Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Kur'an ve Müslüman

İsmail Sezkin

KUR'AN VE MÜSLÜMAN


KUR’AN ve MÜSLÜMAN…

إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ

يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا

İnsanoğlunun yaratılış hikâyesi ilahî bir soruyla başlar. Cenab-ı Hakk’ın; “Elestü bi Rabbiküm-Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sualine, “Belâ-Evet şahit olduk ki Rabbimizsin” cevabını vermişti ruhlar ve işte burada başlamıştı insanoğlunun yaratılış hikâyesi.

Cenab-ı Allah, Vet tîni vez zeytûni, Ve tûri sînîne, Ve hâzel beledil emîn, Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm (Tîn 1-4) diye dört kez yemin ediyor burada. Cenab-ı Hakk bu ayetlerde bizim en güzel şekilde yaratılmış olduğumuzu bütün kâinata ilan ediyor.

Cenab-ı Hak bütün kâinatı da, bizim için yaratmış ve yarattığı her şeyi bizim hizmetimize vermiş. Bu da yetmemiş; bizim için peygamberler göndermiş. Hakikat böyle iken, maalesef bizler beşer olduğumuz için bazen Mevlâmızdan uzak düştük. Şu geçici dünyaya aldandık. Yaratılış ve kulluk amacından, samimi inançtan, ahlâkî değerlerden uzaklaşır olduk bazen. Günü birlik telaşlar içerisinde bencillik ediyoruz bazen, hırslarımıza yeniliyoruz, sanki bütün kainat bize amade yaratılmamış gibi bazen açgözlülük ettiğimiz zamanlar oluyor. Bazen değerlerimizi kaybediyoruz ve sonra da bu kaybettiklerimizi tekrar bulamaz oluyoruz.

Hani Nasreddin hoca bir gün samanlıkta yüzüğünü kaybetmiş ve bahçede aramaya koyulmuş. Nasreddin hocayı camdan izleyen komşusu saatlerce bir şey aradığını görmüş ve yanına gelerek sormuş hocaya:

-Hayırdır hocam bir şey mi kaybettin saatlerdir ne arıyorsun? diye.

Hoca evet yüzüğümü kaybettim deyince, komşusu o zaman beraber arayalım demiş ve başlamışlar aramaya, bulamayınca komşusu tekrar sormuş hocaya:

Hocam yüzüğünü burada mı kaybettin? Diye. Hoca

Hayır yüzüğü samanlıkta kaybettim? Demiş.

Bunun üzerine şaşıran komşusu;

Hocam o zaman yüzüğü niye samanlıkta değil de bahçede arıyorsun?

Hocanın cevabı ilginç,

“Samanlık karanlık olduğu için bahçede ışıkta arıyorum” demiş hoca.

İşte İslam âlemi de bu gün aynı Nasreddin Hoca gibi, bir şeyini kaybetmiş durumda. Ama kaybettiği değeri yerinde değil de başka yerlerde arıyor sanki.

Mübarek Ramazan ayındayız. Kur’an ayındayız. Bu gün bütün insanlığın arayıp da bulamadığı kaybolan yitik değeri nedir biliyor musunuz? O kaybettiğimiz değer; Kur’an-ı Kerim.

Toplumumuz Cenab-ı Allah’ın bir insanlık projesi olarak gönderdiği Kur’an-ı Kerim’in değerlerini maalesef kaybetmiş durumda. Oysa bu Kur’ an bize şöyle sesleniyor:

إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ

يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا

“Şüphesiz ki bu Kur' an en doğru yola (saadet yoluna) iletir ( İsra 9 )”

Ama bizler bu saadet yolunu Cenab-ı Allah’ın bize gönderdiği Kur’an’da aramıyoruz. Başka yerlerde arıyoruz. Ama bu aradığımızı başka adreslerde aramaya devam ettiğimiz sürece Nasreddin Hoca gibi bulamayız. Zaten bulamıyoruz. İşte bütün İslam âleminin çırpınışı bu yüzden. İşte bütün İslam âleminin zulme uğraması bu yüzden. Bugün Cenab-ı Allah’ın kitabı Kur’an; inanın, İslam âleminden intikam alıyor. Kur’an’a yüz mü çevirdiniz, Kur’an’a sırtınızı mı döndünüz; o zaman durum budur buyurun yaşayın diyor.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Kalbinizde Kur’an’dan bir şey yoksa harap olmuş bir ev gibidir.” diyor. Kur’an-ı Kerim Peygamber Efendimiz’in en büyük emanetidir bize. Hani ölen babamızın emaneti, vasiyeti olsa onu hemen nasıl yerine getiririz, değil mi?

