MANASIZ SÖZDEN SAKINMAK
Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Allah güzel söz söylemeyi bizlere bir sorumluluk olarak yüklüyor ve Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor…(İSRA;53)
وَقُلْ
“Rasûlüm!.. Allah’a, Peygambere ve ahiret gününe iman edenlere şunu söyle…”
لِعِبَادٖى يَقُولُوا الَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ
“Konuşurken sözün en güzelini söylesinler… Akıllarına gelen her şeyi konuşmasınlar… Düşünsünler; lafın nereye gideceğini, ne manaya geleceğini düşünerek konuşsunlar…”
Kiminle konuştukları önemli değil… Mü’min düşmanıyla bile konuşurken güzel konuşmalı…
Sözün en kötüsü ve ya hakaretin en ağırı kime söylenir diye bir düşünsek; en kötü insana söylenir deriz herhalde… Ama Allah’ın lanetine uğramış olan Firavun gibi bir kişiye bile Hz. Musa Peygamberi gönderen Cenab-ı Allah öyle demiyor…(TAHA;44)
فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا
“diyor… Ona yumuşak söz söyle diyor… Git ona ağzına geleni söyle demiyor…”
Mü’min, Müslüman en sevinçli anında da kendisini tutmasını bilecek… En kızgın anında da kendisini tutmasını bilecek…
Değerli Kardeşlerim!.. Cenab-ı Allah, düşmanlarına karşı bile, bizden bu ölçüyü korumamızı istiyorsa; o zaman konuştuğumuz herkese karşı en sevinçli anımızda da, en kızgın anımızda da dilimizi tutmayı bileceğiz…
Zekeriya Peygamber konuşmama orucu tutmuştu… Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de Zekeriya Peygamberin bu orucundan bahsediyor…
Zekeriya Peygamber’in çocuğu yoktu ve bu yüzden “Sen Allah’ın peygamberi olacaksın ama çocuğun olmayacak, neslin devam etmeyecek… Böyle peygamberlik mi olur?.. Çocuğu olmayan bir insan nasıl peygamber olabilir” diye yıllarca kavminin hakaretine uğradı…
Kavmi hep bunu söylediler ama zaman geldi; Cenab-ı Allah “Sana adı Yahya olan çocuk vereceğiz” deyince Zekeriya Peygamber bunu herkese duyurmak istedi… Fakat bunun için nasıl şükredeceğini sorunca Cenab-ı Hakk üç gün konuşmayarak şükretmesini söyledi…
Dikkat edin; siz bana yıllarca bunun için hakaret ettiniz, ama Cenab-ı Allah bana bu yaşta çocuk verecek demen onların karşısında nefsine çok hoş gelebilir… Ama sen kendini tutacaksın ve bunun için üç gün konuşmayacaksın diyor Cenab-ı Hakk… Yani; en sevinçli anımızda bile konuşurken nefsimiz için değil, Allah için konuşma edebini-adabını istiyor bizden Cenab-ı Allah…
Değerli Mü’minler!.. Eğer dilimizi doğru kullanamazsak; hiç kimseyle iyi anlaşamayız… Hiç kimseye kendimizi anlatamayız… Eşimize de kendimizi anlatamayız, çocuğumuza da kendimizi anlatamayız… Kendimizi anlatabilmemiz için ne konuştuğumuzu bileceğiz… Onun için Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de bir sürü ayette bize güzel konuşmamızı emrediyor…
Ama en başta; her Cuma hutbesinde
اَلَا اِنَّ اَحْسَنَ الْكَلَامِ كَلَامُ اللَّهِ االْمَلِكِ الْعَزِيزِ لْعَلَّامِ
“diye duyduğumuz gibi…”
اِنَّ اَحْسَنَ الْكَلَامِ
“Kelamın en güzelinin”
كَلَامُ اللَّهِ
“Allah’ın kelamı olduğunu da bileceğiz…”
O zaman, Allah’ın kelamının nasıl olduğunu öğrenip; o en güzel kelamı konuşmayı kendimize ahlak edinmeye gayret edeceğiz…
