İTİKAF MUHASEBE VE TEFEKKÜR VAKTİ
Değerli Mü’minler!.. Ramazan ayının ihya edilmesinin en önemli yollarından bir tanesi de; bu ayın tefekkür ve muhasebe zamanı olmasıdır… Kur’an-ı Kerim'de Cenab-ı Mevla çok yerde akletmekten bahseder… Tefekkür etmemiz gerektiğini söyler… Peygamberimiz “Tefekkür gibi bir ibadet yoktur” diyor… Tefekkür demek; insanın hayatını gözden geçirmesidir… Hayatın gayesini düşünmesidir… Davranışlarının muhasebesini yapmasıdır…
اِنَّ فٖى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ
““Yer ve göklerin yaratılışında…”
وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ
“Gece ve gündüzün ard arda gelişinde…”
لَاٰيَاتٍ لِاُولِى الْاَلْبَابِ
“Akıl sahipleri için, düşünenler için, aklını kullananlar için hikmetler vardır… İbretler, hakikatler, mesajlar vardır…(AL-İ İMRAN;190)”
اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ
““Deveye bakmaz mısınız, nasıl yaratıldı?..”(GAŞİYE;12) dediği gibi, dikkatimizi varlık âlemine çeken çok ayet-i kerime var…”
Bu ayet-i kerimelerin bize iki büyük mesajı var… Birincisi; kâinatta var olan her şey, Cenab-ı Allah tarafından en güzel şekilde yaratılmış… Hikmetle ve ibretle baktığımızda kâinatta gördüğümüz her şey bize Cenab-ı Allah'ın varlığını hatırlatır… Kâinatın sahibini gösterir…
İşte; bu ayetler bize; iyi bakın diyor… Geceyi ve gündüzü tefekkür edin diyor… Yeri ve göğü düşünün, tefekkür edin diyor… Bu ayetler bize bir de kâinattaki her şeyin bir vazifesi olduğunu söylüyor…
وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ
“Kâinatta her şeyin bir vazifesi var… Geceye ve gündüze verilen bir görev var… Her nesne kendisine verilen vazifeyi yapıyor…(DUHAN;38)”
وَالشَّمْسُ تَجْرٖى لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ذٰلِكَ تَقْدٖيرُ الْعَزٖيزِ الْعَلٖيمِ
“Mesela bu ayette “Güneş, yörüngesinde görevinin gereği akıp gider”(YASİN;38) diyor Cenab-ı Allah…”
Yeryüzündeki her şeyin böyle bir vazifesi varsa… O halde bizim yeryüzündeki gayemizin ve görevimizin ne olduğunu tefekkür etmemiz lazım…
Hepimiz dünyaya geliyoruz… Belli bir süre yaşıyoruz… Dünya telaşıyla geçen bir hayatımız var… Ve beklemediğimiz bir zamanda son nefesimizi veriyor ve dünyaya veda ediyoruz… İnsanın düşünmesi gereken hakikat işte budur…
Gecenin bir görevi varsa… Baharın bir görevi varsa… Mevsimlerin bir vazifesi varsa… O halde insanın da bir görevi olması lazım
Değerli Kardeşlerim!.. Anlamı kaybeden insan ahlakı muhafaza edemez… İnsan yeryüzünde varoluş gayesini kaybettiği için, bu gün, bütün dünya bu felaketleri, zulümleri ve sıkıntıları yaşıyor… Onun için hemen özümüze dönmemiz gerekiyor… Cenab-ı Allah;
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
“İnsanoğlunun kendisine kulluk etmek için dünyaya gönderildiğini söylüyor…(ZARİYAT;56)”
Cenab-ı Allah'a kulluk etmek demek, hayatın tamamını bunun için yaşamak demektir… Yeryüzünde Allah'ın istediği şekilde adaletle, merhametle, şefkat ve muhabbetle yaşamak demektir… Yeryüzünde iyiliğin egemen olması için çalışmak demektir… Yeryüzünün imar ve ıslahı için gayret etmek demektir…
Ama bunun için insan önce kendinden başlayacak… Önce kendini imar edecek… Kendini imar edemeyen yeryüzünü imar edemez… İşte bu zamanlar kendimizi gözden geçirmemiz gereken zamanlar…
Değerli Mü’minler!.. Oruç tutmak sadece imsaktan iftara kadar, yemeden içmeden ve belli davranışlardan uzak kalmak değildir… Bunlar orucun şekli boyutu… Bunun ardında aslında büyük bir mana var…
İşte o mana kendini kötülüklerden uzak tutmak… Kendini hasetten, nifaktan, kötü düşüncelerden uzak tutmak… Yani oruç tutmak aslında kendini iman üzere, muhabbet üzere, güzel ahlak üzere tutmaktır…
İşte, biraz önce Al-i İmran Suresi'nden okuduğum ayetin devamında Cenab-ı Allah;
“Yerin ve göğün yaratılışını tefekkür edenler… Âleme ibretle ve hikmetle bakanlar… Varlığın gayesini idrak eden feraset sahibi mü’minler… Aklıyla, kalbiyle iman eden mü’minler…
اَلَّذٖينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا
“Ayaktayken Allah'ı zikrederler…”
وَقُعُودًا
“Oturduklarında yine Allah'ı zikrederler…”
وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ
“Uzanmış yatarlarken onlar yine Allah'ı zikir halindedirler…”(AL-İ İMRAN;191) diyor…”
يَذْكُرُونَ اللّٰهَ
“Aynı zamanda hiç unutmamak demektir… İşte bu mana ile beraber düşündüğümüzde; Allah'a iman eden mü’minler Allah'ı hiç unutmazlar… Kulluk sözü verdikleri ve ibadet ettikleri Allah'ın her an kendileriyle beraber olduğunu hiç unutmazlar… Hiçbir zaman iman etmiş olduklarını unutmazlar…”
Değerli Kardeşlerim!.. Ramazan ayında daha çok ibadet ediyoruz… Daha çok namaz kılıyoruz… Daha çok Kur'an okuyoruz… Tefekkür ediyoruz… Ama hepimiz Ramazan ayları dışında yaptıklarımızın ve ya yapmadıklarımızın da hesabını vereceğiz… İşte ayet-i kerime bize bunlardan bahsediyor…
Şuanda camideyiz ve Allah’ın huzurundayız… Biraz sonra camiden çıkıp evlerimize gittiğimizde… Yarın işimizin-gücümüzün başına geçtiğimizdenyine Allah'ın huzurunda olacağız… Yaşadığımız her anın ve her yerin hesabını vereceğiz Cenab-ı Allah’a… İşte ayet-i kerime bize bunu hatırlatıyor…
Ayet-i kerime “Ey Müslümanlar!.. Camide, Allah'ın huzurunda iman bilinciyle nasıl yaşıyorsanız… Camiden çıktığınızda da, işinizin başında da, evinizde de aynı bilinçle, aynı şuurla yaşamalısınız” diyor bize…
Çünkü ayet-i kerime
وَيَتَفَكَّرُونَ
““Tefekkür ederler” diyor…”
فٖى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ
““Yerin ve göklerin yaratılışı üzerine tefekkür ederler” diyor…”
رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًا
““Onlar insanın yaratılışının gelişigüzel olmadığının… Kainattaki hiçbir şeyin anlamsız olmadığının… Evrendeki her şeyin varlığının bir hikmeti olduğunun… Her şeyin tayin edilmiş bir vazifesinin olduğunun farkındadır” diyor…”
İşte; bunu idrak etmemiz lazım… Daha da önemlisi kendi vazifemizi idrak etmemiz lazım Şu dünyada herkes neyin peşinde koştuğunun muhasebesini yapmak zorunda… Hepimiz bu mübarek günlerde işte bunu tefekkür etmeliyiz…
Bizi diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliğimiz akıl sahibi bir varlık olmamız… Aklın görevi tefekkür etmektir… Aklı başında herkes Kur'an-ı Kerim'in ışığında tefekkür etmesi lazım… Nasıl gözün görebilmesi için ışığa ihtiyaç varsa, aklın hakikati bulabilmesi için de vahye ihtiyacı var… Hepimiz aklımızı Kur’an’a göre kullanmak zorundayız…
Değerli Kardeşlerim!.. Bu tefekkür ve muhasebe Peygamberimizin hayatında Ramazan’a özel bir ibadete dönüşmüş… O ibadetin adı itikâf…
Peygamberimizin Ramazan'ın son on gününde yaptığı bir ibadet… Hz.Aişe “Ramazanın son on günü geldiğinde Peygamber itikâfa çekilirdi… Vefat edinceye kadar buna devam etti… İlk zamanlar Ramazan'ın ilk on günü, sonra ortasındaki on gün, daha sonra vefatına kadar Ramazan'ın son on gününde Mescid-i Nebi’nin bir köşesine çekilirdi… Mescid-i Nebi’nin içinde Ravza-i Mutahhara’daki bir sütunun dibine çekilir… Tefekkür ederdi… İbadet ederdi… Rabbine yönelirdi” diyor…
Dikkat edin; geçmiş ve gelecek günahları bağışlanan bir peygamberden bahsediyoruz… O Peygamberin, Ramazan'ın son on gününde kendini tamamen ibadete vererek itikâf ibadetini yaptığını söylüyor Hz.Aişe…
Hayatımızı gözden geçirmek, davranışlarımızı tartmak, ibadet hayatımızı muhasebe etmek, Allah'a hesap vereceğimiz her an’ı ve her alanı gözden geçirmek… İtikaf budur…
Hepimiz kendi kendimizi gözden geçirmeliyiz… Tefekkür etmeliyiz… Kalbimizde neyin olduğunu gözden geçirmeliyiz… İmanın, muhabbetin, hakikatin, güzelliğin egemen olduğu bir kalp ile Allah'ın huzuruna varabilmek için; bunun muhasebesini yapmalıyız… Rabbimizle iletişimimizi, ilişkimizi gözden geçirmeliyiz…
Hesap gününde mahcup olmamak için; hayatımızın muhasebesini yapmamız lazım… Aile hayatımızı muhasebe etmemiz lazım… Toplumla, komşularımızla, insanlarla ilişkimizin muhasebesini yapmamız lazım… Peygamberimizin dediği gibi; acaba elinden ve dilinden emin olunan kimseler miyiz, değil miyiz?.. Bunun muhasebesini yapmamız lazım… Ahlakımızı ele almamız lazım… Davranışlarımızı muhasebe etmemiz lazım… Kısaca Peygamberimizin dediği gibi; hesap günü gelmeden kendimizi hesaba çekmemiz lazım…
İşte Ramazan ayı bunun için geliyor her sene… Kaybolan değerlerimizi hatırlatmak için… Örselenen duygularımızı tamir etmek için… Uzaklaştığımız güzellikleri hayatın merkezine getirmek için…
