Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Kalbin Kör Olması: Basiret Körlüğü

İsmail Sezkin

KALBİN KÖR OLMASI


Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de Ra’d Suresi’nde;

اَفَمَنْ يَعْلَمُ اَنَّمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ اَعْمٰى

““Muhammedim!.. Rabbinden sana indirilen ayetlerin hak ve gerçek olduğunu, benzersiz olduğunu, Allah kelamı olduğunu, hayat nizamı olduğunu, müminler için manevi anayasa olduğunu, düstur olduğunu, dünyanın ve ahiretin kurtuluş vesilesi olduğunu bilenle; kör olan, yani bilmeyen hiç bir olur mu?”(RA’D;19) buyuruyor…”

كَمَنْ هُوَ اَعْمٰى

“özlerin kör olmasının, bu gözlerin görmemesinin o kadar mühim olmadığını… Asıl kalpteki ve gönüldeki körlüğün mühim olduğuna işaret ediyor ve ifade ediyor Cenab-ı Hakk…”

Asıl körlük kalp körlüğüdür… Münafıktır adam, kalbi kördür… Hakikati görmüyordur… Gerçekleri ters yüz ediyordur… Ya da inâdî bir küfrün içerisindedir… Göz göre göre inat ediyor ve inkâr ediyordur… Eğer mü’minse; imanının nuruna, imanının bereketine göre şöyle ve ya böyle hakikatleri görüyor demektir… Zaten o hakikati görmüş de iman etmiş demektir…

Ayet-i kerimenin devamında;

اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُولُوا الْاَلْبَابِ

““Bunu ancak akıl sahipleri, idrak sahipleri, aklı kendine yâr olanlar anlayabilirler” buyuruyor…”

Değerli Kardeşlerim!.. Cenab-ı Hakk insanoğluna akıl vererek, onu diğer varlıklardan üstün kılmış… İnsanı insan eden aklıdır… Ama akıl vahye muhtaçtır… Yani çok akıllı olduğunu iddia eden bazı insanların inkâra düştüklerini, nifaka düştüklerini hep görüyor, biliyoruz… Adam ben profesörüm diyor, ama inanmıyor… Adam ben çok büyük ekonomistim diyor, ama inkar ediyor… Demek ki; Cenab-ı Hakk’ın insana bahşettiği aklın, onu diğer varlıklardan mümeyyiz kıldığı, yani üstün kıldığı bir yönü var… Ama aklın da vahye ihtiyacı var… Cenab-ı Allah'ın yönlendirmelerine ihtiyacı var…

Bakın; göz de öyle… Muhteşem bir nimet… Bizi büyük tehlikelerden, yerine göre sıkıntılardan koruyor… Göz bizim için çok önemli… Ama ışığa ihtiyacı var… Işık olmadığı zaman hiçbir şeyi görmüyor… Kur'an’ın ifadesiyle;

ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ اِذَا اَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرٰیهَا

““Kapkaranlık… Zifiri karanlık bir gecede elinizi çıkarsanız göremeyeceksiniz…”(NUR;40) Görmeniz için ışığa ihtiyaç var…”

Evet; akıl da çok muhteşem, muazzam bir nimet… Ama vahye ihtiyacı var… Vahye teslim etmeye ihtiyaç var… Vahyin, önüne ışık tutmasına ihtiyaç var… Yani aklın ışığı vahiy olacak…

Olmadığı zaman; Ebu Cehillerden başlayın… Hatta tarihin daha derinliklerine doğru gidin… Firavunlara, Nemrutlara gidin… Mesela Firavun tanrılık iddia ediyor… Nemrut da öyle… Bu gün bizim asrımızda yaşayan Firavunlar, Nemrutlar da aynen öyle… Ya kendisi, ya etrafındaki avenesi tanrılık iddia ediyorlar… Tanrı olduğunu iddia ediyorlar… Akıllı adamlar, yerine göre zeki olduklarını iddia ediyorlar… Her şeyi biz biliriz diyorlar… Dünyayı yönetmeye çalışıyorlar…

Ama mümkün olsa da, bunlardan gidenlerin halini gidip de bir görebilsek… Mahşerde ne âlemdeler diye… Gidip görmek mümkün değil, ama Kur’an onların hallerini anlatıyor bize… Eğer akılları akıl olsaydı, kendilerine yâr olsaydı… Allah'a kulluğa, imana, ibadete ve teslimiyete vesile olurdu… Onun için bizi iman ehli kılan Rabbimize ne kadar hamd etsek, şükretsek az…

