Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Peygamberler Tarihi: Hayatları, Kıssaları ve Verdiği Dersler

MEHMET ERÇELİK

PEYGAMBERLER TARİHİ


PEYGAMBERLER TARİHİ:

İBRET ALMAYANLAR İÇİN HÜSRAN, ALANLAR İÇİN KURTULUŞ YOLU

ÂDEM’DEN KIYAMETE: İNSANLIĞIN EN BÜYÜK İMTİHANI

PEYGAMBERLERİN HAYATI: SADECE TARİH DEĞİL, AHİRETİN PROVASI

PEYGAMBERLERİN YOLU ÇİLELİDİR, AMA SONU CENNETTİR

BU DÜNYA NUH’UN GEMİSİDİR: BİNEN KURTULUR, KALAN BOĞULUR

PEYGAMBERLERİN YOLU: SABIR, TESLİMİYET VE TEVHİD YOLU

اعوذ بالله من الشيطان الرجيم

بسم الله الرحمن الرحيم

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، اَلَّذِي أَرْسَلَ رُسُلَهُ بِالْحَقِّ لِهُدَى النَّاسِ وَإِخْرَاجِهِمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ. وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، خَاتَمِ الْأَنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ، وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ.

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur ki O, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için peygamberlerini hak ile göndermiştir. Salât ve selâm, peygamberlerin sonuncusu olan Efendimiz Muhammed’e (s.a.v.), onun âline ve ashabının üzerine olsun..

EY İNSAN.

EY MÜSLÜMAN

Bu hayatı sadece doğmak, yemek, içmek ve ölmekten ibaret sanıyorsan; büyük bir aldanışın içindesin! Çünkü sen, sıradan bir varlık değil; peygamberlerin yürüdüğü yolda imtihan edilen bir kul, ebedî hayat için hazırlanan bir yolcusun!

Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim’de peygamber kıssalarını boşuna anlatmaz! O kıssalar ne bir masal, ne bir efsane, ne de sadece geçmişin hikâyesidir! Onlar; senin bugününü anlatan, yarınını şekillendiren ve ahirette hesabını belirleyecek ilahî hakikatlerdir!

Düşün!

Hz. Âdem cennetteydi ama bir hata ile yeryüzüne indirildi. Sen ise hatalar içinde yüzüyorsun ama hâlâ tövbeyi erteliyorsun!

Hz. Nuh 950 yıl sabretti, alay edildi, dışlandı… Sen ise küçük bir imtihanda hemen vazgeçiyorsun!

Hz. İbrahim ateşe atılmayı göze aldı, sen hâlâ nefsinin arzularına karşı koyamıyorsun!

Hz. Yusuf günaha düşmemek için zindanı seçti, sen günahı seçip kendini özgür zannediyorsun!

Hz. Musa Firavun’a karşı dimdik durdu, sen ise zalimin karşısında susmayı tercih ediyorsun!

Ey gaflet içinde yaşayan insan!

Sen kendini ne sanıyorsun?

Bu dünya sana ebedî bir yurt mu?

Hiç düşündün mü, neden gönderildin? Nereye gidiyorsun? Ve en önemlisi… Hesap günü geldiğinde ne cevap vereceksin?

Unutma!

Peygamberler rahat yaşamak için değil, hakikati yaşamak için gönderildi!

Onlar güldüler ama gözyaşlarıyla…

Onlar kazandılar ama sabırla…

Onlar yükseldiler ama teslimiyetle…

Ve sen!

Onların yolunu terk edip dünyanın peşinden koşarsan; kazandığını sandığın her şey aslında kaybettiklerinin üzerini örten bir perdeden ibarettir!

Bak!

Tufan geldiğinde gemiye binmeyenler nasıl boğulduysa,

Ateş yakıldığında hakka sırt dönenler nasıl yandıysa,

Firavun nasıl denizde helak olduysa,

Aynı hakikat bugün de değişmeden devam ediyor!

Bu kıssalar geçmişte kaldı sanma!

Her çağın bir Nuh’u, bir Firavunu, bir İbrahim’i vardır!

Ve her insan… kendi imtihanında ya kurtulanlardan olacak ya da helak olanlardan!

Ey insan!

Henüz vakit varken…

Azrail kapını çalmadan,

Defterin kapanmadan,

Dilinin bağı çözülmeden önce…

Kendine gel!

Bu dünya bir imtihan meydanı, peygamberler ise bu imtihanın en büyük şahididir!

Onların yolundan giden kurtulur, yüz çeviren ise kendi sonunu hazırlar!

Bugün ibret almazsan… yarın pişmanlık fayda vermeyecek!

BÖLÜM 1: HZ. ÂDEM VE İLK TEVBE

1. AYET-İ KERİME

قَالَا رَبَّنا ظَلَمْنَآ اَنْفُسَنَا

(Dediler ki: Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik.)

وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

(Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.)

(A‘râf Suresi, 23. Ayet)

1. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ

(Günahtan tövbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibidir.)

(İbn Mâce, Zühd, 30)

2. AYET-İ KERİME

فَتَلَقّٰٓى اٰدَمُ مِنْ رَبِّه۪ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِۜ

(Derken Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı [onlarla tövbe etti]. Allah da onun tövbesini kabul etti.)

اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ

(Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.)

(Bakara Suresi, 37. Ayet)

2. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

لَلّٰهُ أَفْرَحُ بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ مِنْ أَحَدِكُمْ بِرَاحِلَتِهِ

(Allah, bir kulunun tövbe etmesine; birinizin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğundaki sevincinden daha çok sevinir.)

(Müslim, Tevbe, 1)

Nüzul Sebebi: İnsanın yaratılış gayesini ve fıtratındaki hata yapabilme meylini hatırlatmak; günah işlendiğinde ümitsizliğe düşmek yerine, Hz. Âdem gibi derhal ilahi rahmete sığınıp hatayı itiraf etmenin bir kurtuluş yolu olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir:İnsan hatasız değildir ancak insanı şeytandan ayıran fark tövbedir. Şeytan hata yaptı ve kibrinden dolayı ısrar etti; Âdem Aleyhisselam hata yaptı ama zilletle Rabbine döndü. "Biz kendimize zulmettik" itirafı, nefsi temize çıkarmamak tır. Allah’ın emrini terk etmek nefse zulümdür. Kurtuluş, bahanelerin arkasına saklanmak değil, samimi bir gözyaşıyla "Rabbim affet" diyebilmektir.

Sahabe Kıssası: Hz. Maiz Hazretleri, bir günah işlemişti. Vicdan azabıyla defalarca Peygamber Efendimiz S.a.v e gelerek; "Ya Resûlullah, beni temizle, ben hata ettim" dedi. Efendimiz S.a.v onu her defasında geri çevirip tövbeye yönlendirse de o, Hz. Âdem’in tövbe ruhunu kuşanarak ısrarla arınmak istedi. Sonunda Efendimiz S.a.v: "O öyle bir tövbe etti ki, bütün Medine halkına dağıtılsa hepsine yeterdi" buyurmuştur.

Kıssadan Hisse:

Günah değil, günahta ısrar helak eder.

Samimi bir itiraf, ilahi rahmeti coşturur.

Allah, hatasını itiraf eden kulu sever; kibriyle direneni ise huzurundan kovar.

BÖLÜM 2: HZ. NUH VE SABRIN GEMİSİ

3. AYET-İ KERİME

وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا

(Gözlerimizin önünde ve vahyimiz uyarınca gemiyi yap.)

وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

(Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme! Çünkü onlar suda boğulacaklardır.)

(Hûd Suresi, 37. Ayet)

3. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

مَثَلُ أَهْلِ بَيْتِي مَثَلُ سَفِينَةِ نُوحٍ

(Benim Ehl-i Beytim [ve yolum], Nuh'un gemisi gibidir.)

مَنْ رَكِبَهَا نَجَا وَمَنْ تَخَلَّفَ عَنْهَا غَرِقَ

(Ona binen kurtulur, ondan geri kalan ise boğulup helak olur.)

(Hâkim, Müstedrek, 3/163)

4. AYET-İ KERİME

فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ

(Nuh: "Rabbim! Şüphesiz ben yenik düştüm, bana yardım et/zafer ver!" diye nida etti.)

(Kamer Suresi, 10. Ayet)

4. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلÊيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

يُجَاءُ بِنُوحٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُقَالُ لَهُ: هَلْ بَلَّغْتَ؟ فَيَقُولُ: نَعَمْ يَا رَبِّ.

(Kıyamet günü Nuh getirilir ve ona: "Tebliğ ettin mi?" diye sorulur. O da: "Evet ya Rabbi," der.)

(Buhârî, Tefsir, 2/13)

Nüzul Sebebi: Mekke’de sayıca az olan ve çevresi tarafından alaya alınan müminlere; Hz. Nuh’un 950 yıl boyunca bitmek bilmeyen bir sabırla davasını anlattığını, neticenin her zaman Allah’a güvenenlerin lehine olacağını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Nuh’un sabrı, neticeye değil vazifeye odaklanmanın adıdır. O, insanlar dalga geçse de çölde gemi yaptı; çünkü emri Allah’tan almıştı. Bizim bugün inşa etmemiz gereken gemi; çocuklarımızı ve neslimizi haram tufanlarından koruyacak olan İslam ahlakıdır. Kurtuluş, çoğunluğun gittiği yolda değil, Allah’ın emrettiği gemidedir. Yarın tufan geldiğinde, bugün gemi inşa etmeyenlerin sığınacağı bir dağ olmayacaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Ammâr bin Yâsir Hazretleri, annesi ve babası gözlerinin önünde şehit edilirken bile dininden dönmedi. O, Nuh Aleyhisselam’ın sabrını kuşanmıştı. Etrafındaki müşriklerin alaylarına ve işkencelerine rağmen, gönlündeki iman gemisini asla terk etmedi.

Kıssadan Hisse:

Hak yolda az olmak, yanlış yolda kalabalık olmaktan daha değerlidir.

Sabır, sadece beklemek değil, Allah için gayret etmektir.

Allah’ın yardımı, kulun tüm esbabı tükettiği o samimi "Yenik düştüm" nidasındadır.

BÖLÜM 3: HZ. İBRAHİM VE TEVHİD ATEŞİ

5. AYET-İ KERİME

قُلْنَا يَا نَارُ كُون۪ي بَرْداً وَسَلَاماً عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ

(Biz dedik ki: "Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol!")

(Enbiyâ Suresi, 69. Ayet)

5. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

إِنَّ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلُ الرَّحْمَنِ

(Şüphesiz İbrahim, Rahman'ın halilidir [dostudur].)

(Buhârî, Fezâilü's-Sahâbe, 5)

6. AYET-İ KERİME

وَمَنْ اَحْسَنُ د۪يناً مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ

(İşini güzel yaparak kendini Allah’a veren kimseden daha güzel dinli kim vardır?)

وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفاًۜ

(Ve o, hanif olarak İbrahim’in dinine uymuştur.)

(Nisâ Suresi, 125. Ayet)

6. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

أَحَبُّ الدِّينِ إِلَى اللّٰهِ الْحَنِيفِيَّةُ السَّمْحَةُ

(Allah katında dinin en sevimlisi, müsamahakâr olan Hanifliktir.)

(Buhârî, Îmân, 29)

Nüzul Sebebi: Müşriklerin baskılarını artırdığı dönemde; Allah’ın her şeye kadir olduğunu, en büyük ateşlerin bile O’nun emriyle söneceğini ve zorbaların mutlaka hüsrana uğrayacağını hatırlatarak müminlere manevi bir güç aşılamak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: İbrahimî duruş; bütün dünya karşısında dursa bile "Rabbim bana yeter" diyebilme vakarıdır. O, putları kırmadan önce kalbindeki dünya sevgisini kırmıştı. Ateşe atılırken kendisine yardım teklif eden meleğe "Sana hayır, Rabbimin halimi bilmesi bana yeter" demesi, teslimiyetin zirvesidir. İnsan sadece Allah’a dost (Halil) olursa, dünya ateşleri ona gül bahçesi olur. Haniflik, her türlü sapkınlıktan yüz çevirip sadece Hakk'a yönelmek ve bu yolda bedel ödemeyi göze almaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Sümeyye Hazretleri, İslam'ın ilk şehididir. Müşrikler onu dininden dönmesi için ağır işkencelerle tehdit ettiğinde, o yaşlı haliyle Hz. İbrahim'in o sarsılmaz imanını kuşanmış ve canı pahasına tevhidden taviz vermemiştir. O vakarını 7. asrın Mekke'sine taşıyarak, modern zamanın İbrahimî duruşunu sergilemiştir.

Kıssadan Hisse:

Tevhid uğruna yanmayı göze alanı, Allah ateşte bile korur.

Teslimiyet, sonucunu düşünmeden Allah’ın emrine "evet" diyebilmektir.

Allah'a dost olanı, hiçbir ateş yakamaz.

BÖLÜM 4: HZ. İSMAİL VE KURBANİYYET

7. AYET-İ KERİME

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪يٓ اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪يٓ اَذْبَحُكَ

(Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğulcuğum! Ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum," dedi.)

فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَآ اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۖ

(İsmail dedi ki: "Babacığım! Sana emrolunanı yap!")

(Sâffât Suresi, 102. Ayet)

7. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

مَا عَمِلَ آدَمِيٌّ مِنْ عَمَلٍ يَوْمَ النَّحْرِ أَحَبَّ إِلَى اللّٰهِ مِنْ إِهْرَاقِ الدَّمِ

(Âdemoğlu kurban bayramı günü, kan akıtmaktan [kurban kesmekten] daha sevimli bir iş yapmamıştır.)

(Tirmizî, Edâhî, 1)

8. AYET-İ KERİME

سَتَجِدُن۪يٓ اِنْ شَآءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ

(İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.)

(Sâffât Suresi, 102. Ayet)

8. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

أَنَا ابْنُ الذَّبِيحَيْنِ

(Ben iki kurbanlığın [İsmail ve babam Abdullah'ın] oğluyum.)

(Hâkim, Müstedrek, 2/604)

Nüzul Sebebi: Kurbanın aslında bir can almak değil, Allah’a yakınlaşmak (kurbiyet) ve O’nun rızası için en sevdiğinden vazgeçebilme iradesi olduğunu ders vermek; teslimiyetin nesilden nesile nasıl aktarılması gerektiğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: İsmail Aleyhisselam, "teslimiyetin evlat hali"dir. Allah’ın emri gelmişse, orada akıl durur, iman konuşur. Kurban, aslında boğazlanan bir hayvan değil; kalbimizdeki dünya sevgisi, evlat tutkusu ve "benim" dediğimiz her şeyin Allah yolunda feda edilmesidir. Hz. İbrahim en sevdiğiyle imtihan edildi, Hz. İsmail ise canıyla. Mesele kan akıtmak değil, o kanın akıtılmasına sebep olan takvaya ulaşmaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Talha Hazretleri, kendisine en sevimli gelen "Beyruhâ" bahçesini, "Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe eremezsiniz" ayeti nazil olunca hiç tereddüt etmeden gelip Peygamber Efendimiz S.a.v’e teslim etmiştir. O, Hz. İsmail’in canıyla yaptığı teslimiyeti malıyla yaparak kurban ruhunu yaşatmıştır.

Kıssadan Hisse:

Gerçek iman; canı, evladı, her şeyi Allah için feda edebilmektir.

Allah için feda edilen hiçbir şey kayıp değildir, ebedileşmiştir.

Teslim olan selamet bulur.

BÖLÜM 5: HZ. YUSUF VE İFFET KALESİ

9. AYET-İ KERİME

قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪يٓ اِلَيْهِۚ

(Yusuf dedi ki: "Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettikleri şeyden [günahtan] daha sevimlidir.")

(Yusuf Suresi, 33. Ayet)

9. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

مَنْ يَضْمَنْ لِي مَا بَيْنَ لَحْيَيْهِ وَمَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ أَضْمَنْ لَهُ الْجَنَّةَ

(Kim bana iki çenesi arasındaki dilini ve iki bacağı arasındaki iffetini korumayı garanti ederse, ben de ona cenneti garanti ederim.)

(Buhârî, Rikâk, 23)

10. AYET-İ KERİME

وَمَآ اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ

(Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettikleri hariç, hayli hayli kötülüğü emreder.)

(Yusuf Suresi, 53. Ayet)

10. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

لَا يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهُوَ مُؤْمِنٌ

(Zina eden kişi, zina ettiği sırada [kâmil bir] mümin olarak zina etmez.)

(Buhârî, Mezâlim, 30)

Nüzul Sebebi: Mekke'de nefisleriyle ve çevrenin baskısıyla imtihan edilen müminlere; Hz. Yusuf'un saraydaki saltanatı değil, zindandaki iffeti tercih ederek nasıl gerçek hürriyete ulaştığını anlatmak ve her türlü iftiraya karşı sabrın sonunun selamet olduğunu müjdelemek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Yusuf için zindan, Allah ile beraber olduğu için dışarıdaki günah dolu hayattan daha özgür bir mekandı. İffet, müminin en sarsılmaz kalesidir; o kale düşerse ruh esir olur. İnsan nefsi her zaman kötülüğe meyyaldir; kurtuluş ancak Allah’ın rahmetine sığınmak ve "Hayır, ben Allah’tan korkarım" diyebilmektedir. Günaha düşmektense zindana düşmeyi, bedeli ne olursa olsun onuruyla yaşamayı seçenler, Yusufî bir ahlakın varisleridir.

Sahabe Kıssası: Hz. Mus'ab bin Umeyr Hazretleri, Mekke'nin en zengin ve en yakışıklı genciydi. İslam’ı seçince ailesi onu her şeyden mahrum bıraktı, hapse mahkûm etti. Ancak o, Hz. Yusuf'un iffet ve sabrını kuşanarak her türlü dünyalık teklifi ve nefsi arzuyu elinin tersiyle itmiş, "Rabbim bana yeter" diyerek Medine’nin muallimi olmuştur.

Kıssadan Hisse:

Günaha düşmektense zindana (darlığa) düşmeyi tercih eden kurtulur.

İffet, en büyük zenginlik ve müminin en şerefli ziynetidir.

Nefsine galip gelen, dünyaya galip gelir.

BÖLÜM 6: HZ. MUSA VE HAK İLE BATILIN SAVAŞI

11. AYET-İ KERİME

قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ

(Musa dedi ki: "Hayır, asla! Rabbim şüphesiz benimle beraberdir. O bana yol gösterecektir.")

(Şuarâ Suresi, 62. Ayet)

11. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ عَدْلٍ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ

(Cihadın en faziletlisi, zalim bir sultanın karşısında adaleti/hakkı söylemektir.)

(Ebû Dâvûd, Melâhim, 17)

12. AYET-İ KERİME

وَقَالَ مُوسٰى يَا فِرْعَوْنُ اِنّ۪ي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

(Musa: "Ey Firavun! Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin gönderdiği bir elçiyim," dedi.)

(A‘râf Suresi, 104. Ayet)

12. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلÊيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

نَحْنُ أَوْلَى بِمُوسَى مِنْكُمْ

(Biz [Müslümanlar], Musa’ya sizden [Yahudilerden] daha yakınız.)

(Buhârî, Savm, 69)

Nüzul Sebebi: Mekke’de sayıca az olan ve müşriklerin baskısı altında endişe taşıyan müminlere; Hz. Musa’nın önünde deniz, arkasında Firavun varken gösterdiği o sarsılmaz imanı hatırlatarak, Allah’a dayananın asla yolda kalmayacağını ve batılın mutlaka boğulacağını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Musa Aleyhisselam’ın kıssası, imkânsızlıklar içinde imanı kuşanmanın destanıdır. Firavun’un ordusu ve koca deniz arasında sıkışmak zahiren bir bitiştir; ama iman gözüyle bakınca ilahi yardımın tam vaktidir. "Rabbim benimle" diyebilen bir kul için sular yol olur. Firavunlar ne kadar güçlü görünürse görünsün, Allah’ın "ol" demesiyle bir su damlasında boğulmaya mahkûmdurlar. Hakiki cihad, güce değil Hakk'a teslim olmaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Cafer bin Ebî Tâlib Hazretleri, Habeşistan Necâşî’sinin huzuruna çıktığında; müşrik elçilerin her türlü baskı ve tehdidine rağmen geri adım atmamış, Hz. Musa’nın Firavun karşısındaki vakarını kuşanarak İslam'ın hakikatlerini haykırmıştır. O'nun bu duruşu sayesinde müminler bir hicret yurdu kazanmıştır.

Kıssadan Hisse:

İmkânsız görünen her şey, Allah’ın emriyle mümkündür.

Kalbindeki Firavun’u (kibri) yenemeyen, dünyadaki Firavunlara galip gelemez.

Asayı vurmak (gayret) kuldan, denizi yarmak (zafer) Allah'tandır.

BÖLÜM 7: HZ. EYYUB VE SABRIN ŞİFASI

13. AYET-İ KERİME

وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ

(Eyyub’u da an. Hani o Rabbine: "Başıma bir bela geldi; Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin," diye nida etmişti.)

(Enbiyâ Suresi, 83. Ayet)

13. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

أَشَدُّ النَّاسِ بَلَاءً الْأَنْبِيَاءُ ثُمَّ الْأَمْثَلُ فَالْأَمْثَلُ

(İnsanların belası/imtihanı en ağır olanları peygamberlerdir, sonra onlara en yakın olanlar, sonra da diğerleridir.)

(Tirmizî, Zühd, 57)

14. AYET-İ KERİME

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ

(Biz de onun duasını kabul ettik ve başındaki derdi/hastalığı giderdik.)

