CUMA VAAZI
EĞLENCE DİYE CEHENNEME KOŞMAYIN!
HARAMLA SEVİNEN, AZAPLA AĞLAR!
RAKS DEĞİL, GÜNAHIN ATEŞİ YÜKSELİYOR!
KADIN ERKEK KARIŞIK EĞLENCE, RAHMETİ KAÇIRIR!
İÇKİ VE HARAMLA KURULAN SOFRA,
BEREKETİ YOK EDER!
BİR ANLIK HEVES İÇİN EBEDİYETİNİ YAKMA!
اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي أَمَرَ بِالْعِفَّةِ وَالْحَيَاءِ، وَنَهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ، نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ، وَنَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِنَا وَسَيِّئَاتِ أَعْمَالِنَا. وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي دَعَا إِلَى الطَّهَارَةِ وَالْعِفَّةِ، وَنَهَى عَنِ الْفَسَادِ وَالْفُجُورِ، وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
Hamd; iffeti ve hayâyı emreden, fahşâ ve kötülükleri yasaklayan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım diler, O’ndan bağışlanma isteriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Salât ve selâm; temizlik ve iffete çağıran, bozgunculuk ve günahı yasaklayan Efendimiz Muhammed’e, onun âline ve ashabına olsun.
EY ALLAH'A İMAN EDEN MÜSLÜMAN KARDEŞİM
Ey alnı secde nurlarıyla parladığı halde, hayatı günah zifiri ile kararan kul!
Ey diliyle "Lâ ilâhe illallah" deyip, kalbiyle binbir heva putuna tapınan gafil!
Sen nasıl bir iman iddiasında sın ki; gündüz beş vakit huzur-ı ilahide el bağlıyor, gece olunca Allah’ın hududunu çiğnemeyi "eğlence" sanıyorsun? Bu nasıl bir yarım yamalak teslimiyettir? Bir yandan "Yalnız Sana ibadet ederiz" diye ahitleşiyor, diğer yandan nefsinin ve el alemin kulu kölesi oluyorsun!
Söyle ey nefsim! Söyle ey kardeşim!
Sen namaza durduğunda dünyayı arkana ittiğini mi sanıyorsun? Eğer o namaz seni düğün salonundaki hayâsızlıktan, kızının iffetini pazar yapan o törenlerden, eşini yabancı bakışlara meze eden o kalabalıklardan alıkoymuyorsa; kıldığın namaz sana ne söyler, hiç düşündün mü?
EY AİLESİNİ ATEŞİN KIYISINDA UNUTAN ÇOBAN!
Sen kendini secdede kurtaracağını mı sanıyorsun? Rabbimiz feryat edercesine uyarırken: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun!" (Tahrim, 6) buyururken; sen nasıl olur da eşini ve kızını o günah panayırlarının ortasına, yabancı erkeklerin haram nazarları altına fırlatıp atarsın?
Müslümanlık sadece seccadeye hapsolacak bir din midir?
Sen camide saf tutarken Müslüman, evine gelince seküler bir gafil mi olacaksın? Hayır! Sen Allah’ın yeryüzündeki şahidisin! Sen eşinin ve çocuklarının cennet biletisin ya da cehennem zincirisin! Onları haramın döndüğü, hayânın nefes alamadığı o zifiri ortamlara gönderirken, hangi yüzle "Ben reisim, ben müminim" diyorsun?
EY GÖSTERİŞ VE "EL ALEM" DİNİNE TAPINAN BEDBAHT!
Unutma ki; insanlar seni ayakta alkışlasa, düğünün dillerden düşmese, şatafatın göklere çıksa bile... Eğer o kapıdan içeri Allah’ın rızası girmemişse, sen bittin! Sen kaybettin! Sen ebedi bir serveti, bir gecelik sahte alkışa sattın! Sen Müslümanlığını Allah’a ispat etmek için mi yaşıyorsun, yoksa üç-beş gafil seni "modern" desin diye mi?
GEL! SENİ ALLAH’IN SÖNMEZ NURUNA, KUR'AN’A DAVET EDİYORUM!
Bu din, açık büfe değildir ki işine geleni alasın, işine gelmeyeni bir kenara itesin! "Namazı kılarım ama düğünüme karışma" diyemezsin! "Hacca giderim ama eşimin açılıp saçılmasına ses çıkarmam" diyemezsin!
Ya Allah’a tam teslim olursun...
Ya da nefsinin seni sürüklediği o meşum uçurumda yok olup gidersin!
O uçurumun dibinde müzik sesi yok, orada alkış yok, orada "el alem ne der" derdi yok! Orada sadece... KOR BİR ATEŞ VAR! Şimdi seç; ya Allah’ın izzetli yolu, ya da nefsinin cehennem çukuru!
1. MADDE: HAYÂ PERDESİNİN YIRTILMASI VE HARAM KARIŞIM (İHTİLAT)
Arapça Metin
قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْۜ
(Mümin erkeklere söyle, bakışlarını haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar.)
ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
(Bu onlar için en arındırıcı olanıdır. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.)
(Nûr Suresi, 30. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
إِيَّاكُمْ وَالدُّخُولَ عَلَى النِّسَاءِ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kadınların (erkeklerle bir arada bulunduğu) ortamlara girmekten sakının!"”
(Buhâri, Nikâh, 111) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde kadın ve erkeklerin ölçüsüzce bir arada bulunmaları, birbirlerine şehvetle bakmaları ve iffet sınırlarının tanınmaması üzerine; müminlerin hem gözlerini hem de şahsiyetlerini korumaları, toplumsal ahlakın muhafazası için bu ilahi hudut nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Müslüman, attığı her adımda "Allah beni görüyor" şuuruyla yaşayan adamdır. Bir düğün veya eğlence, Allah’ın koyduğu "tesettür ve mesafe" emrini çiğniyorsa, o mekan artık bir neşe yeri değil, bir gazap durağıdır. Kadın ve erkeğin haram şekilde birbirine karıştığı, bakışların zehirli birer ok gibi savrulduğu yerlerde rahmet melekleri değil, şeytanın orduları cirit atar. "Bugün bizim günümüz, bir kereden bir şey olmaz" diyerek yırtılan hayâ perdesi, bir daha dikiş tutmaz. Eğlence, iffeti kurban etme merasimi değildir. Allah’ın yasakladığı bir mekanda atılan her kahkaha, ahirette hıçkırığa dönüşmeye mahkumdur.
Sahabe Kıssası:
Uhud harbinde hanımlardan biri, yaralılara su taşırken ve onlara yardım ederken bile yabancı erkeklerle arasına koyduğu mesafe ve iffet örtüsüne o kadar dikkat ediyordu ki, savaşın o dehşetli anında bile "Allah’ın hududu her şeyden üstündür" duruşunu bozmuyordu. O zor şartlarda dahi korunabilen iffet, bugün düğün salonlarında üç beş kuruşluk dünya gösterişine feda ediliyorsa, vay o imanın haline!
Kıssadan Hisse:
Bakışını korumayan, kalbini ve imanı koruyamaz.
Haram karışımların (ihtilatın) olduğu her düğün, aslında bir hayâ katliamıdır.
Gözün harama değdiği yerde, kalbin nuru söner.
2. MADDE: CEHENNEM ÇEMBERİNDE RAKS VE OYUN
Arapça Metin
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۖ
(İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak için)
وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ
(Eğlence türü şeyleri satın alır ve onu alay konusu eder. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.)
(Lokmân Suresi, 6. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
لَيَكُونَنَّ مِنْ أُمَّتِي أَقْوَامٌ، يَسْتَحِلُّونَ الحِرَ وَالحَرِيرَ، وَالخَمْرَ وَالمَعَازِفَ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Ümmetimden bir takım topluluklar gelecek; zinayı, ipeği, içkiyi ve çalgı aletlerini helal sayacaklar!"”
(Buhâri, Eşribe, 6) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Mekke’de müşriklerin, Kur'an hakikatlerini duyanların zihnini bulandırmak ve onları eğlenceyle oyalamak için şarkıcı kadınlar getirip oyunlar tertip etmeleri üzerine; insanı hakikatten koparan her türlü boş ve batıl eğlencenin helake götüreceğini bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Raks (dans) etmek, karşı cinsin önünde kıvranmak ve müstehcenlikle harmanlanmış müzikler eşliğinde kendinden geçmek; mümin şahsiyetinin değil, hayvani nefsini ilah edinenlerin sıfatıdır. "Eğleniyoruz" bahanesiyle sergilenen o rezil görüntüler, aslında cehennem ateşinin bu dünyadaki provasıdır. Efendimiz S.a.v.'in "helal sayacaklar" diye uyardığı bu fitne, bugün düğünlerimizi esir almıştır. Allah’ın lanetlediği hallerle sevinmeye çalışmak, celladına aşık olmaktır. Müslüman, başkasının namusuna bakmadığı gibi, kendi namusunu da düğün pistlerinde sergilemez.
Sahabe Kıssası:
Sahabeden biri, içerisinde gayr-i meşru eğlencelerin ve içkinin olduğu bir eve davet edildiğinde, kapıdan içeri girmeden önce durumu fark etmiş ve "Efendimiz S.a.v. bizi böyle yerlerden sakındırdı" diyerek o şatafatlı daveti terk etmiştir. O, mideyi doyurmak için ruhu kirletmeyi reddetmiş, izzetini bir gecelik eğlenceye satmamıştır.
Kıssadan Hisse:
Allah’ı unutturan her oyun, şeytanın kurduğu bir tuzaktır.
Mümin, vakar ve hayâ sahibidir; pistlerde değil, secde mahallerinde yücelir.
Günahın alkışlandığı yerde rahmet aranmaz.
3. MADDE: İBADETİ KATLEDEN EĞLENCE VE ALLAH’I UNUTMAK
Arapça Metin
فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ
(Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,)
الَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ
(Onlar namazlarını ciddiye almazlar/ihmal ederler.)
(Mâûn Suresi, 4-5. Ayetler)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
لَا تَتْرُكِ الصَّلَاةَ مُتَعَمِّدًا، فَإِنَّ مَنْ تَرَكَ الصَّلَاةَ مُتَعَمِّدًا فَقَدْ بَرِئَتْ مِنْهُ ذِمَّةُ اللَّهِ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Namazı kasten terk etme! Çünkü namazı kasten terk eden kimseden Allah’ın koruması ve zimmeti kalkar."”
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/238) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Münafıkların, müslümanlar arasındayken namaz kılıyormuş gibi görünüp, kendi eğlencelerine ve dünyalık işlerine daldıklarında namazı vaktinden çıkarmaları veya tamamen terk etmeleri üzerine; ibadeti hayattan koparan anlayışın helak sebebi olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün salonlarında takı kuyruğuna girenlerin, ezan okunduğunda namaz safına girmemesi tam bir akıl tutulmasıdır. Bir gecelik eğlence, "hayatım ve ölümüm Allah içindir" diyen müminin namazını feda etmesine sebep oluyorsa, o düğün sahibi de davetli de büyük bir felaketin içindedir. Makyaj bozulmasın, elbise kırışmasın, ortam dağılmasın diye Allah’ın huzuruna çıkmayı tehir eden bedbaht, aslında o an kendi ebediyetini ateşe atmaktadır. Allah’ın huzuruna çıkmaya vakit bulamayanın eğlencesi, şeytanın bayramıdır. Namazı unutturan her ses, her neşe, her merasim aslında birer cenaze törenidir; imanın cenazesi!
Sahabe Kıssası:
Ebû Talha, bahçesinde namaz kılarken bir kuşun uçuşuna dalıp rekatı karıştırınca; "Bu mal beni Rabbimden kopardı" diyerek o koskoca bahçeyi infak etmişti. Onlar, bir saniyelik dalgınlığı bile iman zafiyeti sayarken; bugün saatlerce süren günah sofralarında namazı bir kenara itenlerin vay haline!
Kıssadan Hisse:
Namazı engelleyen eğlence, mümini Allah’tan koparan bir prangadır.
Allah’ın davasından büyük, namazdan kıymetli hiçbir tören yoktur.
Vaktini eğlenceye verip Rabbine vermeyen, mahşerde vakit bulamayacaktır.
4. MADDE: HARAM LOKMA VE İÇKİLİ SOFRALARIN GAZABI
Arapça Metin
اِنَّمَا يُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ
(Şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak ister.)
وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ
(Sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?)
(Mâide Suresi, 91. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
لَعَنَ اللَّهُ الْخَمْرَ وَشَارِبَهَا وَسَاقِيَهَا وَبَائِعَهَا وَمُبْتَاعَهَا...
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Allah; içkiye, onu içene, sunana, satana, satın alana (ve o sofrada bulunana) lanet etmiştir."”
(Ebû Dâvud, Eşribe, 2) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Sahabelerden bazılarının bir yemek davetinde içki içip birbirlerine karşı üstünlük taslamaları ve bunun sonucunda kavgaya tutuşup birbirlerini yaralamaları üzerine; aklı örten, kalbi karartan ve kardeşi kardeşe düşman eden bu pisliğin kesin olarak haram kılındığını beyan için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün yemeği "bereket" ve "dua" için verilir. İçine içkinin karıştığı, haramın meze yapıldığı bir sofrada bereket değil, lanet yağar. "Modernlik" kılıfı altında masalara konulan o şişeler, aslında cehennemin yakıtıdır. O masada oturan, o rezilliğe sessiz kalan, o haramın kokusunu soluyan herkes Allah’ın gazabına davetiye çıkarmaktadır. Haramla kurulan bir yuvanın temeli çürüktür. Bir gencin evliliğini Allah’ın en büyük yasaklarından biriyle kutlamak, o yuvayı ateşe vermekten farksızdır. Müslüman, midesine giren lokmaya dikkat ettiği kadar, bulunduğu ortamın temizliğine de dikkat etmek zorundadır.
