyan, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayâsız biridir." (Tirmizî, Birr, 48)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanlar arasında boy, soy veya zenginlik gibi sebeplerle birbirini küçümseyenlerin çıkması üzerine, üstünlüğün sadece takvada olduğunu bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "İnsanlara karşı sert, Allah'a karşı yumuşak olan; dini anlamamıştır!" Başkasını küçük görerek yapılan ibadet, kibirle zehirlenmiştir. Sen kimin Allah katında daha değerli olduğunu nereden bilebilirsin? Belki alay ettiğin o garip, Allah'ın en sevdiği kuludur. "Ahlakın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir!"

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Tirmizî, Birr, 48; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/405)

SAHABE KISSASI: Hazreti Abdullah b. Mes'ud (Hz.)'un ince bacaklarına gülenlere karşı Efendimiz (S.a.v); "Onun o bacakları mizan gününde Uhud dağından daha ağır gelecektir" buyurmuştur.

KISSADAN HİSSE: Görünüşle alay eden, Yaratan'ın sanatını küçümsemiş olur.

﴿ وَالْكَاظِم۪ينَ الْغَيْظَ وَالْعَاف۪ينَ عَنِ النَّاسِۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَۚ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Âl-i İmrân, 134)

MEAL: "Onlar öfkelerini yutanlar ve insanları affedenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ مَنْ كَظَمَ غَيْظًا وَهُوَ قَادِرٌ عَلٰى اَنْ يُنْفِذَهُ دَعَاهُ اللّٰهُ عَلٰى رُؤُسِ الْخَلَائِقِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Kim öfkesinin gereğini yapmaya gücü yettiği halde onu yutarsa, Allah onu mahşerde herkesin önünde ödüllendirir." (Ebû Dâvud, Edeb, 3)

NÜZUL SEBEBİ: Müminlerin karakterinin sadece huzur anında değil, kriz ve öfke anında da İslam üzere kalması gerektiğini bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "İslam, secdede değil; öfkelendiğinde belli olur!" Gücün yettiği halde affetmiyorsan, dindarlığın sadece laftadır. "Eşine merhameti olmayanın, secdesi göğe yükselmez!" Öfkesine kul olanın ibadeti, sadece bir nefis terbiyesinden yoksun bedensel harekettir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Ebû Dâvud, Edeb, 3; Tirmizî, Kıyamet, 48)

SAHABE KISSASI: Hazreti Hasan (Hz.), üzerine yemek döken hizmetçisine öfkelenmek yerine bu ayeti hatırlatması üzerine onu hem affetmiş hem de azad etmiştir.

KISSADAN HİSSE: Öfkesini yenemeyen, nefsinin kölesidir.

﴿ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَآءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Nisâ, 135)

MEAL: "Ey iman edenler! Kendi aleyhinize de olsa adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اَلظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Zulüm, kıyamet gününde (sahibini karanlıklarda bırakan) koyu karanlıklardır." (Buhârî, Mezâlim, 8)

NÜZUL SEBEBİ: Kişisel çıkarlar, akrabalık bağları veya zengin-fakir ayrımı gözetmeksizin hakkın teslim edilmesi gerektiğini ihtar etmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "En tehlikeli insan, kendini iyi zanneden ama çevresine zulmeden insandır!" Kendi menfaatin için yalan söyleyip başkasının hakkını yiyorsan, camideki yerin seni kurtaramaz. "Ahlâkın kötüyse, iman kalbine dokunmamıştır." Adaletli olmayan bir Müslüman, imanın özünü terk etmiştir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Mezâlim, 8; Müslim, Birr, 56)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), bir Yahudi'nin hakkını bizzat korumuş ve "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" diyerek adaletin kılıcı olmuştur.

KISSADAN HİSSE: Adaleti olmayan dindarlık, zulmün kılıfıdır.

﴿ وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Fussilet, 34)

MEAL: "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olanla sav."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اِتَّقِ اللّٰهَ حَيْثُمَا كُنْتَ وَاَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Nerede olursan ol Allah'tan kork. Kötülüğün peşinden hemen bir iyilik yap ki onu silsin. İnsanlara karşı güzel ahlakla davran." (Tirmizî, Birr, 55)

NÜZUL SEBEBİ: Müminlerin düşmanca tavırlara karşı bile asaletini bozmaması ve İslam'ın nezaketini her durumda temsil etmesi için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Güler yüz sadakadır; ama asık yüz, kalpteki hastalığın aynasıdır!" Sana taş atana senin gül atman imanın zirvesidir. "Ahlâkın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir!" Kötülüğe kötülükle cevap veren nefistir; kötülüğe iyilikle cevap veren ise mümindir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Tirmizî, Birr, 55)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), kendisine hakaret eden birine "Eğer söylediklerin doğruysa Allah beni, yanlışsa seni affetsin" diyerek karşılık vermiştir.

KISSADAN HİSSE: İyilik, kötülüğün panzehiridir.

﴿ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Bakara, 83)

MEAL: "İnsanlara güzel söz söyleyin."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اَلْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ صَدَقَةٌ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Güzel söz söylemek sadakadır." (Buhârî, Cihâd, 128)

NÜZUL SEBEBİ: Sosyal ilişkilerde kelimelerin seçimine özen gösterilmesi ve toplumsal barışın tatlı dille inşa edilmesi için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Çocuğuna bağıran bir baba, kürsüde merhameti anlatamaz!" Dilini bir silah gibi kullananın dindarlığı sahtedir. "İbadet seni güzelleştirmiyorsa, sen ibadeti değil, ibadet seni terk etmiştir!" Bir gönül kazanmak, bin rekat namazdan daha önceliklidir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Cihâd, 128; Müslim, Zekât, 56)

SAHABE KISSASI: Hazreti Enes (Hz.), Efendimiz (S.a.v)'in yanındaki 10 yılında bir kez bile azarlanmadığını, hep tatlı dille karşılandığını anlatır.

