KUL VE KAMU HAKKI
MAHŞERİN MÜFLİSİ: NAMAZI VAR, ORUCU VAR; AMA ÜZERİNDE KUL HAKKI VAR!
SIRATIN ÜZERİNDE HAPİS KALMAK: BİR MAZLUMUN AHI SENİ CENNETTEN EDER!
KAMU MALINDAKİ ATEŞ: TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİMİN HAKKI KABRİNİ YAKACAK!
İLAHİ ADALET: ALLAH MÜLKÜN SAHİBİDİR, HESAP GÖRÜCÜ OLARAK O YETER!
BUGÜN DİLİNİZLE HELALLEŞİN Kİ; YARIN AZALARINIZ ALEYHİNİZE KONUŞMASIN!
MAZLUMLARIN AHI, MÜFLİSLERİN EYVAHI
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم
بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله رب العالمين والصلاة والسلام على رسولنا محمد وعلى اله وصحبه اجمعين
“Hamdolsun; zerre kadar hayrın ve şerrin hesabını soracak olan, mutlak adalet sahibi ve mülkün yegâne maliki Allah Azze ve Celle Ye... Salat ve selam olsun; 'Kimin üzerinde bir hak varsa, dinar ve dirhemin bulunmadığı o gün gelmeden helalleşsin' buyurarak ümmetini uyaran Hz. Muhammed (S.a.v.)'e...”
DEĞERLİ MÜMİNLER, AZİZ MÜSLÜMANLAR!
Bugün, cennetin kapısında adamı durduran, kıldığın namazı, tuttuğun orucu mahşer meydanında elinden alan o dehşetli yükü; KUL VE KAMU HAKKINI konuşacağız! Ey ademoğlu! Allah kendi hakkını affedebilir ama kuluyla arandaki hesaba karışmıyor. "Git kulunla helalleş!" diyor!
Unutma! Bugün dilinle helalleşmezsen, yarın azaların senin aleyhinde bülbül gibi konuşacak! Üzerinde tüyü bitmemiş yetimin, devletin hazinesinden çaldığın bir kuruşun, komşuna verdiğin bir rahatsızlığın hesabı varken huzura çıkabileceğini mi sanıyorsun? İlahi adalet tecelli ettiğinde, mülkün sahibi hesap sorduğunda kaçacak yerin olmayacak! Gel, o mizan kurulmadan evvel, hakları sahiplerine iade et!
EY CEMAAT-İ MÜSLİMİN!
İyi dinleyin! Mahşer meydanı öyle çetin bir yerdir ki; ana evlattan kaçacak, kardeş kardeşi tanımayacak! Ama o gün peşini bırakmayacak olanlar var: Gasp ettiğin o bir karış toprak, cebine haksızca koyduğun o kirli kuruş, gıybetle etini yediğin kardeşin, trafikte hakkını gasbettiğin o şoför, makamını kullanarak ezdiğin o mahzun gönül! Hepsi ama hepsi, mahşerin o dehşetli kalabalığında seni bulacak!
Zannediyor musun ki secdede döktüğün gözyaşı, yediğin kul hakkını siler? Hayır! Vallahi hayır! Sen Kabe'nin örtüsüne tutunsan da, alnını secdeden kaldırmasan da; mazlumun ahı arşı titretirken senin ibadetin semaya yükselemez! Peygamber Efendimiz ﷺ’in "Cennetin kapısında durdurulur!" buyurduğu o şehidi hatırla! Allah yolunda canını vermiş ama üzerinde bir hırkanın borcu olduğu için nurdan kapılardan içeri alınmamış! Varın siz hesap edin kendi halinizi!
AZİZ KARDEŞLERİM!
Bugün dünya geniş, nefes almak bedava, mühlet hala var... Ama yarın! O güneş bir mızrak boyu yaklaştığında, ter gırtlağa dayandığında; ne rütben seni kurtaracak ne de yığdığın malların! O gün tek geçer akçe "helallik" olacak. Bir bakacaksın ki dağlar gibi yığdığın namazların, hatimlerin, zekatların; haksızlık ettiğin insanların hanesine dağıtılıyor! Sen ise bomboş, çırılçıplak ve zifiri bir karanlıkta kalıyorsun! İşte bu, iflasların en büyüğüdür!
Gelin, daha vaktimiz varken; üzerimizdeki o ateşten gömlekleri çıkarıp atalım. Kimin kalbini kırdıysak kapısına gidelim. Kimin malına göz diktiysek iade edelim. Devletin malını "sahipsiz" sanıp aşıranlar; o malda 85 milyonun hakkı olduğunu, mahşerde 85 milyonla nasıl helalleşeceğinizi düşünün ve titreyin!
HAYDİ ŞİMDİ! Gözlerimizi yumup o mizanı hayal edelim... Rabbimiz soruyor:
يقول ربُّنا: يا عبدي، ما الذي لهذا المظلومِ عليك من حقٍّ؟
“Kulum, bu mazlumun senin üzerinde niye hakkı var?" Verecek bir cevabın yoksa, bugün o cevabı hazırla! Yoksa yarın, ateşten başka bir cevap bulamayacaksın!”
1. MADDE: ŞEHİTLİĞİ DURDURAN TEK ENGEL: BORÇ VE KUL HAKKI
1. AYET:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ
“Ey iman edenler! Aranızda birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin.”
اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ
“Ancak karşılıklı rızaya dayanan bir ticaret olması hali müstesnadır.”
(Nisâ Suresi, 29. Ayet)
1. HADİS:
وَالَّذ۪ي نَفْس۪ي بِيَدِه۪ لَوْ اَنَّ رَجُلًا قُتِلَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ ثُمَّ اُحْيِيَ
“Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki; bir kişi Allah yolunda öldürülse, sonra diriltilse,”
ثُمَّ قُتِلَ ثُمَّ اُحْيِيَ ثُمَّ قُتِلَ وَعَلَيْهِ دَيْنٌ
“Sonra tekrar öldürülüp diriltilse, sonra yine öldürülse ve üzerinde bir borç bulunsa,”
مَا دَخَلَ الْجَنَّةَ حَتّٰى يُقْضٰى عَنْهُ دَيْنُهُ
“Borcu ödeninceye kadar o kişi cennete giremez.”
(Nesâî, Büyû, 98)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde insanların başkalarının mallarını kumar, faiz veya haksız el koyma yoluyla tüketmeleri üzerine, mülkiyet hakkının kutsiyetini bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Şehitlik, kulun Allah katında yükselebileceği en ali makamdır. Ancak bu hadis-i şerif, kul hakkının (borcun) o kadar ağır bir hüküm olduğunu beyan eder ki; üç kez şehit olan birinin dahi cennet yolunu kapatır. Allah, kendi hakkını affetse de, kulu aradan çekilip hakkını helal etmedikçe hüküm verilmez.
Sahabe Kıssası: Muhammed bin Cahş anlatıyor: Efendimiz ﷺ'in yanında oturuyorduk, başını semaya kaldırdı ve elini alnına koyup "Sübhânallah! Ne kadar ağır bir hüküm indirildi!" buyurdu. Biz dehşete düştük. Ertesi gün sorduğumuzda, borçlu ölenin (hak sahibi helal etmedikçe) cennete giremeyeceği hükmünü bizlere haber verdi.
Kıssadan Hisse: Allah yolunda can vermek bile, kulun hakkını ödemeye yetmez. Borçlu yaşama, hakkı teslim etmeden ölme.
2. MADDE: DEVLET MALINDAN BİR HIRKA VE EBEDİ HÜSRAN
2. AYET:
وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِۚ
“Kim kamu malına hıyanet ederse (bir şey aşırırsa),”
ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
“Kıyamet günü o şeyi yüklenmiş olarak gelir ve kimseye zulmedilmez.”
