İSLAM’I YAŞAMAK VE YAYMAKLA MÜKELLEFİZ
Cenab-ı Allah;
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فٖى اَحْسَنِ تَقْوٖيمٍ
ayetinde “Biz insanı en güzel şekilde yarattık”(TİN;4) buyurarak bizi bize tanıtıyor
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنٖى اٰدَمَ
ayetinde de “Biz insanı değerli kıldık, şerefli kıldık”(İSRA;70) buyuruyor…
Değerli Mü’minler!.. Kâinatın içerisinde insan özel bir varlıktır… Onun için; insanın önce kendini anlaması ve tanıması gerekiyor… İnsanın bu değeri, sadece fiziki özellikleri ve biyolojik varlığı sebebiyle değildir… İnsanı özel kılan; kendisini eşref-i mahlûkat yapan, sahip olduğu değer… İnsanı insan yapan, bütün varlık aleminde, yüklendiği misyon… Yaratılışında ve varlığında taşıdığı mana…
اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُ
Bu ayet-i kerime, insanın bir emanet yüklendiğinden bahsediyor… İnsan işte burada bahsedilen o emaneti yüklendiği için, muteber bir varlıktır yeryüzünde…(AHZAP;72)
İşte biz önce o emaneti anlamalıyız… O emanetin idrakinde olmalıyız… O emanetin sorumluluğu ile yaşamalıyız Yine bir başka ayet-i kerime de Cenab-ı Allah insanı meleklere tanıtırken;
وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰئِكَةِ اِنّٖى جَاعِلٌ فِى الْاَرْضِ خَلٖيفَةً
buyuruyor…(BAKARA;30) Allah-u Teâlâ bu ayette,
خَلٖيفَةً
buyurarak, insan için halife sıfatını kullanıyor… İnsanın yüklendiği o emaneti anlayabilmek için; işte onun sahip olduğu bu sıfatı da bilmemiz lazım… İnsana
فِى الْاَرْضِ خَلٖيفَةً
buyurularak yeryüzünün halifesi demek; kâinatın sahibi Cenab-ı Mevla’nın gösterdiği şekilde yeryüzünde yaşayan, yeryüzüne sahip çıkan, yeryüzü serüveninden bu değerle geçen insan demektir bu… Dolayısıyla; bütün insanlığın en önemli görevi, kendinin farkında olmasıdır Kendi değerinin bilincinde olmasıdır…
Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimizin içinde doğduğu ve İslam’ı tebliğ ettiği o cahiliye toplumunun en önemli özelliği, o toplumun artık değerlerini kaybeden bir toplum olmasıydı…
İnsani değerlerin, ahlaki erdemlerin kaybedildiği bir toplum olmuşlardı… Şunu bilin; cahiliye sadece tarihin belli bir döneminin ifadesi değildir… Yeryüzünde insanlar ne zaman ki; değerlerini ve erdemlerini kaybederse, işte o devir cahiliye devridir… Çünkü insanın yeryüzündeki esas gayesi değerlerini yaşatmasıdır… Ahlaki erdemlerini canlı tutmasıdır… İnsanın sahip olduğu özelliğinin, Allah katındaki değerinin, yeryüzündeki etkinliğinin karşılığı budur…
Cenab-ı Allah Kur’an’ın birçok ayet-i kerimesinde tefekkür etmekten, tezekkür etmekten, akletmekten, aklı kullanmaktan bahseder… Çünkü insan; akıl gibi bir nimetle donatılmış… İyi ile kötüyü ayırt edebilecek yeteneğe sahip bir varlık… Allah-u Teâlâ insana güzel ile çirkini, doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayırt edebilecek donanımlar ihsan etmiş… Çünkü onun yeryüzünde taşıdığı mana ve sorumluluğu hakkıyla yerine getirebilmek için, böylesi imkânlara sahip olması önemli ve gerekli…
