BİRLİKTE RAHMET VARDIR; TEFRİKADA KERBELA’NIN FERYADI VARDIR.
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم
بسم الله الرحمن الرحيم
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ.
AZİZ MÜMİNLER!
Bugün kalpleri ürperten, vicdanları ayağa kaldıran ve ümmeti derin bir iç muhasebeye davet eden büyük bir hakikati ele alacağız:
Vahdette rahmet tecelli eder; ihtilafta ise azap tecelli eder.
Bugün Kerbelâ’yı dile getireceğiz. Ancak Kerbelâ’yı yalnızca hüzünle değil; ibret nazarıyla, derin tefekkürle, samimi istiğfarla ve sağlam bir kardeşlik şuuru ile konuşacağız.
Çünkü Kerbelâ yalnızca geçmişte yaşanmış acı bir vakıa değildir. Kerbelâ, ümmetin kalbinde kapanmayan bir yaradır. Kerbelâ, ayrışmanın, fitneye aldanmanın ve dünya hırsı uğruna hakkın çiğnenmesinin ne denli korkunç sonuçlara yol açabileceğinin diri bir şahididir.
Kerbelâ bu gerçeği gösterir:
İlahî Warestim tektir. Rehberimiz tektir. Vahiy kaynağımız tektir. Yüksek yönümüz tektir. Sesimiz tektir. Oncumuz tektir.
Hepimiz Hz. Âdem’in ve Hz. Havva’nın nesliyiz. Bu kadar müşterek değerimiz varken bir Müslüman ayrılığı büyütemez. Bir Müslüman fitne ateşine kıvılcım taşıyamaz. Bir Müslüman, din kardeşini düşmanların planlarına teslim edemez.
Kardeşlerim!
Bugün Kerbelâ’yı hatırlamak, yeni ihtilaflar üretmek için değildir.
Kerbelâ’yı yâd etmek, kalpteki kinleri eritmek içindir.
Kerbelâ’yı anmak, Ehl-i Beyt muhabbetini slogandan çıkarıp hayata taşımak içindir.
Kerbelâ’yı anlamak, “Hüseyin’in safındayım” demekle kalmayıp, o Mertlerin Efendisinin temsil ettiği hak, adalet, vakar ve kardeşlik yolunda yürümektir.
— AYET —
﴿ وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُوا ﴾
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın.”
AYET KAYNAĞI: (Âl-i İmrân, 3/103)
— HADİS —
يَدُ اللّٰهِ عَلَى الْجَمَاعَةِ
“Allah’ın nusreti birlik ve beraberlikle beraberdir.”
HADİS KAYNAĞI: (Tirmizî, Fiten, 7)
AZİZ KARDEŞLERİM!
Rabbimiz ayette “sarılın” buyuruyor. Ama neye sarılacağız?
Kavmiyetimize mi?
Mezhebî fanatizme mi?
Siyasi hırsa mı?
Aşiret gururuna mı?
Grup taassubuna mı?
Nefsin inatçı heveslerine mi?
Hayır!
Allah’ın ipine sarılacağız. Kur’an-a sarılacağız. Sünnet-i Seniyye’ye sarılacağız. Tevhid akidesine sarılacağız. Kardeşlik hukukuna sarılacağız. Ümmet bilincine sarılacağız.
Çünkü Allah’ın ipini terk eden, nefsinin ipine bağlanır. Nefsine bağlanan ise zamanla kibri ibadet zanneder, öfkeyi hamiyet zanneder, ayrılığı hizmet zanneder, kardeşine düşmanlığı din zanneder.
İşte Kerbelâ bu gerçeği gösterdi.
Bir ümmet Allah’ın ipini bırakıp dünya çıkarlarının peşine düşerse, kardeş kardeşe kılıç çeker. Aynı kıbleye yönelenler, Resûlullah’ın torununa suyu esirger. Secde eden eller bile zulmün safına bulaşabilir. Dilinde din olan insan, kalbinden merhameti söküp atarsa fitnenin askeri olur.
