KARANLIKLARI AYDINLATAN REHBER
Muhterem Müslümanlar! Bizleri yaratan, yaşatan, nimetleri ile donatan ve bizlere rehber ve Peygamber olarak Muhammed Mustafa (s.a.s)’i seçen Cenab-ı Hakk’a hamdolsun. Ve veladetini kutladığımız rehberimiz, alemlere rahmet Muhammed Mustafa (s.a.s)’e salat ve selam olsun.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa(SAV)’in doğumunu bu gece idrak edeceğiz inşallah. Evet bu gece Mevlid kandili. Rebîü’l-evvel ayının on dördüncü gecesi. Peygamberimizin doğduğu gece. Karanlıkların aydınlığa, zulmetin nura evrildiği gece…
Evet, on dört asır evvel bu gece, Hz. İbrahim peygamber ve Hz. İsmail Peygamberin duası, Hz. İsa Peygamberin da muştusu gerçekleşmiştir. Kur’an-ı Kerim’in bildirdiğine göre Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail, Kâbe’yi inşa ederlerken şöyle dua etmişlerdi:
رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ
“Ya Rabbi, bizden bunu kabul buyur, sen işitensin bilensin”.”
رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ
““Ey Rabbimiz, bizi sana boyun eğenlerden kıl, soyumuzdan da sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et, zira tövbeleri çokça kabul eden ancak sensin.””
رَبَّنَا وَابْعَثْ فٖيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكّٖيهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ
““Ey Rabbimiz, onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir Peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin” (Bakara 127-128-129)”
Hz. İsa da şu müjdeyi vermişti:
يَا بَنٖى اِسْرَایٖٔلَ اِنّٖى رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَیَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَاْتٖى مِنْ بَعْدِى اسْمُهُ اَحْمَدُ
““Ey İsrailoğulları ben size, Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir Peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti.” (Saff, 6)”
Peygamberimiz de: “Ben, atam Hz. İbrahim’in duası, kardeşim Hz. İsa’nın müjdesi, annem Âmine’nin rüyasıyım ” (Müsned, 4/127) diyor. Evet, bizim Peygamberimiz hem bir duanın neticesi, hem bir muştunun cevabı, hem de bir annenin en güzel rüyasıdır.
Değerli Müminler! Peki; merhum Arif Nihat Asya’nın seslenişi gibi;
“Gel, ey Muhammed, bahardır…
Dudaklar ardında saklı aminlerimiz vardır…
Hacdan döner gibi gel; Mi’râc’dan iner gibi gel,
Bekliyoruz yıllardır!” desek ve Peygamberimizi günümüze davet etsek. Eğitim hayatımızla, ailemizle, mahalle ortamımız ve komşuluk ilişkilerimizle ve ticaretimizle Peygamberimizi karşılamaya hazır mıyız acaba?
Değerli Kardeşlerim! Dünya ve ahiret saadeti olan bu dinin, doğru anlaşılabilmesi ve gerçek anlamda kişilik sahibi olabilmek için iyi bir modele ihtiyacımız var. Allah-u Teala’nın bütün insanlığa en son gönderdiği ve kıyamete kadar üsve-i hasene yani en güzel örnek Peygamberimizdir.(Ahzab, 33/21.) Kur’an’ın yanı sıra Peygamberimize aynı zamanda “hikmet” de verilmiş, insanlara Kur’an’la birlikte “hikmet”i öğretmesi ve açıklaması emredilmiştir.(Bakara, 2/129.) Peygamberimiz, insanları Kur’an’la diriltmiş, hikmetiyle yeşertmiştir. Peygamberimizin kemal mertebesine ulaşmış tavır ve davranışları, insanlık için bugün de yol gösterici boyut ve güçtedir. Kendisini öldürmeye gelenlerin kendisinde dirildiği bir zatın, elbette sözleri, konuşma üslubu ve iletişim dili çok önemlidir.
