Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İsra ve Miraç Gecesi: Mescid-i Aksa, Namaz ve Miraç Hediyeleri

MEHMET ERÇELİK

MİRAÇ KANDİLİ VAAZI


MİRACA ÇIKAN PEYGAMBERİN ÜMMETİ OLUP DA NEDEN YERDE SÜRÜNÜYORSUN?

ALLAH’A YÜKSELEN BİR DİNİN TAKİPÇİSİ OLUP DA NEDEN DÜNYAYA ÇAKILI KALDIN?

MİRAÇ I OKUYUP DA NEDEN HÂLÂ GAFLET UYKUSUNDASIN?

PEYGAMBERİN ULAŞTIĞI MAKAMA SEN NEDEN SECDEYLE YÖNELMİYORSUN?

MİRAÇ I ANLAYAN NAMAZI TERK ETMEZ!

MİRAÇ, İNSANI DÜNYADAN ALLAH’A TAŞIYAN İLAHİ BİR DAVETTİR!

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلًا وَأَرَاهُ مِنْ آيَاتِهِ الْكُبْرَى، نَحْمَدُهُ حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ.

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Kulunu geceleyin yürüten ve ona büyük ayetlerinden bir kısmını gösteren Allah’a hamd ederiz. O’na çok, temiz ve bereketli hamd ile şükrederiz.

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي عُرِجَ بِهِ إِلَى السَّمَاوَاتِ وَرَأَى مِنْ عَجَائِبِ مَلَكُوتِكَ، وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.

Allah’ım! Semalara yükseltilen, Senin mülkünün ve kudretinin acayipliklerine şahit olan Efendimiz Muhammed’e, onun âline ve ashabına salât ve selâm eyle.

MİRAÇ ARZDAN ARŞA NEFİSTEN AŞKA BİR KALP YÜRÜYÜŞÜ.

AZİZ MÜMİNLER,DEĞERLİ MÜSLÜMANLAR!!

Ey eşref-i mahlukat olan insan!

Mi‘râc’ı sadece asırlar önce yaşanmış, zamanın ve mekânın dışına taşan bir gece yolculuğu mu sanırsın? Hayır! Mi‘râc; kulun Rabbine olan mesafesinin, nefes nefes kat edildiği o büyük hakikatin adıdır. O, bir beşerin ulaşabileceği en yüce makamın mührü; kulun, Yaradanı ile vasıtasız mülakatı dır.

Eğer sen de kendi Mi‘râc’ına çıkmak, ruhunun prangalarından kurtulmak istiyorsan; bil ki bu yolun ilk adımı ayakkabılarını değil, kalbindeki masivayı (Allah dışındaki her şeyi) kapının dışında bırakmaktır. Çünkü kirli bir kalple göğe yükselmek muhaldir; kir yüküyle semaya talip olanın payına yücelmek değil, yerin dibine çakılmak düşer. Gök kapıları ancak arınmış ruhlara açılır.

Yükselişin Merdiveni: Namaz

Unutma ki Mi‘râc’a giden yegâne merdiven namazdır! Efendimiz S.a.v. bizlere bizzat müjdelemiştir: "Namaz müminin miracıdır." Bu öyle bir davettir ki; her "Allahu Ekber" nidası dünyayı arkada bıraktığın, her kıyam hakikate duruşun, her secde ise Arş-ı Alâ’ya dokunuşun adıdır.

Secde, kulun yere en yakın olduğu değil, aslında Hakk’a en yakın olup en yüce makama baş koyduğu yerdir. Peygamber Efendimiz S.a.v. bizlere şu büyük sırrı talim etmiştir: Gerçek yükseliş, bedenin bulutları aşması değil; kalbin, nefsin karanlık katmanlarını yararak bizzat Allah’a yönelmesidir. Beden yerdeyken ruhun Sidretül-Münteha'da nefes almasıdır.

Yükselişten Vazgeçenlerin Hüsranı

Namazı bilerek terk eden bir can, bilsin ki o sadece bir ibadeti değil, kendi yükseliş imkânını elleriyle itmiştir. Kendi Mi‘râc’ını terk eden, yerin cazibesine teslim olmuş demektir. Çünkü namaz insanı "Esfel-i Safilin"den (aşağıların aşağısı) çıkarıp "Âlâ-yı İlliyyîn"e (yücelerin yücesi) taşır; namazsızlık ise insanı kendi nefsinin dar zindanlarına mahkûm eder.

Namazla rükuya varan; kalben arınır, ruhen kanatlanır, ahlaken güzelleşir. Namazı terk eden ise;

Nefsinin zifiri karanlığında boğulur,

Heva ve hevesinin esiri olur,

İnsanlık şerefinden uzaklaşarak arzun süfli zevklerine sürüklenir.

Bir Davet ve Bir İkaz

İşte bu yüzden Mi‘râc, her an yankılanan bir davettir: “Yücelmek istiyorsan, evvela temizlen!” çağrısıdır.

İşte bu yüzden namaz, mukaddes bir emirdir: “Rabbine vuslat istiyorsan, secdeye kapan!” fermanıdır.

Ey gaflet uykusunda ömür tüketen insan!

Göklere yükselmiş, Arş-ı Muazzam'a kadem basmış bir Peygamberin ümmeti olup da; dünyanın geçici bataklıklarında, günah çukurlarında kaybolmak sana yakışır mı?

Mi‘râc’ın sırrına eren, secdede dirilir…

Mi‘râc’ın ağırlığını duyan, namazı canı bilir…

Mi‘râc’ın nurunu gören, Rabbine giden yoldan asla dönmez…

HASIL-I KELAM

Eğer bu fani alemden baki aleme bir yol bulup yükselmek istiyorsan;

Kalbini masivadan temizle, nefsini zikrullah ile terbiye et ve tam bir teslimiyetle secdeye kapan! Çünkü bilesin ki ey yolcu; Mi‘râc’a giden yol gökyüzündeki yıldızlardan değil, yeryüzünde secde ile ıslanan o mübarek yerden başlar!

BİL Kİ; İsrâ ve Mi‘râc, sadece bir mucize değil; insanlığın gerçeğe uyanışıdır! Efendimiz S.a.v. semaya çıktı, ümmeti ise hâlâ dünyanın geçici süslerine köle… Gökler açıldı ama senin kalbin hâlâ kapalıysa, Mi‘râc senin için gerçekleşmemiş demektir! O gece gösterilen her sahne, senin bugün işlediğin her günahın yarınki faturasıdır!

GEL! Cehennem gösterildi ki gözler açılsın… ama bazı kalpler hâlâ uykuda!

GEL! Bu dehşet sahnelerine Kur’an ve Sünnet ışığında bakalım da, kalbimizdeki perdeleri bir bir yırtalım!

1. BÖLÜM: MUKADDES YOLCULUĞUN BAŞLANGICI VE TEVHİDİN İLANI

1. Ayet-i Kerime

سُبْحَانَ الَّذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا

“Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya yürüten Allah noksan sıfatlardan münezzehtir.”

(İsrâ Suresi, 1)

1. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

ثُمَّ عُرِجَ بِنَا اِلَى السَّمَاءِ

“Meali:”

"Sonra (Cebrail ile birlikte) semaya yükseltildik."

(Müslim, İman 259) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Müşriklerin baskılarının arttığı, "Hüzün Yılı" denilen dönemde Allah Resulü'nü teselli etmek ve O'nun davasının yer ve gökler ötesi bir hakikat olduğunu dosta düşmana göstermek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Sübhân" ile başlaması, bu işin insan aklıyla değil, Allah’ın sonsuz kudretiyle olduğunu gösterir. "Abd" (kul) ifadesi, Efendimiz'in en büyük rütbesinin Allah'a kulluk olduğunu vurgular. İsrâ, yeryüzündeki yatay; Mi'râc ise göklerdeki dikey yükseliştir. Bu yolculuk, İslâm’ın yerel değil, tüm kainatı kuşatan ilâhî bir nizam olduğunun ilanıdır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebubekir (Hz.), müşrikler gelip "Senin arkadaşın bir gecede Kudüs'e gidip geldiğini söylüyor" dediklerinde, hiç tereddüt etmeden: "O söylüyorsa doğrudur" demiştir. Bu olaydan sonra kendisine "Sıddîk" (en sadık) unvanı verilmiştir. Sahabe için mucize, Allah’ın kudretine olan teslimiyetin bir imtihanıydı.

Kıssadan Hisse:

Allah’ın dilediği her şey, akıl sınırlarının ötesinde bile olsa gerçektir.

En büyük makam, Allah’a tam teslim olmuş bir "kul" olabilmektir.

Sıddîkiyet, delil aramadan Hakk'ın beyanına teslim olmaktır.

2. BÖLÜM: YETİM MALI YİYENLERİN ATEŞTEN AZABI

2. Ayet-i Kerime

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَاْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْمًا اِنَّمَا يَاْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ نَارًاۜ

“Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler, şüphesiz karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar.”

(Nisâ Suresi, 10)

2. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

لَهُمْ مَشَافِرُ كَمَشَافِرِ الْاِبِلِ وَف۪ي اَيْد۪يهِمْ قِطَعٌ مِنْ نَارٍ يَقْذِفُونَهَا ف۪ي اَفْوَاهِهِمْ

“Meali:”

"Dudakları deve dudağı gibi sarkık adamlar gördüm; ellerindeki ateş parçalarını ağızlarına atıyorlardı."

(İbn Hişam, Es-Sîre 2/45) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde velilerin, yetim kalan çocukların mallarını kendi mallarına katarak tüketmeleri ve onlara zulmetmeleri üzerine nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Yetim, korumasız ve zayıf olandır. Onun malına el uzatmak, aslında doğrudan ateşi yutmaktır. Ayetteki "karınlarına ateş doldururlar" ifadesi, haram lokmanın ahiretteki tecellisidir. Mi'rac'da görülen "deve dudağı" gibi sarkan dudaklar, dünyada doymak bilmeyen haram iştahının bir sembolüdür.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ömer (Hz.), devlet hazinesinden bir miktar süt içmiş, ancak o sütün zekat develerinden olduğunu anlayınca parmağını boğazına sokarak bütün midesini boşaltmıştır. "Vücudumda haram bir zerre kalmasından Allah'a sığınırım" demiştir.

Kıssadan Hisse:

Yetimin hakkı, Allah’ın himayesindedir; ona dokunan ateşe dokunur.

Harama iştahı olanın, ahiretteki cezası iğrenç bir surete bürünmektir.

Helal rızık, cennetin anahtarı; haram rızık, cehennemin odunudur.

3. BÖLÜM: FAİZ YİYENLERİN DEHŞET VERİCİ DURUMU

3. Ayet-i Kerime

اَلَّذ۪ينَ يَاْكُلُونَ الرِّبٰوا لَا يَقُومُونَ اِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذ۪ي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّۜ

“Faiz yiyenler, ancak şeytan çarpmış kimsenin kalktığı gibi (mezarlarından) kalkarlar.”

(Bakara Suresi, 275)

3. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

رَاَيْتُ رِجَالًا بُطُونُهُمْ كَالْبُيُوتِ ف۪يهَا الْحَيَّاتُ تُرٰى مِنْ خَارِجِ بُطُونِهِمْ

“Meali:”

"Karınları evler gibi büyük adamlar gördüm. Karınlarının içindeki yılanlar dışarıdan görünüyordu. (Bunlar faiz yiyenlerdir.)"

(İbn Mâce, Cihad 7) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Faiz sisteminin zengini daha zengin, fakiri daha perişan ettiği bir sömürü düzenini ortadan kaldırmak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Faiz, çalışmadan, alın teri dökmeden başkasının emeğine çökmektir. Mi'rac'daki o "ev gibi karınlar" ve içindeki yılanlar, faizcinin dünyada doymayan hırsını ve o paranın sahibini içeriden nasıl zehirlediğini gösterir. Onlar hesap günü akıl sağlığını yitirmiş gibi kalkacaklardır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Abdurrahman b. Avf (Hz.), ticaret yaparken en küçük faiz şüphesinden kaçınırdı. O, "Malımı faizden temizlemek için binlerce altın sadaka verdim" demiştir. Sahabe, haramla zenginleşmektense, helal ile kanaat etmeyi tercih etmiştir.

