Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Kul Hakkı: En Ağır Borç

İsmail Sezkin

KUL HAKKI


Muhterem Mü’minler! Yeryüzündeki varlıkların en mükemmeli insandır… Çünkü insan en güzel bir şekilde yaratılmıştır… İnsan yaratılırken akıl nimetiyle donatılmıştır… Buna rağmen başka insanlarla tanışmak, başkalarıyla yardımlaşmak ve bir arada yaşamak herkes için birer ihtiyaçtır… Ama cemiyet halinde yaşamak, bir takım karşılıklı hak ve sorumlulukları da beraberinde getirmektedir…

Değerli Kardeşlerim!.. Her insanın üzerinde bir takım hak ve sorumluluk bulunur İnsanın üzerindeki bu haklar, 1- Hukukullah dediğimiz Allah’ın haklarıdır…2- Hakku’l-ibad denilen yaratılmışların haklarıdır

Allah’ın üzerimizdeki hakları nedir derseniz… Bunlar; Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, hiçbir şeyi ortak koşmadan Allah’a ibâdet edip emirlerini tutmak ve yasaklarından sakınmaktır

Bu günkü sohbetimizin asıl konusu olan; Hakk’ul İbad ise, yaratılmışların hakkıdır Yaratılmışların başında da, insanlar gelir İnsanlar arasındaki bütün ilişkiler, “fertlerin karşılıklı hakları” içerisinde yer alır Ana-babanızın hakkı, evladınızın hakkı, eşinizin hakkı, komşularınızın, akrabalarınızın, arkadaşlarınızın hakları, işçi-işveren hakları bu tür kul haklarıdır

Ayrıca; diğer canlı varlıkların da gözetmemiz gereken hakları vardır Bu haklar da; onları incitmemek, aç ve susuz bırakmamak, yuvalarını yıkmamak ve yavrularını öldürmemektir… Diğer varlıklardan, meşrû bir çerçevede faydalanıp israf etmemektir… Doğal çevreyi, evimiz gibi korumak, doğal dengeyi bozacak işler yapmamaktır

اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزٖينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ

Değerli Mü’minler!.. Hiç şüphesiz bu dünya hayatı aldatıcıdır, geçicidir, sadece bir oyundan ibarettir… Mallarla ve evlatlarımızla çoğalma yarışıdır…

وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey de değildir (Hadid, 20) Bir gün hepimiz için bu fani hayat son bulacak, gerçek hayat dediğimiz ahiret hayatı başlayacak ve herkes dünyadaki hayatından hesaba çekilecek Onun için, akıllı ve basiretli insan; Allah’a ve mahlukata karşı vazifelerini yapan, hak ve hukuka saygı gösterip, hesap gününe borçsuz ve günahsız olarak gitmeye çalışan insandır…

Kim iyilik olarak ve ya kötülük olarak her ne yaparsa; mutlaka onun karşılığını görecek… Nitekim Cenâbı Hak:

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa karşılığında onu görür…”

وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

““Kim de zerre miktarı kötülük yaparsa, karşılığında onu görür” (Zilzal, 7-8.) diyor”

Peygamber Efendimiz de; "Kimin üzerinde başkasının haysiyetine ve ya malına tecavüzden dolayı üzerinde bir hak bulunursa, paranın-pulun geçmediği, malın-mülkün hiçbir değerinin olmadığı hesap günü gelmeden helalleşsin Aksi takdirde o gün, -salih bir ameli varsa, o yaptığı haksızlık ölçüsünde- kendinden alınır… Eğer iyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir…” buyuruyor…

Muhterem Müslümanlar!.. İslâm dinine göre, başkasının hak ve hürriyetlerine zarar vermemek kaydıyla, her insanın bu dünyada yaşama hakkı vardır… Nimetlerden yararlanma hakkı vardır… Mal-mülk edinme hakkı vardır… Neslini devam ettirme hakkı vardır… Seyahat etme hakkı vardır… Öğrenme hakkı vardır… Düşünme ve düşündüklerini ifade etme hakkı vardır… Ticaret yapma hakkı vardır… Çalışma ve kazandığını koruma hakkı vardır… İnanma ve inancının gereğini yerine getirme hakkı vardır… Bunlar herkese Allah’ın vermiş olduğu hak ve hürriyetlerdir Ayrıca ırkı, rengi, dili, dini ve cinsiyeti ne olursa olsun, bütün insanlar, kanun önünde eşittir Yerde ve gökte bulunan canlı ve cansız varlıklar, insanların faydalanması için yaratılmıştır… İnsanlar ise, 56)

