KULLUK VAZİFEMİZ; İBADET
İbadet; Cenab-ı Allah’a itaat etmektir… Boyun eğmektir… Kulluk vazifesini yerine getirmektir… İbadet budur… Namazlarımızın her rekâtında okuduğumuz… Namazın içerisinde farz olan kıraatin oluşmasını sağlayan Fatiha Suresi’nde… Günde beş vakit bunu dile getiririz…
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
إِيَّاكَ نَعْبُدُ
“Allah’ım biz ancak sana ibadet ederiz…”
وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
“Ancak senden yardım isteriz Ya Rabbi…”
Yaratılışımızın gayesi… Dünyaya gelişimizin amacı.. Yeryüzünde bulunmamızın maksadı… Allah’a kul olmaktır… Kul olabilmektir…
Onun için Değerli Kardeşlerim! Mükellef olan bir mü’minin, iman sahibi bir mü’minin niyetle ve ihlâsla, samimiyetle yerine getirdiği vazife kısaca ibadet olarak ifade edilir… Ve kulun ibadet etmesinin en önemli bir gayesi… Yani niçin ibadet ediyoruz… Bu şu ayet-i kerimede ifade edilmiştir… Zariyat Suresi’nde;
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
“Cenab-ı Hakk “Ben insanları ve cinleri ancak ve ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” diyor…”
Demek ki; yaratılışımızın bir gayesi var… Allah’a ibadet etmek… Allah’a kul olmak… O’nun emirlerine… O’nun nehiylerine… O’nun farzlarına, vaciplerine… O’nun haram kıldıklarına… Harfiyen uymak… Bütün bu ef’al-i mükellefîn denilen vazifenin yerine getirilmesine biz ibadet diyoruz…
Değerli Kardeşlerim! Kul niçin ibadet etmeye ihtiyaç duyar… Bunun cevabını da yine ayet-i kerimeler bize veriyor…(İBRAHİM;34)
وَآتَاكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ
“Cenab-ı Allah istediğiniz her şeyi size verdi… Şöyle bir düşünelim… Fert olarak düşünelim… Cemiyet, toplum olarak düşünelim… Millet olarak düşünelim…”
Cenab-ı Hakk bize ne güzel imkânlar verdi… Ne sıkıntılı, ne zorlu günler gördük… Ecdadımızın yaşamış olduğu bütün sıkıntılar… Vatanı, milleti, dini-diyaneti, ezanı, bayrağı için atalarımızın verdiği mücadele… Ve bu mücadelenin neticesinde bize emanet bıraktıkları bu topraklar… Bu gün geldiğimiz noktada şöyle bir bakın… Cenab-ı Allah aklımıza gelmeyen nimetleri ihsan eyledi..
لَئِ ن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ
(İBRAHİM;7)
Eğer biz şükredersek… Allah’ın bize verdiği bu nimetlerin kıymetini bilirsek… Rabbim diyor ki; ben artıracağım diyor… Size daha çok vereceğim… (DUHA;11)
وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ
“Allah’ın nimetlerinin farkında olan… Şükreden topluluklara… Nimetinin devam edeceğini söylüyor…”
وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَتَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا
Allah’ın nimetlerini bir saymaya kalkın bakalım… Sayamazsınız… Şöyle bir tefekkür edelim… Bir günde kaç bin defa nefes alıyoruz… Nefesi almamız bir şükrü gerektiriyor… Nefesi vermemiz ikinci bir şükrü gerektiriyor…
Gözümüzün görmesi… Kulağımızın duyması… Ayağımızın yürümesi… Elimizin tutması… Dilimizin tatması… Bütün organlarımızın her birinin ahenk içerisinde hareket etmesi… Bütün bunların her biri birer nimettir… Allah-u Teâlâ’nın bize bizim nefislerimizden eşler vermesi… Onlar vesilesiyle aile yuvalarımızın kurulmasına sebep olması… Onlar vesilesiyle gözümüzün nuru, kalbimizin süruru evlatlara kavuşmak… Hepsi Allah’ın bir lütfu… Memleket olarak şöyle bir etrafımıza baktığımızda… Bizim memleketimiz sanki İbrahim Peygamber’in atıldığı ateşin ortasındaki gülistan bahçesi gibi… Bütün bunlar şükretmeye, hamdetmeye değer sebeplerdir… Nimetlerdir…
İşte bunun için, Değerli Mü’minler! Cenab-ı Allah bütün bu nimetleri veriyor… Ve bunun karşılığında bizden kulluk etmemizi istiyor… Verdiği nimetin farkında olmayı… Verdiği nimetin şuurunda olmayı bizden talep ediyor… Mülk Suresi’nin ikinci ayet-i kerimesinde;
الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا
Cenab-ı Allah’ın hayatı ve ölümü yaratmasının bir gayesi var… Hanginiz daha güzel bir amelde bulunacak..
لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا
Kulluk vazifenizi en güzel bir şekilde hanginiz yerine getirecek… Bunu görmek için.. Bunu sınamak için Cenab-ı Hakk bize hayatı verdi…
Aziz Mü’minler! Üç sorunun cevabını sürekli hafızamızda tutmalıyız… Nereden geldik?.. Niçin geldik?. Nereye gideceğiz?..
Bu üç sorunun cevabını günlük hayatımızda her zaman aklımızda tuttuğumuzda… O zaman Fatiha Suresi’nde
اهدِنَا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ
Doğru yolda sabit, kadem oluruz… Nereden geldik…
إِنَّا لِلّهِ
Allah’tan geldik… Niçin geldik…
لِيَعْبُدُونِ
Kul olmak için geldik… İbadet için geldik Yaratılışımızın gayesi aslında budur…
Evet; Müslüman sosyal hayattan… Dünya nimetlerinden faydalanacak… Cenab-ı Allah öyle diyor…
وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ للَّهُا الدَّارَ الْآخِرَةَ
(KASAS;77)
Müslüman ahiret yurdu için çalışacak… Namazı olacak… Tesbihatı olacak… Nafileleri olacak… Oruçları olacak… Zekâtı olacak… Haccı olacak… Ama;
وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا
(KASAS;77)
Dünyadan da nasibini unutmayacak… Çünkü biz beşeriz… İnsanız… Yaşıyoruz… Yaşadığımız bu hayat için çalışmamız gerekiyor… Kazanmamız gerekiyor… Dünya nimetlerinden faydalanmamız gerekiyor… Ama unutmamız gereken şey…
لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا
“Kulluk vazifesini en güzel bir şekilde yerine getirmek..”
Şöyle düşünelim… 24 saati bize veren Cenab-ı Mevla.. Ne kadar zaman istiyor bizden… Günde beş vakit namazımızı toplayalım… Zamanın sahibi olan Allah… Zamanı bize veren Allah… Vakti bize veren Allah… Bedeni bize veren Allah… Sağlığı-sıhhati bize lütfeden Allah… Bütün bu nimetleri bize ikram eden Allah… Dikkat edin… Her şeye zamanımız var… Bu kadar zamanı tüketirken Allah’a kulluk için ayıracağımız zamanın… Nefse ve onun işbirlikçisi şeytana ağır gelmesi. Dünya ve ahiret hayatımızı sıkıntıya sokar…(BAKARA;268)
اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَاءِ
“Şeytan sürekli sizi fakirlik ve rızık sıkıntısı ile korkutacaktır… Kötülükleri emredecektir… Halbu ki;”
وَاللّهُ يَعِدُكُم مَّغْفِرَةً مِّنْهُ وَفَضْلاً
“Cenab-ı Allah bize fazlından, kereminden vereceğini söylüyor…(ZUHRUF;36)”
وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ الرَّحْمَنِ
نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ
“Allah’ın zikrinden… Allah’a ibadetten… Allah’a kulluktan uzak bir hayata düşerse insan… Şeytanlar ona musallat olur… Allah muhafaza eylesin…”
Onun için; Aziz Mü’minler! Biz ibadetleri anlatırken… Tanıtırken… Dört kategoride anlatıyoruz… Diyoruz ki; 1- Kalp ile yapılan ibadetler… Kalp ile yapılan ibadet imandır… Kalp ile yapılan ibadet niyettir… Kalp ile yapılan ibadet ihlâstır… Takvadır… İhsandır.. Tefekkürdür… Kalp ile yapılan ibadet sabırdır… Yani kalbimizle yapacağımız ibadet için ayrı bir eylemde bulunmamız gerekmiyor… Peygamberimizin ifadesiyle;
