Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İstikamet Üzere Yaşamak

İsmail Sezkin

İSTİKAMET ÜZERE YAŞAMAK


Değerli Mü’minler!.. Geri dönüşü olmayan bir yoldayız… Bu hayatı sırat-ı müstakim üzere yaşamalıyız… Namazların her rekâtında Cenab-ı Hakk bizden Fatiha Suresi’ni okumamızı istiyor… Peygamberimiz de “Her kim ki, ‘Fatiha’t-ul Kitab’ı’ okumazsa onun namazı yoktur” buyuruyor…

Hernamazda biz Cenab-ı Hakk'tan bir şey istiyoruz…

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَ

““Bizleri sırat-ı müstakim üzere kıl” diyoruz… Sırat-ı müstakim demek; hedefimizin doğru olması demektir… Bu hayatta hedefini yanlış seçmişsen; gideceğin yer hem bu dünyada; hem de ahirette bedbahtlık olur… Cehenneme varan yol olur…”

Sırat-ı müstakim üzere olmak için; Önce hedefimizin doğru olması lazım… İkincisi; hedefe giden yolun doğru olması lazım… Üçüncüsü; o yolda doğru-dürüst yürümek lazım… Cenab-ı Hakk Mülk Suresi’nde,

اَفَمَنْ يَمْشٖى مُكِبًّا عَلٰى وَجْهِهٖ اَهْدٰى اَمَّنْ يَمْشٖى سَوِیًّا عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ

buyuruyor… “Yüzüstü sürünerek giden mi hedefe ulaşabilir, yoksa sırat-ı müstakim üzere, dosdoğru yolda düzgün bir şekilde yürüyen mi”(MÜLK;22) diyor…

Değerli Kardeşlerim!.. Cenab-ı Hakk Fatiha Suresi’nde insanlığı üç gruba ayırıyor… Biz, birinci grupta yer almak için;

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَ

““Bizleri dosdoğru yola ilet” diye dua ediyoruz…”

Birincisi;

صِرَاطَ الَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

““Allah'ın kendilerine nimet verdiği kimselerin yolu…” Burada “nimet verdiğin” derken kastedilen mal, mülk, şöhret değil… Doğru yolda yürüme nimeti verdiğin… İman ve istikamet nimeti verdiğin demek… İşte Hz.Adem’den kıyamete kadar her kim istikamet üzere yürüyorsa; işte biz de o yolda olmak istiyoruz… Bu birinci yol…”

Ama iki yol daha var ve biz o iki yoldan Cenab-ı Hakk'a sığınıyoruz…

غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ

Cenab-ı Hakk'ın öfkesini, kızgınlığını, gazabını kendi üzerine çekmiş olan kullardan eyleme bizi Allah'ım” diyoruz… Bunlar sırat-ı müstakimin ne olduğunu biliyorlar… Fakat o yolda gitmiyorlar… Bile bile başka yollarda gidiyorlar… Doğruyu bildiği halde, doğrudan sapanlar yani…

Bir grup daha var, ondan da Allah’a sığınıyoruz…

وَلَا الضَّالّٖينَ

““Allah'ım bizi dalalete düşen, sapkınlığa düşen, doğru yolun ne olduğunu bile bilmeyenlerden eyleme” diyoruz…”

Değerli Mü’minler!.. Bu mesele Allah katında o kadar önemli ki; Cenab-ı Hakk bize namazlarınızın her rekâtında benden bunu isteyin diyor Başka bir şeye gerek yok, sadece bunu isteseniz yeter diyor… Çünkü sizin istediğiniz her şey bu yolda var diyor…

Dolayısıyla; Cenab-ı Allah'ın Müslümanın hayatında en çok önemsediği konu… Bu

صِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَ

konusu… Bunun böyle olduğunu biz Kur'an-ı Kerim'deki iki ayetten biliyoruz…

اِنَّ الَّذٖينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا

““Rabbimiz Allah'tır deyip… Yani Allah'a iman eden, Allah’ın Rabliğine iman eden ve sonra da istikamet üzere olanlar var ya…”

فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

““İşte onlar için hiç bir korku yoktur… Onlar üzülmeyeceklerdir…”(AHKAF;13)”