(Enbiyâ Suresi, 84. Ayet)

14. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

مَا يُصِيبُ الْمُسْلِمَ مِنْ نَصَبٍ وَلَا وَصَبٍ... إِلَّا كَفَّرَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ خَطَايَاهُ

(Müslümanın başına gelen hiçbir yorgunluk, hastalık ve keder yoktur ki, Allah bununla onun günahlarını bağışlamasın.)

(Buhârî, Mardâ, 1)

Nüzul Sebebi: Hastalık, fakirlik veya kayıplarla imtihan edilen; "Neden ben?" sorusuna nefsen meyleden müminlere; Allah’ın en sevdiği kullarının bile ağır imtihanlardan geçtiğini ve sonunda sabırla nasıl bir selamete erdiklerini göstererek moral vermek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Eyyub’un sabrı, halinden şikâyet etmeden zikrullahı korumaktır. O, sağlığını ve malını kaybettiğinde bile "Rabbim bana bu bedeni veren Sensin, alacak olan da Sensin" diyerek teslimiyet göstermiştir. Sabır, sadece beklemek değil, acının içinde rızayı bulmaktır. Musibetler, mümini günahlarından arındıran bir "temizlik banyosu" gibidir. Allah kulunu bazen darlığa sokar ki, kul O’ndan başka sığınılacak yer olmadığını tam manasıyla anlasın. Şifa, ancak "Ey merhametlilerin en merhametlisi" diyerek acziyetini itiraf edene gelir.

Sahabe Kıssası: Hz. Ümmü Umâre Hazretleri, Uhud Savaşı’nda vücuduna on iki yerinden ağır yaralar almıştı. Yaraları çok ağır olmasına rağmen o, acısını dert etmeyip Efendimiz S.a.v’i korumaya devam etti. Efendimiz S.a.v onun bu sabrına hayran kalarak ona ve ailesine cennette kendisine komşu olmaları için dua etmiştir. O, Eyyub Aleyhisselamın sabrını Uhud meydanında bir zırh gibi kuşanmıştır.

Kıssadan Hisse:

Sabır, kulun Allah’a en yakın olduğu imtihan makamıdır.

Şikâyet etmek sabrı tüketir, hamd etmek ise rahmeti celbeder.

En dar an, ferahlığın fışkıracağı andır.

BÖLÜM 8: HZ. YUNUS VE KARANLIKTAKİ NİDA

15. AYET-İ KERİME

فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ اَنْ لَآ اِلٰهَ اِلَّآ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ

(Sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Şüphesiz ben zalimlerden oldum," diye nida etti.)

(Enbiyâ Suresi, 87. Ayet)

15. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

دَعْوَةُ ذِي النُّونِ... لَمْ يَدْعُ بِهَا رَجُلٌ مُسْلِمٌ فِي شَيْءٍ قَطُّ إِلَّا اسْتَجَابَ اللّٰهُ لَهُ

(Zünnûn’un [Yunus'un] duasıyla dua eden hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah onun duasını kabul etmesin.)

(Tirmizî, Deavât, 81)

16. AYET-İ KERİME

فَاسْتَجَبْنَا لَهُۙ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّۜ وَكَذٰلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِن۪ينَ

(Biz de onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz müminleri böyle kurtarırız.)

(Enbiyâ Suresi, 88. Ayet)

16. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

لَا يَنْبَغِي لِعَبْدٍ أَنْ يَقُولَ: أَنَا خَيْرٌ مِنْ يُونُسَ بْنِ مَتَّى

(Hiçbir kula; "Ben, Yunus bin Matta'dan daha hayırlıyım" demek yakışmaz.)

(Buhârî, Tefsir, 6/4)

Nüzul Sebebi: Hz. Yunus’un sabırsızlık göstererek görev yerini terk etmesi ve ardından balığın karnında hapsolması üzerine; en karanlık ve çaresiz anlarda bile kurtuluşun ancak samimi bir itiraf ve tövbe ile mümkün olduğunu öğretmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Karanlıklar", sadece denizin dibi değil; kederin, pişmanlığın ve ümitsizliğin karanlığıdır. Yunus Aleyhisselam balığın karnındayken faturayı başkasına kesmedi; "Ben zalimlerden oldum" diyerek kendi nefsini suçladı. Kurtuluş, aynaya bakıp nefsin acziyetini itiraf etmektedir. Kul ne zaman kendi hiçliğini anlar ve Allah’ın yüceliğine sığınırsa, balık (sorunlar) onu selamete çıkaracak bir gemiye dönüşür. Ayetin sonunda "İşte müminleri böyle kurtarırız" buyurulması, bu yolun kıyamete kadar tüm müminlere açık bir kapı olduğunu gösterir.

Sahabe Kıssası: Tebük Seferi'ne mazeretsiz katılmayan Ka’b bin Mâlik Hazretleri, yalan söyleyip kurtulmak yerine Hz. Yunus’un o şerefli sıdkını kuşanarak; "Ya Resûlullah, hiçbir mazeretim yoktu" demiştir. Elli gün süren o ağır boykotun ve ruhsal karanlığın sonunda, tıpkı Hz. Yunus gibi, Allah’ın affına ve selametine mazhar olmuştur.

Kıssadan Hisse:

En karanlık an, en samimi dönüşün başlangıcıdır.

Tövbe, insanı kendi nefsinin zindanından kurtaran bir anahtardır.

Başkasını suçlamayı bırakıp "Ben hatayım" diyebilen affolunur.

BÖLÜM 9: HZ. İSA VE MUCİZELERİN HAKİKATİ

17. AYET-İ KERİME

وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۚ

(Allah ona [İsa'ya] yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek.)

(Âl-i İmrân Suresi, 48. Ayet)

17. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

أَنَا أَوْلَى النَّاسِ بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ

(Ben, dünyada da ahirette de Meryem oğlu İsa'ya insanların en yakın olanıyım.)

(Buhârî, Enbiyâ, 48)

18. AYET-İ KERİME

وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْيِي الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِۚ

(Allah’ın izniyle körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim.)

(Âl-i İmrân Suresi, 49. Ayet)

18. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلÊيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

الْأَنْبِيَاءُ إِخْوَةٌ لِعَلَّاتٍ، أُمَّهَاتُهُمْ شَتَّى وَدِينُهُمْ وَاحِدٌ

(Peygamberler, babaları bir, anneleri ayrı kardeştirler; dinleri ise birdir.)

(Müslim, Fezâil, 145)

Nüzul Sebebi: Hz. İsa Aleyhisselam’ın babasız dünyaya gelmesiyle başlayan o mucizevi hayatında; ilmin ve hikmetin ne kadar yüce birer lütuf olduğunu, peygamberliğin sadece mucizelerden değil, derin bir bilgi ve hikmetten ibaret olduğunu beyan etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Peygamberler sadece birer elçi değil, aynı zamanda muazzam bir ilim ve hikmet pınarıdırlar. İsa Aleyhisselam’a verilen ölüleri diriltme mucizesi, aslında kalpleri manen ölmüş bir topluma "Allah'ın izniyle" gelen bir hayat aşısıdır. Ayette ısrarla vurgulanan "Allah'ın izniyle" ifadesi, mucizenin kaynağının kul değil, Halık olduğunu gösterir. Mümin için asıl mucize; bedenin dirilmesi değil, vahiyle ruhun dirilmesidir. İlim ve hikmet, maddeyi ve manayı birleştiren bir nurdur.

Sahabe Kıssası: Hz. Selmân-ı Fârisî Hazretleri, hakikati bulmak için ateşperestlikten Hristiyanlığa, oradan da İslam’a uzanan bir yolculuk yapmıştı. O, Hz. İsa’nın müjdelediği son Peygamberi bulduğunda; peygamberlerin aslında tek bir binanın tuğlaları gibi olduğunu ve birbirlerini tasdik ettiklerini bizzat yaşayarak görmüştü.

Kıssadan Hisse:

Mucize peygamberden değil, Allah’tandır; mesele görmek değil, inanmaktır.

Vahiyle dirilmeyen kalp, yaşayan bir ölüden farksızdır.

Hikmet, müminin yitik malıdır; nerede bulursa almalıdır.

BÖLÜM 10: HZ. MUHAMMED (S.A.V) VE SON DAVET

19. AYET-İ KERİME

وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ

(Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.)

(Enbiyâ Suresi, 107. Ayet)

19. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

إِنَّمَا بُعِثْتُ لِأُتَمِّمَ مَكَارِمَ الْأَخْلَاقِ

(Ben, ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.)

(Muvatta, Hüsnü’l-Huluk, 8)

20. AYET-İ KERİME

مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَآ اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيّ۪نَۜ

(Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.)

(Ahzâb Suresi, 40. Ayet)

20. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

بُدِئَ الْإِسْلَامُ غَرِيبًا، وَسَيَعُودُ كَمَا بُدِئَ غَرِيبًا

(İslam garip başladı, başladığı gibi yine garip [yalnız/sahipsiz] dönecektir.)

فَطُوبٰى لِلْغُرَبَاءِ

(Ne mutlu o gariplere!)

(Müslim, Îmân, 232)

Nüzul Sebebi: Peygamberler zincirinin son halkası olarak gönderilen Efendimiz S.a.v’in davasının evrenselliğini; onun sadece bir kavme değil tüm insanlığa rahmet olduğunu ve ahlakın zirvesini temsil ettiğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Efendimiz S.a.v "Hatemü'l-Enbiya"dır. O'ndan sonra başka vahiy gelmeyecektir. O, yaşayan bir Kur'an'dır. O'nun rahmeti sadece insanları değil, hayvanları ve tabiatı da kuşatır. İslam'ın "garip" kalması, taraftarının az olması değil, değerlerinin hayatın dışına itilmesidir. Bu gariplik vaktinde, her şeye rağmen O'nun ahlakını kuşananlar, peygamberlerin gerçek varisleridir. Hak yolunun yolcusu bazen yalnız kalır ama Allah ile beraber olduğu için asla sahipsiz değildir.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Bekir Hazretleri, Efendimiz S.a.v vefat ettiğinde sarsılan ümmete şu ayeti okumuştu: "Muhammed ancak bir elçidir " O, davanın şahıslara değil baki olan Allah'a bağlı olduğunu hatırlatarak, son peygamberin emanetini kıyamete kadar sürecek olan sadakat silsilesine bağlamıştır.

Kıssadan Hisse:

Efendimiz'e (S.a.v) ümmet olmak, O'nun ahlakını bir elbise gibi giymeyi gerektirir.

Din, güzel ahlaktan ibarettir.

Hak yolda garipliğe talip olan, cennette peygambere komşu olur.

BÖLÜM 11: HZ. ŞUAYB VE TİCARETTE ADALET

21. AYET-İ KERİME

وَيَا قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ بِالْقِسْطِ

(Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın.)

وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَآءَهُمْ

(İnsanların haklarını/eşyalarını eksiltmeyin.)

(Hûd Suresi, 85. Ayet)

21. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا

(Bizi aldatan, bizden değildir.)

(Müslim, Îmân, 164)

22. AYET-İ KERİME

بَقِيَّتُ اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ

(Eğer mümin iseniz, Allah'ın bıraktığı helal kazanç sizin için daha hayırlıdır.)

(Hûd Suresi, 86. Ayet)

22. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلÊيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

إِنَّ اللّٰهَ طَيِّبٌ لَا يَقْبَلُ إِلَّا طَيِّبًا

(Allah tayyibdir [temizdir], ancak temiz olanı kabul eder.)

(Müslim, Zekât, 65)

Nüzul Sebebi: Medyen halkının ticarette hile yapmayı bir maharet sayması, ölçü ve tartıda adaletsizliği normalleştirmesi üzerine; iktisadi hayatın sadece bir kazanç kapısı değil, aynı zamanda büyük bir imtihan sahası olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Şuayb’ın davası, Müslümanlığın sadece camide değil, pazarda da devam etmesi gerektiğidir. "İnsanların haklarını eksiltmek" sadece terazide hile yapmak değil, emeğin karşılığını vermemek, kalitesiz malı kusurunu gizleyerek satmaktır. Allah’ın bıraktığı helal kazanç (bakiye), haramla biriken koca servetlerden çok daha bereketlidir. Namazı secdede bırakanın ticareti, tartısı bozuk olanın ahireti hüsrandır. Mümin, dürüstlüğüyle pazarda güvenin adı olan kişidir.

Sahabe Kıssası: Hz. Ömer Hazretleri halife iken pazarları bizzat denetlerdi. Bir gün süt satan bir kadının, kızına "Süte su kat" dediğini, kızın ise "Ömer görmese de Allah görüyor" diyerek reddettiğini duyunca gözyaşlarını tutamamıştır. O genç kız, Hz. Şuayb’ın ticaret ahlakını asr-ı saadete taşıyan bir dürüstlük abidesi olmuştur.

Kıssadan Hisse:

Kul hakkı ile Allah’ın huzuruna çıkmak, en büyük manevi iflastır.

Helal rızık, duanın kabulüne en büyük vesiledir.

Dürüst tüccar, mahşerde peygamberlerle haşrolacaktır.

BÖLÜM 12: HZ. LOKMAN VE HİKMETLİ ÖĞÜTLER

23. AYET-İ KERİME

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ

(Andolsun biz Lokman’a: "Allah’a şükret!" diyerek hikmet verdik.)

(Lokman Suresi, 12. Ayet)

23. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

رَأْسُ الْحِكْمَةِ مَخَافَةُ اللّٰهِ

(Hikmetin başı Allah korkusudur.)

(Beyhakî, Şuabü’l-İmân, 1/470)

24. AYET-İ KERİME

يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ

(Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış.)

(Lokman Suresi, 17. Ayet)

24. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلÊيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ

(Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz.)

(Buhârî, Cum'a, 11)

Nüzul Sebebi: Evlat terbiyesinin temel esaslarını belirlemek ve bir babanın çocuğuna verebileceği en büyük mirasın mal-mülk değil, Allah korkusu ve güzel ahlak olduğunu ders vermek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hikmet, eşyanın hakikatini kavramak ve her şeyi yerli yerine koymaktır. Hz. Lokman’ın oğluna ilk nasihati "şükür" ve "namaz"dır; çünkü Allah ile bağı kopuk olanın insanlarla bağı da çürüktür. "İyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmek", bir toplumun hayatta kalma refleksidir. Müslüman sadece kendi kurtuluşunu düşünen değil, evladını ve çevresini de ateşten korumaya çalışan sorumlu bir şahsiyettir. Hikmetli insan, her adımında Allah’ın muradını gözetendir.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Ayyûb el-Ensârî Hazretleri, ilerlemiş yaşına rağmen İstanbul surlarına kadar gelmişti. "Namazı kıl ve iyiliği emret" düsturunu hayatının son nefesine kadar taşıdı. O, Hz. Lokman’ın öğüdündeki "başına gelene sabret" emrini bizzat yaşayarak, uzak diyarlarda İslam’ın nurunu yaymaya çalışmıştır.

Kıssadan Hisse:

Evlada bırakılacak en büyük servet, İslam ahlakıdır.

Hikmetli insan, az konuşup çok amel edendir.

Namaz, bütün hayırların ve hikmetlerin anahtarıdır.

BÖLÜM 13: HZ. DAVUD VE GÜÇ İLE İBADETİN BİRLİĞİ

25. AYET-İ KERİME

وَقَتَلَ دَاوُدُ جَالُوتَ وَاٰتٰيهُ اللّٰهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ

(Davud, Câlût’u öldürdü. Allah da ona hükümdarlık ve hikmet verdi.)

وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَآءُۜ

(Ona dilediği şeylerden de öğretti.)

(Bakara Suresi, 251. Ayet)

25. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

أَحَبُّ الصَّلَاةِ إِلَى اللّٰهِ صَلَاةُ دَاوُدَ

(Allah katında namazın en sevimlisi, Davud'un namazıdır.)

وَأَحَبُّ الصِّيَامِ إِلَى اللّٰهِ صِيَامُ دَاوُدَ

(Orucun en sevimlisi de Davud'un orucudur.)

(Buhârî, Teheccüd, 7)

26. AYET-İ KERİME

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُدَ مِنَّا فَضْلاًۜ يَا جِبَالُ اَوِّب۪ي مَعَهُ وَالطَّيْرَۚ

(Andolsun biz Davud'a tarafımızdan bir lütuf verdik: "Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin" dedik.)

وَاَلَنَّا لَهُ الْحَد۪يدَۙ

(Ve demiri onun için yumuşattık.)

(Sebe’ Suresi, 10. Ayet)

26. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ

(Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir.)

وَإِنَّ نَبِيَّ اللّٰهِ دَاوُدَ كَانَ يَأْكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ

(Allah'ın nebisi Davud da elinin emeğini yerdi.)

(Buhârî, Büyû‘, 15)

Nüzul Sebebi: Görünürde zayıf olanın, Allah’ın yardımıyla en güçlü zalimleri (Câlût) bile devirebileceğini; maddiyatın maneviyat karşısında diz çökeceğini ve bir hükümdarın hem çok güçlü hem de çok abid olabileceğini göstermek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Davud kıssası bize gücün nasıl yönetileceğini öğretir. O, demiri hamur gibi yoğuran bir sanatkâr, orduları yöneten bir kumandandı; ama aynı zamanda dağlarla ve kuşlarla birlikte Allah’ı zikreden bir gönül eriydi. Güçlü olmak, Allah’tan uzaklaşmak için mazeret değildir. O, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi; gecenin yarısında kalkar ibadet ederdi. Bize öğretilen şudur: Dünya elinizde olsun ama kalbinize girmesin. Elin emeğiyle geçinmek, peygamberî bir vakar ve şereftir.

Sahabe Kıssası: Hz. Ali Efendimiz, savaş meydanında Hz. Davud gibi bir aslan, seccade başında ise bir derviş gibiydi. Bir gün bir müşriği tam öldürecekken yüzüne tükürülmesi üzerine kılıcı bırakmış, "Nefsim için değil, Allah için vuruşuyorum" demiştir. O, Hz. Davud’un güç ve ihlas dengesini bizzat hayatına nakşetmiştir.

Kıssadan Hisse:

En büyük güç, ibadetle beslenen ve Allah korkusuyla dizginlenen ruhtur.

Zafer sayıca çoklukla değil, sarsılmaz bir imanla kazanılır.

Alın teriyle kazanılan az, haramla biriken çoktan üstündür.

BÖLÜM 14: HZ. SÜLEYMAN VE ŞÜKRÜN SALTANATI

27. AYET-İ KERİME

وَوَهَبْنَا لِدَاوُدَ سُلَيْمٰنَۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌۜ

(Biz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. O ne güzel kuldu! Çünkü o, her zaman Allah’a yönelirdi.)

(Sâd Suresi, 30. Ayet)

27. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

لَوْ أَنَّكُمْ تَوَكَّلُونَ عَلَى اللّٰهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا يَرْزُقُ الطَّيْرَ

(Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı.)

(Tirmizî, Zühd, 33)

28. AYET-İ KERİME

رَبِّ اَوْزِعْن۪يٓ اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪يٓ اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ

(Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi bana ilham et.)

وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ

(Ve razı olacağın salih ameller işlememi sağla.)

(Neml Suresi, 19. Ayet)

28. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

انْظُرُوا إِلَى مَنْ هُوَ أَسْفَلَ مِنْكُمْ وَلَا تَنْظُرُوا إِلَى مَنْ هُوَ فَوْقَكُمْ

(Sizden daha aşağıda olanlara [dünyalıkça] bakın, sizden yukarıda olanlara bakmayın.)

فَهُوَ أَجْدَرُ أَنْ لَا تَزْدَرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ

(Zira bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini küçük görmemeniz için daha uygundur.)

(Müslim, Zühd, 9)

Nüzul Sebebi: Saltanatın ve zenginliğin kulu Allah’tan uzaklaştırmaması gerektiğini; aksine nimet arttıkça secdenin ve şükrün de artması gerektiğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Süleyman, kuşların dilinden rüzgârın emrine kadar her şeye hakimdi. Ancak o, tüm bu muazzam mülkü "Ben kazandım" demedi, "Rabbimin bir lütfudur" dedi. Şükür, sadece dilde bir kelime değil, sahip olunan her imkânı Allah’ın razı olacağı işlerde kullanmaktır. Süleyman Aleyhisselam bize şunu öğretir: Maddi imkânlar birer amaç değil, Allah’a giden yolda birer araçtır. Gerçek hükümdarlık, mülke sahip olmak değil, mülkün esiri olmamaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Abdurrahman bin Avf Hazretleri, Medine'nin en zenginlerinden biriydi. Bir gün büyük bir kervanı şehre girdiğinde, Hz. Âişe annemizin "Zenginler cennete emekleyerek girer" hadisini hatırlatması üzerine; "Eğer gücüm yetse oraya koşarak girerim" demiş ve bütün kervanını Allah yolunda infak etmiştir. O, Süleyman Aleyhisselam’ın mülk ahlakını asr-ı saadette yaşatmıştır.

Kıssadan Hisse:

Nimet, şükredilirse rahmet; nankörlük edilirse zahmet olur.

Dünyalıkta kendinden aşağıdakine bakan huzur bulur.

Gerçek zenginlik, malın çokluğu değil, gönlün tokluğudur.

BÖLÜM 15: HZ. ZEKERİYA VE HZ. YAHYA – ÜMİT VE AZİM

29. AYET-İ KERİME

هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُۚ قَالَ رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةًۚ

(Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana katından tertemiz bir nesil lütfet," dedi.)