Sözün en güzeli benim sözümdür diyor Cenab-ı Allah… Yani benim sözümle konuşan en güzel sözü konuşmuş olur… Derdini benim sözümle anlatan en güzel şekilde anlatmış olur diyor… (İBRAHİM;24)
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِى السَّمَاءِ
“Cenab-ı Hakk bu ayette güzel sözü ağaca benzetiyor… Yani ağzımızdan çıkan her söz bir tohum… Biz bu tohumu insanların yüreklerine ekiyoruz…”
Bunun en güzel örneği de Hz.Ömer’dir… Hz.Ömer kılıcını kuşanıyor, Peygamber Efendimizi öldürmek için yola düşüyor… Ama bu öfkeyle tam giderken kız kardeşinin Müslüman olduğunu duyuyor ve onun evine gidiyor… Orada kardeşini ve eniştesini dövüyor…
Derken kulağından, öfkeden alev alev yanan yüreğine bir tohum atılıyor… İşte o tohum olan Allah’ın sözü, kelamı kulağından yüreğine iniyor ve içindeki bütün öfkesi geçiyor…
Demek ki; öfkelerimizi dindirmek için güzel söz duymaya ihtiyacımız var… Onun için Peygamberimiz; insanın öfkelendiği zaman hemen abdest alıp namaz kılmasını tavsiye ediyor… Öfkeliyken konuşmamamızı söylüyor… Çünkü öfkeliyken ağzımızdan tohum değil, ateş saçarız etrafımıza…
Değerli Mü’minler!.. Sözlerime başlarken arzettiğim “Kullarım konuşurken sözün en güzelini söylesinler” ayetinin devamında Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor…(İSRA;53)
اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْ
“Şeytan sizin aranızı bozmak istiyor…”
Yani sözünüz güzel değilse, kötü söz söylüyorsanız eğer; bunu size karşınızdaki insanla aranızı bozmak için şeytan söyletiyor diyor…
İşte; en başta aile içindeki sorunların en büyük sebebi bu… Tutamıyoruz kendimizi… Şeytan ağızlarımızdan çıkan laflarla bizi birbirimize düşürüyor… Ondan sonra sonuç malum… Görüyorsunuz; her gün kadın cinayetleri, aile içi şiddet haberleri dinliyoruz…
Bu gün aslında; bütün toplumun en büyük sorunu maalesef bu… Üzülerek ifade edeyim; devletimizi idare eden siyasetçilerimizden al da, en küçüğümüze kadar; sanki herkesin herkese her hakareti etme, en ağır sözleri söyleme hakkı varmış gibi konuşuyoruz birbirimizle… Ağzımıza geleni söylüyoruz karşımızdakine…
Oysa biz hepimiz Müslümanız… Kıblemiz bir, camimiz bir, bayrağımız bir, vatanımız bir… Bizim ölçülerimiz var… Dinimiz bize; ne olursa olsun kaşımızdakine hakaret etmeyi, kötü söz söylemeyi yasaklıyor…
Bir gün Peygamberimizin yanında birisi Hz.Ebu Bekir’e hakaret ediyor, Ebu Bekir o kişiye cevap vermeye başlayınca Peygamberimiz kalkıp gidiyor ve “Sen ona cevap vermeye başlayınca oraya şeytan geldi, benim orda durmam doğru olmaz” buyuruyor…
Birisi size kötü söz söylediği zaman
اِدْفَعْ بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ
diyor Cenab-ı Allah… “İyilikle def edin” diyor… Güzellikle def edin diyor… Güzel sözle def edin diyor… (MÜ’MİNÛN;96)
Biraz önce dediğim gibi; eğer herkes bir birine hakarete hakaretle cevap verirse, o zaman biz inandığımız bu değerleri, tarihte yaşadığımız bunca güzellikleri nereye koyabiliriz…