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Sadece Allah’a kulluk etmek için yaratılmıştır”

Bir insanın hakkını yemek, onun toplumdaki itibarını düşürmek, onurunu kırmak haramdır Çünkü hiçbir insan, yerilecek veya istenildiği zaman kendisinden faydalanılacak bir varlık değildir… İnsan, Cenab-ı Allah’ın üstün yetkilerle donattığı, özel görevler verdiği seçkin bir varlıktır… Ve her insan, mutlaka Allah’a hesap verecektir

O halde insan, kendi sorumluluk sınırlarını aşmamalıdır… Çünkü Cenab-ı Allah Kur’an’da,

اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

““Bizim sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn,115)”

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى

““İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyamet,36) buyuruyor”

Değerli Müminler!.. İnsan toplum halinde yaşamaya muhtaç yaratılmış bir varlıktır… Onun için herkes hayatında anlaşma, yardımlaşma ve dayanışmayı esas almak durumundadır Çünkü herkes, çeşitli ihtiyaçlarını, ancak karşılıklı rızaya dayanan alış-veriş, sözleşme ve anlaşmalarla karşılayabilir… Öyle ise, aramızdaki sözleşmelere sadık kalmamız, bunlardan doğan haklara saygılı olmamız ve kul hakkını gözetmemiz gerekir…

Mesela; iş verdiğimiz insanların sosyal güvenliklerini sağlayacak önlemleri almamızın, bu konuda gereken işlemleri zamanında yapmamızın, insanî ve İslâmî bir görev ve aynı zamanda bir kul hakkı olduğunu unutmamalıyız… Allah huzuruna kul hakkı ile çıkmanın, çok ağır bir vebal olduğunu bilmeliyiz… Çünkü böyle bir günahın Allah tarafından bağışlanması, hak sahibinin affetmesi şartına bağlanmıştır Hak sahibi, ondan hakkını almadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe, Allah kul hakkı yiyenin günahını affetmemektedir… Çünkü İlâhî adâlet, bunu gerektirir…

Öyleyse Değerli Mü’minler!.. Üzerinde kul hakkı bulunan bir insan, muhatabını bulup helâllik dilemek mecburiyetindedir Eğer bu hak, bir gıybetse ve ya iftiraysa ve ya yalan isnadı gibi manevî boyutlu bir hak ise, ancak hak sahibiyle açık-seçik konuşularak helâl ettirilebilir… Eğer hakkın borç-alacak gibi maddî boyutu varsa, bunlar da hemen ödeme cihetine gidilerek helal ettirilir Eğer bir kişi, hem kul hakkından dem vuruyor, hem de imkânı olduğu halde borcunu ödemiyorsa, bu açık ve net bir şekilde yalancılıktan başka bir şey değildir…

Kul hakkı, insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı haktır İnsana yönelik tecavüz ve haksızlıklar haram ya da mekruh eylemler içinde yer alır Bu nedenle günahtır… Günah olduğu için de ceza konusudur Kul hakkından doğan günahları ve cezaları ne Cenab-ı Allah bağışlar… Ne de devlet tarafından affedilebilir Kul hakkı, ancak hak sahibi kulun bağışlaması ile ortadan kalkar

Muhterem Mü’minler!.. Müslüman demek Allah'a teslim olmuş kişi demektir… Cenab-ı Allah'ın bir adı da el-Hakk'tır Hak, ayrıca gerçekliği, doğruluğu ve adaleti, başka bir deyişle her şeyi yerli yerine koymayı, her şeyi yerli yerinde yapmayı da anlatan bir kavramdır Bunun karşısında zulüm vardır Hakk'a teslim olan kişi Allah’ın gösterdiği biçimde doğruluk ve adaletten yana olur, batılın ve zulmün karşısında olur Bu nedenle Peygamberimizin buyurduğu gibi;

"Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir Mü'min de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir…"

Bakınız; Peygamber Efendimiz helâl ve harama ilişkin uyarısında çok temel bir çerçeve çiziyor:

“Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir… Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır… İnsanlardan çoğu bunları bilmez… Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da korumuş olur… Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur… Tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır… Haberiniz olsun, her hükümdarın bir koruluğu vardır… Allah'ın koruluğu da haramlarıdır Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o et parçası sağlıklı olursa cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o et parçası bozulursa, cesedin tamamı bozulur… Haberiniz olsun bu et parçası kalptir…"

Bu hadis-i şerifin esas uyarısı, sürüyü çit kenarında otlatmama, yani nefsi, haram sınırında veya şüpheli şeyler arasında dolaştırmama noktasında toplanıyor

Ayrıca Peygamber Efendimiz bir başka hadis-i şeriflerinde de bizim için bir “müflis” tarifi yapıyor… Peygamberimiz, bu hadis-i şerifinde Allah'ın huzuruna kul hakkı ile gelen kimseyi müflis olarak tanımlayarak şöyle buyuruyor:

"Müflis şu adama derler; bu adam dünyada yaptığı bütün ibadet ve taatin sevabı ile kıyamet gününde Allah'ın huzuruna gelir Bu adam dünyada birçok hayırlar, ibadetler yapmış olmakla birlikte başkalarına zulmetmiş, kimini dövmüş, kiminin gönlünü kırmış, şuna buna eliyle ve diliyle eziyet etmiş İşte bu hak sahiplerinin hepsi o adamın çevresine toplanacaklar, haklarını isteyecekler: "Bana dünyada iken şöyle yaptı, hakkımı al ya Rabbi!" diye davacı olacaklar Allah bunun hayır ve iyiliklerinden hâsıl olan sevapları bunlara taksim edecek, fakat borcu yine kapanmayacak Nihayet onların günahlarını bunun üzerine yükleyecek, Cehenneme gönderecek İşte asıl müflis böyle bir adamdır… "

Değerli Kardeşlerim!.. İşte bu hadiste de görüldüğü gibi, müflis, mahşer ortamında, dünyada yaptığı iyilikleri dağ gibi yığılan, ancak farkında olmadan yaptığı gıybetleri vs. sebebiyle hakkı geçen insanların gelip haklarını aldığı ve sonunda ortada hiçbir şeyi kalmayan, üstelik sevabı yetmediği için başkalarının günahını yüklenen kişi demektir

Bu hadis-i şerifin ana uyarısı da, farkında olmadan yapılan şeylerin, geri dönüşü ve telâfisi mümkün olmayan hesap gününde insanı iflâs ortamına sürükleyeceği noktasında toplanıyor

Bir insandan gıyabında beğenmeyeceği biçimde bahsetmek anlamına gelen “gıybet”, “ölmüş kardeşin etini yemek” olarak nitelenmiştir Kur’an’da

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثٖيرًا مِنَ الظَّنِّ

““Ey iman edenler!.. Zannın birçoğundan sakının.”

اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ

“Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”

وَلَا تَجَسَّسُوا

“Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.”

وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا

“Birbirinizin gıybetini yapmayın.”

اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتًا

“Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?”

فَكَرِهْتُمُوهُ

“İşte bundan tiksindiniz!”

وَاتَّقُوا اللّٰهَ

“Allah’a karşı gelmekten sakının. (Hucurat, 12)”

Değerli Mü’minler!.. Haset; bir insanın elindeki nimet’i kıskanmaktır… Bu da Allah’ın takdirine razı olmamak demektir… Onun için; haset mü’mine yakışmayan bir davranıştır… Cenab-ı Allah Kur’an’da birçok ayette mü’minlerin arasında kin olmayacak diyor… Haset olmayacak diyor… Gıybet olmayacak diyor… Yalan olmayacak diyor… Sui-zan olmayacak diyor… Lakap takma olmayacak diyor… Ayıp araştırma olmayacak diyor…

Biz, Kur’an’da yapılan uyarı ile insanın kaşı-gözü ile yaptığı alaylar sebebiyle bile kınandığını,

وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ

ayetinde(Hümeze,1) “hümeze-lümeze” diye anlatılan bu insanlar hakkında Cenab-ı Allah’ın “yazıklar olsun” dediğini biliyoruz…

Malumunuz, yaptığımız her şey bizim için tahsis edilen bir hayat kitabına yazılıyor Hepimiz, ahirete ve yaptığımız her şeyin hesabını orada vereceğimize inanıyor ve iman ediyoruz…

