Cuma Vaazı
SİZİN EN HAYIRLINIZ KUR'ÂN'I ÖĞRENEN VE ÖĞRETENİNİZDİR
Aziz Müminler! Muhterem Kardeşlerim!
Rabbimize sonsuz hamdü senâlar olsun ki bizleri İslâm nimetiyle şereflendirdi, Kur'ân-ı Kerîm gibi eşsiz bir hidayet rehberiyle bizleri buluşturdu. Şükürler olsun.
Salât ve selâm; Kur'ân'ı en güzel şekilde anlayan, yaşayan ve bizlere öğreten Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa'ya (sallallahu aleyhi ve sellem), onun âline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden giden bütün müminlerin üzerine olsun.
Değerli Kardeşlerim!
Yüce Rabbimizin bizlere gönderdiği en büyük nimetlerden biri Kur'ân-ı Kerîm'dir. O; karanlıklardan aydınlığa çıkaran bir nurdur:
يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ
Gönüllere şifa veren bir rahmettir:
هِيَ رَحْمَةٌ تَشْفِي الْقُلُوبَ
Dünya ve ahiret saadetinin rehberidir:
هُوَ دَلِيلُ السَّعَادَةِ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ
Bugünkü Cuma sohbetimizde, Peygamber Efendimizin şu müjdesi etrafında Kur'ân ile olan bağımızı yeniden gözden geçirmeye çalışacağız:
خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ
“Sizin en hayırlınız, Kur'ân'ı öğrenen ve öğreteninizdir.”
Buhârî
Rabbim; Kur'ân'ı öğrenenlerden, anlayanlardan, yaşayanlardan ve onu başkalarına öğreten bahtiyar kullarından olmayı hepimize nasip eylesin. Âmin.
KUR'AN SADECE OKUNACAK BİR KİTAP DEĞİLDİR
Kur'an yaşanacak kitaptır.
Kur'an uygulanacak kitaptır.
Kur'an hayatın içine girecek kitaptır.
Şimdi kendimize soralım: Kur'an bizim hayatımızın neresinde? Evimizde en az birkaç tane var; peki kalbimizde var mı? Yani ilahî emir ve yasakları üzerimizde taşıyor muyuz?
Cevap verelim Müslümanlar: Kur'an bizim hayatımızı etkiliyor mu? Hâlbuki Yüce Rabbimiz buyuruyor:
إِنَّ هَٰذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ
“Şüphesiz bu Kur'an, en doğru yola iletir.”
İsrâ, 17/9
Kardeşlerim! Kur'an varsa huzurunuz vardır; maddî-manevî bereketiniz vardır; sevginiz, saygınız, şefkatiniz ve merhametiniz vardır. Kısacası gönlünüzde rahmet vardır.
Kur'an yoksa hayatınızda; zengin de olsanız, mevki makam sahibi de olsanız hayatınız zindan olur. Koskoca evleriniz size dar gelir, boğulacakmış gibi olursunuz.
BİR GENCİN İTİRAFI
Bir genç anlatıyor: "Hayatımda her şey vardı. Param vardı, makamım vardı, şöhretim vardı. O eğlence senin bu eğlence benim, vur patlasın çal oynasın günlerim geçerdi.
Binlerce insan bana özenir, benim gibi olmak isterdi. Ama ben mutlu değildim; huzurum yoktu. Sürekli ölmeyi düşünüyordum, intihara defalarca teşebbüs ettim; her defasında beni engelleyen bir şey vardı.
Bir gün Kur'an'ı açtım ve karşıma çıkan şu ayeti okudum:
الَّذِينَ آمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللَّهِ أَلَا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
“Onlar, iman eden ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşan kimselerdir. Bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.”
Ra'd, 13/28
Bu ayet bana, gerçek mutluluğun Allah'a yönelmek olduğunu anlattı."
İnsan çoğu zaman huzuru parada, makamda, servette ve çeşitli dünyalık nimetlerde arar. Sanki zengin olunca mutlu olacak, mevki ve makam sahibi olunca huzura kavuşacak zanneder.
Fakat bir noktada fark eder ki bunların hiçbiri kalbi gerçekten doyurmaz, ruhu tatmin etmez ve insana kalıcı bir mutluluk vermez.
Çünkü gerçek huzur ve gerçek mutluluk; insanı yaratan Allah'ı anmakta, O'na yönelmekte, O'nun emir ve yasaklarına sarılmakta ve maneviyatla güçlenmektedir.