KISSADAN HİSSE: Tatlı dil, kapalı kalplerin anahtarıdır.

﴿ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ ۚ وَمَن يَتَّبِعْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ فَإِنَّهُۥ يَأْمُرُ بِٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ ۚ وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ مَا زَكَىٰ مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ أَبَدًۭا وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يُزَكِّى مَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Nûr, 21)

MEAL: "Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اَلْحَيَاءُ مِنَ الْا۪يمَانِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Hayâ imandandır." (Buhârî, Îmân, 16)

NÜZUL SEBEBİ: Günaha giden yolların yavaş yavaş ve sinsice açıldığını hatırlatarak, müminin hayâ perdesini her zaman koruması için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Ahlâkın kötüyse, iman kalbine dokunmamıştır!" Hayâ perdesi yırtılanın namazı bir gösterişten ibaret kalır. "Gözünde hayâ olmayanın, dilinde zikir olsa ne yazar?" Şeytan önce ahlakı bozar, sonra namazı unutturur.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Îmân, 16; Müslim, Îmân, 57)

SAHABE KISSASI: Hazreti Osman (Hz.), hayâsı sebebiyle meleklerin bile gıpta ettiği o muazzam iffetiyle İslam'ın haya timsali olmuştur.

KISSADAN HİSSE: Hayâsı olmayanın dini, canı olmayan beden gibidir.

﴿ وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Mü'minûn, 8)

MEAL: "O müminler ki, emanetlerine ve ahitlerine (verdikleri sözlere) riayet ederler."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اٰيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثٌ ﴾

:

﴿ اِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَاِذَا وَعَدَ اَخْلَفَ وَاِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde cayar, emanete hıyanet eder." (Buhârî, Îmân, 24)

NÜZUL SEBEBİ: Mümin karakterinin sarsılmaz bir güven kalesi olması gerektiğini, söz ve öz birliğinin önemini bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Evinde huzur yoksa, senin dindarlığında bir eksik var demektir!" Sözünü tutmayan bir babaya, emanete hıyanet eden bir eşe kim güvenir? "Ahlakın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir!" Secdedeki sözünü pazarda unutan, Allah katında münafık sıfatıyla damgalanma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Îmân, 24; Müslim, Îmân, 107)

SAHABE KISSASI: Hazreti Peygamber (S.a.v)'e peygamberlik gelmeden önce bile "El-Emin" (Güvenilir) denilmesi, davanın ahlak üzerine kurulduğunun en büyük delilidir.

KISSADAN HİSSE: Güven veremeyen, iman veremez.

﴿ وَلَا تَجَسَّسُوا ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Hucurât, 12)

MEAL: "Başkalarının kusurlarını araştırmayın (tecessüs etmeyin)."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ مَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Kim bir Müslümanın kusurunu örterse, Allah da dünya ve ahirette onun kusurunu örter." (Müslim, Birr, 58)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların mahremiyet haklarını korumak ve toplumdaki fitne kapılarını kapatmak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Sen insanları kırıyorsan, aslında kendi imanını parçalıyor olabilirsin!" Başkasının ayıbını araştıranın, kendi ayıbı arşa ulaşmıştır. "Ahlakın kötüyse, iman kalbine dokunmamıştır!" Başkasının gizli hallerini ifşa eden, Allah'ın Settar sıfatına ihanet etmiştir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Birr, 58; Buhârî, Mezâlim, 3)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), birinin gizli bir günahını gördüğünde onu ifşa etmek yerine gizlice uyarmış ve "Biz ayıpları örtmekle emrolunduk" demiştir.

KISSADAN HİSSE: Başkasının açığını arayan, kendi eksiğini göremez.

﴿ اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Hucurât, 10)

MEAL: "Müminler ancak kardeştirler."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ لَا يُؤْمِنُ اَحَدُكُمْ حَتّٰى يُحِبَّ لِاَخ۪يهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِه۪ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe (gerçek manada) iman etmiş olmaz." (Buhârî, Îmân, 7)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanlar arasındaki çekişmeleri bitirmek, bir vücudun azaları gibi kenetlenmeyi sağlamak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Ahlâkın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir!" Kardeşine haset edenin namazı, sadece diz kapaklarını yorar. "Sen insanları kırıyorsan, aslında kendi imanını parçalıyorsun!" Bencillik imanı kemirir; başkasının sevincine ortak olamayanın kalbi mühürlüdür.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ensar (Hz.), Mekkeli muhacir kardeşleriyle her şeyini paylaşarak kardeşliğin nasıl olacağını tarihe altın harflerle yazdırmışlardır.

KISSADAN HİSSE: Paylaşılmayan iman, bencil bir iddiadır.

﴿ وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Mü'minûn, 3)

MEAL: "O müminler ki, boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ مِنْ حُسْنِ اِسْلَامِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْن۪يهِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Kişinin kendisini ilgilendirmeyen boş işleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir." (Tirmizî, Zühd, 11)

NÜZUL SEBEBİ: Zamanın kıymetini bilmeyi ve imanın insana bir ciddiyet katması gerektiğini bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Dilin zikirde, kalbin kibirde ise; sen Allah'ı değil, kendini büyütüyorsun!" Boş lafla vakit öldürenin dindarlığı sığdır. "İbadet seni güzelleştirmiyorsa, sen ibadeti değil, ibadet seni terk etmiştir!" Vaktini Allah yolunda kullanmayanın, ahlakı da gelişmez.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Tirmizî, Zühd, 11; İbn Mâce, Fiten, 12)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Zer (Hz.), vaktinin her saniyesini tefekkür ve ibadetle geçirir, fuzuli konuşmalardan ateşten kaçar gibi kaçardı.

