Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Kulluk ve İbadet: Yaratılışın Karşılığı

İsmail Sezkin

KULLUK VE İBADET


يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذٖى خَلَقَكُمْ وَالَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

Değerli Mü’minler!.. İnsanoğlunu eşrefi mahluk olarak yaratan Cenab-ı Allah, insanı dünyada farklı nimetleri lütfederek bir imtihandan geçiriyor… Akıl nimeti başta olmak üzere saymaya güç yetiremeyeceğimiz birçok nimeti Rabbimiz bizlere lütfetmiş… Bütün dünyayı içindekilerle birlikte insanın emrine ve hizmetine sunmuş… Bütün bunların karşılığında insandan istediği ve beklediği vazife kulluk… Ona teslim olması… Ona ibadet etmesi… Onun emirlerine, Onun yasaklarına uyarak bir hayat sürdürmesi… Cenab-ı Allah insanoğlunun yaratılma, var olma nedenini bize şöyle hatırlatıyor…

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

““İnsanları ve cinleri sadece ve sadece kendisine kulluk etmeleri, kendisini tanımaları, bilmeleri; Rab olarak, İlah olarak kabul ederek, teslim olmaları için yarattığını” ifade ediyor…(ZARİYAT;56) Ayetin bu kısmını hep zikreder, hepimiz biliriz… Ama ayetin devamında da bize başka hususları da hatırlatıyor Cenab-ı Allah…”

مَا اُرٖيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ

““Ben yarattığım insandan rızık istemiyorum…” diyor…(ZARİYAT;57) Yani yaratılan insanın temel gayesi sadece rızık peşine düşüp Cenab-ı Allah-ı unutmaları değildir… Dünyaya dalıp Allah’a kulluğu ve ibadeti terk etmeleri değildir… Mal biriktireceğim diye, mal ve mülk sahibi olacağım diye asli varlık amacını bir kenara koyup rızık derdi ve endişesine düşmeleri değildir, onlardan istediğim ve beklediğim diyor…”

وَمَا اُرٖيدُ اَنْ يُطْعِمُونِ

““Ben onlardan beni doyurmalarını da istemiyorum” diyor… Benim için rızık kazanmalarını, beni doyurmalarını beklemiyorum diyor…”

اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتٖينُ

““Şüphesiz ki, rızık veren ve mutlak güç ve kuvvet sahibi olan ancak Cenab-ı Allah’tır” buyuruyor… (ZARİYAT;58)”

Değerli Mü’minler!.. Mülkün sahibi Cenab-ı Allah’tır… Dünyada önemseyip peşinden koştuğumuz malı-mülkü bize dilediğinde lütfedecek olan da O’dur… Bizi yaratan, yaşatan, onca nimeti lütfeden de O’dur… Ve bizi yaratan Rabbimiz, bizi neden yarattığını, neden var ettiğini net bir şekilde “Sizi bana kulluk yapın, beni bilin, beni tanıyın diye yarattım” hitabıyla ortaya koyuyor…

İnsan unutkan bir varlık… Nerden geldiğini, nereye gittiğini, niçin var olduğunu unutabiliyor… İşte bu ayetler bize nasıl var olduğumuzu, kimin bizi var ettiğini ve varlık amacımızı ortaya koyan ayet-i kerimelerdir…

Yine; Cenab-ı Allah mukaddimede okumuş olduğum ayet-i kerimede sebep ve nedenlerini bildirerek; bizi kul olmaya, kulluk yapmaya, ibadet etmeye davet ediyor…

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ

Ey insanlar! .. Rabbinize kul olun, ibadet edin, kulluk edin…” Diyor…

الَّذٖى خَلَقَكُمْ

““Çünkü sizi yaratan O’dur…” Size hayat veren O’dur… Size can veren O’dur… Sizi bu dünyaya gönderen O’dur…”

وَالَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ

““Sadece sizi değil, sizden öncekileri de var eden”; annenizi, babanızı, dedenizi, ecdadınızı da var eden, yaratan hiç şüphesiz ki O’dur…”

لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

““Umulur ki ibadet etmek, kulluk etmek suretiyle sakınan, takvaya erişen insanlardan olursunuz…” (BAKARA;21)”

Değerli Mü’minler!.. Anlıyoruz ki; bizi yaratan Rabbimiz bize kul olarak yaşamayı emrediyor… Peki; ne demek kulluk?.. Kulluk; Cenab-ı Allah’a teslim olarak Onun emirlerinden çıkmamak demektir… Onun yap dediklerini yapmak; yani bizden istediği ibadetleri yerine getirmek ve kaçınmamızı istediği yasaklardan da kaçınmak demektir…

