KUR’AN’I TİCARETE DÖKEN EBEDİ MÜFLİSLER!
MAHŞERİN İLK YAKITI: İHLASSIZ KURRALAR!
DİNİNİ CEBİNE HAPSEDEN DİLİ ÂLİM KALBİ MÜNAFIKLAR!
HATİM PAZARLIĞI YAPANLARIN KARINLARINDAKİ KOR ATEŞ!
MECLİSLERİN ÜSTADI, MAHŞERİN ZELİLİ: RİYAKÂR HOCALAR!
KÜRSÜDE BÜLBÜL, AMELDE ÖLÜ: SAHTE REHBERLER!
ALLAH’IN KELAMIYLA İNSANLARI ALDATAN DİN EŞKIYALARI!
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
بسم الله الرحمن الرحيم
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَعَزَّ الصِّدِّيقِينَ بِالْعِلْمِ وَالْعَمَلِ، وَأَذَلَّ مَنْ جَعَلَ عِلْمَهُ سُلَّمًا لِلدُّنْيَا، وَقَالَ فِي كِتَابِهِ الْكَرِيمِ:
هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا وَقُدْوَتِنَا مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، الَّذِي قَالَ:
«إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَى أُمَّتِي عَالِمٌ بِاللِّسَانِ مُنَافِقٌ بِالْقَلْبِ»
الَّذِي بَيَّنَ بِحَيَاتِهِ أَنَّ الْعِلْمَ إِنَّمَا هُوَ لِلْعَمَلِ، لَا لِلتَّفَاخُرِ وَلَا لِلدُّنْيَا.
Hamd; ilmiyle amel eden sıddıkları aziz, ilmini dünyaya basamak yapan hainleri zelil kılan,
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyurarak ilmin izzetini belirleyen âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
Salât ve selâm;
“Ümmetim için en çok korktuğum şey, dili âlim kalbi münafık olanlardır” buyurarak bizleri uyaran,
ilmin ancak yaşanmak için olduğunu bizzat hayatıyla gösteren Efendimiz, Önderimiz Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem)’e olsun.
Selâm; ilmini dünyaya satmayan, Kur'an'ı baş tacı edip O'nunla rızıklanmayı değil, O'nunla kazanılmayı şiar edinen sahabe-i kiram hazretlerine ve onların nurlu izinden giden rabbani âlimlerin üzerine olsun.
AZİZ MÜMİNLER, DEĞERLİ MÜSLÜMANLAR.
EY ALLAH’IN KULU, EY İLİM İDDİASINDA BULUNAN BİÇARE!
EY SESİYLE İNSANLARI BÜYÜLEYİP, KALBİYLE ŞEYTANA RAM OLAN BEDBAHT!
Sen ki; kürsülere çıktığında gırtlağını yırtarcasına Allah’ın kelamını okudun, meclislerde en ön saflara kurulup "ne muazzam bir ses, ne büyük bir kıraat" dedirttin! Dünyada muradına erdin; alkışlandın, elin öpüldü, cüzdanın o necis pazarlıklarla dolup taştı. İnsanlar sana "Üstad" dedi, "Kurra" dedi, "Hoca" dedi; sen de bu yalan rüzgârına kapılıp kendini kurtulmuşlardan sandın. Ama duy ve titre! O okuduğun Kur’an, senin gırtlağından aşağı bir milim bile inmedi! O mübarek ayetler dudaklarından dökülürken, kalbin dünyanın pisliğinde, cebin ise insanların ihsanındaydı!
BAK VE GÖR! MAHŞER MEYDANINDA İLK ÖNCE SENİN DEFTERİN DÜRÜLECEK!
Zannetme ki o süslü tilavetlerin seni kurtaracak! Sen, Allah’ın ayetlerini insanların beğenisine meze yaptın. Sen, Rahman’ın kelamını üç kuruşluk dünya menfaati için pazarlık konusu ettin. "Hatim başı şu kadar, mevlit başı bu kadar" diyerek dinini tezgâha koyan ey tacir! Mahşer günü mizan kurulduğunda, o hayran olduğun sesin senin aleyhine birer kor ateş gibi haykıracak! Melekler seni yüzüstü cehenneme sürüklerken; "Sen sana 'ne güzel okuyor' densin diye okudun, nitekim dünyada dendi de! Alacağını aldın, şimdi nasibin sadece ateştir!" nidasıyla sarsılacaksın!
EY KUR'AN'I SESİNE HAPSEDİP, RUHUNDAN KOVAN GAFİL!
O her harfi için kainatın titrediği ayetler, senin elinde birer şov malzemesi mi oldu? Sen mahreç peşinde koşarken mahlukatın Rabbi olan Allah’ı unuttun! İnsanların gözyaşlarını avlayıp cebine aktarırken, kendi ebedi hayatını ateşe verdin! Bilmez misin ki; yaşanmayan Kur’an, sahibinin boynuna dolanan bir yılandır? Okuduğun "Veyl" ayetleri aslında senin o sahte vakarın içindir! Okuduğun "Hüsran" ayetleri, dinini dünyaya basamak yapan senin gibi harisler içindir!
AKLINI BAŞINA AL! HENÜZ NEFESİN KESİLMEMİŞKEN BU SAHTE TİYATRODAN VAZGEÇ!
Ya o Kur’an’ın önünde secde edip O’nunla amel ederek yaşarsın ya da O’nunla ticaret yapar, ebedi hayatını kendi ellerinle yakarsın! Unutma ki; Allah’ın kelamıyla aldatanın davası mahşerde bizzat Allah iledir! Ve Allah, kelamına ihanet edenleri asla affetmeyecektir! Şimdi ya bu sarsıcı hakikatle titrer ve özüne dönersin ya da o çok güvendiğin sesinle cehennem çukurlarında feryat edersin! Seçim senin, ey Kur’an’ı sesine kurban eden bedbaht!
Seni bugün; sırtındaki ilim yüküyle cehenneme odun olmaktan kurtulmaya, dinini üç kuruşluk dünya menfaatine pazarlayanların sahte ışıltılarından yüz çevirmeye davet ediyorum! Seni; Kur’an’ı bir geçim kapısı değil, bir kurtuluş pusulası olarak görmeye; "Dinimi nasıl satarım?" değil, "Dinim için nasıl yaşarım?" davasına çağırıyorum!
GEL, BU DEHŞETLİ HAKİKATI KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA ÖĞRENELİM!
Bil ki; ilim ya seni cennete taşıyan bir kanat ya da sırtında seni cehennemin dibine çeken bir taş olur. Kur’an’dan para kazanmak değil, Kur’an ile kazanılmak esastır. Allah’ın kelamını hatim pazarlıklarına, menfaat sofralarına meze yapanlar; aslında kendi ebediyetlerini ateşe vermektedirler. İlmi gizleyen lanete uğrar, ilmiyle amel etmeyen helake gider, dinini satan ise ahiretini ebediyen kaybeder.
GEL, BOZUK ÂLİMİN TOPLUMU NASIL ÇÖKERTTİĞİNE VE İLMİYLE YANANLARIN AKIBETİNE HEP BERABER GÖZ ATALIM!
Bu yolculukta göreceksin ki; ilim ya kalbinde bir nurdur ya da mahşer meydanında aleyhine şahitlik edecek bir düşmandır. Seçim senin: İlmi yaşayıp sıddıklar kervanına mı katılacaksın, yoksa onunla cehennemin dibinde mi yanacaksın?
EY AHİRETİNİ DÜNYA İÇİN SATAN, MALIN VE PARANIN KÖLESİ OLUP ALLAH’IN KELAMINI BİR TİCARET MALI GİBİ PAZARLAYAN KARDEŞİM!
