Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Kadir Gecesi ve Vahyin Doğuşu

İsmail Sezkin

KADİR GECESİ


إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ

لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ

فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ عَلَيْهَاالنَّاسَ

لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

Değerli Kardeşlerim!.. İnsan hayatında önemli vesileler vardır… Zaten hayatı anlamlı kılan da… Bu vesileler ile buluşma azmimiz… Kararlılığımız… Ve onlarla hemhâl olma iştiyakımızdır… O zaman dilimlerinden bir tanesi de… Hiç şüphesiz Kur’an’da kendisine referans verilen… Bu akşam idrak edeceğimiz Kadir Gecesidir…

Nedir Kadir Gecesi?.. Bundan 14 asır önce… Peygamber Efendimiz (SAV).. Mekke’nin sıkıcı, bunaltıcı ortamından kendisini sıyırarak… Bir arayış ruhuyla, arayış manasına gelen… Hira Mağarasına doğru zaman zaman çıkıyordu… Aslında Araplarda bu bir gelenekti… Böyle kısmi uzlet diyebileceğimiz… Arayışlar ve kendisi ile baş başa kalma zamanları vardı…

Mekke denilince insanların aklına hep müşrikler gelir… Evet, müşrikler büyük bir çoğunluk ile topluma hâkim idiler… Ama herkes müşrik değildi… İçlerinde az sayıda da olsa Hanifler ve Muvahhidler vardı… İşte bunlardan bir tanesi de Peygamberimizdi…

Toplumun genel gidişatı çok bozuktu… Tefeciliğin her türlüsünü… Haramın en şiddetli türlerini… O toplumda insanlar yaşıyorlardı… Ama Peygamberimiz bir ilahi program çerçevesinde… Her hangi bir bilgilenmeye tabi tutulmadığı için… Yani Peygamber olmadan önce… Toplumun o kötü gidişatına dair bir reçete sunamıyordu… Bilmiyordu çünkü… Neler söyleyeceğini bilmiyordu… Şura Suresi’nin 52. ayeti O’nun tam da bu yönünü bize öğretir…(ŞURA;52)

وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِّنْ أَمْرِنَا

مَا كُنتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْإِيمَانُ

““Böylece sana katımızdan bir ruh vahyettik…””

Değerli Kardeşlerim!.. Cesede göre ruh neyi ifade ediyorsa… Hayata göre de Kur’an işte onu ifade eder… Peygamber Efendimiz o ruhla buluşturulduğunda… Cenab-ı Hakk onun için buyuruyor ki…(ŞURA;52)

مَا كُنتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْإِيمَانُ

“Sen kitap anlamında yazılı bir sistemi bilmediğin gibi… Kurulu bir din anlamında bir iman müessesesine de elbette sahip değildin… Bilmiyordun…”

Evet; tabi ki bilmiyordu… O kadar bilmiyordu ki… Kasas Suresi’nde Cenab-ı Allah O’nun bu halini anlatmak üzere… Surenin 86. ayetinde şöyle bir ifadeye yer veriyor…(KASAS;86)

وَمَا كُنتَ تَرْجُو أَن يُلْقَى إِلَيْكَ الْكِتَابُ

““Sen bu kitabın sana vahyedileceğini hiç ummuyor… Hiç beklemiyordun…””

Bilmiyordu Peygamberimiz böyle bir şeyi… Ama işte miladi 610 yılının Ramazan ayının içerisinde… Kadir Gecesi o büyük arayış cevabını bulmaya başladı… Geldi Cebrail (AS)… O’na mağaradayken okuması emrini iletti…(ALAK;1-5)

اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ

اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ

عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ

Muhterem Mü’minler!.. Bilinen haliyle ilk indirilen beş ayet bu… Ne dedi… Ne deniyordu ona…

اقْرَأْ

emri Peygamberimize iletildi

اقْرَأْ

““Oku” demektir… Ama biz kıraate de”

اقْرَأْ

““okumak” dedik… Tilavete de”

اقْرَأْ

okumak” dedik… Tertile de

اقْرَأْ

okumak” dedik… Evet ilk emir

اقْرَأْ

İlk emir

اقْرَأْ

ise… Bunun ne manaya geldiğini düşünmek zorundayız…

اقْرَأْ

““oku” demeyle olmuyor bu iş… Daha henüz okunacak metin yok… Takip edilecek bir yazı yok… Daha önce ezberlenmiş bir vahiy de yok…”