اِنَّكَ سَم۪يعُ الدُّعَآءِ

(Şüphesiz Sen duayı hakkıyla işitensin.)

(Âl-i İmrân Suresi, 38. Ayet)

29. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

لَا يَرُدُّ الْقَضَاءَ إِلَّا الدُّعَاءُ

(Kaderi ancak dua geri çevirir.)

وَلَا يَزِيدُ فِي الْعُمْرِ إِلَّا الْبِرُّ

(Ömrü ise ancak iyilik artırır.)

(Tirmizî, Kader, 6)

30. AYET-İ KERİME

يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ

(Ey Yahya! Kitab’a kuvvetle sarıl!)

وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيّاًۙ

(Henüz çocuk iken biz ona hikmet ve hüküm verdik.)

(Meryem Suresi, 12. Ayet)

30. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّ َ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

مَنْ قَرَأَ الْقُرْآنَ فَلْيَسْأَلِ اللّٰهَ بِهِ

(Kim Kur'an okursa, onunla Allah'tan [hidayet ve yardım] istesin.)

فَإِنَّهُ سَيَجِيءُ أَقْوَامٌ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ يَسْأَلُونَ بِهِ النَّاسَ

(Zira ileride Kur'an okuyan ama onunla insanlardan bir şeyler isteyen topluluklar gelecektir.)

(Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 20)

Nüzul Sebebi: Sebeplerin tükendiği, yaşın ilerlediği durumlarda bile Allah’tan ümit kesilmemesi gerektiğini; ihlaslı bir duanın ve vahye sadakatin insanı nasıl yüce makamlara eriştireceğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Zekeriya Aleyhisselam’ın duası, "imkânsız" görünenin Allah katında "kolay" olduğunun ispatıdır. O, ihtiyarlamış haliyle bile "tertemiz bir nesil" derdindeydi. Hz. Yahya ise daha çocuk yaşta "Kitab’a kuvvetle sarılma" emrini almıştı. Bu emir bize şunu söyler: Vahiy, sadece bir bilgi yığını değil, yaşanması ve hayatın merkezine kararlılıkla konulması gereken ilahi bir güçtür. Kim Kur'an'ı dünyalık için değil, Allah'ın rızası için okur ve onunla hayat bulursa, o kimse Yahya Aleyhisselam gibi hikmetle rızıklandırılır.

Sahabe Kıssası: Hz. Zekeriya’nın duasına benzer bir ihlasla; yaşlı ve gözleri görmez bir haldeyken bile ilim ve tebliğden kopmayan Hz. Abdullah bin Ümmü Mektûm Hazretleri, Peygamberimiz savaşa gittiğinde Medine’de ondan fazla kez imamlık yapmıştır. O, fiziksel engellerine rağmen vahiyle dirilmiş ve Hz. Yahya’nın o sarsılmaz azmini Medine sokaklarına taşımıştır.

Kıssadan Hisse:

Dua, kulun Allah ile arasındaki en güçlü köprüdür; hiçbir engel duanın gücünü kıramaz.

Vahye gevşeklikle değil, Yahya Aleyhisselam gibi kuvvetle sarılmak gerekir.

Hayırlı evlat, yaşlılıkta bile bitmeyen bir şükür sebebidir.

BÖLÜM 16: HZ. İDRİS VE DOĞRULUĞUN YÜCELİĞİ

31. AYET-İ KERİME

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْر۪يسَ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقاً نَبِيّاًۙ

(Kitap’ta İdris’i de an; şüphesiz o, çok sadık bir peygamberdi.)

وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً عَلِيّاً

(Biz onu yüksek bir makama yücelttik.)

(Meryem Suresi, 56-57. Ayetler)

31. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

عَلَيْكُمْ بِالصِّدْقِ فَإِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إِلَى الْبِرِّ

(Size doğruluktan ayrılmamayı tavsiye ederim. Zira doğruluk iyiliğe götürür.)

وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إِلَى الْجَنَّةِ

(İyilik de cennete götürür.)

(Buhârî, Edeb, 69)

32. AYET-İ KERİME

وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِدْر۪يسَ وَذَا الْكِفْلِۜ كُلٌّ مِنَ الصَّابِر۪ينَۙ

(İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de an. Onların her biri sabredenlerdendi.)

(Enbiyâ Suresi, 85. Ayet)

32. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

إِنَّ الصِّدْقَ طُمَأْنِينَةٌ وَإِنَّ الْكَذِبَ رِيبَةٌ

(Şüphesiz doğruluk gönül huzuru/huzurdur, yalan ise şüphe ve endişedir.)

(Tirmizî, Kıyâmet, 60)

Nüzul Sebebi: Doğruluğun (sıdk) ve sabrın, insanı sadece dünyada değil, Allah katında da en yüksek makamlara (mekân-ı aliyy) ulaştıracağını beyan etmek; kalemle yazı yazan ve dürüstlüğüyle bilinen ilk peygamberlerden Hz. İdris’i müminlere örnek göstermek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. İdris, "Sıddîk" sıfatıyla anılır. Sıdk, sadece dilde doğru söylemek değil, kalp ile dilin, öz ile sözün bir olmasıdır. O, iğneyi her batırışında tesbih eden, kalemini Allah için oynatan bir peygamberdi. Kim hayatını doğruluk üzerine inşa ederse, Allah onun adını ve makamını hem melekler arasında hem de insanlar arasında yüceltir. Yalan ise kalbi karartan, huzuru kaçıran bir prangadır. Mümin, her ne pahasına olursa olsun doğruluktan ayrılmayan, sabırla Hakk'ın rızasına yürüyen kişidir.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Bekir Hazretleri, Mirâç hadisesinde herkes şüpheye düşerken "O (S.a.v) söylüyorsa doğrudur" diyerek "Sıddîk" makamına erişmiştir. O, Hz. İdris’in sıdk ahlakını bu ümmet içinde en kâmil manada temsil etmiş ve doğruluğun insanı nasıl "Mekân-ı Aliyy"e, yani cennetin yüksek mevkilerine taşıyacağını göstermiştir.

Kıssadan Hisse:

Sadakatle yürüyen, selametle ulaşır.

Allah, doğru kullarının şanını her iki cihanda da yüceltir.

Doğruluk huzur, yalan ise huzursuzluk kaynağıdır.

BÖLÜM 17: HZ. SALİH VE EMANETE RİAYET

33. AYET-İ KERİME

هٰذِه۪ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ ف۪يٓ اَرْضِ اللّٰهِ

(İşte şu, Allah’ın devesi sizin için bir mucizedir. Onu bırakın, Allah’ın arzında yesin.)

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَر۪يبٌ

(Ona bir kötülükle dokunmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.)

(Hûd Suresi, 64. Ayet)

33. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

لَا إِيمَانَ لِمَنْ لَا أَمَانَةَ لَهُ

(Emanete riayet etmeyenin imanı [kâmil] değildir.)

وَلَا دِينَ لِمَنْ لَا عَهْدَ لَهُ

(Sözünde durmayanın da dini [kâmil] değildir.)

(Müsned-i Ahmed, 3/135)

34. AYET-İ KERİME

وَاذْكُرُوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَآءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ

(Hatırlayın ki Allah, Âd kavminden sonra sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzüne yerleştirdi.)

(A‘râf Suresi, 74. Ayet)

34. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلÊيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

اتَّقُوا اللّٰهَ فِي هٰذِهِ الْبَهَائِمِ الْمُعْج َةِ

(Şu dilsiz hayvanlar hakkında Allah'tan korkun!)

(Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)

Nüzul Sebebi: Taşları oyup saraylar yapacak kadar güçlenen Semûd kavminin, kendilerine emanet edilen bir canlıya zulmederek azgınlaşması üzerine; gücün şımarttığı insanı bekleyen tehlikeleri ve ilahi emanetlere karşı sorumluluğu ihtar etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Salih’in kavmi sanatta ve mimaride zirvedeydi ama ahlakta çukurdaydı. Allah onlara bir deve üzerinden "merhamet ve emanet" testi yaptı. Onlar ise kibrine yenilip emaneti katlettiler. Emanete ihanet, sadece bir mala el koymak değildir; Allah'ın yarattığı mizanı bozmak, dilsiz mahlukata zulmetmek ve verilen sözü çiğnemektir. Kim Allah'ın yarattığına merhamet etmezse, merhamet olunmayı bekleyemez.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Bekir Hazretleri ordusunu sefere gönderirken; "Ağaçları kesmeyin, hayvanlara eziyet etmeyin" diye tembih ederdi. O, Hz. Salih’in kavminin düştüğü hataya düşmemek için yaratılan her şeyi "Halık" hatırına birer emanet bilmiş ve bu nebevi ahlakı cihanın her yerine taşımıştır.

Kıssadan Hisse:

Maddi kalkınma, manevi çöküşü örtmeye yetmez.

Allah'ın yarattığı her canlı bir emanettir; emanete hıyanet imanda noksanlıktır.

Mazlumun ahı, zalimin sarayını başına yıkar.

BÖLÜM 18: HZ. LUT VE FITRATIN KORUNMASI

35. AYET-İ KERİME

وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ

(Lut’u da an. Hani o kavmine demişti ki: "Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı bir hayâsızlığı mı yapıyorsunuz?")

(A‘râf Suresi, 80. Ayet)

35. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

الْحَيَاءُ لَا يَأْتِي إِلَّا بِخَيْرٍ

(Hayâ, ancak hayır getirir.)

(Buhârî, Edeb, 77)

36. AYET-İ KERİME

اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَآءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ

(Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz haddi aşan bir toplumsunuz.)

(A‘râf Suresi, 81. Ayet)

36. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

إِنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلَامِ النُّبُوَّةِ الْأُولَى: إِذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ

(İnsanların ilk peygamberlik sözlerinden ulaştıkları bir gerçek şudur: Şayet utanmıyorsan, dilediğini yap!)

(Buhârî, Edeb, 78)

Nüzul Sebebi: İnsan fıtratına aykırı sapkınlıkların yaygınlaştığı bir toplumda; ahlakın ve hayânın ortadan kalkmasının toplumsal bir helak sebebi olduğunu bildirmek ve aile yapısını, fıtratı korumanın önemini vurgulamak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Lut’un davası, "insan kalma" davasıdır. Fıtrat bozulunca, akıl ve kalp de kararır. Hayâ, müminin en güçlü fren mekanizmasıdır. Eğer bir toplumda hayâ perdesi yırtılırsa, orada her türlü kötülük meşru görülmeye başlar. "Haddi aşmak", Allah’ın koyduğu biyolojik ve ahlaki sınırları çiğnemektir. Mümin, modern cahiliyenin tüm sapkınlıklarına karşı Lut Aleyhisselam gibi dimdik durmalı ve ailesini bu ateşten korumalıdır.