Duy ve kendine gel! Sen ki, o paha biçilemez ilahi kelamı, üç günlük dünyanın geçici metalarına, hatim tarifelerine ve mevlit pazarlıklarına alet ettin! Elindeki o nuru, cebindeki o kirli paralarla takas ederken hiç mi kalbin sızlamadı? Sen, Rahman’ın huzurunda boyun büküp O’nun rızasını dileyeceğine, insanların elindeki dünyalığa göz dikip onlara kul oldun! Bilmez misin ki; Allah’ın ayetlerini paraya tahvil edenlerin kazancı, mahşer meydanında sadece hayal kırıklığı ve hüsrandır?
GEL, BU DEHŞETLİ HAKİKATI KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA HEP BERABER OKUYALIM VE TEFEKKÜR EDELİM!
Seni bugün; nefsinin karanlık kuyusundan çıkıp, Kur’an’ın o saf ve duru iklimine dönmeye davet ediyorum. Seni; "Ne kadar kazanırım?" sorusunu bir kenara bırakıp, "Allah benden razı mı?" sancısıyla yanmaya çağırıyorum! Bak, Allah’ın Kitabı ve Resulullah’ın (S.a.v) Sünneti, senin bu yaptığın "din ticareti" hakkında ne hüküm veriyor? Bak, ilmini altına ve gümüşe değişenlerin akıbeti ne olacakmış?
BU OKUYACAĞIN AYETLER VE HADİSLER SENİN YA ŞİFAN OLACAK YA DA MAHŞERDE KENDİ DİLİNLE İKRAR ETTİĞİN EN BÜYÜK DELİLİN!
Eğer bir zerre imanın, bir parça Allah korkun varsa; bu hakikatler karşısında diz çök ve tövbe et! Zira Kur’an’la amel etmeyip O’nu sadece bir geçim kapısı yapanlar, o ilahi kelamın şefaatinden değil, ancak şiddetli şikâyetinden pay alacaklardır.
ŞİMDİ GEL, İLMİN VEBALİNİ VE DİNİNİ SATANLARIN ACINASI HALİNİ, O MUAZZAM TERTİBİMİZLE BİRER BİRER İNCELEYELİM…
DİNİ DÜNYAYA ALET EDENLERİN HÜSRANI
KUR'AN'I KAZANÇ YAPAN, BEREKETTEN MAHRUM OLUR!
I. ANA BÖLÜM: DİNİ DÜNYAYA ALET EDENLERİN HÜSRANI
— 1. AYET —
وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَنًا قَل۪يلًاۘ وَاِيَّايَ فَاتَّقُونِ
(Bakara, 41)
"Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Ve yalnızca benden korkun."
— 1. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ تَعَلَّمَ عِلْمًا مِمَّا يُبْتَغَى بِهِ وَجْهُ اللَّهِ لَا يَتَعَلَّمُهُ إِلَّا لِيُصِيبَ بِهِ عَرَضًا مِنَ الدُّنْيَا، لَمْ يَجِدْ عَرْفَ الْجَنَّةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ"
(Ebû Dâvûd, İlim, 12; Tirmizî, İlim, 9)
"Kim Allah'ın rızası aranması gereken bir ilmi, sadece dünyalık bir menfaat elde etmek için öğrenirse, kıyamet günü cennetin kokusunu bile alamaz."
Nüzul Sebebi: Yahudi âlimlerinin, ellerindeki Tevrat hükümlerini halkın hoşuna gidecek şekilde değiştirmeleri ve karşılığında rüşvet/hediye almaları üzerine, bu ticaretin necis olduğunu bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Allah'ın ayetleri paha biçilemezdir. Onu üç beş kuruşa, makama veya şöhrete alet eden, aslında cennetini satmıştır. "Az bir bedel" ifadesi, dünyanın tamamı olsa bile ilahi kelamın yanında "az" olduğunu vurgular.
Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) açlıktan karnına taş bağlardı ama bir tek hadisi menfaat için söylemezdi. "Eğer bildiklerimi söyleseydim bu boğazımı keserdiniz" diyerek ilmin sadece yaşanmak için olduğunu gösterirdi.
Kıssadan Hisse: Dinini dünyaya basamak yapan, o basamakla cehenneme iner.
— 2. AYET —
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْتُمُونَ مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًاۙ اُو۬لٰٓئِكَ مَا يَأْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ اِلَّا النَّارَ
(Bakara, 174)
"Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de onu az bir bedelle satanlar var ya, onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar."
— 2. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ قَرَأَ الْقُرْآنَ فَلْيَسْأَلِ اللَّهَ بِهِ، فَإِنَّهُ سَيَجِيءُ أَقْوَامٌ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ يَسْأَلُونَ بِهِ النَّاسَ"
(Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'ân, 20)
"Kur'an okuyan kimse, onunla Allah'tan (mükâfatını) istesin. Zira öyle topluluklar gelecek ki, Kur'an okuyacaklar ve onunla insanlardan (para/menfaat) isteyecekler."
Nüzul Sebebi: Kitabın hükmünü saklayıp hediye alan din adamlarının, ahiretteki rızıklarının ateşe dönüşeceğini ihtar etmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Kur'an okuyup karşılığında para beklemek, ilahi kelamı dilencilik vasıtası yapmaktır. Bu şekilde kazanılan her kuruş, mideye indirilen bir ateş parçasıdır. Kur'an insanı kurtarmak için indi, cebini doldurmak için değil!
Sahabe Kıssası: Hz. Ubâde b. Sâmit (r.a.), birine Kur'an öğretmişti. Karşılığında ona bir yay hediye edildi. Efendimiz (s.a.v.) bunu duyunca: "Eğer boynuna ateşten bir halka takılmasını istiyorsan onu kabul et!" buyurdu.
Kıssadan Hisse: Kur'an ile geçinenin sonu hüsrandır.
— 3. AYET —
لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ
(Saf, 2-3)
"Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır."
— 3. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "يُؤْتَى بِالرَّجُلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُلْقَى فِي النَّارِ، فَتَنْدَلِقُ أَقْتَابُ بَطْنِهِ، فَيَدُورُ بِهَا كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ بِرَحَاهُ..."
(Buhârî, Bed'u'l-Halk, 10)
"Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehenneme atılır. Bağırsakları dışarı fırlar ve o, değirmen çeviren eşek gibi bağırsaklarının etrafında döner. Cehennemlikler başına toplanır 'Sen bize iyiliği emreder, kötülükten sakındırmaz mıydın?' derler. O da: 'Evet, iyiliği emrederdim ama kendim yapmazdım; kötülükten sakındırırdım ama kendim yapardım' der."
Nüzul Sebebi: Allah yolunda cihad edeceklerini ve sadık kalacaklarını söyleyip de iş amele gelince geri duranlar hakkında inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Sözü ile özü bir olmayan âlim, toplumun en büyük kandırmacasıdır. Kürsüde takva anlatıp evinde dünya peşinde koşanlar, Allah'ın gazabını üzerine çeken "fena âlimler"dir. Onların ilmi, başkalarını aydınlatırken kendini yakan muma benzer.
Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (r.a.), "İslam'ı yıkacak olan şeylerden biri de münafık âlimin dilidir" diyerek amelsiz ilmin tehlikesine dikkat çekmiştir.
Kıssadan Hisse: Kendini düzeltemeyenin başkasına vereceği öğüt, kalplere ulaşmaz.
— 4. AYET —
اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
(Bakara, 44)
"Siz Kitab'ı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?"
— 4. HADİS —
(قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: " بِئْسَ مَا لِالْمَرْءِ مِنْ عِلْمٍ لَا يَنْفَعُ"
(İbn Mâce, Mukaddime, 17)
"Kimin için fayda vermeyen ilim ne kötüdür!"
