KULLUK, KARDEŞLİK, KÂBE, KUR’AN VE KUDÜS…
Değerli Kardeşlerim!.. Kudüs ve Mescid-i Aksa yine yanıyor… Mescid-i Aksa’ya saldırılar devam ediyor… Bu dert artık Müslümanları harekete geçirmesi lazım… Bu zillet artık bizi ayağa kaldırması lazım… Yeni bir kıyamın meşalesini tutuşturmamız lazım… Peki bunu nasıl yapacağız?.. Bunu beş kelimeyle yapacağız
Değerli Mü’minler!.. Konuşacağımız ilk kelime kulluk olacak… Cenab-ı Allah kullara kul olmaktan bizleri kurtardı… Sadece kendisine kul olabilmenin şerefini ve güzelliğini bize nasip etti…
Her şeyden önce bu hidayetin kıymetini bilmemiz lazım… Kullukla nasıl bir izzeti elde ettiğimizin farkına varmamız lazım… Bu bilinci kuşanmamız gerekiyor…
Cenab-ı Allah bizden parçalı bir kulluk istemiyor… Çarpıtılmış bir kulluk istemiyor… Özüyle oynanmış, ruhu alınmış bir kulluk istemiyor… Sadece görüntüde, gösterişte bir kulluk istemiyor…
Bize
وَذٰلِك د۪ينُ الْقَيِّمَةِۜ
diyor…(BEYYİNE;5) Bizden düzgün bir kulluk istiyor… Sağlam bir kulluk istiyor…
Bizim öncelikle Allah’a karşı dürüst olmamız gerekiyor… Allah’a ahd-i misakimizi yani kulluk ahdimizi yeniden güncellememiz gerekiyor… Cenab-ı Allah’la sözleşmemizi sağlam tutmamız gerekiyor…
Bu gün şöyle bir bakın… Hevâsını ilah edinenleri, kapitali ilah edinerek kapitalizm kirine bulaşanları, makamı-mevkiyi ilah edinenleri tek tek göz önüne getirin… Oysa bizden ilk başta kirletilmemiş, çarpıtılmamış, karartılmamış, mecrasından uzaklaştırılmamış bir kulluk bizden isteniyor…
Şayet Allah’a gereği gibi teslim olmazsak, o zaman Allah’tan başkaları bizi teslim alır… Bu gün Ümmetin çektiği esaretin, sefaletin sebebi işte bu… Rabbimizin bizden istediği teslimiyeti gereği gibi kuşanamadığımız için emperyalistler bu Ümmeti esir aldılar, teslim aldılar… Allah’ın bizden istediği teslimiyeti Allah’a arz etmediğimiz için, Bilâd-i İslam emperyalizme, Siyonizime teslim olmak durumunda kaldı
Dediğim gibi; kirli kulluklarla bu işler yürümüyor… Hasarlı, defolu kullukla bu işler yürümüyor… Önce şu kulluğumuzu sahileştirmemiz, sağlamlaştırmamız, meşrulaştırmamız gerekiyor…
Bu dini bid’atlerden, hurafelerden, beşeriyetin müdahalesinden, tahakküm ve tasallutundan arındırmamız gerekiyor… Arı ve duru bir kulluk gerekiyor… Net ve nitelikli bir kulluk bizden isteniyor… Güzel ve güçlü bir kullukla Allah’a yönelmemiz lazım…
İşte bu yaşananlarla sorgulayacağımız ilk şey, kendi kulluğumuz ve kendi ibadetlerimiz olacak… Kısaca;
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
““Ben cinleri ve insanları, başkasına değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.”(ZARİYAT;56) ayetini… Özellikle de bu ayetteki”
اِلَّا
““başkasına değil, sırf bana” ifadesini hayatımıza taşımak olacak…”