(Âl-i İmrân Suresi, 161. Ayet)
2. HADİS:
كَلَّا اِنّ۪ي رَاَيْتُهُ ف۪ي النَّارِ
“Hayır! (Sizin şehit dediğiniz o kimseyi) ben cehennemde gördüm.”
ف۪ي عَبَاءَةٍ غَلَّهَا اَوْ بُرْدَةٍ
“Haksız yere aldığı bir hırka veya bir bürde (kumaş) yüzünden oradadır.”
(Müslim, Îmân, 182)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Uhud veya Hayber sonrasında ganimetlerin tam sayımı yapılmadan bazı şahısların kendilerine pay ayırması üzerine, bu durumun gizli kalmayacağı ihtarıyla inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: "Gulûl" yani kamu malı hırsızlığı, bir kişinin değil koca bir milletin hakkına girmektir. Bir hırka parçası dahi olsa, o nesne mahşerde sahibinin üzerine ateşten bir gömlek olur. Kamu hakkı, ferdi haktan daha kuşatıcı bir azap getirir.
Sahabe Kıssası: Hayber günü bir grup sahabi gelip bazı ölenler için "falanca şehittir" dediler. Efendimiz ﷺ "Hayır!" buyurarak, o kişinin devlet malından aşırdığı basit bir hırka sebebiyle cehennemlik olduğunu bildirdi. Ardından Hazreti Ömer'e (Hz.) "Ey Hattab oğlu! Git ve insanlara sadece müminlerin cennete gireceğini nida et!" buyurdu.
Kıssadan Hisse: Devletin malını "sahipsiz" sanan, mahşerde karşısında milyonlarca sahabi ve hak sahibi bulur.
3. MADDE: MAHZUN GÖNÜLLERİN ARŞA YÜKSELEN FERYADI
3. AYET:
وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَۜ
“Sakın Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!”
اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ ف۪يهِ الْاَبْصَارُۙ
“Allah onları, gözlerin dehşetten dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.”
(İbrâhîm Suresi, 42. Ayet)
3. HADİS:
وَاتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ
“Mazlumun bedduasından (kalp sızısından) şiddetle sakın!”
فَاِنَّهُ لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنُ اللّٰهِ حِجَابٌ
“Çünkü o dua ile Allah arasında hiçbir engel/perde yoktur.”
(Buhârî, Zekât, 63)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Zulme uğrayan müminlerin, zalimlerin dünyadaki refahını görüp mahzun olmaları üzerine, ilahi adaletin tecelli vaktinin kesinliğini vurgulamak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Mazlumun ahı, gök kapılarını zorlayan bir enerjidir. Allah, mazlum kafir bile olsa onun hakkını zalimden alır. "Perde yoktur" ifadesi, bu duanın geri çevrilme ihtimalinin sıfır olduğunu gösterir.
Sahabe Kıssası: Hazreti Ali (Hz.) şöyle buyurmuştur: "Mazlumun zalimden öç alacağı gün, zalimin mazluma zulmettiği günden çok daha çetindir." Sahabe efendilerimiz, birinin ahını almamak için kelimelerini bile tartarak konuşurlardı.
Kıssadan Hisse: Mazlumun bedduasını alma; o ah, seni en güçlü olduğun anda yıkar.
4. MADDE: MAHŞERDEKİ BÜYÜK İFLASIN TABLOSU
4. AYET:
وَنَضَعُ الْمَوَاز۪ينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ
“Biz kıyamet günü için adalet terazileri kurarız.”
فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔاۜ
“Artık hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmez.”
(Enbiyâ Suresi, 47. Ayet)
4. HADİS:
اِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ اُمَّت۪ي مَنْ يَأْت۪ي يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“Ümmetimin asıl müflisi (iflas edeni), kıyamet günü şu halde gelendir;”
بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ وَيَأْت۪ي قَدْ شَتَمَ هٰذَا وَقَذَفَ هٰذَا
“Namaz ve oruçla gelmiş ama şuna sövmüş, buna iftira atmıştır.”
(Müslim, Birr, 59)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi): Müşriklerin ve münafıkların dünyadaki güçlerine dayanarak "Eğer bir hesap varsa bile biz orada da imtiyazlı oluruz" şeklindeki kibirli iddialarına karşı, adaletin hiçbir şahsi nüfuz kabul etmeyecek bir kesinlikle işleyeceğini beyan etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Mahşerde para ve mal yoktur; tek geçer akçe "sevap"tır. Kul hakkı, kişinin en kıymetli hazinesi olan sevaplarını alacaklılara dağıtan bir tazminat davasıdır. İbadetleri olsa bile ahlakı ve hak duyarlılığı olmayan kişi, neticede sıfırı tüketecektir.
Sahabe Kıssası: Hazreti Ebubekir (Hz.), bir gün biriyle tartışırken kendisine ağır konuşulunca sükut etmiş, ancak bir noktada cevap verince Efendimiz ﷺ oradan ayrılmıştır. Sebebi sorulduğunda "Sen susarken yanındaydım, cevap verince şeytan geldi" buyurmuş; yani kul hakkı ve edep zeminindeki kaymanın melekleri dahi uzaklaştırdığını öğretmiştir.
Kıssadan Hisse: İbadetinle cenneti kazandığını sanma; kırılan bir gönül, o cennetin kapısını sana kilitleyebilir.
5. MADDE: BİR KARIŞ TOPRAĞIN YEDİ KATLI VEBALİ
5. AYET:
وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ
“Haddi aşmayın (zulmetmeyin). Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.”
(Bakara Suresi, 190. Ayet)
5. HADİS:
مَنْ ظَلَمَ قِيدَ شِبْرٍ مِنَ الْاَرْضِ
“Kim bir karış toprağı haksız yere (gasp ederek) alırsa,”
طُوِّقَهُ مِنْ سَبْعِ اَرَض۪ينَ
“O toprak, kıyamet günü yedi kat yerin dibine kadar boynuna dolanır.”
(Buhârî, Mezâlim, 13)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi (Ayet): Savaş hukukunda ve barış zamanındaki mülkiyet ilişkilerinde "güçlü olanın zayıfın sınırına tecavüz etmesi" adetini kökten yasaklamak ve Allah'ın belirlediği sınırların (hududullah) kutsiyetini hatırlatmak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Dünya malı geçicidir ancak haksız elde edilen malın azabı süreklidir. Bir karış yerin yedi kat yerin dibine kadar boyuna dolanması, o günahın ağırlığını ve sahibini yerin dibine sokacak olan rezilliğini temsil eder.
Sahabe Kıssası: Hazreti Said b. Zeyd (Hz.), arazisine el koymak isteyen bir kadına beddua etmemiş, "Allahım eğer yalancıysa onu kör et" demiştir. Kadın kör olup kendi kuyusuna düşmüştür. Bu, mülkiyet hakkına tecavüzün dünyadaki peşin bir cezası olarak sahabe arasında anlatılır.
Kıssadan Hisse: Toprak seni kabul eder ama başkasının toprağı seni boğar.
6. MADDE: EMANETE HIYANET VE İMANIN ZAYIFLIĞI
6. AYET:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَخُونُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ
“Ey iman edenler! Allah'a ve Resulü'ne hıyanet etmeyin.”
وَتَخُونُٓوا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
“Bile bile kendi emanetlerinize de hıyanet etmeyin.”
(Enfâl Suresi, 27. Ayet)
6. HADİS:
لَا ا۪يمَانَ لِمَنْ لَا اَمَانَةَ لَهُ
“Emanete riayet etmeyenin (olgun manada) imanı yoktur.”