Değerli Kardeşlerim!.. Allah-u zül-Celal Hazretlerine verdikleri söze sadık kalıp, misakı-antlaşmayı bozmayan akıl sahipleri kimmiş, devam edelim…

اَلَّذٖينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْمٖيثَاقَ

اَلَّذٖينَ

“O akıl sahipleri öyle insanlar ki, öyle kişiler ki;”

يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ

“Allah'a verdikleri söze sadık kalırlar… Bu sözlerini, bu ahitlerini bozmayan kişilerdir onlar…”(RA’D;20)”

Hani

قَالُوا بَلٰى

diye bildiğimiz; ruhlar âleminde ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ diye sorduğu zaman, Rabbimize söz vermiştik… ‘Evet Ya Rabbi!.. Sen bizim Rabbimizsin’ demiştik… İşte bu ahde sadık kalanlar… Kulluk ahdi bu işte… İnsan olmanın şerefi, bereketi de orada zaten…

Değerli Kardeşlerim!.. Yaşayan münafık ve kâfirler için bir ümit var… Belki ölmeden imana gelir diye… Ama Allah korusun, bir kişi küfür üzere yaşamış ve de o haliyle ölmüşse eğer… Kur'an-ı Kerim çok ağır şeyler söylüyor onlar için… Allah'ını inkâr ediyor, nasıl söylemesin Kur’an?.. Kainatın Yüce Yaratıcısını inkar ediyor, üzerinde durmasın mı Kur'an?.. Yani biraz ağır olacak ama şair bile dayanamamış, şöyle demiş…

““El hakku ezhârun mine’ş şems” iken,

Sofu inâd eder eşşekcesine” Yani “Alemlerin Yüce Rabbinin varlığı ve İslam'ın Allah'ın dini olduğu; semadaki güneşten daha net ve açık iken… Bütün deliller Onun varlığına işaret ediyorken, ispat ediyorken… Münkir eşşekcesine inkâr eder” diyor…

Bu söz hayvana bile hakaret oluyor aslında… Çünkü o bile kendi haliyle Allah'a inanıyor… Mahlûkatın da kendi hallerine göre zikirleri var… Cenab-ı Hakk Hazretlerine bağlılıkları var, teslimiyetleri var… Onun için

اُولٰئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ

““Onlar yiyip yayılan hayvanlardan daha da daha da aşağıdalardır”(A’RAF;179) diyor Cenab-ı Allah Kur’an’da…”

“İmandır o cevher ki; İlahi ne büyüktür…

İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür” diyor şair

وَلَا يَنْقُضُونَ الْمٖيثَاقَ

““Bu ahdi de, bu misakı da, bu antlaşmayı da bozmazlar…””

وَالَّذٖينَ يَصِلُونَ مَا اَمَرَ اللّٰهُ بِهٖ اَنْ يُوصَلَ

““Âlemlerin Rabbi olan Allah-u zül-Celal Hazretlerinin yerine getirilmesini, ifa edilmesini istediği şeylerin de hepsini harfiyen yerine getiren kullardır akıl sahipleri…””

Bu vaazıma hazırlanmak için tefsirlere bakarken Elmalılı Hamdi Yazır’a da baktım… Çok güzel bir şey okudum orada… Kedilere, köpeklere karşı insanlık vazifesini yerine getirmek bile, bu ayet-i kerimenin içerisindedir diyor tefsirinde…

Malumunuz Allah-u Teâlâ’ya ve Resulullah'a itaatten, Kur'an-ı Kerim'e teslimiyetten sonra anne ve babaya itaat geliyor… Bunun içerisinde komşulara karşı güzel davranış var… Bunun içerisinde ticaret hayatında düzgün-dürüst olmak var… Bunun içerisinde aklınıza gelebilen her şey var…

الإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً، أَفْضَلُهَا لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ،

“İman 70 küsur şubedir” diyor Peygamberimiz… “En alası en üstünü kelime-i Tevhid

لاَ إِلَهَ إِلاَّ لَّهُ،

sözüdür” diyor…

وَأَوْضَعُهَا إِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ

““En küçüğü de yolda insanlara zarar veren bir şeyi atıvermektir” diyor… Bu da Cenab-ı Allah'ın emirlerinin içerisinde demek ki…”

وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ

“Hayâ da imanın bir şubesidir” diyor… Müslüman ona göre davranacak… Müslüman temiz olacak… Titiz olacak… Nazik olacak… Etrafındaki insanlara güzel davranacak…”

لاَ تَحْقِرَنَّ مِنَ الْمَعْرُوفِ شَيْئًا،

“İyiliklerin hiçbirini asla küçük görme…””

Değerli Kardeşlerim!.. Allah-u Teâlâ rahmetini bizlere ihsan etmek için bazen küçücük bir jesti, ufak bir işi, bir davranışı, bir ameli vesile eder… Bahane eder… Kuluna rahmetini ihsan eder… Kulunu lütfuna mazhar eder Onun için; Peygamberimiz hiçbir iyiliği hor görmemeyi, ihmal etmemeyi tavsiye etmiş… Hor görmeyince, önem verince onu da yapacak çünkü… Kenara atmayacak, ‘Canım bu ufacık bir sevap, kalsın kenarda… Ben başka şeylerle meşgul olacağım’ falan demeyecek Onun için;

وَلَوْ أَنْ تَصُبَّ مِنْ دَلْوِكَ

““İnsanların yüzüne gülerek bakmak ve ya gülerek karşılamak gibi basit bir şeyi bile hor hakir görme… O da insana çok sevap kazandırır” diye tavsiye ediyor Peygamberimiz”

İslam bu kadar hassas, bu kadar güzel bir din işte… Güzel ahlakın, en büyük güzelliklerin manzumesi İslam İslam böyle imanla beraber ruhumuza, kılcal damarlarımıza kadar işlesin… İslam güzel ahlak… Kur’an ahlakı… Peygamber ahlakı… Bu vaazlarımız, bütün sohbetlerimiz, sizinle böyle fırsat buldukça dertleşmemiz zaten hep bunun için…

Değerli Kardeşlerim!.. Elmalılı Ahmet Hamdi Yazır’ın tefsirinde kedilere, köpeklere karşı insanlık vazifesini yerine getirmek bile bu ayet-i kerimenin içerisindedir diye okuyunca şu geldi aklıma… Onu da anlatayım…

İslam halifesi, Allah dostu Ömer İbn Abdülaziz… Hz.Ömer'in oğlundan torunu… Bir rüyasını anlatıyor… “Rüyamda vefat etmişim… Kıyamet kopmuş… Cenab-ı Hakk bizi huzuruna çekmiş ve hesap veriyoruz” diyor…

Ömer İbn Abdülaziz zamanın halifesi, devlet başkanı… Kendisine ikinci Ömer denilen biri… Hayatı doktora konusu olacak bir insan…

“Rüyamda kıyamet kopmuş; Cenab-ı Hakk devlet başkanlarını hesaba çekiyor” diyor… “Hz. Ebubekir hesaba çekildi… O kolay bir hesap verdi… Sen şöyle biraz kenarda dur dediler” diyor… Rüya bu; ama Allah dostlarının, Allah’ın velilerinin rüyaları rüya-yı sadıkadır malumunuz… “Sıra Hz. Ömer'e geldi… O da hesap verdi… Onlara siz ikiniz cennete gidin dediler” diyor… “Sıra bana doğru geliyordu… Ben soğuk soğuk terliyor, korkuyor, endişeleniyor ve titriyordum” diyor… “Nihayetinde sıra bana da geldi ve Yüce Rabbim beni de hesaba çekti” diyor… Şimdi dikkat edin buraya… “Halifelik dönemimde sınırlarımın hudutlarının içerisinde kediler ve köpekler aç mı sabahladılar, tok mu sabahladılar?.. Rabbim ondan bile bana hesap sordu” diyor…

Değerli Mü’minler!.. Müslüman olmayı, İslam'a gönül vermeyi, hak ve hakikate bende olmayı öyle basit ve kolay bir şey sanmayın Kulluk kolay değil Peygamberimizi ve Allah dostlarını, velileri sabahlara kadar inim inim inleten ve ağlatan, işte o Allah'a kulluk derdiydi… Ama biz; şu vakti de aradan çıkaralım niyetiyle namazımızı kılınca, her iş bitti zannediyoruz…