Nüzul Sebebi: Yahudi din adamlarının yakınlarına İslam'a girmelerini tavsiye edip kendilerinin kibirlerinden dolayı girmemeleri üzerine inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: İlim kibir için değil, tevazu ve kulluk içindir. İnsanların "Ne büyük âlim" demesi için uğraşanlar, alkışlarını dünyada alırlar ama ahirette ellerine koca bir "hiç" geçer. İlmini nefsinin putu yapan, o putla beraber yanar.
Sahabe Kıssası: Hz. Muaz b. Cebel (r.a.) vefat ederken ağlıyordu. Sebebi sorulunca "İlimden dolayı hesaba çekilmekten korkuyorum" diyerek ilmin ağırlığını hissettirmiştir.
Kıssadan Hisse: Akıl; ilmi yaşamak, ahmaklık ise ilimle övünmektir.
— 5. AYET —
فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْد۪يهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هٰذَا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ لِيَشْتَرُوا بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ اَيْد۪يهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ
(Bakara, 79)
"Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab'ı yazarlar da sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için 'Bu Allah katındandır' derler. Yazdıklarından ötürü vay onların haline! Kazandıklarından ötürü vay onların haline!"
— 5. HADİS —
(قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ دَعَا إِلَى هُدًى كَانَ لَهُ مِنَ الْأَجْرِ مِثْلُ أُجُورِ مَنْ تَبِعَهُ لَا يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْئًا، وَمَنْ دَعَا إِلَى ضَلَالَةٍ كَانَ عَلَيْهِ مِنَ الْإِثْمِ مِثْلُ آثَامِ مَنْ تَبِعَهُ لَا يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ آثَامِهِمْ شَيْئًا"
(Müslim, İlim, 14)
"Kim hidayete çağırırsa, onun peşinden gelenlerin sevabı gibi sevabı vardır; onların sevaplarından hiçbir şey eksilmez. Kim de sapıklığa çağırırsa, onun peşinden gelenlerin günahı gibi günahı vardır; onların günahlarından hiçbir şey eksilmez."
Nüzul Sebebi: Din adamlarının, şahsi menfaatleri için uydurdukları hükümleri "Bu Allah'ın emridir" diyerek halka yutturmaya çalışmaları üzerine inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Allah adına yalan söylemek veya dini hükümleri para için eğip bükmek, "Vay haline!" ihtarının muhatabı olmaktır. İlim; insanın sırtında bir rütbe değil, boynunda bir emanettir. Kazandığı üç kuruş, ahiretteki ebedi helakidir.
Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Zer (r.a.), devrin yöneticilerinin dini dünya menfaatine alet etmelerine karşı "Kenz (biriktirme)" ayetini okuyarak tek başına direnmiş ve sürgünü göze almıştır.
Kıssadan Hisse: İlimle kazanılan dünya, ahiretin ateşidir.
— 6. AYET —
وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُۘ فَنَبَذُوهُ وَرَآءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ
(Âl-i İmrân, 187)
"Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, 'Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz' diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu arkalarına attılar ve az bir bedelle sattılar."
— 6. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ سُئِلَ عَنْ عِلْمٍ فَكَتَمَهُ، أُلْجِمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِلِجَامٍ مِنْ نَارٍ"
(Ebû Dâvûd, İlim, 9)
"Kim kendisine sorulan bir ilmi (hakikati) gizlerse, kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulur."
Nüzul Sebebi: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hakkında Tevrat'taki gerçekleri gizleyen din adamlarının bu ahdi bozmaları üzerine inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Hakikati bilip de "makamım sarsılır, gelirim azalır" diye susan âlim, dilsiz şeytandır. İlmi gizlemek, insanlığı karanlığa mahkûm etmektir. Bunun cezası ise ebedi bir suskunluk ve ateşten bir gemdir.
Sahabe Kıssası: Hz. Abdullah b. Selâm (r.a.), Yahudi âlimiyken hakikati gizlememiş, her şeyi göze alarak Müslüman olmuş ve kavminin iftiralarına Sünnet'e bağlı kalarak göğüs germiştir.
Kıssadan Hisse: İlmi gizleyen rahmetten, ilmi açıklayan zilletten kurtulur.
— 7. AYET —
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَاَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَل۪يلًا اُو۬لٰٓئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ
(Âl-i İmrân, 77)
"Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle satanlara gelince; işte onların ahirette hiçbir nasibi yoktur."
— 7. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "أَخْوَفُ مَا أَخَافُ عَلَى أُمَّتِي كُلُّ مُنَافِقٍ عَلِيمِ اللِّسَانِ"
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/14)
"Ümmetim için en çok korktuğum şey, dili âlim (güzel konuşan) ama kalbi münafık olan kimsedir."
Nüzul Sebebi: Bir malı satmak için yalan yere yemin edenler ve dini değerleri ticaretine alet edenler hakkında nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: En büyük tehlike, dışı İslam içi isyan olan sözde âlimlerdir. Güzel konuşmasıyla kitleleri sürükleyen ama kalbinde Allah korkusu olmayan "fena âlim", ümmetin içindeki gizli yaradır. Onların ahirette tek bir nasibi dahi yoktur.
Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (r.a.), bir gün minberde hıçkıra hıçkıra ağlayarak bu hadisi hatırlatmış ve "Aman ya Rabbi, bizi diliyle âlim kalbiyle cahil olanlardan eyleme" diye dua etmiştir.
Kıssadan Hisse: Güzel söz, amelle birleşmezse zehirdir.
— 8. AYET —
مَثَلُ الَّذ۪ينَ حُمِّلُوا التَّوْرٰيةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَارًاۜ
(Cuma, 5)
"Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (onunla amel ederek) taşımayanların durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir."
— 8. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ، فَلَيْسَ لِلَّهِ حَاجَةٌ فِي أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ"
(Buhârî, Savm, 8)
"Kim yalan konuşmayı ve yalanla amel etmeyi (ilmiyle aldatmayı) terk etmezse, Allah'ın onun aç ve susuz kalmasına ihtiyacı yoktur."
Nüzul Sebebi: Tevrat'ı okudukları halde içindeki hükümlere uymayan ve O'nu sadece bir yük olarak taşıyan Yahudilerin sefaletini anlatmak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: İlim, yaşanmadığı sürece sadece bir ağırlıktır. Bilmek yetmez, olmak gerekir. Kitap yüklü eşek benzetmesi, amelsiz âlim için Kur'an'ın en ağır tokatlarından biridir. İlim seni adam etmiyorsa, sırtındaki sadece kağıt parçasıdır.
Sahabe Kıssası: Hz. Muaz b. Cebel (r.a.), "İstediğiniz kadar ilim öğrenin, amel etmedikçe Allah size o ilimle sevap vermez" diyerek bu ayetin ruhunu sahabeye aşılamıştır.
Kıssadan Hisse: İlmiyle amel etmeyen, kendi yükünün altında ezilir.
II. ANA BÖLÜM: İLMİ GİZLEMENİN VE AMELSİZLİĞİN VEBALİ
İLMİYLE AMEL ETMEYEN → HELAKE GİDER!
— 9. AYET —
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْتُمُونَ مَآ اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدٰى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِۙ اُو۬لٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّٰهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَۙ
(Bakara, 159)
"İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti biz kitapta insanlara açıkladıktan sonra gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder."
— 9. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ كَتَمَ عِلْمًا أَلْجَمَهُ اللَّهُ بِلِجَامٍ مِنْ نَارٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ"
(Tirmizî, İlim, 7)
"Kim bir ilmi gizlerse, Allah onu kıyamet günü ateşten bir gemle ağırlar."
Nüzul Sebebi: Ehl-i Kitap âlimlerinin, ellerindeki hakikati gizleyip halkı kendilerine kul köle yapma arzusu üzerine nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: İlmi gizlemek, sadece susmak değildir; hakikati eğip bükmek, "zamanın ruhu" diyerek harama kılıf uydurmaktır. Allah'ın kitabını halkın keyfine göre tefsir edenlerin üzerine bizzat Allah'ın ve tüm mahlukatın laneti yağar. Âlim, Allah'ın şahidi olmalıdır, nefsinin değil!
Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle derdi: "Eğer Allah'ın kitabındaki şu ayet (Bakara 159) olmasaydı, size tek bir hadis bile rivayet etmezdim." O, lanete uğramamak için her şeyi anlatmıştır.
Kıssadan Hisse: İlmi gizleyen rahmetten kovulur, ilmi yaşayan izzet bulur.
— 10. AYET —
يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوٓا اِنَّ كَث۪يرًا مِنَ الْاَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ
(Tevbe, 34)
"Ey iman edenler! Haberiniz olsun ki, din bilginlerinin ve rahiplerin birçoğu insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar."
— 10. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "أَشَدُّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَالِمٌ لَمْ يَنْفَعْهُ اللَّهُ بِعِلْمِهِ"
(Beyhakî, Şuabü'l-İmân, 6/158)
"Kıyamet günü azabı en şiddetli olacak kimse, Allah'ın kendisini ilmiyle faydalandırmadığı âlimdir."
Nüzul Sebebi: Dini bir geçim kapısı haline getiren ve halkı sömüren geçmiş ümmetlerin din adamlarının rezilliğini ifşa etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: "Din adamı" kılıfı altında insanların cebine göz diken, hatimden, duadan, tebliğden para devşirenler bu ayetin muhatabıdır. Onlar sadece haram yemekle kalmaz, sergiledikleri bu kötü örnekle insanları dinden soğutarak Allah yoluna engel olurlar.
Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Bekir (r.a.), yanlışlıkla boğazından geçen tek bir şüpheli lokma için parmağını boğazına sokup onu kusana kadar uğraşmıştır. Çünkü ilmi, haramı kabul etmezdi.
Kıssadan Hisse: Dini satan, bedel olarak cehennemi satın alır.
— 11. AYET —
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ الَّذ۪يٓ اٰتَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَاَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاو۪ينَ
(A'râf, 175)
"Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp çıkan, derken şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kişinin haberini oku."
— 11. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ"
(Buhârî, İlim, 13; Müslim, Zikir, 61)
"Allah kimin için hayır murat ederse, onu dinde derin kavrayış sahibi (fakih) kılar."
Nüzul Sebebi: İlmi olduğu halde dünyaya meyledip Peygamber'e düşmanlık eden Bel'am b. Bâûrâ (veya benzeri fena âlimler) hakkında inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: İlim insanın derisi gibidir; ondan sıyrılıp çıkan (yani ilmiyle amel etmeyen), korumasız kalır ve şeytanın oyuncağı olur. Fakih olmak sadece ezberlemek değil, Allah'ın muradını anlamak ve yaşamaktır. İlmiyle yaşayan hayra, yaşamayan hüsrana erer.
Sahabe Kıssası: Hz. Abdullah b. Mes'ud (r.a.), "İlim çok rivayet etmek değildir; ilim ancak Allah'tan hakkıyla korkmaktır" diyerek amelsiz ilmin kuru bir iddia olduğunu söylemiştir.
Kıssadan Hisse: İlmiyle sıyrılan değil, ilmiyle doğrulan kurtulur.
— 12. AYET —
وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلٰكِنَّهُٓ اَخْلَدَ اِلَى الْاَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوٰيهُۚ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِۚ
(A'râf, 176)
"Dileseydik o ayetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı ve hevasına uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir..."
— 12. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "الْعِلْمُ عِلْمَانِ: فَعِلْمٌ فِي الْقَلْبِ فَذَاكَ الْعِلْمُ النَّافِعُ، وَعِلْمٌ عَلَى اللِّسَانِ فَذَاكَ حُجَّةُ اللَّهِ عَلَى ابْنِ آدَمَ"
(Dârimî, Mukaddime, 34)
"İlim ikidir: Biri kalptedir ki faydalı olan budur. Diğeri dildir; o da Allah'ın âdemoğlu aleyhindeki delilidir."
Nüzul Sebebi: İlmini dünyalık bir kemik parçasına değişenlerin aşağılık durumunu tasvir etmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Kur'an'ın "köpek" benzetmesi yaptığı kişi, sıradan bir cahil değil, dünyalık için ilmini satan âlimdir. Dilinde ilim olup kalbinde dünya hırsı olanın ilmi, ahirette kendi boynuna dolanacak bir esaret zinciridir.
Sahabe Kıssası: Hz. Selman-ı Farisi (r.a.), valilik yaptığı dönemde maaşını sadaka verir, kendi el emeğiyle geçinirdi; çünkü ilmin izzetini paraya kurban etmezdi.
Kıssadan Hisse: Dünyaya saplanan âlim, yücelemez.
— 13. AYET —
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَشَاقُّوا الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدٰى لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْـًٔاۜ
(Muhammed, 32)
"Şüphesiz ki inkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelenler, Allah'a hiçbir zarar veremezler."
— 13. HADİS —
(قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ لِيَعْمَلَ بِهِ کُتِبَ لَهُ عَشْرُ أَمَالِ كُلِّ عَامِلٍ، وَمَنْ تَعَلَّمَهُ لِيُعَلِّمَهُ کُتِبَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِ كُلِّ مَنْ عَمِلَ بِهِ، وَمَنْ تَعَلَّمَهُ لِيُبَاهِيَ بِهِ الْعُلَمَاءَ أَوْ لِيُمَارِيَ بِهِ السُّفَهَاءَ أَوْ لِيَصْرِفَ وُجُوهَ النَّاسِ إِلَيْهِ فَأَنْتَرَ فِي النَّارِ"
(İbn Mâce, Mukaddime, 17; Ebu Davud, İlim, 11)
"Kim ilmi amel etmek için öğrenirse, her çalışan kişinin on katı sevap yazar; kim ilmi öğretmek için öğrenirse, onunla amel eden herkesin sevabı gibi sevap yazar; kim ilmi âlimlere karşı övünmek, cahillerle tartışmak veya insanların dikkatini üzerine çekmek için öğrenirse, ateşten payesini almıştır."
Nüzul Sebebi: Hakikati bildikleri halde kibrinden dolayı Resulullah'a (s.a.v.) savaş açan sözde bilginler hakkında inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: İlim, insanı mütevazı kılıp Peygamber'e (s.a.v.) tam teslim etmelidir. Eğer ilmin seni Peygamber'in sünnetine muhalif kılıyorsa, sen hidayetten sonra sapmış bir bedbahtsın demektir. Allah'ın dinine değil, sadece kendine zarar verirsin.
Sahabe Kıssası: Hz. Ali (r.a.), "İlim talep eden kişi, her geçen gün Allah'a karşı daha mütevazı olmalıdır" buyurarak ilimdeki kibrin helak sebebi olduğunu bildirmiştir.
Kıssadan Hisse: Peygamber'e rakip olan ilim, ilim değil cehalettir.
— 14. AYET —
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
(Haşr, 19)
"Allah'ı unutan, bu yüzden Allah'ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar yoldan çıkanların ta kendileridir."
— 14. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عِلْمٍ لَا يَنْفَعُ"
(Müslim, Zikir, 73)
"Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden sana sığınırım."
Nüzul Sebebi: Münafıkların ve ilmiyle gururlanıp Allah'ı unutanların acı akıbetini müminlere ihtar etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Allah'ı unutan âlim, ilmin ruhunu kaybetmiştir. Allah ona kendi hakikatini unutturur; o artık ne için yaşadığını bilmeyen bir makinedir. Faydasız ilim, sahibine sadece yorgunluk verir.
Sahabe Kıssası: Hz. Zeyd b. Erkam (r.a.), Peygamberimiz'in (s.a.v.) bu duasını her sabah ve akşam tekrar ederek, ilminin bir vebale dönüşmesinden Allah'a sığınırdı.