İşte Peygamber Efendimiz’in emanetini, vasiyetini de yerine getirmek zorundayız. Peki, Peygamber Efendimiz’in vasiyeti, bize kıyamete kadar emanet bıraktığı ne?

Peygamber Efendimiz (s.a.v) veda haccında; “Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve benim sünnetimdir.” Diyordu. Peki, bugün Müslüman olan bizler Peygamber Efendimiz‘in emanetini koruyup, vasiyetini yerine getirebiliyor muyuz?

Peygamber Efendimiz ashabıyla otururken arkadaşlarına:

-Sizden sonra bir takım bozulmalar, fitneler, yozlaşmalar, kaoslar, kavgalar, gürültüler meydana gelecek dünyada.

-Ashab: Ya Resulüllah; o kavgalardan, kaoslardan, fitnelerden nasıl kurtulacağız? Diye soruyor Peygamberimize..

-Peygamberimiz; sizi kurtaracak olan Kur’andır. Çünkü o kitapta sizden öncekilerin haberi vardır. Ad kavmi, Lut kavmi, Semud kavmi gibi çeşitli milletlerin, peygamberlerin haberi vardır. Yine sizden sonrakilerin de haberi olduğu gibi sizinle ilgili hükümler vardır onun içerisinde. Diyor. Sonra şu ayetleri okuyor Kur’an’dan:

إِنَّهُ لَقَوْلٌ صْلٌفَ

“O Hakkı batıldan iyiyi kötüden ayırt eden bir kitaptır.”

وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ

“O asla bir şaka eğlence değildir. (Tarık 13-14)”

Evet; Kur’an-ı Kerim bir eğlence aleti değildir. Kur’an-ı Kerim bir oyun değildir.

“Kim O’nu (yani Kur’an-ı Kerim’i) kibirlenerek terk ederse Cenab-ı Allah terk edenin belini kırar.” buyuruyor Peygamber Efendimiz. Şuan görüyorsunuz; İslam âleminin beli kırılmış durumda. Niye? Çünkü Kur’an-ı Kerim’i okuyorlar ama içindekini terk ediyorlar. O’nu okuyorlar ama onun emirlerini, değerlerini, kriter ve ölçülerini terk ediyorlar. Kim O’ndan başka bir yerde çıkış yolu ararsa Cenab-ı Allah onu şaşırtır. Kur’an’da başka bir yerde huzur arayan o huzuru bulamaz. Çünkü Cenab-ı Allah onu şaşkınlığa sokar.

“Kur’an-ı Kerim Cenab-ı Allah’ın sağlam bir ipidir ve Cenab-ı Allah’ın apaçık bir nurudur. Kur’an hikmet doludur, Kur’an doğru yoldur, Kur’an nefsani arzuların sapıtmasına engel olur, Kur’an görüşlerin dağılmamasına sebep olur.” diyor Peygamber Efendimiz.

“Kur’an-ı Kerim’in ilmini bilen hep ileri gider. Kur’an-ı Kerim’le amel eden sevap kazanır. Kur’an-ı Kerim’le hükmeden adil olur, Kur’an-ı Kerim’e sımsıkı sarılan doğru yolu bulur.” diyor Peygamber Efendimiz.

Bunu çok iyi anlayan dış mihraklardan İngilizlerin sömürgeler bakanı Gıladisyon Kur’an-ı Kerim’i eline alarak şöyle bir konuşma yapıyor İngiltere parlementosunda: ‘’ Bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu sürece biz onlara egemen olamayız. Ya Kur’an’ı tamamen yasaklayacağız; ama bu mümkün değil. Mutlaka bulurlar ve okurlar, Kur’ an’ı ezberleyen hafızları var çünkü diyor. Öyleyse Müslümanları Kur’an’dan soğutmalıyız. Müslüman ile Kur’an arasına mesafe koymalıyız. Allah’ın gönderdiği o gayenin dışında hep okusunlar ama içindekileri hiç bilmesinler, tutmasınlar.”diyor.

