Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Kibir ve Tevazu: İki Zıt Karakter

İbrahim Bölükbaşı

KİBİR VE TEVAZU


Kıymetli kardeşlerim sizlere bu Cuma sohbetimizde Kibir ve Tevazu dan bahsedeceğiz .

Kibir Nedir:bunun tanımını öncelikle bilmemiz lazım

Sözlükte “büyüklük” anlamına gelen kibir(kibr),tevazuun karşıtı olarak “kişinin kendini üstün görmesi ve bu duyguyla başkalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunması” demektir;

Kibrin ilk temsilcisi Bilindiği gibi Şeytandı Allahü Teala Ona ve meleklerine Hz ademe secde edin diye emrettiğinde o kibirlenip Secde etmedi Araf süresinde Rabbimiz bu olayı şöyle anlatır.

قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَۗ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَ

Meleklere, “Âdem’e secde edin” diye emrettik. İblîs’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenler arasında yer almadı. (11)

قَالَ مَا مَنَعَكَ اَلَّا تَسْجُدَ اِذْ اَمَرْتُكَۜ قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۚ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ

(Allah) şöyle demişti: "Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan neydi?"(İblis de) "Ben ondan hayırlıyım (üstünüm). Beni ateşten yarattın; onu çamurdan yarattın." demişti.

قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ اَنْ تَتَكَبَّرَ ف۪يهَا فَاخْرُجْ اِنَّكَ مِنَ الصَّاغِر۪ينَ

Allah "İn oradan! Orada kibirlenmek senin haddine değildir. Çık, (git); şüphesiz ki sen aşağılıklardansın!" demişti.

Kıymetli kardeşlerim bu ayette kibir hastalığının insanı nasıl bir felakete uğratacağını iblisin kıssasında bizleri uyarır. Zira İblisi kendisine verilen bu makam ,’’Kibir’’ yüzünden tahtından etmiştir..Çünkü O ,rivayete göre 80 bin sene Allah’a ibadet etmiş hiçbir zaman kendisinde ,nefis olmasına rağmen asla itaatsiz olmamış yani günah işlememiş ve Allahın kendisine öğretiği ilimle meleklere ilim öğreticisi olarak yıllarca bir nevi hocalık yapmış .Onun yedi kat semada ona Abit -Zait gibi isimlerle nitelerler kısacası değerli biriymiş. Neticede Allahın lanetine kibir yüzünden uğramış..

Rabbimizin bize verdiği değeri kaybetmemek için onun Tüm çağrılarına boyun eğmek zorundayız:

Rabbimiz şöyle buyurur

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ

Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar (yani kibirlenenler)aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.[1]

Kibrin 2. temsilcisi: Kuran da ifade edilen Karun adındaki Zengin birinin kendisine verilen Mal mülk yüzünden nasıl kibirlenerek helak olduğunu anlatmak istiyorum..

Kârûn, Hazret-i Mûsâ’nın amcasının oğlu idi. Tevrât’ı, Mûsâ -aleyhisselâm-’dan sonra en güzel Tevratı O okurdu. Çok fakirdi. Hazret-i Mûsâ’nın duâsı berekâtıyla kendisine simyâ, yâni kıymetli maddelerden altın yapma ilmi verildi. Kârûn’un kalbine dünyâ meyli ve muhabbeti girdi. Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-’ın duâsıyla kendisine verilen simyâ ilmi ile de çok zengin oldu. Kalbi, dünyevî ihtiraslarla doldu. Bu arada bütün güzel ve nezih hasletlerini de kaybetti. Gurur ve kibre kapıldı. Oysa zenginliği, Hazret-i Mûsâ’nın öğretmiş olduğu ilim sâyesinde idi. Ama daha sonra bu ilim sebebiyle zengin olmasını kendisinin becerisinden dolayı olduğunu söylüyerek kibirlendi:

إِنَّ قَارُونَ كَانَ مِن قَوْمِ مُوسَى

“Karun, Musa’nın kavminden idi.”Karun, Hz. Musa’nın amcaoğlu olup O’na inananlardan idi.”

فَبَغَى عَلَيْهِمْ“

“Onlara karşı azgınlık etmişti.”(zenginliği onu kibirlendirdi)”

وَآتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا إِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُوءُ بِالْعُصْبَةِ أُولِي الْقُوَّةِ

Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı.”

إِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ

“Kavmi ona demişti ki:””

لَا تَفْرَحْ“

“Şımarma!”(yani zenginlik seni şımartmasın) Bunun içindir ki Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:”

وَلَا تَفْرَحُوا بِمَٓا اٰتٰيكُمْۜ

“Onun size verdikleriyle şımarmayasınız.” (Hadîd, 23)”

إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِحِينَ

“Çünkü Allah şımaranları sevmez.””

وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ

“Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara.”Allahın sana vermiş olduğu zenginliği, sana ahireti kazandıracak şeylerde sarfederek ahiret yurdu için harca. Çünkü zenginlikten maksat, ahireti kazandırmak olmalıdır.”

وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا

“Dünyadan da nasibini unutma.”dünya nimetlerini de elde et”

وَأَحْسِن كَمَا أَحْسَنَ اللَّهُ إِلَيْكَ

“Allah sana iyilikte bulunduğu gibi sende iyilikte bulun.””

وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ“

“Ve yeryüzünde bozgunculuk arama.”(insanları birbirine düşürme )”

إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ“

“Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.””

قَالَ إِنَّمَا أُوتِيتُهُ عَلَى عِلْمٍ عِندِي

“Kârûn, dediki “Bunlar bana bendeki bir ilimden(beceri ve kabiliyetten ) dolayı verilmiştir” dedi.”yüce Allah bu sefer ona cevaben”

أَوَلَمْ يَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ قَدْ أَهْلَكَ مِن قَبْلِهِ مِنَ القُرُونِ مَنْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَأَكْثَرُ جَمْعًا“

O, Allah’ın kendinden önceki devirlerde, ondan daha kuvvetli

ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmedi mi?”

Karun, bu gerçeği aslında Tevrat’ta okumasına ve tarihî menkıbeleri anlatanlardan duymasına rağmen kuvvetiyle ve malının çok olmasıyla aldanmıştı.

وَلَا يُسْأَلُ عَن ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ

“Mücrimlerden günahları sorulmaz.””

(işledikleri günahlar sorgusuz sualsiz azaba dönüşecek)

فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ فِي زِينَتِهِ“

“Derken Karun, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı.””

قَالَ الَّذِينَ يُرِيدُونَ الْحَيَاةَ الدُّنيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَا أُوتِيَ قَارُونُ

“Dünya hayatını arzulayanlar şöyle dediler: Keşke Karun’a verilenin benzeri bizim de olsaydı.””

Hasedden sakınmak için bizzat onun malını değil, benzerini temenni ettiler.

إِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظِيمٍ “

“Gerçekten o, çok büyük devlet sahibidir.””

“Onun dünyadan çok büyük bir payı var” dediler.

وَقَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ “

“Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, şöyle dediler:””

Ahiretin hâllerini bilenler, Karun gibi servete kavuşmayı temennî edenlere şöyle dediler:

وَيْلَكُمْ“

“Yazıklar olsun size!””

ثَوَابُ اللَّهِ خَيْرٌ لِّمَنْ آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا

“İman edip salih amel yapanlar için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır.”Allahın ahirette vereceği karşılık, Karuna verilenden, hatta dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.

وَلَا يُلَقَّاهَا إِلَّا الصَّابِرُونَ “

“Ona, ancak sabredenler kavuşurlar.””

فَخَسَفْنَا بِهِ وَبِدَارِهِ الْأَرْضَ“

“Derken, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik.””

Rivayete göre, Karun her zaman Hz. Musayı incitir, O ise yakınlığından dolayı durumunu idare ederdi. Derken zekât hükmü bildirildi. Karun malının binde birini vermeyi kabul etti. Ama hesaplayınca çıkan miktar kendisine çok geldi.İsrailoğulları O’nu terk etsinler diye, Hz. Musa’yı onların nazarında küçük düşürecek bir plan yaptı. “Musa benimle ilişkiye girdi” demesi için fahişe bir kadını ayarladı.

Bayram günü Hz. Musa insanlara hitap etmek üzere ayağa kalktı. Şöyle konuştu: “Hırsızlık yapanın elini keseriz. Bekâr olarak zina yapana sopa cezası uygularız. Evli olarak zina yapanı ise recmederiz.”

Bunun üzerine Karun “Sen de bu hükümlere dâhil misin?” diye sordu.

Hz. Musa “evet, dâhilim” dedi.

Karun, “İsrailoğulları Senin falan kadınla ilişkin olduğunu iddia ediyorlar!” dedi.