Kıssadan Hisse: Allah'tan kopan ilim, sahibini yolda bırakır.
— 15. AYET —
فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِه۪ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ اَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍۜ حَتّٰىٓ اِذَا فَرِحُوا بِمَآ اُو۬تُوٓا اَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً
(En'âm, 44)
"Kendilerine hatırlatılanları (ilim ve hakikati) unuttuklarında, üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenlerle şımardıkları sırada onları ansızın yakalayıverdik."
— 15. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِنَّ اللَّهَ لَا يَقْبِضُ الْعِلْمَ انْتِزَاعًا يَنْتَزِعُهُ مِنَ الْعِبَادِ، وَلَكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ... فَيَتَّخِذُ النَّاسُ رُؤُوسًا جُهَّالًا"
(Buhârî, İlim, 10)
"...Âlimler gidince insanlar cahil önderler edinirler; onlar da ilimsiz fetva verip hem saparlar hem de saptırırlar."
Nüzul Sebebi: Azabı hak edenlerin, dünyalık bollukla nasıl istidraca (aldanışa) sürüklendiklerini bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: İlmiyle amel etmeyenlere bazen dünyalık kapıları sonuna kadar açılır; para, şöhret,ماكam gelir. Bu bir lütuf değil, ansızın gelecek bir azabın hazırlığıdır. Gerçek âlimlerin çekilmesiyle meydan bu sahte ve fena önderlere kalır ki, kıyametin kopması yakındır.
Sahabe Kıssası: Hz. İbn Abbas (r.a.), "Âlimin ölümü, bir kabilenin ölümünden daha ağırdır" diyerek gerçek âlimlerin kıymetini ve sahtelerin tehlikesini anlatmıştır.
Kıssadan Hisse: Dünyalıkla şımaran âlim, ansızın yakalanmaya mahkûmdur.
— 16. AYET —
يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ
(Haşr, 18)
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın."
— 16. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "لَا تَزُولُ قَدَمَا عَبْدٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ عُمُرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ، وَعَنْ عِلْمِهِ فِيمَا فَعَلَ..."
(Tirmizî, Kıyâme, 1)
"Kıyamet günü hiçbir kul; ömrünü nerede tükettiğinden ve ilminden (ne kadar amelde bulunduğundan) hesaba çekilmedikçe bir adım bile atamaz."
Nüzul Sebebi: Müminleri sürekli bir muhasebe bilinciyle yaşamaya davet etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Ey âlim! Ey bilen! Senin hesabın cahilden daha çetindir. Bildiğin her harfin hesabı sorulacak. "Ben sadece anlattım" diyerek kurtulamazsın. "Ne kadarını yaşadın?" sorusu mahşer meydanında ayağını bağlayacak.
Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (r.a.), her akşam kendi kendine "Bugün Allah için ne yaptın?" diye sorar, bildiklerinin hesabını nefsinin yakasına yapışarak sorardı.
Kıssadan Hisse: Hesabını veremeyeceğin ilmi, heybene yük etme.
III. ANA BÖLÜM: DÜNYEVİLEŞEN ÂLİMLER VE İLAHİ TOKAT
DİNİNİ SATAN → AHİRETİNİ KAYBEDER!
— 17. AYET —
فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا الْكِتَابَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هٰذَا الْاَدْنٰى وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَاۚ
(A'râf, 169)
"Onların ardından yerlerine öyle bir nesil geldi ki, Kitab'a varis oldular ama şu değersiz dünyanın geçici menfaatini topluyorlar ve 'Nasıl olsa bağışlanacağız' diyorlardı."
— 17. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "وَيْلٌ لِأُمَّتِي مِنْ عُلَمَاءِ السُّوءِ، يَتَّخِذُونَ هَذَا الْعِلْمَ مَتْجَرًا يَبِيعُونَهُ مِنْ أُمَرَاءِ زَمَانِهِمْ رَغْبَةً فِي الرِّبْحِ لِأَنْفُسِهِمْ، لَا أَرْبَحَ اللَّهُ تِجَارَتَهُمْ"
(Hakîm et-Tirmizî, Nevâdirü'l-Usûl)
"Kötü âlimlerden dolayı ümmetimin vay haline! Onlar bu ilmi bir ticaret malı edinirler; kendi menfaatleri için zamanın idarecilerine satarlar. Allah onların ticaretine kazanç vermesin!"
Nüzul Sebebi: Tevrat'ın varisi oldukları halde, dini hükümleri dünya malı karşılığında feda eden ve "Allah Gafur'dur, bizi affeder" diyerek günahı basitleştiren Yahudi din adamları hakkında inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: "Nasıl olsa affediliriz" diyerek dini paraya alet etmek, tam bir yahudileşme alametidir. Âlim, Allah'ın rahmetine güvenip günaha dalan değil, Allah'ın azabından korkup ilmin izzetini koruyandır. İlmi pazarlık masasına yatıranın ticareti ahirette iflasla sonuçlanır.
Sahabe Kıssası: Hz. Selman-ı Farisi (r.a.), vefat edeceği zaman hıçkıra hıçkıra ağlamıştır. "Neden ağlıyorsun?" dediklerinde; "Resulullah bize 'Dünyadan nasibiniz bir yolcunun azığı kadar olsun' buyurdu. Oysa benim etrafımda şu eşyalar var" demiştir. Halbuki odasında bir leğen ve birkaç parça eşyadan başka bir şey yoktu.
Kıssadan Hisse: Affına güvenip dinini satan, mağfiretten mahrum kalır.
— 18. AYET —
وَاشْتَرَوْا بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ
(Âl-i İ vrân, 187)
"...Onu (hakikati) az bir bedelle sattılar. Satın aldıkları şey ne kötüdür!"
Not: Bu ayet, 6. Ayet ile aynı âyettir (Âl-i İmrân, 187). Tekrarı önlemek için farklı bir ayet eklendi:
— 18. AYET —
(قُلْ هٰذِهِ سَب۪يل۪ي اَدْعُوٓا اِلَى اللّٰهِۙ عَلَى بَص۪يرَةٍ اَنَا وَمَنِ اتَّبَعَن۪ي وَسُبْحَانَ اللّٰهِ وَمَآ اَنَا مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ
(Yusuf, 108)
"De ki: 'İşte benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar, Allah'ı bizzat bilgi ve deneyimle (basiretle) çağırırız. Allah'ı tesbih ederim. Ben Allah'a ortak koşanlardan değilim.'"
18. HADİS (YENİ - TEKRAR KALDIRILDI)
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ، فَإِنَّمَا أَنَا قَاسِمٌ وَاللَّهُ يُعْطِي، وَلَنْ تَزَالِ أُمَّتِي قَائِمَةً بِأَمْرِ اللَّهِ لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ خَالَفَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ"
(Buhârî, İlim, 20; Müslim, İmâme, 15)
"Allah kimin için hayır murat ederse, onu dinde derin kavrayış sahibi kılar. Ben sadece dağıtıcıyım, Allah verir. Ümmetim Allah'ın emriyle dimdik ayakta kalacaktır, onlara Allah'ın emri gelene kadar kendilerine muhalif olanlar zarar veremez."
Nüzul Sebebi: Hakikati gizleyip dünyalık paye alanların, yaptıkları takasın (cenneti verip dünyayı almanın) ne kadar ahmakça olduğunu vurgulamak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: İlim, Allah'a yaklaştırmıyorsa, insanları etkilemek için bir sahne şovu haline gelmişse o "şer" bir ilimdir. İnsanların alkışını Allah'ın rızasına tercih eden âlim, pırlantayı verip karşılığında bir cam parçası alan meczup gibidir.
Sahabe Kıssası: Hz. Ali (r.a.) şöyle buyurmuştur: "Sizin için en çok korktuğum iki şey vardır: Uzun emel ve heva peşinde koşmak. Heva, hak yoldan saptırır; uzun emel ise ahireti unutturur."