Kardeşlerim!
Bugün camide omuz omuza saf tutuyoruz. Aynı kıbleye yöneliyoruz. Aynı Fâtiha’yı okuyoruz. Aynı Allah’a secde ediyoruz.
Ama camiden çıkınca kalplerimiz de aynı çizgide kalıyor mu?
Aynı Rabbe iman ettiğimiz kardeşimizin gıybetini yaparken bunu düşünüyor muyuz?
Aynı Nebî’nin ümmeti olan birinin hakkını yerken kalbimiz ürperiyor mu?
Aynı kıbleye yöneldiğimiz birini farklı diye hor görürken Allah’tan haya ediyor muyuz?
Ey müminler!
Müslüman, kardeşini dışarıya teslim etmez.
Müslüman, arkasından kumpas kurmaz.
Müslüman, ümmetin yarasını derinleştirmez.
Müslüman, kardeşinin zayıflığını düşmana koz yapmaz.
Müslüman savunandır.
Müslüman mazlumun yanındadır.
Müslüman izzeti koruyandır.
Müslüman ayıp örtendir; ifşa eden değil.
Çünkü vahdette rahmet vardır.
Birlik sadece aynı hizada durmak değildir. Birlik, aynı rahmete talip olmaktır. Birlik, kardeşinin onurunu kendi onurun gibi korumaktır. Birlik, fitne ateşi yükseldiğinde odun değil, su taşımaktır.
— AYET —
﴿ وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ﴾
“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra bölünüp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.”
AYET KAYNAĞI: (Âl-i İmrân, 3/105)
— HADİS —
اَلْجَمَاعَةُ رَحْمَةٌ وَالْفُرْقَةُ عَذَابٌ
“Cemaatte rahmet, ihtilafta azap vardır.”
HADİS KAYNAĞI: (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 278.)
KARDEŞLERİM!
Bu ayet, sadece geçmiş ümmetlere inmiş bir uyarı değildir. Bu ayet bugün bizim kalbimize de okunuyor. Allah bize şöyle sesleniyor:
Size Kur’an geldi.
Size Peygamber geldi.
Size ezan geldi.
Size kıble geldi.
Size namaz geldi.
Size kardeşlik emri geldi.
Size “müminler kardeştir” hükmü geldi.
Bütün bunlardan sonra hâlâ nasıl bölünürsünüz?
Bütün bunlardan sonra hâlâ nasıl birbirinizi hor görürsünüz?
Bütün bunlardan sonra hâlâ nasıl mezhep, meşrep, cemaat, ırk, parti, bölge, aşiret ve menfaat kavgasını kardeşliğin önüne geçirirsiniz?
AZİZ MÜMİNLER!
Bugün ümmetin en büyük yaralarından biri ihtilaftır. İhtilaf, sadece iki insanın küsmesi değildir. İhtilaf, rahmetin çekilmesidir. İhtilaf, bereketin azalmasıdır. İhtilaf, şeytanın aramıza girmesidir. İhtilaf, kardeşin kardeşe güvenini kaybetmesidir.
İşte Kerbelâ, ayrışmanın ne denli ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteren en acı tablolardan biridir.
O sıcak çölün ortasında susuz bırakılarak şehit edilen kimdi?
Cennet gençlerinin efendisi Mertlerin Efendisiydi.
Resûlullah’ın öpüp koklamaya doyamadığı torunuydu.
Ehl-i Beyt’in göz nuruydu.
Ümmetin emanetiydi.
Peki bu faciayı doğuran neydi?
Kör fanatizm.
Makam hırsı.
Dünya sevgisi.
Fitneye susan kalabalıklar.
Hakka karşı eğilen başlar.
Zulme karşı dilsiz kalan vicdanlar.
İşte korkunç hakikat budur:
Bir toplumda hak susturulursa, batıl konuşmaya başlar.
Bir toplumda âlimler susarsa, zalimler cesaret bulur.
Bir toplumda kardeşlik ölürse, düşmanlık din gibi pazarlanır.