“Niyyetül mü’min… Hayrun min amelihî”… “Mü’minin iyi niyet sahibi olması… İyi niyetle yola çıkması… İyi niyetle işe başlaması… Sonunda hatalar, yanlışlar da olsa… Onun amelinden daha hayırlıdır…”
Kalp ile yapmış olduğumuz ibadetleri iki şey ile özetliyoruz… Birisi ayet-i kerime… Diğeri hadis-i şerif… Biz buna ihsan ve itkan kıvamı diyoruz… Hadis-i şerifte Peygamberimiz ihsan kıvamını şöyle anlatıyor…
Müslümanın ibadetinin, hayatının, çalışmasının, siyasetinin, ticaretinin… Her şeyinin kıvamını bu hadis-i şerif koyuyor… Kalitesini bu hadis-i şerif belirliyor…
“Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmek… Her ne kadar siz Allah’ı görmüyorsanız da Allah sizi görüyor…”
Her işini Müslüman böyle yapacak… İbadetini böyle yapacak… İşveren işçinin hukukunu böyle koruyacak… İşçi patronunun hukukunu böyle koruyacak.. Amir memurun; memur amirin hukukunu böyle koruyacak Halk devletin; devlet halkın hukukunu böyle koruyacak… Komşunun hukukunu, akrabanın hukukunu böyle koruyacak… Her an Allah’ın bizi gördüğünü unutmadan… Bunu hissederek işimizi yapacağız…
Ayet-i kerime ne diyor…(TALAK;2-3)
وَمَنْ يَتَّقِ اللهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا
Kim Allah’a takva derecesinde saygı duyar… Ta’zim eder… Kulluk eder… İbadet ederse… Ona Allah hiç ummadığı kapılar açar… Rızık kapıları açar… İmkân kapıları açar… Şifa kapıları açar… Kurtuluş kapıları açar.. Bunlar kalp ile yapılan ibadetler…
İkincisi; Değerli Kardeşlerim!.. Bedenimizle yapmış olduğumuz ibadetler… Namaz ibadeti… Oruç ibadeti… Zikir… Anaya babaya hürmet… Konu komşuya iyilik… Sıla-i rahim; akraba ile bağların devam etmesi…
Bütün bunları bedenimizle yerine getiriyoruz… Mesela namaz ibadetini bir düşünün…
Bakın Cenab-ı Allah; namazla beraber bizim hayatımızı bir eğitime tabi tutuyor… Bir talim var… Bir terbiye var namazda… “Es-salâtü mîracül mü’min” Namaz mü’minin miracıdır… Müslümanın hayatı sabah namazıyla başlar… Öğlen… İkindi… Akşam… Yatsı namazıyla son bulur… Hayatının akışı böyledir Müslümanın… Böyle olmalıdır…
Namaz için hadesten taharet, necasetten taharet gerekir… “Temizlik imanın yarısıdır” diyor Peygamberimiz… Bizim medeniyetimiz temizliktir… Bedenimizden çevreye… Çevremizden ülkemize kadar… Temizlik bizim dinimizin şiarıdır…
Cenab-ı Allah tadil-i erkânla gözümüzü terbiye ediyor. Kıyamda iken secde yerine bakılır… Rükûdayken parmak uçlarına bakılır… Bakın namazda göz terbiyesi var… Ve bu gözü yanlışa bakmaktan koruyun diye… Harama bakmaktan koruyun diye… Nâmahreme bakmaktan koruyun diye… Bakılmaması gerekenlere bakmaktan koruyun diye… Cenab-ı Allah namazda gözümüzü terbiye ediyor…