Hani; İran şahı, Yavuz Sultan Selim Han’a sözde bir hediye sandığı gönderiyor… Sandığı açıyorlar ve içinden insan pisliği çıkıyor… Yavuz Sultan Selim Han da karşılığında bir sandık baklava gönderiyor ve şu notu yazıyor… “Herkes ne yiyorsa ondan ikram eder… İkramınız geldi ama biz ondan yemiyoruz… Biz de sana yediklerimizden ikram edelim… Buyurun…” diyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Dinimizin bize öğrettiği bunlar… Bütün toplumun huzuru güzel sözden geçiyor Bu güzel sözü de en başta; okullarımızda öğretmenlerimiz, devletimizde idarecilerimiz, camilerimizde hocalarımız söylemeli… Caminin içindeki o güzel söz bütün sokaklara yayılmalı… Okullarımızda öğretilen o güzel sözler bütün evlere girmeli… İdarecilerimizin ağzından çıkan her söz şu memlekette herkesi kucaklamalı…
Bakın; Peygamberimiz (SAV) bir Yahudi’den borç almış… Bir cenaze merasiminde, büyük bir kalabalıkta o Yahudi geliyor ve Peygamberimizin yakasına yapışıyor “Ya Muhammed!.. Haşimoğulları, Muttalipoğulları sözünde durur, dürüst insanlardır, aldığını verirler diye duymuştum ben… Niye bana borcunu vermiyorsun” diye yapışıyor Peygamberimizin yakasına… Hatta hadiste aynen şöyle geçer… Peygamberimizi öyle çekiştiriyor ki; elbisesinin yakaları boynuna iz yapıyor… Hz.Ömer hemen bu Yahudiye yapışıyor… Peygamberimiz hemen Hz.Ömer’i tutuyor ve “Sen şöyle bir dur bakalım Ömer” diyor…
Ve dönüyor Yahudiye “Evet; benim sana borcum var… Ama anlaştığımız vakit gelmedi daha… Borcun vakti geçse de sen bunu yapsan haklısın… Ama vakti gelmediği için haksızlık yapıyorsun… Vakti gelmeden isteyeceksen de; istemenin yolu bu değil… Gelip daha güzel bir şekilde isteyebilirsin” diyor…
Konumuz için hadisin burası önemli… Sonra Hz.Ömer’e dönüyor… “Ya Ömer” diyor… “Senin karşında böyle bir olay oldu… Kim haklı, kim haksız bilmeden sen niye hemen adama saldırıyorsun… Sana düşen önce ona sormak, bana sormak… Eğer borcun vakti gelip de ödememişsem, o zaman bana dönüp de niye sözünüzde durmadınız demek” diyor…
Evet Değerli Mü’minler!.. Peygamberimiz ashabını böyle yetiştirdiği için onlardan Ömer’ler çıktı, Ebu Bekir’ler çıktı… Yıllarca onun ahlakını ahlak edinip dünyayı dize getiren bir ümmet çıktı…
Ama yanlış anlamayın hemen… Dünyayı dize getirmek sadece kılıçla, savaşla değil… O zamanlar Ortadoğu’nun en büyük şehirlerinden olan Antakya’nın Müslüman oluşunu hatırlayın… Daha önce bunu birkaç kez anlatmıştım bu kürsüden… Birkaç sahabe ticaret için Antakya’ya geliyorlar… Onlara hiçbir şey anlatmadan; Antakyalılar sadece onlara bakarak Müslüman oluyorlar.. Çünkü onları Müslüman olmadan önce de tanıyorlardı… Onlar daha önce böyle adamlar değildi… Müslüman olunca ne kadar iyi adamlar olmuşlar, demek ki İslam doğru bir din diyerek Müslüman oluyor Antakyalılar… Ama gelin bu güne; Müslüman olunca Yusuf İslam adını alan meşhur İngiliz şarkıcı, “Kur’an’la tanışmadan Müslümanlarla tanışsaydım Müslüman olmazdım” diyor…
Yani bir güzel davranışla, bir güzel sözle bir insanı, bir memleketi değiştirebiliyorsunuz… Hz.Yusuf Peygamber tek başına, hem de en büyük Allah düşmanı Firavunların yetiştiği Mısır’ın insanlarını değiştirip-dönüştürüyor… Yusuf Peygamber bunu kılıçla, savaşla yapmıyor… Ahlakıyla, davranışlarıyla, sözüyle, güler yüzüyle, hoşgörüyle yapıyor…
Onun için Değerli Kardeşlerim!.. Bizler Müslümanlar olarak, düşmanlarımız kim olursa olsun; biz bu günkü halimizi silahlarımızın azlığı-çokluğundan değil, inandığımız değerlere karşı bağlılığımızın, samimiyetimizin, yaşantımızın azlığı ya da çokluğundan bileceğiz…