Hepimiz Kur’an’dan okuyoruz ve inanıyoruz; mahşer gününde, ilahi adalet divanının huzurunda, insanın uzuvları yaptıkları işler hakkında, bu dünyada hayatını nasıl geçirdiği, nasıl rızkını temin ettiği, kimleri dolandırdığı, kimin hak ve hukukuna tecavüz ettiği gibi konularda şahitlik yapacak Ellerimiz, ayaklarımız, gözlerimiz, kulaklarımız Söylediğimiz, yazdığımız, dinlediğimiz, gittiğimiz yerleri söyleyecekler Hepimiz okuyoruz Yasin Suresi’nde;

اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا اَيْدٖيهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

““O gün ağızlarını mühürleriz, bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder.” (Yasin,65) diyor Allah-u Teala..”

Unutmayın, Habibullah, yani Allah’ın sevgilisi olan ve “Âlemlere rahmet olarak gönderilen” Peygamber Efendimiz bile, gözleri kör olan Ümmi Mektum’a yönelik bir anlık davranışı sebebiyle;

اَنْ جَاءَهُ الْاَعْمٰى عَبَسَ وَتَوَلّٰى

““Âma yanına gelince yüzünü ekşitip, çevirdin” (Abese,1-2) diye uyarılmıştır Kur’an’da Yani bir anlık bir Peygamber davranışı bile evrensel bir ilâhî mesaj olarak duruyor önümüzde Buna bakıp, “Ya bizim kaba saba, taammüden, bilerek gönül kırmalarımız?.. Tahribatlarımız?..” ne olur diye düşünmemiz ve kendimize sormamız gerekir…”

Onun için Peygamber Efendimiz; “Ben ancak bir beşerim Bazen bana aralarında davalaşan öyle hasımlar gelir ki, onların kimi kiminden daha beliğ ve çenesi daha kuvvetli olur… Delillerini güzel, açık ve süslü anlatabilir ve ben de onu doğru söyleyen bir adam sanıp lehine hükmederim Eğer ben haksız olan herhangi bir kimsenin lehinde hükmedersem biliniz ki o hak bir ateş parçasıdır. Artık onu dileyen sırtına yüklensin. Yahut onu fark ederek rücu etsin.” diyor…

Demek ki, ihtilaflı bir konuda, söz ustalığı ya da başka bir yolla karşımızdakini bir biçimde alt etmek bir kazanç değildir Aksine, bizim şu dünyada kazanç gibi gördüğümüz böyle bir şey, ahirette bizim için bir ateş parçası oluyor

Dolayısıyla; iyi bir Müslümanın kulluğu ve ibadeti, Allah’ı görüyormuş gibi yani ihsan kıvamında, Allah’ı görmese bile O’nun tarafından görüldüğü bilincinde olmalıdır…

Bu da, külli bir hayat disiplini getiriyor Müslümana Aklını, duygularını, iradesini aynı odakta buluşturan bir hassasiyet Allah görüyorken O’nun hukukunu, hududunu çiğnemek Allah’ın gördüğünü bile bile, Allah’ın korusunda nefis otlatmak İşte bu, gerçekten haddini bilmemektir Allah katında…

Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmaya, bu konuda hassasiyet göstermeye “vera” denir İslam’da Onun için hepimizin birer Müslüman olarak şu dünyadaki gayretimiz vera ehlinden olmak, vera ehlinden olarak Allah’ın huzuruna çıkmak olmalıdır

İslâm geleneğine baktığımız zaman “vera” konusunda, yıldızlaşmış örnekler görüyoruz

Mesela ilk başta Peygamber Efendimiz, “İşte sırtım” diyor, “hakkı olan gelsin vursun.” diyor… Üstelik bunu diyen Peygamberimiz; günahsızlığı Allah Teâlâ’nın kefaletinde olan bir insan Ama Peygamberimiz burada bize, ahirete kul hakkı ile gitmememiz gerektiğini bizzat öğretiyor

Yine Hz. Ebubekir, hizmetçisinin getirdiği kaynağı belli olmayan bir sütü bilmeden içtikten sonra farkına varınca, istifra ediyor O sütü midesinden geri çıkartıyor…

Yine Hz. Ömer’in özel işini görürken, devlete ait mumu söndürüp, kendisine ait mumu yaktığını da biliyoruz hepimiz Yani Hz.Ömer öyle bir devlet başkanı ki, hayat defterine en küçük bir kara çizgi girmesine razı olmuyor…