Sahabe Kıssası:
İçki haram kılındığında, Medine sokaklarında bir nida yükseldi: "Duyduk duymadık demeyin, içki haram kılındı!" O an ellerinde kadehler olanlar kadehleri kırdı, ağızlarında yudum olanlar dışarı attı, evinde küpleri olanlar sokaklara döktü. Medine sokaklarından günlerce şarap aktı ama tek bir sahabi "Şu sonuncuyu içeyim" demedi. İşte iman, Allah "Dur!" dediğinde durabilmektir; "Düğündür, olur öyle" demek değil!
Kıssadan Hisse:
Şeytanın pisliği olan içkinin olduğu yerde, rahmet melekleri barınmaz.
Haramla neşelenen, ebedi bir kederi satın almıştır.
Lanetlenmiş bir sofrada doyan bedenin, varacağı yer ateştir.
5. MADDE: MODERLİK ADI ALTINDA TEŞHİRCİLİK (TEBERRÜC)
Arapça Metin
وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى
(Eski cahiliye (kadınlarının) açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın.)
وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰت۪ينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ
(Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin.)
(Ahzâb Suresi, 33. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
صِنْفَانِ مِنْ أَهْلِ النَّارِ لَمْ أَرَهُمَا... نِسَاءٌ كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Cehennemliklerden henüz görmediğim iki sınıf vardır... (Bunlardan biri de) giyinmiş olduğu halde çıplak görünen kadınlardır."
(Müslim, Cennet, 52) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İslam öncesi cahiliye toplumunda kadınların boyunlarını, gerdanlarını ve süslerini yabancı erkeklere sergilemekten çekinmemeleri; hayânın sadece bir gelenek değil, imanın bir parçası olduğunu tescil etmek ve kadını "meta" olmaktan kurtarıp "şahsiyet" sahibi kılmak için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Bugün düğün salonlarında "şıklık" adı altında sergilenen o dar, şeffaf ve dekolte kıyafetler, aslında ayet-i kerimenin işaret ettiği o karanlık cahiliyenin ta kendisidir. Bir müslüman kadının veya erkeğin, haram nazarların ortasında kendi bedenini sergilemesi, imanın haysiyetine vurulmuş bir darbedir. Giyindiği halde teninin hatlarını gizlemeyen, başkalarının şehvetini kamçılayan her adım, sahibini rahmetten uzaklaştırır. Düğün, "bakın ben ne kadar güzelim" deme yeri değil; iki cihan saadeti için kurulan bir yuvanın takva ile temelini atma yeridir. Vücudunu teşhir ederek eğlenen, aslında kendi ebedi hayatını ateşe teşhir etmektedir.
Sahabe Kıssası:
İffet ve hayâ sembolü olan hanımlar, tesettür emri geldiğinde sokakta yürürken duvara sürünerek yürürler, yabancı bir erkekle karşılaşma ihtimaline karşı elbiselerini tozun toprağın içinde dahi olsa vakarla muhafaza ederlerdi. Onlar, bedenlerini sadece Allah’ın helal kıldığına saklayan "cennet hanımlarıydı." Bugün ise en yakınlarının düğününde bile "kim ne der" korkusunu, "Allah ne der" korkusunun önüne koyanlar büyük bir hüsrandadır.
Kıssadan Hisse:
Hayâsı gidenin, imanı da gider.
Elbise sadece bedeni değil, ruhu da örtmeli ve korumalıdır.
Bakışları üzerine çekmek bir sanat değil, bir felakettir.
6. MADDE: İSRAF VE GÖSTERİŞ: ŞEYTANIN KARDEŞLİĞİ
Arapça Metin
وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذ۪يرًا
(Hakkı olmayan yere saçıp savurma.)
اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُورًا
(Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.)
(İsrâ Suresi, 26-27. Ayetler)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
كُلُوا وَاشْرَبُوا وَتَصَدَّقُوا وَالْبَسُوا فِي غَيْرِ إِسْرَافٍ وَلَا مَخِيلَةٍ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kibirlenmeden ve israf etmeden yiyiniz, içiniz, sadaka veriniz ve giyininiz."”
(Buhâri, Libâs, 1) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Cahiliye insanının şan ve şöhret kazanmak, "ne cömert adam" dedirtmek için binlerce deveyi boğazlayıp kanını toprağa dökerek heba etmesi; malın bir güç gösterisi değil, bir imtihan aracı olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Milyonlarca lira dökülen şatafatlı düğün salonları, bir gecelik gösteriş için çöpe atılan tonlarca yemek ve sokağa saçılan paralar... Bu, bir kutlama değil, Allah’ın verdiği nimete karşı bir isyandır. Bir yanda bir lokma ekmeğe muhtaç yetimler varken, diğer yanda "başkalarından geri kalmayalım" diyerek yapılan bu çılgınlıklar, mümini "şeytanın kardeşi" mertebesine indirir. İsraf ile kurulan bir düğün, bereketsizliğe atılan ilk adımdır. Müslüman, parasıyla hava atan değil, parasıyla ahiretini kazanan adamdır. Gösteriş merakı kalbi öldürür, kibri besler ve duanın kabulüne engel olur.
Sahabe Kıssası:
Abdurrahman b. Avf, Medine'nin en zengin tüccarlarından biri olmasına rağmen evlendiğinde çok sade bir düğün yemeği (velime) vermişti. Üzerinde sadece bir sarı koku izi gören Efendimiz S.a.v. durumu sorunca evlendiğini söylemiş, o da "Bir koyunla da olsa velime yap (insanlara yemek yedir)" buyurarak aşırılıktan uzak, sade bir bereketi tavsiye etmiştir.
Kıssadan Hisse:
Malını gösterişe harcayan, sevabını dünyada tüketmiştir.
Şeytanın kardeşi olmak istemeyen, harcamasında Allah’ın hududunu gözetir.
En bereketli düğün, külfeti en az ve ihlası en çok olandır.
7. MADDE: MÜZİK VE ÇALGIYLA GELEN MANEVİ SAĞIRLIK
Arapça Metin
وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ
(Onlardan gücünün yettiklerini sesinle yerinden oynat/baştan çıkar,)
وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ
(Süvarilerinle ve yayalarınla üzerlerine yaygara kopar; mallarına ve evlatlarına ortak ol.)
(İsrâ Suresi, 64. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
لَيَكُونَنَّ فِي هَذِهِ الْأُمَّةِ خَسْفٌ وَقَذْفٌ وَمَسْخٌ، قِيلَ: مَتَى يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: إِذَا ظَهَرَتِ الْمَعَازِفُ وَالْقَيْنَاتُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Bu ümmet içinde yere batma, taşlanma ve şekil değiştirme olayları çıkacak! 'Ne zaman ya Resulallah?' denilince: 'Çalgı aletleri ve şarkıcı kadınlar ortaya çıktığı zaman!' buyurdu."
(Tirmizî, Fiten, 38) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Şeytanın, insanları Allah yolundan çevirmek için her türlü hileyi kullanacağına dair ilahi ikaz; özellikle insanı sarhoş eden, iradesini elinden alan ve şehveti körükleyen o "sesin" (batıl müziğin) kalpleri öldüreceğini bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün salonlarını inleten, göğüs kafesini sarsan o yüksek desibelli ve müstehcen içerikli müzikler, aslında şeytanın ordularını çağıran birer borazandır. Müzik kulağa girdiği an, Kur'an'ın kalpteki tahtı sarsılmaya başlar. "Eğleniyoruz" diyerek kendinden geçenlerin o hali, aslında manevi bir cinnet halidir. Ruhun gıdası zikir iken, nefsin gıdası olan bu batıl sesler kalbi karartır, şahsiyeti ezer. Allah’ın kelamı okunduğunda sıkılanların, haram nağmelerde saatlerce raks etmesi, imanın değil nifakın alametidir. Şeytanın sesiyle coşan bir düğünden, huzurlu bir yuva çıkmasını beklemek ham hayaldir.
Sahabe Kıssası:
Nâfi anlatır: Bir keresinde yolda giderken bir çalgı sesi duyulduğunda, yanındaki sahabi hemen parmaklarıyla kulaklarını tıkadı ve yoldan sapıp uzaklaşana kadar da parmaklarını çekmedi. Sonra şöyle dedi: "Ben Efendimiz S.a.v.'in de bir çalgı sesi duyduğunda aynen böyle yaptığını görmüştüm." Onlar kulağına haram değmesinden bu denli sakınırken, bugün düğünlerde bu haramı alkışlayanların vay haline!
Kıssadan Hisse:
Kulağını haram sese alıştıran, hakikatin sesine sağırlaşır.
Çalgı aletlerinin başköşede olduğu bir düğün, rahmetin kovulduğu bir düğündür.
Kalp aynı anda hem Kur'an lezzetini hem de haram müzik hazzını taşıyamaz.
8. MADDE: KİBİR VE ŞÖHRET ELBİSESİYLE GELEN HELAK
Arapça Metin
وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۚ اِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ الْاَرْضَ وَلَنْ تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولًا
(Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara erişebilirsin.)
كُلُّ ذٰلِكَ كَانَ سَيِّئُهُ عند رَبِّكَ مَكْرُوهًا
(Bütün bunların kötülüğü, Rabbinin katında sevimsizdir/mekruhtur.)
(İsrâ Suresi, 37-38. Ayetler)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
مَنْ لَبِسَ ثَوْبَ شُهْرَةٍ فِي الدُّنْيَا، أَلْبَسَهُ اللَّهُ ثَوْبَ مَذَلَّةٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، ثُمَّ أُلْهِبَ فِيهِ نَارًا
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kim dünyada (başkalarına üstünlük taslamak için) şöhret elbisesi giyerse, Allah kıyamet günü ona zillet elbisesi giydirir, sonra da onu ateşe atar."
(İbn Mâce, Libâs, 32) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Bazı kişilerin sırf gösteriş yapmak, "falan kişiden daha zengin, daha şatafatlı bir tören yaptı" dedirtmek için kibirle yürümeleri ve imkanlarını birer gurur vesilesi kılıp yoksulları ezmeleri üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğünler bugün neşe paylaşma yeri değil, "en pahalı gelinlik bende, en lüks salon benimki" deme yarışına, yani bir kibir arenasına dönmüştür. O ağır makyajların, o pahalı kıyafetlerin ardında gizlenen "en büyük benim" iddiası, Allah’a karşı açılmış bir savaştır. Elbisesiyle, takısıyla, arabasıyla caka satan bedbaht; aslında mahşerdeki zillet elbisesini kendi eliyle dikmektedir. Müslüman tevazu ehlidir. Eğer bir düğün, davetlileri malıyla veya rütbesiyle eziyorsa, orada İslam’ın kardeşliği değil, cahiliyenin sınıf farkı vardır. Kibirle atılan her adım, cennetten kovulan İblis'in izinden gitmektir.
Sahabe Kıssası:
Ebû Zerr, üzerinde çok eski bir hırkayla dolaşırken, kendisine neden daha güzelini giymediği sorulduğunda; "Ben bir kulum, sahibim olan Allah beni böyle de görür. Ben elbisemle değil, takvamla O'nun katında yer bulmak isterim" demişti. O, dünyalık kıyafetlerle şeref aramayı reddetmiş, izzeti imanda bulmuştu.
Kıssadan Hisse:
Dışını süsleyip içini haramla kirleten, sadece kendini kandırır.
Şöhret ve gösteriş için harcanan her kuruş, ahirette ateşten birer gömlek olur.
Allah, kibrin olduğu kalbe ve o kalbin olduğu törene nazar etmez.
9. MADDE: FITRATA MÜDAHALE VE KAŞ ALDIRMA/EKLEME REZALETİ
Arapça Metin
وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّٰهِۜ
(...Onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.)
وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُب۪ينًا
(Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, kuşkusuz o apaçık bir ziyana uğramıştır.) (Nisâ Suresi, 119. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّMَ:
لَعَنَ اللّٰهُ الْوَاشِمَاتِ وَالْمُسْتَوْشِمَاتِ وَالنَّامِصَاتِ وَالْمُتَنَمِّصَاتِ... الْمُغَيِّرَاتِ خَلْقَ اللّٰهِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Dövme yapan ve yaptıranlara, kaşlarını aldıran ve (başkasının kaşını) alanlara... Allah’ın yarattığını değiştirenlere Allah lanet etmiştir."