Biz ibadet kavramında da, günah kavramında da tek taraflı bir bakış açısı ortaya koyuyoruz maalesef… İbadeti sadece emredileni yapmak olarak anlıyoruz… Bu elbette ibadettir, kulluktur ve ibadetin bir boyutunu ortaya koyar…

Ama kulluğun bir diğer yönü de yasaklanan şeylerden kaçınmaktır… Yapma denileni yapmamaktır… Ateşe düşmekten korkar gibi günaha düşmekten korkmaktır… Yapılacak olan yanlışın, işlenecek olan günahın Cenab-ı Allah’ın rızasını kaybettireceği endişesi ile günahlardan uzak durmaktır kulluk… Günaha koşamamaktır… Günahın istikametine bakamamak, adım atamamaktır… Günahtan kaçınmaktır kulluk…

Değerli Mü’minler!.. Peki neden kulluk yapmalıdır insanoğlu?..

وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا

“Diyor Cenab-ı Allah…(NAHL;18) Rabbimizin bize verdiği nimetlerini saymaya kalksak sayamayız, saymaya bile güç yetiremeyiz… Onun için; her şeyden önce bizi yarattığı, yaşattığı ve sayma noktasında aciz kalacağımız nimetlere şükretmek, yani Ona teşekkür etmek içindir kulluk… Peygamber Efendimizin yaptığı gibi…”

Hani hatırlayın; Hz.Aişe ve Peygamberimizin arkadaşları çok ibadet ettiği için kendisine; “Ya Resûlüllah!.. Sen gelmiş ve geçmiş günahları bağışlanmış bir kul, bağışlanmış bir Peygambersin… Neden bu kadar çok ibadet ederek kendini yoruyorsun?” diye sorduklarında; babasız hayata başlayan o Allah Rasûlü, annesini çocukken kaybeden o Allah Rasûlü, kendisine verilen 7 evladının 6’sının ölüm acısını yaşayan o Allah Rasûlü, kendisinin en büyük destekçisi eşini ve kendisini himaye eden amcasını peş peşe kaybeden Allah Rasûlü, hayatında güldüğünden daha çok ağlayan Allah Rasûlü, doğup büyüdüğü vatanı-memleketi Mekke’yi boynu bükük terk etmek zorunda kalan Allah Rasûlü, ibadet ederken üzerine saldırılan, secdedeyken boynuna deve işkembesi bırakılan, üzerine hayvan pisliği atılan Allah Rasûlü “Rabbime şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevap veriyor…

Değerli Mü’minler!.. Ve yine ibadetler; bizim hayatımızı disipline eden, zamanı yönetmeye olanak sağlayan en önemli nimetlerdir…

Güne sabah namazıyla başlamanın bereketi ayrıdır mesela… Namaza göre günü sürdürmenin, günü tanzim etmenin anlamı bambaşkadır… Oruçla bir ay geçiririz mesela… Ailece en fazla beraber olduğumuz, en fazla sofraya oturduğumuz zaman Ramazan ayıdır hayatımızda…

İbadet bizim hayatımızı disipline eden, gelişigüzel yaşamaktan koruyan ve kollayan en önemli unsurdur hayatımızda… Ve daha geniş kavramıyla kulluk, kendi başına bırakılmamanın neticesidir… Sorumsuzluktan kurtulmak demektir kulluk…

Hani “Siz dünyada başıboş, kendi halinize bırakılacağınızı zannediyorsunuz”(KIYAMET;36) diyor ya Cenab-ı Allah… Kendi başımıza bırakılmadığımızın, bırakılmayacağımızın hakikatidir kulluk…

İnsan kulluğunun bilinci içinde yaşarsa, hayatını ve yaşantısını ortaya koyacağı güzel amellerle, iyi davranışlarla süsler… İyi insan olmaya ulaştırır kulluk bizi… Kötülüklere karşı bir set ve perdedir kulluk…

Değerli Mü’minler!.. Yine yaptığımız ibadetler, ortaya koyduğumuz kulluk, bizi Rabbimize yaklaştıran, Onunla buluşturan, bir kulun dünyada erişebileceği en yüce makam ve mertebedir…

Namaz böyledir mesela… Namaz kulun Rabbiyle buluşması, adeta Onunla konuşmasıdır… Mesela namazın başında tekbirden sonra tesbihle namaza başlarız… “Sübhaneke” deriz, “Seni tesbih ederim” deriz… Adeta Rabbimize muhatap sîgası kullanarak Rabbimizle beraber olduğumuzu hissettiğimizi ortaya koyar, dile getiririz namazımızda… Ardından Fatiha’ya başladığımızda Rabbimize hamdederiz… Hamdin, şükrün Alemlerin Rabbine ait olduğunu boynumuzu bükerek ortaya koyarız… Onun için, namaz kılanla kılmayan insan; yani günde beş defa huzura kabul edilen insanla kabul edilmeyen insan bir değildir

