KUR'AN'DA İNSAN
Hamdolsun Cenab-ı Rabbil Alemin bizleri insan olarak yarattı… İnsan, varlığın ve kâinatın efendisi, dünyanın göz bebeğidir… İnsanı kaldırıp aldığınız ve ya yok saydığınız zaman, yaşadığımız şu gezegenin hiç bir anlamı kalmaz… Görüyorsunuz; şu kâinatta her şey insan için yaratılmış… İnsana hizmet etsin diye yaratılmış… Her şey insanla önem kazanıyor… Yoksa yaratılışın bir anlamı kalmıyor… Kur’an-ı Kerim’de; (HİCR;29)
فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي
“‘Ben’ diyor, ‘o insanı yarattığım zaman ona ruhumdan üfledim ’ Yani Allah-u Teâlâ insana ruhundan üflemiş İşte insan böyle bir yüceliği taşıyor… İnsan değerli bir varlık… Şerefli bir varlık… Saygın bir varlık…”
Bu günkü mevzumuzu konuşmaya başlarken, öncelikle bir hususa değinmek istiyorum… Günümüz dünyasında, maalesef, sanki İslam insana değer vermiyormuş, insanı basitleştiriyormuş, itibarsızlaştırıyormuş gibi bir propaganda yapılıyor Biz bunu kabul edemeyiz… Allah’ın yaratmış olduğu kendi kuluna itibarsız davranması mümkün değil çünkü… Ona, o itibarı veren, o şerefi veren, o saygınlığı veren Cenab-ı Allah’tır… Vahiydir… Kur’an’dır…
Bütün vahiylerin temel meselelerinden birisi de budur… Bütün peygamberler bunun için mücadele etmişlerdir… İnsana saygı… İnsana hürmet… İnsanın hukukunu muhafaza… Onun incinmemesi…
Dinin sorulacağı, hakikatin öğrenileceği kimseler; din âlimleri ve bilginleridir… Bu bakımdan din konusu, öyle herkesin ileri geri konuşacağı, her önüne gelenin ahkâm keseceği bir konu olamaz, olmamalı…
Bakıyorsunuz; dünyevi diğer konularda insanlar saygılılar, işin uzmanına soruyorlar, ehline soruyorlar… Doğrusu da bu… Fakat din söz konusu olunca herkes kafasına göre konuşuyor…
Din öyle herkesin kafasına göre konuşacağı, keyfine göre şekillendireceği bir konu değildir… Çünkü dinin on dört asır boyunca, Peygamberimizden itibaren bir metodu, bir usulü, bir bilimi var… Dolayısıyla mutlaka o bilim, o metot, o usul göz önünde bulundurulması gerekiyor…
Evet; sözümüz, konumuz; Kur’an ve insan… Kur’an’da insan nasıl ele alınıyor…(SA’D;75)
خَلَقْتُ بِيَدَيَّ
Diyor Allah-u Teâlâ… “Ben insanı elimle yarattım” diyor… Allah yarattı hepimizi… Her şeyin yaratıcısı O… Her şeyi yaşatan O… Ama insana gelince; ben insanı elimle yarattım diyor… Bu ifade başka bir varlıkla ilgili kullanılmaz… Başka bir varlık için böyle bir ifadeyi Kur’an’da göremezsiniz… Her şeyin yaratıcı O… Ama insanla ilgili olarak bunu kullanıyor… “Elimle yarattım” diyor…
Bu şu demek; insan varlığın, mahlûkatın göz bebeği… Kâinatın efendisi… Bununla insana verilen değeri, önemi anlatılıyor burada…
Evet; melekler insana ibadet konusunda, Allah’ı ta’zim, takdis konusunda, tesbih etme konusunda örnek gösterilir… Ama diğer taraftan melekler insana secde etmişlerdir… Kur’an’da anlatılıyor bu… İlk cüzde… Bakara Suresi’nde…
Aslında melekler özel varlıklar… Allah’a ibadet için yaratılmış varlıklar… Ama insana secde ediyorlar… Bunlar Kur’an’ın ortaya koyduğu gerçekler…
Öyle ise; insanın onuruyla, insanın saygınlığıyla bağdaşmayan hiçbir konu ve ileri sürülen hiçbir iddia Kur’an’la, İslam’la, Peygamberimizin mesajıyla uyuşmaz… Bunlar gelip geçici boş iddialar… Bir takım şer odaklarının habire ürettiği, aslı astarı olmayan konular…
