KURBAN FEDAKÂRLIKTIR
Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimiz
عَلَى كُلِّ أَهْلِ بَيْتٍ فِي كُلِّ عَامٍ أُضْحِيَّةٌ وَعَتِيرَةٌ
Her hanenin, her yıl bir kurban kesmesi gerekir” buyuruyor (İbn-i Mâce, Edâhî, 2; Tirmizî, Edâhî, 18/1518) Dolayısıyla kurban ibadeti, şartlarına hâiz olan her varlıklı Müslümana vacip kılınmıştır…
“Kurban” kelimesi, “
تَقَرُّبْ
“”, yani yaklaşmak demektir… Bu hususta İbrahim Peygamber, malıyla imtihan edildi; cömertçe infakta bulunduğu için “Halil İbrahim Bereketine” mazhar oldu Canıyla imtihan edildi; Allah için canını çekinmeden ortaya koydu; Cenab-ı Hakk ona ateşi serin ve selâmet kıldı, içine atıldığı ateşi gül bahçesine döndürdü…”
Nihayet; oğlu İsmail ile imtihan edildi Evlâdını Cenab-ı Allah’a kurban edeceği anda imtihanı kazandığına dair ilâhî müjde geldi:
اَنْ يَا اِبْرهيمُ
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَا اِنَّا كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ
““Ey İbrahim, rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız” buyurularak;( Sâffât;104-105)”
سَلَامٌ عَلى اِبْرهيم
Selam olsun İbrahim’e,( Sâffât;109)
كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ
“'İşte biz iyi insanları böyle ödüllendiririz” (Sâffât;110) dedi kendisine Cenab-ı Allah…”
Değerli Kardeşlerim!.. Kurban Bayramına hazırlandığımız şu günlerde, İbrahim Peygamberin Cenab-ı Hakk’la dostluk hususunda tâbî tutulduğu bu ilâhî imtihanları hatırlayıp, bunu düşünmemiz lazım Bu hakikatler ışığında tefekkür etmemiz lazım
Acaba biz, Allah muhabbeti uğruna fâni muhabbetlerden ne kadar vazgeçebiliyoruz?.. Acaba biz canımızı ve malımızı Allah yolunda ne kadar sarf edebiliyoruz?.. Tevbe Sûresi’nin 111. Âyet-i kerimesinde buyrulan;
اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ
““Canları ve malları mukâbilinde cenneti satın alan mü’minler” vasfına ne kadar lâyık hâldeyiz acaba?..”
Bakınız; Mekkeli müşrikler, Peygamber Efendimizin önüne; şu dünyada ondan başka hiç kimsenin elinin tersiyle itemeyeceği üç şeyle geldiler… Neydi bu üç şey; servet, şöhret ve şehvet Yani iste; seni dünyanın en zengin adamı yapalım dediler… İste; seni dünyanın en meşhur adamı yapalım dediler… İste; sana dünyanın en güzel kadınlarını verelim dediler… Yeter ki sen şu peygamberlik davasından vaz geç dediler… Peygamber Efendimiz ise Hakk’a tam bir teslimiyet içerisinde, şu müthiş cevabı verdi onlara:
“Vallahi, Allah’ın dinini tebliğden vazgeçmem için, Güneş’i sağ elime, Ay’ı da sol elime koyacak olsalar, ben yine de bu davadan vazgeçmem! Ya yüce Allah, onu bütün cihana yayar, vazifem biter; ya da bu yolda ölür giderim!..” İşte kurban, bu şekilde nefsani arzulardan vazgeçerek bu fedakârlık iradesini gösterebilmektir…
Değerli Kardeşlerim!.. Bugün biz de sadece Kurban Bayramlarında değil, her birimiz, her zaman bu fedakârlığa hazır olmak zorundayız Mecburuz buna Çünkü bizi bu fedakârlıktan, bu teslimiyetten başka, kurtaracak hiçbir şey yok şu hayatta…