Demek ki insanın aradığı gerçek huzur; malda, makamda ve servette değil, Allah'a yakın olmakta ve O'nun rızasını kazanmaktadır.
Kardeşlerim! Bugün bizler de aynı yanılgıya düşmüyor muyuz? Mutluluğu eşyada, parada, makamda ve insanların takdirinde aramıyor muyuz? Daha fazlasına sahip olmak için hırsla koşarken, bize hayat veren Yüce Rabbimizin çağrısına ve O'nun Habîbi'nin davetine gerektiği gibi neden icabet etmiyoruz? Yüce Rabbimiz bize seslenmiyor mu?
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
“Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdıklarında Allah'ın ve Resûlünün çağrısına uyun ve şüphesiz bilin ki Allah, kişi ile kalbinin arasına girer. Unutmayın ki O'nun huzuruna götürüleceksiniz.”
Enfâl, 8/24
Düşünün kardeşlerim! Mahşer günü Kur'ân-ı Kerîm bizi Allah'a şikâyet etse hâlimiz ne olur? Ne deriz? "Okumaya vaktim yoktu, çok zordu, öğrenemedim" mi diyeceğiz? Yoksa "İşimiz gücümüz yoğundu, dünya bizi meşgul etti" mi diyeceğiz?
Hâlimiz ne ola mahşerde, cümle âlem düşer derde;
O dar günde seni nerde bulayım yâ Resûlallah!
KUR'ÂN'IN ŞİKÂYETİ
Kardeşlerim, kulak verin! Rabbimiz bize kıyamet günü yaşanacak bir sahneyi anlatıyor:
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَٰذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا
“Peygamber dedi ki: "Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'ân'ı terk edilmiş bıraktı.”
Furkān, 25/30
Düşünün! Bu söz, Peygamber Efendimizin kıyamet gününde bizi Allah'a şikâyet edeceği sözüdür. Bu şikâyet, bizim hakkımızda da olabilir!
Aziz Kardeşlerim!
Kur'ân'ı terk etmek sadece okumamak değildir:
1- Okuyup da anlamamak:
إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
“Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik.”
Yûsuf, 12/2
2- Anlayıp da yaşamamak:
وَالَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا
“Onlar, kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman onlara kör ve sağır kesilmezler.”
Furkān, 25/73
3- Dinleyip etkilenmemek:
إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ
“Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir.”
Enfâl, 8/2
4- Hayata geçirmemek:
مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَارًا
“Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir.”
Cum'a, 62/5
İşte bunların hepsi Kur'ân'ı yalnız bırakanlardır!
Aziz Müslümanlar!
Kur'an'ı her gün okuyacağız, anlamaya çalışacağız, yaşayacak ve yaşatacağız; emirlerini dinleyip yasaklarından kaçınacağız. Papağan gibi okumayacağız; her okuduğumuzu hayatımıza yansıtacağız, yani uygulayacağız.
İMAM MI HIRSIZ, KUR'AN MI ÖKSÜZ?
Anadolu'da bir köye, ahlâkı ve ilmiyle mâruf iyi bir imam tayin edilir. İmam, kısa zaman zarfında köylü tarafından çok sevilir ve tutulur.
Nihayet Ramazan ayı gelir ve sırayla her akşam komşulardan biri, çok sevdikleri hocayı iftara davet eder.
Bir akşam, hocayı iftara davet eden köylünün hanımı, eşinin saklaması için kendisine verdiği bir miktar parayı hocayla birlikte iftar edecekleri odada sehpanın üzerine bırakmış ve iftar sofrasını hazırlama telaşıyla orada unutmuştur.
Sofra kurulur, iftar edilir, çaylar içilir ve yatsıya yakın hoca ile ev sahibi camiye giderler.
Evin hanımı sofrayı kaldırıp odayı toplarken birden sehpanın üzerine bıraktığı paraları hatırlar; fakat paralar ortada yoktur. Ne kadar arasa da paraları bulamaz. Biraz sonra eşi eve gelince durumu ona anlatır ve "Allahu a'lem paraları imam aldı; çünkü bugün ondan başka bu eve giren olmadı" diye düşünürler.
Ev sahibi bu duruma çok üzülür, hocaya çok kızar ve ona bu işi hiç yakıştıramaz. Fakat hocaya bu konuyla ilgili hiçbir şey söylemese de ondan iyice soğur ve elinden geldiğince hocadan uzak durmaya gayret eder.