Kıssadan Hisse:

Faiz, toplumun damarlarındaki zehirdir; sonu ebedî hüsrandır.

Allah'ın "haram" dediği bir şeyde asla bereket ve huzur olmaz.

Karnını haramla dolduran, içinde yılan besliyor demektir.

4. BÖLÜM: GIYBET EDENLERİN KENDİLERİNE VERDİKLERİ ZARAR

4. Ayet-i Kerime

وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتًا

“Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemeyi sever mi?”

(Hucurât Suresi, 12)

4. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

مَرَرْتُ بِقَوْمٍ لَهُمْ اَظْفَارٌ مِنْ نُحَاسٍ يَخْمُشُونَ وُجُوهَهُمْ وَصُدُورَهُمْ

“Meali:”

"Bakırdan tırnakları olan bir topluluğa uğradım; yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. (Bunlar gıybet edenlerdir.)"

(Ebû Dâvûd, Edeb 35) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Müslümanlar arasındaki kardeşlik bağını zayıflatan, birbirinin ayıbını araştırmayı meslek edinenleri menetmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Gıybet, insan onurunu yok etmektir. Ölü eti yemek nasıl iğrençse, gıybet de öyle murdardır. Mi'rac'da bakır tırnaklarla kendini parçalamak; başkasının itibarını tırmalayanın, ahirette kendi ruhunu ve bedenini parçalayacağının göstergesidir.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Huzeyfe b. Yeman (Hz.), birinin gıybet yapmaya başladığını hissedince "Aramıza ateş atma!" diyerek engel olurdu. "Diliyle başkasını tırmalayanın namazından hayır gelmez" buyururdu.

Kıssadan Hisse:

Dilini tutan, ateşten korunur.

Başkasının ayıbını anlatan, kendi ayıbını teşhir etmiş olur.

Gıybet, iman kalesinde açılan en büyük gediktir.

5. BÖLÜM: NAMAZI TERK EDENLERİN VE İHMAL EDENLERİN AKIBETİ

5. Ayet-i Kerime

فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّاۙ

"Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki namazı terk ettiler ve şehvetlerine uydular; onlar (cehennemde) azgınlıklarının cezası olan 'Gayya' çukuruna atılacaklardır."

(Meryem Suresi, 59)

5. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

تُرْضَخُ رُؤُوسُهُمْ بِالْحِجَارَةِ كُلَّمَا رُضِخَتْ عَادَتْ كَمَا كَانَتْ

“Meali:”

"Başları taşlarla ezilen bir topluluk gördüm; başları her parçalandığında tekrar eski haline dönüyordu. (Dedim ki: Bunlar kimlerdir?) Dedi ki: Bunlar, namaz kılmak kendilerine ağır gelenlerdir."

(Buhârî, Tabir 48) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Geçmiş ümmetlerin düştüğü hataya düşmemeleri, ibadetin özü olan namazı nefislerine ağır bularak terk edenlerin karşılaşacağı ağır azabı haber vermek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Namaz, müminin miracıdır. Bu miracı terk eden, manevi yükselişten mahrum kalır. Mi'rac'da başların taşla ezilmesi, namaz için secdeye gitmesi gereken başın, bu görevini yapmamasının bedelidir. Taşla ezilen başın tekrar eski haline gelmesi, azabın kesintisizliğini ifade eder. Namazı ertelemek veya şehvetlere dalıp onu zayi etmek, ahiretteki "Gayya" karanlığına davetiye çıkarmaktır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ömer (Hz.), hançerlendiğinde kanlar içinde yatarken kendine geldiğinde ilk sorusu "Müslümanlar namazlarını kıldı mı?" olmuştur. Ardından şöyle buyurmuştur: "Namazı terk edenin İslam'da nasibi yoktur!" Sahabe için namaz, hayatta kalmak kadar zaruri bir ihtiyaçtı.

Kıssadan Hisse:

Namaz, kul ile Rabbi arasındaki en mukaddes bağdır; bu bağı koparanın sığınağı kalmaz.

Secdeye gitmeyen baş, ahirette taşla ezilmekten kurtulamaz.

Namazı ihmal etmek, nefsin ve şehvetin kölesi olmanın ilk adımıdır.

6. BÖLÜM: ZİNA EDENLERİN MURDAR TERCİHİ VE İĞRENÇ AZABI

6. Ayet-i Kerime

وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَاءَ سَب۪يلًا

"Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur."

(İsrâ Suresi, 32)

6. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

يَتْرُكُونَ السَّم۪ينَ الطَّيِّبَ وَيَاْكُلُونَ الْغَثَّ الْمُنْتِنَ

“Meali:”

"Önlerindeki güzel ve taze eti bırakıp, kokuşmuş ve murdar olan eti yiyen bir topluluk gördüm. (Bunlar zina edenlerdir.)"

(Ebû Ya’lâ, Müsned, 1017) Sıhhat Derecesi: Sahih/Hasen

Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde normalleşmiş olan iffetsizliğin, toplumun köküne kibrit suyu döken bir fuhşiyat olduğunu bildirmek ve aile kurumunu korumak üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ayette "Zina yapmayın" değil, "Zinaya yaklaşmayın" buyurulur. Yani zinaya götüren yollar (bakış, dokunuş, halvet) yasaklanmıştır. Mi'rac'da temiz et dururken kokuşmuş et yiyenler; helal olan eşlerini bırakıp haram peşinde koşanların durumunu simgeler. Haramda lezzet arayan, aslında kendi ruhunu kokuşmuş bir çöplüğe çevirmektedir.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Genç bir sahabe Efendimiz'e S.a.v. gelip zina için izin istediğinde, Efendimiz ona kızmak yerine: "Bunu annen için, kızın için ister miydin?" diye sormuş ve genci ikna etmiştir. Ardından göğsüne elini koyup dua etmiş ve o genç iffetin timsali olmuştur. Sahabe, nefislerine karşı vahyin terbiyesiyle direnirdi.

Kıssadan Hisse:

Haramda huzur arayanın, huzuru haram olur.

İffet, müminin en büyük ziynetidir; onu kaybeden her şeyini kaybeder.

Helali terk edip harama sapan, ebedi bir kokuşmuşluğa mahkumdur.

7. BÖLÜM: YAPMADIĞINI SÖYLEYEN HATİPLERİN VE ALİMLERİN VEBALİ

7. Ayet-i Kerime

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ

"Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?"

(Saff Suresi, 2)

7. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

تُقْرَضُ اَلْسِنَتُهُمْ وَشِفَاهُهُمْ بِمَقَاصَّ مِنْ نَارٍ

“Meali:”

"Dilleri ve dudakları ateşten makaslarla kesilen adamlar gördüm. (Onlar, yapmadıklarını söyleyen ümmetinin hatipleridir.)"

(Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/120) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Sözü ile özü bir olmayan, insanlara iyiliği emredip kendilerini unutan, ilmiyle amel etmeyenlerin ikiyüzlü tavırlarını düzeltmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: İlmin gayesi ameldir. Bilip de yaşamamak, hakikate karşı hıyanettir. Mi'rac'da dudakların ve dillerin ateşten makaslarla kesilmesi, o dillerin dünyada sadece "konuşmak" için kullanıldığını, kalbe ve hayata sirayet etmediğini gösterir. Sözün tesiri, yaşanmışlığından gelir. Yaşanmayan söz, ahirette sahibini boğazlayan bir zincire dönüşür.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ali (Hz.) şöyle buyururdu: "İlim ameli çağırır; eğer amel ona cevap verirse ilim kalır, yoksa göçüp gider." Sahabe, bir ayet öğrendiğinde onu hayatına geçirmeden yeni bir ayete geçmezdi. Onlar "yürüyen Kur'an" olmayı gaye edinmişlerdi.

Kıssadan Hisse:

Amelsiz ilim, meyvesiz ağaca benzer; sadece yakacak odun olur.

İnsanları doğruya çağırırken kendini unutmak, kendi felaketini hazırlamaktır.

Allah katında en büyük nefret sebebi, sözün eyleme zıt olmasıdır.

8. BÖLÜM: EMANETE HIYANET EDENLERİN VE GÜÇ YETİREMEYECEĞİ YÜKLERİN ALTINA GİRENLERİN HALİ

8. Ayet-i Kerime

اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ

"Şüphesiz Allah, emanetleri ehline vermenizi emreder."

(Nisâ Suresi, 58. Ayet)

8. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

رَاَيْتُ رَجُلًا قَدْ جَمَعَ حُزْمَةَ حَطَبٍ عَظ۪يمَةً لَا يَسْتَط۪يعُ حَمْلَهَا وَهُوَ يَز۪يدُ عَلَيْهَا

“Meali:”

"Büyük bir odun demeti toplamış, onu taşımaya gücü yetmediği halde üzerine daha fazla odun ekleyen bir adam gördüm. (Cebrail Hz. dedi ki: Bu, insanların emanetlerini alıp da eda edemeyen, buna rağmen üzerine yeni emanetler alandır.)"

(Müsned-i Ahmed, 3/120; Taberânî, el-Evsat, 4/364) Sıhhat Derecesi: Sahih/Hasen

Nüzul Sebebi: Mekke'nin fethi sırasında Kabe'nin anahtarının teslim edilmesi olayında olduğu gibi; görevlerin, malların ve hakların ehil olmayanlara verilmemesi ve üstlenilen sorumluluğun ağırlığını hatırlatmak üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Emanet sadece para veya mal değildir; makam, mevki, aile ve hatta vucudumuzun her bir azası birer emanettir. Mi'rac'da görülen "odun taşıyan adam" sahnesi, insanın dünyevi hırsla ve "ben yaparım" kibriyle altına girdiği, fakat hakkını veremediği sorumlulukların ahiretteki temsilidir. Taşıyamayacağı yükün altına giren, altında ezilmeye mahkumdur. Fâtiha'da "Sırat-ı Müstakim" üzere kalmak, her şeyi yerli yerine koymak (adalet) ve emanete sadakat göstermekle mümkündür.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebû Zer (Hz.), Efendimiz S.a.v.'den idari bir görev istediğinde, Efendimiz onun omuzuna dokunarak: "Ebû Zer! Sen zayıfsın, bu görev ise bir emanettir. Bu emanet, hakkını veremeyenler için kıyamet günü rüsvaylık ve pişmanlıktır!" buyurmuştur. Sahabe, yetkiyi bir şeref değil, hesabından korkulan bir ateş gömleği olarak görürdü.

Kıssadan Hisse:

Emanete sadakat müminin nişanı, hıyanet ise münafıklığın alametidir.

Liyakatsizce talip olunan her makam, ahirette sahibine ağır bir yüktür.

Dünya hırsı gözü kör eder; taşıyamayacağın yükü "benim olsun" diyerek biriktirme.

9. BÖLÜM: FİTNE ÇIKARANLARIN VE DİLİYLE TOPLUMU BOZANLARIN AZABI

9. Ayet-i Kerime

وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِۚ

"Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha beterdir."

(Bakara Suresi, 191. Ayet)

9. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

رَاَيْتُ اَقْوَامًا تُقْطَعُ اَلْسِنَتُهُمْ وَشِفَاهُهُمْ بِمَقَاصَّ مِنْ نَارٍ كُلَّمَا قُطِعَتْ عَدَتْ كَمَا كَانَتْ

“Meali:”

"Dilleri ve dudakları ateşten makaslarla kesilen topluluklar gördüm. Kesilen azalar anında tekrar eski haline dönüyordu. (Bunlar, fitne sözlerle ümmeti birbirine düşüren, yapmadıklarını söyleyen fâcir hatiplerdir.)"