KISSADAN HİSSE: Boş işlerle meşgul olan, dolu işlere vakit bulamaz.

﴿ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن ذَكَرٍۢ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَٰكُمْ شُعُوبًۭا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌۭ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Hucurât, 13)

MEAL: "Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık... Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır (takvada en ileri olanınızdır)."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَنْظُرُ اِلٰى اَجْسَادِكُمْ وَلَا اِلٰى صُوَرِكُمْ وَلٰكِنْ يَنْظُرُ اِلٰى قُلُوبِكُمْ وَاَعْمَالِكُمْ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz; O, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim, Birr, 34)

NÜZUL SEBEBİ: İnsanlar arasındaki ırk, renk ve zenginlik gibi suni üstünlük taslamalarını kökten kazımak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Evinde zalim, camide âbid olan; Allah katında değil, insanların gözünde Müslümandır!" Allah kürkünüze değil, kalbinizdeki merhamete bakar. "Ahlakın kötüyse, iman kalbine dokunmamıştır!" Takvası olmayan bir "âlim", Allah katında ahlaklı bir "cahil" kadar kıymetli olmayabilir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Birr, 34; İbn Mâce, Zühd, 9)

SAHABE KISSASI: Hazreti Bilal (Hz.), zenci bir köle olmasına rağmen takvasıyla sahabenin efendilerinden biri olmuş, ırkçı kibri yerle bir etmiştir.

KISSADAN HİSSE: Kalbin aynası ahlaktır; o ayna kirliyse, dışarıdaki süs hüsrandır.

﴿ وَقُلْ لِعِبَادِي يَقُولُوا الَّتِي هِيَ أَحْسَنُۜ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (İsrâ, 53)

MEAL: "Kullarıma söyle, en güzel olan sözü söylesinler."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun." (Buhârî, Edeb, 31)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların kendi aralarında ve insanlara karşı konuşurken nezaketi elden bırakmamaları, şeytanın söz dalaşı üzerinden aramıza fitne sokmasını engellemek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Sen insanları kırıyorsan, aslında kendi imanını parçalıyorsun demektir!" Dilin zikirdeyken, ağzından çıkan kaba ve kırıcı sözler o zikri kirletir. "İslam, secdede değil; öfkelendiğinde belli olur!" En hayırlı söz, susulması gereken yerde öfkeyi yutup söylenmeyen o kırıcı kelimedir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), kendisine hakaret eden birine karşı susmuş, Efendimiz (S.a.v) tebessüm etmiştir. Ancak cevap verince Efendimiz (S.a.v) orayı terk etmiş ve "Sen sustuğunda melek cevap veriyordu, sen konuşunca şeytan geldi" buyurmuştur.

KISSADAN HİSSE: Hayır söylemeyen dil, kalbe sadece kasvet taşır.

﴿ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Hucurât, 11)

MEAL: "Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; belkî onlar kendilerinden daha iyidirler."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ لَيْسَ الْمُؤْمِنُ بِالطَّعَّانِ وَلَا اللَّعَّانِ وَلَا الْفَاحِشِ وَلَا الْبَذ۪ي ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Mümin; ne insanları arkadan çekiştiren, ne lanet okuyan, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayâsız biridir." (Tirmizî, Birr, 48)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanlar arasında boy, soy veya zenginlik gibi sebeplerle birbirini küçümseyenlerin çıkması üzerine, üstünlüğün sadece takvada olduğunu bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "İnsanlara karşı sert, Allah'a karşı yumuşak olan; dini anlamamıştır!" Başkasını küçük görerek yapılan ibadet, kibirle zehirlenmiştir. Sen kimin Allah katında daha değerli olduğunu nereden bilebilirsin? Belki alay ettiğin o garip, Allah'ın en sevdiği kuludur. "Ahlakın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir!"

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Tirmizî, Birr, 48; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/405)

SAHABE KISSASI: Hazreti Abdullah b. Mes'ud (Hz.)'un ince bacaklarına gülenlere karşı Efendimiz (S.a.v); "Onun o bacakları mizan gününde Uhud dağından daha ağır gelecektir" buyurmuştur.

KISSADAN HİSSE: Görünüşle alay eden, Yaratan'ın sanatını küçümsemiş olur.

﴿ وَالْكَاظِم۪ينَ الْغَيْظَ وَالْعَاف۪ينَ عَنِ النَّاسِۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَۚ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Âl-i İmrân, 134)

MEAL: "Onlar öfkelerini yutanlar ve insanları affedenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ مَنْ كَظَمَ غَيْظًا وَهُوَ قَادِرٌ عَلٰى اَنْ يُنْفِذَهُ دَعَاهُ اللّٰهُ عَلٰى رُؤُسِ الْخَلَائِقِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Kim öfkesinin gereğini yapmaya gücü yettiği halde onu yutarsa, Allah onu mahşerde herkesin önünde ödüllendirir." (Ebû Dâvud, Edeb, 3)

NÜZUL SEBEBİ: Müminlerin karakterinin sadece huzur anında değil, kriz ve öfke anında da İslam üzere kalması gerektiğini bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "İslam, secdede değil; öfkelendiğinde belli olur!" Gücün yettiği halde affetmiyorsan, dindarlığın sadece laftadır. "Eşine merhameti olmayanın, secdesi göğe yükselmez!" Öfkesine kul olanın ibadeti, sadece bir nefis terbiyesinden yoksun bedensel harekettir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Ebû Dâvud, Edeb, 3; Tirmizî, Kıyamet, 48)

SAHABE KISSASI: Hazreti Hasan (Hz.), üzerine yemek döken hizmetçisine öfkelenmek yerine bu ayeti hatırlatması üzerine onu hem affetmiş hem de azad etmiştir.

