KUTSAL YOLCULUK; HAC
وَاَذِّنْ فِى النَّاسِ بِالْحَجِّ يَاْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَاْتٖينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمٖيقٍ
(HAC;27)
بُنِيَ الْإِسْلاَمُ عَلَى خَمْسٍ
شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ،
وَإِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالْحَجِّ، وَصَوْمِ رَمَضَا نَ
Değerli Mü’minler!.. İçinde bulunduğumuz günler Kurban Bayramına ve dolayısıyla Hac mevsimine yaklaştığımız günler… Malumunuz Hacı adaylarımız Beytullah’a doğru, peyderpey yola çıkmaya başladılar…
Hac; İslami ibadetlerin en eskisi ve tarihi yönüyle en geriye giden ibadetlerden biridir… Hac ibadeti, şartlarını taşıyanlar için ömürde en az bir defa farzdır… Hicretin 9.yılında farz olmuştur… Haccın manası ziyaret etmek demektir… Peygamber Efendimizin öğrettiği yöntemle İslam’ın mukaddes mekânı olan Beytullah’ı usulünce ziyaret etmek üzere Mekke-i Mükerreme’ye gitmek ve belli görevleri belli süreçler içerisinde yerine getirmektir…(HAC;27)
وَاَذِّنْ فِى النَّاسِ بِالْحَجِّ يَاْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَاْتٖينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمٖيقٍ
Değerli Kardeşlerim!.. Bu ayet-i kerimeden de anlaşılacağı üzere; bu ibadet insanlık tarihi için önemli ibadetlerden birisidir… Sadece Müslümanlar için değil… Zira Hac Suresi’nin 27. ayetinde Cenab-ı Allah Kâbe’nin inşasını tamamlattırdığı Hz. İbrahim’in diliyle
وَاَذِّنْ فِى النَّاسِ بِالْحَجِّ
“‘İnsanları hacca çağır, davet et’ diyor… Burada bir şey dikkatimizi çekiyor…”
وَاَذِّنْ فِى النَّاسِ بِالْحَجِّ
“uyuruyor Allah-u Teâlâ… Dikkat edin”
الْمُؤْمِنِ فِي اَذِّنْ
“mü’minleri, Müslümanları çağır demiyor,”
اَذِّنْ فِى النَّاسِ
“‘İnsanları çağır’ diyor…”
Dolayısıyla; Kâbe’nin aslında insanlığın ortak değeri olduğu, insanlığın atasının orada ilk beyti inşa ettiği yer olması hasebiyle; bu ayette bütün insanlığa yönelik bir çağrı yapılıyor… Bu çağrı yapıldıktan sonra, bu çağrıya kulak veren insanlar; gerek yürüyerek, gerekse de çok uzak mesafelerden develer üzerinde çıkıp geleceklerdir buyruluyor…
يَاْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَاْتٖينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمٖيقٍ
Dolayısıyla; bu gün bu kutsal beldeye olan yolculuk develerle yapılmıyor belki… Ama dünyanın her yerinden insanlar, bu çağrıya kulak vererek, çok farklı vasıtalarla gelerek, o kutsal topraklarda bir araya geliyorlar…
Cenab-ı Hakk, yine başka bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor…(AL-İ İMRAN;97)
وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَبٖيلًا
““Güç yetiren, imkân bulan insanlar için hacca gitmek Allah’ın kulları üzerindeki bir hakkıdır…””
Malumunuz, bizim dinimizde hak meselesi çok önemlidir ve her hak sahibine hakkının verilmesi istenir… Onun için Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden biri de Hakk’dır… İşte o hak noktasına vurgu yapılarak, bu Hac ibadeti de, Allah’ın kullar üzerinde bir hakkı olarak ifade ediliyor ayet-i kerimede…