وَلَا د۪ينَ لِمَنْ لَا عَهْدَ لَهُ
“Sözünde durmayanın da (kamil manada) dini yoktur.”
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/135)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Ebû Lübâbe’nin, Benî Kurayza kuşatması sırasında Müslümanların stratejik bir sırrını (emaneti) farkında olmadan ifşa etmesi üzerine, emanetin her türlüsüne sahip çıkılması gerektiğini ihtar etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Emanet sadece saklanması için bırakılan mal değildir. Devlet makamı, aile sırrı, komşu güveni ve verilen sözlerin tamamı birer emanettir. Emanete hıyanet, toplumsal güveni yıkar ve kişinin iman kalitesini düşürür.
Sahabe Kıssası: Hazreti Ebû Lübâbe (Hz.), hıyanet sayılan o hatayı işleyince kendini pişmanlıktan Mescid-i Nebevî'nin direğine bağlamış ve "Allah tövbemi kabul edene kadar buradan ayrılmayacağım" demiştir. Yedi gün aç susuz beklemiş, tövbesi inince bizzat Efendimiz ﷺ tarafından çözülmüştür.
Kıssadan Hisse: Güven kaybeden her şeyini kaybeder. Mümin, elinden ve dilinden herkesin emin olduğu kişidir.
7. MADDE: YETİM MALI VE KARINDAKİ ATEŞ
7. AYET:
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَاْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْمًا
“Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler,”
اِنَّمَا يَاْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ نَارًاۜ
“Karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar.”
وَسَيَصْلَوْنَ سَع۪يرًا
“Onlar yakında çılgın bir ateşe gireceklerdir.”
(Nisâ Suresi, 10. Ayet)
7. HADİS:
اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ: ...
“Helak edici yedi büyük günahtan sakının: ...”
وَاَكْلُ مَالِ الْيَت۪يمِ
“...Bunlardan biri de yetim malı yemektir.”
(Buhârî, Vasâyâ, 23; Müslim, Îmân, 144)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde velilerin, yetim kalan çocukların mallarını kendi mallarına katıp harcamaları ve onlara haklarını vermemeleri üzerine bu ağır tehdit ile inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Yetim malı, dokunulduğu anda yakan bir kordur. Ayetteki "karınlarına ateş doldurmak" ifadesi mecaz değil, ahiretteki o haram lokmanın yakıcı bir azaba dönüşeceğinin hakikatidir.
Sahabe Kıssası: Efendimiz ﷺ, yetim malı konusunda o kadar titizdi ki, kendisine sunulan bir hurmanın yetim hakkı olabileceği ihtimaliyle gece uyuyamamış, o hurmanın yerini bulup teslim edene kadar huzur bulmamıştır.
Kıssadan Hisse: Yetimi ağlatanın dünyası kararıp, ahireti nâr (ateş) olur.
8. MADDE: YALAN ŞAHİTLİK VE GERÇEĞİN GASPI
8. AYET:
وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ
“Hakkı batıl ile karıştırıp örtmeyin.”
وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
“Bile bile gerçeği gizlemeyin.”
(Bakara Suresi, 42. Ayet)
8. HADİS:
اَلَا وَقَوْلُ الزُّورِ وَشَهَادَةُ الزُّورِ
“Dikkat edin! En büyük günah yalan söylemek ve yalan yere şahitlik etmektir.”
فَمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا حَتّٰى قُلْنَا لَيْتَهُ سَكَتَ
“Efendimiz (S.a.v) bu sözü o kadar çok tekrar etti ki, (yorulmasın diye) 'keşke sussa' dedik.”
(Buhârî, Şehâdât, 10; Müslim, Îmân, 143)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Yahudi alimlerinin ve bazı müşriklerin, hakkı bildikleri halde kendi çıkarları için gizlemeleri veya tahrif etmeleri üzerine genel bir hüküm olarak inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Yalan şahitlik, adaletin kalbine hançer saplamaktır. Birinin hakkını haksıza teslim etmek, toplumun huzur direğini yıkmaktır. Bu yüzden Efendimiz ﷺ bu günahı putperestlikle yan yana zikretmiştir.
Sahabe Kıssası: Hazreti Ebû Bekir (Hz.), yalan söylemekten o kadar korkardı ki, bazen konuşmamak için ağzına taş koyar, "Beni helak edecek olan budur" diyerek dilini işaret ederdi.
Kıssadan Hisse: Diliyle dünyayı kazanan, kalbiyle ahireti kaybeder.
9. MADDE: İŞÇİ HAKKI VE ALIN TERİ
9. AYET:
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ
“İnsanların haklarını ve emeklerini asla eksiltmeyin.”
وَلاَ تَعْثَوْا فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ
“Yeryüzünde bozgunculuk yaparak düzeni bozmayın.”
(Şuarâ Suresi, 183. Ayet)
9. HADİS:
قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى: ثَلَاثَةٌ اَنَا خَصْمُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“Allah Teâlâ buyurdu ki: Kıyamet günü üç kişinin hasmı (düşmanı) benim.”
رَجُلٌ اسْتَأْجَرَ اَج۪يرًا فَاسْتَوْفٰى مِنْهُ وَلَمْ يُعْطِه۪ اَجْرَهُ
“Biri de; bir işçiyi çalıştırıp ondan tam verim alan ama ücretini vermeyendir.”
(Buhârî, Büyû, 106)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Medyen halkının (Şuayb a.s'ın kavmi) ticarette hile yapıp işçinin ve emeğin değerini düşürerek sömürü düzeni kurmaları üzerine inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Alın teri kurumadan hakkın verilmesi bir lütuf değil, imanın bir gereğidir. İşçinin sigortasını, mesaisini veya maaşını kasten geciktirmek, doğrudan Allah'ı karşısında "hasım" olarak bulmaya sebeptir.
Sahabe Kıssası: Hazreti Ömer (Hz.), devlet işlerinde çalışanların maaşlarını hiç aksatmaz, "Eğer bir kişi hakkını alamadığı için boynu bükük kalırsa bunun hesabını Ömer'den sorarlar" diyerek titrerdi.
Kıssadan Hisse: İşçinin hakkını yiyen, kendi sofrasına cehennem ateşi taşımıştır.
10. MADDE: GIYBET: ÖLÜ KARDEŞİN ETİ
10. AYET:
وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ
“Birbirinizin gıybetini yapmayın.”
اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُۜ
“Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan tiksindiniz.”
(Hucurât Suresi, 12. Ayet)
10. HADİS:
لَمَّا عُرِجَ ب۪ي مَرَرْتُ بِقَوْمٍ لَهُمْ اَظْفَارٌ مِنْ نُحَاسٍ
“Miraca çıkarıldığımda, bakırdan tırnakları olan bir topluluğa uğradım.”
يَخْمِشُونَ وُجُوهَهُمْ وَصُدُورَهُمْ
“Bu tırnaklarla kendi yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı.”
فَقُلْتُ: مَنْ هٰؤُلَاءِ يَا جِبْر۪يلُ؟
“Cebrail'e sordum: Bunlar kimdir?”
قَالَ: هٰؤُلَاءِ الَّذ۪ينَ يَاْكُلُونَ لُحُومَ النَّاسِ
“Dedi ki: Bunlar gıybet ederek insanların etlerini yiyenlerdir.”
(Ebu Davud, Edeb, 35)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Bazı sahabelerin, aralarında bulunmayan bir kişi hakkında "ne kadar da çok uyuyor" diyerek sıradan bir söz söylemeleri üzerine, sözün nereye varacağını ihtar etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Gıybet, kişinin yokluğunda onurunu çiğnemektir. Kul hakkının en ince ve en tehlikeli türüdür çünkü helalleşmek için o kişiyi bulmak ve o çirkin sözü itiraf etmek gerekir.