Bu söz üzerine o kadın getirildi. Hz. Musa ondan Allah hakkı için doğru söylemesini istedi. Kadın, bir ücret karşılığında böyle iftira etmesi için Karun tarafından tutulduğunu anlattı. Hz. Musa, gerçeğin anlaşılması üzerine secdeye vardı, Karunun helâki için Allaha yalvardı.

Allahu Teâlâ, “yere dilediğini emret” diye O’na vahyetti. Hz. Musa da “ey arz! Onu içine al!” dedi. Arz onu dizlerine kadar içine aldı. Hz. Musa “onu içine al” dedi. Arz, Karunun vücudunun yarısını içine aldı. Sonra Hz. Musa “Onu içine al!” dedi, arz Karunu boynuna kadar içine aldı. Sonra Hz. Musa tekrar “onu içine al” deyince, arz Karunu tümüyle içine aldı. Bütün bu merhalelerde Karun Hz. Musaya yalvarıyordu. Ama Hz. Musa ona acımadı.

Bu olaydan sonra israiloğullarından “mirasına konmak için böyle yaptı” diyenler olunca Hz. Musa Allaha dua etti, bu dua neticesinde Allah O’nun sarayını ve mallarını yerin dibine geçirdi.

فَمَا كَانَ لَهُ مِن فِئَةٍ يَنصُرُونَهُ مِن دُونِ اللَّهِ

“Allah’a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu.””

وَمَا كَانَ مِنَ المُنتَصِرِينَ “

“Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!””

وَأَصْبَحَ الَّذِينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْأَمْسِ يَقُولُونَ

“Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler şöyle demeye başladılar.””

وَيْكَأَنَّ اللَّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ “

“Vay! Demek ki Allah,kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve kısarmış.””

Demek ki Allah meşietine göre rızkı bol veriyor, veya daraltıyormuş, yoksa bu durum bol vermeyi gerektiren bir itibar veya daraltmayı gerektiren düşük bir hâlden değilmiş

لَوْلَا أَن مَّنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَا “

“Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi.””

Bizim de öyle malımız olsa, Karunun akıbetine biz de maruz kalırdık. Allah bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki, bize verilmemesi bir nimet imiş.

وَيْكَأَنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ“

“Vay! Demek ki inkar edenler iflah olmayacak.””

تِلْكَ الدَّارُ الْآخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَادًا“

“İşte şu ahiret yurdu!(olan cenneti) Biz onu yeryüzünde kibirlenmeyi ve bozgunculuğu istemeyen kimselere veririz.””

وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ“

“Akıbet, müttakilerindir.” Güzel akıbet, Allahın razı olmadığı şeylerden sakınan kimseler içindir. Kibirli olanlar cennete giremez”

Rasulullah buyurdu ki:

“لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِى قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ” قَالَ رَجُلٌ: إِنَّ الرَّجُلَ يُحِبُّ أَنْ يَكُونَ ثَوْبُهُ حَسَنًا وَنَعْلُهُ حَسَنَةً. قَالَ: “إِنَّ اللَّهَ جَمِيلٌ يُحِبُّ الْجَمَالَ، الْكِبْر:ُ بَطَرُ الْحَقِّ وَغَمْطُ النَّاسِ.”

Abdullah b. Mes"ûd"un anlattığına göre, bir gün Hz. Peygamber (sav),“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” buyurdu. Bunu duyan bir adam, “Ama insan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır!” deyince, Allah Resûlü, “Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise hakikati inkâr etmek ve insanları küçük görmektir.” buyurdu. (M265 Müslim, Îmân, 147)

ALLAH KİBİRLİ OLANLARI SEVMEZ

وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ

“Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, çokça övünüp duran hiç kimseyi sevmez.”