Yine, hac ibadetinin İslam’ın beş şartından birisi olduğunu da hepimiz biliyoruz… Peygamberimiz (SAV); :
بُنِيَ الْإِسْلاَمُ عَلَى خَمْسٍ
İslam beş esas üzerine kurulmuştur dedikten sonra… Kelime-i Şehadetle başlayıp bunların neler olduğunu bize bildiriyor malumunuz…
شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ،
““Kelime-i şehadet getirmek yani Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet etmek,”
وَإِقَامِ الصَّلاَةِ،
“amaz kılmak,”
نَ رَمَضَا وَصَوْمِ
“Ramazan orucunu tutmak,”
وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ،
“ekât vermek,”
وَالْحَجِّ،
“acca gitmek…””
Dolayısıyla Değerli Mü’minler!.. Hac ibadeti bir Müslüman için birçok yönden ele alınması gereken bir ibadettir… Bu ibadet bizim için hangi yönlerden ele alınabilir… Hangi noktalarda bizim için olmazsa olmaz bir değer ifade eder… Bu sohbetimizde bunları konuşmaya çalışalım inşallah…
Değerli Mü’minler!.. Her şeyden önce; haccın bir inanç yönünün olduğunu hepimiz biliyoruz… Biraz önce okuduğumuz ayet-i kerime ve hadis-i şerif, bu ibadetin bizim inancımızın bir parçası olduğunu vurguluyor…
Haccın öncelikli yönü inanç yönüdür… Dolayısıyla, hacca gidenler öncelikle kulluklarını ortaya koymuş oluyorlar…
İkincisi; haccın bir de ibadet yönü var… Şimdi bizler şu camilerde bir araya geliyoruz… Biraz sonra ezan-ı Muhammedî okunduğunda hep bir yöne yöneleceğiz… Yönüm kıbleye, kıblem Kâbe’ye diyeceğiz… Yani Kâbe’ye yöneleceğiz… Bizim buradaki Kâbe’ye yönelişimiz, bizim için ılme’l yakîn bir yöneliş oluyor… Bize Kâbe’nin bu tarafta olduğu söylendi ve biz burada Kâbe’nin bulunduğu yöne dönüyoruz… Bizim bu yönelişimiz bilgiye dayanan bir yöneliş yani…
Ama Hac ibadeti yolculuğuna çıkıp da, Mekke’ye varan… Mescid-i Haram’a giren ve orada Kâbe’yi gören Müslüman için… Bu ibadet ve yöneliş ılme’l yakîn olmaktan çıkıyor, ayne’l yakîn seviyesine yükselmiş oluyor… Artık kendisini Kâbe’nin karşısında buluyor…
Hac mekânları olan o kutsal topraklar; bu ibadetleri bize talim eden Peygamberimizin doğduğu ve O’na vahiylerin indiği mekânlar… Kısaca mensubu olduğumuz dinin neşv-ü nevâ bulduğu mekân olması açısından… Hacca giden Müslüman için bilgi seviyesinden görgü seviyesine yükselmiş oluyor…
Vahyin ilk indiği Hira Mağarası mesela… Yine Peygamberimize vahiy gelen diğer mekânlar… O vahiyler bize ibadeti, kulluğu, güzel ahlakı emreden ayetler hepsi… İşte o ayetlerin indiği mekânlarda icra ettiğimiz ibadetler… Bizim için bilgi seviyesinden, artık görme, şahit olma, yakînen vakıf olma imkânını veriyor İşte hacca gittiğimiz zaman bunlar, bizim için artık ilme’l yakîn olmaktan çıkıyor, ayne’l yakîn olma seviyesine yükseliyor…
Ebu Hureyre’den rivayet ediliyor… Peygamber Efendimize bir gün “Ya Rasulellah!..
