Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

NAZİL OLAN EN BÜYÜK HEDİYE: NAMAZLA AYAĞA KALKMAYAN ÜMMETİN MİRAÇ HEZİMETİ

MEHMET ERÇELİK

CUMA VAAZI

NÂZİL OLAN EN BÜYÜK HEDİYE: NAMAZLA AYAĞA KALKMAYAN ÜMMETİN MİRAÇ HEZİMETİ


AZİZ MÜSLÜMANLAR!

Her insan ömrü boyunca bir yolculuk yapar. Kimisi makam peşinde yürür, kimisi servetin arkasından koşar, kimisi nefsinin arzularını ilahlaştırır. Fakat öyle bir yolculuk vardır ki, o yolculuk yeryüzünden gökyüzüne değil; kulun kalbinden Rabbine doğrudur.

İsrâ hadisesi sadece bir gece yolculuğu değildir. O gece Allah Teâlâ, Habîbi Muhammed Mustafa'yı Sallallahu aleyhi ve sellem Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götürerek bütün ümmete şu hakikati göstermiştir: Allah'ın davetine icabet eden yükselir; nefsinin peşinden giden ise alçalır.

Bugün nice insanlar evlerini büyütüyor; fakat secdelerini küçültüyor. Mallarını çoğaltıyor; fakat ahiret azıklarını tüketiyor. Dünyaya yaklaşırken Allah'tan uzaklaşıyor. İşte İsrâ'nın ilk dersi budur: Allah'a yürümeyen insan, dünyada yürüdüğünü zannetse de hakikatte felakete yürümektedir.

Göğe yükselen yalnızca Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem değildi; insanlığın izzeti ve umuduydu. Miraç, dikey bir yükseliştir; dünyadan vazgeçip Allah'a hicret edenlerin yoludur. Kudüs’ten semaya uzanan o hat, kalbimizden seccademize uzanmıyorsa Miraç'ı anlayamamışız demektir. Dünyanın ağırlıklarını bırakmadan ruhun miracı mümkün olmaz; kalbini hafiflet!

Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'in göğe yükseldiği bu gece, ısrarla günah batağında aşağıya çekilenlere bir azap habercisidir. Cenneti ve cehennemi gözleriyle gören bir Nebi'nin ümmetiyken, hiç ölmeyecek gibi yaşamak ebedi bir hüsrandır.

Unutmayın! Miraç gecesi semaya yükselen Peygamber'in ümmeti, bugün namazı terk ederek yere çakılmıştır.

سُبْحَانَ الَّذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ

"Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir."

(İsrâ Suresi, 17/1)

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «أُتِيتُ بِالْبُرَاقِ وَهُوَ دَابَّةٌ أَبْيَضُ طَوِيلٌ فَوْقَ الْحِمَارِ وَدُونَ الْبَغْلِ يَضَعُ حَافِرَهُ عِنْدَ مُنْتَهَى طَرْفِهِ قَالَ فَرَكِبْتُهُ حَتَّى أَتَيْتُ بَيْتَ الْمَقْدِسِ»

Enes bin Malik'ten nakledildiğine göre Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bana Burak getirildi. O, eşekten büyük, katırdan küçük, adımını gözünün gördüğü en son noktaya basan beyaz bir binekti. Ona bindim ve Beytü'l-Makdis'e vardım."

(Müslim, İman, 259)

Sıkıntıların, hüznün ve ambargonun en ağır çöktüğü anlarda Rabbimiz, Sevgili Elçisini Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya yürütmüş, oradan da semavatın yüceliklerine davet etmiştir. Mescid-i Aksâ işgal altındayken, Müslümanların Miraç coşkusu yarımdır ve kalpleri mahzundur. O mübarek belde peygamberlerin secdegahıdır, ümmetin izzetidir.

Bugün Mescid-i Aksa'ya sırtını dönenler, Efendimizin adımlarını takip ettiğini iddia edemezler. Göklere kapı açan Peygamber'in ümmetiyken, seccadeye eğilmekten aciz kalışımızın hesabını nasıl vereceğiz? Mescid-i Aksa hususunda yüreği sızlamayan bir kalbin semaya katlanacak tek bir duası dahi olamaz.