(Ebû Ya'lâ, Müsned, 1017; İbn Hibbân, Sahih, 747) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Müslümanlar arasına nifak sokmaya çalışan, yalan haberlerle ve kışkırtıcı sözlerle toplumun huzurunu bozanların, bir cana kıymaktan daha büyük bir günah işlediklerini bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Dil, kalbin tercümanıdır. Eğer dil, hayır yerine şer akıtıyorsa, fitne ateşini körüklüyorsa cezası da dile göre olur. "Ateşten makaslar", dünyada makas gibi keskin dilleriyle Müslümanların arasını açanların cezasıdır. Kesilen yerin hemen iyileşmesi, dünyada bitmek bilmeyen o fitne dilinin ahirette de bitmek bilmeyen bir azaba döneceğini gösterir. Hakiki hidayet yolu, dili hayra anahtar, şerre kilit yapmaktır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebû Bekir (Hz.), bazen dilini eliyle tutar ve: "Başıma ne geldiyse şu dilimden geldi!" derdi. Sahabe, fitne zamanlarında susmayı ve dili hayra hapsetmeyi en büyük cihad kabul ederdi. Onlar biliyordu ki; dilden çıkan bir kelime, bazen bir şehri, bazen de sahibinin ahiretini yakar.

Kıssadan Hisse:

Sözün fitne ise sukutun altın olsun.

Toplumu birbirine düşüren söz, sahibini cehennemde ateşten makaslarla buluşturur.

Dilini Allah'ın zikrine ve barışa alıştırmayan, ateşin keskinliğine alışmak zorunda kalır.

10. BÖLÜM: DÜNYA SEVGİSİYLE AHİRETİNİ SATANLARIN HÜSRANI

10. Ayet-i Kerime

بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۘ وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْقٰىۜ

"Fakat siz (ey insanlar) dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha hayırlı ve daha süreklidir."

(A'lâ Suresi, 16-17. Ayetler)

10. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

مَثَلُ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا كَمَثَلِ مَا يَجْعَلُ أَحَدُكُمْ إِصْبَعَهُ فِي الْيَمِّ

“Meali:”

"Ahiretin yanında dünyanın misali, sizden birinin parmağını denize batırıp çıkarması gibidir. (Baksın bakalım parmağında ne kalmış?)"

(Müslim, Cennet, 55) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Dünyanın geçici süsüne, malına ve makamına kapılarak ebedî olanı unutan, sanki dünyada ebedî kalacakmış gibi hırsla yaşayan beşeri uyarmak üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Mi'rac yolculuğu, mülkün sahibine yapılan bir seyahattir. Efendimiz S.a.v.'in bu yolculukta dünya hayatını yaşlı, süslü bir kadına benzetilmiş halde görmesi, dünyanın aldatıcılığını simgeler. Dıştan süslü görünen dünya, aslında fani ve yaşlıdır. Denize batırılan parmaktaki o bir damla su dünyadır; koca deniz ise ahiret. Bir damla için denizi terk etmek, aklını yitirenlerin kârıdır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Mus'ab b. Umeyr (Hz.), Mekke'nin en zengin genciydi. İslam için her şeyini bıraktı. Şehit olduğunda vücudunu örtecek tam bir kefeni bile yoktu. Efendimiz S.a.v. onun bu halini görünce ağlamış ve "Dünya seni değiştiremedi" buyurmuştur. Sahabe, dünyayı elinde tutmuş ama kalbine girmesine asla müsaade etmemiştir.

Kıssadan Hisse:

Dünya bir gölgedir; kovalarsan kaçar, arkana alırsan peşinden gelir.

Bir damla suya (dünyaya) tav olup ummanı (ahireti) feda etme.

Kalbini faniye bağlayan, baki olandan gelen nura kapanır.

11. BÖLÜM: MÜMİNİN MİRACI OLAN NAMAZ VE ALLAH İLE BULUŞMA

11. Ayet-i Kerime

وَاسْتَع۪ينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِۜ وَاِنَّهَا لَكَب۪يرَةٌ اِلَّا عَلَى الْخَاشِع۪ينَۙ

"Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım isteyin. Şüphesiz bu, huşû duyanlardan başkasına ağır gelir."

(Bakara Suresi, 45. Ayet)

11. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

فَفَرَضَ اللَّهُ عَلَى أُمَّتِي خَمْسِينَ صَلَاةً... فَهِيَ خَمْسٌ وَهِيَ خَمْسُونَ، لَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ

“Meali:”

"Allah ümmetime elli vakit namazı farz kıldı... (Musa Hz. ile istişare ve Rabbine müracaat sonrası) Nihayet buyurdu ki: Onlar (vakit olarak) beştir, (sevap olarak) ellidir. Benim katımda söz değişmez!"

(Buhârî, Salât, 1; Müslim, Îmân, 263) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Mi'râc gecesinde, diğer bütün ibadetler Cebrail (Hz.) vasıtasıyla yeryüzünde tebliğ edilmişken; namazın bizzat Allah’ın huzurunda, vasıtasız bir şekilde hediye edilmesi, bu ibadetin ehemmiyetini bildirmek üzere vuku bulmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Namaz, kulun Allah ile olan randevusudur. Ayetteki "ağır gelir" ifadesi, kalbinde Allah sevgisi ve korkusu (huşû) tam yerleşmemiş olanların bu miraçtan mahrum kalacağını ifade eder. Efendimiz S.a.v. göklere yükseldi ve bize namazı getirerek; "Benim fiziksel olarak çıktığım o huzura, siz namazla ruhen çıkın" mesajını verdi. Namazı terk etmek, aslında Allah ile olan en büyük bağı koparmaktır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Bilal (Hz.), Efendimiz S.a.v. her darlığa düştüğünde O’nun: "Kalk ey Bilal! Namazla bizi ferahlat!" buyurduğunu nakleder. Sahabe için namaz bir yük değil, dünyanın dertlerinden kaçıp sığınılan bir limandı. Onlar namaz kıldıklarında, Mi'rac'ın o nurani iklimini ruhlarında hissederlerdi.

Kıssadan Hisse:

Namaz, dünya hapishanesinden Allah’ın huzuruna açılan bir kapıdır.

Huşû ile kılınmayan namaz, bedeni burada, ruhu yerlerde bırakır.

Allah ile arandaki bağı tazelemek istiyorsan, secdene Mi'rac şuuru kat.

12. BÖLÜM: SON NEFESTE VE HESAPTA TEVHİDİN GÜCÜ (ÂMENERRASÛLÜ)

12. Ayet-i Kerime

لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۜ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۜ

"Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez. Kazandığı (hayır) kendi lehine, işlediği (şer) de kendi aleyhinedir."

(Bakara Suresi, 286. Ayet)

12. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

أُعْطِيَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثَلَاثًا: أُعْطِيَ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسَ، وَأُعْطِيَ خَوَاتِيمَ سُورَةِ الْبَقَرَةِ، وَغُفِرَ لِمَنْ لَمْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ مِنْ أُمَّتِهِ شَيْئًا الْمُقْحِمَاتُ

“Meali:”

"Resulullah’a (S.a.v.) Mi'râc’da üç şey verildi: Beş vakit namaz, Bakara Suresi’nin son ayetleri (Âmenerrasûlü) ve ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların büyük günahlarının bağışlanacağı müjdesi."

(Müslim, Îmân, 279) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Müslümanların amellerinin zorluğu karşısında ümitsizliğe düşmemeleri ve tevhid üzere ölenlerin, ne kadar günahkâr olsalar da sonunda kurtuluşa erecekleri müjdesiyle kalplerini ferahlatmak üzere vuku bulmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Bakara Suresi'nin sonu, bir iman beyanı ve dua iklimidir. Mi'râc’da verilmesi, bu ayetlerin yer ehline değil, gök ehline mahsus bir hazine olduğunu gösterir. Allah, kuluna taşıyamayacağı yükü yüklemez; bu, ilahi bir adalettir. Şirk koşmamak şartıyla günahların bağışlanması vaadi, Tevhidin ne kadar büyük bir kurtuluş simidi olduğunu gösterir. İnsan, "Yalnız Sana kulluk ederiz" sözünde durduğu müddetçe, Allah’ın rahmetinden kopmaz.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Abdullah b. Mes’ud (Hz.), Mi'rac’da verilen bu üç hediyeyi anlatırken gözleri dolar ve: "Eğer bu müjdeler olmasaydı, günahlarımızın ağırlığı altında ezilip giderdik" derdi. Sahabe, Bakara Suresi'nin son iki ayetini her gece okumadan uyumazdı; çünkü onlar bu ayetlerin Arş’ın altındaki bir hazineden indirildiğini biliyorlardı.

Kıssadan Hisse:

Tevhid, cehennem ateşine karşı en büyük kalkandır.

Allah’ın rahmeti, senin günahlarından daha büyüktür; yeter ki O’na ortak koşma.

Her gece Mi'rac hediyesi olan Âmenerrasûlü’yü okuyarak imanını tazele.

13. BÖLÜM: SIRAT-I MÜSTAKİM’DEN SAPANLARIN (YALANCI VE SAHTEKÂRLARIN) AZABI

13. Ayet-i Kerime

فَلَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الْكَاذِب۪ينَ

"Allah’ın laneti yalancıların üzerinedir."

(Âl-i İmrân Suresi, 61. Ayet)

13. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

رَأَيْتُ رَجُلًا مُسْتَلْقِيًا عَلَى قَفَاهُ، وَآخَرُ قَائِمٌ عَلَيْهِ بِكَلُّوبٍ مِنْ حَدِيدٍ، فَيَأْتِي أَحَدَ شِقَّيْ وَجْهِهِ فَيُشَرْشِرُ شِدْقَهُ إِلَى قَفَاهُ

“Meali:”

"Sırtüstü yatırılmış bir adam gördüm; başında dikilen bir başkası, elindeki demir çengelle adamın bir avurdunu (ağız kenarını) kulağına kadar parçalıyordu... (Melek dedi ki: Bu, evinden çıkıp her tarafa yayılan bir yalan uyduran kimsedir.)"

(Buhârî, Ta'bir, 48) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: İnsanların arasını bozmak, haksız menfaat elde etmek veya hakikati gizlemek için yalanı ve iftirayı meslek edinenlerin ebedî cezalarını bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Yalan, imanın zıddıdır. Mümin hata yapabilir ama kasten yalan söylemez. Mi'rac’daki "demir çengelle ağzın parçalanması", dünyada o ağızdan çıkan yalanların topluma verdiği zararın bedelidir. Yalanın "her tarafa yayılması" (bugünün sosyal medyası gibi), vebalin büyüklüğünü artırır. Fâtiha'da "Sırat-ı Müstakim" (Dosdoğru Yol) isteyen bir kulun ağzından ancak "Sıdk" (doğruluk) çıkmalıdır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Safvân b. Süleym (Hz.) nakleder: "Resulullah’a 'Mümin korkak olabilir mi?' diye soruldu, 'Evet' buyurdu. 'Mümin cimri olabilir mi?' denildi, 'Evet' buyurdu. 'Mümin yalancı olabilir mi?' denilince 'HAYIR!' buyurdu." Sahabe için yalan, imanı kalp dairesinden çıkaran en büyük pislikti.

Kıssadan Hisse:

Yalanla kurulan her bina, ahirette sahibinin üzerine yıkılır.

Bir yalan, bin gerçeği zehirler; ağzından çıkan her söze sahip çık.

Doğruluk cennete, yalan cehenneme sürükler.

14. BÖLÜM: ZEKÂT VERMEYENLERİN VE İHTİYAÇ SAHİPLERİNİ GÖZETMEYENLERİN DURUMU

14. Ayet-i Kerime

وَالَّذ۪ينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ

"Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onları elem verici bir azapla müjdele!"