اِنَّ الَّذٖينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا

“Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra da istikamet üzere olanlar var ya…”

تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰئِكَةُ

““Onların ölümleri esnasında, onları müjdelemek üzere, melekler akın akın onların yanlarına gelecek…”

اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا

“Sakın siz bundan sonraki yolculuğunuz için hiçbir korkuya kapılmayın… Geride bıraktıklarınız için hiç üzülmeyin…”

وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتٖى كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

“Size dünyadayken vaad edilen Cennetle sevinin diyecekler…(FUSSİLET;30) diyor…”

Sahabeden birisi bir gün Peygamberimize soruyor… “Ya Resulallah!.. Bana İslâm’la ilgili, hakkında başka kimseye soru sormama gerek kalmayacak bir şey söyle…

وَاَوْجِز اَوْصِنِى

Çok kısa ve net olsun… Bana aklımda tutabileceğim bir öğüt ver” diyor… Peygamberimiz de;

قُلْ آمَنْتُ بِاللَّهِ ثُمَّ اسْتَقِمْ

““Allah’a iman ettim de, sonra da istikamet üzere ol” buyuruyor… Bu sana yeter diyor…”

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamberimiz bir gün biraz solgun ve yorgun bir vaziyette ashabının karşısına çıkar… Sahabe Peygamberimizin bu halini görünce; “Ya Resulallah!.. Seni biraz yorgun görüyoruz” deyince; Peygamberimiz

هُودٌ صُورَةُ شَيَّبَتْنِى

Beni Hud Suresi ihtiyarlattı” buyuruyor ve şu ayeti okuyor…

فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا

Peygamberimizin beni ihtiyarlattı dediği surenin bu ayetinde Allah-u Teâlâ; “Sen, sana iman edenlerle birlikte dosdoğru olun… İstikamet üzere olun…

وَلَا تَطْغَوْا

Hak ve adalet ölçülerini aşmayın…” buyuruyor…(HUD;112) Demek ki istikamet çok önemli…

Değerli Mü’minler!.. Bizim hayatımızın hangi alanlarında istikameti sağlamamız gerekiyor… Bunun için altı tane madde var… İnsan bunlarda istikameti sağlayamazsa; o hayat onun için, ne bu dünya açısından, ne de ahiret açısından düzgün, huzurlu bir hayat olmaz…

Birinci madde; imanda istikamet… Burası gömleğin ilk düğmesi… Eğer bu düğmeyi doğru ilikleyemezsen, ilikleme baştan aşağı yanlış olur… İmanımız istikamet üzere olacak… Binanın temeli sağlam olacak… Temel sağlam değilse üst katları istediğin kadar lüks yap, ilk depremde yıkılır gider…

Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimiz dosdoğru ve istikamet üzere olan bir imanın nasıl olduğunu… Ve istikamet üzere olmayan, yamuk imanın nasıl olduğunu bize tarif ediyor… Geçmiş kavimlerden bize örnekler veriyor…

اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ

““Yoksa siz kitabın bir kısmına iman edip, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz” diyor…”

فَمَا جَزَاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْىٌ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا

““Bunu yapanların dünyadaki cezası rezillik, perişanlıktır”(BAKARA;85) diyor…”

İmanda istikamet üzere olmak için; imanda bir bölünme, bir pazarlık olmayacak… Ben şuna iman ederim, buna etmem olmayacak… Cenab-ı Hakk bizden neye iman etmemizi istemişse; o şekilde iman edeceğiz…

Değerli Kardeşlerim!.. Kur'an-ı Kerim'de gerçek müminlerin… İstikamet sahibi müminlerin özellikleri de sayılıyor… Bizde bu özellikler var mı diye kendimize bakacağız… Cenab-ı Hakk;

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذٖينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ

““Müminler öyle kimselerdir ki… İstikamet üzere olan mü’minlerin yanında Allah'tan söz edildiği zaman… Allah anıldığı zaman… Onların kalpleri titrer…””

Bu ayete göre bizim, acaba benim yanımda Allah'tan söz edildiğinde, iç dünyamda bir değişiklik oluyor mu diye kendimize bakmamız lazım Kendimizi muhasebe etmemiz lazım… Mesele bu…

وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ اٖيمَانًا

““Onlara Allah'ın ayetleri okununca imanları artar…”(Enfal;2) Bu da istikamet üzere olan müminlerin ikinci özelliği…”

Mesela şuan Allah'ın ayetlerini okuyoruz Bu ayetleri işittiğimizde, dinlediğimizde; inanç hayatımızda daha bir güçlenme oluyor mu acaba… İmanımızda bir kıpırdama oluyor mu acaba diye bakmamız lazım…

وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

““Ve Rablerine tevekkül ederler… Ona dayanır, Ona sığınırlar…” Demek ki, istikamet üzere olan imanda bunlar şartmış…”

Değerli Mü’minler!.. Peygamberimiz de bize istikamet üzere olan imanın nasıl olacağını öğretiyor…

لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ

““Sizden hiçbiri iman etmiş olmaz… İstikamet üzere dümdüz bir imana sahip olmuş olamaz… Şu söylediğimi yapmadıkça…”

حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ

“nasından-babasından, çoluk-çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevdiği kişi ben olmadığım sürece, o kişi istikamet üzere olamaz” diyor…”

Cenab-ı Allah'ı zaten seviyoruz… Ama insanlık içinde birinci sırada Peygamberimiz yoksa o iman istikamet üzere değil demektir… Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmiş demektir… Yine Peygamberimiz diyor ki;

لا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

““Sizden hiçbiri kendisi için sevdiği, istediği, arzu ettiği şeyi; mü’min kardeşi için de istemedikçe… Onun imanı istikamet üzere olmaz” diyor…”

Yani kendim için istediğimi, diğer mü’min kardeşlerim için de istemiyorsak; o zaman imanımız istikamet üzere değil demektir… Ve’l-hasılı; imanda bir yamukluk varsa, o zaman o hayat, baştan yanlış kurulmuş demektir…

Değerli Mü’minler!.. İkinci madde; ilimde istikamet olacak Bilgilerimizin Cenab-ı Hakk'ın ayetleriyle ve Peygamberimizin söyledikleriyle uyuşması lazım… Bildiklerimiz doğru mu acaba… Hakkı hak olarak biliyor muyuz, batılı batıl olarak biliyor muyuz acaba… Yoksa bizim bildiklerimizle Cenab-ı Hakk'ın ve Peygamberimizin söyledikleri arasında bir zıtlık var mı acaba… Eğer böyleyse, bizim bildiklerimiz, Allah’ın kelamı ile ve Peygamberin söyledikleri ve yaptıklarıyla uyuşmuyorsa; bu bilgiler istikamet üzere değil demektir…

Neyi bilirsek bilelim… Eğer bildiğini sandığı şeyler; Peygamberimizin Cenab-ı Hakk'tan bize haber verdikleriyle uyuşmuyorsa… Onun bilgisi istikamet üzere değildir… Ve o bilgi onu saptıracaktır… İnsanlık tarihi bilgisiyle sapanlarla dolu…

Bel’am’ı hatırlayın… Allah'ın dinini öğrenmiş, ilim ve irfan sahibi, duası müstecap, yanında Allah'ın ismi a'zamı bulunan ve fakat sonradan bilgisine güvenerek isyana düşmüş bir kişi Bel’am… Kur’an’da, A’raf Suresi’nde, onun gibi olmayalım diye, o kişiden bahseder Cenab-ı Allah…

Onun için; Peygamberimiz “Allah'ım fayda vermeyen ilimden sana sığınırım”

لاَ تَشْبَعُ وَمِنْ عِلْمٍ لاَ يَنْفَعُ أَعُوذُ بِكَ

diye dua edermiş… Çünkü bilginin zarar vereni de vardır… Öyleyse bilgilerimiz istikamet üzere olacak… Yanlış şeyleri bilerek doğru iş yapamayız… Eğri ağacın gölgesi düzgün olmaz…

Değerli Mü’minler!.. Üçüncü olarak; istikameti sağlamamız gereken şey, duygularımız… İnsan dediğimiz varlık; sadece aklı olan, düşünen bir varlık değil… Aynı zamanda sevmek, nefret etmek, kızmak, hoşnut olmak gibi; insanı yönlendiren duygular var… Cenab-ı Hakk'ın bir imtihan olmak üzere, doğuştan her insana verdiği duygular bunlar…