KISSADAN HİSSE: Öfkesini yenemeyen, nefsinin kölesidir.

﴿ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَآءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Nisâ, 135)

MEAL: "Ey iman edenler! Kendi aleyhinize de olsa adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اَلظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Zulüm, kıyamet gününde (sahibini karanlıklarda bırakan) koyu karanlıklardır." (Buhârî, Mezâlim, 8)

NÜZUL SEBEBİ: Kişisel çıkarlar, akrabalık bağları veya zengin-fakir ayrımı gözetmeksizin hakkın teslim edilmesi gerektiğini ihtar etmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "En tehlikeli insan, kendini iyi zanneden ama çevresine zulmeden insandır!" Kendi menfaatin için yalan söyleyip başkasının hakkını yiyorsan, camideki yerin seni kurtaramaz. "Ahlâkın kötüyse, iman kalbine dokunmamıştır." Adaletli olmayan bir Müslüman, imanın özünü terk etmiştir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Mezâlim, 8; Müslim, Birr, 56)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), bir Yahudi'nin hakkını bizzat korumuş ve "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" diyerek adaletin kılıcı olmuştur.

KISSADAN HİSSE: Adaleti olmayan dindarlık, zulmün kılıfıdır.

﴿ وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Fussilet, 34)

MEAL: "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olanla sav."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اِتَّقِ اللّٰهَ حَيْثُمَا كُنْتَ وَاَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Nerede olursan ol Allah'tan kork. Kötülüğün peşinden hemen bir iyilik yap ki onu silsin. İnsanlara karşı güzel ahlakla davran." (Tirmizî, Birr, 55)

NÜZUL SEBEBİ: Müminlerin düşmanca tavırlara karşı bile asaletini bozmaması ve İslam'ın nezaketini her durumda temsil etmesi için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Güler yüz sadakadır; ama asık yüz, kalpteki hastalığın aynasıdır!" Sana taş atana senin gül atman imanın zirvesidir. "Ahlâkın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir!" Kötülüğe kötülükle cevap veren nefistir; kötülüğe iyilikle cevap veren ise mümindir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Tirmizî, Birr, 55)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), kendisine hakaret eden birine "Eğer söylediklerin doğruysa Allah beni, yanlışsa seni affetsin" diyerek karşılık vermiştir.

KISSADAN HİSSE: İyilik, kötülüğün panzehiridir.

﴿ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Bakara, 83)

MEAL: "İnsanlara güzel söz söyleyin."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اَلْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ صَدَقَةٌ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Güzel söz söylemek sadakadır." (Buhârî, Cihâd, 128)

NÜZUL SEBEBİ: Sosyal ilişkilerde kelimelerin seçimine özen gösterilmesi ve toplumsal barışın tatlı dille inşa edilmesi için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Çocuğuna bağıran bir baba, kürsüde merhameti anlatamaz!" Dilini bir silah gibi kullananın dindarlığı sahtedir. "İbadet seni güzelleştirmiyorsa, sen ibadeti değil, ibadet seni terk etmiştir!" Bir gönül kazanmak, bin rekat namazdan daha önceliklidir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Cihâd, 128; Müslim, Zekât, 56)

SAHABE KISSASI: Hazreti Enes (Hz.), Efendimiz (S.a.v)'in yanındaki 10 yılında bir kez bile azarlanmadığını, hep tatlı dille karşılandığını anlatır.

KISSADAN HİSSE: Tatlı dil, kapalı kalplerin anahtarıdır.

﴿ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ ۚ وَمَن يَتَّبِعْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ فَإِنَّهُۥ يَأْمُرُ بِٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ ۚ وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ مَا زَكَىٰ مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ أَبَدًۭا وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يُزَكِّى مَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Nûr, 21)

MEAL: "Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اَلْحَيَاءُ مِنَ الْا۪يمَانِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Hayâ imandandır." (Buhârî, Îmân, 16)

NÜZUL SEBEBİ: Günaha giden yolların yavaş yavaş ve sinsice açıldığını hatırlatarak, müminin hayâ perdesini her zaman koruması için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Ahlâkın kötüyse, iman kalbine dokunmamıştır!" Hayâ perdesi yırtılanın namazı bir gösterişten ibaret kalır. "Gözünde hayâ olmayanın, dilinde zikir olsa ne yazar?" Şeytan önce ahlakı bozar, sonra namazı unutturur.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Îmân, 16; Müslim, Îmân, 57)

SAHABE KISSASI: Hazreti Osman (Hz.), hayâsı sebebiyle meleklerin bile gıpta ettiği o muazzam iffetiyle İslam'ın haya timsali olmuştur.

KISSADAN HİSSE: Hayâsı olmayanın dini, canı olmayan beden gibidir.