İslam bir hayat nizamı… Her şeyimizle Müslüman olmak mecburiyetindeyiz… Tepeden tırnağa, A'dan Z'ye, saçımızın kıllarından ayağımızın tırnağının ucuna kadar; her şeyimizle İslam'a teslim olmak mecburiyetindeyiz…

وَالَّذٖينَ يَصِلُونَ مَا اَمَرَ اللّٰهُ بِهٖ اَنْ يُوصَلَ

““O akıl sahipleri, o güzel insanlar Allah-u Teâlâ’nın ifa edilmesini, yerine getirilmesini istediği şeyleri de hakkıyla yerine getirirler…” Akıl sahibi olabilmek için böyle olmak lazımmış demek ki…”

وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ

““Ve Rablerinden korkarlar… Haşyet üzere olurlar…”(RA’D;21)”

Değerli Kardeşlerim!.. Allah korkusu denilince; haşa zararlı bir varlıktan olan korku gibi bir korku akla gelmeyecek… Saygıdan, tazimden, hürmetten, sevgiden, muhabbetten doğan bir haşyet, bir korku akla gelecek…

La teşbih diyerek meseleyi biraz daha açıklamış olmak için söylüyorum… Mesela; talebelikte bizi seven ve bizim sevdiğimiz hocalarımız vardı… Onların dersine sırf onlara mahcup olmayalım diye daha çok çalışırdık… Bu hocamızın imtihanında düşük not alırsak, hocamızı üzeriz… Onun için çalışalım şu derse derdik…

Yine mesela; bir evladı düşünün… Annesine-babasına çok saygı duyuyor… Üzerlerine tir tir titriyor… Anne-babadan olan bu korkuya normal korku diyemeyiz…

İşte haşyet böyle bir şey… Saygıdan meydana gelen bir korku… Ta’zimen meydana gelen bir korku… O benim Rabbimdir, beni yoktan yarattı, sayısız nimetlerle donattı… İşte Rabbimize böyle bir teslimiyet, böyle bir haşyet, böyle bir korku…

İnsan; mesela vahşi hayvandan korkar, tehlikelerden korkar, gürültüden korkar, kendinden daha zararlı varlıklardan korkar… Bu haşyet öyle bir korku değil… Saygının meydana getirdiği bir korku… Aslında bunu korku diye tercüme etmemek lazım… Ama Türkçede başka kelime bulamıyoruz… Onun için; bu haşyeti Türkçede korku diye tercüme ediyoruz…

Azami saygı… Nihayetsiz bir sevgi ve muhabbet… O’na karşı olan saygıdan, O’na karşı olan muhabbetten dolayı… O’nun karşısında fevkalade bir dikkat ve titizlik… İslam büyükleri Rablerine karşı olan saygıdan dolayı yatarken bile ayaklarını uzatamazmış… İşte bunu anlatmaya çalışıyorum…

Süfyan-ı Sevri diye; İslam tarihine damga vurmuş büyük bir Allah dostu var… Hem âlim, hem müttaki büyük bir veli Süfyan-ı Sevri…

Bu Süfyan-ı Sevri bir gün Mescid-i Nebevi’ye, yani camiye girerken sol ayağıyla girivermiş… Saygıya bakın; camiye girerken sağ ayağıyla girmesi gerekiyor ama o sol ayağıyla giriyor… Bunun üzerine kendi kendine “Behey öküz hangi huzura, hangi makama giriyorsun böyle” diyor… Ondan sonra da adının Süfyan Sevri kalmasını, yani öküz Süfyan olarak kalmasını istiyor… Sevri demek, Arapçada öküz demektir… Sırf camiye, Mescid-i Nebevi'ye girerken, sol ayağıyla giriverdi diye, tarihe isminin böyle geçmesini istiyor… İşte büyüklerin saygısı bu… Titizliği bu… Ta’zimi bu… Cenab-ı Allah’a ve Peygambere karşı saygıları işte böyle… Onlar işte böyle titiz, böyle güzel insanlar… Bu titizlikle yaşamışlar hayatı…

Sahabe-i Kiram Resulullah'ın huzuruna geldiler mi;