Değerli Kardeşlerim!.. Sadece kulluğun kıymetini bilmek yetmez… İkincisi; acaba kardeşliğin kıymetini biliyor muyuz?.. Acaba kardeşliğin nasıl bir nimet olduğunun farkında mıyız?.. Bir de buna bakalım…
وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ
“Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini bir düşünün…”
اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً
“Bir zamanlar sizler bir birinize düşman iken…”
فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ
“Allah sizin gönüllerinizi birleştirdi”
فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَاناًۚ
“Allah’ın lütfu sayesinde, nimeti sayesinde kardeş oldunuz… O halde dönelim ayetin başına…”
وَلَا تَفَرَّقُواۖ
“Bölünüp, parçalanıp bir birinizden ayrılmayın…(AL-İ İMRAN;103)”
Değerli Mü’minler!.. Hasarlı kulluğumuz gibi hastalıklı bir kardeşlikle de yüz yüzeyiz maalesef… Kinlerimiz, nefretlerimiz, husumetlerimiz kime yönelik, kim için… Ümmetin içine düştüğü taassup ve tefrikalarla biz kulluğun kadrini bilmeden Mescid-i Aksa’nın kıymetini bilemeyiz… Bu davada ne kadar samimi olduğumuzu ortaya koyamayız… Samimiyetimizi önce kullukta ve kardeşlikte göstermemiz gerekiyor… İşte ancak o zaman Allah’ın bütün nimetlerinin hayrı, bereketi üzerimizde olur… İşte ancak o zaman ecdadın yaşadığı izzeti ve onuru yeniden yaşayabiliriz…
Ama bu gün maalesef hizipçi, grupçu, mezhepçi, fırkacı, cemaatçi anlayışlarla Ümmet paramparça…
Müslümanlar iç kanamalarının önüne geçemedikleri için Kudüs kan ağlıyor… Müslümanlar bir birlerinin kuyularını kazdıkları için Mescid-i Aksa’nın altı oyulmaya devam ediyor… Müslümanlar bir birine düştüğü için Kudüs düştü…
Acı ama bunları konuşmak durumundayız… Neden bir birimize karşı ülfet, muhabbet, uhuvvet, vahdet ikliminden uzak düştük?.. Neyimizi paylaşamıyoruz?..
Paramparça olan Ümmetin gidişatına bir bakın… Bu şekilde neyi savunabiliriz?.. Hangi değerlerimize, hangi kutsalımıza sahip çıkabiliriz?.. Gerçekçi olmamız lazım…
Gücümüzü, enerjimizi ancak bir birimize karşı tüketiyoruz… Aramızdaki isyanları, ihanetleri bitiremiyoruz…
Hatta öyle ki; daha ötesini söyleyeceğim… Cenab-ı Allah kurşunla kaynatılmış gibi sağlam örülmüş duvar olmamızı istiyor bizden…
اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الَّذ۪ينَ
يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِه۪ صَفاًّ كَاَنَّهُمْ بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ
““Allah kendi yolunda sağlam örülmüş bir duvar gibi kenetlenmiş saflar halinde çarpışanları sever.” (SAF;4) diyor…”
Birbirine kurşun sıkan Müslümanlar, birbirinin camisini bile hedef alan Müslümanlar; Siyonizmin kurşunlarına karşı nasıl direnebilir?.. Kahpe Yahudinin saldırısını nasıl durdurabilir?..
Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimiz(SAV) yemin ediyor… “İman etmedikçe cennete giremezsiniz… Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız” buyuruyor…
Ama biz sevgiyi bir birimize çok görüyoruz… Saygıyı bir birimizden esirgiyoruz… Bir birimize karşı ilgi ve alakada cimrilik ediyoruz… Tüm değerlerimiz ayakaltı olmuş… Bütün kutsallarımıza saldırıyorlar… Ama biz hâlâ bir birimize tahammül edemiyoruz… Müslüman Müslümana katlanamıyor… Birbirimizi taşıyamıyoruz…
وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ
(ENFAL;46) “Bir birinizle çekişmeyin… Bir birinize düşmeyin… Parçalanırsınız…
وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ
“Parçalanırsanız ne olur biliyor musunuz?.. Onurunuzu, izzetinizi, şerefinizi kaybedersiniz… Niçin?.. Bir birinize düştüğünüz için…”
Değerli Kardeşlerim!.. Cenab-ı Allah’ın rahmetinin üzerimizden kesilmesinin sebebi biziz… Başka yerde, başka adreslerde sebep aramayın…
Biz sevmeyi bilemedik… Vesveselerden, önyargılardan, zanlardan, peşin hükümlerden, yargısız infazlardan kurtulamadık… Bizi emperyalizm bitirmedi Biz kendi kendimizi bitirdik… Şimdi de yakınıyoruz, dövünüyoruz, sızlanıyoruz…
Şimdi size küskün olduğunuz, darıldığınız üç arkadaşınızı arayın desem nefsinizi yenebilir misiniz?.. Bu teklifime evet diyebilir misiniz?.. Kime sorsan ben haklıyım diyor… Oysa bizim haklıyken özür dilemesini bilmemiz gerekiyor… Varsın karşıdaki haksız olsun… Kardeşliği kurtarmak için bu adımı biz atacağız… Kulluğumuzu kurtarmak için mecburuz buna…
Şu yeryüzünde İslam kardeşliğinin düştüğü durumu görüyoruz hepimiz… Müslümanlar kendi aralarında bile bir araya gelemiyorlar… Nereye baksak iç savaş bitmiyor… Bu durumda kardeşliğin neresinde olduğumuzu, kulluğun neresinde olduğumuzu konuşmak, sorgulamak zorundayız…
Kulluğu ve kardeşliği takdir edemeyen her Müslüman; yarın bu nankörlüğünden hesap verecek Cenab-ı Hakk’ın huzurunda… Bu halimizle Allah’tan ne isteyebiliriz, neyi bekleyebiliriz…
Cenab-ı Allah aranızda helalleştikten sonra huzuruma gelin diyor… Evimizde bir birimize yaptığımız zulümleri, iş yerimizde işçi işveren arasındaki zulümleri, müşteri esnaf arasındaki zulümleri, komşular ve akrabalar arasındaki zulümleri gidermeden; Cenab-ı Allah bu ümmetin önünü açmaz…
Her şeyden önce bizim bütün Müslümanlar olarak ‘Ya Rabbi biz kardeşliği zedeledik… Biz kardeşliği hırpaladık’ diye tövbe etmemiz gerekiyor… Bu gün en çok Müslüman Müslümanı yoruyor… En çok Müslümanlar birbirlerini itibarsızlaştırıyor… Hani düşman bunu yapsa gam yemezsin… Düşman düşmanlığını yapıyor dersin… Ama Müslümanın Müslümana yaptıkları, Müslümanın Müslümana çektirdiklerine baktığın zaman; bir türlü bir yere oturtamıyorsun… İşin içinden gerçekten çıkılmıyor
Cemaatlerimiz ayrı olabilir, mezheplerimiz ayrı olabilir… Ama bizim Allah’a bir sözümüz var… Biz Ümmet-i Muhammediz… Allah’la bir ahdimiz var… Kardeşlik ahdimiz var… Bunu tüketmeye hakkımız yok
