İSRA-MİRAC MUCİZESİ VE MİRAÇ’TA TEŞRİ KILINAN HÜKÜMLER
Değerli Mü’minler!.. Bugünkü gündemimiz Miraç Kandili… Miraç Gecesi'nde Peygamberimiz insanlık tarihinde hiç yaşanmamış bir olayı yaşadı… Kıyamete kadar insanlık tarihi boyunca bir daha da yaşanmayacak bir mucize… Sadece bizim Peygamberimize özel yaşanmış ve Ümmet-i Muhammed'e miras bırakılmış bir hadise… Gerçekten Recep ayının 27. gecesi miydi, yoksa biz bunu efsaneleştirmek için mi 27. gecesi diye söyledik; orası çok önemli değil…
Biz bu sohbetimizde Miraç’tan almamız gereken dersler üzerinde durmaya çalışacağız… Recep ayının 27. gecesi olan, bu seneki Miraç Gecesini, önümüzdeki Salı gününü Çarşamba gününe bağlayan gece idrak edeceğiz inşallah…
Değerli Kardeşlerim!.. Sözlerimize, Miracı bir ömre yaymak gerektiğini ve Müslümanın bilinci, şuuru haline gelmesi gerektiğini söyleyerek başlayayım…
Gece yürüyüşü… Geceleyin yaya ve ya binekle yapılan yürüyüş anlamına gelen İsra… Peygamberimizin bir gece Burak isimli bir binitle Mekke'den alınıp… Kudüs'teki Beyt-i Makdis'e götürülmesidir… Peygamberimiz buradan da Mi'rac’a çıkmıştır…
İsrâ hadisesi Kur'an ile sabit olduğu için… Hiç kimse bu hadiseyi inkâr edemez… Kur'an-ı Kerîm'de bu olay şöyle anlatılır:
سُبْحَانَ الَّذٖى اَسْرٰى بِعَبْدِهٖ لَيْلًا
“Her şeyden münezzeh olan Allah, kulu Muhammed’i bir gece”
مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذٖى بَارَكْنَا حَوْلَهُ
“Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götürdü”
لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَا
“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye”
اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ
“Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir (İsra;1)”
Bu ayetin ifadesine göre; Peygamberimiz sadece ruhen değil, bedenen de Beyt-i Makdis'e götürülmüş…
Mirac ise; Peygamberimizin göğe yükselerek, Cenab-ı Allah'ın huzuruna kabul edilmesi mucizesidir
Bu yolculuk başlamadan önce, Cebrâil bazı meleklerle birlikte gelerek, Peygamberimizin göğsünü açmışlar… İçini zemzem ile yıkadıktan sonra, hikmet ve iman nuru doldurmuşlar… Bu olaya manevi bir operasyon diyebiliriz…
Peygamberimizin Mi'rac'tan önce göğsünün açılması, o muazzam olaya bir hazırlıktır… Göreceği olaylar karşısında rahat olması ve kendini kaybetmemesi için…
Peygamberimizin Miraca yükseldiği de, Necm Suresi’nde haber veriliyor…
وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰى مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰى
“attığı zaman yıldıza andolsun ki; arkadaşınız Muhammed sapmadı ve batıla inanmadı…”
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوٰى
“kendi nefsinin arzusuna göre konuşmaz…”
اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰى
“Size okuduğu Kur'an kendisine bildirilen bir vahiydir…”
عَلَّمَهُ شَدٖيدُ الْقُوٰى ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوٰى وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰى
“Kur'an'ı ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü Cebrail öğretti… O, en yüksek ufukta bulunuyorken aslî suretine girip doğruldu…”
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰى
“Sonra ona yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu…”
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰى
“O kadar yaklaştı ki… Peygambere olan mesafesi iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu…”
فَاَوْحٰى اِلٰى عَبْدِهٖ مَا اَوْحٰى
“unun üzerine Allah… Kuluna vahyini bildirdi…”
مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَاٰى
“Gözleriyle gördüğünü kalbi yalanlamadı…”
اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى
“imdi siz onun gördükleri hakkında; kendisi ile tartışacak mısınız?..”
وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰى
“Andolsun ki O, Cebrail'i bir başka inişte daha aslî suretiyle görmüştü…”
عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى
“idretü'l-Münteha'nın yanında…”
عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوٰى
“ennetü'l-Me'va da Sidre'nin yanındadır…”
اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰى
“O zaman Sidre'yi kaplayan kaplamıştı…”
مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى
“Göz gördüğünden şaşmadı ve sınırı aşmadı…”
لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرٰى
“Andolsun O, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü…(NECM;1-18).”