Hamdimizi ortaya koyduktan sonra, Rabbimizin Rahman ve Rahim olduğunu dile getirdikten sonra, Rabbimizin din gününün, ceza gününün maliki olduğunu hatırlayıp dile getirdikten sonra;

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ

eriz (FATİHA;5) “Rabbim ben sadece sana kulluk ederim Ben sadece sana ibadet ederim… Sadece senin huzurunda el bağlarım… Sadece senin huzurunda boyun bükerim… Ve sadece senden yardım isterim… Senden yardım dileyebilmek için sana ibadet ederim… Yaptığım ibadetle senden yardım dilerim… Sana kulluğumu ortaya koyarım” derken Rabbimizin huzurunda olduğumuzu ortaya koyar ve yine muhatap sîgasıyla konuşuruz Rabbimize, sana ibadet ederim deriz…

Dolaysıyla ibadet; bizi Rabbimizle yakınlaştıran, buluşturan bir eylemdir… Sadece namaz değil, zikir de öyle… Anmak da öyle… Kul olduğumuzu unutmamak da öyle… “Ben kulumun zannı üzereyim” diyor Cenab-ı Allah… “Beni andığında ben onunla beraberim… O beni kendi başına anarsa; ben de onu kendi başıma anarım… O beni bir topluluk içerisinde anar, zikreder, benden bahsederse; ben de onu daha hayırlı bir topluluk içerisinde anarım…”

Yani biz yer ehlinin içerisinde Rabbimizi anarsak, Cenab-ı Allah gök ehli meleklerin yanında bizi anıp, bizden bahsedeceğini müjdeliyor bize… Ve devam ediyor Cenab-ı Allah… “O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım… O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım… O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim…”

Değerli Mü’minler!.. Kulluk, ibadet etmek; Allah’a koşmanın adıdır… Onu anmanın, Onu hatırlamanın adıdır… Yapılan bütün ibadetlerin temelinde bu vardır…

Mesela; biz Rabbimizi hatırladığımız için, selamet verenin O olduğunu bilerek Allah’ın selamını veririz birbirimize… Mesela; Rabbimiz bizden bunu istediği için birbirimize tebessüm gösterir, tatlı dil kullanırız… Mesela; yine Rabbimizin kulu olduğumuzu hatırlayarak birilerinin ihtiyacını gideririz… Mesela; Rabbimizin rızasını kazanacağımızı umut ederek yetimin başını okşarız… Mesela; annemize-babamıza hürmet eder, konu-komşuya, akrabaya iyilik ederiz… Bütün bunlarla Rabbimizin kulu olduğumuzu ortaya koyarız… Yine mesela; ezan okunur, camiye koşar, namazı vaktinde kılmaya çalışır, sorumluluklarımızı yerine getiririz… Çünkü kendimize deriz ki; biz kuluz ve bizi yaratan ve yaşatan bir Rabbimiz vardır deriz…

Bütün bunlar Cenab-ı Allah’ı hatırlamaktır işte… Anmaktır… Ona kul olduğumuzu hatırlamaktır… Ve bütün bunlar Rabbimize doğru koşmanın adıdır…

Ve Cenab-ı Allah şu dünya hayatının içerisinde bize koşmayı emrediyor… Al-i İmran Suresi’nde koşun diyor Cenab-ı Allah bize…

وَسَارِعُوا

““Koşunuz” diyor… Peki nereye koşacağız?.. Hangi istikamete, neden koşacağız?.. Onu ifade ediyor…”

وَسَارِعُوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ

““Rabbinizin mağfiretine koşunuz…” Rabbinizin mağfiretini kazandıracak eylemleri yaparak yorulunuz… Rabbinizin rızasını kazandıracak güzel davranışlarla ömrünüzü geçiriniz…”

وَجَنَّةٍ

““Ve cennete doğru koşunuz…” Öyle adımlar atınız ki; attığınız adımlar sizi cennete götürsün… Öyle bir istikamet verin ki kendinize; o yolun sonu cennet olsun… Öyle bir yola girin ki; o yolun sonu selamet olsun…(AL-İ İMRAN;133)”

Hayatı böyle geçirin diyor Cenab-ı Allah… Ömrünüzü bu bilinçle sürdürün diyor… Zamanı böyle tüketin diyor…