(Tevbe Suresi, 34. Ayet)

14. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

رَاَيْتُ اَقْوَامًا عَلٰى اَقْبَالِهِمْ وَاَدْبَارِهِمْ رِقَاعٌ، وَهُمْ يَسْرَحُونَ كَمَا تَسْرَحُ الْاِبِلُ وَالْغَنَمُ، وَيَاْكُلُونَ الضَّر۪يعَ وَالزَّقُّومَ

“Meali:”

"Önlerinde ve arkalarında bez parçaları olan (avret yerleri zar zor örtülü) birtakım insanlar gördüm. Deve ve koyunların otladığı gibi otluyorlar; (cehennemdeki) dikeni ve zakkumu yiyorlardı. (Cebrail Hz. dedi ki: Bunlar, mallarının zekâtını vermeyenlerdir.)"

(Müslim, Zekât, 32; Taberî, Tefsir, 15/18) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Mallarını biriktirip yığmayı bir güç zanneden, ancak toplumdaki fakirin, yetimin ve muhtacın hakkını (zekâtı) vermeyerek ekonomik adaleti bozanları uyarmak üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Zekât, malın kirini temizler. Mi'râc’da görülen "hayvanlar gibi otlama" sahnesi, dünyada sadece midesini ve servetini düşünen, insanî erdemleri (paylaşmayı) terk edenlerin ahiretteki zelil halidir. Allah, verdiği nimetin şükrünü ancak o nimetten başkalarını da faydalandırarak kabul eder. Zekâtı verilmeyen mal, ahirette sahibine azap olarak geri döner.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebubekir (Hz.), Efendimiz S.a.v. vefat ettikten sonra zekât vermeyi reddeden kabilelere karşı; "Vallahi, Allah Resulü’ne verdikleri bir deve yularını dahi vermekten kaçınırlarsa onlarla savaşırım!" demiştir. Sahabe için zekât, dinin direği ve İslam kardeşliğinin sarsılmaz köprüsüydü.

Kıssadan Hisse:

Mal senindir ama içindeki hak fakirindir; hakkı vermezsen malın ateşe dönüşür.

Cömertlik cennete, cimrilik cehenneme giden yolun işaretidir.

Allah yolunda harcanmayan servet, ahirette sahibinin alnına vurulan bir mühürdür.

15. BÖLÜM: SILA-İ RAHMİ KESENLERİN (AKRABALIK BAĞLARINI KOPARANLARIN) AKIBETİ

15. Ayet-i Kerime

فَهَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ اَنْ تُفْسِدُوا ف۪ي الْاَرْضِ وَتُقَطِّعُوا اَرْحَامَكُمْ

"Geri dönerseniz (yönetimi ele alırsanız), yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını koparmanız beklenmez mi sizden?"

(Muhammed Suresi, 22. Ayet)

15. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَاطِعٌ

“Meali:”

"Akrabalık bağlarını koparan (Sıla-i rahmi terk eden) kimse cennete giremez."

(Buhârî, Edeb, 11; Müslim, Birr, 18) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Cahiliye zihniyetinin getirdiği bencillik ve sadece kendi menfaatini düşünme duygusuna karşılık; İslam'ın aile ve akraba birliğini, toplumun en temel taşı olarak koruması için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Rahim" (akrabalık) ismi, Allah'ın "Rahmân" isminden türetilmiştir. Kim bu bağı bağlarsa Allah da ona rahmetini bağlar; kim bu bağı koparırsa Allah da ondan rahmetini keser. Mi'râc’da gösterilen cehennem sahneleri arasında, dünyada en yakınlarına sırt dönenlerin manevi yalnızlığı ve hüsranı büyük bir yer tutar. Mümin, en yakınından başlayarak merhamet halkasını genişleten kişidir.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebû Hüreyre (Hz.), bir gün ders anlatırken; "Aralarında akrabalık bağını koparmış biri olanlar aramızdan ayrılsın, çünkü böyle bir topluluğa rahmet inmez!" buyurmuştur. Sahabe, akrabalarla olan hukuku, namaz ve oruç kadar ehemmiyetli bir kulluk görevi olarak görürdü.

Kıssadan Hisse:

Akrabasına hayrı olmayanın, yabancıya hayrı sahtedir.

Allah'ın rahmetini isteyen, akrabasının gönlünü hoş tutsun.

Kırılan bir akraba kalbi, ahirette sahibine kapatılan bir cennet kapısıdır.

16. BÖLÜM: DÜNYA HAYATINDA KİBİRLENENLERİN VE İNSANLARI KÜÇÜMSEYENLERİN HALİ

16. Ayet-i Kerime

وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ ف۪ي الْاَرْضِ مَرَحًاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ

"Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez."

(Lokmân Suresi, 18. Ayet)

16. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ

“Meali:”

"Kalbinde zerre kadar kibir (büyüklük taslama) bulunan kimse cennete giremez."

(Müslim, Îmân, 147) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Soyuyla, malıyla veya makamıyla diğer insanlara üstünlük taslayan, zayıf ve yoksul müminleri hor gören Mekke müşriklerinin ve benzeri zihniyetlerin kibrini kırmak üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Kibir, hakikati reddetmek ve insanları küçük görmektir. Mi'râc’da cehennemliklerin küçük karıncalar gibi insanların ayakları altında çiğnenerek haşrolacakları bildirilmiştir (bu bir temsildir). Dünyada kendini dev aynasında görenler, ahirette en küçük surette cezalandırılırlar. Gerçek büyüklük sadece Allah'a mahsustur. Kulun haddi, mahviyet ve tevazudur.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Selman-ı Farisi (Hz.), vali olduğu dönemde bile sırtında odun taşır, kendisine "Sen valisin, bırak biz taşıyalım" diyenlere: "Nefsimin kibrini kırmak için bunu bizzat yapmalıyım" derdi. Sahabe, dünyevi rütbeleri bir üstünlük vesilesi değil, bir hizmet emaneti olarak görürdü.

Kıssadan Hisse:

Topraktan gelenin, toprak üzerinde gururla yürümesi gaflettir.

Tevazu yüceltir, kibir düşürür.

Allah'a secde eden baş, kula karşı kibirlenmez.

17. BÖLÜM: YALAN ŞAHİTLİK YAPANLARIN VE HAKKI GİZLEYENLERİN AKIBETİ

17. Ayet-i Kerime

وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ

"...Yalan sözden (ve yalan şahitlikten) kesinlikle sakının!"

(Hac Suresi, 30. Ayet)

17. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

لَا تَزُولُ قَدَمَا شَاهِدِ الزُّورِ حَتَّى يُوجِبَ اللَّهُ لَهُ النَّارَ

“Meali:”

"Yalan şahitlik yapan kimsenin ayakları, (huzur-u ilahide) daha yerinden kımıldamadan Allah ona cehennemi vacip kılar."

(İbn Mâce, Ahkâm, 32) Sıhhat Derecesi: Sahih/Hasen

Nüzul Sebebi: Şahsi menfaatler veya akrabalık bağları nedeniyle mahkemelerde ve toplumsal meselelerde hakikati çarpıtan, masumların hakkını zayi edenlerin büyük günahını bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Yalan şahitlik, adaletin temelini sarsan bir zulümdür. Mi'râc’da, dilleri ve çeneleri ateşten kerpetenlerle çekilenlerin bir kısmının da bu "yalancı tanıklar" olduğu rivayet edilir. Hakikati gizlemek, Allah’ın "el-Hakk" ismine karşı gelmektir. Fâtiha'da "Bizi doğru yola ilet" diyen bir mümin, dünya yıkılsa bile doğru şahitlikten ayrılmamalıdır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Abdullah b. Revâha (Hz.), Hayber Yahudilerinin mahsulünü taksim etmekle görevlendirildiğinde, Yahudiler ona rüşvet teklif ederek kendi lehlerine şahitlik yapmasını istediler. O ise: "Vallahi mahlukat içinde en sevdiğim zatın (S.a.v.) yanından geliyorum. Siz ise en sevmediğim kimselersiniz. Ama bu durum, size karşı adaletsiz davranmama ve yalan şahitlik yapmama asla sebep olamaz!" demiştir.

Kıssadan Hisse:

Yalan şahitlik, bir ferdin değil, bir toplumun hukukunu katletmektir.

Hakkı söylemekten korkan, Allah’tan korkmuyor demektir.

Masumun hakkını gasp eden yalan, sahibini cehennemin dibine iten bir ağırlıktır.

18. BÖLÜM: İÇKİ VE HARAM MADDELERLE AKLINI ÖRTENLERİN PERİŞANLIĞI

18. Ayet-i Kerime

اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

"Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar, fal okları ancak şeytan ameli birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz."

(Mâide Suresi, 90. Ayet)

18. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

كُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ، وَإِنَّ عَلَى اللَّهِ عَهْدًا لِمَنْ يَشْرَبُ الْمُسْكِرَ أَنْ يَسْقِيَهُ مِنْ طِينَةِ الْخَبَالِ

“Meali:”

"Her sarhoş edici haramdır. İçki içen kimseye Allah’ın bir ahdi vardır ki; o da ona (cehennemliklerin vücudundan akan irin ve iltihap olan) 'Tînetü’l-Habâl' içirmektir."

(Müslim, Eşribe, 72) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Aklı baştan alan, insanı Rabbinden ve namazından alıkoyan içkinin; toplumsal huzuru bozması ve bireyi manen çürütmesi nedeniyle kesin bir dille yasaklanması üzerine nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Mi'râc gecesinde Efendimiz S.a.v.'e biri süt diğeri içki dolu iki kap sunulmuş, O sütü tercih edince Cebrail (Hz.): "Sen fıtratı seçtin" demiştir. İçki, fıtrattan sapmaktır. Ahiretteki "Tînetü’l-Habâl" (cehennemliklerin pisliği), dünyada aklını temiz olmayan maddelerle kirletenlerin cezasıdır. Aklını korumayan, imanını da koruyamaz.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Enes b. Mâlik (Hz.) anlatır: İçki yasağı geldiğinde biz bir mecliste içki içiyorduk. Bir münadi "İçki haram kılındı!" diye bağırınca, kimse "hele bir bitirelim" demedi. Küpler devrildi, Medine sokaklarından içki aktı. Sahabe, Allah'ın emri karşısında tüm alışkanlıklarını bir saniyede terk edebilecek bir teslimiyete sahipti.

Kıssadan Hisse:

İçki, kötülüklerin anası, şeytanın en büyük tuzağıdır.

Dünyada haramla sarhoş olan, ahirette irinle ayılır.

Fıtratı korumak, süt gibi temiz bir hayat yaşamaktan geçer.

19. BÖLÜM: EMANET EDİLEN DEVLET MALINA VE KAMU HAKKINA HIYANET (GULÜL)

19. Ayet-i Kerime

وَمَنْ يَغْلُلْ يَاْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚ

"Kim emanete hıyanet ederse (kamu malından çalarsa), kıyamet günü o çaldığı şeyi boynuna yüklenmiş olarak getirir."

(Âl-i İmrân Suresi, 161. Ayet)

19. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ عَلَى عَمَلٍ فَكَتَمَنَا مِخْيَطًا فَمَا فَوْقَهُ كَانَ غُلُولًا يَأْتِي بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Meali:”

"Kimi bir görevde istihdam edersek, o da bizden bir iğneyi veya daha fazlasını gizlerse (çalarsa), bu bir hıyanettir; kıyamet günü o şeyle birlikte gelir."

(Müslim, İmare, 30) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Savaş ganimetlerinden veya devlet hazinesinden gizlice bir şeyler alanların, "nasıl olsa az bir şey" diyerek yaptıkları bu hırsızlığın tüm ümmetin hakkına girmek olduğunu bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Kamu malı (tüyü bitmemiş yetimin hakkı), en ağır kul hakkıdır. Mi'râc’da, ateşten gömlekler içinde yanan ve çaldıkları malların ağırlığı altında ezilen topluluklar gösterilmiştir. Bir iğne dahi olsa, rızasız alınan devlet malı, ahirette sahibini cehenneme sürükleyen bir zincir olur. Dürüstlük, sadece şahsi mallarda değil, toplumun ortak değerlerinde de esastır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hayber Savaşı'nda şehit düşen bir kişi için sahabe "Ne mutlu ona, şehit oldu" dediklerinde; Efendimiz S.a.v.: "Hayır, ben onu, ganimetten çaldığı bir hırka yüzünden cehennem ateşinde yanarken görüyorum!" buyurmuştur. Sahabe, kamu malına karşı bir ateş parçasına dokunur gibi hassas davranırdı.