Allah-u Teala Peygamberimize yumuşak sözlü ve tatlı dilli olmasını öğütler Kur’an-ı Kerim’de ve şöyle der:
اُدْعُ اِلٰى سَبٖيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ
““Sen Rabbin yoluna insanları hikmet ve güzel öğütle davet et.” (Nahl, 125.) Bir başka ayet-i kerimede ise,”
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلٖيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ
““Sen onlara Allah tarafından gelen bir rahmetle yumuşak davrandın. Şayet sen insanlara sert ve haşin davransaydın etrafında kimse kalmaz dağılırdı.” (Âl-i İmran, 159.) buyrulmuştur.”
Yani en güzel ahlak üzere olan (Kalem, 68/4.) Peygamberimiz, Cenab-ı Allah’ın çizdiği istikamet ve kendisine verdiği merhamet hisleriyle, insanlara şefkatle yanaşmış onların derdini dert, sevincini kazanç bilmiş. Kısa zamanda insanların gönlünü fethetmiştir. Peygamberimiz insanları hayra davet ederken kaba ve sert davranmak yerine yumuşak ve rikkatle muamele etmiş, nefret ve korku yerine muhabbet ve ümit aşılamıştır. Kendi şahsına kaba davrananları affetmeyi erdem saymış, kötülük edenlere iyilikle karşılık vermiştir. Kimseyi başkalarının yanında kınamamış, rencide etmemiş, hatasını düzeltmek için azarlamamıştır. Aksine konuşmaya başlarken öncelikle karşısındaki kişinin güzel ve hayırlı taraflarını ifade etmiştir.
Peygamberimiz dinî konularda da yanlış yapan Müslümanları, yanından uzaklaştırmak yerine, onlara hatalarını fark ettirmiş ancak hiçbir zaman ötekileştirmemiş ve küfürle itham etmemiştir. Düşmanın ahdine ve onlara verdiği söze sadık kalmış, sözün kıymetini ve üslubun önemini hatırlatmıştır. Peygamberimiz, insanlara özellikle dinî konuları anlatırken onların zihin ve kalplerine sözü âdeta ilmek ilmek işlemiş, ulvi duygulara seyahat ettirirken vicdanlarda ve ruhlarda büyük bir inkılap meydana getirmiştir.
Biz müminler için ise tebliğde ve konuşma esnasında tatlı dilli güler yüzlü olmak, dinimizce sadaka vermek kadar sevap sayılmıştır. Nitekim Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurur:
“İnsanların, her gün güneş yeniden doğduğunda vücutlarındaki eklem sayısınca sadaka vermeleri gerekir. Dargın olan iki kişinin arasını düzeltmek sadakadır. Bir insanın eşyasını aracına yüklemesine yardım etmek sadakadır. Güzel ve hoş bir söz sadakadır. Namaza giden bir kimsenin attığı her adım bir sadakadır. Yol üzerinde insanlara eziyet veren bir engeli kaldırmak sadakadır.” (Buhari, Cihad ve’s-Siyer, 2767.)
Peygamberimizi bu konuda örnek alırken şu hususları hatırlamamız elzemdir:
1.Peygamberimiz güler yüzlü ve güzel sözlü idi… Kur’an-ı Kerim, konuşurken sesin içtenliği kadar, güzel bir üslupla olmasını ister. Yani Kur’anî ifade ile söz; maruf, leyyin, sedid olmalı ve güzel söylenmelidir. Cenab-ı Hakk Kur’an’da
وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرٖيمًا
““Güzel söz söyle.” (İsra, 23.) der…”
وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَ
““Sesini de kıs ” (Lokman, 19.) der…”
Peygamberimizin sesi gürdü, sustuğu zaman vakarlı, konuştuğunda ise heybetli ve yanındakilerden üstündü. Nitekim, Hz. Âişe, “Rasulüllah (s.a.s.) sözü sizin aktardığınız gibi hızlıca aktarmazdı.” diye tarif ediyor Peygamberimizin bu özelliğini. (Müsned, VI, 118.)