Bir toplumda birlik dağılırsa, Kerbelalar çoğalır.
Ey Müslümanlar!
Bugün biz Kerbelâ’yı anlatırken sadece geçmişi yargılamayalım. Kendimizi de hesaba çekelim.
Biz ailelerimizin arasına fitne sokuyor muyuz?
Cemaatimizin içine ayrılık taşıyor muyuz?
Sosyal medyada kardeşimizin onurunu parçalıyor muyuz?
Kendi grubumuzu yüceltmek için başka müminleri küçültüyor muyuz?
Kendi haklılığımızı ispat etmek için ümmetin kardeşliğini harcıyor muyuz?
Şunu unutmayın:
Kerbelâ, ihtilafta düşen bir ümmetin ne denli acı imtihanlara sürüklenebileceğinin mahşere kadar susmayacak bir inleyişidir.
Bugün “cemaatte rahmet vardır” hadisini duyup da hâlâ ayrılık üreten insan, hadisi duymuş ama kalbine indirmemiştir.
— AYET —
﴿ اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴾
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin.”
AYET KAYNAĞI: (Hucurât, 49/10)
— HADİS —
مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ، إِذَا اشْتَكَ
﴿ مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى ﴾
“Müminlerin birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve şefkat göstermede hâli bir beden gibidir. Bedenin bir uzvu rahatsız olursa, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olur.”
AYET KAYNAĞI: (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)
AZİZ KARDEŞLERİM!
Allah “müminler kardeştir” buyuruyor. Dikkat edin: “Müminler bazen kardeştir” buyurmuyor. “Aynı görüşte olanlar kardeştir” buyurmuyor. “Aynı grupta olanlar kardeştir” buyurmuyor. “Aynı ırktan olanlar kardeştir” buyurmuyor.
Allah açıkça buyuruyor:
Müminler ancak kardeştir.
Bu kardeşlik, kan kardeşliğinden daha yüce bir iman kardeşĝliğidir. Çünkü bizi birleştiren sadece toprak değildir. Bizi birleştiren imanımızdır. Bizi birleştiren tevhidimizdir. Bizi birleştiren secdemizdir. Bizi birleştiren Resûlullah’a ümmet oluşumuzdur.
Binde bir olan Rabbimiz.
Binlerce nimetin sahibi Peygamberimiz.
Hakikat kaynağımız Kitap.
Hedefimiz Kıble.
Sesimiz Ezan.
Namazımız bir.
Orucumuz bir.
Kabirde sorulacak Rabbimiz bir.
Mahşerde huzuruna varacağımız Allah bir.
Bu kadar “birlerimiz” varken, biz nasıl olur da ayrılığın peşinden gideriz?
Bu kadar ortak emanetimiz varken, nasıl olur da birbirimizi düşman gibi görürüz?
Bu kadar aynı hakikate iman etmişken, nasıl olur da kardeşimizi yalnız bırakır, arkasından tuzak kurar, onun zaafını düşmanların sevinci haline getiririz?
Kardeşlerim!
Peygamberimiz müminleri bir bedene benzetiyor. Bedenin bir uzvu acı çekerse bütün beden rahatsız olur. Göz ağrısa baş rahat edemez. Kalp yaralansa beden huzur bulamaz. Bir el yaralansa diğer el ondan bağımsız kalamaz.
Peki bugün ümmetin bir yanı kanarken, bir yanı ağlarken, bir yanı açken, bir yanı zulüm altındayken bizim kalbimiz nasıl rahat ediyor?
Kardeşimizin acısı bize ulaşmıyorsa, iman bedenimiz uyuşmuş demektir.
Kardeşimizin feryadı bizi rahatsız etmiyorsa, merhamet damarımız kurumuş demektir.
Bir Müslümanın haysiyeti çiğnenirken biz seyirci kalıyorsak, kardeşlik iddiamız eksik demektir.