Kıssadan Hisse:

Devletin malı deniz değil, ateşten bir gömlektir.

Kul hakkı helalleşilir, ama milyonların hakkı olan kamu malının hesabı ancak cehennemde verilir.

Emanete hıyanet eden, Mi'râc nurundan ebediyen mahrum kalır.

20. BÖLÜM: ANNE VE BABASINA İSYAN EDENLERİN (UKUK-U VALİDEYN) PERİŞANLIĞI

20. Ayet-i Kerime

وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۜ

"Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti."

(İsrâ Suresi, 23. Ayet)

20. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

ثَلَاثَةٌ لَا يَنْظُرُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ: الْعَاقُّ لِوَالِدَيْهِ...

“Meali:”

"Üç kişi vardır ki, Allah kıyamet günü onlara (rahmet nazarıyla) bakmaz: Bunlardan biri, anne ve babasına isyan eden, onlara kötü davranandır."

(Nesâî, Zekât, 69) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Allah’a kulluktan hemen sonra en büyük vazifenin, varlık vesilesi olan anne ve babaya hürmet olduğunu bildirmek; cahiliye dönemindeki kaba ve merhametsiz aile bağlarını ıslah etmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Öf" bile demenin yasaklandığı bir makamdır anne-baba makamı. Mi'râc gecesinde Efendimiz S.a.v., cehennemde ayaklarından asılmış ve hüsran içinde olanların bir kısmının anne-babasına zulmedenler olduğunu müşahede etmiştir. Allah’ın rızası anne-babanın rızasında, gazabı da onların gazabındadır. Onları ağlatanın, ahirette gülmesi mümkün değildir.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebû Hüreyre (Hz.), evine her girişinde ve çıkışında annesinin kapısına gider: "Beni küçükken şefkatle büyüttüğün gibi, Allah da sana rahmet etsin!" derdi. Sahabe, anne-babasının duasını almayı, Mi'râc yolculuğuna eş değer bir manevi yükseliş sayardı.

Kıssadan Hisse:

Anne-babasına "öf" diyen, cennetin kokusundan mahrum kalır.

Onların rızasını almayan, namazında Mi'râc lezzeti bulamaz.

Cennet, annelerin ayakları altındadır; o makama basan değil, o ayağın altına baş koyan kazanır.

21. BÖLÜM: HAYÂSIZLIĞI VE ÇİRKİN SÖZLERİ YAYANLARIN (MÜSTEHCENLİK) AZABI

21. Ayet-i Kerime

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحِبُّونَ اَنْ تَش۪يعَ الْفَاحِشَةُ ف۪ي الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ

"İman edenlerin içinde hayâsızlığın yayılmasını arzu edenler (ve yayanlar) için dünyada da ahirette de elem verici bir azap vardır."

(Nûr Suresi, 19. Ayet)

21. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

لَا تَدْخُلُ الْمَلَائِكَةُ بَيْتًا فِيهِ صُورَةٌ وَلَا كَلْبٌ وَلَا جُنُبٌ

“Meali:”

"İçinde (hayâsızlığı temsil eden) suretlerin ve cünüp (temizlenmeyen) kimselerin bulunduğu eve melekler girmez."

(Ebû Dâvûd, Tahâret, 89) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Toplumun ahlakını bozmak için iftira atanların (İfk Hadisesi) ve gizli kalması gereken çirkinlikleri gün yüzüne çıkarıp normalleştirenlerin toplumsal dokuyu zehirlemelerini engellemek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hayâ, imandandır. Mi'râc’da, bedenlerinden kötü kokular yayılan ve bu kokularla kendilerine azap edilen bir topluluk gösterilmiştir. Bunlar, dünyada hayâsızlığı, çıplaklığı ve müstehcenliği yayan, bundan zevk alan kimselerdir. Kötülüğü yaymak, o kötülüğü bizzat işlemekten daha büyük bir cinayettir; çünkü binlerce kişinin kalbini ifsad eder.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Osman (Hz.), hayâsından dolayı yalnızken bile edebini bozmaz, "Allah beni her an görüyor" şuuruyla yaşardı. Efendimiz S.a.v. onun için: "Meleklerin bile hayâ ettiği kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?" buyurmuştur. Sahabe için edep, imanın dış kabuğu değil, bizatihi özüydü.

Kıssadan Hisse:

Hayâsı olanın imanı tazedir, hayâsı gidenin kalbi ölür.

Günahı alenileştiren, Allah’ın Settâr (örtücü) isminden mahrum kalır.

Gözünü haramdan, dilini hayâsızlıktan korumayanın namazı bir gösterişten ibarettir.

22. BÖLÜM: KOMŞUSUNA EZİYET EDENLERİN VE KÖTÜ DAVRANANLARIN HALİ

22. Ayet-i Kerime

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا... وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ

"Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın... Yakın komşuya ve uzak komşuya da iyilik edin."

(Nisâ Suresi, 36. Ayet)

22. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

وَاللَّهِ لَا يُؤْمِنُ، وَاللَّهِ لَا يُؤْمِنُ، وَاللَّهِ لَا يُؤْمِنُ! قِيلَ: وَمَنْ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: الَّذِي لَا يَأْمَنُ جَارُهُ بَوَائِقَهُ

“Meali:”

"Vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz, vallahi iman etmiş olmaz! Denildi ki: Kim ey Allah'ın Resulü? Buyurdu ki: Kötülüğünden komşusu emin olmayan kimse!"

(Buhârî, Edeb, 28) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Sadece akrabalık ve din kardeşliği değil, aynı zamanda aynı mekânı paylaşmanın getirdiği bir hukuk olduğunu; komşunun hakkının Allah katında ne kadar yüce olduğunu bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Cebrail (Hz.) komşu hakkı üzerinde o kadar çok durmuştur ki, Efendimiz S.a.v. komşunun komşuya mirasçı kılınacağını zannetmiştir. Mi'râc yolculuğunda komşu hakkını çiğneyenlerin, kendi evlerinde huzur bulamayıp daralan ve karanlıkta kalan ruhlar olduğu işaret edilmiştir. Komşusu açken tok yatanın imanı kemale ermez.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Abdullah b. Amr (Hz.), bir kurban kestiğinde ilk sorusu: "Yahudi komşumuza ondan pay gönderdiniz mi?" olmuştur. Sahabe için komşu hakkı, sadece Müslüman komşuyu değil, dinine bakılmaksızın tüm insanları kapsayan bir adalet ve merhamet davasıydı.

Kıssadan Hisse:

Ev alma komşu al, komşu alma duası al.

Kapı komşusunu rahatsız edenin, cennet kapısından geçmesi zordur.

Gerçek Müslümanlık, seccadede değil, komşunla olan münasebetinde belli olur.

23. BÖLÜM: HAKSIZ YERE BİR CANA KIYANLARIN VE KATİLLERİN EBEDÎ HÜSRANI

23. Ayet-i Kerime

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَآؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا ف۪يهَا وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَاَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظ۪يمًا

"Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır."

(Nisâ Suresi, 93. Ayet)

23. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

لَزَوَالُ الدُّنْيَا أَهْوَنُ عَلَى اللَّهِ مِنْ قَتْلِ رَجُلٍ مُسْلِمٍ

“Meali:”

"Dünyanın yok olması, Allah katında bir Müslüman’ın (haksız yere) öldürülmesinden daha hafiftir."

(Tirmizî, Diyât, 7) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Cahiliye devrinde kan davası ve sudan sebeplerle insanların birbirini katletmesini kökten yasaklamak, insan hayatının kutsiyetini Arş-ı Alâ'nın dokunulmazlığına bağlamak üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: İnsan, Allah’ın binasıdır; onu yıkan Allah’ın gazabına uğrar. Mi'râc’da, kan nehirleri içinde yüzen ve kıyıya her çıkmak istediklerinde ağızlarına ateşten taşlar atılarak geri itilen insanlar gösterilmiştir. Bu sahne, dünyada kan dökenlerin ahirette o kanda nasıl boğulacağını simgeler. Bir cana kıymak, aslında bütün insanlığı öldürmek kadar büyük bir cürümdür.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Üsame b. Zeyd (Hz.), savaş meydanında "Kelime-i Şehadet" getiren birini, korkudan söylediğini düşünerek öldürünce, Efendimiz S.a.v. ona defalarca: "Kalbini mi yarıp baktın ey Üsame?" diye çıkışmıştır. Üsame (Hz.) o kadar pişman olmuştur ki, "Keşke o günden önce Müslüman olmasaydım da bu günahı işlemeseydim" demiştir.

Kıssadan Hisse:

Can mukaddestir, sahibi Allah’tır; O’nun verdiğini ancak O alabilir.

Haksız dökülen bir damla kan, sahibini ebedî bir ateş denizinde boğar.

Adaletle kısas dışında cana kıyan, Mi'râc’ın merhamet ikliminden kovulur.

24. BÖLÜM: KİBİR VE GÖSTERİŞ İÇİN ELBİSESİNİ YERDE SÜRÜYENLERİN ZELİL HALİ

24. Ayet-i Kerime

اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًاۙ

"Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez."

(Nisâ Suresi, 36. Ayet)

24. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ خُيَلَاءَ لَمْ يَنْظُرِ اللَّهُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Meali:”

"Kim büyüklük taslayarak (kibirle) elbisesini yerde sürürse, kıyamet günü Allah ona (rahmet nazarıyla) bakmaz."

(Buhârî, Libâs, 1; Müslim, Libâs, 42) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Zenginlik ve statü sembolü olarak elbiselerini yerlerde sürüyerek yürüyen ve bu yolla fakirleri aşağılayan kibir ehlinin gururunu kırmak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Kibir, kulun kendisine ait olmayan bir sıfatı (Büyüklük) sahiplenmesidir. Mi'râc yolculuğunda, dünyadaki kibrine karşılık ahirette küçücük bir böcek gibi insanların ayakları altında çiğnenen ruhların hali gösterilmiştir. Elbisenin yerde sürünmesi bir temsildir; asıl mesele o kumaşın altındaki kalbin kendini herkesten üstün görmesidir. Allah, mütevazı olanı yüceltir, kibirleneni yerin dibine geçirir.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebubekir (Hz.), bu hadisi duyunca endişeyle: "Ya Resulullah, benim elbisemin bir tarafı (zayıflığımdan dolayı) yere düşüyor, ben de mi onlardanım?" diye sormuş; Efendimiz S.a.v.: "Hayır, sen bunu kibirle yapmıyorsun" buyurarak kalpteki niyetin ehemmiyetini belirtmiştir.

Kıssadan Hisse:

Topraktan yaratılanın, toprak üzerinde gururla yürümesi kendi aslına hıyanettir.

Tevazu kulun süsü, kibir ise ateşin davetiyesidir.

Allah’ın bakmadığı bir kalp, kainatın en karanlık yeridir.

25. BÖLÜM: HIRSIZLIK YAPANLARIN VE BAŞKASININ HAKKINA EL UZATANLARIN AKIBETİ

25. Ayet-i Kerime

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللّٰهِۜ

"Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin."

(Mâide Suresi, 38. Ayet)

25. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

لَعَنَ اللَّهُ السَّارِقَ يَسْرِقُ الْبَيْضَةَ فَتُقْطَعُ يَدُهُ

“Meali:”

"Küçük bir şey de olsa hırsızlık yapana Allah lanet etsin; (bu sebeple dünyada) eli kesilir (ahirette ise azaba uğrar)."