Sahabe Kıssası: Hazreti Aişe (Hz.) validemiz, bir kadın için sadece eliyle "boyu kısadır" işareti yapınca Efendimiz ﷺ: "Ey Aişe! Öyle bir söz söyledin ki, denize karışsaydı denizin suyunu kirletirdi" buyurmuştur.
Kıssadan Hisse: Dilini muhafaza etmeyen, ibadetlerini gıybetle başkasına hediye eder.
11. MADDE: RÜŞVET VE ADALETİN SATILMASI
11. AYET:
وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ
“Aranızda birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin.”
وَتُدْلُوا بِهَٓا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَر۪يقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ
“Bile bile günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin.”
(Bakara Suresi, 188. Ayet)
11. HADİS:
لَعَنَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
“Resûlullah (S.a.v) lanet etmiştir;”
الرَّاشِيَ وَالْمُرْتَشِيَ ف۪ي الْحُكْمِ
“Hüküm verirken (haksızlık yapması için) rüşvet verene de, alana da.”
(Tirmizî, Ahkâm, 9)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Bazı kişilerin, ellerinde kesin bir delil olmadığı halde, mal hırsıyla hakimlere gidip rüşvet veya yalan beyanla başkasının hakkını almaya çalışmaları üzerine bu haramı kesinleştirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Rüşvet, toplumun temelindeki "adalet" kolonunu çürüten bir virüstür. Hakkı olmayanı para veya nüfuzla elde etmek, sadece karşıdaki kişinin hakkını değil, sistemin tamamının hakkını gasp etmektir.
Sahabe Kıssası: Hazreti Abdullah b. Revâha (Hz.), Hayber vergilerini toplarken Yahudiler ona rüşvet teklif edince; "Bana haram yedirmek mi istiyorsunuz? Vallahi siz Allah'ın en sevmediği topluluksunuz ama bu durum size adaletle davranmama engel olmayacaktır" diyerek rüşveti ellerinin tersiyle itmiştir.
Kıssadan Hisse: Rüşvetle elde edilen makam, sahibine dünyada utanç, ahirette ateş getirir.
12. MADDE: FAİZ: TOPLUMSAL SÖMÜRÜNÜN AĞIR BEDELİ
12. AYET:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبٰٓا
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve eğer mümin iseniz faizin geri kalanını terk edin.”
فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَاْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۚ
“Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulü tarafından size açılan savaşı bilin!”
(Bakara Suresi, 278-279. Ayetler)
12. HADİS:
الرِّبَا سَبْعُونَ بَابًا
“Faiz(in günahı) yetmiş çeşit/kapıdır.”
اَيْسَرُهَا اَنْ يَنْكِحَ الرَّجُلُ اُمَّهُ
“Bunların en hafifi, kişinin öz annesiyle nikahlanması (zina etmesi) gibidir.”
(İbn Mâce, Ticârât, 58)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde borçların vadesi dolduğunda katlanarak artması (katmerli faiz) ve insanların bu yolla köleleştirilmesi üzerine, bu sömürü sistemini kökten yıkmak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Faiz, çalışmadan ve risk almadan, başkasının darlığını fırsat bilerek zenginleşmektir. Allah ve Resulü'nün savaş açtığı bir eylem, toplumda bereketin kalkmasına ve kul hakkının zirveye ulaşmasına neden olur.
Sahabe Kıssası: Hazreti Peygamber ﷺ Veda Haccı’nda; "Cahiliye dönemindeki bütün faizler kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk faiz de amcam Abbas b. Abdülmuttalib'in faizidir" buyurarak adaleti önce kendi ailesinden başlatmıştır.
Kıssadan Hisse: Faizle artan malın sonu mutlaka hüsrandır; o malda binlerce mazlumun hakkı saklıdır.
13. MADDE: MİRAS HAKKINDAKİ İLAHİ SINIRLAR
13. AYET:
لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۖ
“Ana-babanın ve akrabanın geride bıraktığı mirastan erkeklere bir pay vardır.”
وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ
“Aynı şekilde kadınlara da bir pay vardır; azından da çoğundan da bu pay belirlenmiş bir haktır.”
(Nisâ Suresi, 7. Ayet)
13. HADİS:
مَنْ فَرَّ مِنْ م۪يرَاثِ وَارِثِه۪
“Kim bir mirasçıyı miras hakkından kaçırır/mahrum bırakırsa,”
قَطَعَ اللّٰهُ م۪يرَاثَهُ مِنَ الْجَنَّةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“Allah da kıyamet günü onun cennetteki miras payını keser.”
(İbn Mâce, Ferâiz, 17)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde kadınlara ve çocuklara "savaşamadıkları" gerekçesiyle mirastan pay verilmemesi üzerine, Allah Teâlâ mirası bizzat taksim ederek adaleti sağlamıştır.
Az ve Öz Tefsir: Miras bir hediye değil, ilahi bir taksimattır. Kardeşine, özellikle kız kardeşine "senin hakkın yok" diyerek mirasa el koymak, doğrudan Allah'ın koyduğu sınırlara tecavüz etmektir.
Sahabe Kıssası: Sa'd b. Ebî Vakkâs (Hz.) ağır hastalandığında tüm malını sadaka vermek istemiş, ancak Efendimiz ﷺ mirasçılarını muhtaç bırakmaması için sadece üçte birine izin vermiştir.
Kıssadan Hisse: Miras paylaşırken haksızlık yapan, kardeşinin hakkını değil, kendi cennetini yakar.
14. MADDE: KOMŞU HAKKI VE İMANIN ŞARTI
14. AYET:
وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـًٔا
“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.”
وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا ... وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ
“Ana-babaya ve yakın komşuya, uzak komşuya iyilik edin.”
(Nisâ Suresi, 36. Ayet)
14. HADİS:
لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ لَا يَأْمَنُ جَارُهُ بَوَائِقَهُ
“Komşusu, onun kötülüklerinden emin olmayan (korku duyan) kimse,”
لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ
“Cennete giremez.”
(Müslim, Îmân, 73)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Toplumun çekirdeği olan aileden sonraki en önemli bağın komşuluk olduğunu vurgulamak ve sosyal barışı kul hakkı temeline oturtmak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Komşu hakkı sadece bir nezaket kuralı değildir. Komşunun canı, malı ve onuru sana emanettir. Onu rahatsız etmek, gürültü yapmak veya ihtiyacı varken sırt çevirmek kul hakkının en çetinlerindendir.
Sahabe Kıssası: Hazreti Abdullah b. Amr (Hz.), evinde bir koyun kestiğinde; "Yahudi komşumuza verdiniz mi? Yahudi komşumuza verdiniz mi?" diye üç kez sormuş ve Efendimiz ﷺ'in komşu hakkındaki vasiyetini hatırlatmıştır.
Kıssadan Hisse: Kapı komşusuyla helalleşemeyenin, mahşer kapısında yolu kesilir.
15. MADDE: İSTİRAHAT VE ÖZEL HAYATIN GASPI (TECESSÜS)
15. AYET:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ
“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere girmeyin.”
حَتّٰى تَسْتَاْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلٰٓى اَهْلِهَا
“İzin alıp ev halkına selam vermeden (başkalarının evine) girmeyin.”
(Nûr Suresi, 27. Ayet)
15. HADİS:
مَنِ اطَّلَعَ ف۪ي بَيْتِ قَوْمٍ بِغَيْرِ اِذْنِهِمْ
“Kim bir topluluğun evine, izinleri olmadan (kapı aralığından veya pencereden) bakarsa,”
فَقَدْ حَلَّ لَهُمْ اَنْ يَفْقَؤُوا عَيْنَهُ
“Onların o kişinin gözünü çıkarmaları (karşılık vermeleri) helal olur.”