Mesela insan korkan bir varlık… Çeşitli şeylerden korkar… Bunu engelleyemezsin… İnsanın içinden çekip alamazsın… İnsan seven bir varlık… Parayı sever, eşini sever, çocuğunu sever… Benim istikameti yakalayabilmem için; duygularımı, sevgimi, nefretimi, korkumu, ümidimi vs. gibi duygularımı Cenab-ı Hakk'ın gösterdiği istikamette ayarlamam lazım…

Mesela sevgide istikameti ayarlayamazsak o sevgi bizi uçuruma götürür… Allah’ın düşmanlarını sever hale geliriz… Allah’ın sevme dediklerini seven bir mü’min; sevgide istikameti ayarlayamamış demektir… Sevgiyi yanlış yerde kullanıyor, nefret etmesi gereken, buğz etmesi gereken yerde nefreti kullanamıyor demektir…

Bakın Kur'an-ı Kerim bize sevgide istikameti ayarlayamamanın bizi nereye götürebileceğinden bahsediyor…

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّٰهِ

““Bazı insanlar Allah dışında varlıkları, Allah gibi seviyorlar” diyor…(BAKARA;165)”

Ve’l-hasılı; istikameti yitirdiğin zaman en çok sevmeniz gereken varlık Allah olması gerekirken, Allah’ın yerine başka sevgiler geçmeye başlar… Mesela; hepimiz anne-babamızı severiz… Onları sevmemizi bize Cenab-ı Hakk emrediyor…

وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا

““Allah sadece kendisine kulluk etmenizi emretti… Anne-babaya da iyi davranmanızı, sevmenizi, saygı göstermenizi emretti” diyor…(İSRA;23) Allah'a kulluktan hemen sonra ikinci sırada onu zikrediyor… Bir sahabe Peygamberimize soruyor…”

يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَنْ أَحَقُّ بِحُسْنِ ؟صَحَابَتِى

““En çok iyilik yapmama layık olan kimdir?.. En çok kimi sevmem lazım?..””

أُمُّكَ

““Annendir…””

ثُمَّ مَنْ ؟

““Sonra kimdir?..” Yine”

أُمُّكَ

““Annendir…””

ثُمَّ مَنْ ؟

““Sonra kimdir?..” Yine”

أُمُّكَ

““Annendir…” Dördüncü defa”

ثُمَّ مَنْ ؟

““Sonra kimdir” deyince”

ثُمَّ أَبُوكَ

““Sonra babandır” diyor…”

Peygamberimiz burada sevgide bir istikamet belirlemiş… Ama eğer anne-baba sevgisiyle Allah sevgisi karşı karşıya gelirse… Mesela annen-baban senden dinen haram olan, şirk olan, günah olan bir şeyi yapmanı istiyorsa… İşte o zaman Allah sevgisine öncelik vereceksin… Çünkü ayet var…

وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰى اَنْ تُشْرِكَ بٖى مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا

““Eğer annen-baban bilgi sahibi olmadığın bir konuda seni, bana şirk koşmaya, günah işlemeye zorlarsa, günah olan bir şey yapmanı istiyorsa, onlara itaat etme…””

Fakat buna rağmen;

وَصَاحِبْهُمَا فِى الدُّنْيَا مَعْرُوفًا

““Onlarla iyi geçin ”(LOKMAN;14)”

Sahabeden Sa’d bin EbiVakkas iman edip Müslüman olduğunda daha 17-18 yaşlarında bir gençti… Annesi benim çocuğum nasıl Muhammed'in peşinden gider diye bunu hazmedemedi… Ve Sa’d’a “Eğer Onun yanında olmaya devam edersen… Ona inanmaya devam edersen Ben de bundan sonra yemek yemeyeceğim… Açlıktan öleceğim” der… Sa’d da annesine der ki; “Vallahi anne, bilirsin ki seni canımdan çok severim… Ama senin yüz tane canın olsa, her gün bir tanesini açlıktan verecek olsan, ben yine ona iman etmekten geri durmam… Gayri sen düşün” der… Çünkü Sa’d; sevgide istikameti yakalamıştı… Allah sevgisiyle ve imanla, anne sevgisi karşılaştığı zaman neyi üstün tutacağını bilmişti…

