KUL HAKKI VE HELALLEŞME
Değerli Müminler!.. Peygamber Efendimiz bir gün sahabe ile birlikte otururken, yukarıya doğru bakarak elini başına koyuyor ve yanında bulunan arkadaşlarına “Sübhanallah!.. Bugün çok ağır bir hüküm indirildi” diyor… Sahabe; “Ya Resulallah!.. Bu indirilen hüküm nedir?” diye sorunca; Peygamberimiz “Bir kimse Allah yolunda sefere çıksa ve şehit olsa… Tekrar dirilse bir daha şehit olsa… Tekrar diriltilse, bir daha şehit olsa… Eğer üzerinde ödenmemiş hak varsa cennete giremez denildi bana” diye cevap veriyor…
Yine “Helalleşmeden sakın ölmeyin” diyor Peygamberimiz “Helalleşirsem mahcup olurum, daha önce ne yaptığımı kimse bilmiyor, ben senin hakkını aldım dersem mahcup olurum diye korkmayın… Mahcup olurum endişesinden dolayı helalleşmekten çekinmeyin… Çünkü mahşer meydanının mahcubiyeti, dünyadaki mahcubiyetten çok daha ağırdır” diyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Peygamberimizin yanından bir cenaze geçiyor ve “Ya rahat etti, ya da rahat edildi” diyor…
Şu hayatta kendimizi günün akışına kaptırıyoruz, işlerimize kendimizi kaptırıyoruz, dünyevi beklentilerimize kendimizi kaptırıyoruz… Maalesef ölüm hakikatin unutuyoruz… Bunu kendi nefsim adına söylüyorum, siz öyle değilsinizdir belki… Az hatırlıyoruz… Yani hatırlamamız gerektiğinden daha az hatırlıyoruz… Yani aklımızdan hiç çıkarmayıp, hayatı yaşanamaz hâle mi getireceğiz… Hayır, öyle demiyorum… Ama ölüm bilinci, hesap bilinci zihninde canlı duran insan, kolay kolay yanlış yapmaz… Yanlış yapmayalım… Allah bize dünyanızı zehir edin demiyor..
كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلّٰهِ
Size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah'a şükredin”(BAKARA;172) diyor… Yani helal olmak şartıyla, temiz olmak şartıyla dilediğiniz gibi yersiniz…
مَنْ حَرَّمَ زٖينَةَ اللّٰهِ الَّتٖى اَخْرَجَ لِعِبَادِهٖ وَالْطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ
“Allah'ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim yasaklayabilir, kim haram kılabilir?..””
هِىَ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا
“dünyada iman eden kullarım içindir” diyor Cenab-ı Allah…(ARAF;32)”
Dünyanın nimetlerinden istifade edeceksin… Ama onun içerisinde, eğer kul hakkı varsa, o istifade edilecek bir nimet olmaktan çıkıyor… Onun içerisinde kamu hakkı varsa, devlet hakkı varsa, o istifade edilmesi gereken bir nimet olmaktan çıkıyor… Helal ve temiz olma özelliğini kaybediyor…
Ondan dolayı; dünyayı zehir edelim anlamında değil, ama eğer insanın hesap bilinci canlı olursa, haram işleyemeyiz, yanlışa düşmeyiz… Ve en önemlisi, günah işlerken ölüme yakalanmayız…
Ama maalesef, hesaplarımızı genellikle dünyaya göre yapıyoruz…
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ
buyruluyor Kur'an’da “Siz dünyayı seviyorsunuz…”
وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَ
hireti bırakıyorsunuz” diyor…(KIYAMET;20-21) Ama imtihanın olduğu yer burası… İnsan acil olana kapılmaz, ahir olana yani ahiret hazırlığına ne kadar ağırlık verebilirse, Rabbinin katında o kadar razı olduğu bir kul olabilir…
Değerli Müminler!.. Şimdi bize müflis kimdir diye sorsalar… Bu soruya çoğumuz, malını ve parasını kaybeden kimse müflistir diye cevap veririz herhalde… Hemen herkesin aklına böyle bir cevap gelir…
Peygamberimiz de bir gün ashabına, arkadaşlarına aynen böyle soruyor…
أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ
Arkadaşları da bizim gibi bu cevapları veriyorlar…
الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لاَ دِرْهَمَ لَهُ وَلاَ مَتَاعَ
diyorlar… Bunun üzerine, Peygamberimiz; hem ashab-ı kirama nasihat olacak, hem de kıyamete kadar gelecek ümmetine nasihat olacak, onları irşat edecek nitelikte şöyle buyuruyor..
إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِى يَأْتِى يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلاَةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ
“Benim ümmetimden müflis olan; kıyamet günü Cenab-ı Allah'ın huzuruna namazla, oruçla, zekâtla ve benzeri ibadetleri yapmış olarak gelir… Cenab-ı Allah'a karşı temel ibadetleri yerine getirmiş… Fakat bununla beraber; ibadetlerini yapmış ama diğer taraftan kul hakkına girmiş…
وَيَأْتِى قَدْ شَتَمَ هَذَا
Şuna buna sövmüş, dil uzatmış…
هَذَا وَقَذَفَ
Ona buna namus iftirasında bulunmuş…
وَأَكَلَ مَالَ هَذَا
Başka birinin malını-mülkünü yemiş…
هَذَا دَمَ وَسَفَكَ
Başka birinin kanını dökmüş…
هَذَا وَضَرَبَ
Başka birini dövmüş… İşte bu durumda olan kişiye hak sahipleri gelir, haklarını isterler…
مِنْ فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ وَهَذَا حَسَنَاتِهِ
Hak sahiplerine bu adamın iyiliklerinden verilir… Namaz sevabı dağıtılır… Oruç sevabı hak sahiplerine verilir… Zekât sevabı hak sahiplerine verilir… Fakat adam o kadar kul hakkına girmiş ki;
فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ
apmış olduğu bütün ibadetlerinin sevapları hak sahiplerine dağıtıldığı halde, hâlâ alacaklı olan insanlar vardır… Verecek hiçbir şeyi kalmamıştır…
أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ
sefer o alacaklı insanların günahları bu adamın üzerine yüklenir…
ثُمَّ طُرِحَ فِى النَّارِ
Sonra o kişi cehenneme atılır… İşte müflis budur” diyor Peygamberimiz… Yani bizim dünyevi iflaslar için kullandığımız kavramdan yola çıkarak manevi iflası anlatıyor bize… Bu manevi iflasın nasıl olabileceğini öğretiyor…
هَذَا وَقَذَفَ
““Birisine namus iftirası atmış…” Mesela size birisi geliyor, falanca şöyle bir ahlaksızlık yapıyor falan diyor… Biz de hemen yapar diyor, başlıyoruz iftiraya, gıybete…”
كَفَى بِالْمَرْءِ إِثْمًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ
“duyduğunu söylemesi kişiye yalan olarak yeter” diyor Peygamberimiz…”
وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّنًا
“unları basit zannediyorsunuz, kolay bir şey zannediyorsunuz, hafif bir şey söylediğinizi zannediyorsunuz…”
وَهُوَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظٖيمٌ
“Fakat bu söylediğiniz, Allah katında çok büyük bir günahtır” diyor Cenab-ı Allah…(NUR;15)”
وَأَكَلَ مَالَ هَذَا
““Haksızlık yaparak başkalarının malını-mülkünü yemiş…” Mesela; yan yanaymış arazileri, arazisini gasp etmiş… Bağına bahçesine gasp etmiş… Kafasına göre bir takım ayarlamalar yapmış, yalancı şahitler bulmuş, yalancılık yapmış… Yani bir şekilde insanların hakkını üzerine geçirmiş…”