Değerli Mü’minler!.. Bu Ümmetin mensupları olarak; niçin tükendiğimizin sebeplerini konuşuyorum… Anlatmaya çalışıyorum… Biz bir de Kâbe’yi gereği gibi takdir edemedik… Kıblenin yeterince kıymetini bilemedik Namaz vakti gelince Kâbe’ye yöneldik… Ama içinde yaşadığımız şu toplumun yüzde yetmiş beşi namazsız ve Kur’ansız yaşıyor… Şu toplumun yüzde yetmiş beşi kıblesiz yaşıyor… Kâbesiz yaşıyor… Belki evimizde de, ailemizde de Kâbesiz yaşayan çocuklarımız var… Nesillerimiz var…
Biz Kâbe’nin, kıblenin kıymetini bilemedik… Hayatımıza başka kıbleler girmeye başladı… Mideyi kıbleleştirenler… Maddeyi kıbleleştirenler… Doları-Euroyu kıbleleştirenler… Avrupa’nın değerlerini ve kültürünü kıbleleştirenler… Makamı-mevkiyi kıbleleştirenler… Karşı cinsi kıbleleştirenler… Cinselliği kıbleleştirenler… Şiddeti kıbleleştirenler… Nefreti kıbleleştirenler… İhtiraslarını kıbleleştirenler… Hangisini anlatayım… Bu durumda ya tamamen kıblesiz bir nesil, ya da çok kıbleli bir nesil karşımıza çıkıyor…
Ama bizim Allah’ın işaret ettiği kıblenin kıymetini bilmemiz gerekiyor… Sadece namazdaki kıblemiz Kâbe olmasın… Evimizden alışverişimize kadar bütün hayatımızda kıblemiz Kâbe olsun… Sokaktaki yürüyüşümüzden mesleğimize kadar her yerde kıblemiz Kâbe olsun… Yani Kâbe kriterlerine göre hayatımızı yeniden gözden geçirmeliyiz… Kâbe standartlarına göre bir hayat yaşamanın gayretinde olmalıyız… Buna çok ihtiyacımız var… Yoksa hayatımızın ibresi kayar gider… Hayatımızın dengesi bozulur… Düzenimiz alt üst olur… Bunalımlardan, buhranlardan kurtulamayız…
Bu gün Müslümanlar için en tehlikeli ve en büyük kriz kıble krizidir… Onun için kıblemize sahip çıkmalıyız… Hem ilk kıblemize, hem de son kıblemize sahip çıkalım… Kıymetini bilelim…
Değerli Mü’minler!.. Biz bir de Kur’an’ın kıymetini bilemedik… Bakara Suresi 121. ayette Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor…
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِه۪ۜ
““Kendilerine kitap verdiklerimiz, kitabı hakkıyla tilavet ederler” diyor..”
Ama biz kitabın hakkını veremedik… Bu kitap edebiyat kitabı değil, hayat kitabıdır… Hafızamızdaki, ezberimizdeki Kur’an bizi kurtarmayacak… Hayatımızdaki Kur’an bizim için kurtarıcı olacak… Tekrar ediyorum; ezberimizdeki Kur’an bizim için kurtarıcı olmayacak… Hayatımızdaki Kur’an bizim için kurtarıcı olacak…
Çünkü Kur’an hayat kitabıdır… Kur’an hayatımızın kenarında mı yoksa merkezinde mi diye bir muhasebe edelim kendimizi… Alışverişimizin merkezinde, evimizin merkezinde, sosyal ve toplumsal hayatımızın merkezinde Kur’an’ın olup olmadığından meseleye bakmamız lazım…
Bütün hayatımızda Kur’an olacak… Kur’an’da karar kıldıktan sonra Allah’ın kitabı bizim için vaz geçilmez olacak… Her ânımızda, her alanımızda, hayatımızın tüm kararlarında belirleyici olan son söz Allah’ın sözü olacak… Onun sözünden başka sözümüz olmayacak… Onun için; Kur’an’ın hayatımızda ne kadar yaşam bulduğunu yeniden bir muhasebe edelim…