Sahabe Kıssası: Hz. Osman Hazretleri, meleklerin bile kendisinden hayâ ettiği bir şahsiyetti. O, hayânın sadece bir duygu değil, bir koruma kalkanı olduğunu hayatıyla göstermiştir. Fitne zamanlarında bile vakarını korumuş, Hz. Lut’un o tertemiz ahlakını asr-ı saadetin baş tacı yapmıştır.

Kıssadan Hisse:

Hayâsı olmayanın dini, iffeti olmayanın hürriyeti olmaz.

Fıtrata savaş açan, kendi sonunu hazırlar.

Mümin, kötülüğe alışan değil, kötülüğe karşı vakarla durandır.

BÖLÜM 19: HZ. HÛD VE KİBRİN HELAKI

37. AYET-İ KERİME

وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُوداًۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ

(Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur.")

اَفَلَا تَتَّقُونَ

("Hâlâ sakınmayacak mısınız?")

(A‘râf Suresi, 65. Ayet)

37. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ

(Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.)

(Müslim, Îmân, 147)

38. AYET-İ KERİME

وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوٓا اِلَيْهِ

(Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin.)

يُرْسِلِ السَّمَآءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَاراً

(Ki üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin [ve sizi rızıklandırsın].)

(Hûd Suresi, 52. Ayet)

38. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

مَنْ لَزِمَ الِاسْتِغْفَارَ جَعَلَ اللّٰهُ لَهُ مِنْ كُلِّ ضِيقٍ مَخْرَجًا

(Kim istiğfara devam ederse, Allah ona her darlıktan bir çıkış yolu açar.)

(Ebû Dâvûd, Vitr, 26)

Nüzul Sebebi: Güçlerine, boylarına ve inşa ettikleri yüksek binalara güvenerek "Bizden daha güçlü kim var?" diyen Âd kavmine karşı; gerçek gücün sadece Allah’a ait olduğunu ve kibrin sonunun rüzgârla savrulmak olduğunu ihtar etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Hûd’un davası, gücün sarhoş ettiği kalpleri tövbe ile uyandırmaktı. Âd kavmi dünyada ebedi kalacakmış gibi binalar dikmiş, Allah’ı unutmuştu. Kibir, insanın hakikati görmesine engel olan en büyük perdedir. Çözüm; istiğfar ile nefsin kibrini kırmak ve rızkın ancak Allah’ın emriyle geleceğini idrak etmektir. İstiğfar sadece dille "estağfirullah" demek değil, Allah'ın çizdiği sınırlara geri dönmektir. Unutulmamalıdır ki, rüzgâra hükmeden Allah, koca bir kavmi bir toz bulutu gibi dağıtmaya kadirdir.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Zer el-Gıfârî Hazretleri, bir gün bir sahabeye siyahi annesinden dolayı sitem edince Efendimiz S.a.v onu "Sende hâlâ cahiliye kibri var!" diyerek uyarmıştır. Bunun üzerine Hz. Ebû Zer, kibrini ayaklar altına almak için yüzünü toprağa sürmüş ve o sahabeden özür dilemiştir. O, Hz. Hûd’un "sakınmayacak mısınız?" uyarısını bizzat kendi nefsinde tatbik etmiştir.

Kıssadan Hisse:

Fiziksel güç ve mimari ihtişam, imansız bir toplumu kurtarmaya yetmez.

İstiğfar, rahmet kapılarının anahtarıdır.

Kibir, cennetin kapısını kulun yüzüne kapatır.

BÖLÜM 20: ASHAB-I KEHF VE GENÇLİKTE İMAN

39. AYET-İ KERİME

اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَآ اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً

(O gençler mağaraya sığındıklarında: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver," dediler.)

وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَداً

("Ve içinde bulunduğumuz şu durumdan bize bir kurtuluş ve başarı yolu hazırla.")

(Kehf Suresi, 10. Ayet)

39. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللّٰهُ فِي ظِلِّهِ... شَابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ اللّٰهِ

(Allah yedi sınıf insanı kendi gölgesinde gölgelendirir Biri de Allah’a ibadet ederek yetişen gençtir.)

(Buhârî, Ezân, 36)

40. AYET-İ KERİME

اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًىۘ

(Şüphesiz onlar Rablerine inanmış bir grup gençti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.)

(Kehf Suresi, 13. Ayet)

40. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

اِغْتَنِمْ خَمْسًا قَبْلَ خَمْسٍ... شَبَابَكَ قَبْلَ هَرَمِكَ

(Beş şey gelmeden önce beş şeyin kadrini bil İhtiyarlığından önce gençliğinin!)

(Hâkim, Müstedrek, 4/341)

Nüzul Sebebi: İnançlarını yaşayabilmek için dünyevi tüm makam ve rahatlıkları terk edip bir mağaraya sığınan gençlerin destansı mücadelesi üzerinden; imanın her yaştan ama özellikle gençlikten süzülüp gelmesinin ne kadar kıymetli olduğunu müminlere müjdelemek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ashab-ı Kehf, "imanın genç hali"dir. Onlar, kralların zulmüne karşı "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir" diyerek kıyam ettiler. Allah, samimiyetle yola çıkanın hidayetini artırır ve onu hiç ummadığı şekilde korur. Mağara onlar için dar bir hapis değil, Allah'ın rahmetinin kuşattığı geniş bir saray oldu. Gençlik, ibadetle süslenirse ahirette Arş'ın gölgesine bir davetiye olur. Zaman geçmeden, ihtiyarlık kapıyı çalmadan iman gemisine binmek, Ashab-ı Kehf ruhunu bugüne taşımaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Ali bin Ebî Tâlib Hazretleri, Peygamberimiz Hicret ederken onun yatağına girmeyi kabul ettiğinde henüz bir gençti. Öleceğini bile bile o yatağa yatması, tıpkı Ashab-ı Kehf’in mağaraya sığınması gibi bir "teslimiyet kıyamı" idi. O genç yaşındaki cesaretiyle İslam tarihinin yönünü değiştirmiş ve hidayeti artırılmış o yiğit gençlerden olmuştur.

Kıssadan Hisse:

İman, en büyük sığınaktır; mağarayı bile saray eyler.

Allah için yola çıkan genç, meleklere gıpta ettirir.

Gençlikte yapılan ibadet, ihtiyarlıkta huzur ve selamet olarak döner.

BÖLÜM 21: HZ. ŞUAYB VE TOPLUMSAL ISLAH

41. AYET-İ KERİME

اِنْ اُر۪يدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُۜ

(Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum.)

وَمَا تَوْف۪يق۪يٓ اِلَّا بِاللّٰهِۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ

(Benim başarım ancak Allah'ın yardımıyladır. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na yöneliyorum.)

(Hûd Suresi, 88. Ayet)

41. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

الدِّينُ النَّصِيحَةُ

(Din samimiyettir / nasihattir.)

قُلْنَا: لِمَنْ؟ قَالَ: لِلّٰهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلِأَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ

(Kime karşı? diye sorduk. O da: "Allah’a, Kitabı’na, Resûlü’ne, Müslümanların idarecilerine ve bütün Müslümanlara karşı" buyurdu.)

(Müslim, Îmân, 95)

Nüzul Sebebi: Bozulmuş bir toplumda (Medyen), sadece ticari değil ahlaki ve kalbi bir çöküşün de yaşanması üzerine; bir peygamberin asıl gayesinin yıkmak değil, imkânlar nispetinde gönülleri ve hayatı "ıslah etmek" olduğunu beyan etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Islahatçı olmak, önce kendi nefsinden başlayarak toplumu Allah’ın rızasına uygun hale getirme davasıdır. Hz. Şuayb bize öğretiyor ki; Müslüman "Bana ne?" diyemez. Dünyadaki kötülükleri görüp elinden geleni yapmamak mümin vakarın yakışmaz. Ancak bu yolda yürürken başarıyı kendimizden değil, "Tevfik" (başarı) sahibi olan Allah’tan bilmeliyiz. Din, sadece şekil değil, Allah’a ve mahlukata karşı gösterilen derin bir samimiyettir. Islah, samimiyetle başlar; samimiyet ise dini hayatın her alanına yaymaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Zer Hazretleri, yalnız başına müslüman olmuş ve kabilesini ıslah etmek için geri dönmüştü. Kimsenin cesaret edemediği bir dönemde Kâbe’nin önünde tevhid davasını haykırmış, darp edilmesine rağmen "ıslah" derdinden vazgeçmemiştir. O, Hz. Şuayb’ın "gücüm yettiğince ıslah etmek istiyorum" ruhunu Hicaz çöllerinde dirilten bir samimiyet abidesidir.

Kıssadan Hisse:

Müslüman, bozan değil onaran; yıkan değil yapan kişidir.

Başarı (tevfik), kulun gayretine Allah’ın yardımıdır; gayret kuldan, takdir Allah’tandır.

Samimiyetin olmadığı bir dindarlık, ruhu olmayan bir ceset gibidir.

Toplumu düzeltmeye talip olan, işe kendi evinden ve kalbinden başlamalıdır.

BÖLÜM 22: HZ. NUH VE HAKİKATE DAVETTE KARARLILIK

42. AYET-İ KERİME

قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي دَعَوْتُ قَوْم۪ي لَيْلاً وَنَهَاراًۙ

(Nuh dedi ki: "Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz davet ettim.")

فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَآء۪يٓ اِلَّا فِرَاراً

("Fakat benim davetim, onların sadece kaçışlarını artırdı.")

(Nûh Suresi, 5-6. Ayetler)

42. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

لَأَنْ يَهْدِيَ اللّٰهُ بِكَ رَجُلًا وَاحِدًا خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَكَ حُمْرُ النَّعَمِ

(Allah'ın senin vasıtanla bir tek kişiyi hidayete erdirmesi, senin için en kıymetli dünya malı olan kızıl develere sahip olmandan daha hayırlıdır.)

(Buhârî, Fezâilü'l-Ashâb, 9)

Nüzul Sebebi: Tebliğ vazifesinde yorulan, insanların duyarsızlığından dolayı hüzne kapılan müminlere; Hz. Nuh’un asırlar süren bitmek bilmeyen azmini örnek göstererek, vazifenin netice almak değil, sadece davet etmek olduğunu hatırlatmak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Nuh bize "yorulmayan bir dert sahibi" olmayı öğretir. O, "Gece davet ettim, gündüz davet ettim" diyerek mazeret kapılarını kapatmıştır. İnsanlar kaçsa da, kulaklarını tıkasa da hakikati söylemekten vazgeçmemiştir. Mümin için başarı, karşıdakinin hidayete gelmesi değil, o yolda harcanan nefestir. Zira hidayet Allah’ın elindedir; davet ise kulun borcudur. Tek bir gönle girmek, dünyanın tüm servetinden daha ağır bir kazançtır.