Hayatımızda hep bir şeylerden korkarız mesela… Korkularımızla da imtihan oluyoruz…

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ مِنَ الْخَوْفِ

““And olsun ki, biz sizi korkularınızla da imtihan edeceğiz” diyor Cenab-ı Hakk…(BAKARA;155; Ama burada ilk sıraya hangi korkuyu koyacağız, mesele bu… Eğer en çok korktuğumuz şey Cenab-ı Hakk ile aramızın bozulmasına sebep olarak, onun azabını-gazabını üzerimize çekmeye vesileyse; korku duygusunda da istikameti yitirmişiz demektir…”

Allah-u Teâlâ

فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ

““Eğer gerçekten müminseniz; öncelikle benden korkun” diyor…(AL-İ İMRAN;155) Dolayısıyla bizim istikameti bulabilmemiz için, duygularımızda da istikameti bulmamız gerekiyor…”

Değerli Mü’minler!.. Altı madde demiştik… Bir; imanımızda, iki; ilmimizde, üç; duygularımızda istikameti bulacağız dedik…

Şimdi dördüncü madde… Dördüncüsü değer yargıları… Biz sürekli insanları ya da olayları değerlendiririz… Şu iyi adam, bu kötü birisi diye… Fakat neye göre iyi, neye göre kötü…

Mesela sen; sana yardım ettiği için… Seninle arası iyi olduğu için mi iyi diyorsun… Hangi kriteri kullandın… Hangi cetvelle ölçtün bunun iyi, bunun kötü olduğunu… Eğer biz bunun için; nefsimizin bize verdiği ölçüleri kullanıyorsak, yanlış ölçümler yaparız… Elimizdeki metrenin üzerindeki işaretler yanlışsa, ne kadar dikkatli ölçüm yaparsan yap, sonuç yine yanlış çıkar… Çünkü metrenin işaretleri yanlış…

Dolayısıyla Peygamberimiz bize yepyeni ölçekler verdi… Mesela bir gün “Zengin kime denir” diye sordu sahabeye… Sahabe-i Kiram; “Malı-mülkü, serveti olana zengin denir” dedi… Peygamberimiz “Hayır” diyor… “Zenginlik dediğin şey mal çokluğuyla olmaz… Asıl zenginlik insanın gönlünün zengin olmasıdır” buyuruyor… Bu şekilde Peygamberimiz insanların kafasındaki cetveli attı, yeni bir cetvel verdi onlara…

Mesela yine bir gün; “Size göre güçlü, kuvvetli, kahraman kime denir” diye sordu… Sahabe-i Kiram “Savaşta, mücadelede karşısındakini yenen… Onun sırtını yere getiren” dediler… Peygamberimiz “Hayır… Asıl kuvvetli kimse öfkelendiğinde kendisine hâkim olabilen… Kendisini kontrol eden adamdır” buyurdu… Eğer öfke anında sen kendini kontrol edebiliyorsan, işte asıl güçlü olan sensin

Peygamberimiz yine bir gün; “İflas etmiş kişi kime denir” diye sordu… Sahabe-i kiram “Bir işe para yatırmış… Servet koymuş… Ama zarar etmiş… Elindeki de gitmiş kişidir” demişler… Peygamberimiz sahabenin bu cevabına da; “Hayır… Asıl iflas etmiş kişi; dünyada birtakım iyilikler yapmış… İbadetler yapmış… Ama kul hakkı yemiş… Ona sövmüş, bunu dövmüş, şunun parasını vermemiş… Sonra mahşer meydanında o hak sahipleri gelip, davacı oluyorlar… Ve bu kişi yaptığı iyiliklerin, namazının, orucunun bütün sevabını bunlara veriyor… Sevapları bitiyor… Ama hâlâ hakkını alamayan hak sahipleri var… Bu sefer onların günahlarından alıyor… Mahşer meydanına dağ kadar sevapla gelmiş… Ama bunların tamamını tüketmiş… Başkalarının işlediği dağlar kadar günahla cehennemlik olmuş… İşte asıl iflas odur” diyor…