Değerli Mü’minler!.. Bir de namazlarımızda her oturuşta okuduğumuz bir dua var… “Ettehıyyatü” duası… Bu dua miracın bir hediyesidir
Ettehıyyatü duası Miraç Gecesi Peygamberimizin Allah-u Teâlâ ile ilk selamlaşmasıdır… Bizim için de Peygamberimizin Miraç anını yaşama zamanımızdır…
Peygamberimiz huzura ilk varışında Cenab-ı Hakk'a şöyle demişti:
التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ
“Hayat sahibi varlıkların… Hayatlarıyla sundukları ibadetler… Dualar… Bütün güzel sözler… Ve güzel davranışların hepsi Allah'a mahsustur…”
Peygamberimizin bu sözüne Cenab-ı Allah şöyle cevap veriyor…
السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ
“Ey Peygamber… Allah’ın selâmı, Allah’ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun…”
Peygamber de şu şekilde karşılık vermişti
السَّلامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ
“Selâm bize olsun… Ve bizimle beraber Allah’ın salih kullarının üzerine olsun…”
Bu konuşmaya tanık olan Cebrail de Kelime-i Şehadet getiriyor:
أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
“Şehadet ederim ki; Allah'tan başka ilâh yoktur Yine şehadet ederim ki; Muhammed O'nun kulu ve elçisidir…”
Daha sonra; Miraç Gecesi Peygamberimiz başlarını taşla ezen insanlara rastlıyor… Cebrail’e bunların kimler olduğunu soruyor… Cebrail bunların dünyadayken başları secdeye gitmeyenler olduğunu söylüyor… (Askalanî, Fethu’l-Bari, Menakıbu’l-Ensar:41; 7/597)
Miraç gecesi Peygamberimiz bir de; dudakları deve dudağı gibi olan… Ve bu dudakları kesilip ağızlarına ateşten bir taş koyulan insanlar görüyor… Cebrail, onların da, yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenler olduğunu söylüyor
Sonra derileri kesilip ağızlarına tıkılan ve kendilerine yediğiniz gibi yiyiniz denilen birilerine rastlıyor… Cebrail bunların da, koğucular, fitneciler, insanların ırzına ve namusuna saldıranlar olduğunu söylüyor…
Bir de, önlerine kurulmuş bir sofradaki güzel etleri bırakıp, leş yiyenleri görüyor Peygamberimiz… Bunların da zinakârlar olduğunu… Yani Allah’ın kendilerine helal kıldığı hanımlarını bırakıp, haram yola sapanlar olduğunu söylüyor Cebrail…
Yine; karınları evler gibi büyük olup, bunları firavun ve ailesinin ayakları ile çiğnediğini görüyor Peygamberimiz… Bunların da, faiz yiyenler olduğunu söylüyor Cebrail… (Askalanî, Fethu’l-Bari, Menakıbu’l-Ensar:41; 7/598, İbn-i Cerir et-Taberi; Tehzibü’l-Âsar, No:727; 1/433)
Değerli Mü’minler!.. İsra ve Mirac; Peygamberimizin Mekke'de karşılaştığı çilelere karşı sabretmesinin büyük bir hediyesidir…
Cenab-ı Allah Peygamberimizi huzuruna eriştirerek bazı dinî talimatları bildirmenin yanı sıra… Peygamberin üzüntüsünü ve sıkıntısını hafifletmişti Dolayısıyla bu hadise Cenab-ı Allah’ın desteğinin her zaman inananların üzerinde olduğunun en önemli ispatıdır…
Müşrikler Peygamberimizi iyice bunaltmışlardı… Çevresini boşaltmışlardı… Yalnızlaştırmışlardı…
Peygamberliğin 10. yılında… Peygamberimizin amcası ve himayecisi olan Ebu Talip ile vefakâr ve fedakâr eşi Hz. Hatice vefat ediyorlar Bu yıla ‘Hüzün Yılı’ deniliyor
Peygamberimiz Mekke'deki bütün desteklerini kaybedince… Taif'e gidip İslam'ı anlatmak istiyor… Taifliler onu taşlarla karşılıyor… Peygamberimiz yaralı bir şekilde Mekke'ye geri geliyor… Ama bu sefer de Mekke'ye sokulmuyor… Dağlarda geceliyor… Ancak birilerinin araya girmesiyle girebiliyor Mekke'ye Bu esnada erkek çocukları da birbiri ardınca vefat etmişler Kalbi yaralı Peygamberimize bir teselli lazımdı… İşte bu teselli; İsra ve Miraç yolculuğudur