Sahabe Kıssası: Hz. Tufeyl bin Amr Hazretleri, kabilesi Devs’e İslam’ı anlatmış ama kimseyi ikna edememişti. Üzüntüyle Efendimiz S.a.v’e gelip "Ya Resûlullah, Devs helak oldu, onlara beddua et" dediğinde; Efendimiz S.a.v: "Allah'ım, Devs'e hidayet et ve onları bize getir!" diye dua etmiş ve Tufeyl'e sabırla dönmesini söylemiştir. Tufeyl, Nuh Aleyhisselam’ın sabrıyla geri dönmüş ve sonunda tüm kabilesiyle Medine'ye gelmiştir.

Kıssadan Hisse:

Tebliğde ısrar, imandaki sadakatin ispatıdır.

İnsanlar kaçsa da hakikat yerinde durur; mühim olan kaçanın değil, çağıranın nerede durduğudur.

Bir kalbe dokunmak, koca bir dünyayı fethetmekten evladır.

Gece ve gündüzünü davasına vermeyenin, davasından meyve bekleme hakkı yoktur.

BÖLÜM 23: HZ. YAKUB VE HÜZNÜN ALLAH’A ARZI

43. AYET-İ KERİME

قَالَ اِنَّمَآ اَشْكُوا بَثّ۪ي وَحُزْن۪يٓ اِلَى اللّٰهِ

(Yakub dedi ki: "Ben derin kederimi ve içler acısı hüznümü ancak Allah’a arz ederim.")

وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

("Ve ben Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim.")

(Yusuf Suresi, 86. Ayet)

43. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَدْعُو بِدَعْوَةٍ لَيْسَ فِيهَا إِثْمٌ وَلَا قَطِيعَةُ رَحِمٍ

(Bir Müslüman, içinde günah veya akraba ile bağı kesme isteği bulunmayan bir dua ederse,)

إِلَّا أَعْطَاهُ اللّٰهُ بِهَا إِحْدَى ثَلَاثٍ...

(Allah ona şu üç şeyden birini mutlaka verir: Ya duasını hemen kabul eder, ya sevabını ahirete bırakır ya da üzerinden o nispette bir kötülüğü savar.)

(Müsned-i Ahmed, 11133)

Nüzul Sebebi: Evlat acısı ve hasretle imtihan edilen; çevresindekiler tarafından ümitsizlikle itham edilen Hz. Yakub’un vakarını anlatmak; derdi verene sığınmanın kul için en büyük liman olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Yakub’un "Hüznümü Allah’a arz ederim" sözü, şikâyet değil, sitem değil, tam bir teslimiyet ilanıdır. İnsanlara anlatılan dert bazen zillet, Allah’a anlatılan dert ise ibadettir. Mümin, kederini başkalarına yayarak isyan etmek yerine, seccadesine dökerek rahmet bekleyendir. Allah’tan gelen her imtihanın bir sonu, her karanlık gecenin bir sabahı vardır. Dua, sadece bir isteme aracı değil, kulun acziyetini en yüce makama tescil ettirmesidir.

Sahabe Kıssası: Hz. Fatıma Hazretleri, Efendimiz S.a.v vefat ettiğinde kalbi hüzünle dolmuştu. O, babasının ayrılığına sabrederken Hz. Yakub’un o asil tavrını kuşanmış; kederini sadece Rabbine açmış ve altı ay sonra babasına kavuşana dek bu vakarını korumuştur. O, hüznü isyana değil, ebedi vuslatın hazırlığına dönüştürmüştür.

Kıssadan Hisse:

Dert, insanı Allah’a götürüyorsa aslında bir nimettir.

İnsanlara halinden şikâyet etmek sabrı eksiltir; Allah’a arz etmek ise ruhu yüceltir.

Allah, samimiyetle edilen hiçbir duayı karşılıksız bırakmaz; ya dünyada verir ya ahirette saklar.

BÖLÜM 24: HZ. ŞUAYB VE VEFA AHLAKI

44. AYET-İ KERİME

قَالَ اِنّ۪يٓ اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ

(Şuayb, Musa'ya: "Bana sekiz yıl çalışman şartıyla, şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum" dedi.)

(Kasas Suresi, 27. Ayet)

44. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

حُسْنُ الْعَهْدِ مِنَ الْإِيمَانِ

(Vefa göstermek / ahde sadakat, imandandır.)

(Hâkim, Müstedrek, 1/11)

Nüzul Sebebi: Firavun’un zulmünden kaçıp yurdundan uzaklaşan Hz. Musa’ya kucak açan Hz. Şuayb’ın, iyiliğe iyilikle mukabele etmesini ve aile kurmanın iffetli bir iş birliği üzerine inşa edildiğini beyan etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Değerli hocam, bu kıssa bize "emeğe saygı" ve "vefa" dersi verir. Hz. Şuayb, kızlarına yardım eden yabancı bir genci (Hz. Musa) evine davet etmiş ve ona bir gelecek sunmuştur. İslam ahlakında vefa, sadece tanıdığa değil, erdemli olana gösterilir. Bir sözleşme yapmak, bir söz vermek imanın bir parçasıdır. Maddi imkânlar ile manevi değerlerin (nikâh ve çalışma) nasıl iç içe geçtiği burada görülür. Vefa, bir toplumu ayakta tutan en güçlü manevi bağdır.

Sahabe Kıssası: Efendimiz S.a.v, Mekke fethinden sonra kendisini evinde misafir eden Hz. Hatice annemizin arkadaşları geldiğinde onlara özel ikramda bulunurdu. "Neden?" diye soranlara, "Bunlar Hatice zamanında bize gelirlerdi; vefalı olmak imandandır" buyurmuştur. Efendimiz S.a.v, Hz. Şuayb’ın o kadim vefa ahlakını hayatının her anında bir nura dönüştürmüştür.

Kıssadan Hisse:

Yapılan bir iyiliği asla unutmamak ve karşılık vermek peygamber ahlakıdır.

Helalinden bir yuva kurmak için çalışmak ve bedel ödemek şereftir.

Vefası olmayanın, davası da olmaz.

BÖLÜM 25: HZ. HARUN VE KARDEŞLİK HUKUKU

45. AYET-İ KERİME

وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ هٰرُونَ اَخ۪يۙ

(Musa dedi ki: "Bana ailemden bir yardımcı ver; kardeşim Harun'u.")

اشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ وَاَشْرِكْهُ ف۪يٓ اَمْر۪يۙ

("Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işime ortak et.")

(Tâhâ Suresi, 29-32. Ayetler)

45. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

الْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا

(Müminin müminle münasebeti, parçaları birbirini destekleyen bir bina gibidir.)

(Buhârî, Salât, 88)

Nüzul Sebebi: Peygamberlik gibi ağır bir yükün taşınmasında, davanın selâmeti için sadık dostlara ve yardımlaşmaya olan ihtiyacı beyan etmek; Hz. Musa’nın dilindeki bağı çözecek ve ona destek olacak bir "vekil" istemesi üzerine kardeşlik hukukunun önemini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Değerli hocam, İslam davası tek kişilik bir kahramanlık değil, bir cemaat ve meşveret işidir. Hz. Musa gibi bir "Kelîmullah" bile yanına bir yardımcı istemiştir. Harun Aleyhisselam, bir peygamberin arkasındaki en büyük güç, en sadık kuvvettir. Hakiki kardeşlik; yükü paylaşmak, eksikliği tamamlamak ve hayırlı işlerde birbirine "arka çıkmaktır." Bina nasıl taşların kenetlenmesiyle ayakta kalıyorsa, İslam toplumu da birbirinin eksiğini kapatan Harun kalpli müminlerle ayakta kalır.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Bekir Hazretleri, halife seçildiğinde Hz. Ömer'e dönerek; "Bu yük ağırdır, Harun'un Musa'ya destek olduğu gibi sen de bana destek olacaksın" demiştir. Hz. Ömer de ona en zor zamanlarında "vezirlik" yapmış, adaletiyle Ebû Bekir’in elini kuvvetlendirmiştir. Onlar, bu ayetin ruhunu asr-ı saadette vücuda getirmişlerdir.

Kıssadan Hisse:

Dava arkadaşlığı, kan bağından daha üstün bir bağdır.

Başarı, "ben" diyerek değil, "biz" diyerek ve yardımlaşarak gelir.

Hayırlı bir yardımcı, Allah’ın kuluna en büyük lütuflarından biridir.

BÖLÜM 26: HZ. ZÜLKİFL VE SÖZÜNE SADAKAT

46. AYET-İ KERİME

وَاذْكُرْ اِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِۜ وَكُلٌّ مِنَ الْاَخْيَارِ

(İsmail’i, Elyesa’yı ve Zülkifl’i de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendi.)

(Sâd Suresi, 48. Ayet)

46. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثٌ: إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ

(Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde tutmaz, emanete hıyanet eder.)

(Buhârî, Îmân, 24)

Nüzul Sebebi: Kendisine emanet edilen toplumu yönetirken veya bir söz verdiğinde, şartlar ne kadar zor olursa olsun o sözden dönmeyen, nefsine galip gelen peygamberlerin asaletini ve onların seçilmiş kullar (ahyâr) olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Zülkifl ismi "nasip ve kefalet sahibi" manasına gelir. O, bir işin mesuliyetini üzerine aldığında (kefil olduğunda) onu hakkıyla yerine getiren bir sabır abidesidir. Müslüman, "sözünün eri" olan kişidir. Eğer bir işe kefil olunmuşsa, o iş can pahasına da olsa tamamlanır. Zülkifl Aleyhisselam'ın "en hayırlılar" arasında anılması, onun gündüz oruçlu, gece ibadette olmasıyla beraber; insanlar arasındaki adaletinde ve sözündeki sadakatinde hiç sarsılmamasındandır. Söz vermek, bir borçlanmadır; sözünü tutmamak ise imanın özündeki samimiyeti zedeler.

Sahabe Kıssası: Hz. Abdullah bin Ebî'l-Hamsâ Hazretleri anlatır: "Peygamber Efendimiz S.a.v ile risaletinden önce bir yerde buluşmak üzere sözleşmiştik. Ben sözümü unuttum, üç gün sonra hatırıma geldi. Gittiğimde O'nu (S.a.v) hâlâ aynı yerde beklerken buldum. Sadece; 'Ey genç, bana zahmet verdin, üç gündür burada seni bekliyorum' buyurdu." İşte bu, Zülkifl Aleyhisselam dan tevarüs eden peygamberî söz namusudur.

Kıssadan Hisse:

Müslüman, diliyle bağlanan, özüyle sözü bir olan insandır.

Verilen sözü tutmamak, kalpte nifak tohumları yeşertir.

Sabır, sadece dertlere katlanmak değil, verilen sözü yerine getirmek için nefse karşı direnmektir.

BÖLÜM 27: HZ. ADEM VE TÖVBENİN İZZETİ

47. AYET-İ KERİME

فَتَلَقّٰىٓ اٰدَمُ مِنْ رَبِّه۪ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِۜ

(Derken Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı da Allah onun tövbesini kabul etti.)

اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ

(Şüphesiz O, tövbeleri çokça kabul edendir, çok merhametlidir.)

(Bakara Suresi, 37. Ayet)

47. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

كُلُّ بَنِي آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ

(Âdem oğullarının hepsi hata yapıcıdır; hata yapanların en hayırlısı ise tövbe edenlerdir.)

(Tirmizî, Kıyâmet, 49)

Nüzul Sebebi: İnsanın yaratılış mayasındaki unutma ve hata yapma meylini beyan etmek; hata yapıldığında ümitsizliğe düşmek yerine, Rabbimizin öğrettiği kelimelerle O’na yönelmenin kurtuluş kapısı olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Âdem’in kıssası, beşeriyetin asıl hikâyesidir. İnsan melek değildir, hata yapabilir; fakat insanı "Âdem" yapan, hatasında ısrar etmemesi ve suçunu nefsine itiraf etmesidir. Şeytan da hata yaptı ama o kibrinden dolayı savunmaya geçti. Hz. Âdem ise "Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik" diyerek secdeye kapandı. Tövbe, kulu karanlıktan nura çıkaran ilahi bir merhamet asansörüdür. Allah, günahı için gözyaşı döken bir kulu, hiç günah işlememiş gibi aziz kılar.

Sahabe Kıssası: Hz. Maiz bin Malik Hazretleri, nefsine yenilip büyük bir günah işlediğinde kimseden saklanmamış, bizzat Efendimiz S.a.v’e gelerek "Beni temizle ya Resûlullah" demiştir. Cezası infaz edildikten sonra Efendimiz S.a.v onun hakkında; "O öyle bir tövbe etti ki, bir ümmete paylaştırılsa hepsine yeterdi" buyurmuştur. O, Hz. Âdem'in o samimi dönüşünü bizzat yaşamıştır.

Kıssadan Hisse:

Hata yapmak beşeri, tövbe etmek ise rahmanidir.

Allah katında en sevimli ses, günahına pişman olan kulun "Ya Rabbi" nidasıdır.

Tövbe, ruhun abdestidir; kalbi kirlerden arındırır ve kulun şerefini iade eder.

BÖLÜM 28: HZ. İLYAS VE TEVHİD MÜCADELESİ

48. AYET-İ KERİME

وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ

(Şüphesiz İlyas da peygamberlerdendir.)

اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ

(Hani o kavmine demişti ki: "Hâlâ sakınmayacak mısınız?")

(Sâffât Suresi, 123-124. Ayetler)

48. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ

(Sizden biriniz bir kötülük gördüğünde onu eliyle düzeltsin.)

فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ

(Eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle, buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle buğz etsin.)

(Müslim, Îmân, 78)

Nüzul Sebebi: Hak dinden sapıp uydurma putlara (Ba'l) tapan bir topluma karşı Hz. İlyas’ın gösterdiği o tavizsiz duruşu anlatmak; müminlerin çoğunluğun yanlışlarına karşı tek başına da olsa Hakk'ı haykırması gerektiğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. İlyas kıssası, modern çağın putlarına ve yanlışlarına karşı müminin takınması gereken "İlyasî" tavrı öğretir. İnsanlar menfaatlerine, arzularına veya uydurulmuş değerlere tapmaya başladığında, mümin sessiz kalamaz. "Hâlâ sakınmayacak mısınız?" uyarısı, sadece o kavme değil, tüm zamanlaradır. Bir kötülüğü gördüğünde gücü nispetinde müdahale etmek imanın bir gereğidir. Sessiz kalmak, o kötülüğe ortak olmanın ilk adımıdır. Mümin, Hakk'ın hatırını her türlü kalabalığın üstünde tutan kimsedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Zer Hazretleri, Mekke'de henüz Müslümanların sayısı parmakla sayılacak kadar azken Kâbe'ye gitmiş ve var gücüyle kelime-i tevhidi haykırmıştır. Müşrikler onu bayıltana kadar dövseler de o, Hz. İlyas'ın o sarsılmaz vakarını kuşanarak batılın karşısında tek başına bir ordu gibi durmuştur.

Kıssadan Hisse:

Hakikat, taraftarının azlığıyla değerinden bir şey kaybetmez.

Kötülüğe karşı duyarsızlaşmak, kalbin manen ölmesi demektir.

Allah yolunda gösterilen cesaret, kulun en büyük azığıdır.

BÖLÜM 29: HZ. ELYESA VE İLMİN VAKARI

49. AYET-İ KERİME

وَاِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطاًۜ وَكُلّاً فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ

(İsmail’i, Elyesa’yı, Yunus’u ve Lut’u da an. Onların her birini âlemlere üstün kıldık.)

(En’âm Suresi, 86. Ayet)

49. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

مَنْ سَلَكَ طَر۪يقاً يَلْتَمِسُ ف۪يهِ عِلْماً سَهَّلَ اللّٰهُ لَهُ بِه۪ طَر۪يقاً اِلَى الْجَنَّةِ

(Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.)

(Müslim, Zikir, 39)

Nüzul Sebebi: Hz. İlyas’tan sonra İsrailoğullarına rehberlik eden Hz. Elyesa’nın, ilim ve hidayet yolunda gösterdiği sürekliliği anlatmak; peygamberlik silsilesinin ve ilahi nurun kesintisiz devam ettiğini, seçilmiş kulların her daim insanlığa yol gösterdiğini beyan etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Elyesa Aleyhisselam, bir peygamberin dizinin dibinde yetişmenin ve o ilahi mirası aynı vakarla taşımanın timsalidir. "Âlemlere üstün kılınmak", sadece bir makam değil, büyük bir sorumluluktur. İlim, insanı hem dünyada hem ahirette üstün kılan en büyük rütbedir. Cennetin yolu, kuru bir kalabalıkla değil, hikmet ve ilimle katedilir. Mümin, hayat boyu bir öğrenci ve hakikat yolcusu olmalı; ilmiyle amel ederek etrafını aydınlatan bir meşale gibi yaşamalıdır.

Sahabe Kıssası: Hz. Zeyd bin Sâbit Hazretleri, Peygamber Efendimiz S.a.v’in teşvikiyle çok kısa sürede İbranice ve Süryanice öğrenmiş, vahy-i ilahiyi korumak için gece gündüz ilimle meşgul olmuştur. O, Hz. Elyesa'nın ilim mirasını kuşanarak, Kur’an-ı Kerim’in cem edilmesi (toplanması) görevinde ümmetin en büyük ilim rehberlerinden biri olmuştur.

Kıssadan Hisse:

İlim yolcusu, Allah’ın himayesindedir.

Gerçek üstünlük, takva ve ilim ile elde edilir.

Sadık bir rehberin izinden giden, yolunu şaşırmaz.

BÖLÜM 30: HZ. ZÜLKİFL VE NEFİS MUHASEBESİ

50. AYET-İ KERİME

وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِدْر۪يسَ وَذَا الْكِفْلِۜ كُلٌّ مِنَ الصَّابر۪ينَ

(İsmail, İdris ve Zülkifl İ de an. Onların her biri sabredenlerdendi.)

(Enbiyâ Suresi, 85. Ayet)

50. HADİS-İ ŞERİF

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

(Resûlullah S.a.v şöyle buyurdu:)

الْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ

(Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için amel edendir.)

(Tirmizî, Kıyâmet, 25)

Nüzul Sebebi: İnsanlar arasında adaletle hükmederken, nefsani arzularına ve öfkesine kapılmadan, sadece Allah rızasını gözeterek sabır gösteren kulların yüksek makamlarını haber vermek ve müminlere irade terbiyesini aşılamak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hz. Zülkifl, hem bir hükümdar hem de bir peygamber olarak, gücün doruğundayken bile nefsine hakim olabilen bir irade kahramanıdır. Sabır, sadece musibete katlanmak değil; aynı zamanda ibadette süreklilik sağlamak ve haramlara karşı dik durmaktır. Akıllı mümin, geçici dünyanın parıltısına aldanıp nefsini serbest bırakan değil; her adımında "Bundan sonra ne var?" diyerek ahiret azığını hazırlayandır. Nefis terbiyesi, peygamberlerin ortak sünnetidir.

Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Bekir Hazretleri, halife seçildiğinde nefsine bir pay çıkarmasın diye eski işi olan koyun sağmaya devam etmek istemiş, her akşam günün muhasebesini yapmadan başını yastığa koymamıştır. O, Hz. Zülkifl’in o asil sabrını ve nefis terbiyesini "Sıddîk" makamında zirveye taşımıştır.

Kıssadan Hisse:

En büyük zafer, insanın kendi nefsine karşı kazandığı zaferdir.

Sabır, imanın yarısıdır ve sonu selâmettir.

Ahiret hesabı olmayanın, dünyadaki adaleti de noksandır.

EY ADEMOĞLU

Artık söz bitti… Hakikat apaçık ortada!

Peygamberler geldi, uyardı, ağladı, sabretti…

Kimi taşlandı, kimi ateşe atıldı, kimi yurdundan sürüldü…

Ama hiçbiri davasından vazgeçmedi!

Şimdi sıra sende!

Düşün!

Mahşer günü kurulduğunda, bütün peygamberler ümmetleriyle birlikte huzura getirildiğinde…

Hz. Nuh “Ben tebliğ ettim” dediğinde,

Hz. İbrahim “Ben tevhidi haykırdım” dediğinde,

Hz. Musa “Ben zalime karşı durdum” dediğinde,

Hz. Muhammed “Ben size hakikati eksiksiz ulaştırdım” dediğinde…

Sen ne diyeceksin?

Hangi yüzle “Ben bilmiyordum” diyeceksin?

Kur’an sana okunurken kulaklarını tıkamadın mı?

Hak sana çağrılırken sırtını dönmedin mi?

Dünya seni oyalarken ölümü unutan sen değil miydin?

Unutma!

O gün ne mal konuşacak ne makam…

Ne dost fayda verecek ne evlat…

O gün sadece hakikat konuşacak!

Ve o hakikat şunu haykıracak:

“Peygamberler size yolu gösterdi… Ama siz yürümeyi tercih etmediniz!”

İşte o an…

Pişmanlık ateşi kalbini yakacak ama artık çok geç olacak!

Gözyaşı akacak ama kabul edilmeyecek!

“Keşke”ler yük olacak ama seni kurtaramayacak!

Ey dünya sarhoşu!

Toprak seni çağırıyor…

Kefen seni bekliyor…

Kabir seni susturacak…

Ve hesap seni konuşturacak!

Orada ne süslü sözler, ne mazeretler, ne kaçış var!

Ya peygamberlerle birlikte olacaksın…

Ya da onların uyardığı inkârcılarla!

Artık karar senin!

Bugün onların yolunu seçmezsen… yarın onların şahitliği aleyhine olacak!


MEHMET ERÇELİK