Buna ne okumak denir… Ne tekrarlamak denir… Ne de aktarmak denir… Bu

اقْرَأْ

başka bir şey…

اقْرَأْ

“Yaratanın yarattığına bakarak… Yaratanı bulma anlamında… Aklın… Zihnin… Beynin faaliyete geçmesi anlamında bir entelektüel araştırma biçimidir… Aklını devreye sokacak… Zihnini devreye sokacak… Yaratılanlara bakacak… Yaratanı bulacak… İşte böyle bir okumadan söz ediyoruz…”

Peygamber Efendimiz’in ümmi oluşuyla ilgili sunumlarda… Öne çıkartılan mana her ne kadar O’nun okuma-yazma bilmediği ile ilişkili sunuluyorsa da… Aslında bu hakikatin karşılığı değildir…

Evet; Peygamberimiz okuma-yazma bilmiyordu… Ama Peygamberimizin ümmi oluşu Mekke’li oluşu demektir O’nun ümmi oluşu Tevrat’ı bilmeyişi demektir… O’nun ümmi oluşu anasından doğduğu gibi saf-tertemiz biri olması demektir… Ümmi demek… Günaha, kire, pasa bulaşmamak demektir… İşte o arı-duru haliyle artık O’nun Kur’an’a yapışması emri Peygamberimize iletilmiş oldu… Hem Al-i İmran Suresi 102. ayette… Hem Zuhruf Suresi 43. ayette… Allah’a, zikre, Kur’an’a sımsıkı yapışmak gibi bir emir artık Peygamberimizi bekliyordu… Emri alınca Allah Onu Hira Mağarasında dinlenmeye terk etmedi… Emri alan Hz. Muhammed Hira’dan Mekke’ye doğru yola çıkartıldı… Yani dağdan şehre inmesi ondan istendi… Aradığı sorular yavaş yavaş cevap bulmaya başlamıştı…

İşte onun için Değerli Kardeşlerim!.. İnşirah Suresi’nin bu ilk ayeti Peygamberimizin misyonunu… Ve vahyin Peygamberimizle buluşturulmasını en iyi anlatan ayetlerden biridir…(İNŞİRAH;1-3)

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ

““Biz senin için önce ve özellikle yüreğini açıp ferahlatmadık mı?..””

وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ

““Belini çatırdatan o ağır yükü senden biz kaldırmıştık…””

İşte o yükü kaldıran güç İlahi Güç idi… Kaldırılan yük ise… Peygamberimizin Mekke’nin o sıkıntılı ortamından duyduğu manevi bunalımlar idi… İşte Peygamberimizin vahiyle buluşturulduğu geceye Kadir Gecesi diyoruz…

İşte Değerli Kardeşlerim!.. Bu akşam idrak edeceğimiz gece… O gecenin sene-i devriyesi olarak yaşanıyor… Öyle kutlanıyor… Biz de o kapıyı aralamak… O kapıyı zorlamak üzere… Oradan istifade edecek bir anlayış meydana getirebilme gayreti içerisindeyiz…

Ama şunu asla hiç kimse aklından çıkartmasın… Kadir Gecesi aslında tek bir geceydi… Yani bu vahyin indirilmeye başlandığı o ilk gece idi Kadir Gecesi… Yani miladi 610 yılında yaşanan vahyin ilk ayetlerinin alındığı geceydi o Kadir Gecesi… Şimdi biz onun yıl dönümlerini kutluyoruz…

Ancak; bir tarihi vakayı… Bir hatırayı yâd etmekten öte geçmeyecek anlayışları terk ederek… Kadir ânını… Kadir algısını… Tarihin 1400 sene öncesinden almak… Ve onu bu güne taşımak üzere bir Kadir algısı ortaya koymak zorundayız… O geceyi Kadir Gecesi yapan sebep… O gecede vahyin indirilmeye başlanmasıdır…

İçinde vahyin yer almadığı gecenin diğer gecelerden hiçbir farkı yoktur… Öyleyse bu gecenizin Kadir olması için… O gece insanlıkla buluşturulan bu ilahi hakikatleri yüreğinize yazmak üzere… Kendinizi vahye teslim etmek zorundasınız…

Kadir demek; kıymetini Allah’ın belirlediği değerlere sadakat göstermek demektir… Kadir Gecesi demek; cehalet karanlıklarını terk edip… Vahyin aydınlığı ile buluşacak aydınlanmayla hemhâl olmak demektir… Eğer bir sene-i devriyeyi yaşamaktan ibaret bırakırsanız.. Bunu bir şansa dönüştürürseniz… Acaba orda mı yakalarız… Burda mı yakalarız algısına mağlup ve mahkûm ederseniz… Kadir Gecesini anlamamış olursunuz…