Peygamberimiz, biriyle konuştuğu zaman onun yüzüne bakar, elini tutmuşsa o bırakmadıkça bırakmaz, karşısındaki yüzünü başka tarafa çevirmedikçe o çevirmezmiş. Hatta bir adam bir şey söylemek gayesiyle Peygamberimizin kulağına fısıldayarak bir şey konuşsa, adam başını uzaklaştırmadan Peygamberimiz başını uzaklaştırmazmış. (Ebu Davud, Edeb, 6.) Müslümanların birbirine güler yüzle bakmasını öğütleyen Peygamberimiz kendisi de, yüzünden tebessümü hiç eksik etmezmiş. (Müsned, IV, 191.)
Peygamberimiz kendisine kötülük yapan düşmanlarını bile sükûnetle dinlemiş, konuşma sırası kendine geldiğinde söz alarak konuşmuştur. Nitekim bir defasında en büyük düşmanlarından birisi olan Utbe b. Rebia ile yaptığı bir görüşme esnasında bile, “Söyle Ebu’l-Velîd! Seni dinliyorum.” demiş, Utbe sözlerini bitirip susunca, “Sözlerini bitirdin mi, ey Ebu’l-Velid!” diye sormuş, “Evet.” cevabını aldıktan sonra: “O hâlde sen de beni dinle!” diyerek söze başlamıştır. (Muhammed Abdülmelik b. Hişâm, Sîretü’n-Nebî, I-IV, Beyrut 1981, I, 313.)
2.Peygamberimiz her zaman muhataplarına göre sesini ayarlarmış… Kendi şahsına yapılan yanlışlar için oldukça müsamaha gösteren Peygamberimiz, dinî konularda hassas davranırmış. Yapılan bir işten yahut söylenen bir sözden memnun olup olmadığını yüzünden anlamak mümkün olduğu gibi, ses tonundan anlamak da mümkünmüş.
3.Peygamberimizin sözleri kısa ve vecizdi… Değerli Kardeşlerim! Peygamberimiz konuşacağı kelimeleri seçer, insanlara en güzel ve en hoş lafızlarla hitap edermiş. Onlara eza verecek ağır sözler söylemekten sakınırmış. Kaba, yaralayıcı bir üsluptan uzak dururmuş. Hak etmeyen, değersiz kişilere övücü sözler söylemez, diğer yandan saygın kimselere de güzel sözlerle hitap edermiş. Sözü daha iyi anlaşılsın diye üç defa tekrarlayan, (Buhari, İlim, 30.) konuşurken tane tane konuşan Peygamberimizin, kelimelerini saymak isteyen neredeyse tek tek sayabilirmiş. Muhatabının anlaması için Peygamberimiz, bazen sözü tekrar eder bazen de soru sorarak öğretirmiş. Konuşmaları çok uzun olmaz, hatırda kalacak kadar veciz ve kısa olurmuş. Peygamberimiz, ne zaman, nerede ve ne söyleyeceğini çok iyi ayarlarmış. Peygamberimiz, hiç kimseyi aldatmaya başvurmaz, hile yolunu kullanmaz, arkadan konuşmaz, ayıplamaz; sözü ne uzatır ne de kısa tutarmış.
4. Peygamberimiz sözlerini bir de görselle desteklerdi. Etkili bir sunum için, iyi bir anlatımın yanı sıra, jest ve mimiklerin, araç gereç kullanmanın, çizim ve şekillerle desteklemenin ve en önemlisi de görsellikten yararlanmanın ne denli zaruri olduğu bugün artık çok açık biliniyor malumunuz. Peygamberimizin konuşmaları dikkatle incelendiğinde, onun sözü destekleyen görsel unsurları çok yerinde kullandığı görülür. Peygamberimiz, konuşurken bazen elinde bir bastonla işaret eder, bazen yere bir çizgi çizerek anlatmak istediğini şekillerle gösterirmiş. Peygamberimiz, bazen oturarak bazen de ayakta konuşma yaparmış. Hatta onun daha net görülebilmesi ve sesinin daha iyi duyulabilmesi için devesinin üzerinde yaptığı konuşmaları meşhurdur. Mesela Peygamberimiz Mina’daki Hayf Mescidi'nde ayağa kalkmış ve insanlara: “Benden bir hadis duyup sonra onu hafızasında tutan/iyice anlayan ve duymayana da aktaranın yüzünü Allah ağartsın.” (Müsned, IV, 80.) demiştir…
5.Peygamberimiz teşbih yani benzetme ile anlatımı tercih ederdi… Muhterem Müslümanlar! Peygamberimiz bazen gördüğü bir manzara ya da olayla Müslümanların hâli arasında bir ilişki kurar, etrafındaki insanlara ibret almalarını sağlayacak açıklamalarda bulunurmuş. Mesela Ebu Zer’in anlattığına göre “Peygamberimiz ağaçların yapraklarının döküldüğü soğuk bir günde dışarı çıkar. Ağacın bir dalını sallayarak yapraklarını döker ve Ebu Zer’e: “Ey Ebu Zer! Müslüman bir kul Cenab-ı Allah’ın rızasını kastederek namaz kılarsa onun da günahları, tıpkı şu ağacın yapraklarının döküldüğü gibi dökülür.” der… (Müsned, V,179.)