Peygamber Efendimiz Mûte’ye üç kumandanı gönderirken, onlara şehit olacaklarını ima ile haber vermişti… Üçü de Peygamberimizin ne demek istediğini anladı, ama bundan en ufak bir teessür duymadı… Allah için canlarını feda etmeyi canlarına minnet bildiler…
Murad Hüdavendigar’ın böyle bir gönül kıvamıyla Kosova meydanında yaptığı samimî dua ve neticesinde şehadet şerbetini içmesi de, her daim kendini Hakk’a kurban bilme şuuruna tarihî bir misaldir aynı şekilde…
Yine Fatih’in askerleri Rum ateşleri altında surlara tırmanırken; “Bugün şehit olma sırası bizde!” diyerek şehadet şerbetini bunun için içiyorlardı işte…
Çanakkale’ye, bizzat anaları tarafından kınalanarak âdeta kurbanlık koçlar gibi gönderilen kahraman ecdadımız, işte bunun için Allah için canlarını feda etmekten çekinmeyen birer İsmail olduklarını, bütün dünyaya göstermişlerdi…
Dolayısıyla; Allah yolunda sadece malı ve serveti değil, gerektiğinde bütün varlığı kurban bilmek icap eder Yani kurban, her hususta fedakârlık talimidir Cenab-ı Allah’ın verdiği bütün nimetleri, yine O’nun yolunda cömertçe sarf edebilmektir Kurbanın esas manası, bu fedakârlık şuurudur işte
Nitekim Sahâbe-i Kirâm da bu gönül kıvamındaydı hep… Onlar, Peygamberimizin en ufak bir arzusunu bile canlarına minnet bilerek; “Anam, babam, malım, canım, Sana feda olsun ya Rasûlâllah!” diyorlardı Allah ve Rasûlü uğrunda bir fedakârlık şerefine nail olabilmek için, âdeta birbirleriyle yarışıyorlardı
Değerli Mü’minler!.. Kurbanda da asıl mesele; “Canım kurban olsun Sen’in yoluna!” sözünün içini doldurarak söyleyebilecek bir fedakârlık ufkunu kazanabilmektir
Amellere kıymet ve bereket kazandıran, onların ifasındaki hâlet-i ruhiye, fedakârlık hissiyatı ve hâlis niyetlerdir…
Kurban kesmekten asıl maksat, Allah’a bu teslimiyet ve tevekkül şuuruyla kullukta bulunma huşusunda gönüllerin agâh olmasıdır… Yani kurban, sadece şeklî bir ibadet değildir… Bu ibadet de diğer ibadetler gibi, ruhi bir iştiyakla ifa edilmeli… Çünkü Cenâb-ı Hak;
لَنْ يَنَالَ اللّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا
““Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır” buyuruyor Kur’an’da…”
وَلكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوى مِنْكُمْ
“akat O’na sadece sizin takvanız ulaşır” diyor… (el-Hac, 37)”
İşte bunun için kurbandaki asıl gaye, ilâhî emre kayıtsız-şartsız itaat etmek, can-u gönülden, itirazsız ve tereddütsüz bir şekilde teslimiyet göstermek suretiyle, Allah’a yaklaşma arzusunun, yani kalpteki bu hâlis niyetin izharıdır
Kurbanda Hak katına yükselerek kabul görecek olan da, kulun bu gönül kıvamıdır Yoksa kurbanın eti, kemiği değil ayni… Cenab-ı Hakk’ın katına ulaşacak olan, kulun takvasıdır Takva üzere yaşamayan, itikat, ahlâk ve muamelatında ciddî problemler bulunan birinin, ibadet ve amelleri de düzgün olmaz Çünkü her zaman söylüyorum bu sözü… Yine hatırlatayım… Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz Değerli Mü’minler!..