Ey namazı terk edenler! Aksa'ya ağlamayan gözler, seccadeden de nasip bulamaz!

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى

"Andolsun ki onu bir diğer indirişte de görmüştü; Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında."

(Necm Suresi, 53/13-14)

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «ثُمَّ ذَهَبَ بِي إِلَى السِّدْرَةِ الْمُنْتَهَى وَإِذَا وَرَقُهَا كَآذَانِ الْفِيَلَةِ وَإِذَا ثَمَرُهَا كَالْقِلاَلِ»

Enes bin Malik'ten nakledildiğine göre Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Sonra Cebrail beni Sidretü'l-Münteha'ya götürdü. Bir de baktım ki onun yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri ise büyük küpler gibidir."

(Buhari, Bed'ü'l-Halk, 6)

Mahlukatın ilminin bittiği, melaikenin dahi sınırını aşamadığı o ulu makamda, Sidretü'l-Münteha'da Kul ile Rab baş başa kaldı. Mahlukatın sınırları orada son buldu, beşeriyetin fevkindeki o yüce hakikat tecelli etti. Yaratılmışların en şereflisi, mülkün sahibinin huzuruna kabul olundu. Bu kabul, insanlığın tek kurtuluş yolunun dünyevi makamlardan değil, yalnızca Allah'a yaklaşmaktan geçtiğinin en sarih delilidir. Dünyalık makamlar için eğilen başlar, Miraç'ın hediyesi olan namazda yalnızca Allah'a eğilmelidir. Nefsinin hevasını ilah edinenler, o makamların dehşetli heybetini asla kavrayamazlar.

Dünyanın pislikleri için secdeden kaçanlar bilsin: Yarın o pisliklerle birlikte haşrolunacak!

إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَىۙ مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى

"O zaman Sidre'yi kaplayan kaplamıştı. Göz ne kaydı ne de sınırı aştı."

(Necm Suresi, 53/16-17)

عَنْ عَبْدِ اللّٰهِ بْنِ مَسْعُودٍ قَالَ: «لَمَّا أُسْرِيَ بِرَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أُنْتُهِيَ بِهِ إِلَى سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى... فَأُعْطِيَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثَلاَثًا: أُعْطِيَ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسَ وَأُعْطِيَ خَوَاتِيمَ سُورَةِ الْبَقَرَةِ وَغُفِرَ لِمَنْ لَمْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ مِنْ أُمَّتِهِ شَيْئًا الْمُقْحِمَاتُ»

Abdullah bin Mes'ud şöyle nakletmiştir: "Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem Miraç'a çıkarıldığında Sidretü'l-Münteha'ya ulaştı... Orada kendisine üç şey verildi: Beş vakit namaz, Bakara Suresi'nin son ayetleri (Âmene'r-Rasûlü) ve ümmetinden Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayanların büyük günahlarının bağışlanacağı müjdesi."

(Müslim, İman, 279)

Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'in o yüce huzurda gözü kaymadı, nefsinin hırslarına kapılmadı. Ve o mübarek geceden ümmetine paha biçilmez hediyeler getirdi. Beş vakit namaz, ümmetine Miraç gecesi hediye edildi. Miraç'ta bana üç şey verildi: Beş vakit namaz, Bakara Suresi'nin son ayetleri ve şirk koşmayanın bağışlanacağı müjdesi.

Miraç, sadece Peygamberimizin Sallallahu aleyhi ve sellem semaya yükselişi değil, ümmetin namazla ayağa kalkışıdır. Bu hediyeleri hafife almak, ilahi rahmeti elinin tersiyle itmektir. Namazı terk ederek Miraç'ın hediyesini geri çevirenler, kıyamet günü hüsran ateşinin tam ortasında kalacaklardır!

Şunu iyi bilin: Namazını terk eden, Allah'ın hediyesini reddetmiştir! Allah'ın hediyesini reddedeni ise sadece azap bekler!