İnsan aynı zamanda; hakikati anlamaya müsait bir varlık… Şu kâinat; insana hakikati anlatan bir kitap gibi duruyor gözümüzün önünde… İşte onun için Kur’an’da yüzlerce kevni ayet vardır… İnsan yeryüzüne hikmetle baktığı zaman, hakikati kavrayabilir… İnsan gökyüzüne hikmetle baktığı zaman, Rabbini bulabilir… İnsan şu kâinata hikmetle baktığı zaman, âlemlerin Rabbine teslim olabilir…
Cenab-ı Allah kullarına akıl nimeti vermiş, ama onu vahiyle de desteklemiş… O vahiyi anlatan Peygamberler göndermiş ve insanı vahiye muhatap kılmış… Bütün bunların sebebi, insanın sahip olduğu manadır işte… Şu kainatta yüklendiği emanettir… Çünkü insan yeryüzünde değerleri hâkim kılmakla mükellef bir varlık… Önce kendi değerini muhafaza etmek… Sonra bütün yeryüzünde değerlerin hâkim olduğu bir hayat ikame etmek ve inşa etmek… İnsanın gayesi bu olacak… Çünkü insan yeryüzüne bunun için gönderildi ve bu kadar nimet kendisine onun için verildi…
İnsana düşen
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فٖى اَحْسَنِ تَقْوٖيمٍ
ayetinde haber verilen yaratılışındaki o güzelliği muhafaza ederek yaşamak…
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنٖى اٰدَمَ
ayetinde haber verilen değerini, şerefini muhafaza ederek yaşamak… Allah’ın huzuruna bu onur ve asaletle çıkabilmek… İnsanın ana gayesi bunlar ve bunları hayatına yansıtacak… Çünkü insanı özel kılan bu… İnsanı önemli kılan bu değerler…
İnsan bunu kaybettiği zaman, mahlûkatla farkını kaybeder… Bu değerini, bu sorumluluk bilincini kaybettiğinde kâinattaki konumunu da kaybeder… Cehalete düşer ve cahiliye toplumuna düşer…
Onun için; biraz önce dediğim gibi, cahiliye toplumu değerlerini kaybeden toplumdur… Erdemleri ihlal eden bir toplumdur… Peygamberimizin İslam’ı tebliğ ederken yaptığı şey, değerlerini kaybeden bir topluma değerlerini hatırlatmaktı… Değerini kaybeden insana kendi değerini fark ettirmeye çalışmaktı… Peygamberimizin Mekke’de ve Medine’de yaptığı buydu işte…
Nitekim ilk vahiy geldiğinde Hz.Hatice’nin Peygamberimize neler dediğini hatırlayın… Hz.Hatice’nin o sözleri Peygamberimizin verdiği mücadelenin özetidir aslında… Cahiliye toplumunun kaybettiği değerlerin Peygamberimizde muhafaza edilişinin ifadesidir o sözler… Onun için çok önemlidir Hz.Hatice’nin bu sözleri… “Allah seni asla mahcup etmeyecek… Hiç endişe etme… Çünkü sen insanlara iyilik edersin… Akrabana iyilik edersin… Eşini-dostunu gözetirsin… Zayıfın-muhtacın yardımına koşarsın… Gücü yetmeyene yardım edersin… Çünkü sen, doğru sözlüsün, yalan konuşmazsın… Çünkü sen el-emin, güvenilir insansın… Çünkü sen, güzel bir ahlaka sahipsin” der Hz.Hatice… İşte kaybedildiği zaman; bir toplumu cahiliye yapan değerlerdir bunlar… Dolayısıyla Peygamberimizin ve İslam’ın temsil ettiği değerler bunlardır işte…
Değerli Mü’minler!.. Hz.Hatice’nin Peygamberimize dediği gibi; Allah dürüstlüğün yolundan gideni mahcup etmez… Akrabasına yardım edeni mahcup etmez… Zayıfın, muhtacın yanında duranı mahcup etmez… Doğru sözlü, güzel ahlaklı olanı mahcup etmez…
Bu güzellikleri kaybeden insanın kaybedeceği başka bir şey de kalmaz zaten… Bunları kaybeden, insan olarak değerini ve kıymetini kaybetmiş demektir çünkü… İşte Peygamberimizin mücadelesi; insana yakışan bu değerlerin bütün insanlığa, bütün yeryüzüne anlatma ve hâkim kılma mücadelesiydi… Bu değerleri hayatımıza hâkim kılma mücadelesiydi…