(Buhâri, Libâs, 82) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Şeytanın, insanları Allah’ın yarattığı doğal güzellikten saptırarak, vücutları üzerinde kalıcı ve yapay değişiklikler yaptırmak suretiyle ilahi sanata müdahale etmeye teşvik edeceği gerçeğini ihtar etmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün hazırlığı adı altında kuaför salonlarında saatlerce süren o "yaratılışı değiştirme" seansları, aslında ilahi bir sanat olan fıtrata karşı bir isyandır. Bir gecelik şatafat için Allah’ın lanetine talip olmak, akıl karı mıdır? Kaşını alan, peruk takan, yüzünü tanınmayacak hale getiren her bir müdahale; "Rabbim, Sen beni eksik yarattın, ben kendimi düzelteceğim" demenin sessiz çığlığıdır. Lanetli bir süsle süslenenin, rahmete ulaşması mümkün değildir. Müslüman kadının güzelliği sadeliğinde ve hayâsındadır; şeytanın fısıltısıyla değiştirilmiş çehresinde değil!
Sahabe Kıssası:
Bir kadın Efendimiz S.a.v.'e gelerek, "Kızım evleniyor ama bir hastalık sebebiyle saçları döküldü, ona takma saç (peruk) ekleyebilir miyim?" diye sordu. Efendimiz S.a.v., bir annenin en duygusal anında ve bir gelinin en özel gününde dahi olsa; "Allah saç ekleyene ve ekletene lanet etmiştir" buyurarak haramın meşru mazereti olmayacağını göstermiştir.
Kıssadan Hisse:
Allah’ın lanetlediği bir süsleme ile huzurlu bir yuva kurulamaz.
Güzellik, boyada değil; abdestle nurlanmış bir yüzdedir.
Şeytanın boyasıyla boyananlar, mahşerde Allah’ın boyasından (sibgatullah) mahrum kalırlar.
10. MADDE: EĞLENCEDE HADDİ AŞMAK VE "MÜSRİF" DAMGASI
Arapça Metin
وَلَا تُسْرِفُواۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَۙ
(İsraf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.) (A'râf Suresi, 31. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّMَ:
إِنَّ اللَّهَ كَرِهَ لَكُمْ ثَلَاثًا: قِيلَ وَقَالَ، وَإِضَاعَةَ الْمَالِ، وَكَثْرَةَ السُّؤَالِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Allah sizin için üç şeyi hoş görmez: Dedikodu (mâlâyâni), malı boşa harcamak (israf) ve lüzumsuz yere çok soru sormak."
(Buhâri, Zekât, 18) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanların, özellikle toplu ziyafetlerde ve kutlamalarda, ihtiyaçtan fazlasını tüketmeleri, yiyecekleri döküp saçmaları ve güç gösterisi için harcamada sınır tanımamaları üzerine; rızkın bir emanet olduğunu hatırlatmak için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğünlerde "ne derler" korkusuyla dökülen paralar, çöpe giden tabaklar dolusu yemekler... Bunlar bereket değil, felaket sebebidir. Allah'ın sevmediği bir eylemle Allah'ın razı olacağı bir yuva kurulmaz. Malını lüzumsuz yere saçıp savuran, aslında kendi ahiret sermayesini tüketmektedir. İsrafın olduğu yerde kanaat ölür, hırs başlar. "Başkalarından geri kalmayalım" diye çekilen krediler, girilen borçlar; o yuvayı daha başlamadan faiz ve israf ateşiyle yakar. Allah’ın sevmediği bir kulu, hiçbir dünya eğlencesi mutlu edemez.
Sahabe Kıssası:
Abdurrahman b. Avf, düğün yemeğinde aşırılığa kaçmamış, sadece bir koyunla insanlara ikramda bulunmuştur. Oysa kendisi Medine’nin en zengin adamıydı. O, "gücüm varken harcarım" dememiş; "Rabbim hesabı varken harcatmaz" şuurunu göstermiştir. Malın çokluğu, onu savurma selahiyeti vermez; aksine hesabın ağırlığını artırır.
Kıssadan Hisse:
Malın sahibi sen değil, emanetçisisin; emanete hıyanet etme.
İsrafla yapılan gösteriş, yoksulun ahını, şeytanın alkışını alır.
Gösteriş için dökülen para, ahirette sahibine yük olur.
11. MADDE: MAHREMİYETİN İHLALİ VE RESİM/VİDEO REZALETİ
Arapça Metin
يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتّٰى تَسْتَاْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلٰٓى اَهْلِهَاۜ
(Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip izin almadan ve ev halkına selam vermeden girmeyin.)
(Nûr Suresi, 27. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
لَا تُبَاشِرُ الْمَرْأَةُ الْمَرْأَةَ، فَتَنْعَتَهَا لِزَوْجِهَا كَأَنَّهُ يَنْظُرُ إِلَيْهَا
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Bir kadın, başka bir kadınla (bir arada bulunup da) onun fiziksel özelliklerini kendi kocasına, sanki kocası o kadına bakıyormuş gibi anlatmasın!"
(Buhâri, Nikâh, 118) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanların mahremiyet sınırlarını gözetmeden birbirlerinin özel alanlarına girmeleri, başkalarının gizli hallerini araştırmaları veya yaymaları üzerine; kul hakkının ve mahremiyetin mukaddesatını korumak için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Bugün düğünlerde en büyük cinayetlerden biri de "hatıra" adı altında çekilen fotoğraf ve videolardır. Kadınların kendi aralarındaki özel hallerinin, tesettürsüz görüntülerinin pervasızca kaydedilmesi ve sosyal medya denilen lağım çukurlarında paylaşılması tam bir haysiyet cellatlığıdır. O görüntüler yabancı erkeklerin ekranlarına düştüğünde, o kadının mahremiyeti paramparça olur. Allah’ın "gizleyin" dediğini, "beğeni" uğruna ifşa edenler, hem kendilerini hem de o görüntüye giren masumları ateşe atmaktadır. Mahremiyetin olmadığı bir eğlencede namus payimal olur, hayâ ölür. Kamera mercekleri önünde sergilenen o anlar, yarın mahşer meydanında büyük bir utanç vesikası olarak sahibine iade edilecektir.
Sahabe Kıssası:
Sahabe hanımları, bir araya geldiklerinde dahi birbirlerinin hukukunu korur, eve döndüklerinde gördükleri bir başka hanımın halini beylerine anlatmaktan şiddetle sakınırlardı. Onlar, bakışın haram olduğu gibi, anlatmanın ve tasvir etmenin de haram olduğunu bilirlerdi. Bugün ise cebindeki telefonla her mahremi kaydedip yayanlar, bu nebevi terbiyeden ne kadar da uzaktırlar!
Kıssadan Hisse:
Mahremiyetini dijital ekranlara meze yapan, iffetini koruyamaz.
Başkasının tesettürsüz halini kaydedip yaymak, kul hakkının en ağırıdır.
Müslüman, bakılması haram olanın kaydedilmesinin de haram olduğunu bilen kimsedir.
12. MADDE: FITRATA AYKIRI SESLER: ÇIĞLIK VE YAYGARA
Arapça Metin
وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ
(Yürüyüşünde tabii ol, sesini de alçalt.)
اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ
(Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir.)
(Lokmân Suresi, 19. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
صَوْتَانِ مَلْعُونَانِ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ: مِزْمَارٌ عِنْدَ نِعْمَةٍ، وَرَنَّةٌ عِنْدَ مُصِيبَةٍ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Şu iki ses dünyada da ahirette de lanetlenmiştir: Nimete ulaşıldığında (çalınan) çalgı sesi ve bir musibet anındaki feryat figan!"
(Bezzâr, Müsned, 1/377) Sıhhat Derecesi: Hasen
Nüzul Sebebi: İnsanların sevinçte ve kederde ölçüyü kaçırmaları, şımarıklık ve feryatla çevrelerine rahatsızlık vermeleri, vakar ve sekineti terk ederek hayvani çığlıklara sığınmaları üzerine; mümin edebini muhafaza etmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğünlerde atılan o şuursuz çığlıklar, ıslıklar ve gürültü kirliliği, neşenin değil, ölçüsüzlüğün alametidir. Rabbimiz seslerin en çirkinini "eşek sesi"ne benzeterek, insanı vakarından koparan her türlü yüksek ve ölçüsüz sesi kınamıştır. Mümin, sevinirken de vakarını bozmaz. Şımarıklıkla bağıran, korna çalarak mahalleyi ayağa kaldıran, insanların huzurunu kaçıran o eğlence anlayışı İslam'ın değil, nefsin dışavurumudur. Allah’ın lanetlediği o "nimet anındaki çalgı sesi" ile düğün yapmak, verilen nimete (evliliğe) nankörlük etmektir. Sakinlik ve dua ile kurulması gereken yuva, gürültü ve patırtıyla sarsılmaktadır.
Sahabe Kıssası:
Bir keresinde bayram günü küçük kızlar def çalıp şarkı söylerken, içeri giren sahabi buna müdahale etmek istemiş; ancak Efendimiz S.a.v. haddi aşmayan, müstehcenlik içermeyen ve kimseyi rahatsız etmeyen bu duruma ruhsat vermiştir. Fakat ne zaman ki iş yaygaraya ve harama dökülse, bizzat müdahale ederek o sesi susturmuştur. Buradaki ölçü, kulak tırmalayan ve kalbi yoran bir gürültü değil, huzur veren bir sevinçtir.
Kıssadan Hisse:
Sesini yükselterek eğlendiğini sanan, vakarını alçaltmıştır.
Başkasının huzurunu bozan bir düğün konvoyu, birer günah kervanıdır.
Sevinçte edebi olmayanın, hayatında bereketi olmaz.
13. MADDE: SİLAH ATMAK VE CANA KAST: EĞLENCE Mİ CİNAYET Mİ?
Arapça Metin
وَلَا تُلْقُوا بِاَيْد۪يكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِۚ
(Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.)
وَاَحْسِنُواۚ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ
(İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.) (Bakara Suresi, 195. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ حَمَلَ عَلَيْنَا السِّلَاحَ فَلَيْسَ مِنَّا
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Bize karşı silah taşıyan (silahıyla müslümanı korkutan veya tehlikeye atan) bizden değildir."”
(Buhâri, Fiten, 7) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanların Allah yolunda harcamadan kaçınarak veya lüzumsuz, tehlikeli işlere dalarak kendi sonlarını hazırlamaları; hayatın kutsallığını hiçe sayan her türlü fevri hareketin ilahi rahmetten mahrumiyet doğuracağını bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Düğünlerde "sevinç gösterisi" adı altında havaya kurşun sıkmak, tam bir cahiliye barbarlığıdır. Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan kimsedir. Maganda kurşunuyla bir masumun canına kıymak veya bir ocağı söndürmek, hangi eğlence anlayışına sığar? O tetiğe basan el, aslında kendi kardeşinin kanına girmeye adaydır. Silah bir oyunca değil, düşmana karşı bir savunma aracıdır. Allah'ın verdiği canı, nefsini tatmin etmek için tehlikeye atan bedbaht; o düğünü bir cenaze evine çevirdiğinde mahşerde bunun hesabını nasıl verecektir? Bu bir düğün değil, bir terör ayinidir!
Sahabe Kıssası: Sahabeden biri, elinde ucu açık bir ok ile mescide girdiğinde, Efendimiz S.a.v. ona derhal müdahale ederek; "Onun demir ucunu tut, bir müslümana zarar vermesin!" buyurmuştur. Onlar, kazara bile olsa bir din kardeşinin canını acıtmaktan bu kadar sakınırken; bugün düğünlerde kasten ateş açanlar, nebevî yoldan ne kadar da sapmışlardır!
Kıssadan Hisse:
Müslümanın neşesi, başkasının korkusu üzerine kurulamaz.
Emniyetin olmadığı yerde rahmet, korkunun olduğu yerde düğün olmaz.
Kendi zevki için başkasının canını riske atan, katil hükmündedir.
14. MADDE: GAYRİ-MÜSLİMLERE BENZEME VE KİMLİK KAYBI
Arapça Metin
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ
(Allah’ı unutan, bu yüzden de Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.)
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
(İşte onlar, yoldan çıkanların ta kendileridir.) (Haşr Suresi, 19. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kim bir kavme benzemeye çalışırsa (onların hayat tarzını benimserse), o da onlardandır."”
(Ebû Dâvud, Libâs, 4) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Müslümanların kendi şahsiyetlerini korumak yerine, ibadetlerinde ve sosyal hayatlarında ehli kitabın veya müşriklerin adetlerine özenmeleri; bu durumun zamanla kalbi de onlara meylettireceği uyarısıyla kendi kimliklerine dönmeleri için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Batı’dan ithal edilen "bekarlığa veda" partileri, "nedime" kıyafetleri, kilise ritüellerini andıran seremoniler... Müslüman düğününde haçlı zihniyetinin adetlerinin ne işi var? "Herkes yapıyor" demek, ateşin odunu olmaya razı gelmektir. Onlar gibi giyinmek, onlar gibi eğlenmek, onlar gibi harcamak; zamanla onlar gibi düşünmeye ve onlar gibi inanmaya götürür. Kendi değerlerinden utanan, başkasının çürümüş kültürüne sığınan zavallı; aslında kendi ruhunu esir vermiş demektir. Mümin, duruşuyla, düğünüyle, edebiyle "Ben müslümanım" diye haykıran adamdır. Taklitçilik, imanın iflasıdır.
Sahabe Kıssası: Ömer, Kudüs’ün anahtarlarını teslim almaya gittiğinde, üzerinde yamalı bir hırka vardı. Yanındakiler "Ey Müminlerin Emiri, buralar büyük şehir, biraz daha gösterişli giyinsen de seni küçümsemeseler?" dediklerinde o tarihi cevabı vermiştir: "Biz zelil bir kavimdik, Allah bizi İslam ile aziz kıldı. Eğer biz izzeti başka yerlerde ararsak, Allah bizi tekrar zelil eder!"