Kur’an’ın kadrini, kıymetini bilmek derken aklıma geldi… Bir anket sonucunu sizinle paylaşayım… Türkiye’de Kur’an okumasını bilenlerin sadece yüzde dört buçuğu Kur’an’ın anlamıyla ilgileniyormuş… Kur’an okuyanların yüzde doksan beş buçuğu; Kur’an’ın anlamıyla, mealiyle, tefsiriyle ilgilenmiyor… Daha Kur’an’la aramıza nasıl bir mesafe koyduğumuzun bile farkında değiliz… Kur’an başka bir vadide, biz başka bir vadide geziniyoruz…
İşte bu gün bütün Ümmet-i Muhammedin Kur’an’la ilişkisini yeniden gözden geçirmesi gerekiyor Kâbe ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi gerekiyor Kardeşlik ilişkilerini yeniden masaya yatırmamız gerekiyor… Ve kulluk düzeyimizi, kulluk kalitemizi, kulluğumuzdaki nitelikleri yeniden muhasebe etmemiz gerekiyor… Öyle İsrail’i kınamakla, dünyaya bağırıp çağırmakla, birbirimizi suçlamakla olmuyor bu işler…
Değerli Kardeşlerim!.. Şimdi gelelim beşinciye… Beşincisi de Kudüs… 1-Kulluk, 2-Kardeşlik, 3-Kâbe, 4-Kur’an ve 5-Kudüs…
Müslümanlar birbirlerini düştükleri için Kudüs bu hale düştü… Müslümanlar dünyevileştikleri için, dünyanın peşine düştükleri için Kudüs düştü… Müslümanlar günahı küçümseyip, günaha düştükleri için Kudüs bu hale düştü…
وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ
““Başınıza gelen her musibet kendi ellerinizle işlediğiniz günahlarınızdan dolayıdır…”(ŞURA;30)”
İşte Müslümanlar kendi elleriyle günaha bulaştıkları için, günaha alıştıkları için Kudüs ve Ümmet-i Muhammed bu hale düştü…
Tevbe Suresi’nin 38. ayetinde Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor…
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا قٖيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى الْاَرْضِ
““Ey iman edenler!..” diye bize sesleniyor Allah… “Ey iman edenler!.. Size ne oldu ki; Allah yolunda harekete geçin, Allah yolunda ayağa kalkın, Allah yolunda seferber olun denildiği zaman yere çakılıp kaldınız… Ne oldu size?..” İman edenlerden bahsediyor… Yani bizden bahsediyor…”
اَرَضٖيتُمْ بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مِنَ الْاٰخِرَةِ
““Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz?..”
فَمَا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فِى الْاٰخِرَةِ اِلَّا قَلٖيلٌ
“Ama ahirete göre dünyanın sefası, rahatı çok az bir şeydir” diyor…”
Değerli Kardeşlerim!.. Bizim bulunduğumuz şu halden önce bir rahatsız olmamız lazım… Ümmet-i Muhammedin bu perişan hâli önce şu konforumuzu bir bozması lazım… Rahatımızı bozması lazım…
İşte ancak ondan sonra yeniden ayağa kalkabilir Ümmet-i Muhammed… Cenab-ı Allah bu ümmeti ancak temiz ellerle ayağa kaldırır… Dikkat edin bu sözüme; Cenab-ı Allah Ümmet-i Muhammed’i ancak temiz ellerle yeniden ayağa kaldırır…
Bu dirilişin olabilmesi için önce ellerimizi günahlardan çekip temizleyeceğiz… Faize bulaşan ellerimizi, harama bulaşan ellerimizi, haksızlığa, zulme bulaşan ellerimizi, kötülüğe, kibire bulaşan ellerimizi, merhametsizliğe bulaşan ellerimizi tertemiz kılmaya söz vereceğiz Allah’a…
Eğer gömleğimiz Hz.Yusuf’un gömleği gibi temiz olursa, Mısır’ın hâkimiyetini Hz.Yusuf’a teslim eden Allah, dünyanın hâkimiyetini bize yeniden teslim eder… Ancak o zaman, yeniden bu zulüm çağını kapatır huzur çağını açarız dünyaya… Yeter ki gömleğimiz temiz olsun, yeter ki gömleğimiz arkadan yırtık olsun…