Değerli Mü’minler!.. Bizi kötülüklerden koruyan ve takvaya erişmemizi sağlayacak olan da yaptığımız ibadetlerdir… Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor bize:

اَقِمِ الصَّلٰوةَ

““Namazınızı ikame edin, kılın…” Çünkü”

اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ

“amaz sizi kötülüklerden, hayâsızlıklardan alıkoyar…”(ANKEBUT;45)”

Günde beş defa Rabbiyle buluşarak namaz kılan, alnı secdeye varıp, Onunla yakınlaşan insan günah işleyebilecek bir insan olamaz… Hayâsızlık yapacak bir insan olamaz diyor Cenab-ı Allah…

Mesela; oruç ibadeti… Peygamber Efendimiz orucumuzun manevi kazanımını elde etmemiz için; yalandan, yanlıştan, gıybetten-dedikodudan, kalbimizi nifaktan, bütün hatalı ve kötü davranışlardan uzak durmayı, uzak kalmayı bize öğütler…

Mesela zekât; insanın mala-mülke karşı hırsını temizleyen bir ibadettir… Hac da; insana şu dünyada mahşeri yaşatan, hesap verme duygusunu yaşatan, yeniden bir milat elde etmesini sağlayan bir ibadettir…

Hülâsa; ibadetler insana kötülüklere karşı bir settir… Ve insanın takvaya erişmesini, Cenab-ı Allah’ın sevdiği insanlar arasına girmesini sağlayacak olan değerlerdir…

Değerli Mü’minler!.. Ömrümüzü ibadetle sürdürmeliyiz… Çünkü unutmamalıyız ki; Rabbimizin bizim üzerimizde hakkı var… Muaz bin Cebel anlatıyor…

Bir gün Muaz bin Cebel Peygamberimizle beraber aynı bineğin üzerinde yolculuk yapıyorlar… Yolda giderlerken Peygamberimiz “Ya Muaz!” diye sesleniyor… “Buyur Ya Rasûlüllah!” diyor Muaz… Ama susuyor Peygamberimiz, bir şey demiyor… Bir müddet sonra yine sesleniyor Peygamberimiz; “Ya Muaz!” “Buyur Ya Rasûlüllah!..” Ama yine bir şey demiyor Peygamberimiz… Biraz daha yol aldıktan sonra üçüncü defa yine sesleniyor Peygamberimiz… “Ya Muaz!..” Belli ki, çok önemli bir şey söyleyecek Peygamberimiz… Onun tebliğ metotlarından birisi bu… Muhatabının dikkatini çekmek… Dikkat kesiliyor Muaz.. Yine “Buyur Ya Rasûlüllah!..” “Ya Muaz!.. Allah’ın kulları üzerindeki hakkını bilir misin?..” Ben “Allah ve Resûlü daha iyi bilir Ya Rasûlüllah!” deyince “İnsanların Allah’a ibadet etmeleri ve kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır” buyurdu diyor Muaz…

Değerli Mü’minler!.. İbadet etmek, kulluk etmemiz, bizim kul olmamız Rabbimizin bizim üzerimizdeki hakkıdır…

Ve daha sonra şunu sordu diyor Muaz bin Cebel… “Peki; ey Muaz!.. Kulların Allah üzerindeki hakkı nedir bilir misin?..” Ve yine “Allah ve Resûlü daha iyi bilir Ya Rasûlüllah!..” deyince Muaz Cebel, Peygamberimiz şöyle buyuruyor… “Ona ibadet edip, hiçbir şeyi ortak koşmadıkları takdirde Cenab-ı Allah’ın onlara azap etmemesidir…”

Değerli Mü’minler!.. İbadet etmek, kulluk bilinciyle bir hayat sürmek Cenab-ı Mevla’nın bizim üzerimizdeki bir hakkıdır… Ama hayatı bu bilinçle sürdürmek, sadece Allah’a kul olmak, Onun bize emrettikleriyle hayatımızı süsleyip güzelleştirmek bizim için de azaptan kurtulmanın yolu… Cezadan kurtulmanın, cehennemden azat olmanın yolu… O yüzden bize düşen elimizden akıp giden ömrümüzü, hayatımızı kulluk bilinciyle sürdürmek ve ibadetlerle hayatımızı bereketlendirmektir…

Değerli Mü’minler!.. Kulun Rabbi katındaki değeri ibadetiyledir…

قُلْ مَا يَعْبَٶُا بِكُمْ رَبّٖى لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ

““İbadetleriniz olmasa, kulluğunuz olmasa, el açmanız, boyun bükmeniz, Ona teslim olmanız olmasa Rabbiniz size neden değer versin” diyor…(FURKAN;77)”