Kıssadan Hisse: İlimle alkış toplayan, mahşerde yalnız kalır.
— 19. AYET —
اُولٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدٰى فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَد۪ينَ
(Bakara, 16)
"İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın alanlardır. Onların bu ticareti kar getirmemiş ve hidayete de erememişlerdir."
— 19. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "الْعُلَمَاءُ أُمَنَاءُ الرُّسُلِ عَلَى عِبَادِ اللَّهِ مَا لَمْ يُخَالِطُوا السُّلْطَانَ..."
(Hâkim, Müstedrek, 1/110)
"Âlimler, sultanlarla (dünyalık güçlerle) içli dışlı olmadıkları sürece, Allah'ın kulları üzerinde peygamberlerin eminleridir (emanetçileridir)..."
Nüzul Sebebi: Münafıkların dıştan mümin görünüp içten küfrü tercih etmeleri ve hidayeti ellerinin tersiyle itmeleri üzerine inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Âlim, Peygamber mirasının bekçisidir. Eğer bu bekçi, mirası paraya veya güce feda ederse, emanete ihanet etmiş olur. Hidayeti bilip de dünyalık için dalalete sapanın kârı, cehennemin yakıtı olmaktır.
Sahabe Kıssası: Hz. İbn Mes'ud (r.a.) şöyle derdi: "Eğer ilim ehli ilmi korusalardı ve onu sadece hak edenlere verselerdi, zamanlarının efendisi olurlardı. Fakat onlar ilmi dünyalık elde etmek için dünya ehlinin ayağına götürdüler ve bu yüzden onların gözünde zelil oldular."
Kıssadan Hisse: Güce ram olan âlim, emanete ihanet eder.
— 20. AYET —
وَلَا تَرْكَنُوٓا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَآءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ
(Hûd, 113)
"Zalimlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur. Allah'tan başka ilahlarınız da yoktur. Sonra size yardım da edilmez."
— 20. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَرَرْتُ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِي بِرِجَالٍ تُقْرَضُ شِفَاهُهُمْ بِمَقَارِيضَ مِنْ نَارٍ..."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/390)
"Miraç gecesi dudakları ateşten makaslarla kesilen bir gruba rastladım. 'Bunlar kim?' diye sordum. Cebrail: 'Bunlar ümmetinin vaizleridir ki, insanlara iyiliği emrederler de kendilerini unuturlar' dedi."
Nüzul Sebebi: Allah yolunda cihad sözü verip de düşmanla karşılaştığında sözünden dönenler ve özü sözü bir olmayanlar için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Kürsüde bülbül kesilip, evinde ve işinde İslam'ın esamesi okunmayanların akıbeti ateşten makaslardır. O dudaklar ki Allah'ın ayetini okudu ama o ayete ihanet etti. Kendini ıslah etmeyen âlimin tebliği, ruhsuz bir ceset gibidir.
Sahabe Kıssası: Hz. Ebû'd-Derda (r.a.) şöyle demiştir: "Kıyamet günü bana 'Biliyor muydun, yoksa cahil miydin?' diye sorulmasından korkmam. Ama 'Bildiğinle ne amel ettin?' denilmesinden çok korkarım."
Kıssadan Hisse: Yaşamadığını söyleyen, kendi celladını besler.
— 21. AYET —
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
(Enfâl, 21)
"İşitmedikleri halde 'İşittik' diyenler gibi olmayın."
— 21. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَى أُمَّتِي الْأَئِمَّةُ الْمُضِلُّونَ"
(Tirmizî, Fiten, 32)
"Ümmetim için en çok korktuğum şey, saptırıcı önderlerdir (âlimlerdir)."
Nüzul Sebebi: Münafıkların ve kalbi mühürlü olanların, vahiyle aralarındaki samimiyetsizliği ifşa etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Saptırıcı âlim, ümmetin üzerine inen en büyük musibettir. Onlar hakkı batıla karıştırır, haramı helal gösterirler. Kulakları ayeti duyar ama kalpleri dünyaya ayarlı olduğu için o ayeti yaşamaya yanaşmazlar.
Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (r.a.) bir gün Hz. Ka'b'a (r.a.) sordu: "İlim sahiplerinin kalplerinden ilmi çekip çıkaran nedir?" O da cevap verdi: "Tamah (dünya hırsı) ve insanların elindekine göz dikmektir ey Müminlerin Emiri!"
Kıssadan Hisse: Dünyaya tamah eden âlim, ümmetin yolunu kesen eşkıyadır.
— 22. AYET —
اِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الصُّمُّ الْبُκْمُ الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ
(Enfâl, 22)
"Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, (gerçekleri) düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir."
— 22. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ اسْتَعَاذَ بِاللَّهِ مِنْ جُبِّ الْحُزْنِ؟ قَالُوا: وَمَا جُبُّ الْحُزْنِ؟ قَالَ: وَادٍ فِي جَهَنَّمَ تَتَعَوَّذُ مِنْهُ جَهَنَّمُ كُلَّ يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ، أُعِدَّ لِلْقُرَّاءِ الْمُرَائِينَ بِأَعْمَالِهِمْ"
(Tirmizî, Zühd, 48)
"Hüzün kuyusundan Allah'a sığının! Sahabe sordu: 'Nedir o hüzün kuyusu?' Efendimiz buyurdu: 'Cehennemde bir vadidir ki cehennem bile ondan günde yüz defa Allah'a sığınır. O vadi, amelleriyle gösteriş yapan (paracı) hafızlar/kurralar için hazırlanmıştır.'"
Nüzul Sebebi: Akıllarını ve duyularını hakikat yolunda kullanmayıp hayvandan daha aşağı dereceye düşen inkârcılar ve münafık âlimler hakkında inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Kur'an'ı bir musiki, bir kazanç, bir gösteriş aracı yapanlar; cehennemin bile korktuğu o hüzün kuyusuna atılacaklardır. İlmiyle "ne güzel okuyor" dedirtmek isteyenlerin mükâfatı, kalplerindeki riyanın ateşidir.
Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) bu hadisi ne zaman anlatsa, baygınlık geçirecek kadar ağlardı. İlmin şakasının olmadığını en iyi onlar bilirdi.
Kıssadan Hisse: Gösteriş için okunan Kur'an, sahibine şefaat değil şikâyet eder.
— 23. AYET —
اَلَّذ۪ينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا
(Kehf, 104)
"Onlar, dünya hayatındaki çalışmaları boşa gitmiş olan, üstelik güzel işler yaptıklarını sanan kimselerdir."
— 23. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ خُشُوعِ النِّفَاقِ، قَالُوا: وَمَا خُشُوعُ النِّفَاقِ؟ قَالَ: أَنْ تَرَى الْجَسَدَ خَاشِعًا وَالْقَلْبُ لَيْسَ بِخَاشِعٍ"
(Taberânî, el-Kebîr, 3/158)
"Münafıkça huşudan Allah'a sığının! Sordular: 'O nedir?' Buyurdu ki: 'Bedeni huşu içinde görüp, kalbin boş olmasıdır.'"
Nüzul Sebebi: İbadet ettiklerini sanıp da ihlastan yoksun oldukları için hüsrana uğrayacak olan amelsiz âlimler ve rahipler hakkında inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: En büyük aldanış, "Ben âlimim, ben anlatıyorum, ben hizmet ediyorum" diyerek kendini kurtulmuş sanmaktır. Eğer o "hizmetin" altında dünya sevgisi ve riya varsa, o çalışma boşa gitmiştir. Kalbi Allah'tan kopuk, bedeni sahnede olan âlim münafıktır.