Yine aynı şekilde; Ömer bin Abdülaziz, yanına ganimet malından misk getirildiğinde burnunu tıkıyor ve “Bunun faydası kokusudur, bu ise Müslümanların hakkıdır” diyor

Allah dostları, her zaman kaynağını bilmedikleri bir şeyi yememeye dikkat etmişlerdir Nehirden gelen bir elmayı dişlemenin bile tövbesini yapmışlardır

Bizim ecdadımız, komşunun bahçesinden otlayan koyunlarının sütünü bile, ot koyunun bünyesinde değişim geçirinceye kadar komşuya götürmüşlerdir

Kur’an bize

وَلَا تَجْعَلْ فٖى قُلُوبِنَا

Ya Rabbi kalbimde diğer mü’minler için bir kin bırakma” (Haşr,10) diye dua etmeyi öğütlüyor Yani kalbimizde bile bir kul hakkı ihlâlini yakıştırmıyor bize Kur’an

İşte onun için gönül yıkmayı “Kabe’yi yıkmak” gibi anlamıştır Allah dostları

Değerli Kardeşlerim!.. Her hak ihlâli ahirete taşınan ve orada hesabı verilecek bir yüktür Hatta ahirete gitmeden bile şu dünyada yüreğe yüklenen bir yüktür

Şu dünyada bir ateşi avuçlamak gibi… Alabilir misiniz avucunuza ateşi… Ahirette de Cenab-ı Allah’ın huzurunda utanmak gibi… Düşünsenize; nasıl çıkabilirsiniz böyle bir utançla Allah’ın huzuruna…

Helâl kazanç; tertemiz bir ilâhî armağandır insana… Her katre haram ise, o duru su içine akan kirli, pis, zehirli bir hortum gibidir

İşte bütün bunları görmek ve bunun gerektirdiği davranışı kuşanmak, bir terbiyeyi gerektiriyor Çünkü insan mal tutkusu karşısında son derece zayıf bir mahlûktur

Onun için “Bir vadi dolusu altını olsa, ikincisini ister insan… İnsanın gözünü ancak toprak doyurur…” diyor Peygamberimiz

Şeytan; haram karşısındaki duyarlılığını aşındıracak bin türlü yol gösterir insana Süsler günahı Önünü açar, elinden tutar, yol gösterir, içine sinecek bir formül sunar İşte bu konuda şeytanın oyununa gelmemek için; bir terbiye, hem de sıkı bir terbiye gerekiyor İşte bu terbiye de İslam terbiyesir, Kur’an ahlakıdır…

Kul hakkı duyarlılığı, aslında bir âhiret duyarlılığıdır… Bir vadi dolusu haram malı yutmak, cehennemi yutmaya talip olmak demektir Bu çılgınlıktır, ama maalesef insanoğlu da aldanmaya açık bir varlık işte

Bu gün maalesef; insanlar birbirinin ayaklarına bastığı zaman bile, kimse kimseden af dilemiyor

Bu gün maalesef; insanlar bir yandan elhamdülillah Müslümanım diyerek diğer yandan yetim malını fütursuzca yiyor da, içinde hiç bir ürküntü oluşmuyor

Böyle giderse; belki de insanlar, dünyayı bitirip, en sonunda birbirini yemeye başladığı zaman ancak bir tıkanma noktasına gelinecek ve ancak ondan sonra Allah korkusu, ahiret kaygısı gelip yerleşecek insanoğlunun gündemine

Muhterem Mü’minler!.. Bizim söyleyeceğimiz ve ya söylemeye çalıştığımız şey şu… Müslüman, kul haklarına son derece titizlik göstermelidir… Bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını alan kimse, o hakkı ödemek ve helalleşmek suretiyle kendisini kurtarmaya çalışmalıdır… Haksızlık edip de, hak sahibine hakkını vermeyenler; ahirette pişmanlık duyacaklar ve çetin bir azaba uğrayacaklardır…

Herkesin hak ve hukukuna saygılı olalım… Kul hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmaktan sakınalım… Kul hakkını, hak sahibi bağışlamadıkça Allah’ın bağışlamayacağını bilelim… Dünyadaki birçok kötülük, kavga ve cinayetlerin, insanlar arasındaki huzursuzlukların, kul haklarına saygı göstermemekten meydana geldiğini de unutmayalım…