Kurbana niyetlenen bir mü’min; evvelâ gönlündeki niyeti düzeltecek… Tam bir ihlâs duygusu içinde olacak… Niyetine dünyalık şeyleri ortak etmekten titizlikle sakınacak Konu-komşunun ayıplamasından, toplumdaki itibarının zedelenmesinden korkmak ve ya gösteriş yapmak gibi süflî ve nefsani kaygılarla kurban kesmeyecek Bunlar olmadan kesilen hayvan, kurban olmaz et olur…
Bundan dolayı Mevlânâ Hz.leri; “Keçinin gölgesini kurban etme!” diyerek, bizleri bu ibadetin esas gayesini idrak etmeye, yani ihlâsa davet ediyor Çünkü kurban edilen hayvanın eti-kemiği, gölgedir, gölge birazdan kaybolur gider Aslolan, kurbanın ifade ettiği manadır İşte gönüllerimizin, bu mananın farkında olması lazım
Değerli Kardeşlerim!.. Bir Hadis-i şerifte şöyle buyuruyor Peygamberimiz…
مَا عَمِلَ آدَميٌّ مِنْ عَمَلٍ يَوْمَ النَّحْرِ أَحَبَّ إِلَى اللَّهِ مِنْ إِهْرَاقِ الدَّمِ
““Âdemoğlunun, Kurban Bayramı’nın birinci günü yaptığı işlerin Allah’a en sevimli olanı, kurban kanı akıtmaktır…”
إِنَّه لَيَئْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِقُرُونِهَا وَأَشْعَارِهَا وَأَظْلاَفِهَا
“Kıyamet günü o kurban, boynuzları, tırnakları ve kıllarıyla gelir”
وَإِنَّ الدَّمَ لَيَقَعُ مِنَ اللَّهِ بِمَكَانٍ قَبْلَ أَنْ يَقَعَ مِنَ الْأَرْضِ
“urbanın kanı da, henüz yere düşmeden Allah’ın rızasına nail olur ve kabul edilir”
نَفْسًا بِهَا فَطِيبُوا
“O hâlde, kurban kesmek, size zor gelmesin… Bu konuda gönlünüz hoş olsun!..” (Tirmizî, Edâhî, 1/1493)”
Yani kurbanı, gönlümüzde en ufak bir sıkıntı duymadan, Allah muhabbeti ve iman lezzetiyle, Allah için bir fedakârlıkta bulunmanın vicdan huzuruyla, bilhassa da edep ve tazim duyguları içinde kesmemizi söylüyor Peygamberimiz… Çünkü ayet-i kerimede de Allah-u Teâlâ;
وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللّٰهِ
““Biz, kurbanlık olarak seçtiğiniz hayvanları, Allah’ın şiarlarından yani O’nu hatırlatan nişanelerden kıldık” (el-Hac, 36) buyuruyor…”
Dolayısıyla Değerli Mü’minler!.. Allah’ın şiarlarından olan kurbana önem ve değer vermek, Allah’a tazimdendir… Nitekim bu ayetten hemen önceki başka bir ayet-i kerimede de;
ذٰلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ
““Her kim Allah’ın şiarlarına saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır” (el-Hac, 32) diyor Allah-u Teala…”
Dolayısıyla; eskiler kurban keserken çok hassas davranırlarmış Aynı çukura iki kurban kestirmezlermiş mesela Ya da çukur temizlendikten sonra ikinci kurbanı kestirirlermiş… Kurbanın gözünü bağlatırlarmış… Hayvanı kesileceği yere iterek kakarak sürükletmezler, şayet küçükbaş bir kurban ise, kucağa alınarak şefkat ve mülâyemetle götürülmesini isterlermiş Keserken bıçağın keskin olmasına dikkat ederlermiş Hayvana eziyet vermeyecek şekilde güzelce kesilmesini ve kanın iyice boşalmasını arzu ederlermiş
Kurban kesilirken oturmazlarmış, hayvanın kanı tamamen akıncaya kadar, Allah’ın emrine tazim maksadıyla ayakta beklerlermiş… Cenab-ı Hakk’ın nimetlerini tefekkür ederek, ubudiyet şuuru içinde bulunurlarmış…
Değerli Kardeşlerim!.. Diğer taraftan da; kurban, bizi şöyle bir tefekküre de dâvet eder ve ya etmeli… Kesilen bu hayvanlar, Cenâb-ı Hakk’ın bize büyük bir ikramlarıdır… Cenab-ı Hakk bizi insan olarak yaratıp bu hayvanları bizim emrimize veya bizim hizmetimize verdi… Biz de kurbanlık bir hayvan olarak dünyaya gelebilirdik, o hayvan da insan olarak yaratılıp bizi kurban ediyor olabilirdi… İşte kurban, Rabbimizin sonsuz nimet ve lütuflarına karşı gönüllerimizde böyle bir tefekkür derinliği ve şükür hissiyatı da hâsıl etmeli… Bize bunları da düşündürmeli…