Gerçekten de bizler farkına varmadan nasıl da bozulduk, nasıl da değiştik. Fazla değil bundan 300- 500 yıl önceki dedelerimiz Osmanlı Müslümanlarına bakalım. Osmanlıda biri bir şey çaldığı zaman toplum içinde, kahvede ona lanet okunurken bu gün bizde ise vay be adam malı nasılda götürmüş diye hayıflanıyoruz, belki çalabilse o da çalacak. Maalesef ki haramzadelik her tarafa yayılmış vaziyette. Toplumda müthiş bir yozlaşma hakim, adeta toplumsal çöküş yaşanıyor. Bizi biz eden değerlerden öyle uzaklaştık ki bırakın Müslümanlığı; insanlığımız tartışılır hale geldi. Ne güzel diyor Akif:

Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile Âdem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile! Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir; Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;

Evet; maalesef günümüzde İslam başka yerde toplumumuz başka yerde. Öyleyse bizim yaşadığımız dindarlık mı, değil mi? Kur’an-ı Kerim’deki değerler, ölçüler neler? Bu soruların cevabını bulmak için önce dini bilmemiz gerekiyor. Şu yaşadığımız zamanda bir indirilmiş din var, o baki zaten; bir de uydurulmuş bir din var. İndirilmiş dinde ben Müslümanım deyip de haram yiyen, hak hukuk tanımayan, namaz kılıp da aldatan, hacca gidip de kul hakkı yiyen, komşusuna zulmeden olamaz.

Ama uydurulmuş dinde şu tip insanları görürsünüz. Ben müslümanım der müslümana yakışmayan her işi yapar, beş vakit namaz kılar, camiden çıkar çıkmaz şu kapıdan adımını atmayla dedikoduya, gıybete başlar, seccadeden kalkar kalkmaz harama dalar.

Eskiden zengin birisi bulunduğu yerden kalkar başka bir semte gider ve bir bakkala girerek veresiye defterini çıkarttırır borcunu ödeyemeyen bir fakirin borcunu öder çıkar gidermiş. Ne ödeyen borcunu ödediği fakiri tanırmış; ne de fakir borcunu ödeyen zengini tanırmış. Şimdi olsa bırak zenginin gidip bir fakirin borcunu ödemesi, zekat bile verecek olsa göstere göstere, kameralar karşısında, rencide ederek, fakiri ezerek yapılıyor maalesef. Hâlbuki bizim kültürümüz boşuna mı sağ elin verdiğini sol el bilmesin demişti.

O ümmetin torunları maalesef bu hale geldi. Ama halimiz ortada… Fakat hiçbir çıkış yolu, yeniden bir diriliş yolu yok mu? Elbette ki var. Yapacağımız tek şey düştüğümüz yerden kalkmak.

Ne demişti İngiliz bakan: ‘bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu sürece biz onlara egemen olamayız.’ işte düştüğümüz yer orası. Buradan ayağa kalkacağız. Ama nasıl? Önce kendimizi bir sorgulamamız gerekiyor? Acaba bizlerin Kur’an’a karşı durumumuz, tutumumuz, davranışlarımız, duruşumuz nasıl? Kur’an’la çıkış kapısına varmak için Kur’an’la olan münasebetimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Belki her birimizin evinde en az 2-3 tane Kur’an-ı Kerim vardır.

Ama gelin görün ki yapılan araştırmalara göre Türkiye nüfusunun sadece %30’u Kur’an okumayı biliyor. Sadece %2’si Kur’an’ın mealini okumuş. Demek ki %98 i Kur’an‘ı hiç merak edipte acaba Rabbim bu Kur’an’da bana ne diyor, Rabbim benden ne istiyor deyip de merak edip okumamış.

Hâlbuki Kur’an-ı Kerim bizler okuyalım anlayalım, ibret alalım da hem bu dünyada, hem de ahret de mutlu olalım, huzurlu olalım diye gönderilmiş. Cennet ehli bir Müslüman toplum oluşturalım diye gönderilmiş. Ama biz ne yapıyoruz. Anlamadan okuyoruz, okuyoruz, okuyoruz, ha bire sadece okuyoruz.

Kur’an-ı Kerim bize benim üzerimde düşünün, tefekkür edin, gönlünüze kalbinize yerleştirerek hayatınıza aktarın diyor. Biz ise Ey Kur’an bugün seni bu kadar okudum hadi Allah bana o kadar sevap versin diyoruz. Üzerinde hiç düşünmeden, tefekkür edip anlamaya çalışmadan ve de anlamadan kapatıyoruz kapağını, koyuyoruz süslü çantasına; hadi eyvallah…

Onun için de olduğumuz yerden bir milim ileri gidemiyoruz. İşte bizim düştüğümüz yer tam da burası. Kur’an-ı Kerim’den bir ayet okuduğumuz zaman Sahabe-i Kiram gibi idrak etmeliyiz. Hani Sahabe-i Kiram öyle yaparmış; bir ayet okuduğu zaman “Ey Allah’ın ayeti sen Rabbimden benim için indin, benden ne istiyorsun, nasıl olmamı istiyorsun” diye sorgulayarak okurmuş. Bakınız Akif ne güzel söylüyor:

İbret olmaz bize her gün okuruz ezber de Yoksa hiç mana aranmaz mı bu ayetlerde ****Lafzı muhkem yalnız anlaşılan Kur'an’ın Çünkü kaydında değil hiç birimiz mananın

Ya açar nazmı celilin bakarız yaprağına Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına ****İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin Ne mezarlıkta okunmak, ne fal bakmak için.