(Müslim, Âdâb, 43)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde insanların başkalarının evine fütursuzca, "geldim" diyerek girmeleri ve aile mahremiyetini çiğnemeleri üzerine bu edep ve hak kuralı indirilmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Özel hayatın gizliliği, kulun en temel haklarından biridir. Birinin mesajını gizlice okumak, kapısını dinlemek veya evinin içini gözetlemek, o kişinin mahremiyetine yapılmış bir saldırıdır ve ağır bir vebaldir.
Sahabe Kıssası: Bir adam Efendimiz ﷺ'in kapısının deliğinden içeri bakınca, Efendimiz ﷺ elindeki tarakla (veya sivri bir şeyle) ona yönelmiş ve "Eğer baktığını bilseydim bununla gözünü çıkarırdım!" buyurarak mahremiyetin ne kadar kutsal olduğunu göstermiştir.
Kıssadan Hisse: Başkasının ayıbını gözetleyen, kendi onurunu kaybetmiş demektir.
16. MADDE: HAYVAN HAKLARI VE DİLSİZ KULLARIN VEBALİ
16. AYET:
وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا طَٓائِرٍ يَط۪يرُ بِجَنَاحَيْهِ اِلَّٓا اُمَمٌ اَمْثَالُكُمْۜ
“Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve kanatlarıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki,”
اِلَّٓا اُمَمٌ اَمْثَالُكُمْۜ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ
“Onlar da sizin gibi birer ümmet (topluluk) olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”
(En'âm Suresi, 38. Ayet)
16. HADİS:
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
“Resûlullah ﷺ Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:”
عُذِّبَتِ امْرَاَةٌ ف۪ي هِرَّةٍ حَبَسَتْهَا حَتّٰى مَاتَتْ جُوعًا
“Bir kadın, hapsettiği bir kedi yüzünden azap gördü; onu açlıktan ölene kadar bırakmadı.”
فَدَخَلَتْ ف۪يهَا النَّارَ
“Bu sebeple o kadın cehenneme girdi.”
(Buhârî, Bed'ü'l-Halk, 16; Müslim, Birr, 151)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: İnsanların hayvanları sadece birer eşya gibi görüp onlara eziyet etmeleri ve onların da birer can taşıdığını unutmamaları için ihtar olarak inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Hayvanlar Allah'ın dilsiz kullarıdır. Onlar dertlerini anlatamazlar ama hakları Allah katında mahfuzdur. Onlara eziyet etmek, sadece bir canlıya değil, o canlının yaratıcısına karşı da bir haddi aşmadır.
Sahabe Kıssası: Hazreti Ebû Hüreyre (Hz.), bir kediyi hırkasının içinde taşıyıp beslediği için Efendimiz ﷺ Sallallahu aleyhi ve sellem ona "Kedicik babası" lakabını takmış ve hayvan sevgisini teşvik etmiştir.
Kıssadan Hisse: Bir hayvana gösterilen merhamet cennetin kapısını açabilirken, ona yapılan zulüm ebedi hüsrana sebep olabilir.
17. MADDE: SÖZÜNDE DURMAK: MÜMİNİN ŞEREF SÖZÜ
17. AYET:
وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لًا
“Verdiğiniz sözü (ahdi) yerine getirin.”
اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لًا
“Çünkü verilen söz (maşer günü) sorumluluk gerektirir.”
(İsrâ Suresi, 34. Ayet)
17. HADİS:
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
“Resûlullah ﷺ Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:”
اٰيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثٌ: اِذَا حَدَّثَ كَذَبَ
“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler,”
وَاِذَا وَعَدَ اَخْلَفَ وَاِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ
“Söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder.”
(Buhârî, Îmân, 24)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Müslümanların düşmanla veya kendi aralarında yaptıkları anlaşmalara sadık kalmalarının imanın bir şartı olduğunu bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Söz vermek, kişinin onurunu karşı tarafa rehin bırakmasıdır. Sözünde durmamak, karşıdaki kişinin planlarını bozmak ve vaktini çalmak suretiyle bir hak ihlalidir.
Sahabe Kıssası: Efendimiz ﷺ Sallallahu aleyhi ve sellem peygamberlikten önce bir gençle sözleşmiş, o genç gelmeyi unutunca Efendimiz ﷺ Sallallahu aleyhi ve sellem tam üç gün o noktada beklemiştir. Genç üç gün sonra geldiğinde sadece "Beni zahmete soktun" buyurmuştur.
Kıssadan Hisse: Sözü namus bilmeyenin, özünde hayır yoktur.
18. MADDE: ADALETLE HÜKMETMEK VE KAYIRMAMAK
18. AYET:
اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰى اَهْلِهَا
“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi emreder.”
وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِۜ
“İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”
(Nisâ Suresi, 58. Ayet)
18. HADİS:
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
“Resûlullah ﷺ Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:”
اِنَّمَا اَهْلَكَ الَّذ۪ينَ قَبْلَكُمْ اَنَّهُمْ كَانُوا اِذَا سَرَقَ ف۪يهِمُ الشَّرُ۪ تَرَكُوهُ
“Sizden öncekileri helak eden şudur: İçlerinden soylu/zengin biri hırsızlık yapınca onu bırakırlardı.”
وَاِذَا سَرَقَ ف۪يهِمُ الضَّعُ۪ اَقَامُوا عَلَيْهِ الْحَدَّ
“Fakat zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca ona ceza verirlerdi.”
(Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Hudûd, 8)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Kureyş'in ileri gelenlerinden bir kadının hırsızlık yapması üzerine, asaletine hürmeten cezasının affedilmesi için aracı gönderilmesi üzerine inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Adalet, herkese hakkını tam ve eşit şekilde vermektir. Kişiye, makamına veya soyuna göre kanun uygulamak, adaleti katletmek ve en büyük kul hakkına girmektir.
Sahabe Kıssası: Efendimiz ﷺ Sallallahu aleyhi ve sellem yukarıdaki hadisin devamında: "Vallahi kızım Fatıma bile hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim!" buyurarak adaletin mutlaklığını göstermiştir.
Kıssadan Hisse: Adaletin sustuğu yerde zulmün sesi yükselir.
19. MADDE: BORCUNU GECİKTİRMENİN ZULMÜ
19. AYET:
وَاِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ اِلٰى مَيْسَرَةٍۜ
“Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin.”
وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
“Eğer (borcu) sadaka olarak bağışlarsanız, bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”
(Bakara Suresi, 280. Ayet)
19. HADİS:
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
“Resûlullah ﷺ Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:”
مَطْلُ الْغَنِيِّ ظُلْمٌ
“Ödeme gücü olan zenginin borcunu geciktirmesi bir zulümdür.”
(Buhârî, Havâle, 1; Müslim, Müsâkât, 33)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Alacaklıların darlıktaki borçluları faiz ve baskıyla daha fazla sıkıştırmalarını önlemek ve sosyal yardımlaşmayı teşvik etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Borcunu ödeme imkanı olduğu halde bahanelerle geciktirmek, alacaklının hakkını gasp etmektir. Hadiste bunun "zulüm" olarak nitelenmesi, bu eylemin kul hakkının en açık hallerinden biri olduğunu kanıtlar.
Sahabe Kıssası: Hazreti Ebû Katâde (Hz.), borçlusunun evine gidince adam ondan saklanmış; Ebû Katâde darlıkta olduğunu öğrenince "Allah için mi?" diye sormuş, "Evet" cevabını alınca alacağını silmiştir.