Ya da kamunun hakkına gasp etmiş… Devletin hakkı kul hakkından daha ağırdır… Devlet hakkı, yani haksız yoldan devletin malını yemek, kamunun malını yemek… Bu kul hakkı yemekten daha ağır bir şey… Çünkü kulu bulursun, bir kişidir… Gelirsin, zamanında senin haberin olmadan bir haksızlık yapmıştım, hakkını helal et dersin, ya da ödersin helalleşirsin… Ya da hakkını yediğin adam öldükten sonra aklın başına geldi, helalleşme imkânın kalmadı… O zaman fakir-fukaraya sadaka verir, sevabını ona bağışlarsın… Ben onun hakkını yemiştim, onun adına sadaka veriyorum Ya Rabbi, kabul eyle diye dua eder, tövbe edersin… Cenab-ı Allah affedebilir…
Ama diyelim ki, çok basit bir örnekle anlatayım… Bir yolunu buldun, kaçak elektrik kullanıyorsun… Diğer kamu hukuksuzlukların yanında çok basit bir örnek bu… Milyonlarca insanın hakkı var bunda… Yarın huzur-u mahşerde hangi milyon kişi bulup da nasıl helalleşeceksin… Hangisine hakkını helal ettireceksin… Hangisi ile ödeşme imkânı bulacaksın… Yarın mahşere gidince, gelecek hepsi oraya; biri oradan çekiştirecek, namazlarının sevabını alacak… Birisi buradan çekiştirecek, zekâtının sevabını alacak… Biri oradan üzerine gelecek, orucunun sevabını alacak… Kul hakkı, kamu hakkı işte böyle bir şey…
Mesela; namaza geldik, bir de cuma namazı… Ondan sonra oturduk başkalarını çekiştirdik… Belki o çekiştirdiğimiz kişi namaz da kılmadı… Mahşere gidiyoruz, bizim kıldığımız namazın sevabı, alınacak o çekiştirdiğimiz kişiye verilecek… Yani kul hakkı yiyen adam, başkası için çalışan adamdır… Kamu hakkı yiyen adam başkaları için çalışan adamdır…
Sanki kendi ihtiyacı yokmuş gibi dağıtıyor… Namazını dağıtıyor, zekâtını dağıtıyor, orucunu dağıtıyor Ecir ve mükâfat olarak ne biriktirmişse dağıtıyor herkese… O kadar rahat gıybet ediyor ki, o kadar rahat iftira atıyor ki, o kadar rahat yazıp-çiziyor ki Zannediyor ki hiçbir şey kaydedilmiyor…
Hepimiz için yazılan bir kitap var…
وَوُضِعَ الْكِتَابُ
Bu kitap ortaya koyulacak…” Bu amel defteri ortaya koyulacak…
فَتَرَى الْمُجْرِمٖينَ مُشْفِقٖينَ مِمَّا فٖيهِ
ünahkâr olanların, o amel defterinin içerisinde bulunanlardan dolayı, korkmaya, ürpermeyle başladığını göreceksin” diyor Rabbimiz…
Dünyadayken bu amel defterinin içine yazdırdıklarından, topladıklarından dolayı endişeye kapılacak insan… Her şeyi sayılıp dökülecek…
يَا وَيْلَتَنَا
“azık bize diyecek insan…” Vah başımıza gelene diyecek…”
مَالِ هٰذَا الْكِتَابِ
“llah'ım bu nasıl bir kitap, bu ne kadar hassas bir kayıt sistemi diyecek…””
لَا يُغَادِرُ صَغٖيرَةً وَلَا كَبٖيرَةً اِلَّا اَحْصٰیهَا
“e küçük bir husus bırakmış, ne de büyük bir husus bırakmış, her şeyi sayıp dökmüş diyecek…”(Kehf;49)”
Onun için iman eden, ahirete ve hesaba inanan insan istediği her şeyi yiyip-içemez… Mahşere ve hesaba inanan insan, istediği her şeyi konuşamaz…
Üç kişi bir araya gelip fısır fısır konuşuyorsa, dördüncüsü Allah’tır orada… Konuşmaların hayırsa, iyilikse, marufu yani iyiliği yaygınlaştırmak üzereyse, münkiri yani kötülüğü engellemek üzereyse, yine Allah yanında… Onun dışında konuştuklarının tamamı aleyhinedir… Yarın huzurumuza çıkarılacak ve bir bir yüzümüze vurulacak…