Kirli eller İslam davasını taşıyamaz… Kirli eller bu davayı ne temsil edebilir, ne de tebliğ edebilir… Defalarca söyledim bu kürsüden… Müslümanlar düzelmeden dünya düzelmez… Tekrar söylüyorum… Müslümanlar düzelmeden dünya düzelmez…
Cenab-ı Allah önce bizim arınmamızı istiyor… Kudüs bizimdir demekle Kudüs bizim olmuyor… Kudüs Müslümanlarındır demekle de olmuyor… Kudüs hangi Müslümanlarındır sorusunu sormamız gerekiyor… O Müslümanların niteliği nedir, kalitesi nedir, samimiyeti nedir, ciddiyeti nedir, sadakati nedir?.. Bu soruları sorarak kendimizi muhasebe etmemiz lazım…
İlahi ahlak esaslarına bağlı bir hayatımızın olması lazım… Bunun için de samimi ve şuurlu bir şekilde İslam’a sarılmamız gerekiyor… Hayatımızın her anında Kur’an’a, Peygamberimize itaat etmemiz gerekiyor
Değerli Kardeşlerim!.. İslam âlemi bu gün gelişmişlik bakımından kötü bir durumdaysa, bunun suçu İslam’da ve Kur’an’da değil… Bunun suçu İslam’ı ve Kur’an’ı doğru okuyup doğru anlayamayan ve doğru yaşamayanlardır İslam’ı şuurlu bir şekilde yaşamadan kuru kuruya İslamcılık İslam değildir…
İslam demek; can ve mal güvenliği demektir… İslam demek; din ve inanç güvenliği demektir… İslam demek; ırz, namus ve nesep güvenliği demektir… Bunlar yoksa İslam lafta kalır Adaletin olmadığı yerde İslam yoktur… İnsafın, merhametin olmadığı yerde İslam yoktur…
Kur’an’ın bütün emirleri haktır… Farzdır… Kur’an-ı Kerim bize birlik ve beraberliği emrediyor… Şu ahir zamanın en önemli farzı birlik ve beraberliktir artık
İslam bir hayat dinidir… İslam bizim hem dünyamızı ilgilendirir, hem de ahiret hayatımızı ilgilendirir Kur’ansız, Sünnetsiz İslam olmaz… İslami uygulamada rüşvet olmaz… Haram kazanç olmaz… Haram servet olmaz… Din sömürüsünün olduğu bir ortam İslamî ortam olamaz… İslam toplumunda öyle hiç kimsenin keyfine göre uygulama olmaz… İslam toplumunda onun bunun dediği olmaz… Sadece Cenab-ı Hakk ne demişse o olur
İslam toplumunda kötülere ve kötülüklere fırsat verilmez Herkes üzerine düşeni yapar Herkes Emr-i bil Maruf Nehy-i anil Münker görevini yerine getirir…
İslam toplumunda ‘Bu Allah’la benim aramda’ diyerek aleni bir şekilde, öyle hiç utanmada-sıkılmadan günah işlenemez İslam toplumu iffet toplumudur… İslam toplumu ahlak toplumudur… İslam toplumu fazilet toplumudur… Hepimiz Cenab-ı Allah'ın emri olan İslam ahlâkının yaygınlaşması için gayret etmek zorundayız…
Muhterem Cemaat-i Müslimin!.. Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimiz bizleri uyarıyor… Allah’a ve Peygamberine itaat eden Müslüman şuurlu ve ahlaklı olur… Allah’a ve Peygamberine itaat eden Müslüman güçlü ve âdil olur “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz” diyor Peygamberimiz… “Nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz!” diyor Eğer Kur’an’a ve sünnete sarılmazsak; hem dünyamızı kaybederiz, hem de ahiretimizi Eğer Peygamberimizin ahlakıyla ahlaklanmazsak; hem bu dünyada rezil bir hayat yaşarız, hem de öbür dünyada zelil olur gideriz