Kur’an hayat kitabıdır. Kur’an hayatımızın kitabıdır … Siz Kur’an’a hayatınızı açarsanız Kur’an’da size insanlığın hayatını açar.

Siz Kur’an’ı basitleştirirseniz; Cenab-ı Allah’ta sizi şu dünyanın toplumları içerisinde basitleştirir, çer çöp haline getirir.

Siz hayatınızı Kur’an’a göre yaşarsanız; Cenab-ı Allah’da bütün dünyayı size göre yaşatır. Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk ne buyuruyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ

إِلَى اللّهِ مَرْجِعُكُ مْ جَمِيعًا ئُكُمفَيُنَبِّ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Ey İman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık O size yaptıklarınızı bildirecektir. (Maide 105)

Kur’an-ı Kerim bir hayat reçetesidir. Nasıl hasta olup doktora gittiğimizde doktorun bize yazdığı reçeteyi eve gelince defalarca okusak iyileşebilir miyiz? İyileşmeyiz… Çünkü önce reçeteyi okumamız gerekir ve sonra verdiği ilaçları alıp doktorun tarifine göre kullanırsak iyileşiriz.

Kur’an’da Cenab-ı Allah’ın bizlere gönderdiği bir hayat reçetesidir. Anlamadan okuyoruz ve ne dediğini anlamadığımız için hastalıklarımız geçmiyor, iyileşemiyoruz.

Bugün bizim Kur’an’dan, dinden, dindarlıktan anladığımız nedir biliyor musunuz? İşte namazı yarım yamalak paldır küldür kılarız, cumadan cumaya, bayramdan bayrama camiye gideriz, oruç tutup bir ikide zekat verip bir de hacca gittik mi, hele birde kalbimiz temizse bizden daha iyi Müslüman yok, bizden daha dindar kimse yok, dinimizi kurtardık hamdolsun. Birazcık da para-pul bırakıp, ölünce de arkamızdan bir hatim okunur ıskat devir yaparlarsa ahiretimizde kurtuldu zannediyoruz. Maalesef böyle bir din yok işte. Çünkü ayete ters. Ne diyor ayet?

فَمَن يَعْمَلْ قَالَمِثْ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

“Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür. (Zilzal; 7-8)”

Herkes yaptığı veya yapmadığı her şeyden mutlaka hesaba çekilecek. Onun için yok benim kalbim temiz, yok ben müslümanım, dindarım deyip Müslümanlığa yakışmayan, dinle bağdaşmayan işler yaparak dindarlık olmuyor, öyle kuru kuruya Müslümanlık olmuyor işte.

Vel hasılı kelam; sadece yarım yamalak namaz kılıp, oruç tutmakla Müslümanlık olmaz. Bunları zaten yapmak zorundasın. Çünkü bunlar zaten İslam’ın şartları.

Müslümanlık özü sözü, içi dışı bir olmakla olur. Müslümanlık Cenab-ı Allah’a olan imanının gereğini yerine getirmekle olur.

Peygamber Efendimiz’in emanetini yerine getirmekle olur. Kur’an’a sımsıkı sarılarak, okuyup, anlayarak, geçmiş milletlerden ibret alıp aynı hatalara düşmemekle, Kur’an’ın ölçü ve değerlerine göre bir hayat yaşamakla olur.

Onun için artık insanlık, toplumumuz yaratılışındaki değer olan Ehsan-i Tagvim’e kavuşmak için yitirmiş olduğu Kur’an’a yeniden sarılmak ve Kur’an’ın değerleriyle buluşmak zorunda. Kur’an ile insanlık onuruna yeniden kavuşmak ve Kur’an’ın değerleriyle yücelmek zorundayız hepimiz. Böyle yaparsak Kur’an ile hayat buluruz, Rabbimizin rızasına uygun kullar olarak dünya ve ahiret saadetine kavuşuruz.

Rabbim bizleri gerçek manada iman eden kullarından eylesin.

Rabbim bizleri Kur’an’a sımsıkı sarılan okuyan anlayan ve hayatına tatbik eden kullarından eylesin.

Rabbim bizleri hayat kitabımız Kur’an’ın nurlu yolundan Rasulüllah’ın sünnetinden ayırmasın.

Rabbim alemi İslama yeniden Kur’an etrafında toplanıp şahlanmayı, cihana Kur’an’ın hükümlerini yaymayı nasip eylesin.