Değerli Kardeşlerim!.. Dilimizin ölçüsü olacak… Bu dil gıybet etmeyecek… Ağzımızdan bile bile yalan söz çıkmayacak… Bu dil zalimlerden başkasına lanet etmeyecek… Hiç kimseye hakaret etmeyecek… Başkasına zarar verecek, incitecek sözler söylemeyecek…
Çünkü
لِسَانِهِ الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ وَيَدِهِ
Müslüman, diğer Müslümanların o elinden ve dilinden salim olduğu yani zarar görmediği kimsedir…” Yani Müslümansa, kimse bunun dilinden zarar görmez demektir bu… Yani bu kişi Müslümansa, kimse bunun elinden zarar görmez demektir… Müslüman budur…
وَأَمْوَالِهِمْ دِمَائِهِمْ عَلَى النَّاسُ أَمِنَهُ مَنْ وَالْمُؤْمِنُ
“Mümin de, insanların canları ve malları hususunda, kendilerine zarar vermeyeceğinden, emin oldukları kimsedir…””
Dillerimizi bu saydıklarımızdan koruduğumuz gibi; kursaklarımızı ve midelerimizi de faizden, kumardan, alkolden, kul hakkından ve kamu hakkından koruyacağız…
Peygamberimizin zamanında cenaze musallaya getirilince Peygamberimiz “Bu adamın içinizden birine borcu var mı, bu adamda hakkınız var mı?” diye soruyor, ondan sonra kıldırıyor cenaze namazını… Şimdi biz bu tezkireyi adet olsun diye yapıyoruz… Cenaze namazından önce alacak-verecek varsa orada çözülür, sonra namazı kılınır… Sünnette olması gereken bu… Şimdi bana borcu vardı diyen birisi çıksa, herkes ona bakıyor, yeri mi burası diyor… Tam da yeri orası aslında… Kibar-nazik bir üslupla, kırıcı-incitici olmadan bu böyle yapılmalı aslında… Sünnet olan, doğru olan bu… Eğer helal ediyorsa sesini çıkarmaz… Ama helal etmiyorsa, konuşması susmasından binlerce kez hayırlıdır…
İslam’ın ilk yıllarında Peygamberimiz borcu var mı diye soruyor… Borcunu ödeyecek malı-mülkü varsa ödettiriyor, ondan sonra kıldırıyor namazı… Eğer ödenemiyorsa; Peygamberimiz çekiliyor kenara ne kılıyor, ne de kıldırıyor… Siz kılın bu kardeşimizin namazını diyor ve sahabe Peygamberimiz olmadan kılıyorlar cenaze namazını…
Daha sonraki yıllarda imkânlar biraz daha bollaşınca, ölen birinin borcu varsa,
اَلنَّبِىُّ اَوْلٰى بِالْمُؤْمِنٖينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ
““Peygamber müminlere kendi nefislerinden daha lâyıktır” ayetini okuyor ve “Bırakmış olduğu miras, mirasçılar arasında paylaşılsın, borçlarını ben üstleniyorum” diyor Peygamberimiz… Ondan sonra cenaze namazını kılıyor…”
Musallaya, bile bile borçla gitmemek lazım… Peygamberimizin, borçları ödenmeden ya da ödeme garantisi verilmeden, namazını kılmadığı hakikati, bize bu konuda göstermemiz gereken önemi, kul hakkıyla musallaya gitmemiz gerektiğini öğretiyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Sahabeden Üseyd bin Hudayr çok şakacı bir zatmış… Eğer yalan yoksa içinde; latife yapmak, şakalaşmak güzeldir…