Cenab-ı Allah katında değer kazanmanın yoludur ibadet… O değeri elde etmenin yoludur ortaya koyacağımız kulluk…

Ve yine Cenab-ı Allah “Kulum farz ve nafile ibadetleriyle bana yakınlaşmaya devam ederse… O ibadetleri yaptığı için ben onu severim… Ben onu sevince işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum… Benden istediğinde ona veririm… Bana sığındığında onu korurum-kollarım” diyor…

Değerli Mü’minler!.. Yaptığımız ibadetler, ortaya koyduğumuz kulluk Cenab-ı Allah’ın bize bu denli büyük ikramları sağlamasına vesile olacaktır inşallah… O yüzden biz sadece Rabbine kul olan insanlar olmalıyız.

Nefsine kul olan değil, hevasının peşine düşen insan değil, nefsinin esiri olan insan değil; özgür olan, Rabbine kulluk ederek bu özgürlüğü tadan ve ortaya koyan insan olmalıyız… Cenab-ı Allah’ın emir ve buyruğu dışındaki emir ve buyruklara kulak tıkayan insan olmalıyız…

Rabbimize kul olmamız ve Ona ibadet etmemiz için o kadar çok neden var ki… Hz.İbrahim Peygamberin diliyle bu bize bildiriliyor Kur’an’da… Hz.İbrahim Peygamber neden Cenab-ı Allah’a kulluk ettiğini anlatıyor…

اَلَّذٖى خَلَقَنٖى فَهُوَ يَهْدٖينِ

““Beni yaratan O’dur”(ŞUARA;77) diyor… Beni yoktan var eden O’dur… Beni bu dünyaya gönderen O’dur… Bana hidayet veren O’dur… Beni akılla nimetlendiren, bana irade gücü veren, bana vahiyle yol gösteren O’dur… Bana istikamet çizen, ne yapacağımı öğreten O’dur…”

وَالَّذٖى هُوَ يُطْعِمُنٖى وَيَسْقٖينِ

““Beni doyuran da O’dur…”(ŞUARA;78) Yediğim-içtiğim nimetleri bana veren O’dur… Yerden, gökten bana su vererek benim susuzluğumu gideren O’dur…”

وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفٖينِ

““Ve hastalandığımda bana şifa verecek olan O’dur”(ŞUARA;79) Beni iyileştirecek olan da O’dur…”

وَالَّذٖى يُمٖيتُنٖى ثُمَّ يُحْيٖينِ

““Beni öldürecek olan da O’dur…”(ŞUARA;80) Yaşadığım hayatı benim için bir gün sonlandıracak, bana gel diyecek ve “Bana yeniden can verecek”, beni haşredecek olan da O’dur…”

وَالَّذٖى اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لٖى خَطٖيئَتٖى يَوْمَ الدّٖينِ

““Ve hesap gününde benim hatalarımı, yanlışlarımı, kusurlarımı affedip bağışlayacak olan da O’dur…” (ŞUARA;81)”

Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Allah’ın bize verdiği hayatı; Onun bize lütfettiği nimetlerle, imkânlarla yaşıyoruz… Hiçbir şey bizi ibadetten ve kulluktan asla uzaklaştırmamalı… Dünya meşgalesi ve koşuşturması, ticaretimiz ibadet etmemize mani olmamalı… Bu gaflete düşebiliyoruz maalesef…

Hayatında onlarca yüzlerce kitap okuyan insanların ömrü boyunca Kur’an-ı Kerim’i eline almadan yaşadığını görüyoruz maalesef… Hayatında Kur’an’ı hiç eline almayan insanın gafletle zaman bulamadım dediğini de dinliyoruz maalesef… Ömründe her şeye zaman bulan insanların ibadetlerini yapmak, namazını kılmak, Rabbinin huzuruna gitmek için gafletle davrandığını, neden yapamıyorsun denildiğinde zaman bulamıyorum dediğini de işitiyoruz maalesef…

Değerli Mü’minler!.. Biz Rabbimizin bize verdiği ömrü yaşıyoruz… Ve ömrümüzün sonuna kadar ibadet etmekle yükümlüyüz… Ölüm bize gelene kadar kul olmakla yükümlüyüz… Öyle diyor Cenab-ı Allah…

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ

““Ölüm size gelene kadar, uzak gördüğünüz yakın size gelene kadar Rabbinize ibadet etmeye, kulluk yapmaya devam edin…”(HİCR;99)”

Rabbim bizleri nefsine değil kendisine kul olanlardan eylesin…