Kerbelâ’da susuz bırakılan Hak Yolunun İmamını anıp da bugün susuz, aç, mazlum, garip, yalnız bırakılan kardeşlerimizin feryadına duyarsız kalırsak, Kerbelâ’yı anlamamış oluruz.
EY MÜSLÜMANLAR!
Kardeşlik sadece düğünde yan yana gelmek değildir. Kardeşlik cenazede omuz vermektir. Kardeşlik darda kalanın elinden tutmaktır. Kardeşlik yanlış yapanı kırmadan uyarmak, kırılanı onarmak, dağılanı toplamaktır.
Kardeşlik, Müslüman kardeşini düşmanlara yem etmemektir.
Kardeşlik, onun arkasından cephe açmamaktır.
Kardeşlik, onun açığını araştırmak değil, yarasını sarmaktır.
Kardeşlik, düşman karşısında İslamın izzetini savunmaktır.
Kardeşlik, hak karşısında eğilmemek; batıl karşısında susmamaktır.
Bugün kendimize soralım:
Ben ailemde birleştirici miyim, ayrıştırıcı mı?
Ben camiimde rahmet dili mi taşıyorum, fitne dili mi?
Ben sosyal medyada kardeşliğe mi hizmet ediyorum, nefretin ateşine mi odun atıyorum?
Ben Hak Yolunun İmamı’nın adını anarken onun ahlakından nasip alıyor muyum?
Unutmayın:
Ehl-i Beyti sevmek sadece dille salavat getirmek değildir. Ehl-i Beyt’i sevmek, Resûlullah’ın ahlakına yaklaşmaya çalışmaktır.
— AYET —
﴿ وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَٓاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا ف۪يهَا وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَاَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظ۪يمًا ﴾
“Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.”
AYET KAYNAĞI: (Nisâ, 4/93)
— HADİS —
لَا تَرْجِعُوا بَعْدِي كُفَّارًا، يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ
“Benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran kimseler hâline dönmeyin.”
HADİS KAYNAĞI: (Buhârî, İlim, 43; Müslim, Îmân, 118)
KARDEŞLERİM!
Bu ayet insanın yüreğini titretir. Çünkü Allah Teâlâ bir müminin canına kıymayı basit bir suç olarak değil, korkunç bir ahiret felaketi olarak bildiriyor.
Cehennem…
Allah’ın gazabı…
Allah’ın laneti…
Büyük azap…
Bir müminin kanı bu kadar ağırdır. Bir müminin canı bu kadar değerlidir. Bir müminin hayatı bu kadar dokunulmazdır.
Resûlullah Efendimiz de ümmetini korkunç bir tehlikeye karşı ikaz ediyor:
“Benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran kimseler hâline dönmeyin.”
Bu ikaz, Kerbelâ’da yürekleri parçalayan bir hakikate dönüştü. Aynı kıbleye yöneldiğini söyleyen insanlar, Resûlullah’ın torununa kılıç kaldırdı. İşte tarih bize şu acı gerçeği gösterir:
Fitne önce dili bozar. Sonra kalbi karartır. Sonra eli kana uzatır.
Önce kardeşine kötü söz söylersin.
Sonra onu hor görürsün.
Sonra onu dışlarsın.
Sonra onu düşman gibi görmeye başlarsın.
Sonra onun hakkını çiğnemeyi normal sayarsın.
Sonra onun canını, malını, haysiyetini değersiz görürsün.
İşte ihtilaftanın yolu budur.
Kardeşlerim!
Bugün kimsenin canına kastetmiyor olabiliriz. Ama dilimizle can yakıyor muyuz? Gıybetle bir müminin haysiyetini öldürüyor muyuz? İftirayla bir ailenin huzurunu katlediyor muyuz? Hasetle kardeşimizin sevincine zehir katıyor muyuz? Menfaatimiz için kardeşimizin ekmeğine, emeğine, onuruna zarar veriyor muyuz?
Unutmayın!