Dediğimiz gibi; insan kâinatın efendisidir… Gezegenimizin göz bebeğidir… İnsan yaratıldığı zaman hiçbir şey bilmez olarak dünyaya gelir…(NAHL;78)
وَاللّهُ أَخْرَجَكُم مِّن بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ
“Allah sizi annelerinizin rahimlerinden dünyaya getirdi…”
لاَ تَعْلَمُونَ شَيْئًا
“Siz hiçbir şey bilmiyordunuz…”
وَجَعَلَ لَكُمُ الْسَّمْعَ
“Sizlere işitme duyusunu verdi…”
وَالأَبْصَارَ
“Gözleri verdi…”
وَالأَفْئِدَةَ
“Kalpleri ve akılları verdi…”
Yani hiçbir şey bilmeyen insana, bomboş olarak dünyaya gelen insana Allah-u Teâlâ bilgi öğrenme vasıflarını vermiştir… İnsanın şerefi, onuru bunlardan kaynaklanıyor… Peki, insan bunların farkında mı?.. Maalesef değil… Onun için Cenab-ı Hakk Kur’an’da bir çok yerde; (A’RAF;10)
قَلِيلاً مَّا تَشْكُرُونَ
“diyor…”
“Bunun için ne kadar az şükrediyorsunuz…” diyor… Bütün değeriniz aklınıza, bu insani yetilerinize bağlı… Ama bunun farkında mısınız?.. Bunun şükrünü gereği gibi yapıyor musunuz?..
İnsan yetiştirilirken; bebeklik, çocukluk dönemlerinde çok emek isteyen bir varlıktır malumunuz… Ama Allah-u Teâlâ anneyi ona göre hazırlamış… Babayı da ona göre hazırlamış… Onlar sarılır, kucaklar, himaye eder, korur… Uyumazlar uyuturlar… Yemezler yedirirler… O duyguyu anneye-babaya veren Cenab-ı Allah… Ve neticede Mevla’nın insana olan o şefkatli ve merhametli yaklaşımı…
Diğer canlılara baktığınız zaman; onlar çok kısa zamanda hemen canlılık hayatına iştirak ederler… Ama insanoğlunun uzun bir süre terbiye edilmesi gerekiyor… Hayata katılması; bebeklik, çocukluk, ergenlik, sosyalleşme… Bunlar için uzun bir zaman geçiyor… Anne-baba bunun için hazırlanıyor… Bütün gayretlerini, bütün himmetlerini yavrularıyla insan neslini devam ettirme üzerine yoğunlaştırıyorlar…
İnsanın hayat serüveni Kur’an-ı Kerim’de anlatılıyor bize… Diyor ki Kur’an;(RUM;54)
اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن ضَعْفٍ
“Allah sizi güçsüzlük, zafiyet içersinde yarattı… Çelimsiz, güçsüz, zayıf bir varlıktınız…”
ثُمَّ جَعَلَ مِن بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً
“Sonra gençlik dönemine geldiniz, size güç-kuvvet verdi… Zayıflık, çelimsizlik döneminden sonra…”
Gençliği düşünün… Duygular, fiziki güç zirvesinde… Ama burada da kalmıyor… İnsanın serüveni devam ediyor…
Ondan sonra tekrar zaafiyet dönemi başlıyor… Yaşlılık dönemi başlıyor… Nasıl çocukken güçsüz, zayıf, zafiyet içerisindeydiniz… Yaşlılık dönemi gelince yine aynı duruma dönersiniz, dönüyorsunuz…
İnsanın hayatı bu… Buradan alınması gereken dersler, ibretler var… Bunlar Cenab-ı Allah’ın ayetleri… Cenab-ı Allah’ın ayetleri bizlere kendi üzerimizde yaşadığımız ayetleri hatırlatıyor… Bunların üzerine tefekkür etmemiz, anlamamız ve Mevla’nın bize olan eşsiz rahmetini görmemiz lazım…
Çocukluk dönemi, gençlik dönemi dedik… Gençlik döneminde güç-kuvvet zirvede… Ama insanoğlu burada aldanıyor… Hep böyle kalacağım zannediyor Onun için Kur’an bize bunları hatırlatıyor… Kur’an diyor ki; “ey gençler, sağlığı-sıhhati, gücü-kuvveti yerinde olanlar; unutmayın, onlar hep gelip geçici şeyler… Bu gücünüz, bu kuvvetinizden hiçbir şey kalmaz… Hatta öyle bir hale gelirsiniz ki, ayakta gezecek mecaliniz kalmaz…” Mevlam hepimize sağlık, sıhhat, afiyetler ihsan eylesin inşallah…