Oruçla bizi terbiye ediyor… Sahur vakti söz veriyor bir Müslüman… İftara kadar kendi ekmeğine-suyuna el uzatamayan bir Müslüman… Başkasının malına el uzatamaz… Vakıf malına… Kamu malına… Devlet malına… Komşunun malına… Kendisinin olmayan mala el uzatmamak üzere oruç da bir terbiyedir…
Bir de sadece mal ile yapılan ibadetler… Yani zengin mü’minlere farzdır… Her yıl zekât ve ömürde bir defa hac ibadeti…
Zekat Değerli Kardeşlerim! Fakirle Mü’min zenginin arasında bir köprüdür…Bir muhabbet vesilesidir. Cenab-ı Allah’ın zenginin malının içine kırkta bir… Yani yüzde iki buçuk olarak koyduğu fakirin hakkıdır… Bazıları soruyor bazen… Efendim; benim malımda fakirin hakkı nasıl olur… Ben çalıştım… Ben kazandım… Ben planladım… Ben düşündüm… Ben yaptım… Ben yoruldum… Doğru… Peki, bütün bunları düşünürken aklı sana veren kim… Planlarken eli sana veren kim… Elinin tutma gücünü veren kim… Ayağının yürüme gücünü veren kim… Kalbinin atma gücünü veren kim… Bütün bunları sana veren Allah diyor ki… Benim sayemde kazandığın bu malın kırkta birini şu fakir kuluma ver diyor… Çok mu istiyor Cenab-ı Allah… Hayır…
İşte bizim milletimiz bu inancıyla… Bu gün yılda 9.7 milyar dolar insâni yardım ile… Dünyada en çok hayır yapan millet, bizim milletimiz… Allah bu milletten razı olsun… İşte bu inancıyla; bu millet camisini yapar… Kur’an kursunu yapar… Okulunu yapar… Yolunu yapar… Suyunu yapar… Ve yaptığı bu işleri sadece Allah rızası için yapar…
وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ أَكْبَرُ
Allah’ın bizden razı olması… Allah’ın bize razıyım kulum senden demesi… Bizim için dünyada ve ahirette… Dünyada bulunan her şeyden daha hayırlı… Ahiretin en büyük kazanç vesilesi olacaktır…
Bir de sadece beden ile yapılan ibadet var… Cihat ibadeti… Vatanı, milleti, ezanı, bayrağı, dini, namusu, mukeddesatı söz konusu olduğunda… 1071 yılında şu topraklara ayak basan bu Müslümanları… Dumlupınar’da… Çanakkale’de… Sakarya’da… En son 15 Temmuz’da şaha kaldırıp kanını-canını ortaya koyduran… İşte bu cihat şuurudur… Eğer söz konusu vatansa… Dinse… Ezansa… Bayraksa… Namussa… İffetse… Bu millet nasıl mücadele edeceğini bilir… İman dolu göğsüyle karşı koymasını bilir…
Vel hasıl-ı Kardeşlerim! Kulluğun özüdür ibadet… İbadetin özü de duadır… Allah-ü Teâlâ öyle diyor… “Dualarınız olmasaydı Allah size niye değer vereydi”…
إِيَّاكَ نَعْبُدُ
“Allah’ım biz ancak sana ibadet ediyoruz… Sana geliyoruz… Sana sığınıyoruz… Sana teslim oluyoruz… Arz-u halimizi sana arz ediyoruz… Münacatımızı sana bildiriyoruz… Sıkıntılarımızı sana havale ediyoruz Ya Rabbi!..”
وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
“Yardımı senden istiyoruz Allah’ım… İşte bizim hayatımız ibadet eksenli olacak… Bütün ibadetler bizim için nefes gibi elzem olacak… Allah’ın katında en değerli olan ibadet az da olsa devamlı olandır…”
Peygamberimiz bir seferden dönerken Muaz bin Cebel’e sesleniyor… “Ya Muaz!”… “Buyur Ya Rasulellah!”… Biraz sonra tekrar sesleniyor… “Ya Muaz!”… “Buyur Ya Rasulellah!”… Biraz sonra üçüncü kez tekrar sesleniyor…“Ya Muaz!”…“Buyur Ya Rasulellah!”…Artık Muaz anlıyor ki; Peygamber Efendimiz çok önemli bir şey söyleyecek…
“Allah’ın kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu bilir misin Ya Muaz?” Muaz bin Cebel cevap veriyor… “Allah ve Rasülü daha iyi bilir Ya Rasulellah”…
Peygamberimiz cevap veriyor… “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı… Kulların Allah’a ibadet etmeleridir.” Bütün bu nimetlere karşılık… “Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır.” Bunu yapıp yerine getirdikleri takdirde. Allah’a ortak koşmadıkları takdirde… Eğer mü’minler “Allah’a ibadet eder… O’na ortak koşmazlar ise… Onlara azap etmemek de kulların Allah’ın üzerindeki hakkıdır…”
Yani Cenab-ı Rabbil Alemin bize vaat ediyor… Kul dünyada Allah’a ibadet edecek… Cenab-ı Hakk da hem dünyanın güzelliklerini… Hem ahretin nimetlerini bize ihsan edecek…Şöyle diyor ayet-i kerimede Cenab-ı Allah;
اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ
(BAKARA;257)
Cenab-ı Allah iman edenlerin velisidir…
أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
““Allah’ın velisi olduğu… Allah’ın dostu olduğu… Allah’a dost olan mü’minler için korku yoktur… Hüzün yoktur… Keder yoktur…””
Bana kulluk eden, bana ibadet eden kuluma düşmanlık edene ben harp ilan ederim diyor Cenab-ı Allah… Kulum kendisine farz kıldığım namazlardan daha önemli bir şeyle bana yaklaşamaz diyor… Sonra kulum diyor… Bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder… Ben bunları yapan kulumu severim diyor Cenab-ı Allah… Ben kulumu sevdiğim zaman… “küntü sem’ahüllezî yesmau bihi”… Dikkat edin… İbadetin… Allah kulluğun… Zirve müjdesi bu işte… Ben kulumu sevdiğim zaman… Onun işiten kulağı… Gören gözü… Tutan eli… Yürüyen ayağı olurum diyor Cenab-ı Allah… Her an onunla beraber olurum diyor… O bana sığındığında ben onu korurum diyor… O benden istediğinde ben ona veririm diyor…
İbadetlerimiz sadece namazla, oruçla, hacla, zekâtla sınırlı değildir Değerli Mü’minler!.. Hangi iş olursa olsun… Allah rızası için yapılan… İnsanların duasını almak için yapılan her iş… İbadettir… Bu millete hizmet etmek… Bu ümmete hizmet etmek… Mazluma, garip-gurabaya, fakir-fukaraya hizmet etmek… Ve bunları Allah rızası için yapmak… İbadettir Mutlaka Allah katında bunun bir karşılığı olacaktır…
Değerli Mü’minler! Cenab-ı Allah ayet-i kerimesinde;
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Ölüm gelip size çatıncaya kadar… Ölüm gelip sizi buluncaya kadar… Ölüm gelip size ulaşıncaya kadar… Allah’a kulluğa devam edin… İbadete devam edin diyor…