فَكٰانَ قٰابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ فَاَوْحٰىٓ اِلٰى عَبْدِه۪ مٰٓا اَوْحٰىۜ

"Nitekim iki yay kadar yahut daha da yakın oldu. Böylece Allah, kuluna vahyedeceği şeyi vahyetti."

(Necm Suresi, 53/9-10)

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ فَأَكْثِرُوا الدُّعَاءَ»

Ebu Hüreyre'den nakledildiğine göre Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde halidir; öyleyse secdede duayı çoğaltın."

(Müslim, Salat, 215)

O yüce makamda gerçekleşen vasıl olma, kulun Rabbiyle baş başa kalışının zirvesidir. İşte bu yüzden denmiştir ki: Namaz, müminin miracıdır. Kulun Allah'a en yakın olduğu anı müjdeler. Kul secdemize kapandığında, dünya ile arasındaki bütün bağları koparır; tıpkı Efendimizin sidreyi aştığı gibi ruhu yücelere tırmanır. Dünya hayatının aldatıcı süslerinden sıyrılıp, her namazda Allah'ın huzuruna yükselme vaktidir. Seccadeden sapan, yüzünü kıbleden çeviren, fani dünyalıklar uğruna secdesini feda eden bir insan, hangi makama ulaşırsa ulaşsın manen yerin dibindedir.

Secdelerden kaçanlar! Yarın Rabbin huzurunda boynunuz bükük, başınız öne eğik duracaksınız!

مٰا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَاٰى

"Gördüğünü kalbi yalanlamadı."

(Necm Suresi, 53/11)

عَنْ عَبْدِ اللّٰهِ بْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قَالَ: «رَأَى رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَبَّهُ بِفُؤَادِهِ مَرَّتَيْنِ»

“Abdullah bin Abbas Hazretleri şöyle demiştir: "Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem Rabbini kalbiyle iki defa gördü."”

(Müslim, İman, 285)

Miraç, akılla değil ancak imanla kavranabilecek ilahi bir sırdır. Kalp müminse, gözün görmediği gayb alemlerine şeksiz şüphesiz teslim olur. Ancak kalbi kararmış olanlar bu mucizeyi inkara kalkışırlar. Nefsinin arzuladığı somut delillerin peşinde koşanlar, ilahi tecellilerden mahrum kalırlar. Kalbin görmediği bir imanın, dildeki iddialarla ayakta kalması imkansızdır.

Kalbi Allah'tan başkasına bağlananlar! Miraç'ın hakikatini asla idrak edemezsiniz!

وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّت۪ٓي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ وَنُخَوِّفُهُمْۙ فَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا طُغْيَانًا كَب۪يرًا

"Sana gösterdiğimiz o rüyayı (müşahadeleri) ve Kur'an'da lanetlenen ağacı yalnız insanları imtihan etmek için kıldık. Biz onları korkutuyoruz; fakat bu, onların büyük taşkınlıklarından başka bir şeyi artırmıyor."

(İsrâ Suresi, 17/60)

عَنْ عَبْدِ اللّٰهِ بْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِلنَّاسِ قَالَ: «هِيَ رُؤْيَا عَيْنٍ أُرِيَهَا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ»

Abdullah bin Abbas Hazretleri "Sana gösterdiğimiz o rüyayı yalnız insanları imtihan etmek için kıldık" ayeti hakkında şöyle demiştir: "Bu, Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'e Miraç gecesinde gözüyle gösterilen şeylerin rüyasıdır (görüsüdür)."

(Buhari, Tefsir, 17/1)

Miraç Hadisesi Mekke'de duyulduğunda samimi müminler ile kalbinde hastalık olanlar ayrıştı. Ebu Bekir "O söylediyse doğrudur" diyerek Sıddıkiyet makamına ererken, Müşrikler alay edip inkarlarını artırdı. Miraç, safların ayrıştığı büyük bir imtihandır. Bugün de ilahi emirleri, ahiret hakikatlerini akıllarına sığdıramayıp alay konusu edenler, Mekke müşriklerinin izinden gitmektedirler.

Ey alay edenler! Dün Mekke müşrikleri alay etti, bugün siz! Yarın ise pişmanlık ateşi sizi yakacak!

اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى

"Şimdi siz onun gördüğü şeyler hakkında onunla tartışıyor musunuz?"

(Necm Suresi, 53/12)

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَقَدْ رَأَيْتُنِي فِي الْحِجْرِ وَقُرَيْشٌ تَسْأَلُنِي عَنْ مَسْرَايَ فَسَأَلَتْنِي عَنْ أَشْيَاءَ مِنْ بَيْتِ الْمَقْدِسِ لَمْ أُثْبِتْهَا فَكُرِبْتُ كُرْبَةً مَا كُرِبْتُ مِثْلَهُ قَطُّ قَالَ فَرَفَعَهُ اللّٰهُ لِي أَنْظُرُ إِلَيْهِ مَا يَسْأَلُونِي عَنْ شَيْءٍ إِلاَّ أَنَبَأْتُهُمْ بِهِ»

Ebu Hüreyre'den nakledildiğine göre Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kureyş bana İsra gecesi hakkında sorular sorarken kendimi Hicr'de buldum. Mescid-i Aksa'nın tam olarak hatırımda tutamadığım detaylarını soruyorlardı. O an öyle bir sıkıntı duydum ki asla böylesini yaşamamıştım. Derken Allah, Mescid-i Aksa'yı gözümün önüne kaldırdı; bana ne sordularsa ona bakarak cevap verdim."

(Müslim, İman, 278)

Müşrikler Mekke'de toplanıp Efendimizi yalancı çıkarmak için Mescid-i Aksa'nın kapılarını, pencerelerini sormaya başladılar. Cenab-ı Hak, Resulünün önüne Mescid-i Aksa'yı serdi ve Efendimiz hepsini tek tek haber verdi. Hakikat karşısında körleşen gözler, mucizeleri görse de ikna olmaz. Batılın ve inkarcıların hezeyanları, hakikatin nurunu asla söndüremeyecektir.

İnkarcılar bilsin! Hakikat güneşi doğduğunda, batılın gölgeleri erir gider!

وَلَقَدْ رَاٰهُ بِالْاُفُقِ الْمُب۪ينِ

"Andolsun ki onu apaçık ufukta gördü."

(Tekvîr Suresi, 81/23)

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ عَنْ مَالِكِ بْنِ صَعْصَعَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا أَنَّ نَبِيَّ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَدَّثَهُمْ عَنْ لَيْلَةِ أُسْرِيَ بِهِ قَالَ: «...ثُمَّ رُفِعَتْ لِي الْبَيْتُ الْمَعْمُورُ فَقُلْتُ يَا جِبْرِيلُ مَا هَذَا قَالَ هَذَا الْبَيْتُ الْمَعْمُورُ يُصَلِّي فِيهِ كُلَّ يَوْمٍ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكٍ إِذَا خَرَجُوا لَمْ يَعُودُوا إِلَيْهِ آخِرَ مَا عَلَيْهِمْ»

Enes bin Malik, Malik bin Sa'sa'a Hazretlerinden naklettiğine göre Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem İsra gecesini anlatırken şöyle buyurmuştur: "...Sonra bana Beytü'l-Ma'mur gösterildi. Ben 'Ey Cebrail, bu nedir?' diye sordum. Cebrail: 'Bu Beytü'l-Ma'mur'dur. Her gün orada yetmiş bin melek namaz kılar; oradan bir çıkan bir daha sırası gelip içeri giremez' dedi."

(Buhari, Bed'ü'l-Halk, 6)

Göklerin meleklerle dolup taştığı, her an Rabbini tesbih ettiği o alemde Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem Beytü'l-Ma'mur'u müşahede etti. Gök sakinlerinin ibadetteki bu ihlası ve sürekliliği, yeryüzünde birkaç rekat namazı ağır gören insanoğlunun vefasızlığını yüzüne çarpmaktadır. Kainat secde ederken, insanoğlunun kibirlenip başını secdeden uzak tutması ebedi bir helak sebebidir.