Kıssadan Hisse: Verirken dert değil, öderken borçlu kalmamak maharettir.
20. MADDE: İNSANLARI KÜÇÜMSEMEK VE ONUR KIRMAK
20. AYET:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ
“Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın.”
عَسٰٓى اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ
“Belki alay edilenler, kendilerinden daha hayırlıdır.”
(Hucurât Suresi, 11. Ayet)
20. HADİS:
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
“Resûlullah ﷺ Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:”
بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ اَنْ يَحْقِرَ اَخَاهُ الْمُسْلِمَ
“Müslüman kardeşini küçük görmesi, kişiye kötülük olarak yeter.”
(Müslim, Birr, 32)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Bazı kabilelerin kendilerini üstün görüp diğer sahabelerle veya zayıf müminlerle alay etmeleri üzerine sosyal eşitliği sağlamak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: İnsan onuru dokunulmazdır. Birini fiziksel özellikleriyle, soyuyla veya maddi durumuyla aşağılamak, onun manevi şahsiyetine saldırıdır ve helallik gerektirir.
Sahabe Kıssası: Hazreti Abdullah b. Mes'ud (Hz.)'un bacaklarının inceliğine gülen sahabelere Efendimiz ﷺ Sallallahu aleyhi ve sellem: "Neye gülüyorsunuz? Onun o bacakları mizanda Uhud Dağı'ndan daha ağırdır!" buyurarak ihtar etmiştir.
Kıssadan Hisse: Hor gördüğün her kul, Allah'ın bir ayetidir; ayeti küçümseyen yaratıcısını incitir.
21. MADDE: ÖLÇÜ VE TARTIDA HİLE: TOPLUMSAL ÇÜRÜME
21. AYET:
وَيْلٌ لِلْمُطَفِّف۪ينَۙ
“Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline!”
اَلَّذ۪ينَ اِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ
“Onlar ki, insanlardan (bir şey) ölçerek aldıkları zaman tam alırlar;”
وَاِذَا كَالُوهُمْ اَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ
“Fakat onlara ölçüp tartarak verdiklerinde eksik verirler.”
(Mutaffifîn Suresi, 1-3. Ayetler)
21. HADİS:
مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا
“Bizi aldatan, bizden değildir.”
(Müslim, Îmân, 164)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Medine’ye hicret edildiğinde halkın ölçü ve tartıda çok hile yapması ve ticaret ahlakının bozulması üzerine, dürüstlüğü imanın bir parçası kılmak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Ticarette hile yapmak sadece malı eksik vermek değil, karşı tarafın güvenini ve parasını haksız yere almaktır. Bu bir "kamu hakkı" mahiyetindedir çünkü piyasanın dengesini bozar. Müslüman, dürüstlüğüyle emniyet veren kişidir.
Sahabe Kıssası: Efendimiz ﷺ pazarda bir buğday yığınına elini daldırmış, altının ıslak olduğunu görünce satıcıya sebebini sormuştur. Satıcı "Yağmur yağdı" deyince; "Öyleyse niçin ıslak olanı insanların görmesi için üste koymadın?" buyurarak yukarıdaki hadisi söylemiştir.
Kıssadan Hisse: Terazide eksilen her gram, mahşerde tonlarca vebal olarak dönecektir.
22. MADDE: GASP EDİLEN BİR KARIŞ YERİN AZABI
22. AYET:
وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ
“Aranızda birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin.”
وَتُدْلُوا بِهَٓا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَر۪يقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ
“Bile bile günaha girerek, insanların mallarından bir kısmını yemek için onları hakimlere (rüşvet/haksız dava olarak) taşımayın.”
(Bakara Suresi, 188. Ayet)
22. HADİS:
مَنِ اقْتَطَعَ حَقَّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ بِيَم۪ينِه۪
“Kim (yalan) yemin ederek bir Müslüman'ın hakkını gasp ederse,”
فَقَدْ اَوْجَبَ اللّٰهُ لَهُ النَّارَ وَحَرَّمَ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ
“Allah ona cehennemi vacip kılar ve cenneti haram eder.”
(Müslim, Îmân, 218)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Hadramutlu bir adam ile Kindeli bir adamın bir arazi hakkında tartışmaları ve birinin yalan yeminle araziye el koymaya çalışması üzerine ihtar olarak inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Gasp (haksız el koyma), kul hakkının en şiddetli türlerindendir. Bir karış toprak dahi olsa, mahşerde yedi kat yerin dibinden boyuna dolanacak bir azap halkasıdır. Yalan yeminle elde edilen mal, dünyada saadet getirse de ahirette ateşten bir parça olacaktır.
Sahabe Kıssası: Hazreti Peygamber ﷺ zamanında iki kişi bir miras için davalaşmışlardı. Efendimiz ﷺ: "Ben de bir insanım, davanızı bana getiriyorsunuz. Belki biriniz diğerinden daha ikna edici konuşur da ben onun lehine hükmederim. Kimin lehine kardeşinin hakkını hükmetmişsem, bilsin ki ona ateşten bir parça vermişimdir!" buyurmuştur.
Kıssadan Hisse: Mahkemede kazanılan her haksız dava, ahirette kaybedilen bir cennet beratıdır.
23. MADDE: GIYBET VE İNSAN ONURUNU ÇİĞNEMEK
23. AYET:
وَلَا تَلْمِزُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِۜ
“Birbirinizi karalamayın ve birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın.”
بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْا۪يمَانِۚ
“İmandan sonra fasıklıkla anılmak ne kötüdür!”
(Hucurât Suresi, 11. Ayet)
23. HADİS:
اِنَّ دِمَاءَكُمْ وَاَمْوَالَكُمْ وَاَعْرَاضَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ
“Kuşkusuz kanlarınız, mallarınız ve onurlarınız (ırzlarınız) birbirinize haramdır.”
(Buhârî, İlim, 37; Müslim, Kasâme, 29)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Sabit b. Kays gibi bazı sahabelerin, işitme problemi olan veya fiziksel eksikliği olan kimselerle alay etmeleri veya kötü lakap takmaları üzerine sosyal nezaketi ve kul hakkını korumak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: "Irâz" (onur), bir Müslüman'ın en kutsal varlığıdır. Onu gıybetle, alayla veya kötü lakapla zedelemek, malını çalmak veya kanını dökmekle aynı derecede haram kılınmıştır. İnsan onurunu korumak, Kabe’yi korumaktan daha evladır.
Sahabe Kıssası: Efendimiz ﷺ, Veda Haccı’nda bu hadisi söylerken; "Bugün hangi gündür? Bu ay hangi aydır?" diye sormuş, "Zilhicce ayı ve Arefe günüdür" cevabını alınca; "Bu günün ve bu ayın kutsallığı gibi onurlarınız da birbirinize öyle kutsaldır" buyurmuştur.
Kıssadan Hisse: Kabe’yi yıkmak ne kadar büyük vebalse, bir kalbi gıybetle yıkmak da o kadar büyük bir kul hakkıdır.
24. MADDE: STOKÇULUK VE KARABORSACILIK (İHTİKAR)
24. AYET:
وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ
“Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.”
وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ
“Allah'tan korkun, şüphesiz Allah'ın cezası çetindir.”
(Mâide Suresi, 2. Ayet)
24. HADİS:
لَا يَحْتَكِرُ اِلَّا خَاطِئٌ
“Karaborsacılığı (stokçuluğu) ancak hata yapan (günahkâr) kimse yapar.”
(Müslim, Müsâkât, 129)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Medine pazarında bazı tüccarların, insanların muhtaç olduğu gıdaları saklayıp fiyatların yükselmesini bekleyerek haksız kazanç elde etmeye çalışmaları üzerine inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: İhtikâr (stokçuluk), toplumun darlığından faydalanıp servet artırmaktır. Bu durum fakirin ekmeğini çalmak demektir ve geniş bir kitlenin hakkına girmektir. Piyasaya mal arz etmek sadaka iken, malı saklamak lanettir.