Değerli Mü’minler!.. Şu çok önemli… İnsan; sahip olduğu değerle, sahip olduğu erdemle, sahip olduğu ahlakla insandır… Biz insan olmaktan bahsederken insanın boyundan-posundan, giyiminden-kuşamından bahsetmeyiz…
Biz insan olmaktan bahsederken; onun kalbinden bahsederiz Ahlakından bahsederiz… Taşıması gereken değerden bahsederiz… Davranışından bahsederiz… Dolayısıyla insan; yediği-içtiğiyle, boyu-posuyla, parası-puluyla, malı-mülküyle, makamı-mevkiiyle değil… Ahlakıyla, erdemiyle, davranışlarındaki güzelliklerle insandır…
Değerli Kardeşlerim!.. Bizim bu gün ahlak ölçüsünde, erdem terazisinde insanı yeniden tanımlamaya ihtiyacımız var… İnsanı insan yapan değerleri konuşmaya ve tefekkür etmeye ihtiyacımız var…
Milletleri millet yapan da, aynı şekilde, sahip olduğu değerlerdir… Medeniyetleri medeniyet yapan da, sahip olduğu değerlerdir… Milleti millet yapan sadece coğrafyası değildir… Sadece zenginlik kaynakları değildir… Gayr-i safi milli hasılası değildir… Taşıdığı değerlerdir… İnsana bakışıdır… Sahip olduğu hukuktur Taşıdığı ahlaki erdemlerdir…
İşte bu gün bütün dünyanın bunu konuşmaya ihtiyacı var… Çünkü bu gün insanlığın en temel meselesi değerlerin kaybolmaya başlamasıdır… Bütün dünya son iki asırdan beri sürekli küresel krizler yaşıyor… İşte bütün bunların sebebi; insanlık aslında değerler krizi yaşadığı için… Bütün dünya değerlerini kaybettiği için… Dünyanın geleceğinin daha iyi olması için yapılması gereken tek şey; değerlerin yeniden inşa edilmesi… İnsana yakışan değerlerin inşa edilmesi… Toplumu toplum yapan değerlerin inşa edilesi… Medeniyetleri medeniyet yapan değerlerin inşa edilmesi…
Muhterem Mü’minler!.. En önemlisi de; bunun sorumluluğu Müslümanların, yani bizim üzerimizde… Bu; Allah’a iman eden mü’minlerin iman ve kulluk sorumluluğu çünkü… Yani şunu demek istiyorum; biz Müslümanlar düzelmeden dünya düzelmez… Bunun için de; bizim her şeyden önce, bundan 14 asır önce Peygamberimizin o cahiliye toplumundan nasıl medeniyet oluşturduğunu yeniden okumamız, yeniden anlamamız gerekiyor…
610 yılında Mekke’de bir cahiliye toplumu, bir bedevi toplum, değerlerini kaybeden bir toplum, hayatı kendisine yaşanmaz kılan bir toplum, güçlünün zayıfı ezdiği bir toplum, kimsenin geleceğinden emin olmadığı bir toplum, umudun kaybolduğu bir toplum, mazlumun feryat ederek gözyaşı döktüğü bir toplum… Mekke ve Medine böyle bir toplumdu 610 yılında… Cenab-ı Allah böyle bir toplumun kendi içinden bir Peygamber gönderdi… Şimdi 610 yılından yirmi yıl sonrasına gidelim ve yeniden bakalım Mekke’ye ve Medine’ye…
Artık asr-ı saadet… İnsanlık tarihinin en güzel dönemi… O cahiliye toplumundan bir asr-ı saadet toplumunun inşa edildiğini görüyoruz… Cehaletin ve günahın dibine batmış insanlar 20 yıl sonra erdemin zirvesi oluyor…
Biz bu gün hangi güzel ahlaktan, hangi ahlaki değerden ve hangi erdemden bahsedersek bahsedelim, onun en güzel örneğini asr-ı saadette görüyoruz… Vefa ve dostluk dediğimizde aklımıza Hz.Ebu Bekir geliyor… Cesaret ve yiğitlik dediğimizde aklımıza Hz.Ali, Hz.Hamza geliyor… Adalet dediğimizde aklımıza Hz.Ömer geliyor… Cömertlik dediğimizde aklımıza Hz.Osman geliyor… Zaten Peygamberimiz de “Ashabım yıldızlar gibidir” hadisinde bize bunu anlatıyor…