Peygamberimiz bir de insanların seviyesine göre konuşurdu. Nitekim bir hadisinde “İnsanların akılları miktarına göre onlarla konuşunuz.” (Ebu Davud, Edeb, 20.) buyuran Peygamberimiz, muhataplarının anlayacağı şekilde onlara hitap eder, bazen de karşısındaki insanların şivesiyle kelimeleri söylermiş. Zaten Peygamberimizin hadislerini incelendiğimizde, sözlerinin ne kadar sade ve anlaşılır olduğunu ve muhataba göre ayarlandığını görüyoruz.
Peygamberimizin, gençlerle ve çocuklarla iletişim kurabilmek için onların anlayacağı ya da seveceği şekilde davrandığı da bilinir. Bazen onları devesine bindirerek gezdirir, onlara nasihat eder, (Tirmizi, Sıfatu’l-Kıyâme, 59) onların saçını okşar, onlara şakalar yaparmış. (Buhari, Edeb, 81.) Hatta bir defasında abdest alırken abdest suyunu ağzına alıp yanındaki çocuğun yüzüne püskürttüğü bile olmuştur. (Buhari, İlim, 18.)
6.Peygamberimiz müjdeler, sevdirir asla nefret ettirmezdi…“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin nefret ettirmeyin.” (Buhari, İlim, 12.) buyuran Peygamberimizin en önemli sünnetlerinden sayılan ‘kolaylık’ ilkesi, aslında dinimizin de güzelliklerinden biridir. Nitekim
يُرٖيدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرٖيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ
“Allah-u Teala size kolaylık diler, zorluk dilemez.”(Bakara, 185)”
هُوَ اجْتَبٰیكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِى الدّٖينِ مِنْ حَرَجٍ
O, sizi seçti ve dinde size bir güçlük yüklemedi.” (Hac, 78.) ayetleriyle ve “Din kolaydır, dini kendinize zorlaştırmayın!” (Buhari, İman 29.) hadisiyle Müslümanların gerek kendileri için gerekse başkaları için güç yetmez, takat getirilemez işlerden uzak durmaları öğütlenir. Peygamberimiz, dini kendine zorlaştıranlara hiç müsamaha göstermemiş, aksine bu işin büyük bir vebal ve fitne olduğunu hatırlatmıştır. (Buhari, Ezan, 63.)
Netice olarak, sureti kadar sireti de güzel olan Peygamberimiz, sözü son derece güzel, kıvamında ve yerinde kullanmada da ortaya bir güzellik koymuş ve ümmetine insanlarla iletişim, tebliğ ve eğitim konularında nasıl hareket edilmesi gerektiğini örnekliği ile beyan etmiştir. Bugün Peygamberimizi günümüze davetimiz bu yönüyle O’nu örnek almaktan geçer.