Kıssadan Hisse:
Başkasının elbisesiyle şeref kazanılamaz, başkasının adetiyle yuva kurulamaz.
Şahsiyetini düğün salonunda bırakan, mahşerde başı dik yürüyemez.
Taklit, köleliğin en acınası halidir.
15. MADDE: HAYÂSIZLIĞI YAYMAK VE GÜNAHA ALKIŞ TUTMAK
Arapça Metin
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحِبُّونَ اَنْ تَش۪يعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ
(İman edenler içinde hayâsızlığın/çirkinliğin yayılmasını arzulayanlar için dünyada da ahirette de elem verici bir azap vardır.)
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
(Allah bilir, siz bilmezsiniz.)
(Nûr Suresi, 19. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
كُلُّ أُمَّتِي مُعَافًى إِلَّا الْمُجَاهِرِينَ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Ümmetimin tamamı affedilebilir, ancak günahı aleni işleyenler müstesna!"”
(Buhâri, Edeb, 60) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İffetli hanımlara atılan iftiraların (İfk Hadisesi) toplumda yayılmasına, konuşulmasına ve normalleşmesine hizmet edenlerin; toplumsal ahlakı çökertme girişimlerine karşı ilahi bir tehdit ve uyarı olarak nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Günahın gizli kalması bir kusur ise, onun düğünlerde meydanlarda alenen işlenmesi, alkışlanması ve "ne güzel eğleniyorlar" diye teşvik edilmesi tam bir imansızlık cinnetidir. Bir kötülüğü sadece yapmak değil, onun "normal" görünmesine hizmet etmek de o günaha ortak olmaktır. Düğün pistlerinde sergilenen hayâsızlıklar, sosyal medyada paylaşılan müstehcen içerikler; toplumun ar damarını çatlatmakta ve gelecek nesillere "günahı meşru görme" hastalığını bulaştırmaktadır. Allah’ın "haram" dediğine "eğlence" kılıfı giydirenler, ilahi gazabın en şiddetli olanını kendi üzerlerine çekmektedirler.
Sahabe Kıssası:
Ebû Hüreyre, sokakta koku sürünerek yürüyen bir kadın gördüğünde ona "Nereye gidiyorsun ey cebbarın kulu?" diye sormuş, camiye gittiğini öğrenince; "Allah için evine dön ve o kokuyu yıka, çünkü Efendimiz S.a.v.'den duydum ki; koku sürünüp dışarı çıkanın namazı, o kokuyu yıkayana kadar kabul olmaz" demiştir. Onlar toplumda günahın kokusuna bile tahammül edemezken, bugün günahı düğün bayram edenler ne büyük bir gaflet içindedir!
Kıssadan Hisse:
Günahı gizleyen affa, ilan eden ise azaba yakındır.
Kötülüğün yayılmasına sessiz kalan, o kötülüğün suç ortağıdır.
Toplumun ar damarını düğünlerde çatlatanlar, mahşerde dikiş tutturamazlar.
16. MADDE: İSLAM'IN KUTSALLARIYLA ALAY VE GAYRİ-CİDDİYET
Arapça Metin
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُۜ
(Eğer onlara soracak olursan; "Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk" derler.)
قُلْ اَبِاللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ وَرَسُولِه۪ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُنَ
(De ki: Allah ile, O’nun ayetleriyle ve O’nun Resulü ile mi alay ediyordunuz?)
(Tevbe Suresi, 65. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مِنْ رِضْوَانِ اللَّهِ لَا يُلْقِي لَهَا بَالًا يَرْفَعُهُ اللَّهُ بِهَا دَرَجَاتٍ، وَإِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مِنْ سَخَطِ اللَّهِ لَا يُلْقِي لَهَا بَالًا يَهْوِي بِهَا فِي جَهَنَّمَ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kul, önemsemediği bir kelime konuşur da o kelime yüzünden cehennemin dibine sürüklenir."”
(Buhâri, Rikâk, 23) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Tebük seferi sırasında münafıkların; "Bizim şu Kur'an okuyanlarımız kadar yemeğe düşkün, dilleri yalancı ve düşman karşısında korkak kimse görmedik" diyerek dinin emirleriyle şakalaşmaları üzerine, bunun dinden çıkaran bir küfür olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğünlerde yapılan şakaların içine ayet ve hadisleri alet etmek, dini kıyafetlerle dalga geçmek veya hoca/alim tiplemeleriyle insanları güldürmeye çalışmak; imanın değil, nifakın tezahürüdür. "Sadece eğleniyoruz" bahanesi, Allah katında geçerli bir mazeret değildir. Allah'ın dini oyun ve eğlence aracı değildir. Mukaddesatın mizah konusu yapıldığı bir ortamda, ne bereket kalır ne de iman. O meclislerden derhal uzaklaşmayanlar, alay edenlerin günahına ve küfrüne ortak olurlar. Müslüman, şakasında bile hakikatten ayrılmayan vakar sahibi kimsedir.
Sahabe Kıssası:
Abdullah b. Ömer, içerisinde dinin emirlerinin hafife alındığı bir topluluk gördüğünde, onlarla aynı sofraya oturmayı reddeder ve "Allah’ın gazabının ineceği bir yerde benim isim işim olmaz" diyerek tepkisini koyardı. O, dostluğun ve eğlencenin sınırını Allah’a sadakatle çizerdi.
Kıssadan Hisse:
Allah’ın ayetleriyle eğlenen, kendi sonunu hazırlamıştır.
Dilin şakası, kalbin felaketi olabilir; konuştuğuna dikkat et.
Dini vakarın bittiği yerde, şeytanın tiyatrosu başlar.
17. MADDE: KADININ ERKEKLEŞMESİ VE ERKEĞİN KADINLAŞMASI
Arapça Metin
وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰىۚ
(Erkek, dişi gibi değildir.)
(Âl-i İmrân Suresi, 36. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمُتَشَبِّهِينَ مِنَ الرِّجَالِ بِالنِّسَاءِ، وَالْمُتَشَبِّهَاتِ مِنَ النِّسَاءِ بِالرِّجَالِ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lanet olsun!"”
(Buhâri, Libâs, 61) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Yaratılışın fıtrat dengesini bozarak karşı cinsin kıyafetlerine, tavırlarına ve ziynetlerine özenenlerin; bu sapkınlıkla toplumsal yapıyı ve aile kurumunu ifsat etmelerine karşı ilahi bir set çekmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğünlerde "eğlence" adı altında sergilenen en büyük rezilliklerden biri de, erkeklerin kadın kılığına girmesi, kadınsı tavırlarla raks etmesi veya kadınların erkekleşerek vakarını kaybetmesidir. Bu bir mizah değil, bir fıtrat cinayetidir. Allah'ın lanetlediği bir kılıkta eğlenen bedbaht, aslında o an kendi insanlığını ve iman şerefini ayaklar altına almaktadır. Bir gecelik kahkaha uğruna karşı cinsin tavırlarını taklit edenler, hem dünyada vakarını kaybeder hem de ahirette rahmetten mahrum kalırlar. İslam, erkeğe vakar ve heybeti; kadına ise hayâ ve zarafeti yakıştırmıştır. Bu dengenin bozulduğu her düğün, şeytanın bayram yeridir.
Sahabe Kıssası:
Ebû Hüreyre anlatır: Medine sokaklarında kadın gibi davranan ve onlara benzemeye çalışan bir adam Efendimiz S.a.v.'e getirildiğinde, Efendimiz S.a.v. büyük bir hiddetle onu meclisten uzaklaştırmış ve bu fıtrat bozgunculuğuna asla prim vermemiştir. O, toplumu ayakta tutan şeyin cinsiyetlerin fıtri vakarı olduğunu bizzat göstermiştir.
Kıssadan Hisse:
Fıtrata ihanet eden, yaratıcısına isyan etmiş sayılır.
Eğlence için de olsa kadınlaşan erkek veya erkekleşen kadın, imanın izzetinden düşer.
Allah'ın lanetiyle neşe değil, ancak cehennem ateşi kazanılır.
18. MADDE: HAYATI SADECE OYUN VE OYALANMA SANMAK
Arapça Metin
وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌۜ
(Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir.)
وَلَلدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
(Ahiret yurdu ise sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?)
(En’âm Suresi, 32. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Eğer benim bildiklerimi (ahiretin dehşetini) bilseydiniz, az güler çok ağlardınız."”
(Buhâri, Küsûf, 2) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Müşriklerin ve kalbi dünyalık heveslerle dolmuş olanların, hayatın asıl gayesini unutarak sadece zevk ve sefa peşinde koşmaları; ölümü ve ötesini hiçe saymaları üzerine sarsıcı bir ikaz olarak nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Ahireti unutturan, hesabı unutturan, ölümü gündemden çıkaran her türlü aşırı eğlence, aslında manevi bir uyuşturucudur. Düğün salonlarını dolduran binlerce insan, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi, sanki yarın o tabutun içine girmeyecekmiş gibi bir sarhoşluk içindedir. Müslüman sevinir ama çizgiyi aşmaz. Eğer bir düğün seni Rabbinden koparıyor, kalbini kaskatı yapıyor ve seni dünya sarhoşu ediyorsa, o düğün senin için bir nimettir değil, bir beladır. Akıl sahibi insan, geçici bir oyun için ebedi bir hakikati kurban etmez. Gülüşlerin ardında hıçkırık, neşenin ardında azap gizli olabilir; uyan!
Sahabe Kıssası:
Hanzala, bir gün kendi kendine "Hanzala münafık oldu!" diye bağırarak sokağa çıktı. Sebebi sorulduğunda; "Efendimiz S.a.v.'in yanındayken ahireti görüyor gibi oluyoruz, ama evimize, ailemize ve eğlencemize daldığımızda çoğunu unutuyoruz" dedi. Onlar en helal dairedeki sevinçlerini bile "gaflet" sayıp titrerken, bugün haramlar içinde yüzenlerin pişkinliği ne kadar korkunçtur!
Kıssadan Hisse:
Dünya bir konaklama yeridir, bir lunapark değil.
Ölümü unutturan neşe, sonu hüsranla bitecek bir rüyadır.
Ahirete yatırım yapmayan, dünyada ne kadar eğlenirse eğlensin iflas etmiştir.
19. MADDE: ŞEYTANIN ADIMLARINI TAKİP ETMEK VE GAFLET
Arapça Metin
يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ
(Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin.)
وَمَنْ يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ
(Kim şeytanın adımlarına uyarsa bilsin ki o, hayâsızlığı ve kötülüğü emreder.)
(Nûr Suresi, 21. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
إِيَّاكُمْ وَمُحَقَّرَاتِ الذُّنُوبِ فَإِنَّهُنَّ يَجْتَمِعْنُ عَلَى الرَّجُلِ حَتَّى يُهْلِكْنَهُ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Küçük görülen günahlardan sakının! Çünkü onlar bir kimsede toplanır da sonunda onu helak ederler."”
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/331) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnananların, günahın büyüğünden kaçarken "Bundan bir şey olmaz, bu küçük bir eğlencedir" diyerek basite aldıkları eylemlerin, zamanla kalbi karartıp insanı büyük haramlara sürükleyeceğini ihtar etmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Şeytan kimseye bir anda "Gel zina et, gel içki iç" demez. O, düğünlerde "Sadece bir kere oyna", "Sadece şu kıyafeti giy", "Herkes bakıyor sen de bak" diyerek adımlarla yaklaştırır. "Eğleniyoruz" bahanesiyle atılan her "küçük" adım, aslında büyük bir uçuruma giden yolun başlangıcıdır. Günahı küçümsemek, o günahın sahibi olan Allah'ı küçümsemektir. Küçük günahlar birike birike kalbi sarar ve bir süre sonra mümin, haramın içinde yüzdüğü halde rahatsız olmayan bir gafil haline gelir. Şeytanın düğünlerde kurduğu o süslü adımlara basan, ayağını cehennem çukuruna uzatmış demektir.
Sahabe Kıssası:
Huzeyfe, fitnelerden çok korkar ve diğerleri hayrı sorarken o, "başıma gelmesinden korktuğum için şerri soruyorum" derdi. O, küçük bir sapmanın büyük bir felakete yol açacağını bildiği için, eğlence meclislerinde dahi kalbini kontrol eder, en ufak bir şüphede o ortamdan uzaklaşırdı. Bugün ise haramın ortasında "kalbim temiz" diyenler, Huzeyfe'nin bu titizliğinden ne kadar uzaktır!
Kıssadan Hisse:
Küçük günahları biriktiren, büyük azaba hazırlanmış olur.
Şeytanın ilk adımına "hayır" diyemeyen, son adımında helak olur.
Mümin, kalbinde en ufak bir huzursuzluk uyandıran eğlenceyi terk eden kimsedir.
20. MADDE: ALLAH'IN HUDUTLARINI ÇİĞNEMEK VE ZALİMLİK
Arapça Metin
وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
(Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.)
(Bakara Suresi, 229. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى فَرَضَ فَرَائِضَ فَلَا تُضَيِّعُوهَا، وَحَدَّ حُدُودًا فَلَا تَعْتَدُوهَا
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Allah Teâlâ birtakım farzlar kıldı, onları zayi etmeyin; birtakım sınırlar (hudutlar) çizdi, onları da aşmayın!"”