Sahabe Kıssası: Hz. Huzeyfe (r.a.) şöyle derdi: "İman gider, geriye namaz kalır. Öyle bir zaman gelir ki mescitler insanla dolar ama içinde bir tek mümin bulamazsın."
Kıssadan Hisse: İhlasın olmadığı yerde ilim, sadece bir yorgunluktur.
— 24. AYET —
فَلَا تُزَكُّوٓا اَنْفُسَكُمْۜ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى
(Necm, 32)
"Kendinizi temize çıkarmayın. O, kimin sakındığını (takva sahibi olduğunu) en iyi bilendir."
— 24. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِنَّ أَوَّلَ النَّاسِ يُقْضَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَيْهِ رَجُلٌ اسْتُشْهِدَ... ثُمَّ رَجُلٌ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ وَعَلَّمَهُ وَقَرَأَ الْقُرْآنَ... فَيَقُولُ اللَّهُ: كَذَبْتَ، وَلَكِنَّكَ تَعَلَّمْتَ لِيُقَالَ عَالِمٌ، وَقَرَأْتَ لِيُقَالَ هُوَ قَارِئٌ، فَقَدْ قِيلَ، ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ حَتَّى أُلْقِيَ فِي النَّارِ"
(Müslim, İmâre, 152)
"...Kıyamet günü hesabı ilk görüleceklerden biri de ilim öğrenip öğreten ve Kur'an okuyan kimsedir. Allah ona nimetlerini hatırlatır. O: 'Senin rızan için öğrendim ve okudum' der. Allah buyurur: 'Yalan söylüyorsun! Sen sana 'âlim' ve 'karî' densin diye yaptın, nitekim dendi de!' Sonra emredilir ve yüzüstü cehenneme sürüklenir."
Nüzul Sebebi: Kişinin kendi ameline güvenip kendini "kutsal" görmesini yasaklamak ve ihlasın gizli olduğunu bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Mahşerin ilk yananı, ihlassız âlimdir! "Hoca" denilmesi, elinin öpülmesi, itibar görmesi için ilim tahsil edenler, ücretlerini dünyada insanların övgüsüyle almışlardır. Allah katında alacakları bir şey kalmamıştır; nasipleri sadece ateştir.
Sahabe Kıssası: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) bu hadisi anlatırken üç defa hıçkırarak bayılmış, kendine geldiğinde "Allah doğru söyledi" diyerek Hud suresinin dünyayı isteyenlerle ilgili ayetlerini okumuştur.
Kıssadan Hisse: İnsanların övgüsü için ilim yapan, Allah'ın yergisiyle cehenneme gider.
IV. ANA BÖLÜM: KUR'AN'I AZIK DEĞİL KAZANÇ YAPANLAR
KUR'AN'I KAZANÇ YAPAN → BEREKETTEN MAHRUM OLUR!
— 25. AYET —
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ
(Âl-i İmrân, 105)
"Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır."
— 25. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ قَرَأَ الْقُرْآنَ يَتَأَكَّلُ بِهِ النَّاسَ جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَوَجْهُهُ عَظْمٌ لَيْسَ عَلَيْهِ لَحْمٌ"
(Beyhakî, Şuabü'l-İmân, 6/158)
"Kim insanlardan bir şeyler koparmak (para kazanmak) için Kur'an okursa, kıyamet günü huzur-u ilahiye yüzünde et kalmamış, sadece kemik olarak gelir."
Nüzul Sebebi: Hakikat apaçık ortadayken, sırf dünyalık liderlik ve menfaat için dini meselelerde ihtilaf çıkarıp ümmeti bölenler hakkında inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Kur'an, ruhları beslemek için indi; cüzdanları doldurmak için değil! Allah'ın kelamını pazarlık konusu yapanlar, ahirette cemalullahtan mahrum kalacakları gibi, o nurdan nasipsiz kaldıkları için yüzleri simsiyah bir kemik yığınına dönecektir. Başkasının cebindeki paraya göz dikerek okunan hatimler, okuyanın başına vebaldir.
Sahabe Kıssası: Hz. İbn Abbas (r.a.) bir gün şöyle demiştir: "Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar Kur'an'ı su gibi içecekler (çok okuyacaklar) ama Kur'an onların boğazından aşağı (kalbine) inmeyecek. O okuduklarıyla dünyalık devşirecekler."
Kıssadan Hisse: Kur'an ile dünyalık yiyen, ahirette etinden olur.
— 26. AYET —
فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ اَلَّذ۪ينَ هُمْ يُرَآؤُنَۙ
(Mâûn, 4-6)
"Vay o namaz kılanların haline ki, onlar namazlarından gafildirler. Onlar gösteriş yaparlar."
— 26. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمُ الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ. قَالُوا: وَمَا الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: الرِّيَاءُ"
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/254)
"Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir. Sahabe: 'Küçük şirk nedir ey Allah'ın Resulü?' diye sorunca: 'Riyadır (gösteriş yapmaktır)' buyurdu."
Nüzul Sebebi: İbadeti Allah için değil, toplumda yer edinmek ve mümin görünerek menfaat sağlamak için yapan münafıkların rezilliğini bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Namazda bile vay haline denilenler varsa, kürsüde, hatimde, vaazda gösteriş yapanın halini siz düşünün! Âlimin "ne güzel hitap ediyor" dedirtmek için attığı her takla, bir gizli şirktir. Allah rızası için yapılmayan ilim, içi boş bir ambalajdır; sahibi ise o ambalajın altında ezilmeye mahkûmdur.
Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (r.a.), boynunu bükerek huşu pozu veren bir genci görünce: "Ey boyun sahibi! Boynunu kaldır, huşu boyunda değil kalptedir!" diye bağırmış, gösterişçi takvayı şiddetle men etmiştir.
Kıssadan Hisse: İbadeti gösteriş olanın, akıbeti ateştir.
— 27. AYET —
يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَد۪يدًاۙ يُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمَالَكُمْ
(Ahzâb, 70-71)
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah amellerinizi ıslah etsin."
— 27. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ أَكَلَ بِالْقُرْآنِ، أَكَلَهُ اللَّهُ بِالنَّارِ"
(Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs, 3/158)
"Kim Kur'an (okuma) vasıtasıyla bir şey yerse (geçimini sağlarsa), Allah ona ateşi yedirsin!"
Nüzul Sebebi: Müminleri hem sözde hem de özde dürüstlüğe davet etmek, dini meselelerde hakkı gizlemeden konuşmalarını sağlamak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: "Doğru söz" sadece yalan söylememek değildir; hakkı batıla alet etmeden, cüzdanın sesine göre değil Allah'ın ayetine göre konuşmaktır. Kur'an'ı geçim kapısı yapanın karnı asla doymaz; o doyduğunu zannettiği her lokma, midesinde kor bir ateşe dönüşür.
Sahabe Kıssası: Hz. Ubey b. Ka'b (r.a.), kendisine Kur'an öğrettiği birinden hediye bir elbise gelince onu reddetmiş ve "Ben Kur'an'ı dünyalık için okumadım" demiştir.
Kıssadan Hisse: Kur'an ile karın doyuranın, ahireti aç kalır.
— 28. AYET —
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بَطَرًا وَرِئَآءَ النَّاسِ
(Enfâl, 47)
"Yurtlarından çalım satarak ve insanlara gösteriş yaparak çıkanlar gibi olmayın."
— 28. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "الْمُتَشَبِّعُ بِمَا لَمْ يُعْطَ كَلَابِسِ ثَوْبَيْ زُورٍ"
(Buhârî, Nikâh, 106)
"Kendisine verilmeyen bir şeyle (sahip olmadığı bir faziletle) gösteriş yapan kişi, iki kat yalan elbisesi giymiş gibidir."