Muhterem müminler! Yine Peygamber Efendimizi evimize davet etsek ve bir ayna olsa bizim için acaba nasıl bir tablo karşımıza çıkar? O’nun eşleri ve çocukları ile münasebetine bizim eşlerimiz ve çocuklarımıza karşı münasebetimiz uyumlu mu acaba? Peygamberimiz olması ile iftihar ettiğimiz, adı anıldığında gözlerimizin yaşardığı Peygamberimize bu konuda ne kadar tabiyiz acaba? Bunun takdirini size bırakıyorum. Ancak veladetini kutladığımız bugün yeniden bu konuyu hatırlamamız da çok önemli.
Peygamberimiz, doğmadan önce babasını ve çok küçük yaşta annesini kaybetmiş olmasına rağmen, anne babasını ve yetişmesine katkısı olan diğer yakınlarını hiçbir zaman unutmamış, onları hep hayırla yâd etmiştir. Yetimliği ve öksüzlüğü bizzat yaşayan Peygamberimiz, ana babanın ne kadar önemli varlıklar olduğunu çok iyi fark etmiş ve anne baba hakkına riayet konusunda ısrarla durmuştur.
Peygamberimiz, eşlerine, çocuklarına, torunlarına ve onların yakınlarına karşı sergilediği tutumuyla en güzel örnektir. Peygamberimiz, bu konudaki sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmiş ve ümmetine de bu konuda çok önemli tavsiyelerde bulunmuştur. Aile bireylerine sorumluluklarını hatırlatırken şöyle diyor:
“Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz. Kişi, ailesinin yöneticisidir ve onlardan sorumludur. Kadın, eşinin evinin yöneticisidir ve ondan sorumludur.” (Buhârî, Cuma 11) “Elbette Cenab-ı Allah, her yöneticiye yönettiğinden soracaktır. Onların haklarını koruyup korumadığından soracaktır. Kişiye de ailesinden soracaktır.” (Nesâî, 'Işretü'n-Nisâ) Yani Peygamberimiz bu sözleriyle, aile bireylerinin hepsine sorumluluklar yüklüyor ve mutlu bir aile yuvasının kurulmasında herkesin rolüne ve sorumluluğuna dikkat çekiyor.
Peygamberimizin eşleri ile olan münasebetini anlamak için şu hadislere bakmak yeterli olacak. Hatırlayalım, ne diyordu Peygamberimiz… “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı iyi davrananınızdır. Ben aileme karşı en iyi davrananızım. Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı iyi davrananlardır.” diyordu… Yine bir başka hadisinde de “Müminlerin iman bakımından en mükemmeli ahlaki bakımdan en güzel olan ve ailesine şefkat ve mülayemetle davranandır.” diyordu… Bir de “Eşlerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, sakın onları dövmeyin ve onları incitecek çirkin sözler söylemeyin.” (Tirmizî, Radâ' 11) diyordu bize… Hatta bir başka haşinde de “Harcayacağın tüm harcamalardan dolayı, Allah'ın izniyle mükâfat alacaksın. Hatta eşinin ağzına verdiğin bir lokmanın bile karşılığını alacaksın.”(Ebû Davûd, Nikah 40-41) diyordu…
Peygamberimiz, bu konuda da en güzel örnekliği kendisi sunmuştur. O, eşleriyle en güzel bir şekilde geçinmiş, onlara her konuda yardımcı olmuş, ev işlerinde onlara ortak olmuş, onlara asla bir fiske vurmamıştır. Onları hayatlarında ve vefatlarında her zaman hayırla anmıştır. O, “Ey Aişe, bu gece bana, Rabbime ibadet için izin verir misin?” diyerek nafile ibadet için eşinden izin isteyecek kadar ince bir ruha sahiptir Peygamberimiz.
Peygamberimiz çocukları çok sever, onlara selam verir, onlarla ilgilenir, onlara değer verir, onlara dua eder, onları öper-koklar, onlarla şakalaşır ve onlarla oynardı.