Bu hadise akla ve mantığa uzak değildir… İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda… Bilimin ulaştığı noktaya baktığımız zaman… Peygamber mucizelerini daha iyi anlıyoruz… İnsanoğlu, kendi eli ile yaptığı bir makinenin içine binerek uzaya çıkıyor… Atmosferi geçerek uzayın derinliklerinde yol alıyor Aya ayak basıyor
Mesela; hayatında hiç kuş görmemiş bir adama kuşu tarif etseniz Ve ‘havada uçar’ deseniz… Bizim bu miracı inkâr edenler gibi direnir adam… Oysa kuşları havada uçuran Cenab-ı Allah… Peygamberini yedi kat semanın ötesine de götürür… Hatta daha fazlasını da yapar…
Ebu Cehil ‘Olmaz öyle şey’ derken, Hz. Ebubekir ‘O söylemişse doğrudur’ demiş… Biz, bu gün Hz. Ebubekir’in yolunda yürümeye çalışıyoruz… İnkâr edenlerin ise kimin yanında olduklarına dikkat etmesi lazım…
Miraç olayının Müslümanlar için en önemli sonuçlarından birisi… Hiç şüphesiz İslâm dininin temel direği olan ve müminlere bir Miraç hediyesi olan namazdır…
Onun için Değerli Kardeşlerim!.. ‘Namaz da mü’minin miracı’ olmuştur Peygamberimizin Miraç'ta, arada hiçbir vasıta olmadan, Mevlâsı ile buluştuğu gibi… Mü’minler de namazda vasıtasız olarak… Doğrudan doğruya Rabbinin huzuruna çıkar… Sadece O'na kulluk etme ve sadece O'ndan yardım isteme fırsatı bulur…
Öyle ise, bir mü’min günde beş vakit namazını dikkatle ve huşu içerisinde kılacak olursa… O namaz onun için bir miraç olur… Ve kul onunla Hakk'a yol bulur…
Miraç'ın diğer bir önemli sonucu… Bakara Sûresi’nin son iki ayetinin nazil oluşudur… Bu ayetler ‘Amenerrasûlü’ diye bilinir… Bu ayetleri biz yatsı namazlarından sonra okuruz malumunuz…
Bu ayetlerde; İlâhî emirler karşısında mutlak itaate yönelen mü’minlerin inançlarındaki sadakatleri ifade edilir…
Miraç'ın bir başka sonucu ise; Peygamberimizin ümmetinden Cenab-ı Allah'a şirk koşanlar dışında, herkesin affedilebileceğinin va'dedilmiş olmasıdır…
İnsan bilerek ya da bilmeyerek günah işleyebilir… İşlenen günahlardan dolayı pişmanlık duymak ve Cenab-ı Allah'tan af dilemek… Bir daha günah işlememeye azmetmek kaydıyla… Allah-u Teâlâ işlenen günahları affedebilir
Değerli Mü’minler!.. Vaazımızı Kur’an-ı Kerim’de, İsra Suresi’nde bulunan, dünya ve ahiretimizi huzura ve mutluluğa kavuşturacak olan tavsiyeler ile bitirelim… Cenab-ı Hakk bu ayet-i kerimelerde bizlere şöyle buyuruyor…
لَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ
“llah ile birlikte başka bir tanrı edinmeyin… Cenab-ı Allah’la birlikte başka bir İlâh kabul etmeyin (İsra, 22)”
وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّا اِيَّاهُ
“Cenab-ı Allah kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi emrediyor… Ondan başkasına kulluk etmeyin diyor… Hayatımızda sadece O’nun emrettiği gibi yaşamamızı istiyor…”
Kendisiyle ilgili emrinden hemen sonra, anne-babaya iyi davranmamızı kesin bir ifadeyle emrediyor
وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا
“nne-babaya ihsanda bulununuz diyor… Anne-babaya hizmet etmenin… Onlara hürmet etmenin… Allah’ın huzurundaymış gibi kulluk etmek olduğunu bildiriyor…”
اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَا اَوْ كِلَاهُمَا
“ğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa… Yani ihtiyarladıkları zaman…”
فَلَا تَقُلْ لَهُمَا اُفٍّ
“akın onlara ‘öf!’ bile deme… Bu ifadeyle onları azarlamayı… Onların kalbini kırmayı… Çok kesin bir emirle yasaklıyor Allah-u Teala…”
وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرٖيمًا
“nlarla konuşurken gönüllerini alarak konuşmayı emrediyor… Onları azarlamayın diyor… Konuştuğunuz şeyler onları üzmesin… Tam aksine, söyledikleriniz onların hoşuna gitsin diyor…”
وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ
“izleri dünyaya getirip büyüten anne-babalarımıza merhametli ve şefkatli olmamız emredilirken… Onlar için dua etmeyi ve nasıl dua edeceğimizi de öğretiyor…”
وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانٖى صَغٖيرًا
“öyle dua et onlar için… Rabbim, onlar artık ihtiyarladı… Şefkate ve merhamete muhtaç hale geldiler… Ben küçükken… Ben yardım ve merhamete muhtaçken… Onlar beni nasıl yetiştirmişlerse… Beni nasıl eğitip büyütmüşlerse… Bana nasıl merhamet etmişlerse… Sen de onlara karşı merhametli ol… Sen de onları bağışla ya Rabbi…”
اِنْ تَكُونُوا صَالِحٖينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِلْاَوَّابٖينَ غَفُورًا
“ğer siz bu şekilde iyi kişiler olursanız, Allah sizi bağışlar… (İsra, 23-25)”
وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ
“krabaya hakkını ver…”
حَقَّهُ وَالْمِسْكٖينَ
“Miskinlere hakkını ver…”
حَقَّهُ وَابْنَ السَّبٖيلِ
“Yolda kalmışlara da hakkını ver…”
وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذٖيرًا
“Ve malını lüzumsuz yere saçıp savurma…”
Sahip olduğun her şeyi sana verenin Allah olduğunu bileceksin… Allah’ın bu dünyada bizi bunlarla imtihan ettiğini bileceksin… Saçıp savurmayacaksın… İsraf etmeyeceksin… Bunları kulluğun ve Allah’ın rızasının dışında kullanmayacaksın…(İsra, 26) Çünkü…
اِنَّ الْمُبَذِّرٖينَ كَانُوا اِخْوَانَ الشَّيَاطٖينِ
“Eğer varlığınızı, malınızı-mülkünüzü Allah’ın gösterdiği bu yerlerde harcamazsanız… Eğer saçıp-savurur boş yerlerde harcarsanız… Şeytanla dost olmuş olursunuz…”
وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهٖ كَفُورًا
“Oysa şeytan Allah’ın kendisine verdiği makamı… Allah’ın verdiği ilmi… O’nun yolunda kullanmayan… Allah’ın kendisine verdiği ilim ve makama güvenerek… İsyan eden bir nankördür… İsra, 27”
وَاِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ
“Allah’ın bu emrini yerine getirmek istiyorsun… Allah’ın rızasını kazanmak istiyorsun… Ama buna gücün yetmiyor… O zaman…”
ابْتِغَاءَ رَحْمَةٍ مِنْ رَبِّكَ تَرْجُوهَا
“Eğer bir şeyler vermeye… Yardım etmeye… Gücün yetmiyorsa… Onların hepsine veremiyorsan… Ya da onların istedikleri kadar veremiyorsan… Yine Allah’ın rızasını kazanabilirsin… Ne yaparsan kazanabilirsin?..”
فَقُلْ لَهُمْ قَوْلًا مَيْسُورًا
“Buna gücün yetmiyorsa… O zaman hiç olmazsa o veremediğin kimseleri azarlayıp tersleme… O zaman onların gönlünü alacaksın İsra, 28”
وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ
“Bakın bir ölçü daha koyuyor Allah… Cimri olmayacaksın diyor… Yani elin biraz cebine gidecek… Cömertliği öğreneceksin…”
وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ
“ma cimri olmayacağım diye de, saçıp-savurmayacaksın aynı zamanda… Yani ne cimrilik edeceksin… Ne de saçıp savuracaksın…”
فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَحْسُورًا
“Eğer böyle yaparsan fakir düşersin… Ondan sonra pişman olursun… Aç ve açıkta kalırsın… Kısaca ne cimri olun… Ne de müsrif olun diyor Cenab-ı Allah… İsra,29”
اِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ
“Herkesin rızkını veren Allah’tır… Rızkı veren Allah istediğine bol bol verir… İstediğine de az az verir Ama herkese rızkını belli bir ölçüyle verir… Bunun kuralını koyan Allah’tır…”
اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهٖ خَبٖيرًا بَصٖيرًا
“Cenab-ı Allah herkesi görüyor… Herkesin durumunu biliyor… Kimin neye muhtaç olduğunu… Kime ne kadar vermesi gerektiğini… Kimin için azın hayırlı… Kimin için çoğun hayırlı olduğunu biliyor… İsra,30”
وَلَا تَقْتُلُوا اَوْلَادَكُمْ خَشْيَةَ اِمْلَاقٍ