Tevâzu‘kibrin zıddı olup kişinin başkalarını aşağılayıcı duygu ve davranışlardan kendini arındırmasını ifade eder. Türkçe’de alçak gönüllülük sözüyle karşılanmaktadır. Tevazu sahibi kişiye ise mütevazi denilir. Rasulullah buyurdu ki:

مَنْ يَتَوَاضَعُ لِلَّهِ سُبْحَانَهُ دَرَجَةً يَرْفَعُهُ اللَّهُ بِهِ دَرَجَةً

وَمَنْ يَتَكَبَّرُ عَلَى اللَّهِ دَرَجَةً يَضَعُهُ اللَّهُ بِهِ دَرَجَةً حَتَّى يَجْعَلَهُ فِي أَسْفَلِ السَّافِلِينَ

Her kim Allah için bir derece tevazu gösterirse, Allah onu bir derece yükseltir. Her kim de Allah’a karşı bir derece kibir gösterirse, Allah onu bu davranışı sebebiyle bir derece alçaltır. Ta ki sonunda aşağıların en aşağısına iner.[11]

YÜCE RABBİMİZ RAHMANIN KULLARINI TANIMLARKEN:

وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا

Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) "Selam!" derler (geçerler);[18]

Peygamberimizin tevazu örnekleri:

Hicretin üzerinden sekiz yıl geçmişti. Savaşa gerek kalmadan Mekke"yi fetheden oldukça kalabalık Müslüman ordusunun başında Hz. Muhammed vardı. O, bu şanlı zaferin büyüsüne kapılmamış; mübarek şehir Mekke"ye mağrur bir komutan edasıyla değil Allah"ın verdiği bu nimete şükretmenin bilinciyle başını önüne eğerek girmişti Genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle Mekke halkı, Safâ tepesinde Resûlullah"a bağlılıklarını bildiriyor ve insanlar bölük bölük Allah"ın dinine giriyorlardı. Biat etmek üzere yanına gelenlerden biri onunla konuşmaya başlamıştı. Fakat bu büyük insanla karşı karşıya gelmek ve onunla konuşmak kendisini o kadar heyecanlandırmıştı ki titremeye başladı. Bunu gören Hz. Peygamber,“Sakin ol! Ben bir kral değilim. (Güneşte) kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.”diyerek onu rahatlattı.Hayatının en görkemli sahnesinde dahi kibre kapılmayarak tevazudan ayrılmayan Allah Resûlü bu davranışıyla bir insanlık dersi vermiş, ashâbına da aynı tavrı sergilemeleri gerektiğini bildirmiştir. .”Yeri geldiğinde çobandı, yeri geldiğinde tüccar. Kerpiç taşıdı sırtında, açlıktan karnına taş bağladı hendek kazımında. Hem de herkes bir kerpiç taşırken, O iki kerpiç taşıyordu; herkes bir taş bağlarken, O iki taş bağlıyordu. Evinde herhangi bir insan gibi davranıyor; kendi elbisesini kendisi yamıyor, ayakkabılarını tamir ediyor, ev işlerinde hanımlarına yardımda bulunuyordu. O kadar samimi ve doğaldı ki hastaları ayaklarına giderek ziyaret ediyor, cenazelere katılıyor, köle ve fakirlerin davetine icabet ediyor, üzerinde dört dirhemden fazla etmeyecek bir hırka olduğu için, gösteriş olarak algılanmasından çekinerek de olsa deveye, hatta merkebe bile biniyordu.

Ebû Zer Hazretleri naklediyorlar: “Rasûlüllah,ashabı arasına girer otururdu.Bir yabancı geldiği zaman hangisinin Rasûlullah olduğunu farkedemez ve sorma ihtiyacını duyardı.” Büyük bir tevazu içerisinde O, her hastayı ziyaret eder,cenaze merasimlerine katılır,rastgele bir kölenin bile davetine icabette bulunur, katiyetle kibir göstermez,fakir ve miskinlerle,yaşlı ve düşkünlerle beraberce yürüyüp, saatlerce durup onlarla konuşmaktan ve ihtiyaçlarını gidermekten geri kalmazdı.

Yüce Rabbimiz mü’minleri birbirine kardeş yapmış, sonra da onlara birbirinin derdiyle ilgilenmeyi, birbirinin yarasına merhem olmayı ve kardeşlerinin sıkıntılarını gidermeyi emretmiştir.

Şu hâlde mü’minler, kardeş olduklarını hiçbir zaman unutmayarak birbirlerine aslâ kaba davranmamalı, kendilerini diğer kardeşlerinden üstün görmemeli ve onlardan bir kabalık görünce hemen yüz çevirmeyerek kardeşlerine karşı anlayışlı olmalıdır.

Yâ Rabbi! Bizleri İslâm kardeşliğini en güzel bir sûrette yaşayan, birbirine karşı dâimâ tevâzû ile davranan sâlih kullarından eyle…AMİN


İBRAHİM BÖLÜKBAŞI

DİN HİZMETLERİ UZMANI