Şunu asla unutmayalım; Cenab-ı Hakk’ın bizim ibadetlerimize hiçbir şekilde ihtiyacı yok Allah’ın mülkünde yaşayan kulun, Allah’ın emaneti olan malından, canından, bütün imkânlarından Allah için infakta bulunması, Allah’a bir ikram değildir Tam aksine Allah’ın o kuluna ayrı bir ikramıdır bu… Çünkü Cenab-ı Hakk’ın hiçbir şeye ihtiyacı yok Fakat kulların O’nun rızasına ve muhabbetine, mârifetullah ve muhabbetullahtan nasip almaya çok ihtiyacı var… Bu bakımdan bizler, hem Rabbimize minnet ve şükran hisleri içerisinde salih ameller işlemeliyiz, hem de Rabbimizin lütfedip, o amellerimizi kabul etmesi için çok dua etmeliyiz
Değerli Mü’minler!.. Malumunuz, bütün ibadetlerin esas gayesi, Allah’ın emrine itaat ederek O’nun rızasını kazanmaya çalışmaktır… Eğer her ibadette niyetimiz bu olursa, ruhumuz -tabiri câizse- her ibadetten ayrı bir vitamin alır Çünkü bedenlerimiz yaşayabilmek için yemeye-içmeye muhtaç olduğu gibi, ruhlarımız da bütün ibadetlerden ve salih amellerden alacağımız bu gönül feyzine, yani manevî enerjiye muhtaç
Kurban ibadeti, insandaki cimrilik ve mal sevgisini yenmenin ve madde esaretinden kurtulmanın en etkili sebeplerinden biridir Buna muvaffak olanlar, nefis engelini aşarak gerçek insanlık cevherini ortaya koymanın huzuruna ulaşmış olur… Bu huzura ulaşmanın yollarından birisi kurban ibadetidir işte
Kurbanlıklarımızı alırken, kurban ibadetine hazırlanırken ve Kurban Bayramında bu ibadeti ifa ederken; başta İbrahim Peygamber ve İsmail Peygamber olmak üzere, hayatları tevhit mücadelesiyle geçen bütün peygamberlerin Allah yolunda katlandıkları çileleri, gösterdikleri fedakârlıkları düşünmeliyiz ve “Biz ne kadar bu fedakârlığın içindeyiz?” sorusunu kendimize sormalıyız ve bu konuda kendimizi hesaba çekmeliyiz…
Allah’ın dini, hep fedakârlıklarla gelmiş ve tebliğ edilmiş Peygamber Efendimizin ve Sahabe-i Kiramın hayatındaki fedakârlık misallerini düşünüp onlarla ahirette beraber olabilmek için, nasıl bir fedakârlık seviyesi sergilememiz lâzım geldiğini tefekkür etmeliyiz bu günlerde
Çünkü bir hadis-i şerifte ifade buyrulan;
الْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ
““Kişi sevdiğiyle beraberdir” müjdesi, aynı zamanda bu sevginin ispatı sadedinde fiili mesuliyetler yüklüyor bizim omuzlarımıza…”
Değerli Mü’minler!.. Sevmek, sırf sözde kalan, kuru bir beraberlik ifadesi olmamalı bizim hayatımızda ve dilimizde Gerçek muhabbet; tatbikat ister, ispat ister Bu muhabbetin neticesi olan beraberlik de sadece görünen beraberlik değildir Fiil beraberliği, hissiyat ve fikriyat beraberliğidir Peygamber Efendimizle zahirî beraberlik, -inşallah- bu beraberliklerin uhrevî mükâfatı olacak bizim için
Fakat şu dünya hayatında Peygamber Efendimizin emirlerine hakkıyla itaat etmezsek eğer, yarın huzur-u mahşerde O’nun yakınlığını ve şefaatini dilemeye de yüzümüz olmaz… Çünkü Allah’ın ayetindeki ikaz çok açık bakın:
اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونٖى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ
““Eğer Allâh’ı seviyorsanız Peygambere uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…”(Âl-i İmrân, 31)”
Kur’an’ın beyan ettiği bu hakikat, hepimizi düşündürmeli;