أَفْضَلُ الأَعْمَالِ أَىُّ
Hangi amel daha efdaldir” diye soruluyor… Hangi ameli yapsam daha iyi olur… Allah katında hangi amelin değeri yüksektir…
Peygamberimiz bu soruya şu cevabı veriyor… “Bir insanın yapabileceği en değerli amel
إِيمَانٌ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ
Allah ve Rasulüne imandır” buyuruyor…
Değerli Kardeşlerim!.. İşte bizi şu Cuma gününde, günün bu vaktinde burada toplayıp, bir araya getiren de imanlarımızdır… İşimizi-gücümüzü, meşgalelerimizi bıraktık, salâyı duyar duymaz, biraz sonra okunacak olan ezanın çağrısına kulak vermek üzere şu camiye geldik… İşte bizi buraya toplayan şey imanlarımız… İşte Peygamberimiz de; bir Müslüman için “En öncelikli amel Allah’a ve Peygamberine imandır,
إِيمَانٌ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ
ona yönelik ortaya koyduğu sözleşmedir” derken bunu ifade etmiş oluyor…
Aslında biz bu sözleşmeyi tâ elest bezminde yapmıştık zaten… Ruhlar âleminde “Elestü bi Rabbiküm” hitabına “Belâ” demek suretiyle, “Evet, sen bizim Rabbimizsin” demiştik… Hac yolculuğu da, Rabbimize o elest bezminde verdiğimiz o cevabın, yeryüzünde fiilen yeniden tezahürüdür aslında… Bakınız biz bu camide şuanda Fatsa’nın farklı yerlerinden gelen, belki Fatsa dışından gelen çok çeşitli bir topluluğu temsil ediyoruz… Ordu’nun tamamını esas aldığımızda bu çeşitlilik biraz daha artar… Türkiye’yi esas aldığımızda bu çeşitlilik biraz daha artar… Ama konu Hac olduğunda, Allah’a elest bezminde evet diyen ruhların çeşitliliğini en üst seviyede, bir Müslüman, Kâbe’de görebilir…
Çünkü dünyanın her yerinden, her renginden, her yaşından, her fiziksel özellikte insanların toplanıp cem olduğu bir yer olarak karşımıza çıkar… Adeta ruhlar âleminde evet diyen ruhlarla biz Kâbe-i Harem’de cem oluruz… Arafat’da cem oluruz… Hac bu yönüyle de önemlidir…
Evet, sahabe Peygamberimize
أَفْضَلُ الأَعْمَالِ أَىُّ
““Allah katında hangi amel daha efdaldir” diye sormuştu ve Peygamberimiz de;”
إِيمَانٌ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ
““Allah ve Rasulüne imandır” demişti… Peygamberimize sahabe tekrar soruyor…”
ثُمَّ مَاذَا
““Sonra hangisidir Ya Rasulellah?” Peygamberimiz (SAV)”
جِهَادٌ فِى سَبِيلِ اللَّهِ
buyurarak ikinci sıraya cihadı koyuyor…
Değerli Mü’minler!.. Bu şu demek… Demek ki; iman ettikten sonra artık mücadele başlıyor… Namaz kıldıktan sonra namazın başladığı gibi… Oruç tuttuktan sonra orucun başladığı gibi… Haccı yapıp, tamamlayıp bitirdikten sonra aslında haccın başladığı gibi… İman ikrarında bulunduktan sonra da mücadele başlıyor… Bu mücadele imanı ayakta tutmanın mücadelesidir… İmanı korumanın mücadelesidir…
İşte Peygamberimiz bunu
جِهَادٌ فِى سَبِيلِ اللَّهِ
diye ifade ediyor… “Ey Rabbim ben senin tarafındayım… Sana inandım… Senin doğru dediklerine doğru, senin yanlış dediklerine yanlış diyeceğim… Senin yap dediklerini yapıp, yapma dediklerinden sakınacağım” diye ikrar ettikten sonra zaten mücadele başlamış oluyor
Bu mücadele önce nefisle başlıyor… Çünkü bu yap ve yapma denilen işler çoğunlukla nefsin hoşlanmadığı işler de, onun için…