Üseyd bin Hudayr da çok latife yaparmış… Bir gün Peygamberimizin de olduğu bir ortamda şakayı biraz abartmış… Peygamberimiz de elindeki bastonuyla Üseyd’e dokunarak yeter diye kendisini uyarmış… Tadını kaçırma demiş yani… Üseyd dönmüş Peygamberimize “Ya Rasulallah!.. Bastonunla bana dürterek canımı yaktın kısas yapacağız, kısas istiyorum” demiş… “İşte vücudum, gel istediğini al” demiş Peygamberimiz… “Ama senin asanın bastonunun bana değdiği yer çıplaktı, senin vücudunun da çıplak olması gerekir” deyince; Peygamberimiz de çıkarmış üzerindekini ve “Hadi kısasını yap, canını yaktığımın karşılığında, sen de benim canımı yakabilirsin” buyurmuş Peygamberimiz… Üseyd de Peygamberimize sarılmış ve mübarek sırtındaki o peygamberlik alameti olan yeri öpmüş… Üseyd’in gayesi kısas yapmak değil aslında, bunu fırsata çevirmiş yani…
Ama Peygamberimizin elindeki, belki de küçük bir sopanın, yanlışlıkla değmesinden dolayı hakkını isteyen bir mümin kardeşine “Gel işte vücudum, al hakkını” demesi bize bir örnek teşkil ediyor…
Yine Bedir Savaşı’nda safları sıklaştırıyor, askerleri hizaya sokuyor… Bu esnada saftan ileri çıkmış bulunan Sevâd bin Gaziyye’nin karnına dokunup “Ey Sevâd! Hizaya gel!” diyor… Sevâd da “Yâ Rasûlâllah!.. Canımı acıttın Allah seni hak ile gönderdi… Kısas isterim” diyor… Sahabe-i kiram endişelenerek, “Ey Sevâd!.. O Allah’ın Rasûlü’dür!” diye onu uyarıyorlar Ama Sevâd “Adâlette hiçbir beşerin diğerine karşı üstünlüğü yoktur” diyor Peygamberimiz hemen gömleğini açıyor ve “Haydi, kısas yap!” diyor Sevâd, Peygamberimizin mübarek bedenini öpüyor Peygamberimiz “Ey Sevâd!.. Niçin böyle yaptın?” diye soruyor Sevâd da “Malumunuz savaşa hazırlanmış bulunuyoruz… İstedim ki, benim en son ânım, Sana dokunduğum an olsun” diyor Peygamberimiz de ona hayır-duada bulunuyor Bakın; savaş esnasında bile hak-hukuk konusunda nasıl dikkat edilmesi öğretiyor bize Peygamberimiz…
Değerli Kardeşlerim!.. Üzerimizde kul hakkı olmayacak… Peygamberimiz
مَنِ اقْتَطَعَ شِبْرًا مِنَ الأَرْضِ ظُلْمًا طَوَّقَه
““Her kim yeryüzünden bir karış yeri haksızlıkla üzerine geçirirse” diyor… Yani kendisinin olmayan bir karış toprağı, yalancı şahit bularak, evrakta sahtecilik yaparak, rüşvet vererek, bir şekilde işini ayarlayıp başkasına ait olan ve ya hazinenin, belediyenin bir karış arasını haksız yere alırsa…”
طَوَّقَهُ اللَّهُ إِيَّاهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ سَبْعِ أَرَضِينَ
““Kıyamet günü o yerin yedi katı, Cenab-ı Allah tarafından, o kimsenin boynuna geçirilir” diyor…”
Bir insan, eğer Peygambere inanıp-iman ediyorsa, Onun söyledikleri kendisi için bir anlam ifade ediyorsa; bir karış almak şöyle dursun, bir metre şöyle dursun, bunu aklından bile geçirmez imanı olan insan…
