Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Kâmil Mü'minin Vasıfları

İsmail Sezkin

KAMİL MÜ'MİNİN VASIFLARI


Değerli Mü’minler!.. Mü’min her şeyden önce inanan insandır… Rabbine inanandır… Rabbinden gelenlere inanandır… Rabbine teslim olandır… Bununla beraber, çevresine de güven veren kişidir… Doğru bir Allah inancının nasıl olacağını biz

قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ

diye başlayan İhlas Suresi’nden, öğreniyoruz…

Değerli Kardeşlerim!.. Sure

قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ

diye başlıyor… Burada Cenab-ı Allah'ın bir olduğu, eşi ve benzeri olmadığı bildiriliyor…

Doğru Allah'ı, doğru inancı bulamamış insanların… Doğru ilaha ulaşamamış insanların neleri kendilerine mabut olarak seçtiklerini maalesef hep biliyor ve görüyoruz… Özellikle uzak doğu toplumlarına baktığımızda, yılanların, farelerin, maymunların, ineklerin insanlar tarafından kutsal kabul edildiklerini… Onlara tapınarak ibadet ettiklerini görüyoruz…

Yine; çağdaş denilen toplumlarda ihtiyaçları neyse, o ihtiyaçlarını giderecek olan, makam-mevki, güç-kuvvet kim ise… İnsanların onun huzuruna varıp tapındıklarını, yine hep beraber acı bir şekilde müşahede ediyoruz maalesef…

Değerli Kardeşlerim!.. O yüzden İhlas Suresi

قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ

diye Allah’ın tek olduğunu bildirdikten sonra, ikinci olarak

اَللّٰهُ الصَّمَدُ

iyerek, bizim inandığımız Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacının olmadığını söylüyor… Dolayısıyla bizim namazımız, orucumuz, hayrımız-hasenatımız… Bunların hiçbirine Cenab-ı Allah'ı ihtiyacını olmayacağı, tam aksine bunlara bizim ihtiyacımızın olduğunu bildiriyor Cenab-ı Hakk…

Bunların faydasının bizim kendimize olduğunu

اَللّٰهُ الصَّمَدُ

““Sizin inandığınız Allah Samettir… Yani Onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur” diyerek… İnanç bazında Allah kabulümüzün hangi sınırlarda olması gerektiği bize bildiriliyor…”

لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ

““Allah bir anne-babadan doğmamıştır… Herhangi birisi de Allah'tan doğmamıştır” buyurularak kâinattaki her şeyin Cenab-ı Allah'ın yedi kudretinden yaratılmış varlıklar olduğu… Dahası, varlıkların her birinin Cenab-ı Allah'a eşit uzaklıkta varlıklar olduğu bildiriliyor”

Ve son olarak da

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ

denmek suretiyle… Bu vasıflarda başka bir ilahın olmadığına… Biraz önce saydığım vasıfları taşıyan sadece bir Allah olduğu bildiriliyor… İmanımızın sınırları bu şekilde net bir ölçüde bildiriliyor…

Değerli Kardeşlerim!.. Bir insanın gündelik hayatı nasılsa, Kur'an sureleri de tıpkı buna benzer… Bir bakarsınız müjde ile başlar, uyarıyla devam eder… Sevindirir, uyarır ve birtakım geçmiş toplumlara ait nasihatler, kıssalar ve ibret dolu ölçüleri bildirir… Bu bakımdan Kur'an'ın gerek inanç boyutundaki anlatımı… Gerek kabul boyutundaki anlatımı… Gerek ibadat ve beşeri münasebet boyutundaki yaptığı düzenlemeler… Kur'an'ın hemen hemen her suresinin içerisine yerleştirilmiştir… Hatta bu bazen tekrar eden ölçüler olarak karşımıza çıkar…

İslam'ın diğer inançlardan ayrılan en önemli özelliğini Cenab-ı Hak

اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهٖ وَالْمُؤْمِنُونَ

diye bize bildiriyor… Mü’minler Allah’tan kendilerine indirilene iman ettiler… Bu indirilenlere Peygamber kendisi de iman etti…

كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهٖ وَكُتُبِهٖ وَرُسُلِهٖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهٖ

“Müslüman Kur’an'a inandı… Bütün peygamberlere gelmiş ne kadar kitap varsa, ne kadar sahife varsa, ne kadar vahiy varsa, bunların tamamına da aynen Kur’an'a inandıkları gibi inandılar…”

Değerli Kardeşlerim!.. İşte bizi Yahudilikten, Hıristiyanlıktan ve diğer bütün inançlardan ayıran temel özellik budur…

Cenab-ı Allah'tan inen her şeye inandığımız gibi… Biz Cenab-ı Allah'ın gönderdiği bütün peygamberlere de inanırız… Cenab-ı Allah'ın bütün meleklerine de inanırız… Bunlar arasında herhangi bir ayrım da yapmayız… Bizim inancımızda Hz. Muhammed Mustafa peygamberdir… Kur'an'da ismi geçen-geçmeyen, Cenab-ı Allah'ın ne kadar gönderdiği peygamber varsa, o peygamberlerin tamamı da, bir Müslüman için aynı şekilde peygamberlerdir…

Cenab-ı Allah'tan bir bir emir geldiğinde, mü’minlerin tavırlarının nasıl olacağı da şöyle bildiriliyor…

قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصٖيرُ

“Ve onlar şöyle derler… “Eğer bir şey Allah'tan gelmişse… Biz onu duyduğumuz an işittik ve itaat ettik deriz…””

Kur'an'ın ayetlerine… Haramlarına… Helallerine… Allah'tan gelmişse eyvallah diyebilmek… Allah'ın ayetleri haram kılıyorsa haramdır diyebilmek… Allah'ın ayetleri doğru diyorsa doğrudur diyebilmek… Allah'ın ayetleri yapın diyorsa yapılır diyebilmek… Allah'ın ayetleri yapmayın diyorsa biz onları yapmayız diyebilmek… Mü’minlerin tavrının böyle olması gerektiğini, işte bu sureler ve ayetler bize haber veriyor…

Bakınız; Müminun Suresi’nde Cenab-ı Allah

قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ

buyurarak “Şu mü’minler mutlaka kurtulmuşlardır” dedikten sonra…

اَلَّذٖينَ هُمْ فٖى صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ

“buyurup “O mü’minler ki, namazlarını huşu içerisinde kılarlar… Bu ibadeti kim için, ne için yaptıklarını bilerek kılarlar…” diyerek bu kurtuluşa erecek mü’minlerin vasıflarının ilk sırasına namazı koyuyor Cenab-ı Allah…”

İşte bunun için, ezanlarımızda mü’minleri namaza davet ederken

حَىَّ عَلَى الْفَلاَحْ

diye davet ederiz biz… Yani “Haydin kurtuluşa” deriz…

Değerli Kardeşlerim!.. Bizi kurtaracak olan ikinci davranış olarak da;

وَالَّذٖينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

buyuruyor Cenab-ı Hakk… “Onlar aynı zamanda kendilerini ilgilendirmeyen boş ve lüzumsuz işlerle meşgul olmazlar” diyor…

Özellikle bu çağın insanlığını boş işlere yönelten şeyler o kadar çok arttı ki; ceplerimizde ki telefonlardan tutun, evlerimizdeki televizyonlara kadar… Bu çağın insanlığı lüzumsuz, boş işlerle meşgul edecek araçlar ve vasıtalar o kadar da çoğaldı ki…

İşte böyle bir zamanda, Cenab-ı Hakk'ın kurtuluşa erecek mü’minlerden ikinci davranış olarak, boş şeylerden yüz çevirirler ölçüsünü neden koyduğunu daha iyi anlıyoruz…

Üçüncü olarak

وَالَّذٖينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَ

buyuruyor Cenab-ı Hakk… Önce namazı zikretti… Sonra boş işlerden yüz çevirmeyi zikretti… Şimdi de kişinin dünya malıyla olan ilişkisindeki o ince noktaya geldi… Dünya malını verebilir mi, veremez mi… İşte bu noktada zekâtı getiriyor Cenab-ı Hak önümüze ve “Onlar zekâtlarını verirler” diyor…