(Dârekutnî, Sünen, 4/184) Sıhhat Derecesi: Hasen
Nüzul Sebebi: İnsanların kendi heva ve heveslerine göre "helal-haram" uydurmaya çalışmaları, Allah’ın çizdiği nizamın dışına çıkarak hayatı kendi arzularına göre dizayn etmeye kalkışmaları üzerine bir muhtıra olarak nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
İslam'ın sınırları caminin kapısında bitmez, düğün salonunun kapısından içeri de girer. "Burası düğün, burada Allah'ın kanunları değil örfün kanunları geçer" demek, Allah'a ilahlık davasında ortak koşmaktır. Allah'ın "Kadın ve erkek bir arada raks edemez" hududunu, "Eğlence sınır tanımaz" diyerek çiğneyenler, kendilerine zulmetmektedirler. Allah'ın hududunu aşan her eğlence, aslında bir isyan bayrağıdır. Kim ki kendi keyfi için Allah'ın çizgisini çiğnerse, Allah da onu kendi başına bırakır. Başıboş kalmak ise, bir mümin için felaketlerin en büyüğüdür.
Sahabe Kıssası:
Abdullah b. Ömer, yolda giderken bir davul sesi duyduğunda hemen kulaklarını tıkamış ve o yoldan uzaklaşmıştır. Kendisine neden böyle yaptığı sorulduğunda, "Allah'ın sınırlarını korumak, sadece dil ile değil, haramın olduğu yerden kaçmakla olur" demiştir. O, sınırın ihlal edildiği yerde durmayı, suça ortaklık sayardı.
Kıssadan Hisse:
Sınır tanımaz eğlence, mümini şahsiyetsizleştirir.
Allah'ın hududunu koruyanı, Allah da her türlü fitneden korur.
Hudutların çiğnendiği düğünden huzur değil, ancak hüsran çıkar.
21. MADDE: KALBİ ÖLDÜREN KAHKAHALAR VE ŞIMARIKLIK
Arapça Metin
فَلْيَضْحَكُوا قَل۪يلًا وَلْيَبْكُوا كَث۪يرًاۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
(Kazandıklarının cezası olarak artık az gülsünler, çok ağlasınlar!)
(Tevbe Suresi, 82. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
لَا تُكْثِرُوا الضَّحِكَ، فَإِنَّ كَثْرَةَ الضَّحِكَ تُمِيتُ الْقَلْبَ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Çok gülmeyin! Çünkü çok gülmek kalbi öldürür."”
(İbn Mâce, Zühd, 19) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Tebük seferine katılmayıp geri kalan münafıkların, müminler zorluk içindeyken kendi aralarında eğlenip gülüşmeleri ve "Sıcakta savaşa çıkmayın" diyerek dünyalık rahata meyletmeleri üzerine, bu sahte neşenin sonunun hüsran olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün salonlarında, haramların gölgesinde atılan o şuursuz kahkahalar kalbin nurunu söndürür. Müslüman, sevinirken bile mahşerin dehşetini unutan gafil değildir. Kalbi ölen bir adam, artık günahtan acı duymaz hale gelir; haramlar ona tatlı gözükmeye başlar. "Eğleniyoruz" diyerek saatlerce süren o kahkaha tufanları, aslında ebedi bir ağlamanın habercisidir. Allah’ın gazabının olduğu yerde dişlerini göstererek gülmek, bir mümin şahsiyetine asla yakışmaz. Kalbi diri olan adam, Allah’ın hududu çiğnendiğinde içi sızlayan adamdır.
Sahabe Kıssası:
Ebu’d-Derda, halkın çarşı pazarda dünyaya dalarak kahkahalarla güldüğünü görünce ağlamaya başladı. Sebebi sorulduğunda; "Bu insanlar öleceklerini bilselerdi, bu kadar çok gülmezlerdi. Onların bu neşesi, başlarına gelecek dehşeti bilmemelerindendir" demiştir. O, neşeyi imanda, kederi ise günahta görürdü.
Kıssadan Hisse:
Gülerken Allah'ı unutanın, ağlarken yardımcısı olmaz.
Kalbin ölümü, haramı helal görmeye başladığın andır.
Mümin, hüzünlü bir neşenin ve vakarlı bir sevincin sahibidir.
22. MADDE: NEFSİN HEVASINI İLAH EDİNMEK
Arapça Metin
اَرَءَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُۜ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَك۪يلًاۙ
(Nefsinin arzusunu (hevasını) ilah edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?)
(Furkân Suresi, 43. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
أَخْوَفُ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمْ شَهَوَاتُ الْغَيِّ فِي بُطُونِكُمْ وَفُرُوجِكُمْ، وَمُضِلَّاتُ الْهَوَى
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey; mideleriniz ve iffetleriniz konusundaki azgın şehvetler ile saptırıcı hevalardır."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/420) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanların, Allah’ın emirlerini bir kenara bırakıp sırf canlarının istediği şekilde yaşamaları, zevk ve eğlenceyi hayatın merkezine koyarak kendi arzularına tapınır hale gelmeleri üzerine bir ikaz olarak nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
"Canım böyle istiyor, gönlümce eğleneceğim" demek, aslında nefsi ilahlaştırmaktır. Bir düğün planlanırken "Allah ne der?" sorusu değil de "Nefsim neyi arzuluyor?" sorusu merkeze alınıyorsa, o düğün bir ibadet değil, bir putperestlik ayinine dönüşmüştür. Hevasına tapan adam için sınır yoktur; o, eğlence adına her türlü rezilliği mubah görür. Müslüman ise nefsini Allah’ın emrine boyun eğdiren adamdır. Bir gecelik zevk için ebedi rızayı feda etmek, akıl karı değil, nefs kurbanı olmaktır.
Sahabe Kıssası:
Mus'ab b. Umeyr, iman etmeden önce nefsinin her dediğini yapan Mekke'nin en şımarık genciydi. Ancak Allah’ın nuru kalbine düşünce, nefsinin tüm arzularını ayaklar altına aldı. Bir zamanlar en lüks elbiseleri giyen bu genç, nefsinin ilahlığını reddettiği için yamalı bir hırkayla şehid oldu ama ebedi izzeti kazandı.
Kıssadan Hisse:
Nefsine "dur" diyemeyen, haramın kölesi olur.
Allah'ın rızasının bittiği yerde, nefsin azgınlığı başlar.
En büyük cihad, eğlence anında nefsin arzularına set çekebilmektir
23. MADDE: KÖTÜLÜĞE ÖNCÜLÜK ETMEK VE GÜNAH YÜKÜ
Arapça Metin
لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ
(Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak yüklendikten başka, bilgisizlikleri yüzünden saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını da yüklensinler diye (bunu yaparlar).)
(Nahl Suresi, 25. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
وَمَنْ سَنَّ فِي الْإِسْلَامِ سُنَّةً سَيِّئَةً، كَانَ عَلَيْهِ وِزْرُهَا وَوِزْرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ بَعْدِهِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kim İslam'da kötü bir çığır açarsa, o yolun günahı ile kendisinden sonra o yolda gidenlerin günahı, eksiltilmeden ona yüklenir."
(Müslim, Zekât, 69) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Müşrik liderlerin, zayıf imanlıları veya cahilleri "Bizim yolumuza uyun, sizin günahınızı biz yükleniriz" diyerek saptırmaya çalışmaları ve kötü adetleri toplumda yerleşik hale getirmeleri üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün sahipleri iyi dinlesin! "Sadece biz mi yapıyoruz, herkes yapıyor" diyerek tertiplediğiniz o haram eğlenceler, sadece sizin günahınız olarak kalmıyor. O düğüne gelip senin açtığın haram çığırda raks eden, içki içen, mahremiyeti çiğneyen her bir davetlinin günahından bir pay da senin defterine yazılıyor. Kötü bir adet başlatan, o adet devam ettiği müddetçe günah kazanmaya devam eder. Yarın mahşer meydanında binlerce kişinin haramının yükü sırtına bindiğinde, "Ama biz sadece evleniyorduk" mazereti seni kurtarmaz. Bir yuva kurarken binlerce günahı sırtlanmak, akıl kârı değil, ebedi bir intihardır.
Sahabe Kıssası:
Cerir b. Abdullah, Efendimiz S.a.v.'in bu uyarısını duyduktan sonra hayatı boyunca attığı her adımda "Acaba birine kötü örnek oluyor muyum?" diye titrerdi. Bir keresinde bir alışveriş yaparken, malın kusurunu söylemeyen satıcıyı uyararak; "Müslüman müslümana nasihat eder, ben kötü bir ticaret çığırı açılmasından Allah'a sığınırım" demiştir. Onlar helal olanı bile kılı kırk yararak yaşarken, bugün günah sofralarına öncülük edenler neyin peşindedir?
Kıssadan Hisse:
Başlattığın her yanlış adet, ahirette boynuna dolanacak bir zincirdir.
Kendi günahın yetmiyormuş gibi, başkasının günahına da sponsor olma.
Mümin, hayra anahtar şerre kilit olan adamdır.
24. MADDE: ŞEYTANIN KARDEŞLİĞİNE TALİP OLMAK (TEBZİR)
Arapça Metin
اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُورًا
(Zira saçıp savuranlar (mübezzirler) şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.)
(İsrâ Suresi, 27. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
لَا تَزُولُ قَدَمَا عَبْدٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ عُمُرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ... وَعَنْ مَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفِيمَا أَنْفَقَهُ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kıyamet günü hiçbir kul, malını nereden kazanıp nerede harcadığının hesabını vermeden bir yere kıpırdayamaz."”
(Tirmizî, Kıyâmet, 1) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Cahiliye Araplarının şan ve şöhret uğruna mallarını heba etmeleri, fakire bir lokma vermezken eğlence meclislerinde servetlerini saçıp savurarak güç gösterisi yapmaları üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Ayet-i kerime israf edenlere "şeytanın kardeşi" diyor. Düğün salonlarına, bir gecelik havai fişeklere, yenilmeyip çöpe dökülen tonlarca yemeğe harcanan o paralar, Allah’ın mülküdür. Sen o mülkü Allah’ın razı olmadığı yerde saçıp savururken, aslında Allah’a karşı nankörlük ediyorsun. Şeytan nasıl ki kendine verilen yetenekleri nankörlükle Allah’a isyanda kullandıysa, sen de sana verilen malı haram düğünlerde savurarak aynı nankörlüğü yapıyorsun. Mahşerde her kuruşun hesabı sorulurken; "Gösteriş için harcadım" mı diyeceksin? Unutma, nankörlerin düğününde bereket değil, cinnet vardır.
Sahabe Kıssası:
Selman, bir gün çok sade bir yemek yerken yanındakiler; "Ey Allah'ın kulunun dostu, biraz daha çeşidini artırsan ya?" dediklerinde; "Ben midemi doyurdum, fazlası israftır. Yarın Allah bana bu fazlalığı nerede harcadığımı sorduğunda cevap verememekten korkarım" demiştir. Sahabe lokmasının hesabını yaparken, bugün düğünlerde servet yakıp yıkanlar hangi imana güveniyorlar?
Kıssadan Hisse:
Malın çokluğu onu israf etme hakkı vermez, hesabın zorluğunu gösterir.
Şeytanın kardeşi olarak kurulan yuva, huzur kokmaz.
İsrafla gelen neşe, mahşerde hıçkırık olarak geri döner.
25. MADDE: GÖZ ZİNASI VE HARAM BAKIŞLARIN ZEHİRİ
Arapça Metin
يَعْلَمُ خَٓائِنَةَ الْاَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ
(Allah, gözlerin haince bakışını ve kalplerin gizlediği her şeyi bilir.)
(Mü’min Suresi, 19. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
النَّظْرَةُ سَهْمٌ مَسْمُومٌ مِنْ سِهَامِ إِبْلِيسَ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Bakış (haram nazar), iblisin zehirli oklarından bir oktur."”
(Hâkim, Müstedrek, 4/314) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanların kalabalıklar içinde veya tenha yerlerde, "kimse görmüyor" zannıyla mahrem olanı süzmeleri ve bakışlarıyla iffeti ihlal etmeleri üzerine; Allah'ın her an her şeyi gördüğünü ihtar etmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün salonlarında kadın-erkek bir arada eğlenirken savrulan o bakışlar, aslında kalbe saplanan zehirli oklardır. "Düğündür, herkes şık, bakmaktan bir şey olmaz" diyen nefis, aslında göz zinasının kapısını aralamaktadır. Allah, sadece bakışı değil, o bakışın arkasındaki haince niyeti de bilir. Bir müminin düğününde, başka hanımların veya beylerin süzülmesi, incelenmesi tam bir ahlak çöküntüsüdür. Gözün hıyanet ettiği bir yerde, gönlün ibadeti kalmaz. O zehirli oklar kalbe değdiğinde imanın tadı kaçar, geriye sadece et ve kemik yığını olan bir beden sarhoşluğu kalır.
Sahabe Kıssası:
Ali, Efendimiz S.a.v. ile birlikteyken bir defasında gözü gayriihtiyari bir harama kayınca, Efendimiz S.a.v. onu derhal uyarmış ve "İlk bakış senin lehinedir (kasıtsızdır), ancak ikinci bakış aleyhinedir!" buyurmuştur. Onlar gözbebeklerini dahi birer emanet gibi korurken; bugün düğün salonlarını "bakış panayırı"na çevirenler, Allah'ın huzuruna hangi yüzle çıkacaklar?