كَأَ نّمَا عَلَى رُءُوسِهِمُ الطَّيْرُ

““Sanki başlarının üzerinde kuş varmış da uçacakmış gibi” kıpırdamadan dinlerlermiş… Devamlı Resulullah'ın nur yüzüne bakarlardı… Yabancılar geldikleri zaman sanki donmuşlar zannederlermiş onları… Öyle bir titizlikle ve samimiyetle, saygı ile Peygamberi dinliyorlarmış… Ona karşı gelmekten Allah'a sığınıyorlardı… Edep, güzel ahlak ve saygı ile haşyet bu işte…”

Bakın bunların hepsi hadis kitaplarında yazıyor… Yine mesela Hz. Osman’ın haşyet ve edebi… Hz.Osman “Çamaşır değişirken belimi doğrultamıyorum” diyor… Birini çıkarıyor hemen diğerini giyiyor… “Etrafımda melekler var, onları rahatsız etmemem lazım” diyor…

Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimiz anlatıyor… “Önceki ümmetlerden bir kul; vefatı yaklaşınca, şöyle yaşantısına bir baktı… Güzel bir kulluk göremedi… Hayatını iyi geçirmediğine kanaat getirdi ve evlatlarına vasiyet etti… Dedi ki; ben Rabbimin huzuruna çıkmaktan utanıyorum… O’na layık olan ibadat-ü taat yerine getiremedim, ifa edemedim… Beni öldüğüm zaman yakın… Küllerimi de değişik nehirlere, değişik denizlere, değişik dağlara, yaylalara, şuralara buralara savurun dedi…”

Cenab-ı Allah’ın huzuruna çıkamama utancı ile; niyeti yok olmak arzusu… Haşyet bu işte… Devam ediyor Peygamberimiz… “Kıyamet günü oldu, Cenab-ı Allah bütün küllerini topladı… Yeniden yarattı ve ‘kulum kendini niye yaktırdın ve külünü dünyanın her tarafına savurtturdun evlatlarına’ diye sorar… Kul da; ‘ya Rabbi sen biliyorsun ki, sana karşı olan utancımdan, sana karşı olan saygımdan, sana layıkıyla ibadet edip de gelemediğim için’ der… Cenab-ı Allah da ‘kulum demek sen bana bu kadar saygı ile davranıyorsun… Bana bu kadar, sevgin muhabbetin var… Utancın var’ der… ‘Evet ya Yabbi!.. Belki böylelikle yok olurum da, Huzur-u İlahi’ye çıkmam da hesap vermekten kurtulurum diye böyle yanlış bir düşünceyle kendimi yaktırdım’ diyor…”

Yok olup gitmek istiyor ama mümkün değil… Bu haşyetullah işte… Allah’a layık kul olamadım, kulluğun hakkını veremedim diye böyle bir yola başvurmuş… “Cenab-ı Hakk da ‘sen madem benden bu kadar haşyet üzeresin… Madem bu kadar utanıyorsun… Ben de senin Rabbin olarak seni cennetime koyuyorum’ dedi ve o kul bu haşyetiyle, bu korkusuyla cennetlik oldu” diye anlatıyor Peygamberimiz…

Selef-i Salihin bunun misalleriyle dolu… Bizim ecdadımızın Allah korkusu, Cenab-ı Hakk’a bağlılığı hakikaten çok farklı…

وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ

““İşte bu akıl sahipleri Rablerinden de haşyet üzere olurlar” diyor…”

وَيَخَافُونَ سُوءَ الْحِسَابِ

““Kıyamet gününün hesabının zorluğundan, dehşetinden de korkarlar onlar…””

Değerli Kardeşlerim!.. Hesap var… Her adımı atarken aldığımız her nefesten, verdiğimiz her nefesten Cenab-ı Allah bizi hesaba çekecek… Şu söylediğimiz kelimeler bile, böyle boşluğa, uzaya uçup gitmiyor emin olun… Zapt ediyorlar…

مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَقٖيبٌ عَتٖيدٌ

““Ağızdan çıkan her şeyi ama her şeyi,”

رَقٖيبٌ عَتٖيدٌ

“kaydediyorlar…”(KAF;18)”

Onun için hiçbirimiz öyle rastgele konuşamayız… Rastgele bir hayat içerisinde olamayız… Mahşer var çünkü… Cenab-ı Hakk Kıyamet Suresi’nde;

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُ

““İnsanoğlu kemiklerinin toplanmayacağını yani yeniden diriltilmeyeceğini mi zannediyor”(KIYAMET;3) diyor…”