Ama bunlar hayatın gerçekleri… Ve bunları düşünmemiz ve bunları anlamamız gerekiyor…
Evet; insanoğlu maddi varlığıyla buraya ait… Bu dünyaya ait… Ama manevi varlığıyla, ruhuyla ötelere ait… Ebediliğe ait Maddi varlığımız buraya ait; (TÂHÂ;55)
خَلَقْنَاكُمْ مِنْهَا
““Biz sizi o topraktan yarattık”…”
Hem Hz.Adem’in yaratılışı itibariyle insanoğlu topraktan yaratılmış… Hem de bizim biyolojik varlığımız, dünyaya gelişimiz söz konusu olduğunda, aslımız yine toprak… Aslımız yine topraktan geliyor…
خَلَقْنَاكُمْ مِنْهَا
““Biz sizi o topraktan yarattık”…”
وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ
““Tekrar oraya döndüreceğiz sizi””
وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ
““Oradan tekrar sizi dirilteceğiz””
Evet, insanın toprakla böyle bir dostluğu var Hani; “Benim sadık yârim kara topraktır” diyor ya Âşık Veysel…
Evet, insan maddi varlığıyla buraya ait Ama ruhani yönüyle ötelere ait… Siz şimdi buraya ibadete geldiniz, namaza geldiniz… Hayır-hasenat yapıyorsunuz, iyilik yapıyorsunuz, amel-i salihler yapıyorsunuz…
Yani ruhunuzla ötelere hazırlanıyorsunuz demektir bu… Yani Cenab-ı Allah’ın huzurunda alnımızın akıyla hesabımızı vermek için bu amelleri yapıyoruz…
Evet, demek ki; ruhumuzla biz sonsuzluğu hayal ederiz… Sonsuz güzelliklere talip oluruz… Eşsiz cennetlere, ebedi nimetlere talip oluruz…
Demek ki; insanın bu hakikati unutmaması gerekiyor… Bizler fani varlıklarız… Bunu aklından hiçbir zaman çıkarmayacaksın…
إِنَّا لِلّهِ وَ إِ نَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ
““Biz Allah’tan geldik…” O’nun için yaşıyoruz… Hayatımızın gayesi Allah rızası… “Ve sonunda yine O’na döneceğiz…” Kur’an’ı okuduğunuz zaman, her bir sayfasında bu ifadelerin geçtiğini görüyoruz…”
لْمَصِيرُ ا اللَّهِ وَإِلَى
““Dönüş sadece ve sadece O’nadır””
وَإِلَى اللّهِ تُرْجَعُ الأمُورُ
““Unutmayın, bütün yaptığınız işler, düşünceleriniz, amelleriniz, attığınız adımlar, konuşmalar vs. hepsi Allah’a döndürülecektir…””
وَإِلَى اللّهِ تُرْجَعُ الأمُورُ
“Ona hazırlık… Mahkeme-i Kübra’ya hazırlık… Bunu hiçbir zaman unutmayın… Ve dünyaya takılıp kalmayın ey insanlar… Ey Müslümanlar… Nereye varacağını hiçbir zaman aklından çıkarma…”
Bizler mü’minler olarak, müslümanlar olarak dünya ve ahiretin dengesini kuran insanlarız… Biz dualarımızda her zaman “Rabbenâ âtina fid'dünyâ haseneten ve fil'âhireti haseneten…” diyoruz… Dikkat ederseniz; İslam bir denge kuruyor… “Ya Rabbi bana hem dünyada iyilik, güzellik ver; hem de ahrette iyilik, güzellik ver… Ve beni cehennemin azabından koru…” Böyle dua ediyoruz…
Demek ki; İslam’ın nazarında dünyanın horlanması, dünyanın terk edilmesi diye bir şey söz konusu değildir…
Ama bu gün insanlığın temel problemi, dünyayı terk etmek değil… Dünya adına ahireti terk etmektir… Dünyevileşmektir… Dünyayı gaye haline getirmektir… Ahirete inanmayanların dünyayı gaye haline getirmelerinden daha doğal bir şey olamaz… Zaten ahirete inanmıyorlar…
Ama ahirete inanan Müslümanların dünyayı gaye haline getirmelerini, ahireti unutmalarını, hesabı unutmalarını, Allah’ın rızasını unutmalarını gerçekten anlamak mümkün değil…