Kıssadan Hisse:
Gözünü haramdan korumayanın, kalbinde iman nuru barınmaz.
Haince bir bakışla başlayan neşe, ebedi bir kederin tohumudur.
Allah'ın bildiği bir haramı, insanların görmemesi seni kurtarmaz.
26. MADDE: DÜNYA ZEVKİNE DALIP AHİRETİ ARKAYA ATMAK
Arapça Metin
فَاَمَّا مَنْ طَغٰىۙ وَاٰثَرَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۙ فَاِنَّ الْجَح۪يمَ هِيَ الْمَأْوٰىۜ
(Kim azgınlık eder ve dünya hayatını (ahirete) tercih ederse, şüphesiz cehennem onun barınağıdır.)
(Nâziât Suresi, 37-39. Ayetler)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ وَعَبْدُ الدِّرْهَمِ وَعَبْدُ الْخَمِيصَةِ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Altına, gümüşe ve şatafatlı elbiselere kul olanlar helak olsun!"”
(Buhâri, Cihâd, 70) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanların ebedi yurdu unutup, sadece bu dünyadaki şan, şöhret, süs ve geçici lezzetler için çabalamaları; hayatın gayesini yemek, içmek ve eğlenmekten ibaret görmeleri üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün gününü "hayatının en büyük günü" sanıp, o günü haramlarla süsleyen bedbaht, aslında ebedi olanı fani olana satmıştır. "Giyinip kuşanayım, paralar saçayım, dilediğim gibi raks edeyim" diyen her nefis, aslında eşyaya ve zevke kul olmaktadır. Ayet açıkça uyarıyor: Eğer dünya hayatını ahiret ölçülerinin önüne koyarsan, barınağın ateştir! Bir gecelik "prenseslik" veya "krallık" hayali kuranlar, cehennemdeki zilleti hesaba katmıyorlar mı? Allah'ın rızasını arkasına atan, önüne sadece ateşi alır.
Sahabe Kıssası:
Ebu Zer, eline geçen her şeyi infak eder, dünya zevklerine meyledenleri görünce; "Siz öleceğinizi unuttunuz mu?" diye haykırırdı. O, dünya hayatının mümin için bir hapis, kafir için bir cennet olduğunu bilirdi. Bugün düğünlerini dünya cennetine çevirmek için haramı mubah görenler, aslında ebedi hapislerine tuğla taşımaktadırlar.
Kıssadan Hisse:
Tercihini dünyadan yana kullanan, ahiretteki hissesini dünyada tüketmiştir.
Elbiseye ve gösterişe verilen değer, imana verilmediği sürece helak yakındır.
Allah'ı razı etmeyen bir tören, sahibini rezil etmeye yeter.
27. MADDE: KÖTÜ ARKADAŞ VE GÜNAH MECLİSİNİN PİŞMANLIĞI
Arapça Metin
وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلٰى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَب۪يلًا
(O gün zalim, ellerini ısırarak şöyle diyecek: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım!")
يَا وَيْلَتٰى لَيْتَنِي لَمْ اَتَّخِذْ فُلَانًا خَل۪يلًا
(“Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!”)
(Furkân Suresi, 27-28. Ayetler)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
الرَّجُلُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ، فَلْيَنْظُرْ أَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالِلُ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kişi dostunun dini üzerindedir. Öyleyse her biriniz kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin!"”
(Ebû Dâvud, Edeb, 39) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Müşriklerin önde gelenlerinden Ukbe b. Ebî Muayt’ın, arkadaşı Übey b. Halef’in baskısıyla Efendimiz S.a.v.’e karşı gelmesi ve hakikati bile bile arkadaş hatırına batılı tercih etmesi üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün meclisleri, kiminle yol yürüdüğünün imtihan yeridir. "Ayıp olur, arkadaşım darılır, çevre ne der?" diyerek haram sofralarına oturanlar, mahşerde ellerini pişmanlıkla ısıracak olanlardır. Seni Allah’ın gazabına davet eden, seni harama alkış tutmaya çağıran adam dost değil, senin ebedi düşmanındır. Bir düğünde "Herkes oynuyor, sen de kalk" diyen arkadaş, aslında seni ateşe doğru itmektedir. Müslüman, hatırını Allah’ın hatırından üstün tutanların peşinden gitmez. Arkadaş hatırına harama giren, mahşerde o arkadaşından kaçacak delik arayacaktır.
Sahabe Kıssası:
Ebu Zer, bir gün bir mecliste insanların dünyaya daldığını ve malayani konuştuğunu görünce; "Siz beni ateşe mi davet ediyorsunuz?" diyerek orayı terk etmiştir. O, dostluğun ölçüsünü Allah’a yakınlıkta arardı. Bugün ise "arkadaşım evleniyor, bugünlük haram mubahtır" diyenler, dostluğu cehennem köprüsü haline getirmektedirler.
Kıssadan Hisse:
Seni Allah’tan uzaklaştıran her dost, aslında gizli bir düşmandır.
Arkadaş hatırı için bozulan hayâ, ebedi bir utanç bırakır.
Mahşerde "keşke" dememek için, dünyada "hayır" demeyi öğren!
28. MADDE: HAYATI OYALANMA VE AHMAKLIKLA TÜKETMEK
Arapça Metin
اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَۚ
(İnsanların hesaba çekilecekleri gün yaklaştı; hal böyleyken onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.)
(Enbiyâ Suresi, 1. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
الْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ، وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz (ahmak) kişi ise nefsinin arzusuna uyan ve buna rağmen Allah'tan (bağışlanma) umandır."
(Tirmizî, Kıyâmet, 25) Sıhhat Derecesi: Hasen
Nüzul Sebebi: Ölümün ve hesabın mutlak bir hakikat olmasına rağmen, insanların sanki dünya sonsuzmuş gibi eğlenceye, ticarete ve gaflete dalıp ahireti gündemlerinden çıkarmaları üzerine sarsıcı bir ihtar olarak nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün salonundaki o renkli ışıklar, yüksek müzikler ve sahte neşeler aslında büyük bir gaflet perdesidir. Azrail’in nefesini ensesinde hissetmesi gereken insan, o an nasıl olur da Allah’ın yasaklarıyla raks edebilir? Akıllı adam, bir gecelik eğlenceyi mahşerdeki hesaba tercih etmeyen adamdır. "Ben gencim, bugün eğleneyim sonra tövbe ederim" diyen nefis, aslında Allah ile alay etmektedir. Gaflet içinde atılan her kahkaha, yaklaşan hesabın şiddetini artırmaktadır. Mümin, her neşesinde "Bu eylemim beni ölüme hazırlıyor mu?" diye soran uyanık kalbin sahibidir.
Sahabe Kıssası:
Abdullah b. Ömer, akşam olduğunda; "Sabaha çıkmayı bekleme," sabah olduğunda; "Akşama çıkmayı bekleme. Sağlığında hastalığın için, hayatında da ölümün için hazırlık yap," derdi. O, ölüme bir nefes kadar yakın yaşayan birinin, haram bir eğlencede yakalanma korkusuyla titrerdi.
Kıssadan Hisse:
Hesabı yakın olanın, şımarıklığı uzun sürmez.
Gaflet içinde gülmek, celladına gülümseyen mahkûmun halidir.
Akıllı kişi, eğlencesini bile ahirete azık yapabilen kimsedir.
29. MADDE: HAYÂSIZLIĞI GÜZEL GÖSTEREN ŞEYTANIN TEZYİNATI
Arapça Metin
تَاللّٰهِ لَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ
(Allah’a andolsun ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik; fakat şeytan onlara (günah) amellerini süslü gösterdi.)
فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
(Bugün de o (şeytan) onların dostudur ve onlar için elem verici bir azap vardır.)
(Nahl Suresi, 63. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
إِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ أَيِسَ أَنْ يَعْبُدَهُ الْمُصَلُّونَ فِي جَزِيرَةِ الْعَرَبِ، وَلَكِنْ فِي التَّحْرِيشِ بَيْنَهُمْ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Şeytan, namaz kılanların kendisine tapmasından ümidini kesmiştir; fakat onları birbirine düşürmek ve (günahları süsleyerek) aralarını bozmak için uğraşır."
(Müslim, Münâfikûn, 65) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Geçmiş kavimlerin, peygamberlerin uyarılarına rağmen haramları "modernlik, gelenek veya sanat" adı altında süsleyerek meşrulaştırmaları ve şeytanın bu kandırmacasına kapılıp gitmeleri üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Şeytanın en büyük tuzağı, haramı "estetik" bir ambalajla sunmasıdır. Bugün düğünlerdeki hayâsızlığı "görsel şov", israfı "itibar", kadın-erkek karışık raksı "modern eğlence" diye yutturuyor. Eğer bir günah sana "güzel ve gerekli" görünmeye başladıysa, bil ki şeytan senin kalbine dokunmuş ve amellerini sana süslemiştir. Mümin, eşyanın dışına değil, Allah katındaki hükmüne bakan adamdır. Şeytanın süslediği o parlak ışıkların altında aslında karanlık bir azap gizlidir. "Herkes yapıyor, çok da şık duruyor" bahanesi, şeytanın dostluğuna imza atmaktır.
Sahabe Kıssası:
Abdullah b. Mes'ud, bir gün sokakta bir grubun toplanıp haram bir eğlenceyi hayranlıkla izlediğini görünce; "Şeytan size günahı ne kadar da sevimli göstermiş! Eğer bu mecliste bir hayır olsaydı, Allah'ın Resulü bizi oraya davet ederdi" diyerek insanları uyanmaya çağırmıştır. O, süslü görünen batılın zehrini hemen fark ederdi.
Kıssadan Hisse:
Şeytanın süslediği eğlence, imanın tadını bozar.
Ambalajı ne kadar parlak olursa olsun, haram haramdır.
Gözünü süslü günaha alıştıran, hakikatin sadeliğinden nefret eder.
30. MADDE: KALPLERİ TAŞLAŞTIRAN MÂLÂYÂNİ VE BOŞ SÖZLER
Arapça Metin
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ
(Onlar (Müminler) ki, boş ve anlamsız şeylerden (lâğviyâttan) yüz çevirirler.)
(Mü’minûn Suresi, 3. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
مِنْ حُسْنِ إِسْلَامِ الْمَرْئِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْنِيهِ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kişinin müslümanlığının güzelliği, kendisini ilgilendirmeyen (boş ve faydasız) şeyleri terk etmesidir."”
(Tirmizî, Zühd, 11) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Müminlerin sadece büyük haramlardan değil, aynı zamanda kalbi hantallaştıran, vakti öldüren, ne dünyaya ne de ahirete faydası olmayan boş uğraş ve sözlerden de sakınarak kemale ermeleri için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğünlerde saatlerce süren dedikodular, mâlâyâni konuşmalar ve insanın vaktini sömüren boş gürültüler, "lâğviyât" sınıfına girer. Müslüman, her anının hesabını vereceği şuuruyla yaşayan, "vakit nakittir" değil "vakit ahirettir" diyen adamdır. Kendisine ne ilmi ne de ahlaki bir değer katmayan, aksine zihnini bulandıran eğlencelerin içinde boğulmak, müslüman şahsiyetini eritmektir. "Laf olsun" diye söylenen haram sözler ve boş gürültülerle geçen bir gece, ömür sermayesini çöpe atmaktır. Boş işlerden yüz çevirmeyen, kalbini nurla dolduramaz.
Sahabe Kıssası:
Zeyd b. Sabit, bir gün mecliste insanların boş bir dünya kelamı üzerinde uzunca tartıştığını görünce; "Ben bu vakti Kur'an ile geçirebilirdim, sizin bu boş sözleriniz kalbimi yoruyor" diyerek oradan kalkmıştır. O, kelimelerini dahi ahiret terazisinde tartarak konuşurdu.
Kıssadan Hisse:
Boş işlerle meşgul olanın, dolu bir ahireti olmaz.
Vaktini eğlenceyle öldüren, aslında kendini öldürmektedir.
Mümin, duruşuyla "faydasız olan her şeye kapalıyım" mesajı veren kimsedir.
31. MADDE: HAYÂYI İMANDAN AYIRMAK: İMANIN ÇÖKÜŞÜ
Arapça Metin
يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَار۪ي سَوْاٰتِكُمْ وَر۪يشًاۜ
(Ey Âdem oğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise indirdik.)
وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌۜ
(Fakat takva elbisesi varya, işte o en hayırlı olanıdır.)
(A'râf Suresi, 26. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
الْحَيَاءُ وَالْإِيمَانُ قُرَنَاءُ جَمِيعًا، فَإِذَا رُفِعَ أَحَدُهُمَا رُفِعَ الْآخَرُ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Hayâ ve iman arkadaştır, birbirine bağlıdır. Biri gittiği zaman diğeri de gider!"”