Sahabe Kıssası: Hazreti Ömer (Hz.) halifeliği döneminde pazarları bizzat denetler, malını saklayanlara; "Bizim pazarımızda karaborsacılık yapan, ancak buralardan gitsin" diyerek sert müdahalede bulunurdu.
Kıssadan Hisse: İnsanların darlığından kâr bekleyen, Allah’ın rahmetinden uzaklaşır.
25. MADDE: SIRRI İFŞA ETMEK VE GÜVENİ SARSMAK
25. AYET:
وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لًا
“Verdiğiniz söze (bağlılığa) sadık kalın. Çünkü sözden sorumlusunuz.”
(İsrâ Suresi, 34. Ayet)
25. HADİS:
اِذَا حَدَّثَ الرَّجُلُ بِالْحَد۪يثِ ثُمَّ الْتَفَتَ فَهِيَ اَمَانَةٌ
“Bir kimse (yanındakiyle) bir şey konuşup da sonra çevresine bakınırsa (kimse duymasın diye), o söz artık bir emanettir.”
(Tirmizî, Birr, 39; Ebu Davud, Edeb, 32)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Münafıkların ve zayıf karakterli bazı kişilerin, müminlerin özel meclislerinde konuşulan mahrem bilgileri dışarıya sızdırarak huzursuzluk çıkarmaları üzerine ihtar olarak inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Sır, sahibinin yanında bir emanettir. Birinin güvenerek anlattığı bir şeyi başkasına aktarmak, hem bir güven hıyanetidir hem de o kişinin özel hayat hakkına saldırıdır. Hadisteki "çevresine bakınma" detayı, gizliliğin sadece dille söylenmediğini, jestlerle de bir hukuk doğurduğunu gösterir.
Sahabe Kıssası: Hazreti Enes (Hz.) çocukken Efendimiz ﷺ ona bir sır vermişti. Annesi ne olduğunu sorunca; "O bir sırdır, söyleyemem" demiş, annesi de; "Resûlullah'ın sırrını sakın kimseye söyleme!" diyerek onu tebrik etmiştir.
Kıssadan Hisse: Sırrını saklamasını bilmeyen, güvenini kaybetmiş bir emanetçidir.
26. MADDE: KAMU GÖREVİNDE KAYIRMACILIK VE LİYAKAT
26. AYET:
وَلَا تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ
“Zulmedenlere (haksızlık yapanlara) sakın meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur.”
وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ
“Sizin Allah’tan başka dostunuz yoktur; sonra size yardım da edilmez.”
(Hûd Suresi, 113. Ayet)
26. HADİS:
مَنِ اسْتَعْمَلَ رَجُلًا مِنْ عِصَابَةٍ وَف۪يهِمْ مَنْ هُوَ اَرْضٰى لِلّٰهِ مِنْهُ
“Kim (kamu görevine), aralarında Allah'ın daha razı olacağı (daha liyakatli) biri varken, sadece tarafgirlik/tanıdıklık için birini atarsa,”
فَقَدْ خَانَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَالْمُؤْمِن۪ينَ
“O kişi Allah'a, Resulü'ne ve müminlere hıyanet etmiş olur.”
(Hâkim, Müstedrek, 4/104)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Mekke fethinden sonra Kabe'nin anahtarının teslimi sürecinde, görevin sadece kabile üstünlüğüne değil, işin ehli olana verilmesi gerektiğini bildirmek üzere inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Kamu makamları birer emanettir. Akrabalık, hemşehrilik veya siyasi yakınlık sebebiyle liyakatsiz birini göreve getirmek, o makamdan hizmet bekleyen milyonlarca insanın hakkına girmektir. Bu, "toplumsal hıyanet" olarak nitelenmiştir.
Sahabe Kıssası: Hazreti Ebû Zer (Hz.), Efendimiz ﷺ'den bir yöneticilik görevi istemişti. Efendimiz ﷺ onun omuzuna dokunarak: "Ey Ebû Zer! Sen zayıfsın, bu görev ise bir emanettir. Hakkını veremeyen için kıyamet günü hüsran ve pişmanlıktır" buyurarak liyakatin önemini bizzat dostuna hatırlatmıştır.
Kıssadan Hisse: Ehline verilmeyen her makam, zulmün anahtarıdır.
27. MADDE: SOSYAL DIŞLAMA: ÜÇ KİŞİDEN İKİSİNİN GİZLİ KONUŞMASI
27. AYET:
اِنَّمَا النَّجْوٰى مِنَ الشَّيْطَانِ لِيَحْزُنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا
“Gizli konuşmalar (başkasını dışlayarak yapılan fısıldaşmalar) ancak müminleri üzmek için şeytandandır.”
(Mücadele Suresi, 10. Ayet)
27. HADİS:
اِذَا كُنْتُمْ ثَلَاثَةً فَلَا يَتَنَاجَى اثْنَانِ دُونَ صَاحِبِهِمَا
“Üç kişi bir arada olduğunuzda, iki kişi diğer arkadaşını bırakıp gizli konuşmasın.”
مِنْ اَجْلِ اَنْ يُحْزِنَهُ
“Çünkü bu davranış onu üzer (gönlünü kırar).”
(Buhârî, İsti'zân, 45; Müslim, Selâm, 37)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Münafıkların, Müslümanların yanında fısıldaşarak onların aleyhinde bir plan yapılıyormuş izlenimi verip korku ve üzüntü yaymaya çalışmaları üzerine inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: İslam, gönül yıkmayı Kabe yıkmakla eşdeğer tutar. Bir toplulukta bir kişiyi dışlayarak yapılan her türlü eylem (fısıldaşma, yabancı dille konuşma vb.), o kişinin manevi şahsiyetine bir saldırıdır ve kul hakkıdır.
Sahabe Kıssası: İbn Ömer (Hz.) bir gün iki kişiyle otururken üçüncüsü gelene kadar yanındakiyle özel bir şey konuşmamış, nezaketin ve kardeşlik hukukunun zedelenmemesi için bu hadise harfiyen uymuştur.
Kıssadan Hisse: Bir gönlü mahzun etmek, bin rekat nafile namazdan daha ağır bir vebaldir.
28. MADDE: TİCARETE DIŞARIDAN MÜDAHALE (PAZARIN HUKUKU)
28. AYET:
وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَاۜ
“Allah alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır.”
(Bakara Suresi, 275. Ayet)
28. HADİS:
لَا يَب۪يعُ بَعْضُكُمْ عَلٰى بَيْعِ بَعْضٍ
“Biriniz diğerinin satışı (pazarlığı) üzerine satış yapmasın.”
وَلَا تَلَقَّوُا الرُّكْبَانَ حَتّٰى يَهْبِطُوا بِهَا اِلَى السُّوقِ
“Mal getiren kervanları, henüz pazara inmeden yolda karşılayıp (ucuza kapatmaya) çalışmayın.”
(Buhârî, Büyû, 58; Müslim, Büyû, 11)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Şehirdeki tüccarların, köylülerin getirdiği malları pazar fiyatını öğrenmeden yolda ellerinden ucuza alıp halka pahalıya satarak hem üreticiyi hem tüketiciyi mağdur etmeleri üzerine inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Serbest piyasa ahlakı, herkesin bilgiye ve mala eşit ulaşması üzerine kuruludur. Birinin pazarlığı sürerken araya girip fiyat artırmak veya üreticinin bilgisizliğinden faydalanmak, emeğin ve rızkın gasbıdır.