Kan dökmek büyük zulümdür. Fakat kalp kırmak da hafife alınacak bir mesele değildir. Bir müminin canı haramdır. Malı haramdır. Onuru haramdır.
Kerbelâ’yı anan bir mümin önce kendi dilini hesaba çekmelidir.
Kendi elini hesaba çekmelidir.
Kendi kalbini hesaba çekmelidir.
Kendi öfkesini hesaba çekmelidir.
Kendi tarafgirliğini hesaba çekmelidir.
Ey Müslümanlar!
Yarın mahşer gününde Resûlullah Efendimiz bize sorsa:
“Ben size kardeşliği emanet ettim. Siz birbirinizi parçaladınız. Ben size Ehl-i Beyt sevgisini öğrettim. Siz ümmeti fitneye düşürdünüz. Ben size merhameti öğrettim. Siz birbirinizin haysiyetini çiğnediniz. Ben size Allah’ın ipine sarılmayı öğrettim. Siz nefsinizin ipine sarıldınız.”
O gün O’nun mübarek yüzüne hangi yüzle bakacağız?
Bugün Kerbelâ’da Hak Yolunun İmamı’nın karşısına dikilen zalim safı kınamak kolaydır. Fakat asıl zor soru şudur:
Bugün kendi menfaatimiz için Müslüman kardeşimizin hakkını yerken hangi saftayız?
Kalbimiz “Hüseyin” derken, davranışlarımız dünya hırslarının, kibirlerin, kinlerin ve nefis hesaplarının peşinden gidiyorsa kimi kandırıyoruz?
Kardeşini gıybetle sırtından vuran, hasetle içten içe yakan, iftirayla onurunu parçalayan kişi kendi çağının Kerbelâ’sına odun taşımıyor mu?
Kendimize gelelim!
Ölüm var.
Kabir var.
Mahşer var.
Mizan var.
Sırat var.
Hesap var.
Cennet var.
Cehennem var.
Allah’ın huzurunda hiçbir söz kaybolmayacak. Hiçbir gıybet unutulmayacak. Hiçbir iftira silinmeyecek. Hiçbir kul hakkı hesapsız kalmayacak.
— AYET —
﴿ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ ﴾
“Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin; sonra gevşersiniz, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”
AYET KAYNAĞI: (Enfâl, 8/46)
— HADİS —
حُسَيْنٌ مِنِّي وَأَنَا مِنْ حُسَيْنٍ، أَحَبَّ اللّٰهُ مَنْ أَحَبَّ حُسَيْنًا
“Hüseyin bendendir, bende Hüseyindenim. Allah’ım, Hüseyin’i seveni sev!”
HADİS KAYNAĞI: (Tirmizî, Menâkıb, 31; İbn Mâce, Mukaddime, 11)
AZİZ MÜMİNLER!
Allah Teâlâ bu ayette bize açıkça bildiriyor:
Birbirinizle çekişmeyin. Yoksa gücünüz gider.
İhtilaf gücü bitirir.
Ayrılık izzeti götürür.
Fitne bereketi söndürür.
Kardeş kavgası rahmeti kaçırır.
İç çekişme, dış düşmanın en büyük yardımcısıdır.
Bir ümmet kendi içinde birbirini tüketirse, düşmanın işi kolaylaşır. Bir ümmet kardeşinin hatasını düzeltmek yerine onu düşmanına teslim ederse, kendi kalesini kendi eliyle yıkar. Bir ümmet kendi evlatlarını, kendi âlimlerini, kendi mazlumlarını, kendi değerlerini değersizleştirirse, izzetini kaybeder.
EY MÜSLÜMANLAR!
Din kardeşini düşman eline bırakmaz.
Kardeşine gizli tuzak hazırlamaz.
Ümmetin çatlakını büyütmez.
Din kardeşinin zayıflığını düşmana koz yapmaz.
Müslüman, kardeşiyle ıslah için konuşur; onu yıkmak için değil.
Müslüman, hakikati savunur; nefsini değil.
Müslüman, İslam’ın izzetini savunur; kendi grubunun kibrini değil.