Değerli Mü’minler! Hal böyle iken bizim evlatlarımız ve eşlerimizle olan ilişkilerimizi Peygamberimizin durumu ile kıyas edelim biraz. Onlara sevgi ve merhametle, ilgi ve alaka ile mi yaklaşıyoruz yoksa despot bir aile reisi portresi mi sergiliyoruz? Yıllarca evli kalmış aynı yastığa baş koymuş eşini acımasızca katleden insanların haberlerini her gün işitiyor, dinliyoruz. Birbirini aldatan hıyanet eden eşlerin rezil, pespaye durumları gözler önünde maalesef! Ve ya sabaha kadar kafayı bulmuş, sarhoş bir vaziyette annesini katleden cani evlatlar! Daha geçen günlerde ibretle gördük böyle birini. Şimdi hal böyleyken biz Peygamberimizi nasıl davet edeceğiz hayatımıza?! Sevmek bedel ister. Eğer Peygamberimizi sevdiğimizi iddia ediyorsak gereğini yapmak zorundayız. O’na tabi olmak, yoluna râm olmak durumundayız.
Gelin Peygamberimizi bir de mahallemize davet edelim bakalım. Sokaklarımızı ve birbirimizle ilişkilerimizi Peygamberimizin şehri Medine’nin sokakları ve Medine’deki sahabe ile bir kıyaslayalım bakalım. Pazarlarımızı ve alışverişlerimizi Medine’nin pazarı ve sahabe ile bir mukayese edelim. Acaba nasıl bir tablo çıkacak karşımıza?
“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Tirmizî, Îmân, 12) buyuran Peygamberimizin ümmetiyiz biz. Onun için önce komşularımız da emin olacak bizden. Akşam kapılarını kapattıklarında bilecekler ki “güvendeyim, bana falan komşumdan zarar gelmez” diyebilecekler… Hani Elhamdülillah Müslümanız ya, ondan diyorum… Çünkü “Vallahi iman etmemiştir.” diyor Peygamberimiz. Arkadaşları, “Kim, yâ Resûlallah?” diye sorduklarında, “Komşusunun, kendisine kötülük yapabileceği kaygısından kurtulamadığı kimse” cevabını veriyor Peygamberimiz. Ondan diyorum…
Komşularına kötülük yapabileceği endişesi yaşatan bir kimsenin cennete giremeyeceğini dile getiren ve iyi bir komşuyu mutluluk kaynağı olarak gören Peygamberimiz, komşuya yapılan eziyeti ise reddediyor ve: “Allah'a ve âhiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun! Allah'a ve âhiret gününe iman eden komşusuna eziyet etmesin! Allah'a ve âhiret gününe iman eden misafirine ikram etsin!” (Buhârî, Rikâk, 23) diyor…
Muhterem Müslümanlar! Bir de Peygamberimizin pazarına, alışverişine, ticaretine bakalım. Hatırlıyor musunuz “Bizi aldatan bizden değildir” diyordu Peygamberimiz değil mi? (Müslim, İman, 43,164, 295)
Peygamberimizin bu ifadesi gerçekten çok ağır ve dehşetli bir uyarı. Yine “Müslüman bir kimsenin, bir malda kusur olduğunu bildiği halde, müşteriye haber vermeden satması haramdır.” (Buhârî, Büyû 19) diyor Peygamberimiz…
Her şeyin sahtesinin üretildiği, orijinal denilerek satıldığı günümüz şartlarında bu uyarılara o kadar çok muhtacız ki bu gün.
Her şeye rağmen ticaretini dürüst, ahlaklı bir şekilde yapanlara da bir müjdesi var Peygamberimizin: “Doğru ve güvenilir tüccar (kıyamet günü) nebilerle, sıddıklarla ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizi, Büyu, 1/1252) diyor…
Veladetini kutladığımız Peygamberimizi hayatımızın tam merkezine almayı ümmeti olarak Cenab-ı Hakk bizlere nasib eylesin. Komşunun komşudan emin olduğu Muhammmedü’l-Emîn’in ona layık ümmmeti olmayı nasib eylesin. Aldatılırım endişesi olmadan gönül huzuru ile alışveriş yapabilmeyi Rabbim bu ümmete nasib eylesin. Cümlemizi alemlere rahmet rehberimiz Muhammed Mustafa’nın yoluna râm eylesin. Cumamız ve kandilimiz mübarek olsun.