Muhterem Cemaat!.. Kur’an indirilmiş… Hakikatler ortaya çıkmış… Şimdi Müslümanlardan bu hakikatlere kulak vermeleri isteniyor… Bir gece düşünün… Bin aydan hayırlı kılınmış… O geceyi bin aydan hayırlı kılan değerin vahiy olduğunu asla unutmayın… Sizin vahiyle buluştuğunuz her an Kadir ânınızdır… Sizin vahyi hayatınıza taşıdığınız her vesile Kadir vesilesidir…

Öyleyse; bir sene-i devriyeyi idrak etmekten öte… Kur’an’ı hayata taşımak ve Kur’an’a taşınmak gibi… Bir ödev ve sorumluluğumuzun bulunduğunu asla unutmamak durumundayız…

Kadir Gecesi, son vahyin insanlıkla buluşturulduğu gecedir… Ama Kadir Gecesi aynı zamanda insanlığın son Peygamberle buluşturulduğu gecedir… Öyleyse Kadir Gecesini anlamak aslında risaleti anlamaktır aynı zamanda… Peygamberliği anlamadan… Peygamber Efendimizin misyonunu anlamadan… Peygamberimizin Kur’an’la diyaloğunu kavramadan… Peygamberimizin hayatını Kur’an’a teslim eden duyarlılığını görmeden… Bütün bunları hayatımıza taşımadan… Din-i Mübin-i İslam’ı ve Peygamberimizi Kur’an’ın anlattığı gibi anlamadan… Şu dünyada bu anlayışla yaşamaya var olmadan… Kur’an’ı ve Peygamberi hayatının merkezine almadan… Hayatımızı Kur’an’la buluşturmadan… Ne Kadir anlaşılır… Ne risalet anlaşılır… Ne de vahiy anlaşılır…

Yeniden kendine gelmek ve hayata Kur’an’ın bak dediği yerden bakmak gibi… Bir duyarlılığın zamanı olursa Kadir Gecesi… Geriye çok şeyler bırakır… Öbür türlü bir takım ne zamandan beri uygulandığı pek bilinmeyen şekilde… İnsanları kolaycılığa… Hazırcılığa… Fedakârlıktan uzaklaşmaya… Elini taşın altına koymayıp taşla vedalaşmaya götüren bir takım algılar hakiki Kadir algılarının misafiri bile olamaz…

Değerli Mü’minler!.. Ümmet fedakârlığa odaklanmış bir değerdir… Ümmet insanların belli değerlerden beslendiği ve o değerleri hayatına hâkim kılmayı başardığı bir ideal insan topluluğuna denilir… Arzu ettiğimiz ümmet işte böyle bir şeydir…

Bu ümmeti böyle algılamadan… Sayı kalabalıklığını ve olabildiğince biriyle, öbürüyle atışmayı, yarışmayı meslek haline getirecek yaklaşımlar Kadir yaklaşımları olamaz… Sözlerimin başında okuduğum ayetlerden olan… Rûm Suresi’nin 30. ayetiyle ilişkilendirdiği mesele… Aslında bir ümmet şuurunun nereden darbe aldığını… Nereden yaralandığını göstermesi bakımından… Son derece çarpıcı bir ayettir…(RUM;30)

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا

“Yüzünü… Benliğini… Varlığını… Hayatını… Her şeyini… Allah’ı birleyici olarak dine çevir… Nasıl bir din…(RUM;30)”

فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا

Allah’ın insanları üzerinde yarattığı o fıtrat dinine… Yani ilahi programın yer aldığı o hakikat dinine yüzünü çevir… Yüzünü dine çevir ki… Yüzün olsun Allah’a çevirmek için… Yüzünü dine çevirmeyenlerin… Bir gün yüzünü çevirecekleri ilahi makam olduğunu unutmasınlar… Yüzünü hakikate çevirmeyenler… Allah’a bakacak yüz bulamayacaklarını unutmasınlar…

Muhterem Mü’minler!.. Bakınız… Kur’an’da Allah’ın rızasını kazanmaktan söz eden ayetlerde… Vechullâh diye bir tamlama kullanılır…(İNSAN;9)

إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللَّه

Diye geçer mesela İnsan Suresi’nde… Sizi doyuruyoruz… Sizinle ilgileniyoruz… Allah’ın yüzü için… Buradaki Allah’ın yüzü için demek… Allah’ın rızası için demektir…