Ya Rabbi ben ayakta kılamıyorum… Oturarak kıl o zaman… Ya Rabbi abdest alamıyorum… Teyemmüm et o zaman… Ya Rabbi azalarım, uzuvlarım oynamıyor… İma ile kıl o zaman… Yani “Hayye alessalah”… Haydin namaza… “Hayye alel felah”.. Haydin kurtuluşa… Haydin huzura diye duyduğun zaman bu çağrıya kayıtsız kalmayın demektir bu…
Çünkü Değerli Kardeşlerim!.. Kurtuluş İslam’dadır… Çünkü kurtuluş kulluktadır… Huzur namazdadır… Huzur Kur’an’dadır… Huzur Muhammed Mustafa’yı kendine rehber edinmektedir… Bunları yerine getirdiğimizde huzura ereceğiz… Toplum olarak huzur bulacağız elhamdülillah (HİCR;99)
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
“Ölüm gelip size çatıncaya kadar ibadete devam edin…”
Peygamber Efendimiz hep şöyle dua ediyordu Allah’a…
“Ya Rabbi sana şükretmem için… Sana ibadet etmem için… Seni zikretmem için… Sana en güzel şekilde kulluk edebilmem için… Bana yardım eyle Ya Rabbi…”
Dikkat ediyor musunuz?.. Peygamber Efendimiz Allah’tan yardım istiyor… Zikretmek için… Şükretmek için… Güzel kulluk yapmak için…
Gece sabahlara kadar ibadet ediyor… Yoruluyor… Hz.Aişe Validemiz… “Ya Rasulellah! Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını affeyledi… Hâlâ bu kadar niye yoruluyorsun?.. Niye bu kadar kendini meşakkate… Sıkıntıya sokuyorsun? ” dediğinde…
“Efelâ ekûnu abden şekûrâ”… “Ya Aişe! Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” diyor…
,,,,Bunu Peygamberimiz diyor… Biz de O’nun ümmeti olarak hani her akşam kıldığımız vitir namazında bir kunutumuz var… Diyoruz ya…
اَللّٰهُمَّ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَلَكَ نُصَلّ۪ى وَنَسْجُدُ
وَاِلَيْكَ نَسْعٰى وَنَحْفِدُ
نَرْجُو رَحْمَتَكَ وَنَخْشٰى عَذَابَكَ
اِنَّ عَذَابَكَ بِ الْكُفَّارِ مُلْحِقٌ
“Bu bir duadır… Kunut duasıdır… Çok muhteşem bir dua… Her vitir namazını kıldığımızda Allah’a böyle münacatta bulunuyoruz…”
اَللّٰهُمَّ اِيَّاكَ نَعْبُدُ
“Ey Allah’ım… Ben sana ibadet ediyorum… Bunu vitir namazında okuyoruz… Bu namazı da gece kılıyoruz ya… Onun için… Sen sabahtan beri bütün zamanı… Bütün nimetleri bana verdin… Ben de sana ibadet ediyorum diyoruz…”
وَلَكَ نُصَلّ۪ى
“Senin için namaz kılıyorum…”
وَنَسْجُدُ
“Senin huzurunda secdeye kapanıyorum Ya Rabbi!..”
وَاِلَيْكَ نَسْعٰى وَنَحْفِدُ
“Sana koşuyorum… Sana sığınıyorum… Sana kavuşmak… Sana ulaşmak… Cennetine cemaline nail olmak istiyorum Ya Rabbi!..”
نَرْجُو رَحْمَتَكَ وَنَخْشٰى عَذَابَكَ
“Ya Rabbi!.. Azabından korkuyorum… Rahmetini ümit ediyorum…”
اِنَّ عَذَابَكَ بِ الْكُفَّارِ مُلْحِقٌ
“Senin azabın kafirlere ulaşır… Ehli imanı azabından uzak eyle Ya Rabbi!.. Cehennem ateşinden azad eyle Ya Rabbi!..”
Evet; Değerli Kardeşlerim! Bu sohbetimizde Allah’a ibadet etmeyi… Allah’a kul olmayı… Kulluk vazifesini yerine getirmeyi konuştuk… Sözlerimizi şöyle toparlayalım…
Allah’tan geldik… O’na ibadet için geldik… Yine Allah’a döneceğiz… Ömrümüzün sonuna kadar Rabbimize ibadet etmek zorundayız…
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
Abdestimiz… Namazımız… Zekâtımız… Haccımız… Orucumuz… Fitremiz-fidyemiz… Hayrımız-hasenatımız.. Her şeyimiz Allah içindir… Rabbim rızasına bizleri nail eylesin…