Bakınız, bugün yapılan bilimsel araştırmalara göre; İslam dünyasının zekât miktarı 4 trilyon dolar… Bu rakam sadece Türkiye için 50-60 milyar dolar… Müslümanların zenginleri Cenab-ı Allah’ın bu emrini yerine getirerek zekâtlarını yerine ulaştırsalar… Bu gün yeryüzünde ihtiyaç sahibi bir tane Müslüman kalmaz… Oysa gelin görün ki, bugün yeryüzünde muhtaç olan, dilenen, açlık çeken, yokluk çeken insanların çoğunun Müslümanlar olduğunu görüyoruz maalesef…

İşte burada namazdan ve boş işlerden sonra üçüncü sırada niye zekâtı emrederek, mü’minlerin temel vasıfları arasında saydığını daha iyi anlıyoruz…

Cenabı Hakk kurtuluşa eren mü’minlerin bir diğer vasıflarının da

وَالَّذٖينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ

“”Irz ve namuslarını korumak” olduğunu… Bunun arkasından da onların”

وَالَّذٖينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ

““Emanete ve verdikleri söze sadık kaldıklarını” söylüyor…”

Bu vasıfları yerine getiren mü’minlerin ise,

اَلَّذٖينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ اُولٰئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ

““Cennetlere varis olacağını… Hem de Firdevs cennetlerine gideceklerini ve orada ebedi kalacakları” müjdesini veriyor Cenab-ı Allah…”

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamberimizin de kâmil mü’minlerin kim olduğunu, nasıl olması gerektiğini anlatırken, mü’mini bazen hurmaya benzettiğini… Bazen güzel koku satan bir satıcıya benzettiğini… Bazen yeşil bir ekine benzettiğini… Bazen da değeri hiçbir ortamda kaybolmayan altına benzettiğini görüyoruz…

Hurmaya benzetmiş… Çünkü hurmanın dalları her mevsim yeşildir… Her mevsim meyve verir… Yani Peygamberimiz mü’minin yanına gelen kimselerin ferahlamasını, huzur bulmasını, mü’minden mutlaka istifade etmesini istemiş…

Güzel koku satan satıcıya benzetmiş… Yani mü’minin yanına gelen bir kişi, güzel koku satan dükkâna girmiş gibi, o kokuyu alamasa da o kokunun güzelliğinden istifade etsin istemiş Peygamberimiz…

Mü’min yeşil bir ekine benzesin de; herhangi bir sıkıntıyla, herhangi bir problemle, herhangi bir belayla, herhangi bir hastalıkla yüz yüze geldiğinde… Eğilsin ama yıkılmasın… Rüzgâr onu eğsin ama tekrar eski haline dönsün… Mü’min böyle olsun istemiş Peygamberimiz…

Peygamber Efendimiz mü’mini altına benzetmiş… Çünkü altın nerede olursa olsun değerini asla kaybetmez… İster temiz şeylerin arasında bulunsun, isterse pis şeylerin arasında bulunsun… Altın asla değerini kaybetmeyen bir madendir…

Bir hadis-i şeriflerinde de mü’mini arıya benzetir Peygamberimiz… Çünkü arı temiz yer… Yani mü’minin yediği de temiz olacak… Helal olacak… Önüne gelen her şeyi yemeyecek Müslüman… Arı gibi temiz yer, temiz bırakır diyor Peygamberimiz… Arının bal aldığı çiçeğe hiçbir zarar vermediği gibi, mü’min de bulunduğu yere, bulunduğu ortama zarar vermez… Kırmaz, dökmez, incitmez… Mü’min bulunduğu yere huzur verir… Sükûn verir… Saadet verir… İyi ki de bu insan var… İyi ki de bu insan bizim aramızda dedirttirir… Yani mü’min güven veren insandır diyor Peygamberimiz…