﴿ وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Mü'minûn, 8)

MEAL: "O müminler ki, emanetlerine ve ahitlerine (verdikleri sözlere) riayet ederler."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اٰيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثٌ ﴾

:

﴿ اِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَاِذَا وَعَدَ اَخْلَفَ وَاِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde cayar, emanete hıyanet eder." (Buhârî, Îmân, 24)

NÜZUL SEBEBİ: Mümin karakterinin sarsılmaz bir güven kalesi olması gerektiğini, söz ve öz birliğinin önemini bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Evinde huzur yoksa, senin dindarlığında bir eksik var demektir!" Sözünü tutmayan bir babaya, emanete hıyanet eden bir eşe kim güvenir? "Ahlakın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir!" Secdedeki sözünü pazarda unutan, Allah katında münafık sıfatıyla damgalanma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Îmân, 24; Müslim, Îmân, 107)

SAHABE KISSASI: Hazreti Peygamber (S.a.v)'e peygamberlik gelmeden önce bile "El-Emin" (Güvenilir) denilmesi, davanın ahlak üzerine kurulduğunun en büyük delilidir.

KISSADAN HİSSE: Güven veremeyen, iman veremez.

﴿ وَلَا تَجَسَّسُوا ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Hucurât, 12)

MEAL: "Başkalarının kusurlarını araştırmayın (tecessüs etmeyin)."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ مَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Kim bir Müslümanın kusurunu örterse, Allah da dünya ve ahirette onun kusurunu örter." (Müslim, Birr, 58)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların mahremiyet haklarını korumak ve toplumdaki fitne kapılarını kapatmak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Sen insanları kırıyorsan, aslında kendi imanını parçalıyor olabilirsin!" Başkasının ayıbını araştıranın, kendi ayıbı arşa ulaşmıştır. "Ahlakın kötüyse, iman kalbine dokunmamıştır!" Başkasının gizli hallerini ifşa eden, Allah'ın Settar sıfatına ihanet etmiştir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Birr, 58; Buhârî, Mezâlim, 3)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), birinin gizli bir günahını gördüğünde onu ifşa etmek yerine gizlice uyarmış ve "Biz ayıpları örtmekle emrolunduk" demiştir.

KISSADAN HİSSE: Başkasının açığını arayan, kendi eksiğini göremez.

﴿ اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Hucurât, 10)

MEAL: "Müminler ancak kardeştirler."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ لَا يُؤْمِنُ اَحَدُكُمْ حَتّٰى يُحِبَّ لِاَخ۪يهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِه۪ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe (gerçek manada) iman etmiş olmaz." (Buhârî, Îmân, 7)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanlar arasındaki çekişmeleri bitirmek, bir vücudun azaları gibi kenetlenmeyi sağlamak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Ahlâkın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir!" Kardeşine haset edenin namazı, sadece diz kapaklarını yorar. "Sen insanları kırıyorsan, aslında kendi imanını parçalıyorsun!" Bencillik imanı kemirir; başkasının sevincine ortak olamayanın kalbi mühürlüdür.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ensar (Hz.), Mekkeli muhacir kardeşleriyle her şeyini paylaşarak kardeşliğin nasıl olacağını tarihe altın harflerle yazdırmışlardır.

KISSADAN HİSSE: Paylaşılmayan iman, bencil bir iddiadır.

﴿ وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Mü'minûn, 3)

MEAL: "O müminler ki, boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ مِنْ حُسْنِ اِسْلَامِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْن۪يهِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Kişinin kendisini ilgilendirmeyen boş işleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir." (Tirmizî, Zühd, 11)

NÜZUL SEBEBİ: Zamanın kıymetini bilmeyi ve imanın insana bir ciddiyet katması gerektiğini bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Dilin zikirde, kalbin kibirde ise; sen Allah'ı değil, kendini büyütüyorsun!" Boş lafla vakit öldürenin dindarlığı sığdır. "İbadet seni güzelleştirmiyorsa, sen ibadeti değil, ibadet seni terk etmiştir!" Vaktini Allah yolunda kullanmayanın, ahlakı da gelişmez.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Tirmizî, Zühd, 11; İbn Mâce, Fiten, 12)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Zer (Hz.), vaktinin her saniyesini tefekkür ve ibadetle geçirir, fuzuli konuşmalardan ateşten kaçar gibi kaçardı.

KISSADAN HİSSE: Boş işlerle meşgul olan, dolu işlere vakit bulamaz.

﴿ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن ذَكَرٍۢ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَٰكُمْ شُعُوبًۭا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌۭ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Hucurât, 13)

MEAL: "Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık... Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır (takvada en ileri olanınızdır)."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَنْظُرُ اِلٰى اَجْسَادِكُمْ وَلَا اِلٰى صُوَرِكُمْ وَلٰكِنْ يَنْظُرُ اِلٰى قُلُوبِكُمْ وَاَعْمَالِكُمْ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz; O, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim, Birr, 34)

NÜZUL SEBEBİ: İnsanlar arasındaki ırk, renk ve zenginlik gibi suni üstünlük taslamalarını kökten kazımak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Evinde zalim, camide âbid olan; Allah katında değil, insanların gözünde Müslümandır!" Allah kürkünüze değil, kalbinizdeki merhamete bakar. "Ahlakın kötüyse, iman kalbine dokunmamıştır!" Takvası olmayan bir "âlim", Allah katında ahlaklı bir "cahil" kadar kıymetli olmayabilir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Birr, 34; İbn Mâce, Zühd, 9)

SAHABE KISSASI: Hazreti Bilal (Hz.), zenci bir köle olmasına rağmen takvasıyla sahabenin efendilerinden biri olmuş, ırkçı kibri yerle bir etmiştir.

KISSADAN HİSSE: Kalbin aynası ahlaktır; o ayna kirliyse, dışarıdaki süs hüsrandır.