(Buhârî, Hudûd, 7) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: İnsanların emeğini, alın terini ve mal emniyetini korumak; toplumda başkasının malına göz dikmeyi en büyük utanç ve suç haline getirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hırsızlık, sadece bir malın çalınması değil, toplumsal güvenin suikastıdır. Mi'râc’da, elleri ve kolları ateşten zincirlerle bağlanan ve sürekli bir yerlere tırmanmaya çalışıp düşen insanlar gösterilmiştir. Bunlar, dünyada başkasının mülküne haksızca tırmananların halidir. Helal bir lokma, haram olan bir hazineden daha hayırlıdır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Mahzumoğulları kabilesinden asil bir kadın hırsızlık yapınca, sahabe aracı koyup affedilmesini istedi. Efendimiz S.a.v. çok sinirlenerek: "Sizden öncekiler, asiller yapınca bırakıp zayıflar yapınca ceza verdikleri için helak oldular. Vallahi, kızım Fatıma bile yapsa onun da elini keserdim!" buyurmuştur.

Kıssadan Hisse:

Başkasının malı, senin cehennemindir.

Harama uzanan el, huzura ulaşamaz.

Emanete hıyanet ve hırsızlık, Mi'râc yolunun en büyük engelleridir.

26. BÖLÜM: NAMUSLU KADINLARA İFTİRA ATANLARIN (KAZF) EBEDÎ LANETİ

26. Ayet-i Kerime

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ

"İffetli, (günah çekişmelerinden) habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünyada da ahirette de lanetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azap vardır."

(Nûr Suresi, 23. Ayet)

26. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ... وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ الْغَافِلَاتِ

“Meali:”

"Helak edici yedi şeyden sakının!... (Bunlardan biri de) İffetli, mümin ve hiçbir şeyden haberi olmayan kadınlara iftira atmaktır."

(Buhârî, Vasâyâ, 23; Müslim, Îmân, 145) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Hz. Âişe (Hz.) annemize yapılan çirkin iftira (İfk Hadisesi) üzerine, masum insanların onurunu korumak ve toplumu bu büyük günahtan men etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Namus, müminin en mukaddes kalesidir. Mi'râc’da, bedenlerini kendi elleriyle parçalayan ve tırnaklarıyla yüzlerini tırmalayanların bir kısmının da, masumların onuruna dil uzatan "müfteriler" olduğu bildirilmiştir. Bir kadına veya erkeğe kanıtsız zina isnadında bulunmak, toplumun ahlaki dokusuna suikast düzenlemektir. İftira, sahibini hem dünyada hem ahirette Allah'ın rahmetinden uzaklaştıran bir lanettir.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebû Eyyûb el-Ensârî (Hz.), Hz. Âişe (Hz.) hakkındaki iftirayı duyunca hanımına: "Ey Ümmü Eyyûb! Sen böyle bir şey yapar mıydın?" diye sormuş, hanımı "Hayır, vallahi yapmazdım" deyince; "Âişe senden daha hayırlıdır, o hiç yapmaz!" diyerek iftirayı anında reddetmiştir. Sahabe, mümin kardeşinin onurunu kendi onuru gibi savunurdu.

Kıssadan Hisse:

Başkasının namusuna dil uzatanın, kendi namusu ateşte yanar.

İftira, adaletin gözünü kör eden, kalbi karartan bir zehirdir.

Dilini iffetli insanların gıybetinden korumayan, Mi'râc nuruna erişemez.

27. BÖLÜM: BÜYÜ VE SİHİRLE UĞRAŞIP ALLAH'IN TAKDİRİNE SAVAŞ AÇANLARIN DURUMU

27. Ayet-i Kerime

وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ اَتٰى

"Büyücü, nereye giderse gitsin asla başarıya ulaşamaz (felah bulamaz)."

(Tâhâ Suresi, 69. Ayet)

27. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

مَنْ أَتَى كَاهِنًا أَوْ عَرَّافًا فَصَدَّقَهُ بِمَا يَقُولُ فَقَدْ كَفَرَ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ

“Meali:”

"Kim bir kahine veya falcıya gider de onun söylediklerini doğrularsa, Muhammed'e indirileni (Kur'an'ı) inkar etmiş olur."

(Ebû Dâvûd, Tıb, 21; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/429) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Gelecekten haber aldığını iddia eden kâhinlerin ve gizli güçlerle insanların arasını açmaya çalışan büyücülerin, cahiliye toplumundaki sömürü düzenini yıkmak üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Büyü, Allah'ın kainata koyduğu kanunlara gayri meşru yollarla müdahale etmeye kalkışmaktır. Mi'râc’da, demir parmaklıklar arkasında feryat eden ve cinlerin maskarası haline gelmiş bedbahtların, dünyada büyü ve sihirle uğraşanlar olduğu işaret edilmiştir. Gaybın anahtarı sadece Allah'ın elindedir. Başkasının hayatını büyüyle karartan, kendi ahiretini ebediyen yakar.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ömer (Hz.), halifeliği döneminde bütün bölgelere; "Büyücülük yaptığı kesinleşenleri cezalandırın!" diye talimat göndermiştir. Sahabe, büyüyü bir hurafe değil, akideyi kökten sarsan bir şirk ve zulüm vasıtası olarak görürdü.

Kıssadan Hisse:

Allah'tan başkasından medet uman, hüsrana uğramaya mahkumdur.

Büyücüye inanmak, kadere olan imanı zedeler.

Hakiki korunma büyüde değil, Felak ve Nâs surelerine sığınmaktadır.

28. BÖLÜM: ALLAH'IN AYETLERİYLE ALAY EDENLERİN VE ONLARI HAFİFE ALANLARIN HALİ

28. Ayet-i Kerime

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُۜ قُلْ اَبِاللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ وَرَسُولِه۪ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُنَ

"Eğer onlara (niçin alay ettiklerini) sorarsan, 'Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk' derler. De ki: Allah ile, O'nun ayetleriyle ve O'nun Resulü ile mi alay ediyordunuz?"

(Tevbe Suresi, 65. Ayet)

28. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مِنْ سُخْطِ اللَّهِ لَا يُلْقِي لَهَا بَالًا يَهْوِي بِهَا فِي جَهَنَّمَ

“Meali:”

"Kul, Allah'ın gazabını gerektiren bir kelimeyi (ehemmiyet vermeden) konuşur da, o kelime sebebiyle cehennemin dibine yuvarlanır."

(Buhârî, Rikâk, 23) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Tebük Seferi sırasında münafıkların, Kur'an okuyan sahabilerle ve İslam'ın mukaddesatıyla alay etmeleri üzerine nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: İman, tazim (hürmet) üzerinedir. Mukaddes değerleri alay konusu yapmak, kalpteki iman nurunun söndüğünün kanıtıdır. Mi'râc yolculuğunda, dilleri kendi boyunlarına dolanmış ve kendi pisliklerini yiyenlerin bir kısmının da, dünyada dinî değerlerle şakalaşan "müstehzîler" olduğu görülmüştür. Din, eğlence konusu değil, hayatın nizamıdır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Abdullah b. Ömer (Hz.), birinin Kur'an ayetlerini gülünç bir duruma alet ettiğini görünce yüzü öfkeden kıpkırmızı olur ve: "Sus! Eğer ayetlerin indiği o dehşetli anları bilseydin, korkudan nefes alamazdın!" diyerek onu uyarırdı. Sahabe, ayetleri işitince ürperen ve secdeye kapanan bir teslimiyet içindeydi.

Kıssadan Hisse:

Şakanın bile bir sınırı vardır; Allah'ın dini şaka götürmez.

Diliyle dinini yıkanın, ahireti harabe olur.

Hürmet görmeyen bir iman, sahibini selamete ulaştırmaz.

29. BÖLÜM: ZALİM İDARECİLERİN VE HALKINA EZİYET EDENLERİN AKIBETİ

29. Ayet-i Kerime

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَۜ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ ف۪يهِ الْاَبْصَارُۙ

"Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor."

(İbrâhîm Suresi, 42. Ayet)

29. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

أَيُّمَا رَاعٍ اسْتُرْعِيَ رَعِيَّةً فَلَمْ يَحُطْهَا بِنَصِيحَةٍ إِلَّا لَمْ يَجِدْ رَائِحَةَ الْجَنَّةِ

“Meali:”

"Allah’ın bir topluluğa çoban (idareci) kıldığı kimse, onlara samimiyetle nasihat etmez (ve haklarını korumazsa), cennetin kokusunu bile alamaz."

(Buhârî, Ahkâm, 8; Müslim, Îmân, 229) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Gücü elinde bulunduranların, zayıfları ezdiği ve adaleti sadece kendi menfaatleri için kullandığı bir dünyada; mutlak adaletin ancak Allah katında olduğunu ve hesabın çetinliğini bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: İdarecilik bir şeref değil, omuzlarda taşınan bir ateştir. Mi'râc’da, bedenleri dar bir fırının içinde yanar gibi daralan ve kaçacak yer bulamayanların bir kısmının da, dünyada yetkilerini zulüm için kullanan "zalim âmirler" olduğu işaret edilmiştir. Adaletle hükmetmeyen her makam sahibi, kıyamette o makamın altında ezilir. Halkın ahı, Arş-ı Alâ’da yankılanır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ömer (Hz.), Fırat kenarında bir kurt bir koyunu kapsa, Allah onun hesabını benden sorar diye korkardı. Geceleri Medine sokaklarında sırtında un çuvalı taşıyarak dul ve yetimlere yardım eder, "Ömer öldüğünde hesabı nasıl verir?" diye ağlardı. Sahabe için idarecilik, her an Mi'râc şuurunda olmayı gerektiren bir kulluk sınavıydı.

Kıssadan Hisse:

Mazlumun bedduası ile Allah arasında perde yoktur.

Güç seni kör etmesin; senden daha büyük bir "El-Kahir" vardır.

Adaletle yöneten, Arş’ın gölgesinde serinler; zulmeden, kendi ateşinde yanar.

30. BÖLÜM: RÜŞVET ALANLARIN VE VERENLERİN (HARAM KAZANÇ) KARANLIĞI

30. Ayet-i Kerime

وَلَا تَاْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَٓا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَاْكُلُوا فَر۪يقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ

"Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin."

(Bakara Suresi, 188. Ayet)

30. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الرَّاشِيَ وَالْمُرْتَشِيَ فِي الْحُكْمِ

“Meali:”

"Resulullah (S.a.v.), hüküm verirken rüşvet verene de alana da lanet etti."

(Tirmizî, Ahkâm, 9; Ebû Dâvûd, Akdiye, 4) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Haklıyı haksız, haksızı haklı çıkaran rüşvet belasının, toplumsal güveni ve hukuk düzenini temelinden sarsmasını engellemek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Rüşvet, adaletin kanseridir. Mi'râc’da, mideleri dışarı fırlamış, içlerinde yılanlar ve akrepler dolaşan kimselerin bir kısmının da, dünyada rüşvetle beslenenler olduğu rivayet edilmiştir. Haramla beslenen bir vücut, ancak ateşe layıktır. Rüşvet alan el, aslında cehennemden bir kor tutmaktadır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebû Ubeyde b. Cerrah (Hz.), Şam valisiyken bir Hristiyan kendisine değerli bir hediye sunduğunda; "Bu bir hediye mi yoksa rüşvet mi? Eğer benim makamım içinse bu bir ateştir!" diyerek reddetmiştir. Sahabe, rüşveti "hediye" adı altında meşrulaştıran nefis oyunlarına karşı daima uyanıktı.

Kıssadan Hisse:

Rüşvetle elde edilen başarı, ahiretteki en büyük başarısızlıktır.

Helal lokma kalbi nurlandırır, rüşvet ise karartır.

Adaleti parayla satan, imanını ucuza satmış demektir.

31. BÖLÜM: MİSAFİRİ VE YOLCUYU HOR GÖRENLERİN VE CİMRİLERİN DURUMU

31. Ayet-i Kerime

وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذ۪يرًا

"Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa (yolcuya) hakkını ver. Sakın saçıp savurma."

(İsrâ Suresi, 26. Ayet)

31. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ

“Meali:”

"Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin."

(Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Paylaşma kültürünün zayıf olduğu, sadece kendi kabilesini düşünen bencil bir toplumdan; yolda kalmışı ve misafiri "Allah’ın emaneti" gören bir toplum inşa etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Misafir, rızkıyla gelir, ev sahibinin günahlarını alıp gider. Mi'râc gecesinde, dünyada imkanı olduğu halde bir yudum suyu yolcudan esirgeyenlerin, ahirette susuzluktan dilleri sarkmış halde feryat ettikleri gösterilmiştir. Cimrilik, ruhun hapsidir; cömertlik ise Mi'râc’a giden yolda bir kanattır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebû Talha (Hz.) ve eşi, evlerine gelen misafiri doyurmak için çocuklarını uyutmuş, kendileri de "yer gibi" yaparak karanlıkta misafire yemek yedirmişlerdir. Bu olay üzerine; "Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler" (Haşr, 9) ayeti nazil olmuştur.

Kıssadan Hisse:

Misafiri gelmeyen evde bereket, yolcusuna su vermeyen kalpte rahmet olmaz.

Dünya bir misafirhanedir; burada misafire bakmayan, orada ev sahibi olamaz.

Cömertlik, cennetin yeryüzündeki gölgesidir.

32. BÖLÜM: CİHATTAN KAÇANLARIN VE ALLAH YOLUNDA SEBAT ETMEYENLERİN HALİ

32. Ayet-i Kerime

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا ق۪يلَ لَكُمُ انْفِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى الْاَرْضِۜ

"Ey iman edenler! Size ne oldu ki, 'Allah yolunda seferber olun' denilince yerinize çakılıp kaldınız?"

(Tevbe Suresi, 38. Ayet)

32. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

الْجَنَّةُ تَحْتَ ظِلَالِ السُّيُوفِ

“Meali:”

"Cennet, kılıçların gölgesi altındadır."

(Buhârî, Cihâd, 22) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Zorlu seferlerde (özellikle Tebük seferinde) dünyanın rahatına, bağına ve bahçesine kapılıp Allah yolundaki mücadeleden geri duranları ikaz etmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Cihad, sadece savaş değil; hakikatin yayılması için nefis ve dış engellerle yapılan her türlü üstün gayrettir. Mi'râc’da, yerinden kalkamayan, üzerlerine dağlar gibi yükler binmiş ve hareket edemeyen insanların bir kısmının da, dünyada "haydi" denildiğinde yerin cazibesine kapılıp ağırlaşanlar olduğu bildirilmiştir. Allah yolunda bir adım atmayan, ahirette bir karış ilerleyemez.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebû Hayseme (Hz.), Tebük seferine katılmamış, ancak bahçesinde eşinin hazırladığı serin sofrayı görünce; "Resulullah S.a.v. güneşin altında toz toprak içindeyken benim burada gölgede keyif sürmem yakışmaz!" diyerek sofrayı terk etmiş ve ordunun peşinden yetişmiştir. Sahabe, rahatı imanına tercih etmezdi.

Kıssadan Hisse:

Rahatına düşkün olan, rahmete kavuşamaz.

Allah yolunda tozlanan ayaklar, cehennem ateşiyle yanmaz.

Dünyanın gölgesi geçici, kılıçların (hizmetin) gölgesi ise ebedî cennettir.

33. BÖLÜM: TİCARETTE HİLE YAPANLARIN VE MÜŞTERİYİ ALDATANLARIN AZABI

33. Ayet-i Kerime

وَيْلٌ لِلْمُطَفِّف۪ينَۙ اَلَّذ۪ينَ اِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَۖ

"Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar, insanlardan bir şey ölçüp aldıklarında tam ölçerler (ancak verirken eksik yaparlar)."

(Mutaffifîn Suresi, 1-2. Ayetler)

33. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا

“Meali:”

"Bizi aldatan, bizden değildir."

(Müslim, Îmân, 164) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Ticaretin merkezi olan Medine’de, malı alırken kendi lehine, satırken ise müşteri aleyhine ölçü ve tartıyı bozanların ahlaki çöküşünü durdurmak üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ticaret, doğruluk üzerine kurulu bir imtihandır. Mi'râc yolculuğunda, önlerindeki malları tartarken terazileri yılanlara dönüşen ve ellerini sokan kimselerin aldatıcı tacirler olduğu bildirilmiştir. Hile ile kazanılan her kuruş, ahirette sahibini sokan bir akrebe dönüşür. Bereket, çok kazanmakta değil, dürüstlükle kazanılan helal rızıktadır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ömer (Hz.), çarşıyı denetlerken bir adamın sütü suyla karıştırdığını fark edince ona şiddetle çıkışmış ve malına el koymuştur. "Bizim pazarımızda aldatan, bizimle beraber olamaz!" diyerek İslam iktisadının temel kuralını bizzat uygulamıştır.

Kıssadan Hisse:

Tartıda adalet, imanda sadakattir.

Aldatan aslında başkasını değil, kendi ahiretini aldatır.

Müşterinin bilmediği kusuru saklamak, cehennemden bir parça satın almaktır.

34. BÖLÜM: MAZLUMA ZULMEDENLERİN VE GÜÇSÜZÜ EZENLERİN KARANLIĞI

34. Ayet-i Kerime

وَسَيَعْلَمُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوٓا اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ

"Zulmedenler, yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini (ve hangi dönüşe döndürüleceklerini) bileceklerdir."

(Şuarâ Suresi, 227. Ayet)

34. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

اتَّقُوا دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهُ لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ

“Meali:”

"Mazlumun bedduasından sakının; çünkü onunla Allah arasında hiçbir perde yoktur."

(Buhârî, Zekât, 63) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Gücü ve kuvveti yettiği için köleleri, zayıfları ve kimsesizleri ezen zalimlerin, bu dünyada yaptıkları yanlarına kâr kalacak sanmalarına karşılık, ilâhî adaletin sarsılmazlığını bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Zulüm, "karanlıklar" demektir. Dünyada birinin hakkını yiyerek onu karanlığa iten, ahirette kendi karanlığında boğulur. Mi'râc’da, üzerlerine dev kaya parçaları atılan ve feryatları gökleri tutanların bir kısmının da, dünyada güçsüzlere zulmeden zorbalar olduğu görülmüştür. Allah "Muntakîm"dir (intikam alandır); mazlumun hakkını zalimde bırakmaz.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebû Mes’ud el-Bedrî (Hz.), bir kölesini döverken arkasından Efendimiz S.a.v.'in sesini duydu: "Bilesin ki ey Ebû Mes’ud! Allah’ın sana gücü, senin bu köleye gücünden çok daha fazladır!" Ebû Mes’ud (Hz.) hemen kamçıyı elinden atmış ve "O Allah rızası için hürdür" diyerek kölesini azat etmiştir.

Kıssadan Hisse:

Gücün yettiğine zulmetme, gücü her şeye yeten Allah’ı düşün.

Zalimin sonu, kendi zulmünde boğulmaktır.

Haklı olan, zayıf da olsa en güçlüdür; zalim olan, güçlü de olsa en acizdir

35. BÖLÜM: NAMAZDAN ÇALANLARIN (RÜKÛ VE SECDEYİ EKSİK YAPANLARIN) DURUMU

35. Ayet-i Kerime

فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ

"Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar (ihmal ederler)."

(Mâûn Suresi, 4-5. Ayetler)

35. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

أَسْوَأُ النَّاسِ سَرِقَةً الَّذِي يَسْرِقُ مِنْ صَلَاتِهِ

“Meali:”

"Hırsızlığın en kötüsü, kişinin kendi namazından çalmasıdır. (Rükû ve secdesini tam yapmamasıdır.)"

(Müsned-i Ahmed, 5/310) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Namazı sadece bir şekil olarak gören, huşûdan uzak, rükû ve secdeleri tam hakkıyla yerine getirmeyerek "tavuğun yem yediği gibi" namaz kılanları uyarmak üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Namazın rükünleri, Allah’ın huzurundaki edebi temsil eder. Mi'râc’da, bedenleri yay gibi eğrilmiş fakat bir türlü tam secdeye varamayan, başları sürekli yukarı çekilenlerin namaz hırsızları olduğu bildirilmiştir. Namazdan çalmak, insanın bizzat kendi miracına engel olmasıdır. Tadîl-i erkân, namazın ruhudur; ruhsuz beden nasıl ölü ise, erkânsız namaz da öyle ölüdür.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Huzeyfe b. Yeman (Hz.), bir adamın rükû ve secdelerini tam yapmadan namaz kıldığını görünce: "Kaç yıldır böyle namaz kılıyorsun?" diye sordu. Adam "Kırk yıldır" deyince; "Sen kırk yıldır namaz kılmamışsın! Eğer bu hal üzere ölürsen, Muhammed'in (S.a.v.) fıtratı dışında ölmüş olursun!" buyurmuştur.

Kıssadan Hisse:

En büyük hırsızlık, Allah'ın huzurunda yapılan hırsızlıktır.

Rükû ve secdesi tam olmayan namaz, göğe yükseltilmez; sahibinin yüzüne çarpılır.

Secde, Mi'râc’ın en yakın noktasıdır; orayı eksik bırakan huzura varamaz.

36. BÖLÜM: ALLAH’IN HARAM KILDIĞI SINIRLARI (HİDUDULLAH) ÇİĞNEYENLERİN HALİ

36. Ayet-i Kerime

وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ

"Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur."

(Talâk Suresi, 1. Ayet)

36. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

لَأَعْلَمَنَّ أَقْوَامًا مِنْ أُمَّتِي يَأْتُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِحَسَنَاتٍ أَمْثَالِ جِبَالِ تِهَامَةَ بِيضًا فَيَجْعَلُهَا اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ هَبَاءً مَنْثُورًا

“Meali:”

"Ümmetimden birtakım insanlar kıyamet günü Tihame dağları kadar beyaz (büyük) sevaplarla gelirler de, Allah onları saçılmış toz haline getirir. Çünkü onlar, yalnız kaldıklarında Allah'ın haramlarını (sınırlarını) çiğneyenlerdir."

(İbn Mâce, Zühd, 29) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: İnsanların yanında dindar görünüp, kimsenin görmediği yerlerde günahlara fütursuzca dalanların ikiyüzlülüğünü ve bu gizli günahların amelleri nasıl yok ettiğini bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: İhsan makamı, "Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmek"tir. Mi'râc’da, güzel meyveli ağaçları varken gidip zehirli zakkumları yiyen ve karanlık dehlizlerde kendi vücutlarını kemirenlerin bir kısmının da, gizli hallerinde Allah'ın sınırlarını hiçe sayanlar olduğu bildirilmiştir. Takva, sadece camide değil, kimsesiz odalarda da Allah'tan korkmaktır.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Muaz b. Cebel (Hz.), Efendimiz S.a.v.'e "Bana tavsiyede bulun" deyince; "Yalnız olduğunda da Allah'tan sakın (takva sahibi ol)!" buyurmuştur. Sahabe, duvarların arkasını da gören bir Allah inancıyla ahlakını inşa ederdi.

Kıssadan Hisse:

İnsanlardan utanıp Allah'tan utanmamak, imandaki zafiyetin işaretidir.

Gizli işlenen günahlar, açıkça yapılan ibadetlerin bereketini yok eder.

Gerçek Mi'râc, nefsin karanlık arzularına "hayır" diyebilmektedir.

37. BÖLÜM: MÜMİN KARDEŞİNİ KÜÇÜK GÖRÜP ALAY EDENLERİN (LEMZ VE HEMZ) AKIBETİ

37. Ayet-i Kerime

وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍۙ

"Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi ve kaş göz işaretiyle alay etmeyi alışkanlık haline getirenlerin vay haline!"

(Hümeze Suresi, 1. Ayet)

37. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ

“Meali:”

"Bir kimseye kötülük olarak Müslüman kardeşini küçük görmesi (onu aşağılaması) yeter!"