Kardeşlerim!
Peygamberimiz Mertlerin Efendisi hakkında şöyle buyuruyor:
“Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim.”
Bu söz sadece bir sevgi cümlesi değildir. Bu söz ümmete ağır bir emanettir. Çünkü Mertlerin Efendisi, Resûlullah’ın ciğerparesidir. Ehl-i Beyt’in göz nurudur. Haksızlık karşısında eğilmeyen bir vakar sembolüdür. Dünya menfaati için hakkın satılamayacağını canıyla gösteren büyük bir şahsiyettir.
Hüseyin’i sevmek sadece onun adını anmak değildir.
Hüseyin’i sevmek, onun temsil ettiği hakkı sevmektir.
Hüseyin’i sevmek, zulme razı olmamaktır.
Hüseyin’i sevmek, kardeşliğe sahip çıkmaktır.
Hüseyin’i sevmek, dünya hırsına, makam tutkusuna, kibir ve fitneye karşı kalbi temiz tutmaktır.
Kerbelâ şu hakikati fısıldar:
Mertlerin Efendisi canı pahasına haksızlığa boyun eğmedi. Biz ise bazen üç kuruşluk dünya menfaati için kardeşliğimizi satıyoruz.
Bu nasıl bir gaflettir?
Hüseyin susuz kaldı; biz kardeşimizin gözyaşını görmezden geliyoruz.
Hüseyin hak için direndi; biz menfaat için susuyoruz.
Hüseyin vakar ile yürüdü; biz nefsimizin peşinde savruluyoruz.
Hüseyin adaletin safında durdu; biz bazen kendi çıkarımız için haksızlığa göz yumuyoruz.
Ey Müslümanlar!
Bugün “Hüseyin’i seviyorum” demek kolaydır. Asıl mesele şudur:
Hakkın yanında durabiliyor muyuz?
Zulme karşı kalbimiz titriyor mu?
Kardeşimizin hakkını koruyor muyuz?
Fitneye alet olmaktan korkuyor muyuz?
Ayrılığın azap olduğunu gerçekten idrak ediyor muyuz?
Peygamberimiz “vahdette rahmet vardır” buyururken, biz camiden çıkınca hangi ayrılığın kavgasını veriyoruz?
Hangi cemaatçilik bizi ümmet kardeşliğinden daha değerli hale getirdi?
Hangi siyasi öfke bize mümin kardeşimizin kalbini kırma hakkı verdi?
Hangi dünya menfaati bize ahireti unutturdu?
Allah’ın azabından hiç mi korkmuyoruz?
Kardeşlerim!
Kerbelâ sadece gözyaşı istemez. Kerbelâ ahlak ister. Kerbelâ adalet ister. Kerbelâ kardeşlik ister. Kerbelâ, “Ben Hüseyin’i seviyorum” diyen dilden önce, Hüseyin’in temsil ettiği hakka teslim olmuş bir kalp ister.
— AYET —
﴿ وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللَّهِ ۙ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ﴾
“Allah’a döndürüleceğiniz günü unutmayın. Sonra her nefis, ne işlediyse onunla karşılık verilir. Ve onlara zulm edilmez.”
AYET KAYNAĞI: (Bakara, 2/281)
— HADİS —
كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ
“Sizin hepiniz çobansınız ve hepiniz sorumluluk altında olanlarınızdan sorumlusunuz.”
HADİS KAYNAĞI: (Buhârî, İcârâ, 1; Müslim, İmârâ, 20)
EY MÜSLÜMANLAR! Ey Muhammed Mustafa’nın ümmeti!
Bugün arkasına sığındığımız sahte kavgaları bir kenara bırakalım. Irkçılıkları, mezhepçilikleri, cemaatçilikleri, kibirli tarafgirlikleri, sosyal medya kavgalarını, aile içi inatları bir kenara bırakalım ve Kerbelâ çölüne bakalım.
O sıcak kumların üzerinde susuz bırakılan kimdi?
Mertlerin Efendisi’ydi.