Ey namazı hafife alan! Melekler secde ederken sen kibirleniyorsun! Bil ki: Kibir, iblisin vasfıdır!

يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَۙ

"O gün baldırlar açılır (dehşet saçılır) ve secdeye davet olunurlar fakat güç yetiremezler."

(Kalem Suresi, 68/42)

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ أَوَّلَ مَا يُحَاسَبُ بِهِ الْعَبْدُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ عَمَلِهِ صَلاَتُهُ فَإِنْ صَلُحَتْ فَقَدْ أَفْلَحَ وَأَنْجَحَ وَإِنْ فَسَدَتْ فَقَدْ خَابَ وَخَسِرَ»

Ebu Hüreyre'den nakledildiğine göre Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde kulun amellerinden ilk hesaba çekileceği şey namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa felaha erer ve kurtulur. Eğer namazı bozuk olursa hüsrana uğrar ve kaybetmiştir."

(Tirmizi, Salat, 305)

Miraç gecesi hediye edilen namaz, ahiretteki ilk çetin imtihandır. O gün secdeden kaçınanların sırtları kütük gibi sertleşecek ve secdeye varamayacaklardır. Dünyada secdeye varmayan başlar, mahşer gününün o korkunç dehşetinde pişmanlıkla yere çakılacaktır. Miraç gecesi haram yiyenlerin, gıybet edenlerin ve namazı terk edenlerin azabı Efendimize gösterilmiştir. Resûlullah'ın Sallallahu aleyhi ve sellem bizzat şahit olduğu cehennem ateşini hafife almak, imanın elden kayıp gitmesidir.

Ey namazsızlar! Yarın o gün sırtınız kütük gibi olacak, secdeye çağıracaklar ama secde edemeyeceksiniz!

وَنَنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَارًا

"Biz Kur'an'dan, müminler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Zalimlerin ise ancak hüsranını artırır."

(İsrâ Suresi, 17/82)

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللّٰهِ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَمَّا عُرِجَ بِي مَرَرْتُ بِقَوْمٍ لَهُمْ أَظْفَارٌ مِنْ نُحَاسٍ يَخْمُشُونَ وُجُوهَهُمْ وَصُدُورَهُمْ فَقُلْتُ مَنْ هَؤُلاءِ يَا جِبْرِيلُ قَالَ هَؤُلاءِ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ لُحُومَ النَّاسِ وَيَقَعُونَ فِي أَعْرَاضِهِمْ»

Enes bin Malik'ten nakledildiğine göre Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Miraç'a çıkarıldığımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan bir topluluğun yanından geçtim. 'Ey Cebrail! Bunlar kimlerdir?' diye sordum. Cebrail: 'Bunlar, insanların etlerini yiyen (gıybet eden) ve onların namus ve şereflerine dil uzatanlardır' dedi."

(Ebu Davud, Edeb, 35)

Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem Miraç gecesinde cennet ve cehennem hallerine şahit kılındı. Ben Miraç'ta cehennem halkını gördüm; çoğunluğu nankörlükleri sebebiyle kadınlardı ve gıybet edenlerdi. İnsanların gizli hallerini araştıranlar, gıybetle din kardeşinin etini yiyenler, kul hakkıyla Rablerinin huzuruna çıkanlar o gece gösterilen bakır tırnaklı cehennemliklerin acıklı haline sürükleneceklerdir. Ağzını haramdan, dilini gıybetten korumayan bir kimsenin kıldığı namaz da tuttuğu oruç da onu o dehşetli azaptan kurtarmaya yetmeyecektir. Bu gece titreme ve uyanma gecesidir!

Ey gıybet edenler! Dün başkalarının etini yediniz, yarın kendi etiniz yanacak!

Ey namazı terk edenler! Bu gece son uyarıdır! Yarın çok geç olacak!

ALLAH'IM! Bizleri Miraç gecesinin feyzinden, rahmetinden ve hediyelerinden mahrum eyleme. Kalplerimizi dünya sevgisinin ve günahların ağırlığından arındır. Bizi namazıyla dirilen, secdesiyle yükselen kullarından eyle!

Hazırlayan: MEHMET ERÇEL