Sahabe Kıssası: Hazreti Ömer (Hz.), pazarda malını çok ucuza satan birini görünce; "Ya fiyatını piyasaya göre ayarla ya da bizim pazarımızdan çık!" diyerek, hem üreticinin zarar etmesini hem de pazarın dengesinin bozulmasını engellemiştir.
Kıssadan Hisse: Kazancına haram katmak istemeyen, başkasının pazarlığına gölge düşürmesin.
29. MADDE: YOL VE KAMU ALANLARININ HUKUKU
29. AYET:
وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ
“İnsanları tehdit ederek her yolun başında oturup beklemeyin.”
(A'râf Suresi, 86. Ayet)
29. HADİS:
اِيَّاكُمْ وَالْجُلُوسَ بِالطُّرُقَاتِ
“Yollarda (gelip geçeni rahatsız edecek şekilde) oturmaktan sakının.”
فَاِذَا اَبَيْتُمْ اِلَّا الْمَجْلِسَ فَاَعْطُوا الطَّر۪يقَ حَقَّهُ
“Eğer mutlaka oturacaksanız, yolun hakkını verin.”
قَالُوا: وَمَا حَقُّ الطَّر۪يقِ؟ قَالَ: غَضُّ الْبَصَرِ وَكَفُّ الْاَذٰى
“Dediler ki: Yolun hakkı nedir? Buyurdu ki: Gözü haramdan sakınmak, gelip geçene eziyet etmemektir.”
(Buhârî, Mezâlim, 22; Müslim, Libâs, 114)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: Medyen halkının yol kesip insanları taciz etmesi ve Medine'de bazı gençlerin yol kenarlarında oturup gelip geçenleri rahatsız etmeleri üzerine kamusal alanın hukukunu belirlemek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Sokaklar, yollar ve kaldırımlar tüm halkın ortak malıdır. Yolu daraltmak, kapı önünde başkasını rahatsız edecek şekilde oturmak, çöp dökmek veya bakışlarla taciz etmek; o yolu kullanan herkesin hakkına girmektir.
Sahabe Kıssası: Ebû Talha (Hz.) anlatıyor: "Biz evlerimizin önünde oturup konuşuyorduk. Efendimiz ﷺ yanımıza gelip 'Yollarda oturmayın' buyurdu. Biz 'Zaruri meseleleri konuşuyoruz' deyince, o zaman yolun hakkı olan 'gözü sakınma, selamı alma ve güzel söz söyleme' şartlarını yerine getirmemizi emretti."
Kıssadan Hisse: Yolun hakkını vermeyen, yolun sahibine (Allah'a) karşı mahcup olur.
30. MADDE: VEDA HACCI: KUL HAKKININ EBEDİ ANAYASASI
30. AYET:
اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım.”
(Mâide Suresi, 3. Ayet)
30. HADİS:
اِنَّ اللّٰهَ قَدْ حَرَّمَ عَلَيْكُمْ دِمَاءَكُمْ وَاَمْوَالَكُمْ وَاَعْرَاضَكُمْ
“Şüphesiz Allah; kanlarınızı, mallarınızı ve onurlarınızı birbirinize haram kılmıştır.”
كَّحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هٰذَا ف۪ي شَهْرِكُمْ هٰذَا ف۪ي بَلَدِكُمْ هٰذَا
“Tıpkı şu gününüzün, şu ayınızın ve şu beldenizin (Mekke) mukaddes olduğu gibi!”
اَلَا هَلْ بَلَّغْتُ؟ اَللّٰهُمَّ اشْهَدْ
“Dikkat edin! Tebliğ ettim mi? Şahit ol ya Rab!”
(Buhârî, Hac, 132; Müslim, Kasâme, 29)
[SAHİH]
Nüzul Sebebi: İslam’ın tüm hükümlerinin tamamlandığı Veda Haccı’nda, artık Müslümanların birbirlerine karşı en temel sorumluluğunun "insan hakları ve kul hakkı" olduğunu mühürlemek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Bu hadis, İslam’ın insan hakları beyannamesidir. Bir Müslüman’ın canı, malı ve onuru dokunulmazdır. Bu üç unsura yapılan her saldırı, dinin özüne yapılmış bir saldırıdır. Efendimiz ﷺ vefatından hemen önce en çok bu konuya vurgu yapmıştır.
Sahabe Kıssası: Efendimiz ﷺ vefatından kısa süre önce mescidde minbere çıkmış ve; "Kimin sırtına vurmursam işte sırtım, gelsin vursun! Kimin malını almışsam işte malım, gelsin alsın!" buyurarak, bizzat kendisi üzerinden kul hakkının ne kadar titiz bir mesele olduğunu göstermiştir.
Kıssadan Hisse: Peygamber'in (S.a.v) bile helalleştiği bir dünyada, kimse "benim üzerimde hak yoktur" diyerek mahşere gitmemelidir.
AZİZ MÜMİNLER, DEĞERLİ KARDEŞLERİM!
Sözün bittiği, mühletin daraldığı, hesabın ise sonsuzlaştığı noktadayız. Bugün burada 30 ayet, 30 hadis ve onlarca sahabe kıssasıyla hakikati yüzümüze ayna yaptık. Gördük ki; kul hakkı cennet kapısını kapatan, namazı elinden alan ve mahşerde adamı müflis bırakan en ağır yüktür!
Şimdi birazdan bu caminin kapısından çıkıp hayata karışacaksınız. Ama çıkarken şu soruyu ruhuna sor ve kararını ver: YARIN ORGANLARININ ALEYHİNDE BÜLBÜL GİBİ KONUŞMASINA RAZI MISIN? Tüyü bitmemiş yetimin, mazlumun, feryat eden hayvanın ve hakkı yenen milyonların ahıyla o dehşetli huzura çıkabilecek misin?
BİLESİNİZ Kİ! Mülkün mutlak sahibi olan Allah, senin secdelerini affedebilir, hatalarını örtebilir ama kulunun hakkına karışmaz! Rabbimiz "Bana her şeyle gelin ama kul hakkıyla gelmeyin" buyuruyor. Öyleyse ey Müslüman! Yol yakınken git o hakkı öde, git o yıkılan gönlü al, git o helalliği kopar! Yarın mizan kurulduğunda, binbir zahmetle biriktirdiğin sevapların alacaklılar tarafından yağmalanırken; "Eyvah! Keşke toprağa karışıp gitseydim de bu sahneyi görmeseydim!" dememek için; bugün dilinle helalleş, kalbinle tövbe et!
Sırtındaki ateşten yükleri bırakmadan başını yastığa koyma! Zira Azrail’in ne zaman kapını çalacağı belli değil. Belki bu, helalleşmek için sana verilen son fırsattır!
GELİN ŞİMDİ ELLERİMİZİ DEĞİL, GÖNÜLLERİMİZİ ARŞA AÇALIM:
"Rabbim! Bizleri kul ve kamu hakkından tertemiz eyle. Bizleri başkasının hakkıyla, üzerinde veballe, sırtında bir karış toprak yüküyle huzuruna çıkarma. Kalplerimizi adaletle, ruhlarımızı merhametle doldur."
"Allah’ım! Hakkına girdiğimiz kardeşlerimizin kalbine bize karşı merhamet ver, bizlere helalleşmeyi nasip eyle. Bizleri mahşerin o büyük iflasından muhafaza eyle. Devletimizin hazinesine, tüyü bitmemiş yetimin hakkına uzanan ellerden bizleri eyleme!"
"Âmîn, âmin, âmin... Bi-hürmeti Tâhâ ve Yâsîn... Velhamdülillahi Rabbil-Âlemîn!"
Hazırlayan
MEHMET ERÇELİK