Yine bir gün sahabeyle konuşup-sohbet ederken, kendisine ait olmayan bir araziyi ve başka bir şeyi kendi üzerine geçiren kimseden bahsediyor Peygamberimiz… “Bir kimse yemin ederek, kendisine ait olmayan bir şeyi alırsa Allah ona cenneti haram kılar, Cehennemi vacip kılar” diyor… Sahabe soruyor: “Ya Rasulellah!.. Ve in kâne şey’en yesîran” Yalan yere yemin ederek üzerine geçirdiği şey, elde ettiği menfaat basit bir menfaat olsa… Çok az bir şey olsa… Mesela bir bardak çay bile olsa yine böyle midir diye soruyor… Bu kadarcık bir şey bile olsa Allah ona yine cenneti haram kılıp cehennemi vacip mi kılar diye soruyor… Peygamberimiz şu cevabı veriyor… “Ve in kâne gadîbe min erâkin” Yalan yere yemin ederek üzerine geçirdiği şey bir ağacın kuru dalı bile olsa böyledir diyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Hak konusuyla Allah-u Teâlâ’nın huzuruna gitmemek lazım… Mutlaka ödeşmek lazım… Mutlaka helalleşmek lazım… Yine “Bir kimsenin üzerinde bir kul hakkı varsa, mutlaka onunla helalleşsin” buyuruyor Peygamberimiz…
Çünkü öyle bir gün var ki önümüzde, o gün gelince paranın-pulun, malın-mülkün, zenginliğin hiçbir faydası olmayacak, hiç kimseye… O gün gelmeden önce, mutlaka helalleşsin, yoksa Cenab-ı Allah onun ecrini, sevabını alıp; hakkı geçen insanlara dağıtır… Kul hakkı böyle… Kamu hakkı daha da fazla dikkat edilmesi gereken husus…
Hayber'in fethinde Peygamberimize şehitlerden bahsediyorlar… Hayber’de şehit olanların isimlerini söylüyorlar yani… “Falanca da şehit oldu Ya Rasulallah” diyorlar… “Hayır o şehit değil” diyor Peygamberimiz… “Neden Ya Rasulallah?.. O da bizimle beraber çarpışırken can verdi, öldü… Neden şehit değil?” diye soruyorlar… “Ben onu kamu malından çaldığı bir yelekle cehennemde gördüm” buyuruyor…
Hayatı boyunca bütün mahlukatın hakkına, çok önem veren Peygamberimiz, vefatı esnasında bile kul hakkını gündeminde tutmuş ve mecalsiz olduğu halde minbere çıkarak: “Ashabım, kimin malını farkında olmadan almış isem, işte malım, gelsin alsın!.. Kimin sırtına sehven (bilmeyerek) vurduysam, işte sırtım, gelsin vursun” buyurmuştu
Çok Kıymetli Cemaatim!.. Bu gün bizim için de helalleşme vakti…
Her başlangıcın bir sonu var Önemli olan kendi beklentilerimiz doğrultusunda ve ya isteğimiz dışında da olsa bizi olumsuz yönde etkilemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi Elveda diyebilmek zor iş tabi 30 Mayıs 2016 tarihinden beri, birlikte paylaştığımız zamanın sonuna geldik…
Yaklaşık 8,5 yıllık Yenipazar Mahallesi ve Gölbaşı Camii birlikteliğimizin sonuna geldim… Bu süre içinde bana kattıklarınız için ve bana katlandığınız için, hepinize teşekkür ederim… Yenipazar mahallesinde, bu güzide camiimizde hizmet etmeye çalıştığım, tanıdığım ve yolumun kesiştiği siz değerli dostlarıma çok teşekkür ediyorum… Her şey gönlünüzce olsun…