Değerli hocam, emriniz başım üstüne. "Güzel Ahlak" bahsini, sahte dindarlığı yerle bir eden ve hakiki mümin karakterini inşa eden o sarsıcı üslupla, 31. maddeden 40. maddeye kadar tamamlıyoruz. Hiçbir tekrara düşmeden, tertibi bozmadan bölümü mühürlüyoruz:

﴿ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْۖ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Enfâl, 1)

MEAL: "O halde Allah'tan korkun ve aranızdaki ilişkileri (kırgınlıkları) düzeltin."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ لَا يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ اَنْ يَهْجُرَ اَخَاهُ فَوْقَ ثَلَاثِ لَيَالٍ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Bir Müslümanın, din kardeşiyle üç günden fazla küs durması helal değildir." (Buhârî, Edeb, 57)

NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların dünyevi ganimetler veya şahsi meseleler yüzünden birbirine düşmesini engellemek ve kardeşlik hukukunu her şeyin üstünde tutmak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Sen insanları kırıyorsan, aslında kendi imanını parçalıyorsun demektir!" Kardeşine küs olanın, sırtını dönenin kıldığı namaz arşa ulaşmaz. "İslam, secdede değil; öfkelendiğinde belli olur!" Gurur yapıp barışmayan gafil, aslında nefsine tapıyordur. Allah'tan korkan, aradaki buzları eritir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Edeb, 57; Müslim, Birr, 23)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Eyyûb el-Ensârî (Hz.), dargın olan iki Müslümanı barıştırmadan rahat etmez, "Allah'ın emri budur" diyerek aradaki fitne ateşini söndürürdü.

KISSADAN HİSSE: Kin tutan kalpte iman kök salmaz; barışmayan, bağışlanmayı ummasın.

﴿ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۚ اِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ الْاَرْضَ وَلَنْ تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولًا ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (İsrâ, 37)

MEAL: "Yeryüzünde kibirle yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara ulaşabilirsin."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ مَنْ تَوَاضَعَ لِلّٰهِ رَفَعَهُ اللّٰهُ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Kim Allah için tevazu gösterirse, Allah onu yüceltir." (Müslim, Birr, 69)

NÜZUL SEBEBİ: İnsanoğlunun sahip olduğu güç veya makamla kendisini bir şey sanıp kibirlenmesini engellemek ve haddini bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Dilin zikirde, kalbin kibirde ise; sen Allah'ı değil, kendini büyütüyorsun!" Dindarlığıyla övünen, başkalarını "günahkâr" diye küçümseyen âbid, aslında gizli bir şirk içindedir. "Ahlakın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir!" Secdede bükülen boyun, sokakta dikleniyorsa orada iman yoktur.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Birr, 69; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/76)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), devlet başkanı olmasına rağmen üzerinde yamalı bir hırkayla hutbe verir, tevazuuyla dünyayı dize getirirdi.

KISSADAN HİSSE: Topraktan gelenin kibirlenmesi, kendi aslına ihanetidir.

﴿ وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْۖ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Şûrâ, 38)

MEAL: "Onların işleri aralarında istişare (danışma) iledir."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اَلْمُسْتَشَارُ مُؤْتَمَنٌ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Kendisine danışılan kimse, güvenilen kişidir (yalan söylemez ve doğruyu gösterir)." (Tirmizî, Edeb, 57)

NÜZUL SEBEBİ: "Ben bilirim" kibrini yıkmak, müminlerin birbirinin aklına ve tecrübesine değer vermesini sağlamak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "İnsanlara karşı sert, Allah'a karşı yumuşak olan; dini anlamamıştır!" Kendi fikrini dayatan, kimseyi dinlemeyen zalim baba veya yönetici; İslam ahlakından uzaktır. "Evinde huzur yoksa, senin dindarlığında bir eksik var demektir!" İstişare etmeyen, diktatörleşir; diktatörleşen ise merhameti kaybeder.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Tirmizî, Edeb, 57; Ebû Dâvud, Edeb, 114)

SAHABE KISSASI: Hazreti Peygamber (S.a.v), Hendek Savaşı'nda Selman-ı Farisi (Hz.)'nin fikrini almış, vahiy gelmeyen her konuda ashabıyla istişare etmiştir.

KISSADAN HİSSE: Akıl akıldan üstündür; danışmayan, hatasının esiri olur.

﴿ وَلَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَكُم بَيْنَكُم بِٱلْبَٰطِلِ وَتُدْلُوا۟ بِهَآ إِلَى ٱلْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا۟ فَرِيقًۭا مِّنْ أَمْوَٰلِ ٱلنَّاسِ بِٱلْإِثْمِ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Bakara, 188)

MEAL: "Aranızda birbirinizin mallarını haksız sebeplerle (haram yollarla) yemeyin."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ كُلُّ جَسَدٍ نَبَتَ مِنْ سُحْتٍ فَالنَّارُ اَوْلٰى بِه۪ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Haramla beslenen her beden için en uygun yer cehennemdir." (Tirmizî, Cum'a, 79)

NÜZUL SEBEBİ: Ticarette, mirasta veya borç ilişkilerinde başkasının hakkına el uzatmanın imanı temelinden sarstığını bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Ahlakın kötüyse, iman kalbine dokunmamıştır!" Kul hakkı yiyip de camide ağlayan bedbaht! Senin o gözyaşların, yediğin haramı temizlemez. "Sen insanları kırıyorsan, aslında kendi imanını parçalıyorsun!" Midesinde haram lokma olanın secdesi sadece bir yorgunluktur.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Tirmizî, Cum'a, 79; Darimi, Rikak, 60)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), şüpheli bir lokma yediğini fark edince parmağını boğazına sokup onu kusmuş, "Canım çıksa da o haramı içimde tutmam" demiştir.