İşte bizim bunu anlamamız lazım Değerli Kardeşlerim!.. Cahiliye toplumunu dünyanın en güzel ahlaklı toplumu haline getiren İslam’ın ilkeleridir…
Nitekim Cenab-ı Allah Kur’an’da İslam’dan bahsederken, bize İslam’ı tanıtırken şöyle buyuruyor…
اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتٖى
““Size olan nimetimi tamamladım” diyor…(MAİDE;3)”
Değerli Mü’minler!.. Bizim bu gün bu ayeti tefekkür etmeye çok ihtiyacımız var… Cenab-ı Allah bize “Saymaya kalksanız sayamazsınız” dediği kadar çok nimet vermiş… Ama verdiği en büyük nimet İslam nimeti… Vahiy… Vahiyi anlatan ve öğreten Peygamberler göndermesi… Allah’ın yeryüzüne rahmetinin ve merhametinin en büyük ifadesi, en büyük tezahürüdür bunlar…
Eğer insan şu dünyada huzuru yaşamak istiyorsa; İslam’ın geliş gayesi işte bu… Onun için biz İslam’ın en açık tanımını yaparken; insanlığı dünyada ve ahirette huzura kavuşturan hayat nizamıdır diyoruz… İnsan yeryüzünde şerefiyle, huzur ve güven içinde yaşasın diye Cenab-ı Allah İslam’ı göndermiş… Onun için Cenab-ı Allah ayetin devamında;
وَرَضٖيتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ
“buyuruyor…“Nimetimi tamamladım” dedikten sonra “Sizin için din olarak da İslam’ı seçtim” diyor…”
İşte insanoğlunun bunun farkında olması gerekiyor… Bu nimetle yeryüzünü Müslümanların tanıştırması gerekiyor… Bizim tanıştırmamız gerekiyor… Asrın idrakine İslam’ı bizim getirmemiz gerekiyor… Bu ayeti kerimeyi okuyan ve okuması gereken herkese imanın gereği ve Müslümanlık vazifesidir bu… Elhamdülilllah Müslümanım diyen herkes bunu yapmaya mecbur… Ve bu gün dünyanın buna her zamankinden daha çok ihtiyacı var…
Şu yaşadığımız zamanda, teknoloji gelişti, ulaşım gelişti, iletişim gelişti… Dünya küreselleşti… Ama insan istediği huzur ve güveni bulamadı… İnsan alabildiğine zenginleşti, bütün dünyayı elindeki bir telefona sığdırdı… Ama bir o kadar da yalnızlaştı…
Dolayısıyla insanlığın bu gün neyi kaybettiğinin muhasebesini yapması lazım… Bunalımlar çağında yaşıyoruz maalesef… Bu günkü dünyayı tarif eden en kapsamlı ifade bu… Bunalımlar çağında yaşıyoruz… Yediden yetmişe, kadınından erkeğine herkesin anti depresanlarla yaşadığı bir dünya…
Peki Değerli Kardeşlerim!.. Neyi kaybetti bu dünya da bu hale geldi?.. Neden yeryüzü bu hale geldi?.. İnsanoğlu olarak bu gün bunu konuşmak durumundayız
İnsanoğlu değerlerini kaybettiği için bu hale geldi… Erdemlerini kaybettiği için bu hale geldi… Yaratılış gayesinin ona yüklediği manayı kaybetti, bu hale geldi… Bu kaybettiği şeyleri de yanlış yerlerde aramaya başladı…
Bu gün insanlığın kaybettiği değerleri yeniden bulmaya ihtiyacı var… Onun için; Peygamberimizin bundan 14 asır önce o cahiliye toplumunu nasıl dünyanın en güzel toplumu yaptığını anlamamız gerekiyor… Peygamberimizin Mekke ve Medine’de inşa ettiği o medeniyeti anlamamız gerekiyor… Yedinci yüzyılda değerlerini kaybeden bir dünya, cehalete hapsolan bir dünya, güce teslim olan bir dünya, mazlumların ahıyla inleyen bir dünya; İslam’ın hakikatleriyle nasıl insanlık tarihinin en güzel medeniyetine dönüştü?.. Önce bunu anlamamız ve sonra aynı metotla yeryüzünü aradığı huzur ve güzelliklere kavuşturmamız gerekiyor…