“O halde öyle yoksulluk korkusuyla… Besleyememe korkusuyla falan çocuklarınızı öldürmeyin…”
نَرْزُقُهُمْ وَاِیَّاكُمْ
“Onların rızkını veren de Allah… Bizim rızkımızı da veren Allah Sen ne yaparsan yap… Allah’ın sana nasip ettiğinden fazlasını kazanamazsın…”
اِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْاً كَبٖيرًا
“İşte bu düşünce ve endişelerle… Çocukları öldürmek çok büyük bir günahtır… Hatta çocukların daha anne karnındayken öldürülmesi de dâhildir buna… İsra,31”
وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً
“Zinaya da yaklaşmayın Çünkü zina büyük günahtır…”
وَسَاءَ سَبٖيلًا
“Cenab-ı Hak burada zina etmek şöyle dursun… Zinaya yaklaşmayı bile yasaklıyor… Yani insanı zinaya götüren yollara bile girmeyin diyor… İsra,32”
وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتٖى حَرَّمَ اللّٰهُ
“Bu ayette Allah’ın hükümlerinden bir tanesi daha bildiriliyor Nedir o? Cenab-ı Allah’ın öldürülmesini yasakladığı hiçbir nefsi öldürmeyin… İsra,33”
Dikkat ediyor musunuz bilmiyorum… Müthiş bir sıralama var ayetlerde… Önce Allah’a iman ve kulluk… Sonra anne-babaya itaat ve hürmet… Sonra mal-mülk… Sonra çocuklar… Sonra zina… Daha sonra öldürme yasağı… Şimdi bu ayette ise yetimler…
وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتٖيمِ
“Yetimin malına yaklaşmayı yasaklıyor Allah…”
اِلَّا بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُ
“Yetim buluğ çağına ulaşana kadar onun malına sadece güzellikle, iyi niyetle yaklaşabilirsiniz… Yetim faydasını-zararını bilecek… Malına sahip olabilecek bir çağa ulaşıncaya kadar… Onun malıyla ilgilenme meselesi… Allah’ın ayetlerinde yerini almış burada… Ayet devam ediyor…”
وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِ
“Ahitlerinizi de yerine getirin diyor Hem Allah’a verdiğiniz sözleri… Hem de insanlara verdiğiniz sözleri tutun…”
اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُلًا
“Çünkü Allah’a verdiğiniz ahitlerinizin de… İnsanlara verdiğiniz taahhütlerinizin de… Belli bir sorumluluğu vardır… Ağzınızdan çıkan her sözün bir bedeli vardır İsra,34”
وَاَوْفُوا الْكَيْلَ اِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقٖيمِ
“Verdiğiniz sözleri tuttuğunuz gibi… Ölçtüğünüz zaman da ölçüyü tam tutun… Doğru teraziyle tartın… Ölçüp biçmeniz… Tartıp takdir etmeniz… Allah’ın istediği gibi dosdoğru olsun… İsra,35”
وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ
“Bilmediğin bir şeyin ardına düşme… Gözün, kulağın ve kalbin… O körü körüne peşine düştüğün şeylerden sorumlu olacak… Her şeyin hesabını vereceksin diye devam ediyor ayet… İsra,36”
وَلَا تَمْشِ فِى الْاَرْضِ مَرَحًا
“Sen âciz bir kulsun… Onun için yeryüzünde öyle kendini bir şey zannederek… Sakın böbürlenerek… Kibirlenerek… Hava atarak yürümeyin…”
اِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ الْاَرْضَ وَلَنْ تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولًا
“Ne yeri delebilirsin… Ne de dağları geçebilirsin… Dün doğduğun zaman hiçbir şeyin yoktu Yarın öldüğün zaman da hiçbir şeyin olmayacak Toprak olup gideceksin… Yok olup gideceksin… İsra,37”
Vel hasıl-ı kelam; Mîraç; maddî ve manevî yükselişe bir örnektir… Miraç Kandili aydınlığını fırsat bilerek… Çeşitli sebeplerle lekelenen kalplerimizi… Önce tevbe ve istiğfar ile temizleyelim… Bundan sonraki hayatımızı İsra Suresi’nin bu ayetlerindeki hüküm ve emirler ışığında yaşama gayretinde olalım… Salı gün akşam idrak edeceğimiz bu Miraç Kandili böyle bir hayatın başlangıcı olsun inşallah…
Mi'rac Kandiliniz kutlu olsun… Hayırlara vesile olsun…