İşte Allah'ın ve Peygamberimizin verdiği ölçüleri; istikamet üzere kullandığımızda, kime ne kadar değer verilmesi gerekiyor… O zaman hepsi yerini bulacak… İşte bu konuda da istikameti bulmamız gerekiyor…

Değerli Mü’minler!.. İstikameti bulmamız gereken beşinci nokta niyetlerimiz ve hayallerimiz…

Şeytan insana günah işleteceği zaman; ona önce hayal dünyasından yaklaşır… Hz.Adem’le Havva'ya Cennette yasak ağacın meyvesinden yedirmek istediğinde de; İblis ilk önce onlara hayal kurdurdu… Onlara;

هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى

““Ben size ebedilik ağacını ve bitip tükenmek bilmeyen bir mülkün yolunu göstereyim mi” dedi…(TAHA;120) Önce insana, iç dünyasında günahı süsler… İnsan hayal etmeye başlar… Sonra günaha dalar…”

Demek ki; bizim hayallerimizde de istikamet olacak… Cenab-ı Hakk'ın rızasına uygun şeyleri hayal edeceğiz… Eğer hayallerin istikamet üzere olursa; onu yapamasan bile Cenab-ı Hakk yapmış gibi sevap veriyor… Mesela Peygamberimiz; “Bir kimse gerçekten canı gönülden şehitliği hayal etse ve ona niyet etse… Eğer samimi ise; kendi rahat döşeğinde ölse bile, Cenab-ı Hakk ona o makamı verecek” diyor… Demek ki; mü’min insan hayalini de istikamet üzere kılacak…

Ve son madde Değerli Kardeşlerim!.. İstikamet üzere olabilmek için; inancımız düzgün olacak… Bilgilerimiz düzgün olacak… Değer yargılarımız düzgün olacak… Niyetlerimiz ve hayallerimiz düzgün olacak… Duygularımız düzgün olacak… Bir de işimiz gücümüz düzgün olacak…

Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de altmıştan fazla yerde imanı ne zaman zikretse, yanında salih amelden bahsediyor…

اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ

““İman eden ve salih amel işleyen” diyor… Bir adamın inandım dediği şeyle, yaşantısı bir birine uymuyorsa, o adamın ameli salih değil demektir… İnancıyla yaşantısı birbirine uyuyorsa, o adamın amelleri salih ameldir… Bunun için bir iş yaparken, önce Allah rızasını hedeflememiz lazım… Allah rızasıyla yaptığın sıradan bir iş bile ibadete dönüşür… Hele de bir ibadeti yaparken niyetimiz salih ve sağlam değilse; Cenab-ı Hakk o zaman”

فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّٖينَ

““Yazıklar olsun o namaz kılanlara” diyor…”

Onun için, önce niyetimiz Allah rızası olacak… Sonra, Kur’an nasıl emrediyorsa, Peygamberimiz nasıl gösterdiyse o şekilde olacak… Ve son olarak, ameli yaptıktan sonra onu batıl kılacak, geçersiz kılacak bir şeyi yapmaktan uzak durmak…

لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى

““Başa kakarak sadaka vereceksen bunu yapma”(BAKARA;264) diyor Allah-u Teala…”

قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا اَذًى

““Senin güzel bir söz söylemen, tatlı bir dille konuşman başa kakarak sadaka vermenden daha iyidir”(BAKARA;263) diyor”

Değerli Kardeşlerim!.. Bir mü’minin hayatında en önemli kavram imandan sonra istikamettir… Eğer bu kavram önemli olmasaydı Cenab-ı Hakk Fatiha Suresi’ni her namazda okumamızı ve

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَ

““Ya Rabbi!.. Bizi dosdoğru yol olan sırat-ı müstakim üzere, istikamet üzere bulunan yolda eyle” diye dua etmemizi istemezdi…”

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

““Erkek olsun, kadın olsun, eğer her kim iman edip salih amel işlerse, istikamet üzere olursa; biz ona güzel bir hayat yaşatacağız… Ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz” diyor…”

Cenab-ı Hakk bizleri istikamet üzere olan kullarından eylesin…

Bizleri kendilerine nimet verilen istikamet nimeti verilen kullarından eylesin…

Onun rızasına uygun ameller işleyip rızasını, cenneti ve cemalullahı bulan kullarından eylesin…