Bizim Peygamberimizden sonra başka Peygamber gelmeyeceğine göre; dünyayı bu medeniyetle yeniden buluşturacak olanlar Müslümanlardır… Bizleriz yani…
Peygamberimiz 14 asır önce insanlığın ölçüsünü getirdi bize… Mesela; hepimizin bildiği ve namazlarda okuduğu Mekke’de inen bir sureden bakalım getirdiği insanlık ölçüsüne…
فَذٰلِكَ الَّذٖى يَدُعُّ الْيَتٖيمَ
وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْكٖينِ فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّٖينَ
““Yetimi itip kakıp, yoksul ve muhtaçlara el uzatmayıp namaz kılanların vay haline”(MAUN)”
İşte biz bu gün bu ayetlerle; insanlığın ölçüsünü yeniden konuşmak durumundayız… Medeniyetin ölçüsünü yeniden konuşmak durumundayız… Bu günkü insanlık; ölçüyü yanlış koyduğu için, ortaya çıkan hiç bir sonuç, aradığı huzur ve güveni getirmedi dünyaya…
İnsanlığın ölçüsü; insanın toplumsal ilişkisinde ortaya çıkar… Bir kişinin insanlık ölçüsüne bakmak için; ailesiyle olan ilişkisine bakmak lazım… Komşularıyla olan ilişkisine bakmak lazım… Akrabalarıyla olan ilişkisine, arkadaşıyla olan ilişkisine bakmak lazım… Müşterisiyle olan ilişkisine bakmak lazım…
Aynı şekilde bir milletin medeniyet seviyesini görmek için de; onun halkına bakışına bakmak lazım… O milletin zayıflarına, güçsüzlerine, kimsesizlerine nasıl muamele ettiğine bakmak lazım… Hukukuna, adaletine bakmak lazım… Bir toplumun medeniyet seviyesi o toplumdaki yaşlıların huzuruyla ölçülür… O toplumun çocuklarının eğitim ve ahlakıyla ölçülür… Kimsesizlerinin umuduyla ölçülür…
Eğer siz ölçüyü böyle koymazsanız, insanların sadece malına-mülküne bakarsanız, milletlerin sadece şehirlerine ve silahlarına bakarsanız, medeniyet sıralaması doğru olmaz… İşte yeryüzünün bu gün İslam’ın ve Peygamberimizin getirdiği bu insanlık ölçülerine ihtiyacı var… Bunu yapacak olan da Müslümanlardır, bizleriz yani…
Salgın hastalık krizlerini, ekonomik krizleri, siyasi krizleri bırakın bir kenara… Bu gün insanlığın yaşadığı en büyük kriz; anlam krizi… Bu gün insanlık manayı kaybetmiş durumda… Maneviyatını kaybetmiş halde… Maneviyatı kaybedince o maneviyat üzerine bina edilen değerleri kaybetmiş vaziyette dünya… Şu zamanda antropolojiden psikolojiye, modern dediğimiz bilimler insanı maalesef doğru tanımlayamadı… İnsanı sadece maddi yönden tanımlıyor… İnsanı sadece arzuları üzerinden tanımlıyor… İnsanı sadece nefsi ve midesi üzerinden tanımlıyor… Oysa insan maddi boyutuyla değil; kalbi boyutuyla insandır… İnsan sadece nefsi ve midesiyle değil; aklı ve kalbiyle insandır… İnsan tükettikleriyle, harcadıklarıyla, dünyaya gösterdikleriyle değil; sahip olduğu değerlerle insandır… Bu gün dünya bu ölçüyü yeniden hakikat planında gerektiği zemine koymadıkça hiçbir meselesini halledemez…
Bu gün herkesin; yeniden güzel ahlakın inşa edilmesine ihtiyacı var… Bu gün bütün dünyanın bu ahlak krizinden kurtulması için; bizim İslam’ı anlamaya ve yaşamaya ihtiyacımız var… Çünkü insanlık asırlardır İslam medeniyetine muhtaç… Bunu yapacak olan da bizleriz… Eğer bizler bu mes’uliyetin bilincinde olmazsak; bu hayatın hesabını veremeyiz Cenab-ı Allah’a… Çünkü Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de bize veriyor bu görevi…
وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ
““İçinizde iyiliği emreden, kötülükten nehyeden bir topluluk bulunsun” Mü’minler böyle bir topluluk olsun diyor…(ÂL-İ İMRAN;104)”
كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ
““Siz insanlar içinden çıkarılmış en hayırlı topluluksunuz…”(ÂL-İ İMRAN;110)”
Neden en hayırlı ümmetiz biz?.. Çünkü Müslüman iyiliği emreder… İyiliği anlatır… İyiliğin yanında durur… İyiliğin güçlenmesi için gayret eder… Kötülüğün karşısında durur… İnsanlığın kötülüğe mahkûm olmaması için çalışır…
Değerli Mü’minler!.. İslam’ın özel hukukunun temeli helal ve haram, evrensel hukukunun temeli de ma’ruf ve münkerdir… Ma’ruf iyilik, münker kötülük demektir… İşte biz bu gün İslam’ı dünyaya anlatamadığımız için, öğretmediğimiz için, yaşantımızda gösteremediğimiz için, Müslüman gibi yaşamadığımız için; bu gün bütün dünya ma’rufun egemenliğine muhtaçtır… Bu gün yeryüzü münkerin kuşatması altında…
Onun için bizim ahlakımızla, merhametimizle, dürüstlüğümüzle, adaletimizle; kısaca insanlığımızla bütün dünyaya örnek olmamız gerekiyor… Onun için biz ahlaksızlardan daha çok çalışmadıkça, yeryüzüne güzel ahlak egemen olmaz… Biz merhametsizlerden daha çok çalışmadıkça, merhamet egemen olmaz… Biz sahtekârlardan daha çok çalışmadıkça, dürüstlük egemen olmaz… Biz zalimlerden daha çok çalışmadıkça, adalet egemen olmaz yeryüzünde
Bu hayal değil… İslam’dan, İslam medeniyetinden bahsediyorum… Bunu daha önce yaşadı bu dünya… İslam Endülüs’ten Semerkand’a kadar üç kıtaya hâkim oldu ve bu huzuru yaşattı dünyaya…
Bunu biz yeniden yapabiliriz… Yapmak zorundayız… Ama önce kendimizden, kendi nefsimizden başlamamız gerekiyor… Cebimizde taşıdığımız mushafı, insanlar bizim davranışlarımızda okuyabilmesi lazım… Hatimini yaptığımız Kur’an’ı, insanlar bizim ahlakımızda okuyabilmesi lazım… Bizim Müslümanlığımızı sözümüzdeki nezaket ve doğruluktan, işimizdeki dürüstlükten, kamudaki sorumluluk bilincimizden görmesi lazım insanların…
Dediğim gibi; önce kendimizden başlayacağız işe… Bilinçli olacağız… Bilinçli olursak ancak, yeniden ayağa kalkar bu ümmet… Bırakacağız birbirimizle uğraşmayı, didişmeyi…
Bir İngiliz siyasetçiye sorulur,“- Çok büyük ve çok kalabalık nüfusu olan Hindistan'da, nasıl 300 yıl hüküm sürdünüz?” diye… İngiliz siyasetçi şu cevabı verir “- Hindularla Müslümanlar birbirlerine yakınlaştıkça, bir ineği keser, Hindu mahallesine atardık Böylece onlar birbirleriyle uğraşmaya devam ederler, biz de hükmümüzü sürer, işimize bakardık ” İşte mesele bu…
Allah-u Teâlâ’nın
كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ
““Siz insanlar içinden çıkarılmış en hayırlı topluluksunuz, yani en hayırlı ümmetsiniz”(ÂL-İ İMRAN;110) buyurduğu bu ümmetin ayağa kalkmasını istemiyorlar… Çünkü bu ümmet yeniden ayağa kalkarsa eğer, o İngiliz siyasetçinin dediği gibi; hükümlerini sürüp, işlerine bakamayacaklarını biliyorlar… Çünkü bu ümmet yeniden kalkarsa ayağa; zulmü hakim kıldıkları dünyaya yeniden adalet gelecek… İşte ben bu kürsüden onun için hep söylüyorum… Müslümanlar düzelmeden dünya düzelmez…”