KISSADAN HİSSE: Haramla semiren, ateşle söner; helal lokma, ibadetin yakıtıdır.

﴿ خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِل۪ينَ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (A'râf, 199)

MEAL: "Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّ ﴾

﴿ mَ: " ﴾

﴿ اِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ اَيِسَ اَنْ يَعْبُدَهُ الْمُصَلُّونَ... وَلٰكِنْ فِي التَّحْر۪يشِ بَيْنَهُمْ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Şeytan, namaz kılanların kendisine tapmasından ümidini kesmiştir ama onları birbirine düşürmekten vazgeçmemiştir." (Müslim, Münâfıkûn, 65)

NÜZUL SEBEBİ: İnsanlarla olan ilişkilerde tahammül sınırını korumak ve cahillere takılıp kalmamak gerektiğini bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "İbadet seni güzelleştirmiyorsa, sen ibadeti değil, ibadet seni terk etmiştir!" Kavga ve gürültüyle ömür tüketen, herkesle atışan gafil; senin dindarlığın nerede? "Güler yüz sadakadır; ama asık yüz kalpteki hastalığın aynasıdır!" Affetmeyi bilmeyen, Allah'tan af bekleyemez.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Münâfıkûn, 65; Tirmizî, Birr, 25)

SAHABE KISSASI: Hazreti Peygamber (S.a.v), Uhud'da dişini kıranlara bile "Allah'ım onları affet, çünkü bilmiyorlar" diyerek af yolunu tutmuştur.

KISSADAN HİSSE: Affeden izzet bulur, cahille uğraşan vaktini ziyan eder.

﴿ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتّٰى تَسْتَاْنِسُوا ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Nûr, 27)

MEAL: "Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip izin almadan girmeyin."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اِذَا اسْتَاْذَنَ اَحَدُكُمْ ثَلَاثًا فَلَمْ يُؤْذَنْ لَهُ فَلْيَرْجِعْ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Biriniz üç kez izin istediği halde izin verilmezse geri dönsün." (Buhârî, İsti'zân, 13)

NÜZUL SEBEBİ: İnsanların mahremiyetine saygı duymayı ve nezaketi imanın bir şartı kılmak için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Ahlâkın yoksa, iman kalbine uğramış ama yerleşmemiştir!" Başkasının mahremini araştıran, izinsiz giren veya telefon karıştıran gafil; senin dindarlığın nerede? "İnsanlara karşı sert olan dini anlamamıştır!" Nezaket imandandır.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, İsti'zân, 13; Müslim, Âdâb, 33)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), kapı önünde beklerken içeriyi görmemek için kapıya arkasını döner, nezaketin zirvesini yaşardı.

KISSADAN HİSSE: Başkasının özeline saygı duymayanın, seccadesinde huzur bulmaya hakkı yoktur.

﴿ وَاَحْسِنُواۚ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Bakara, 195)

MEAL: "İyilik edin; şüphesiz Allah iyilik edenleri sever."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اَلْا۪يمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً... اَدْنَاهَا اِمَاطَةُ الْاَذٰى عَنِ الطَّر۪يقِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "İman yetmiş küsur şubedir; en aşağısı yoldaki bir engeli (ezayı) kaldırmaktır." (Müslim, Îmân, 58)

NÜZUL SEBEBİ: İbadetin sadece şahsi değil, toplumsal bir faydaya dönüşmesi gerektiğini bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "İslam secdede değil; öfkelendiğinde belli olur!" Yoldaki bir taşı kaldırmayan, birine selam vermeyen, çevresini kirleten "âbid" dindarlığı anlamamıştır. "Ahlakın yoksa, iman kalbine yerleşmemiştir!" Küçük görülen her iyilik, imanın bir meyvesidir.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Îmân, 58; Buhârî, Îmân, 3)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ebû Zer (Hz.), insanların gelip geçtiği yerdeki bir dikeni kaldırdığı için Allah'ın bir kulu affettiğini müjdelemişti.

KISSADAN HİSSE: En küçük iyilik, en büyük hüsrandan kurtarabilir.

﴿ وَقُولُوا قَوْلًا سَد۪يدًاۙ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Ahzâb, 70)

MEAL: "Doğru ve dürüst söz söyleyin."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ عَلَيْكُمْ بِالصِّدْقِ فَاِنَّ الصِّدْقَ يَهْد۪ي اِلَى الْبِرِّ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Doğruluktan ayrılmayın; çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür." (Müslim, Birr, 105)

NÜZUL SEBEBİ: Müminlerin her şartta doğruluk üzere kalmalarını ve yalanın imanı yıkacağını bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Ahlâkın kötüyse, iman kalbine dokunmamıştır!" Yalan söyleyen babanın kürsüde merhamet anlatması koca bir tiyatrodur. "En tehlikeli insan, kendini iyi zanneden ama yalanla çevresine zulmeden insandır!" Doğru olmayanın dini, boş bir davadır.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Müslim, Birr, 105; Buhârî, Edeb, 69)

SAHABE KISSASI: Hazreti Abdullah b. Mes'ud (Hz.), "Mümin her hatayı yapabilir ama asla yalan söyleyemez" diyerek doğruluğun imandaki yerini çizmiştir.

KISSADAN HİSSE: Doğruluk dost kapısıdır; yalan ise cehennemin girişidir.