(Hâkim, Müstedrek, 1/73) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde insanların çıplak vaziyette Kabe'yi tavaf etmeleri ve "Biz anamızdan böyle doğduk" diyerek hayâsızlığı gelenek haline getirmeleri üzerine; örtünmenin ve hayânın fıtri bir ihtiyaç ve imanın bir gereği olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün salonlarında "moda" ve "tarz" adı altında takva elbisesini bir kenara atanlar, aslında imanlarını da tehlikeye attıklarının farkında değillerdir. Hayâ, müminin manevi zırhıdır. O zırh delindiğinde, haramlar kalbe hücum eder. Eğer bir eğlence ortamı seni "utanma" duygundan sıyırıp alıyorsa, bil ki orada imanından da bir parçayı bırakıyorsun. Takva elbisesi giymeyen beden, en pahalı gelinliklerin veya damatlıkların içinde bile olsa Allah katında çıplaktır. Hayâsızlığın olduğu yerde ne bereket olur ne de huzur.
Sahabe Kıssası:
Osman Hz., hayâsının derinliğiyle biliniyordu. O kadar ki, Efendimiz S.a.v. onun hakkında: "Meleklerin dahi hayâ ettiği bir adamdan ben hayâ etmeyeyim mi?" buyurmuştur. O, yalnız başınayken bile Allah’tan utanarak edebini bozmazdı. Bugün ise binlerce insanın önünde edebini bozanlar, bu nebevî ahlaktan ne kadar da uzaktır!
Kıssadan Hisse:
Hayâsızın imanı, rüzgarda mum alevi gibidir; çabuk söner.
Utanma duygusunu kaybeden, her türlü günahı işleyecek cesareti bulur.
En güzel süs, yüzdeki hayâ nurudur; boya ve makyaj değil.
32. MADDE: GAFLET İÇİNDE ALLAH'IN AZABINDAN EMİN OLMAK
Arapça Metin
اَفَاَمِنُوا مَكْرَ اللّٰهِۚ فَلَا يَأْمَنُ مَكْرَ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ
(Allah’ın azabından (mükrinden) güvende mi oldular? Hüsrana uğrayan topluluktan başkası Allah’ın azabından emin olamaz.)
(A'râf Suresi, 99. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
إِنَّ اللَّهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Şüphesiz Allah zalime (günahkara) mühlet verir. Onu bir yakaladı mı da bir daha asla bırakmaz!"”
(Buhâri, Tefsir, 11) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Refah ve bolluk içinde yaşayan geçmiş kavimlerin, "Bize bir şey olmaz, Allah bizi seviyor ki bu nimetleri veriyor" diyerek günahlarına devam etmeleri ve ilahi adaleti hafife almaları üzerine bir uyarı olarak nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Haramların işlendiği düğünlerde "Bak ne güzel evleniyoruz, başımıza bir bela da gelmiyor" diyerek şımarmak, Allah’ın mühlet vermesini (istikrac) anlamamaktır. Allah bazen kulunu günahın içinde bırakır ki, hesabı daha ağır olsun. Eğlenirken, raks ederken, içki masalarındayken Azrail’in gelmeyeceğine dair kimden senet aldınız? Allah’ın azabından emin olarak günah işlemek, hüsranın en büyüğüdür. O neşe dolu kahkahalar, bir anda ebedi bir feryada dönüşebilir. Allah mühlet verir ama ihmal etmez!
Sahabe Kıssası:
Ebu Bekir Hz., "Bir ayağım cennetin içinde olsa bile, diğeri girmeden Allah’ın azabından emin olmam" derdi. O, sadıkların önderi olmasına rağmen korku ve ümit (havf ve reca) arasında titrerken; bugün günah çukurunda kahkaha atanların bu pervasızlığı ancak cehaletle açıklanabilir.
Kıssadan Hisse:
Günahın içinde gelen ferahlık, fırtına öncesi sessizliktir.
Allah’ın mühletine aldanan, mülküne güvenen Firavun gibi yanılır.
Mümin, sevinirken de Allah’ın heybetinden titreyen kalbin sahibidir.
33. MADDE: İMANI ZAYIFLATAN EĞLENCE VE "KALBİM TEMİZ" ALDATMACASI
Arapça Metin
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِن۪ينَۢ
(İnsanlardan öyleleri vardır ki, inanmadıkları halde "Allah’a ve ahiret gününe inandık" derler.)
يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ وَمَا يَخْدَعُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَۜ
(Onlar Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar; oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.)
(Bakara Suresi, 8-9. Ayetler)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
الْإِيمَانُ مَعْرِفَةٌ بِالْقَلْبِ، وَقَوْلٌ بِاللِّسَانِ، وَعَمَلٌ بِالْأَرْكَانِ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "İman; kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve azalar (eylemler) ile amel etmektir."”
(İbn Mâce, Mukaddime, 9) Sıhhat Derecesi: Hasen
Nüzul Sebebi: Kalplerinde hastalık bulunanların, zahiren müslüman görünüp hayatlarını İslam dışı değerlerle süslemeleri ve amelsiz bir iddianın kendilerini kurtaracağını sanmaları üzerine, imanın bir eylem ve teslimiyet işi olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğünlerde her türlü haramı işleyip, mahremiyeti çiğneyip, namazı terk edip arkasından "Benim kalbim temiz, Allah biliyor" demek, Allah’ı ve müminleri aldatmaya kalkışmaktır. Temiz kalp, sahibini harama sürüklemez; temiz kalp, Allah’ın yasaklarından iğrenir. Amelle desteklenmeyen bir iman iddiası, içi boş bir kutu gibidir. Eğer bir düğün, İslam’ın "yapma" dediği her şeyi "yapıyorsa", orada kalbin temizliğinden değil, nefsin karanlığından bahsedilir. Kendini aldatan gafil, mahşerde amelleri önüne döküldüğünde bu sahte bahanelerin arkasına saklanamayacaktır.
Sahabe Kıssası:
Huzeyfe Hz., nifak alametlerinden o kadar korkardı ki, fitne zamanlarında kendi amelini kontrol eder ve "Acaba kalbimde bir kayma var mı?" diye titrerdi. O, "kalbim temiz" diyerek harama dalmayı değil, kalbini haramdan koruyarak temiz tutmayı esas alırdı. Bugün ise haram içinde yüzenlerin "kalp" edebiyatı yapması, sahabe ahlakına hakarettir.
Kıssadan Hisse:
Ameli kirli olanın, kalbi temiz olamaz.
İman sadece dilde bir söz değil, hayatta bir duruştur.
Allah'ın emirlerini çiğneyerek O'nun sevgisini kazanacağını sanan, ahmaktır.
34. MADDE: NİMETE NANKÖRLÜK: EĞLENCENİN BEDELİ
Arapça Metin
وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَاب۪ي لَشَد۪يدٌ
(Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz elbette (nimetimi) artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.")
(İbrahim Suresi, 7. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
إِنَّ اللَّهَ لَيَرْضَى عَنِ الْعَبْدِ أَنْ يَأْكُلَ الْأَكْلَةَ فَيَحْمَدَهُ عَلَيْهَا
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Allah, kulunun bir lokma yiyip de ona hamd etmesinden ve bir yudum içip de ona hamd etmesinden razı olur."”
(Müslim, Zikir, 89) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İsrailoğullarının kendilerine verilen bunca nimete rağmen şımarıklık yapmaları, ilahi rızayı unutup nefislerine uymaları üzerine; nimetin devamının şükre, zevalinin ise nankörlüğe bağlı olduğunu tescil etmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Evlilik, Allah’ın kula bahşettiği en büyük nimetlerden biridir. Bu nimetin şükrü; haramlarla şımarmak, içki masaları kurmak veya hayâsızca raks etmek değildir. Aksine bu nimetin şükrü; edeple, dua ile ve İslam’ın vakarıyla bir yuva kurmaktır. Düğününü günahlarla süsleyen bedbaht, aslında Allah’ın verdiği evlilik nimetine nankörlük etmektedir. Ayet açıkça uyarıyor: Nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir! Haramla başlanan bir düğün, bereketsiz bir yuvanın ve ilahi bir tokatın davetiyesidir. Allah'ın razı olmadığı bir başlangıçtan, hayırlı bir son beklemek nankörlüktür.
Sahabe Kıssası:
Şükür timsali sahabeler, ellerine bir nimet geçtiğinde hemen secdeye kapanır ve "Yarabbi, bu Sendendir, Senin rızan dışında harcanmasına müsaade etme" diye yalvarırlardı. Onlar sevinçlerini "Elhamdülillah" ile taçlandırırken; bugün düğünlerini "isyan" ile taçlandıranlar, nimetin elden çıkmasından hiç mi korkmazlar?
Kıssadan Hisse:
Şükür nimeti artırır, haram ise bereketi bitirir.
Allah'ın verdiği imkanı, Allah'a isyan için kullananın sonu hüsrandır.
En büyük şükür, düğünü günahlardan arındırarak yapmaktır.
35. MADDE: KİBİRLE YERDE YÜRÜMEK VE ALLAH’IN SEVGİSİNDEN MAHRUMİYET
Arapça Metin
وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۜ
(İnsanlara karşı (kibirle) yüzünü çevirme ve yeryüzünde çalım satarak/böbürlenerek yürüme!)
اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ
(Çünkü Allah, kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri asla sevmez.)
(Lokmân Suresi, 18. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse cennete giremez."”
(Müslim, Îmân, 147) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Bazı kişilerin kendilerini diğerlerinden üstün görerek, omuzlarını dikip insanları küçümseyen bakışlarla ve gösterişli kıyafetlerle dolaşmalarına; asaletin soyda veya eşyada değil, takvada olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün salonları bugün ne yazık ki kibrin, cakanın ve "en büyük benim" yarışının arenası haline gelmiştir. Gelinlerin ve damatların, sanki yeryüzünü onlar yaratmış gibi bir kurumla yürümeleri, davetlilerin birbirlerine karşı takı ve kıyafet üzerinden üstünlük taslamaları Allah katında büyük bir nefret sebebidir. "Falanın düğünü bizimkinden sönük kalsın" hırsıyla yapılan her harcama, kalpteki kibri besler. Allah’ın sevmediği bir hal ile yuva kurmak, o yuvayı bereketsizliğe mahkûm etmektir. Mümin, nimete ulaştıkça boynu bükülen, tevazu ile vakarı birleştiren adamdır.
Sahabe Kıssası:
Hz. Ebû Bekir, bir defasında üzerinde eski ve yamalı bir hırkayla giderken, bazıları neden daha iyisini giymediğini sormuştu. O da; "Kalbimde kibir tohumunun yeşermesinden korkuyorum. Rabbim beni bu halimle seviyorsa, insanların ne dediği umurumda değildir" demiştir. Onlar halife iken bile tevazudan ayrılmazken, bugün düğünde üç-beş altın takıldı diye kibirlenenlerin hali acınasıdır.
Kıssadan Hisse:
Kibrin girdiği kalpten rahmet hicret eder.
Gösteriş için atılan her adım, cennetten uzaklaşmak demektir.
En şerefli insan, şerefini Allah’a kul olmakta arayandır.
36. MADDE: İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK (SAMİMİYETSİZLİK)
Arapça Metin
اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
(Siz Kitabı (Kur’an’ı) okuyup durduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?)
(Bakara Suresi, 44. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
مَثَلُ الْعَالِمِ الَّذِي يُعَلِّمُ النَّاسَ الْخَيْرَ وَيَنْسَى نَفْسَهُ كَمَثَلِ السِّرَاجِ يُضِيءُ لِلنَّاسِ وَيَحْرِقُ نَفْسَهُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "İnsanlara hayrı öğretip de kendini unutan (yaşamayan) alimin misali, insanları aydınlatıp da kendini yakan mum gibidir."
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 2/165) Sıhhat Derecesi: Hasen
Nüzul Sebebi: Ehli kitap alimlerinin ve bazılarının, başkalarına dinin emirlerini tavsiye ettikleri halde, kendi gizli yaşantılarında harama dalmaları ve dünya menfaati için ilahi emirleri çiğnemeleri üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün davetiyelerine ayetler yazdırıp, "Huzur İslam’da" diyerek paylaşımlar yapıp, düğün gecesinde ise İslam’ın yasakladığı her türlü rezilliğe imza atmak tam bir münafıklık alametidir. Kendisi namaz kılmayan, mahremiyete uymayan birinin çocuklarına "İslam ahlakı üzere yuva kurun" demesi beyhudedir. Sözün tesiri özden gelir. Eğer düğün sahibi dindarlık taslayıp da düğününde harama göz yumuyorsa, o sadece insanları kandırır; Allah'ı asla! Özüyle sözü bir olmayanlar, mahşerde kendi dilleriyle rezil olacaklardır.
Sahabe Kıssası:
Abdullah b. Revâha, bir gün eşine bir şeyi yapmamasını söylediğinde, eşi ona "Sen de şunu yapmıştın" deyince hemen hatasını anlamış ve ağlayarak tevbe etmiştir. "Ben başkasına dediğimi kendim yapmazsam halim ne olur?" diye titrerdi. Onlar bu kadar titizken, bugün düğünlerde dini sadece bir "aksesuar" olarak kullananlar, Allah’ın ikazından korkmalıdırlar.
Kıssadan Hisse:
İslam’ı sadece başkasına anlatan, kendi helakini hazırlar.
Düğünün İslamî olması için sadece adı değil, ruhu da müslüman olmalıdır.
Yaşamadığın hakikati söyleme ki, mahşerde yalancılardan yazılmayasın
37. MADDE: HAYATI OYUN VE EĞLENCE EDİNENLERİN SONU
Arapça Metin
اَلَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ
(Onlar ki dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı kendilerini aldattı.)
فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَآءَ يَوْمِهِمْ هٰذَاۙ
(Onlar bu günlerine kavuşacaklarını unuttukları gibi, bugün de biz onları (rahmetimizden mahrum bırakarak) unuturuz.)
(A'râf Suresi, 51. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
إِنَّ اللَّهَ يُبْغِضُ كُلَّ جَعْظَرِيٍّ جَوَّاظٍ، سَخَّابٍ بِالْأَسْوَاقِ، جِيفَةٍ بِاللَّيْلِ، حِمَارٍ بِالنَّهارِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Allah; her kibirli, kaba, sokaklarda gürültü patırtı koparan, geceleri leş gibi uyuyan (ibadeti olmayan), gündüzleri ise (sadece dünya için koşturan) eşek gibi çalışan kimseden nefret eder."
(İbn Hibbân, Sahih, 1/273) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Ahireti ve hesabı bir kenara itip, dini sadece özel günlerde bir seremoni olarak kullanan, geri kalan vaktini ise tamamen dünyevi zevklere ve nefsin arzularına feda edenlerin akıbetini haber vermek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğün gününde Allah'ı unutanı, Allah da mahşerde unutur! İslam, sadece camide veya bayramda hatırlanacak bir süs değildir; hayatın her anına nizam veren bir dindir. Düğününde içki su gibi akarken, mahremiyet ayaklar altına alınırken, sokaklarda gürültüyle insanlar taciz edilirken kimse "Ben müslümanım" diyerek kurtulamaz. Gündüz dünya malı için çırpınıp, gece eğlenceden leş gibi sızıp kalan ve sabah namazını terk eden adamın düğününde rahmet aranmaz. Allah'ın unuttuğu bir kul olmanın bedeli, ebedi bir karanlıktır.
Sahabe Kıssası:
Hz. Ali, bir gün çarşıda insanların ahireti unutup sadece alışveriş ve şamata ile meşgul olduğunu görünce ağlayarak; "Ey dünya ehli! Cenazeleri görüyorsunuz ama ibret almıyorsunuz, düğünleri görüyorsunuz ama asıl vuslatı unutuyorsunuz. Yarın toprak altına girince bu neşeniz nereye gidecek?" diye haykırmıştır. O, sevinçte bile ölümü gözeten bir şuurun sahibiydi.
Kıssadan Hisse:
Dünyanın aldattığı kişi, ahiretin fakiridir.
Allah'ın rahmetinden unutulmak, felaketlerin en büyüğüdür.
Eğlenceyi hayatın gayesi yapan, kalbini mezara diri diri gömer.
38. MADDE: HARAM KAZANÇ VE BEREKETSİZ DÜĞÜN
Arapça Metin
يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَث۪يمٍ
(Allah faizi (ve haram kazancı) tüketir (bereketini giderir), sadakaları ise artırır. Allah, günahta ısrar eden nankörlerin hiçbirini sevmez.)
(Bakara Suresi, 276. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
أَيُّمَا لَحْمٍ نَبَتَ مِنْ سُحْتٍ فَالنَّارُ أَوْلَى بِهِ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Haramla beslenen her beden (ve o bedenden oluşan her zerre) için en uygun yer ateştir."”
(Tirmizî, Cum'a, 79) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnsanların mal hırsıyla haram yollara tevessül etmeleri, faizle veya başkasının hakkını yiyerek elde ettikleri servetle "itibar" kazanmaya çalışmaları üzerine; haramın hem dünyayı hem ahireti yakıp kül edeceğini bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Kredi çekerek, faize bulaşarak veya kul hakkı yiyerek yapılan o şatafatlı düğünler, aslında ateş üzerine inşa edilmiş saraylardır. Haram parayla alınan gelinlik, haram kazançla kurulan o şaşaalı sofra; ne geline ne damada ne de davetliye hayır getirir. Allah'ın sevmediği bir kazançla, Allah'ın razı olacağı bir yuva kurulmaz. "Başkasına hava atalım" diye borca harama batanlar, düğün bitip borçla baş başa kaldıklarında o haramın bereketsizliğini iliklerine kadar hissederler. Haram kazanç, huzurun en büyük düşmanıdır.
Sahabe Kıssası:
Hz. Ebû Bekir, bir defasında kölesinin getirdiği sütten bir yudum içmiş, sonra onun haram kazançla elde edildiğini öğrenince parmağını boğazına sokarak yediği her şeyi kusmuştur. "Vücudumda haramdan bir zerre kalmasın ki ateşe yakıt olmayayım" demiştir. Onlar bir yudum haramdan kaçarken, bugün haram parayla düğün yapıp "mutluyuz" diyenlerin hali ne büyük bir aldanıştır!
Kıssadan Hisse:
Haramla gelen huzur, fırtına öncesi sessizliktir.
Bereket, rakamların çokluğunda değil, kazancın helalliğindedir.
Ateşle kurulan yuva, ancak ateşle sonuçlanır.
39. MADDE: ZALİMLERE MEYLETMEK VE ATEŞE KOMŞULUK
Arapça Metin
وَلَا تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ
(Zulmedenlere sakın meyletmeyin; sonra size ateş dokunur.)
وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَآءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ
(Sizin Allah’tan başka dostunuz yoktur; sonra size yardım da edilmez.)
(Hûd Suresi, 113. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
إِنَّ النَّاسَ إِذَا رَأَوْا الظَّالِمَ فَلَمْ يَأْخُذُوا عَلَى يَدَيْهِ أَوْشَكَ أَنْ يَعُمَّهُمُ اللَّهُ بِعِقَابٍ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "İnsanlar bir zalimi (günahı aleni işleyeni) görürler de ona engel olmazlarsa, Allah’ın hepsine birden bir azap göndermesi yakındır."
(Ebû Dâvud, Melâhim, 17) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: Müslümanların, dünyevi menfaatler veya sosyal baskılar sebebiyle zalimlerin ve günahkarların hayat tarzına özenmeleri, onlara dalkavukluk etmeleri veya yaptıklarına sessiz kalarak rıza göstermelerine karşı sarsıcı bir ihtar olarak nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğünlerde "Gönlü kırılmasın", "Akrabadır, ne derler" diyerek haram eğlencelere sessiz kalmak, o zulme ve günaha meyletmektir. Allah’ın sınırlarının çiğnendiği bir yerde sessiz oturan, o günahın ateşinden payına düşeni alır. Bir düğünde içki içiliyorsa, hayâsızca raks ediliyorsa ve sen "Ben yapmıyorum ama izliyorum" diyorsan, o ateşe sen de meylediyorsun demektir. Yardım ve nusret ancak Allah’ın hududunu koruyanlaradır. Günahkarların alkışlandığı meclislerde Allah’ın yardımı değil, gazabı tecelli eder.
Sahabe Kıssası:
Ebû Saîd el-Hudrî Hz., bir gün bir valinin huzurunda İslam’a aykırı bir iş yapıldığını görünce hemen müdahale etmiş ve "Ben Resulullah S.a.v.'den; 'Kim bir kötülük görürse onu eliyle, gücü yetmezse diliyle düzeltsin' buyurduğunu duydum" demiştir. O, "hatır" için "hakikatten" vazgeçmezdi. Bugün düğünlerde hatır için susanlar, ahirette hakikatin tokadıyla uyanacaklardır.
Kıssadan Hisse:
Günaha sessiz kalan, o günahın ortağıdır.
Allah’ın hatırını kulun hatırından üstün tutmayan, izzet bulamaz.
Zalimlerin (günahkarların) meclisinde neşe değil, ancak kasvet vardır.
40. MADDE: KALPLERİ MÜHÜRLEYEN SÜREKLİ GÜNAH VE PERVASIZLIK
Arapça Metin
كَلَّا بَلْ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
(Hayır! Bilakis onların işleyip durdukları (günahlar), kalplerini paslandırdı kör etmiştir.)
(Mutaffifîn Suresi, 14. Ayet)
Hadis-i Şerif
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
إِنَّ الْمُؤْمِنَ إِذَا أَذْنَبَ كَانَتْ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ فِي قَلْبِهِ، فَإِنْ تَابَ وَنَزَعَ وَاسْتَغْفَرَ سُقِلَ قَلْبُهُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Mümin bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tevbe eder ve o günahtan vazgeçerse kalbi cilalanır. Eğer günaha devam ederse o siyahlık kalbini tamamen kaplar."
(Tirmizî, Tefsîr, 83) Sıhhat Derecesi: Sahih
Nüzul Sebebi: İnkarcıların ve günahkarların, sürekli haram işleye işleye artık hakikati duymaz, görseler de anlamaz hale gelmeleri; kalplerinin bir kılıf içine girerek mühürlenmesi üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir:
Düğünleri birer "günah maratonu" haline getirenler, kalplerini simsiyah bir pasla kaplamaktadırlar. "Bir kereden bir şey olmaz" diyerek başlanan her haram, kalpte yeni bir siyah nokta açar. Müzik haramı, göz zinası, israf ve hayâsızlık birleştiğinde o kalp artık paslanır ve ezan sesinden, Kur'an ikazından zevk alamaz hale gelir. Düğün salonunda raks ederken duyulan sahte sevinç, aslında kalbin ölüm çığlığıdır. Paslanmış bir kalple kurulan yuva, sevgiden ve merhametten mahrum kalmaya mahkûmdur.
Sahabe Kıssası:
Abdullah b. Mes’ud Hz., "Mümin, günahını üzerine yıkılacak bir dağ gibi görür; münafık ise burnuna konan ve 'kışt' deyince uçacak bir sinek gibi görür" demiştir. Sahabe küçük bir hatadan bile kalbi kararacak diye titrerken; bugün düğünlerde dağlar kadar günahı sinek kadar görmeyenlerin akıbeti ne kadar karanlıktır!
Kıssadan Hisse:
Günahın küçüğü yoktur, isyan edilen makamın büyüklüğü vardır.
Kalbi kararan adam, haramı eğlence sanır.
Düğününü tevbe ile süslemeyenin, sonu hüsran ile biter.
EY KUL! EY HESAP GÜNÜNÜ UNUTAN İNSAN!
O gün mutlaka gelecek... O an geldiğinde ne seni alkışlayanlar kalacak, ne o sahte eğlenceler, ne de etrafındaki kalabalıklar! Herkes birbirinden kaçacak; anne evladından, baba kızından, dost dostundan vazgeçecek!
Ve sen... Yapayalnız kalacaksın!
O gün ne biriktirdiğin malın konuşacak ne şatafatlı düğünlerin... O "eğlendik" dediğin haram gecelerin hiçbiri seni kurtarmaya yetmeyecek! Huzur-ı İlahi’de sana şu sorular sorulacak:
"Ben sana helali ve haramı bildirmedim mi?"
"Ben sana yolunu bulasın diye Kur’an’ı göndermedim mi?"
"Sen neden sonsuz hayatını bırakıp nefsinin peşinden gittin?"
Söyle ey kul, ne cevap vereceksin?
Bugün dünyada haramlarla güldüğün o geceler, ahirette dinmeyecek gözyaşına dönüşecek. Hafife aldığın o günahlar, yarın ateşten bir duvar olup önüne dikilecek. Sen hayatı sadece eğlence sandın ama hayat, hesabı çok ağır bir imtihandı!
Aklını başına al!
Henüz nefes alıyorken, tövbe kapısı kapanmadan, amel defterin dürülmeden dön! Kendine dön, Rabbine dön! Çünkü o büyük gün geldiğinde ne geri dönüş var, ne hatayı düzeltme imkânı, ne de ikinci bir fırsat!
Unutma!
Bugün senin terk etmediğin her haram, yarın cehennemde seni terk etmeyecek! Ve o gün geldiğinde, pişmanlık hiçbir fayda vermeyecek!
DEĞERLİ MÜSLÜMAN KARDEŞİM!
Buraya kadar saydığımız her madde, aslında kalbine vurulan birer merhamet tokadıydı. Şimdi bu sözlerin sonunda, süslü cümleleri ve kalabalık kelimeleri bir kenara bırakıp sadece Hakikatle baş başa kalma vaktidir.
Şunu iyi bil ki;
İslam, senin sadece namazındaki kıyamın değil, düğünündeki duruşundur! Müslümanlık, sadece secdendeki gözyaşın değil, ailendeki hayândır! Eğer biz, Allah’ın evimize, düğünümüze ve evladımıza karışmasına izin vermezsek; O’nun bizi ahirette cennetine kabul etmesini hangi yüzle bekleyeceğiz?
Bu bir "son" değil, bir "milat" olsun.
Gel, hayatının bu en önemli imzasını atarken; altına haramın mührünü değil, helalin nurunu bas. El alem "ne der" diye değil, Allah "ne der" diye kur yuvanı. Çünkü insanlar sadece düğününe gelir, ama kabrine sadece amelin gelir!
Karar senin:
Ya bir gecelik "şov" uğruna ebedi saadetini yakarsın; ya da Allah'ın sınırlarına sadık kalarak hem dünyanı hem ahiretini nurlandırırsın.
Unutma!
Düğün biter, ışıklar söner, davetliler gider... Geriye sadece seninle Allah arasındaki o sadakat kalır.
Rabbim bizi; özü sözü bir olan, düğününü de cennetine köprü kılan kullarından eylesin.
Hazırlayan MEHMET ERÇELİK