Peygamber Efendimizin dilinden hiç düşürmediği bir duası, bir isteği vardı… “Allahümme innî es’elüke husnel hâtimeh” “Allah’ım senden son nefeste iman istiyorum” diye dua ederdi her zaman… Yani imanla, güzel bir amel ile ebedi âleme göç etmek her Mü’minin en önemli duası olması gerekir, ki öyle…
Cenab-ı Allah bu duanın nasıl gerçekleşebileceğini Kur’an’da bize şöyle haber veriyor… (İBRAHİM;27)
يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا
“Allah iman edenleri sabit tutar… Dimdik tutar… Köklü bir ağaç gibi… Topraktan beslenen, dallarını-meyvelerini dünyaya yayan bir ağaç gibi, Allah mü’minleri dimdik ayakta tutar… Ne ile?..”
بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ
“Kavl-i sabit ile… Sabit söz ile… Sapasağlam söz ile… Bazı âlimler bunu kelime-i tevhide yorumlamışlar… Bazı âlimler de köklü söz, doğru söz, adam gibi konuşmak diye yorumlamışlardır…”
فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا
“Dünya hayatında…”
وَفِى الْاٰخِرَةِ
“Ahirete göç edeceği zaman da o doğru sözüyle onları göç ettirir… Ahirette de o doğru, sağlam sözleriyle onlara muamele eder…”
İşte Değerli Kardeşlerim!.. Eğer son nefeste iman istiyorsak, ahirette iman istiyorsak şu dünyada sözünüz doğru olacak, lafınız güzel olacak diyor Cenab-ı Allah… Söylediğiniz sözü bilerek söyleyeceksiniz… İnandığınız sözleri söyleyeceksiniz… Konuştuğunuz lafın arkasında duracaksınız diyor…
Değerli Mü’minler!.. Hz.Ali (RA) “Birinin size kinini, öfkesini, düşmanlığını gördüğünüz zaman, ona iyilik yaparak onun içindeki düşmanlığı yok edin” der… “Okların, mızrakların, kılıçların açtığı yaralar iyileşir… Ancak dilin açtığı yara iyileşmez” diyor…
Kur’an-ı Kerim’de de Cenab-ı Allah bir mü’minin kötülüğe karşı ne yapması gerektiğini şöyle buyuruyor…(RA’D;22-23)
وَالَّذٖينَ صَبَرُوا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً
وَيَدْرَؤُنَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ اُولٰئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ
““Kötülüğü iyilikle def edenler, kötülüğü güzellikle def edenler, kötü söz söyleyene güzel sözle karşılık verenler, kötülük yapan komşusuna, akrabasına iyilikle karşılık verenler…”
اُولٰئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ
“İşte bunların gideceği yer; en güzel yerdir… Dünya hayatının en güzel sonu olan cennet işte bunlarındır… Kötülük yapanlara iyilik yapanlarındır…”
جَنَّاتُ عَدْنٍ
“Bunlar cennet bahçelerine girecekler… Kötülüğe karşı bu güzelliği yayanlar hem de ecdatlarından, eşlerinden, çocuklarından salih olanlarla hep beraber cennete girecekler… Hep beraber cennetin kapısına gelecekler, içeri girerken bunları melekler karşılayacak ve melekler onlara;”
سَلَامٌ عَلَيْكُمْ
“diyecek… Allah’ın selamı üzerinize olsun…”
بِمَا صَبَرْتُمْ
“Size yapılan kötülüğe, size söylenen kötü sözlere sabrettiğiniz için Allah’ın selamı sizin üzerinize olsun denilecek…”
Peygamber Efendimiz (SAV) Miraç Gecesi gördüklerini anlatırken; “Ben cennette köşkler gördüm ve Cebrail bana o köşklerin kimler için hazırlandığını anlattı… Ama cennetin tam ortasında, en güzel yerinde bir köşk vardı… O köşkün kimin için hazırlandığını sordum…” diyor… Kimin için biliyor musunuz?..