Günler çabuk geçer ve yine Ramazan ayı gelir; komşular hocayı yine sırayla iftara davet etmeye başlar. Sıra, geçen sene Ramazan ayında paraları kaybolan bu aileye gelmiştir.
Ev sahibi köylü der ki: "Hanım, evet ben hocaya gerçekten çok kızgınım ve kırgınım; fakat adamcağızın belki bir sıkıntısı vardı da bize söyleyemedi ve onun için o parayı aldı. Sadakamız olsun, biz onu yine davet edelim." Hanımı da aynı şeyleri düşünmekte olduğundan hocayı iftara davet ederler. İftar edilir, sıra çay faslına gelir.
Ev sahibi hocaya der ki: "Hocam, bir yıldır sana karşı soğuk davrandığımın farkındasın değil mi?" Hoca: "Evet farkındayım; fakat sebebini hâlâ anlamış değilim!" diye cevap verir.
Ev sahibi der ki: "Hocam, geçen sene Ramazanda sizi iftara davet etmiştik. Bir miktar paramız, seni misafir ettiğimiz bu odada şu sehpanın üzerinde duruyordu. Paraya ihtiyacın olduğunu bize söyleseydin biz sana zaten verirdik. Sana kırgınlığım işte bundandır."
Takva sahibi hoca bu sözleri duyunca ağlamaya başlar. Ev sahibi, bunu söylediğine bin pişman, hocayı teselli etmeye başlayınca hoca şöyle der:
"Değerli kardeşim! Ben, bu sözlerinizden ve beni hırsızlıkla itham etmenizden dolayı değil; bir yıldır şu duvarda asılı duran mübarek Mushaf'ı bir kez olsun açıp okumadığınızdan dolayı ağlıyorum. Çünkü onu bir kez açıp okusaydınız, paranızın onun içinde olduğunu görürdünüz. Zira sizin odada olmadığınız bir ara camdan içeri esen rüzgâr paralarınızı uçurmuştu; ben de onları yerden toplayıp Kur'an'ın içinde bulunduğu kılıfa koymuştum."
Cenâb-ı Hak bizleri, Kur'ân-ı Kerîm'i tozlu raflardan indirerek başucu kitabı eyleyen bahtiyar kullarından eylesin. Âmin.
HUZURSUZLUĞUN SEBEBİ: KUR'ÂN'DAN UZAKLAŞMAK
Kardeşlerim! Bugün insanların iç sıkıntısı, huzursuzluğu ve mutsuz olmaları, Kur'ân'dan uzaklaşmanın sonucudur. İşte bu, şu ayetlerin tecellisidir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا
“Kim benim zikrimden (Kur'an'ımdan) yüz çevirirse, onun için dar ve sıkıntılı bir hayat vardır.”
وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى
“Ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.”
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنْتُ بَصِيرًا
“O der ki: "Ya Rabbi! Ben görüyordum, neden beni kör dirilttin?”
قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسَى
“Allah buyurur ki: "Sana ayetlerimiz gelmişti, sen onları unuttun; bugün de sen unutulacaksın.”
Tâhâ, 20/124-126
Kısacası Kur'ân'ı unutanlar, yani onu umursamayanlar, onun izinde yürümeyenler, ahirette de unutulacak ve umursanmayacaklardır. Rabbimiz buyurur ki:
وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمَٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ
“Her kim Rahmân olan Allah'ın zikrinden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun en yakın dostudur.”
وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
“Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar; onlar da kendilerinin doğru ve aydın bir yolda olduklarını sanırlar.”
Zuhruf, 43/36-37
Ey Müslümanlar! Kalplerinizin etkilenme vakti gelmedi mi?
Allah şöyle soruyor:
أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ
“İman edenlerin kalplerinin, Allah'ın zikri ve inen hakikat karşısında yumuşama vakti hâlâ gelmedi mi?”
Hadîd, 57/16
Kardeşlerim! Kur'ân okunuyor ama kalp titremiyor. Neden? Çünkü Kur'ân hayatımızdan çıktı! Kazandığımız günahlar kalbimizi paslandırdı.
كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
“Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları (günahları) kalplerini paslandırmıştır.”
Mutaffifîn, 83/14
Demek ki bizde Kur'ân denilince çoğu zaman aklımıza önce ölülerimiz geliyor. Kur'ân'ı yalnızca ölülere okunan bir kitap gibi görerek, farkında olmadan kendimizi onun rehberliğinden uzaklaştırıyoruz.
Oysa Kur'ân sadece ölülere değil; diri olanlara, yaşayan, düşünen ve hayatına yön vermek isteyen insanlara gönderilmiştir.