Mesela namaz kılmak; nefis için öyle kolay bir şey değildir… Bakınız şuan caminin dışında olan birçok insan camiye gelmeyecekler birazdan… Sizin duyduğunuz çağrıyı onlarda duydu aslında… Ama siz bu çağrıyı duydum dediniz ve geldiniz… Gelmeye de devam ediliyor… Ama o gelmeyenler çağrıyı duydu ama kayıtsız kaldı… İşte yapanla yapmayanın, verdiği sözün arkasında duranla durmayanın tefrik edildiği bir güne iman ediyoruz biz… Ahiret gününe iman ediyoruz… Allah-u Teâlâ Yasin Suresi’nde
وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ
buyurarak, bunu haber veriyor bize…(YASİN;59)
Dünyadayken beraber yaşıyordunuz… Aynı mekânı paylaşıyordunuz… Aynı evde, aynı sokakta, aynı şehirde, aynı işyerinde idiniz… Günahkârla günah işlemeyen, inananla inanmayan hep beraberdi… Müslümanım diyenle, Müslüman değilim diyen aynı ortamı paylaşıyordu… Namazı kılanla kılmayan aynı yaşıyordu.. Zekâtı verenle vermeyen, iyilik yapanla yapmayan aynıydı… Zalim de aynı çatının altındaydı, mazlum da aynı çatının altındaydı… Ama bunun tefrik edileceği yere inanıyoruz biz…
وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ
Ey günahkarlar! .. Bu gün siz ayrılın… Artık beraber aynı yerde bulunma imkânı ortadan kalktı… İyi ile kötünün, doğru ile yanlışın, günahla sevabın birbirinden tefrik edildiği bir gün olacak o gün…(YASİN;59)
İşte bu noktada Değerli Mü’minler!.. Hayatımızda bizi belirleyen, bizi biz yapan kırmızı çizgilerimiz nelerdir… Bizim olmazsa olmazlarımız nelerdir… Bizim doğru ve yanlışlarımız nelerdir… Bizim güzel ve çirkinlerimiz nelerdir… Bizim mutlaka olsunlarımızla, olmasa da olurlarımız nelerdir… Bunları gözden geçirmemiz gerekiyor… Neye göre… İkrarımıza göre… İmanımıza göre… Ufkumuz bu dünyanın sonuna kadar mı ayarlı… Yoksa ukbaya açılmış bir ufuk mu hedefimiz…
Yani yapıp ettiklerimizi ahireti hesaba katarak mı yapıyoruz… Yoksa dünya ile sınırlı mı yapıyoruz… Çocuğumuzun geleceği dediğimizde, bu gelecek ahirete uzanıyor mu… Yoksa dünya ile mi sınırlı… Gelecek planımız dediğimizde, bu plan bu dünyadaki 10-15 yılı mı içeriyor… Yoksa ebedi hayata yönelik bir içeriğe mi sahip… İşte bunları; Allah’a ve ahirete iman eden her Müslümanın sık sık gözden geçirmesi gerekiyor…
İşte bu noktada sahabe Peygamberimize üçüncü defa soruyor… Birinci sorunun cevabı
إِيمَانٌ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ
Allah’a ve Peygambere imandı… İkinci sorunun cevabı mademki iman ettin; o imanı ayakta tutmak için verilecek bütün mücadeleler olan cihattır… Yani
جِهَادٌ فِى سَبِيلِ اللَّهِ
dedi…
En makbul amellerin üçüncüsüne ise
مَبْرُورٌ حَجٌّ
diyor Peygamberimiz… Dikkat ederseniz; üçüncü efdal amel için hacdır demiyor Peygamberimiz… Mebrûr hac diyor…
Bu şu demek… Herkes gidebilir oraya… Herkesin Kâbe’de bulunması birbirine eşit değil… Oraya herkes farklı niyetlerle gidebiliyor… İşte burada belirleyici olan bilinçtir, şuurdur, niyettir… İşte bunlar oraya gitmiş olmanın kalitesini, derecesini ortaya koyuyor… Onun için Peygamberimiz en makbul üçüncü ameli tanımlarken hacdır demiyor,