Ancak; mademki vechullâh tabiri kullanılmıştır… Vechullâh için, başkalarıyla ilgilenmek demek… Yüzünü Allah’a çevirebilecek bir fedakarlığa sahip olmak demektir… Vechullâh Allah’a çevirecek bir yüzü olmak demektir…

Bu ümmetin Allah’a çevirecek bir yüzü olsun hassasiyetine… Bir sadakata… Bir fedakârlık ruhuna acilen ihtiyacı vardır… Biz insanları bu kürsülerden ne partimize… Ne mezhebimize… Ne tarikatımıza… Ne meşrebimize… Ne cemaatimize… Ne grubumuza… Ne şuraya ne buraya davet etmeyiz… Biz insanları Allah’a davet ederiz… Biz insanları fıtrata davet ederiz… Bize gel demeyiz… Kendine gel deriz… Kendine gelmek demek, fıtrata gelmek demektir…

Biz insanları fabrika ayarlarına geri dönmeye davet ederiz… Bozulan… Format atılan bilgisayarlar nasıl virüslerden temizlenir ise… Onlara nasıl antivirüs programları yüklenir…

Gelecek virüslere karşı koruma altına alması düşünülürse… Müslümanın da antivirüs programına ihtiyacı vardır ki… İşte o fıtrat dini olan İslam ve fıtrat kitabı olan Allah’ın kitabıdır… Allah’ın kitabıyla fıtratlanmaya… Formatlanmaya ihtiyacımız vardır… Bilgisayarlara kurduğunuz antivirüs programları gün gelir eskir… Zamanla yeni virüsleri tanımaz hale gelir eski virüs programları… Onun için programların güncellenmesi gerekir… Bilgisayar diliyle apdeyt yapmak lazım yani…

Müslümanın apdeyti ise Kur’an’la abdest almasıdır… Bizim apdeytimiz kitabımızdır… Kur’an’dır… Müslüman Kur’an’a yüzünü çevirecek… Kur’an’la her gün yeni bir duyarlılığı hayatının merkezine koyacak…

Eğer böyle olursa… Bir ve beraber olmanın derin huzurunu… Ancak o zaman yaşayacaklardır Müslümanlar… Ama bu ruhtan ayrılıp… Herkesin kendi başına buyruk olduğu… Bölük-pörçük bir görüntüyle… İslam dünyasının şu dayanılmaz, perişan görüntüsüyle… Karşı karşıya olmamızın asıl sebebi… İşte vahiyden yüz çevirmemiz olmuştur…

Muhterem Mü’minler!.. Bu gün istikamet bulmak isteyenler… Rotasını Kur’an’a çevirmek zorundadır… Peygamberî sünneti merak edenler de… Bu sünnetin Kur’an’la buluşmak olduğunu asla unutmamalıdır… Kur’an’a rağmen bölük-pörçük bir görüntü ortaya koyup… Müslümanların dünya üzerinde birinin öbürünün vagonu olmak durumunda kalmalarına sebep olanlar… Yeniden bir durum değerlendirmesi yaparak… Kur’an’la şereflenip… Onun ilahi ilkelerine sımsıkı yapışıp… Ama i’tisâm dediğimiz masumane bir saf duyguyla… Kendi egosunu Kur’an’a tasdik ettirmek için değil… Kur’an’ın dediğini dediğim diye kabul edebilecek… Yiğit bir dönüşe çok acil ihtiyacımız var bizim bu gün…

Siz bölünürseniz… Siz parçalanırsanız… Siz gereksiz tartışmalarla güç kaybederseniz… Siz dua yaparken ellerimi öyle mi kaldırayım… Böylemi kaldırayım… Öyle mi yapayım… Böyle mi yapayım derken… Sahura üçte mi kalkayım… Beşte mi kalkayım derken… Teravihi üç mü kılayım… Beş mi kılayım derken… Tesbihatı tesbihle mi yapayım… Elimle mi yapayım derken… Elin-âlemin adamı senin ellerini kesmenin planlarını yapıyor…

İşte Değerli Kardeşlerim!.. Onlara karşı dik duruş ortaya koyabilmek… Vahyin dediği gibi… Adam gibi adam olmaktan geçer… Fıtratına dönmek, fıtratınla buluşmaktan geçer… Kime sorarsanız herkes kendisini haklı görür… Aynen sözlerimin başında okuduğum Rum Suresi’nin ayetlerinde olduğu gibi…(RUM;31-32)

وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ

““Müşriklerden olmayın…””

مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا

“Bunlar ki; dinlerini paramparça etmiş… Kendileri bölük-pörçük ayrılmışlar…”

كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

“Üstelik her grup da sahip olduğu ile mutlu bir görüntü vermektedir…”