Nüzul Sebebi: Bedir'e kibir ve gösterişle çıkan müşriklerin bu halinin Müslümanlar için bir ibret ve uzak durulması gereken bir afet olduğunu bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Âlimlik vasfı olmadığı halde "Hoca" kisvesine bürünenler veya azıcık ilmiyle kâinatı ben yarattım havasında gezenler, yalanın en çirkin elbisesine bürünmüşlerdir. İlim insanı toprak gibi mütevazı yapmıyorsa, o ilim sadece şeytanın kibrini besler.
Sahabe Kıssası: Hz. Ebû'd-Derda (r.a.) vefat ederken yanındakiler: "Bize vasiyet et" dediler. Buyurdu ki: "Aman ha! Allah'ı görür gibi ibadet edin ve kendinizi ölülerden sayın (kibirlenmeyin)."
Kıssadan Hisse: Gösteriş elbisesi, mahşerde sahibini çıplak bırakır.
— 29. AYET —
قُلْ مَآ اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَآ اَنَا۬ مِنَ الْمُتَكَلِّف۪ينَ
(Sâd, 86)
"De ki: Buna (tebliğ görevine) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden bir şeyler uyduran (yapmacık davrananlardan da değilim."
— 29. HADİS —
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِيَّاكُمْ وَالتَّنَطُّعَ، إِيَّاكُمْ وَالتَّنَطُّعَ، إِيَّاكُمْ وَالتَّنَطُّعَ"
(Müslim, İlim, 7)
"Sözde ve amelde aşırı gitmekten (yapmacık davranmaktan) sakının! (Üç defa tekrarladı)."
Nüzul Sebebi: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in tebliğinin samimiyetini ve karşılıksız olduğunu, dini anlatırken kimseden bir menfaat beklemediğini ilan etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Gerçek âlim, Peygamber varisidir. Peygamber ücret istemediyse, varisi nasıl ister? Bugün dini anlatmak için "tarifesi" olanlar, "şu kadar lira olmazsa gelmem" diyenler bu ayetin ve hadisin neresindedir? Yapmacık tavırlar, süslü ama ruhsuz kelimeler samimiyetin katilidir.
Sahabe Kıssası: Hz. Mus'ab b. Umeyr (r.a.), Medine'ye giderken ne bir maaş ne de bir ücret beklentisi vardı. Tek derdi Allah'ın kelamını ulaştırmaktı ve bu uğurda her şeyini feda etti.
Kıssadan Hisse: Karşılık bekleyen tebliğ, kalbe nüfuz etmez.
— 30. AYET —
فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَآءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَدًا
(Kehf, 110)
"Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih bir amel işlesin ve Rabbinin ibadetine hiç kimseyi ortak etmesin."
— 30. HADİS —
(قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "مَنْ عَمِلَ عَمَلًا لَمْ يَأْمُرْ بِهِ فَلَهُ عَمَلُهُ وَعَلَيْهِ مَا فَتَحَ"
(Müslim, İmâre, 155)
"Kim Allah'ın emretmediği bir amel işlerse, onun kendi ameli vardır (kabul edilmez), üzerine de açtığı kapının vebali vardır."
Nüzul Sebebi: Amellerin ancak ihlasla ve sadece Allah için yapıldığında kabul edileceğini bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: İlim de bir ibadettir. Bu ibadete "insanlar beni övsün" niyetini katan, Rabbine kavuşmayı değil halkın alkışını istemiş olur. Âlimlerin meclisinde "en çok ben biliyorum" yarışı, ilmi cehenneme odun yapmaktır.
Sahabe Kıssası: Hz. Muâz b. Cebel (r.a.) Yemen'e giderken Efendimiz (s.a.v.) ona: "İbadetinde ihlaslı ol, az amel de sana yeter" buyurmuştur.
Kıssadan Hisse: İhlasın olmadığı ilim, sadece bir hamallıktır.
EY NEFSİNİN ESİRİ OLMUŞ, İLMİNİ VE DİNİNİ ÜÇ KURUŞLUK DÜNYA MENFAATİNE PEŞKEŞ ÇEKEN BEDBAHT! DUY VE TİTRE!
Bugün gittiğin meclislerde, katıldığın merasimlerde "ne kadar güzel Kur’an okuyor" dedirtmek için gırtlağını yırtan, o ilahi kelamı bir musiki ziyafetine dönüştürüp insanların takdirini Allah’ın rızasından üstün tutan kişi! Akılını başına al! O elinde tuttuğun, o dilinle okuduğun Kur’an; sen cüzdanını doldurasın, sen alkışlanasın, sen itibar göresin diye indirilmedi! O Allah’ın kelamı; hayatına nizam, karanlığına nur, ameline rehber ve dertlerine derman olsun diye indirildi! Sen ise onu sadece bir geçim kapısı, bir ticaret malı, bir gösteriş aracı yaptın!
EY HATİM PAZARLIKLARIYLA DİNİNİ SATAN, VAAZLARIYLA CEBİNİ DOLDURAN GAFİL!
Mevlit okuyup para alan, Kur’an tilavetini tarifeye bağlayan, "şu kadar lira olmazsa gelmem" diyerek dini pazarlık masasına yatıran zavallı! Bilmez misin ki; Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satanların midelerine doldurdukları sadece ateştir! O aldığın paralar, o topladığın paralar mahşer meydanında boynuna ateşten bir halka olarak dolanacak. Sen insanları ağlatırken kendin gülüyordun, ama o dehşetli gün geldiğinde; insanlar kurtulurken senin yüzüne bakılmayacak! Kur’an’la amel etmediğin, Sünnet’in o vakur duruşuyla edeplenmediğin müddetçe; istersen yedi kıraat üzere oku, istersen kürsülerde bülbül gibi şakra, vallahi hüsrandasın, billahi helaktasın!
BU KUR’AN SENİ KURTARMAK İÇİN GELDİ, SEN ONU KULLANMAK İÇİN ALDIN!
İlahî kelamı başkalarına anlatıp kendin o hakikatten mahrum kalmak; başkasına ışık tutup kendini yakan muma dönmektir. "Yapmadığınız şeyi niçin söylüyorsunuz?" ihtarı senin için inmedi mi? İlim ya seni Cennetin en âli makamlarına taşıyan bir kanat, ya da seni Cehennemin en dibine çeken ağır bir taş olur. Sen taş olmayı seçtin! Sen, insanların "Ne büyük hoca, ne güzel kurra!" demesini Allah’ın "Kulum benden razı mı?" demesine tercih ettin! Ücretini dünyada aldın, insanların övgüsüyle doydun; şimdi huzur-u ilahide hangi yüzle duracaksın?
YOL YAKINKEN DÖN, YOKSA O KUR’AN MAHŞERDE SENDEN ŞİKÂYETÇİ OLACAK!
İflah olamazsın ey din taciri! Bu gidişle ne dünyada bereket bulabilirsin ne de ahirette selamet! Kur’an’dan kazanan değil, Kur’an ile kazanılan (hidayet bulan) gerçek kurtuluşa erer. Gel, bu sahte alkışları elinin tersiyle it! Gel, hatim pazarlıklarını, ücret tarifelerini yırt at! Dinini dünyaya basamak yapma, dünyanı dinine kurban et! Aksi takdirde, Azrail kapını çaldığında elindeki o altın yaldızlı mushaflar seni kurtarmayacak; sadece o Kur’an’ın hesabını verememenin dehşetiyle kavrulacaksın.
EY AKIL SAHİBİ! YA KUR’AN’IN AHLAKIYLA AHLAKLANIR KURTULURSUN, YA DA ONUNLA TİCARET YAPAR EBEDİYEN YANARSIN! SEÇİM SENİN, HESAP ALLAH’INDIR!
Rabbim bizleri, kelamını dünyaya alet eden bedbahtlardan değil; O’nunla dertlenen, O’nunla yaşayan ve O’nunla can veren sadık amirlerden eylesin. Amin, Amin, Amin...
Hazırlayan MEHMET ERÇELİK