Bugün hangimiz "Şu Kur'ân'ı kendim için okuyayım", "Rabbim bana neyi emrediyor, onu yerine getireyim", "Neyi yasaklıyor, ondan sakınayım" diye düşünerek okuyor? Söyleyin ey müminler! Hayatınıza Kur'ân'ın ışığında yön verebiliyor muyuz?
Aile hayatımızda, ticaretimizde, komşuluk ilişkilerimizde, ibadetlerimizde ve ahlâkımızda Kur'ân'ın ölçülerini ne kadar dikkate alıyoruz?
Bakınız, merhum şairimiz Mehmet Âkif Ersoy bu gerçeği ne güzel ifade ediyor:
"Ya açar Nazm-ı Celîl'in bakarız yaprağına;
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur'ân, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için."
Aziz kardeşlerim! Kur'ân; okunmak, anlaşılmak, yaşanmak ve hayatımıza hâkim kılınmak için indirilmiştir. Onu sadece tilavet edilen bir kitap değil, aynı zamanda hayatımıza yön veren ilahî bir rehber olarak görmeliyiz. Çünkü dünya ve ahiret saadetimiz, Kur'ân'ın gösterdiği yolda yürümeye bağlıdır.
Değerli Müslümanlar, Aziz Kardeşlerim!
Allah buyurur:
إِنَّ هَٰذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ
“Şüphesiz bu Kur'ân, en doğru yola götürür.”
İsrâ, 17/9
Ama sadece okuyana değil, Kur'an'ı yaşayana! Onu hayatında yaşatanları en doğruya iletir. Kur'an, müminlere şifa; zalimlere ise hüsran olur.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلَّا خَسَارًا
“Biz Kur'ân'dan, müminler için şifa ve rahmet olanı indiriyoruz; zalimlerin ise ancak ziyanını artırır.”
İsrâ, 17/82
Kur'an huşû içerisinde dinlendikçe müminin imanı artar:
وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا
“O'nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır.”
Enfâl, 8/2
Aziz müminler! Kur'ân bize sadece ibadeti değil; ahlâkı, adaleti, merhameti ve doğruluğu da öğretir.
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
“Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor.”
Nahl, 16/90
Kur'an; ailemizi, işimizi, ticaretimizi ve komşuluğumuzu düzenler. Eğer Kur'ân hayatımızı değiştirmiyorsa, sorun Kur'ân'da değil bizdedir.
Kardeşlerim! Peygamber Efendimiz buyurur ki:
اقْرَءُوا الْقُرْآنَ فَإِنَّهُ يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ شَفِيعًا لِأَصْحَابِهِ
“Kur'ân'ı okuyun; çünkü o, kıyamet günü kendisini okuyanlara şefaatçi olacaktır.”
Müslim
Kur'ân okuyan veya dinleyen, onun mesajını yürekten kabul eden, kalbini ona açan kişi sadece huzur bulmaz; aynı zamanda ahirette şefaat de kazanır.
SONUÇ OLARAK KIYMETLİ MÜMİNLER
Kur'ân, hayat kitabımızdır. O, sadece geçmiş ümmetlerin kıssalarını anlatan bir kitap değil; bugün bize hitap eden, yolumuzu aydınlatan ve bizi Rabbimize ulaştıran ilahî bir rehberdir.
Öyleyse Kur'ân'ı evlerimizden, gönüllerimizden ve hayatlarımızdan uzaklaştırmayalım. Her gün onunla buluşmaya, onun mesajlarını anlamaya ve yaşamaya gayret edelim. Çünkü Kur'ân'dan uzaklaşan kalpler kurur; Kur'ân'a yönelen gönüller ise huzur bulur.
Geliniz, Kur'ân'ı yalnızca sesimizle değil, ahlâkımızla da okuyalım. Onun emirlerini hayatımıza taşıyalım, yasaklarından sakınalım ve çocuklarımıza Kur'ân sevgisini miras bırakalım.
Yüce Rabbimiz bizleri; Kur'ân'ın aydınlığında yaşayan, onun hükümlerine teslim olan ve ahirette Kur'ân'ın şefaatine nail olan kullarından eylesin. Kalplerimizi Kur'ân ile ihya etsin, hanelerimizi Kur'ân ile bereketlendirsin, nesillerimizi Kur'ân'ın rehberliğinden ayırmasın.
Âmin.
İBRAHİM BÖLÜKBAŞI
Din Hizmetleri Uzmanı