– Günlük yaşayış tarzımda ne kadar Peygamber Efendimizle beraberim diye düşündürmeli…
– Varlık ve bolluk karşısında ne kadar O’nunla beraberim diye düşündürmeli…
– Yokluk ve darlık karşısında ne kadar O’nunla beraberim diye düşündürmeli
– Çileler karşısında ne kadar O’nunla beraberim diye düşündürmeli…
– Zaferler, muvaffakıyetler karşısında ne kadar O’nunla beraberim diye düşündürmeli…
–Muamelat, ahlâk ve ibadet hayatım ne kadar Peygamberin ahlakına ve ibadetlerine benziyor diye düşündürmeli…
– Yetimler, garipler, kimsesizler, mazlumlar karşısında ne kadar Peygamberle beraberim ve ya O’nun yakınındayım diye düşündürmeli…
– Peygamber Efendimiz ve Sahabe-i Kiram bu devirde yaşasalardı, acaba kurban ibadetini nasıl da yüksek bir fedakârlık ufkunda ifa ederlerdi, ben bu ufka nasıl dâhil olabilirim diye düşündürmeli…
–Asr-ı saadet insanı ne ile iktifa ediyordu, ben ise nefsim için nelerin arzusu içindeyim?.. Açlıktan karnına taş bağlayan bir Peygamberin gâfil ve nadan bir ümmeti olmamak için, kendimi ne kadar israftan koruyabiliyor, ne kadar riyazat hâlinde yaşayabiliyorum diye düşündürmeli…
Bakın Hz.Ali: “Zenginler israf ettiği ölçüde, toplumda insanlar aç kalır” diyor…
– Aç ve muhtaç kardeşlerimle imkânlarımı ne kadar paylaşabiliyorum diye düşündürmeli…
Değerli Kardeşlerim!.. Bir annenin evlâdına olan şefkat ve merhametinden çok daha fazlasını ümmetine duyan Peygamber Efendimiz, hem kendisi için hem de ümmetinden güç yetiremeyenler adına kurbanlar keserdi Peygamber Efendimizin ümmetine gösterdiği bu şefkat, merhamet ve cömertliği, bugün ümmet-i Muhammed olarak bizler de -imkânlarımız dâhilinde- yaşayıp Peygamberimize vefa göstermeye gayret etmeliyiz…
Bir kurban kesildiğinde Peygamberimiz
مَا بَقِىَ مِنْهَا
buyurarak, ondan geriye ne kaldığını sormuştu Hazret-i Âişe validemize:
مَا بَقِىَ مِنْهَا إِلاَّ كَتِفُهَا
“Sadece bir kürek kemiği kaldı” demişti Hz.Aişe de… Bunun üzerine Peygamberimizin verdiği cevap çok anlamlı…”
بَقِىَ كُلُّهَا غَيْرَ كَتِفِهَا
“Demek ki; o kürek kemiği hâriç, tamamı bize sevap olarak kaldı” buyurmuşlardı… (Tirmizî, Kıyâme, 33)”
Demek ki önemli olan ve bizimle kalacak olan, fedakârlığımızmış… Biz bunu anlıyoruz bu hadis-i şeriften…
Ayrıca Peygamber Efendimiz zor zamanlarda daha çok infakta bulunurmuş Nitekim Kurban Bayramı yaklaştığı bir sırada bedevîlerden ihtiyaç içinde bir topluluk Peygamberimizin yanına gelmişti Bunun üzerine Peygamberimiz, bayram hutbesinde:
“- Sizden kim kurban keserse, bayramın üçüncü gününden sonra evinde kurban etinden bir şey kalmasın” buyurmuştu
Ertesi sene sahabiler:
“– YâRasûlâllah! Yine geçen sene yaptığımız gibi mi yapalım?” diye sordukları zaman Peygamberimiz şu cevabı vermişdi:
“- Bu sene kendiniz yiyiniz, başkalarına yediriniz ve daha sonra yemek için saklayınız!.. Geçen sene insanlar geçim sıkıntısı çekiyorlardı… Bu sebeple onlara bu hususta yardımcı olmanızı istemiştim…” (Buhârî, Edâhî, 16)
Yani Müslümanların geçim sıkıntısı çektikleri bir zamanda Peygamber Efendimiz, ashabını çok daha fazla infaka sevk etmişti Acaba Peygamberimiz, nice mü’minlerin hayat-memat derecesinde ağır sıkıntılara duçar oldukları günümüzde, bizden nasıl bir yardımlaşma seferberliği isterdi, diye de düşünüp tefekkür edelim
Değerli Kardeşlerim!.. Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanın içler acısı hâli ortadayken, acaba Peygamberimiz bizden nasıl bir diğerkâmlık hassasiyeti beklerdi?.. Çünkü Peygamberimiz:
“Mü’min kardeşinin derdiyle dertlenmeyen, bizden değildir” (Hâkim, IV, 352; Heysemî, I, 87) diyor…
Başka bir hadisinde de “Komşusu açken tok yatan, kâmil mü’min değildir” buyuruyor (Hâkim, II, 15)
لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ ،الْعَرَضِ وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ
“Bu hadis-i şerifinde de “Zenginlik, malın çokluğu değil, gönlün tokluğudur” diyor Peygamberimiz…”
Malumunuz iletişim çağında yaşıyoruz Dolayısıyla bu gün, âdeta bütün dünya Müslümanları birbirinin komşusu oldu Dünyanın en uzak köşelerine dahi uçakla ortalama yarım gün içinde gidilebiliyor
Hâl böyle olunca, bu nebevî talimatların omuzlarımıza yüklediği mesuliyet daha da ağırlaşıyor Bu muhasebeyi kendi içimizde sık sık yapmak mecburiyetindeyiz…
Değerli Mü’minler!.. Bu gün dünyanın dört bir yanında felâketlerle perişan vaziyette olan, misyonerin elindeki ilâçla ve ya aşıyla, imanı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmış insanların, belki de kapı komşumuz olduğu hâlde, sessiz feryatlarını duymadığımız için, maddî-manevi sefalet içinde kalan kardeşlerimizin, gönlümüzde ne kadar yeri var acaba?.. Bunu düşünmek zorundayız…
Bu insanları misyonerlerin kıskacından ne kadar kurtarabiliyoruz diye düşünmek zorundayız…
Şunu unutmayın, bizim inancımızda ve kültürümüzde mü’min, mü’mine zimmetlidir Müslüman Müslümanın sevincini de, derdini de paylaşmak mecburiyetindedir
Biliyorsunuz; en makbul dua, gıyabi duadır Kimden bize ne kadar gıyabi dua geldiğini de, ancak kıyamet günü önümüze ilâhî ekran geldiği zaman anlayacağız…
Cenâb-ı Hak ayet-i kerimelerde bizleri uyarıyor Bize bu uyarıları yapan ayetlerle bitirelim sözlerimizi:
مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِىَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ
““Herhangi birinize ölüm gelip de;”
فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا اَخَّرْتَنٖى اِلٰى اَجَلٍ قَرٖيبٍ فَاَصَّدَّقَ وَاَكُنْ مِنَ الصَّالِحٖينَ
“‘Rabbim!.. Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip salihlerden olsam’ demesinden önce,”
وَاَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ
“ize verdiğimiz rızıktan infak edin!..” (Münâfikûn, 10)”
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِىَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فٖيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌ
““Ey iman edenler!.. Kendisinde artık alış-veriş, dostluk ve kayırma bulunmayan gün olan kıyamet gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın!..” (Bakara, 254)”
Geçen haftaki sohbetimizde Kurbanın zahiri şartlarını konuşmuştuk hatırlarsanız Bu gün de Kurban’ın kalbi cihetini ve derûni hikmetlerini konuştuk Yani Kurban’ın esas manasını konuştuk…
Kurban bayramı süresince unutmayacağımız önemli bir husus ise, Teşrik Tekbirleri Geçen hafta da hatırlatmıştık, bu gün de hatırlatmış olalım… Teşrik Tekbirleri Kurban bayramından bir gün öncesinden, yani yarın Arife günü sabah namazından itibaren başlar, dördüncü günü ikindi namazına kadar, yirmi üç vakit farz namazlarının peşine, selam verdikten sonra bir defa getirilir
Teşrik Tekbirleri; ister cemaatle, ister tek başına olsun, ister yolcu, ister mukim olsun, erkek ve kadın herkese vaciptir Teşrik Tekbiri şöyle getirilir… “Allahüekber, Allahüekber. Lâ ilahe illallahuvallahuekber.. Allahüekber ve lillâhilhamd…”