(Müslim, Birr, 32) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Zenginliklerine güvenerek müminleri fakirlikleri veya fiziksel kusurları sebebiyle aşağılayan müşriklerin ve bu kötü ahlaka sapanların durumunu düzeltmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: İnsan, Allah’ın sanatı olan bir şaheserdir. Sanatla alay etmek, sanatçıyı (Allah'ı) incitmektir. Mi'râc yolculuğunda, dilleri boyunlarına dolanmış ve kendi etlerini yiyenlerin bir grubunun da "kaş göz işaretiyle" müminleri küçümseyenler olduğu görülmüştür. Üstünlük sadece takva iledir; bedende veya malda değildir.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebû Zer (Hz.), bir gün Hz. Bilal’e (Hz.) annesinin renginden dolayı sitem edince, Efendimiz S.a.v. ona: "Ebû Zer! Onu annesinden dolayı mı ayıplıyorsun? Demek ki sende hâlâ cahiliye ahlakı var!" buyurmuştur. Ebû Zer (Hz.) bu hatasından dolayı Bilal'in ayaklarının altına yüzünü sürecek kadar pişmanlık duymuştur.

Kıssadan Hisse:

Kalp kırmak, Kâbe'yi yıkmaktan daha ağır bir günahtır.

Kimsenin dış görünüşüyle alay etme; içindeki nuru göremezsin.

Müslüman kardeşini küçümseyen, ahirette en zelil duruma düşürülür.

38. BÖLÜM: DÜNYA İÇİN DİNİNİ SATANLARIN VE RİYAKÂRLARIN (GÖSTERİŞ YAPANLARIN) HÜSRANI

38. Ayet-i Kerime

اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْۚ وَاِذَا قَامُوٓا اِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰىۙ يُرَآؤُنَ النَّاسَ

"Münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar; oysa Allah onların oyunlarını kendilerine çevirir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar."

(Nisâ Suresi, 142. Ayet)

38. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمُ الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ قَالُوا: وَمَا الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: الرِّيَاءُ

“Meali:”

"Sizin adınıza en çok korktuğum şey küçük şirktir. Sahabe sordu: Küçük şirk nedir ya Resulullah? Buyurdu ki: Riyadır (gösteriştir)."

(Müsned-i Ahmed, 5/428) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Kalbinde olmadığı halde dışarıya dindar görünüp dünya menfaati bekleyenlerin ve ibadetlerine Allah'tan başkasını ortak edenlerin (gizli şirk) hüsranını bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Riya, ibadetin ruhunu öldüren bir zehirdir. Mi'râc’da, güzel ameller işleyip de bunları ateşten bir değirmen taşında öğütenlerin riyakârlar olduğu gösterilmiştir. Allah, sadece Kendi rızası için yapılanı kabul eder. İnsanların övgüsü için yapılan secde, sadece alnın yere değmesidir; kalbin Allah’a varması değildir.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ömer (Hz.), boynunu bükerek huşûlu gibi görünen bir genci görünce; "Ey boyun sahibi! Boynunu kaldır, huşû boyunda değil kalptedir. Bizim dinimizi ölü gösterme!" buyurmuştur. Sahabe, gösterişten kaçmak için ibadetlerini gizlemeyi bir sanat haline getirmişti.

Kıssadan Hisse:

İnsanların rızası biten bir yol, Allah'ın rızası ise sonsuz bir Mi'râc’dır.

Ameline gösteriş katan, emeğini boşa harcamış olur.

Allah için yapılmayan her iş, ahirette sahibine bir yükten ibarettir.

39. BÖLÜM: BİLGİSİZCE DİN HAKKINDA KONUŞANLARIN VE İNSANLARI SAPTIRANLARIN VEBALİ

39. Ayet-i Kerime

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ اُو۬لٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولًا

"Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme (bilmediğin konuda konuşma). Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur."

(İsrâ Suresi, 36. Ayet)

39. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

مَنْ قَالَ فِي الْقُرْآنِ بِرَأْيِهِ فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ

“Meali:”

"Kim Kur’an hakkında (bilgisi olmadan) kendi görüşüyle konuşursa, cehennemdeki yerine hazırlansın."

(Tirmizî, Tefsir, 1) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Vahiy ve sahih ilim yerine zanna, şahsi arzulara ve bilgisizliğe dayanarak dinî hüküm verenlerin toplumu nasıl felakete sürüklediğini bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Din, Allah’ın mülküdür; O’nun mülkünde bilgisizce konuşmak büyük bir cüretdir. Mi'râc’da, dilleri ateşten iğnelerle dikilenlerin bir kısmının da, ilmi olmadığı halde dini tahrif eden, yanlış fetvalar vererek insanları saptıranlar olduğu bildirilmiştir. Doğru bilgi (İlim), nura ulaştırır; zan ise karanlığa düşürür.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Ebubekir (Hz.), bir ayetin tefsiri sorulduğunda şöyle demiştir: "Eğer Allah’ın kitabı hakkında bilmediğim bir şeyi söylersem, hangi yer beni taşır, hangi gök beni gölgeler?" Sahabe, "bilmiyorum" demeyi ilmin yarısı kabul ederdi.

Kıssadan Hisse:

Bilmediğin konuda susmak, konuşup saptırmaktan daha hayırlıdır.

Din adına uydurulan her söz, sahibini ebedî hüsrana bağlar.

İlim, amel ve ihlas; Mi'râc yolunun üç ana azığıdır.

40. BÖLÜM: CENNETİN KAPISINDAKİ MÜJDE VE SONUÇ

40. Ayet-i Kerime

يَآ اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ اِرْجِع۪ٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي

"Ey huzura kavuşmuş nefis! Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! Kullarımın arasına katıl ve cennetime gir!"

(Fecr Suresi, 27-30. Ayetler)

40. Hadis-i Şerif

Arapça Metin:

أَعْدَدْتُ لِعِبَادِي الصَّالِحِينَ مَا لَا عَيْنٌ رَأَتْ، وَلَا أُذُنٌ سَمِعَتْ، وَلَا خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ

“Meali:”

"Salih kullarım için (cennette) hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insan kalbinin hayal edemeyeceği nimetler hazırladım."

(Buhârî, Bed'ü'l-halk, 8; Müslim, Cennet, 2) Sıhhat Derecesi: Sahih

Nüzul Sebebi: Dünyada her türlü çileye, günaha ve harama karşı sabredip istikametini bozmayan müminlerin, varacakları ebedî saadet yurdunun güzelliğini müjdelemek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Mi'râc yolculuğunun zirvesi, Cemâlullah’ı müşahade ve Cennet’in nuruna şahitliktir. Bu 40 maddelik yolculuğun sonunda anlıyoruz ki; dünya bir imtihan sahası, Mi'râc ise bir uyanış ayinesidir. Kim bu dünyada "Abd" (kul) kalabilirse, ahirette "Aziz" olur. Cennet, sadece bir mekan değil, Allah’ın ebedî rızasına kavuşma halidir.

Sahabe Hayatından Kıssa:

Hz. Bilâl-i Habeşî (Hz.), vefat ederken eşi "Ah ne acı!" diye ağlarken, o gülümseyerek: "Ah ne tatlı! Yarın dostlara; Muhammed (S.a.v.) ve arkadaşlarına kavuşacağım!" demiştir. Sahabe için ölüm, ebedî Mi'râc’ın başlangıcıydı.

Kıssadan Hisse:

Dünyada Allah’tan razı olanın, ahirette Allah yardımcısıdır.

Cennet, çekilen her çilenin ve sabredilen her günahın ödülüdür.

Mi'râc, Efendimiz'in şahsında tüm ümmetine açılmış bir vuslat kapısıdır

VUSLAT MI, HASRET Mİ?

EY İNSAN!

Eğer buraya kadar okuduklarını sadece tarihî bir kıssa, eskimeyen bir hikâye gibi gördüysen; bil ki Mi‘râc’ın kapısında kalmış, içeriye adımını dahi atamamışsın demektir. Zira Mi‘râc; sadece göğün katmanlarına çekilen bir beden yolculuğu değil, bir kalbin bütün masivayı terk ederek Allah’a hicret edişidir!

Efendimiz S.a.v. o gece Cennet’in ebedî bahçelerini müşahede etti; biz ise hâlâ bu fâni dünyayı ebedî bir saadet yurdu sanıp serap peşinde koşuyoruz. O’na o dehşet sahneleri gösterildi ki; sen bu dünya hapsinin, bu nefis zindanının gaflet uykusundan uyanabilesin diye!

EY NAMAZI TERK EDEN CAN!

Secdeye varmayan başın, taşlarla ezildiği o dehşetli sahneyi hiç tefekkür ettin mi? Alnını secdeye koymaktan kaçındığın her an, aslında kendi Mi‘râc’ından vazgeçtiğini anlamıyor musun?

EY HARAM LOKMAYLA BESLENEN!

Karnında bir lav gibi kaynayan, bağırsakları parça parça eden o ateş azabının feryadını şimdiden ruhunda duymuyor musun? Dünyalık bir anlık lezzet, ebedî bir yangına değer mi?

EY DİLİYLE MÜMİN KARDEŞİNİ KATLEDEN GIYBET EHLİ!

Bakır tırnaklarla kendi yüzünü ve göğsünü parçalayan o bedbahtların halini gördün… Söyle, o zehirli sözlerin tadı hâlâ ağzında mı?

Sözün Özü Şudur Değerli Hocam:

İsrâ, Kudüs’e; Mi‘râc ise Allah’a yöneliştir… Peki, sen ey yolcu, nereye gidiyorsun? Eğer hayatın; bu 40 menzilin getirdiği namazla, edeple, iffetle ve haramlardan kaçışla renk değiştirmiyorsa; sen hâlâ yerin cazibesine makhur, nefsinin prangalarına esirsin demektir.

Kurtuluş; sadece bu sahneleri bilmekte değil, bu sahnelerden ibret alıp kalbi Allah’a teslim etmektedir!

UYAN ARTIK EY GAFLET UYKUSUNA DALMIŞ İNSAN!

Uyan ki bu dünya uykusu seni ebediyen uyutmasın. Şeytan sana “nasıl olsa zaman var” diyerek, ansızın gelecek olan o büyük randevuyu unutturmasın.

GEL!

Bu gaflet uykusundan hicret etmeye gel…

Ölü kalbini zikrullah ile diriltmeye gel…

Ruhunu tevbenin berrak sularıyla temizlemeye gel…

GEL, KENDİ Mİ‘RÂC’INA YÜKSEL!

Ama sakın unutma; bu yükseliş kanatla değil, secdeyle olur. Bu yükseliş uçmakla değil, namazla olur. Namaz, kulun Rabbine en yakın olduğu; secdeler ise insanın en yüksek makamıdır.

Kalbini Allah’ın evi kıl; oradan dünyanın geçici sevdasını, masiyetin kirini, günahın ağırlığını sök at! Sonra yüksel; ama gururla değil, kullukla… Kibirle değil, tevazuyla… İsyanla değil, tam bir itaatle yüksel!

EY İNSAN!

Seni bu mukaddes çağrıya, bu ebedî kurtuluşa davet ediyorum. Biraz olsun aklını kullan, biraz olsun sızlayan kalbini dinle ve bir an olsun kendi ölümünü hatırla! Çünkü bu yolun sonu ya vuslat cennetidir ya da sonsuz bir pişmanlıktır.

NİYAZIMIZDIR:

Ey Rabbimiz! Bizleri bu dünya uykusundan merhametinle uyandır. Kalplerimizi tevhidin sönmez nuruyla dirilt. Bizleri namazıyla Mi‘râc’a çıkan, secdesinde vuslatı bulan kullarından eyle.

Bizi; gafletiyle yerin dibine çökenlerden değil, namazıyla semaya yükselenlerden kıl. Kalbi Sana bağlı, ruhu Sana sevdalı, yüzü Sana dönük kulların zümresine bizleri de ilhak eyle…

Hazırlayan MEHMET ERÇELİK