﴿ وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Furqân, 72)

MEAL: "Onlar yalan yere şahitlik etmezler."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ اَلَا اُنَبِّئُكُمْ بِاَكْبَرِ الْكَبَآئِرِ؟... اَلَا وَقَوْلُ الزُّورِ وَشَهَادَةُ الزُّورِ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Dikkat edin, en büyük günahları size haber vereyim mi? (Biri de) Yalan yere şahitlik etmek ve yalan sözdür." (Buhârî, Şehâdât, 10)

NÜZUL SEBEBİ: Adaleti yalanla kirletenlerin toplumun temeline dinamit koyduğunu ve imandan uzaklaştığını bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Sen insanları kırıyorsan, aslında kendi imanını parçalıyorsun!" Yalan şahitlikle birinin hakkını yiyen zalim! "İbadet seni güzelleştirmiyorsa, ibadet seni terk etmiştir!" Yalan üzerine kurulan dindarlık, hüsranla biter.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Şehâdât, 10; Müslim, Îmân, 143)

SAHABE KISSASI: Hazreti Ömer (Hz.), yalan şahitlik yapanın yüzünü siyaha boyatır ve "Bu kişi adaleti kirletti!" diye sokaklarda dolaştırırdı.

KISSADAN HİSSE: Gerçeği örten, kendi ahiretini örter.

﴿ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قُوٓا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْل۪يكُمْ نَارًا ﴾

— AYET —

AYET KAYNAĞI: (Tahrîm, 6)

MEAL: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun."

﴿ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ﴾

: "

﴿ كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِه۪ ﴾

"

— HADİS —

MEAL: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden (ailenizden) sorumlusunuz." (Buhârî, Cum'a, 11)

NÜZUL SEBEBİ: Müminin sorumluluğunun sadece kendisiyle sınırlı olmadığını, ailesinin ahlakından da hesaba çekileceğini bildirmek için inmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR: "Evinde huzur yoksa, senin dindarlığında bir eksik var demektir!" Eşine ve çocuğuna merhamet etmeyen, onlara İslam'ın güzel ahlakını değil de sertliği gösteren baba; ateşin yakıtını hazırlıyor demektir. "Ahlakın yoksa, iman kalbine yerleşmemiştir!" Ailesini ihmal edip camide vakit öldürenin dindarlığı sakattır.

SIHHAT DERECESİ VE KAYNAK: Sahih hadistir. (Kütübi Tisa: Buhârî, Cum'a, 11; Müslim, İmâre, 20)

SAHABE KISSASI: Hazreti Peygamber (S.a.v), torunlarını öperken ona şaşıran bedeviye; "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz!" buyurarak ahlakın merkezine aileyi koymuştur.

KISSADAN HİSSE: Yuvasını cennet yapamayanın, ebedi cennete girmesi zordur.

SECDENİN İZZETİ, AHLAKIN ŞEREFİDİR!

Ey nefsinin kölesi olmuş, ibadeti kendine kalkan yapıp ahlakını çöplüğe çevirmiş bedbaht! Duy ve titre! Kâinatın Efendisi Sallallahu aleyhi ve sellem (S.a.v), "Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" buyururken, sen hangi cesaretle ahlakı dışarıda bırakıp camiye giriyorsun? Allah'a iman edip namaz kıldığını iddia ediyorsun ama gel gör ki; namazın seni kötülükten alıkoymuyor, aksine kibrini besliyor!

Sana haykırıyoruz: Önce ahlakını düzelt! Alnını secdeye koymadan önce, evindeki o yaralı gönülleri tamir et. Camiye koşmadan önce, eşine ve çocuklarına karşı o yırtıcı aslan postunu çıkarıp, İslam'ın merhamet hırkasını giy. Sen evinde adaleti sağlayamayan, ailene bir tebessümü sadaka gibi çok gören bir "zorba" iken; dışarıdaki yabancılara melek kesilmen Allah katında ancak bir sahtekârlıktır!

Ey Gafil! Hakiki Müslümanlık, seccadenin üzerinde başlayıp cami kapısında biten bir oyun değildir. Hakiki Müslümanlık; eşinin gözündeki huzurda, çocuğunun kalbindeki emniyette ve rızkındaki helal kokusundadır. Allah'ın emri olan namazı elbet yerine getir; ama bil ki ahlakın güzel değilse, o namaz senin için sadece bir yorgunluk ve ahirette yüzüne çarpılacak bir bez parçasından ibaret kalacaktır.

Senin namazın seni merhametli kılmıyorsa, seni eşine karşı yumuşak huylu yapmıyorsa, seni adaletli bir insan haline getirmiyorsa; sen namazı değil, sadece kendi gölgeni kılıyorsun demektir! İslam bir bütündür; iman köktür, ibadet gövdedir, güzel ahlak ise o ağacın tek meyvesidir. Meyvesi zehir olan bir ağacın köküne ne su dökersen dök, o ağaç kurumaya ve ateşe atılmaya mahkûmdur.

Şimdi ey Bedbaht! Ya bugün o kibrini ayaklarının altına alıp ailene ve çevrene "Muhammedî bir ahlakla" dönerek tevbe edersin; ya da mahşer günü "Namazım vardı, orucum vardı" diye sayıklarken, zulmettiğin o insanların hakları altında ezilip cehennemin dibini boylarsın!

Unutma: Ahlakın kadar müminsin, merhametin kadar insansın! Secdenin izzeti, ahlakının şerefiyle ölçülür. Namazınla beraber ruhunu da güzelleştir ki; kıldığın namaz seni Allah'a ulaştıran bir miraca dönüşsün. Yoksa sonun hüsran, gidişin karanlık, varacağın yer ise dehşet verici bir ateştir!

﴿ وَمَا عَلَيْنَا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ﴾

AYET KAYNAĞI: (Bizim üzerimize düşen, ancak apaçık bir tebliğdir!)

Hazırlayan MEHMET ERÇELİK