Resûlullah’ın torunuydu.
Cennet gençlerinin efendisiydi.
Peygamberimizin “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim” buyurduğu mübarek şahsiyetti.
O halde Kerbelâ’dan sonra hiçbir Müslüman ihtilaftı hafife alamaz. Hiçbir Müslüman fitne dilini masum göremez. Hiçbir Müslüman kardeşinin hakkını yemeyi küçük sayamaz. Hiçbir Müslüman “benim tarafım kazansın da ümmet zarar görürse görsün” diyemez.
Çünkü Kerbelâ bize gösterdi ki:
Taassup insanı hayvanlaştırır.
Hırs insanı şeytanlaştırır.
Fitne gözü kör eder.
Ayrılık kalbi parçalar.
Suskunluk zulme ortak olur.
Kardeşlerim!
Binde bir olan Rabbimiz.
Binlerce nimetin sahibi Peygamberimiz.
Hakikat kaynağımız Kitap.
Hedefimiz Kıble.
Sesimiz Ezan.
Namazımız bir.
Ramazanımız bir.
Kâbe bir.
Kabirde vereceğimiz cevap bir.
Mahşerde duracağımız divan bir.
Bu kadar birliğimiz varken ayrılık bize yakışmaz.
Din kardeşini düşman eline bırakmaz.
Kardeşine gizli tuzak hazırlamaz.
Ümmetin çatlakını büyütmez.
Düşman sevinsin diye kardeşini yıkmaz.
İslam’ın izzetini savunur.
Mazlumun yanında olur.
Haklıyı güçlüye ezdirmez.
Kendi nefsinin değil, Allah’ın rızasının safında durur.
Ey kardeşim!
Senin mezhebin, meşrebin, cemaatin, siyasi görüşün, ırkın, bölgen, ailen, soyun, makamın, paran, gücün olabilir. Ama bunların hiçbiri Allah’ın emrettiği mümin kardeşliğinin önüne geçemez.
Mümin kardeşini küçük görme.
Mümin kardeşinin hatasına sevinme.
Mümin kardeşinin düşmesine alkış tutma.
Mümin kardeşinin onurunu pazara çıkarma.
Mümin kardeşinin aleyhine fitne taşıma.
Çünkü yarın mahşerde herkes kendi safıyla haşrolacaktır.
Bugün fitnenin safında duran, yarın rahmet safında yer bulabilir mi?
Bugün kardeşini inciten, yarın Peygamber’in şefaatini nasıl umut eder?
Bugün Ehl-i Beyt’i sevdiğini söyleyip kardeşlik hukukunu çiğneyen, Mertlerin Efendisi’nin temsil ettiği hakikatle nasıl yüzleşir?
Kardeşlerim!
Kerbelâ’yı yâd etmek, yeni düşmanlar yaratmamaktır.
Kerbelâ’yı hatırlamak, gönüldeki kiri temizlemektir.
Kerbelâ’yı yaşamak, “ümmet tekrar bölünmesin” diye ahdetmektir.
Kerbelâ şöyle divan kurar:
Hak için yaşa.
Zulme razı olma.
Fitneye alet olma.
Kardeşini satma.
Kardeşinin hukukunu çiğneme.
Düşmanın tuzağına kardeşini malzeme yapma.
Dünya menfaatini ahiretine tercih etme.
Allah’ın ipine sımsıkı sarıl.
Çünkü vahdette rahmet vardır.
İhtilafta azap vardır.
YA RABBİ!
Bizleri Kur’an-a sımsıkı sarılan kullarından eyle.
Bizleri Resûlullah’ın sünnetine bağlı kalan ümmetinden eyle.
Bizleri Ehl-i Beyt’i seven, onların vakarlı duruşundan ibret alan, Mertlerin Efendisi’nin hak yolundaki sadakatinden ders çıkaran kullarından eyle.
ÂMÎN YÂ RABBEL ÂLEMÎN.
HAZIRLAYAN: MEHMET ERÇELİK