Çok namaz kılanlar için değil… Çok hayır-hasenat yapanlar için değil… Çok oruç tutanlar için değil… Onların köşkleri diğer gördükleri… Cennetin ortasındaki köşkün; tartışmayı terk edenler için hazırlandığını söylüyor Cebrail (AS)… “Velev bi hakgın” Haklı bile olsa terk edenler için… Haklı bile olsa; baktın ki karşındaki ısrarla iddia ediyor, “eyvallah kardeşim; senin dediğin gibi olsun” diyenler için… “Tartışmayı terk eden, münakaşayı terk eden için cennetin ortasında en güzel yerinde köşk var” diyor Peygamberimiz (SAV)…
Değerli Kardeşlerim!.. İşte bu değerlerimizi yaşatacağız… Haklı olduğumuz yerde bile susmasını bileceğiz… Yanlış yapıldığı yerde bile gerekirse, daha hayırlı ise susmayı, dilimize hakim olmayı bileceğiz… Yeri geldiğinde arkadaşlarımıza-dostlarımıza karşı, komşularımıza-akrabalarımıza karşı susmasını bileceğiz..
“Güzel ahlak nedir Ya Rasulellah” diye soruyorlar Peygamberimize… Peygamberimiz (SAV) güzel ahlakı tarif ederken; yürürken güzel yürüyen, otururken güzel oturan, güzel namaz kılan, güzel oruç tutan diye tarif etmiyor bize…
“Güzel ahlak şudur” diyor Peygamberimiz… “Gelmeyene gitmendir” diyor… Kardeşin sana küsmüş gelmiyor… İşte senin güzel ahlaklı olup olmadığın orda belli olacak… Çünkü sen mü’minsin, Müslümansın; üç kuruşluk dünya için küsmeyeceksin… İki kelam lafı için hayatından silmeyeceksin… Adam anasını-babasını siliyor bu gün… Bir daha onun yüzüne bakmam diyor… Adam anasının-babasının cenaze namazını kılmıyor…
Ama camide en ön safta… Çünkü Müslüman… Oysa Müslümanlıkta böyle şeyler yok… “Güzel ahlaklı olman gelmeyene gitmendir” diyor Peygamberimiz…
Güzel ahlaklı mıyım değil miyim diye merak ediyorsan… Sen üç beş laf için, üç kuruşluk dünya menfaati için annene-babana, kardeşine, akrabana, komşuna kırılıp kırılmadığına bakacaksın…
Sonra “Güzel ahlak vermeyene vermendir…” diyor Peygamberimiz… Senin kendi başına iyi bir insan olman değil önemli olan… Önemli olan kuyruğuna basıldığı zaman nasıl bir adam olduğun… Kaliteli bir mü’min olup-olmadığın o zaman belli olur…
Cenab-ı Allah’da iyi bir mü’mini şöyle tarif ediyor…
اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا
“İnsanoğlu cazgır yaratılmıştır…(MEARİC;19)”
اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًا
“Ona bir şey dokunduğunda kıyametleri koparır…(MEARİC;20) Herkesi kırar-döker, dağıtır… Ama daha sonra diyor ki;”
İnsan öyle ama
اِلَّا الْمُصَلّٖينَ
Namaz kılan yani Müslüman öyle değil diyor…(MEARİC;22)
Peygamberimiz de Müslümanı şöyle tarif ediyor bize…
“El müslimü men selimel muslimûne min lisânihî ve yedihî…”
Müslüman kimdir?.. “Diğer Müslümanların dilinden ve elinden emin olduğu kimsedir…”
Sen benim dilimden ve elimden kendini güvende hissediyorsan, benim için onun dilinden ve elinden bana zarar gelmez diyorsan; ben o zaman Müslümanım işte…