Bu gün kime sorsan ben haklıyım diyor… Ama onun haklı olup olmadığını gel Kur’an’a soralım deyince… Kur’an’ın hakemliğini kabul etmeyen adama zinhar güvenmeyeceksiniz… Kur’an’ın hakemliği hakikatin hakemliğidir… Onunla bu ümmet tevhidini yakalayacaktır… Onunla bu ümmet izzetine kavuşacaktır…(ZUHRUF;44)

إِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ

“Kur’an senin ve kavmin için bir onurdur… Bir haysiyettir… Bir şereftir…”

وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ

“Hepiniz Kur’an’dan sorgulanacak… Kur’an’dan hesaba çekileceksiniz…”

O halde Değerli Mü’minler!.. En büyük cihat en büyük değerlerin insanlara aktarıldığı cihattır… İşte onun adı Kur’an’ı anlatmaktır… Kur’an’ı anlatanlar, Kur’an’la cehdini buluşturanlar… İçtihadını, cehdini, cihadını Kur’an’ı anlatmak diye şekillendirenler… Hakikat anlamda mücahit ismini almaya hak kazananlardır…

Peygamberimizi Furkan Suresi 52. ayette inşa ederken Rabbimiz Ona bu emri vermiş… Ve O da bu emri sadakatle uygulayarak…

Mekke’de toplumun tohumlarını atmış… Yesrip denen Medine’ye vahyin ışıklarıyla dönebilmeyi başarmıştır… Vahiy; o şehri Ümmül Kurâ yapan… Yesrip’i Medine yapan… Medeniyet dönüşümü meydana getiren… Dinin ve hukukun uygulandığı… Karanlıkların terk edilip aydınlıkların buluşturulduğu… Muhteşem bir ilahi prensipler bütünüdür…

Bu kitap sadece 610-632 yılları arasındaki… Mekke ve Medine’sinin fotoğrafını çekmek için gönderilmiş değildir… Bu kitap mademki bir dönüşüm sağlamıştır… O dönüşüm bu kitabın bir sıfatıdır… Kim bu kitaba sadakatle sarılırsa… Bu kitap onun izzeti ile yüceltecek…

Ve Allah-u Teâlâ’nın garantili ifadesi ile… Kendisini değiştirenleri Allah da… Hakikat anlamında… İstikamet anlamında değiştirecek ve onu sırat-ı müstakîm denen yolun yolcusu yapacaktır…

Muhterem Kardeşlerim!.. Size bir davet ve o davetin doğru anlaşılmasıyla ilgili bir dua cümlesi ile konuşmamı bitireceğim… Yunus Suresi’nin 25. ayeti… Bakın ne buyuruyor Allah-u Teâlâ (YUNUS;25)

وَاللّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ

Allah herkesi… Hepinizi… Dâr-i selama davet ediyor… Allah sizi çağırıyor… Barış yurduna… Esenlik yurduna… Selam yurduna… Selamet yurduna… İslam’a… Kur’an’a davet ediyor sizi…

وَيَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

“İsteyen herkesi o müstakîm yola ulaştırıyor… Onlara hidayet ediyor…”

Gelin Değerli Mü’minler!.. Şu mübarek günün ve gecenin hatırına… Müstekîm yol denen… Hakikat yolunun yolcuları olma noktasında… Rabbimizin davetine icabet edelim… Hayatımızın her ânını Kur’an’la buluşturmanın izzetini, onurunu, şerefini yaşayarak… Dünyanın dört bir yanında yaşanan… İnsan katliamı diyebileceğimiz faaliyetlerin artık yaşanmaması için… Diri ve dik bir ümmet olabilmenin izzetini ve onurunu üzerimizde taşıyalım…

Müslüman olan ve mazlum olan herkese… Hatta sadece Müslüman olanlara değil… Mazlum olan herkese… Mazlumun dini, milliyeti ve cinsiyeti sorulmaz… Mazlumun yanında olmak Müslüman izzetinin olmazsa olmazıdır… Zulüm bizden geliyorsa eğer… Ben bizden değilim deme cür’etini ortaya koymayı gerektirir… Onun için sizinle dâr’üs-selâm yurduna çıkmak… Ve Kur’an’ın Müslümanı olma noktasında… Peygamberî sünneti hakikaten hayatımıza hakim kılma noktasında… Azim ve kararlılıkla hareket etme davetimizi yineliyor… Cumanızın ve Kadir Gecenizin hayırlara vesile olmasını Rabbimizden niyaz ediyorum… Hepinizden Allah razı olsun diyorum…