Demek ki bu gün insanların problemi, hatta Müslümanların problemi ahireti dünyaya feda etmek Dünya endeksli bir hayat yaşamak… Adeta ahirete inanmıyormuş gibi yaşamak… Temel sorun bu…(KIYAME;20-21)
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ
“Siz diyor, dünyayı çok seviyorsunuz…”
وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ
“Ahireti ise terk ediyorsunuz… İhmal ediyorsunuz. Sanki ebedi bu dünyada kalacakmış gibi yaşıyorsunuz…”
Rabbim bu duruma düşmekten bizleri muhafaza buyursun…
İnsanın en temel özelliği akıl sahibi olmasıdır… İkinci temel özelliği ise ölümlü bir varlık olmasıdır… İnsan hayatının en önemli gerçeği ölümdür… Eninde sonunda hepimiz gelen ilahi buyruğa teslim olacağız… Ve O’nun huzuruna çıkacağız…
Sonunda hepimiz Allah’a döneceğimize göre… Hepimiz O’na teslim olacağımıza göre… O halde hayatımızda O’na yürüyelim… Hayatımızda Cenab-ı Allah’a dönelim…
Mevlam bu duyarlılığı hepimize nasib eylesin…
Şimdi hep insanın gelişmesinden bahsediliyor… Ama insanın gelişmesinin ne olduğunu, insaniyetin gelişmesinin ne olduğunu doğru anlamak gerekiyor…
İnsan bilimde-teknikte gelişmiş olabilir… Teknolojide gelişmiş olabilir… Ama bu insanın insanlığının geliştiği anlamına gelmez… Bu gün insanlık maalesef böyle bir realiteyi yaşıyor… İnsani değerleri kaybediyoruz… Maalesef bu gün insanlık göklerde kuşlar gibi uçmayı öğrendi, denizlerin altında balıklar gibi yüzmeyi öğrendi… Ama şu yeryüzünde insan gibi yaşamayı bir türlü öğrenemedi…
İnsana yeryüzünde insan gibi yaşamayı öğreten ilahi değerlerdir… İnsanın esas gelişmesi budur… İnsanlığın gelişmesi budur… İnsanın gelişmesi derken bunu doğru anlamamız gerekiyor…(ALAK;6-7)
كَلَّا إِنَّ الْإِنسَانَ لَيَطْغَى
“İnsan azgınlaştı… Sınır tanımaz bir hale geldi diyor ayet…”
Çünkü
أَن رَّآهُ اسْتَغْنَى
İnsan kendi kendini yeterli görüyor… Oysa; (FATIR;15)
يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنتُمُ الْفُقَرَاء إِلَى اللَّهِ
Ey İnsanlar! .. Hepiniz Allah’a muhtaçsınız…
İşte bizim Müslümanlığımızın boyutu bu… Müslümanlığımızın derinliği bu irfani boyutu yakalamamız… Acziyetimizi anlamamız… Mevlanın rahmetiyle, şefkatiyle kuşanmış olduğumuzu görebilmemiz… Bu tefekkürden geçiyor… Bu tedebbürden geçiyor…
Bunun tersi körlüktür… Kur’an insanı bu körlükten kurtarmaya çalışıyor… Önünü ona gösteriyor… Evveliyatını ona gösteriyor… Anne rahmini hatırlatıyor… Doğumu hatırlatıyor… Ölümü hatırlatıyor… Ölüm sonrasını hatırlatıyor…
Kur’an insanın basiretini aşmak istiyor… İnsanın ezberini bozmak istiyor… İnsan Kur’an’ın aydınlığından uzak kaldığı zaman bu körlüğe maruz kalıyor… İki adım ötesini göremez bir hale geliyor…
Bu neye benzer biliyor musunuz?.. Hani her tarafı sis kapladığı zaman önünüzü göremezsiniz ya… Ama güneş doğduğu zaman ufuklar aydınlanır… Her tarafı görürsünüz… İşte Kur’an da o güneş gibidir… Güneş nasıl karanlığı aydınlığa çeviriyorsa, Kur’an da insandaki karanlığı, o ufuk darlığını, o körlüğü aydınlığa çeviriyor…
O bakımdan; Kur’an’ın aydınlığından, Kur’an’ın ışığından, Kur’an’ın yolundan hiçbir zaman ayrılmamamız, hiçbir zaman kopmamamız gerekiyor… Çünkü insan Kur’an’ın yolundan ayrıldığı zaman böyle bir körlüğe mahkûm ediyor kendisini…
Rabbim inşallah bu duyarlılığı hepimize ihsan eylesin…