مَبْرُورٌ حَجٌّ
diyor… Kabul olmuş hac diyor… Gerçek manada, bütün yönleriyle idrak edilmiş hac… Ümmet olma bilincine erişilmiş hac…
Değerli Mü’minler!.. Ümmet olmak çok önemli… Garptaki Müslümanın derdiyle, şarktakinin dertlenebilmesi… Garptaki Müslümandan şarktakinin haberdar olması… Aynı değerler etrafında buluşabilmesi.. İşte bu resmin en net ortaya çıktığı yer hac ortamıdır… Mescid-i Haramdan başka bir yerde bu resmi göremezsiniz… Dünyada bu resmi ortaya koyan başka bir şey bulamazsınız… Dünyanın her yerinden; dilleri, ırkları, renkleri çok farklı insanları bir araya getireceksiniz… Aynı değerler etrafında buluşturacaksınız… Ezanları aynı olacak, şehadetleri aynı olacak, Allah’a yönelişleri aynı olacak, ibadetleri, çok ufak nüans farklarıyla beraber, aynı olacak… Bunu başka bir yerde yapamazsınız, yaptıramazsınız… Dilini anlamıyorsun ama onun dilinden dökülenlerle seninki aynı…
İşte ümmet olma dediğimiz şey burada ortaya çıkıyor… Bakınız normal hayatımızda siyaseten bölünüyoruz, ticareten bölünüyoruz, fikir bakımından bölünüyoruz, gruplar açısından, cemaatler açısından vs, vs… Bölündükçe bölünüyoruz… Bu her yerde böyle… İşte bu bölünmüşlüğü genel bir şemsiye altında bir araya toplayan yer, bir Kâbe’dir… Bir de Arafat’tır… İşte buralar, insanlığın ortak değer mekânlarıdır…
Bizim kitabımız
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ
diyor…(HUCURAT;10) Bu gün bizim yaşadığımız sen-ben mücadelesi için de
وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ
diyor…(HUCURAT;13) Biz sizi şubeler, kabileler, ırklar olarak ayırdık…
لِتَعَارَفُوا
Birbirinizle kaynaşın diye diyor…(HUCURAT;13) Rengimizin, ırkımızın, dilimizin, cinsimizin, fikirlerimizin ayrı olması, başka başka olması; birbirinizden ayrılıp kopma vesilesi değil yani… Bu manada hac Ümmet-i Muhammed olduğumuzu, dünyanın neresinden gelmiş olursak olalım aynı imanın, aynı ikrarın mensupları olduğumuzu fiilen gösteriyor, yaşatıyor bizlere…
Bu manada
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ
““Bütün Müslümanlar kardeştir” (HUCURAT;10) ayetinin yaşandığı yerdir hac…”
Değerli Kardeşlerim!.. İşte bütün dünya Müslümanlarının bu ayeti bir arada yaşadığı yerdir orası… Dünyanın bütün Müslümanları bir araya geliyor Herkes aynı vakitte girecek, aynı vakitte çıkacak… Ama bir kavgaya, bir kargaşaya, bir nizaya şahit olmayacaksın… Herkes aynı tür hareket edecek… İşte bunu ancak hak olan bir inanç başarabilir… İşte Hz.Muhammed Mustafa(SAV) bir yetim olarak dünyaya geldi ve Mekke’den başlayarak bütün yeryüzüne bunun en güzel örneğini gösterdi… Bütün Müslümanları bir tarağın dişleri gibi eşitledi… İşte bu eşitlikten dolayı; garptaki Müslümanın başı ağrıyınca şarktaki bunu hissetmek zorunda… Bunun hissedilerek yaşandığı yerdir hac…
İşte böyle bir hac Peygamberin dilinde
مَبْرُورٌ حَجٌّ
oluyor… Yani “Kabul olunan hac, Allah katında en makbul üçüncü ameldir” diyor… Mebrur haccın karşılığını da “Mebrur haccın karşılığı ancak cennettir”
الْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الْجَنَّةُ
diyerek müjdeliyor Peygamberimiz…
Diyelim ki; hacca gittin, dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanlarla dört başı mamur bir ibadet yaptın, dört başı mamur bir kardeşliği sergiledin… Hiç kimseyi incitmedin, ağzından hiçbir kötü söz çıkmadı, yaşadığın çevreye alabildiğince saygılı oldun… Yani ihram yasaklarına uydun… İhrama giren hacı bırakın çevrede her hangi bir varlığa zarar vermeyi, başındaki saçı bile kopartması yasaklanmış bir insandır…
Allah Resûlü’nün talimatı gereği, “Ot koparılmaz, ağaç kesilmez, av hayvanları ürkütülüp rahatsız edilmez, başkasının kaybettiği bir şey hiç kimse tarafından alınamaz, ancak sahibini arayacak kimse alıp muhafaza eder ”
Yani hacı kendi bedenine bile saygılı olacak… Çevresindeki Müslümana zaten saygılı olmak zorunda… Bir otu bile koparamazsın orada… Bir karıncayı bile incitemezsin… İhram yasaklarıdır bunlar…
İşte bu hale gelen ve bunları bundan sonraki hayatında yaşayan bir insanın gideceği yerin cennet olacağını müjdeliyor Peygamberimiz… Yani bir insan bu anlamda, bu ruhta, bu şuurda bir hac ibadeti ifa etmişse, o insanın gideceği yer cennettir diyor…
Peygamberimiz bu ibadetin zirvesi olan Arafat’la ilgili ise “Allah Arefe günü cehennemden azat ettiğinden daha fazla hiç kimseyi, başka bir günde bağışlamamıştır” buyuruyor… Yani affın ve bağışlanmanın zirve yaptığı bir zamandır Arefe Vakfesi…
İşte bunun için Peygamberimiz yine
مَنْ حَجَّ هَذَا الْبَيْتَ
““Kim haccederse, (Haccını yaparken ve yaptıktan sonra)”
فَلَمْ يَرْفُثْ
nefsine sahip çıkarsa, şehevi duygularını engellerse,
وَلَمْ يَفْسُقْ
günaha dalmazsa, günahtan uzak durursa;
رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ
anasından doğduğu gün gibi olur” buyuruyor…
Değerli Mü’minler!.. Şu dünyada 60-70 yıl bir ömür yaşamışsın… Bu ömrün büyük bir bölümünde şeytana hizmet etmişsin… Nefsine hizmet etmişsin… Yapman gerekenleri yapmamışsın… Yapmaman gerekenlerle de haşir-neşir bir ömür geçirmişsin… Ama mebrur bir hac ifa ettiğinde yeniden doğmuşsun diyor Peygamberimiz… Tertemiz olmuşsun… Tabi bu nefsin hoşuna gitmez… Hele de şeytanın hiç hoşuna gitmez…
Çünkü sen şeytanın bir ömürlük emeğini bir ibadetle sıfırlıyorsun… Bırakın şeytanı; emeğinin boşuna gitmesini hiç kimse istemez… İşte bu manada, mebrur bir hacla Kâbe’den dönen bir insan şeytanın kabul edeceği bir insan olmaz… Onun için böyle bir Müslümanla şeytan ve nefis daha fazla ilgileniyor… Daha fazla mücadele etmeye başlıyor… Bu da bu mevzunun başka bir boyutu; bunu da bilmek lazım…
İşte onun için, namaz; kıldıktan sonra başlar diyoruz… Oruç; tuttuktan sonra başlar diyoruz… Hac da; Arafat’tan inip Kâbe’den geldikten sonra başlar…
Cenab-ı Mevla bu günlerde hac yolculuğuna çıkan hacı adaylarımıza mebrur haclar nasip etsin…
Daha önce bu vazifeyi ifa edenlere de yaptıkları hacca sadık bir hayat yaşamayı nasip eylesin…
Gidemeyenlere de en kısa zamanda bu güzel yolculuğu, bu güzel ibadeti nasip eylesin…