Hani Ebu Cehil de bir gün öyle demişti… Cenab-ı Hakk da Yasin Suresi’nde ona cevap veriyor… Eline kabristandan çürümüş kemikleri almış, ‘bunlar böyle çürüdükten, ufalandıktan, paramparça olduktan sonra mı tekrar dirilecekmiş’ diyor…

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُ

““İnsanoğlu yeniden meydana gelmeyeceğini… Yani yeniden diriltilmeyeceğini mi, yeniden yaratılmayacağını mı zanneder” diyor…”

بَلٰى قَادِرٖينَ عَلٰى اَنْ نُسَوِّىَ بَنَانَهُ

“İfadenin ihtişamına bakın… “Bilakis biz parmak uçlarını bile tekrar aynı şekliyle tanzim etmeye kadiriz” buyuruyor Cenabı Hakk…(KIYAMET;4)”

Değerli Mü’minler!.. Hz.Adem’den kıyamete kadar trilyonlarca, katrilyonlarca insanın hiç birinin parmak izi diğerine benzemez… Onun için bütün dünyada güvenlik güçleri parmak izleri alır… Ondan sonra aradıkları kişi dünyanın neresinde olursa olsun, bulup çıkarıyorlar… Çünkü birbirine benzemiyor… İşlenen bütün suçlarda suçlunun bulunmasını sağlıyor… İşte Cenab-ı Hakk o trilyonlarca, katrilyonlarca insanı tekrar yarattığımız zaman onların parmak uçlarının şekillerini bile yeniden tanzim edeceğiz buyuruyor…

Dünyada secdeye varmıştın, secde ettiğin yerde, elini koyduğun yerde parmak izin var; o da şahitlik edecek… Ve ya Cenab-ı Allah’ın yasakladığı bir haramda parmak izin var… Haberin ola, sen inkâr etsen bile onlar şahitlik edecekler, o parmak izlerinle…

Yarın Cenab-ı Hakk’ın huzurunda hepimiz hesap vereceğiz… Onun için aldığımız-verdiğimiz paradan tutun, açtığımız kapıdan giydiğimiz elbiseye varıncaya kadar her şeyin üzerindeki parmak izlerimiz ortaya çıkacak…

Allah-u Teâlâ’nın katında sayısız delil var… Mesela söz uçar derler ama bilimsel olarak kanıtlandı, uçmuyormuş… Şu konuştuğumuz sesler semada kaybolup gitmiyor… Bilim adamları semadaki o sesleri tekrar dinleyebilmenin çarelerini arıyorlarmış… Bununla ilgili bir yazıda okumuştum; eğer bilim bunu başarırsa asırlar önceki konuşmaları aynen bu günkü ses kaydı gibi dinlenebilecekmiş… Yani seslerimiz bile boşa gitmiyor, semada muhafaza olunuyor… Hepimizin konuştuğu her şey… Kıyamet günü için çok önemli deliller bunlar… Hani münafıklar ve kâfirler için var ya ayeti kerimede;

اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا اَيْدٖيهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

Yasin Suresi’nde(64)… O gün Cenab-ı Hakk ağızları mühürleyecek… Sonra el yaptıklarını, göz gördüklerini, dil söylediklerini, kulak dinlediklerini anlatacak…

Peygamberimiz de “Zaten Cenab-ı Hakk bütün kullarına yaptığı işleri kendi diliyle itiraf ettirecek” buyuruyor… Kul önce küçük günahlarını anlatacakmış… “Allah-u Teâlâ da bunların hepsini affettiğini buyuracak… Bunun üzerine o sevinçle kul önce gizlediği büyük günahlarını da itiraf edip anlatacak” diyor Peygamberimiz…

Değerli Kardeşlerim!.. Mü’miniz Elhamdülillah… Bu nimetin kadr-ü kıymetini bilelim… Rabbimize kul olmaya gayret edelim… Yüce Rabbimizin emirlerine büyük bir saygı ile, ta’zim ile, gönlümüzden gelen bir teslimiyetle, bütün varlığımızla teslim olalım… Sonra da elimizden geldiği kadar kulluk görevimizi yapmaya çalışalım…

Yüce Rabbim bizleri Kur'an'ın nurlu yolunda daim eylesin… Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nurlu izinden ayırmasın…