Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Manevi Anlamda Sağlıklı Olmak

İsmail Sezkin

MANEVİ ANLAMDA SAĞLIKLI OLMAK


Değerli Kardeşlerim!.. Bizim bir ibadet hayatımız var; namaz var, oruç var, zekât var, şartlar tahakkuk ettiğinde hac var… Bunun yanında bir de ahlâki hayatımız var…

Ahlaklı olmak; Allah’ın iyi bir kulu olabilmemiz buna bağlı… Ailede, toplumda, komşuluk ilişkilerimizde, insanlarla beraber olduğumuz durumlarda ahlaklı olmak…

Değerli Kardeşlerim!.. Bu gün bakıyorsunuz bazı insanların ibadet hayatı şöyle böyle iyi… İbadetlerini yerine getiriyor… Ama bakıyorsun; ahlak noktasında ciddi sorunları var…

Bazılarına da bakıyorsun; düzgün bir mizaca sahip… İyi bir karaktere sahip… Toplumda, çevresinde sevilen birisi… Ama bakıyorsun, hayatında ibadet denen bir şey yok… Oysa bunların her ikisi de Allah’ın emri…

İbadet, namaz, cuma nasıl, ne kadar Allah’ın emri ise… Aynı şekilde ahlaklı olmak da Allah’ın emri… Öyle ise, Rabbimizin rızasını kazanmak, hoşnutluğunu kazanmak için, ebedi saadete ermek için… Nasıl ki; namazlarımızı kılmamız, ibadetlerimizi yapmamız gerekiyorsa; aynı şekilde ahlaklı olmamız da gerekiyor… Bunları bir birinden ayıramazsınız… Eğer, bunlar bir birinden ayrılırsa, o toplumda İslam meyvesini veremez… O toplumda İslam’ın güzelliğini bulamazsınız… O toplumda İslam ahlakının huzurunu yaşayamazsınız O toplum İslam’ın güzelliklerinden, nimetlerinden, şifasından, rahmet ve bereket oluşundan istifade edemez…

Şimdi; hepimiz bedensel hastalıklar konusunda çok hassas oluruz malumunuz… Rahatsızlığı hiç kimse duymak istemez… Kalp hastalığı, şeker hastalığı… Allah göstermesin… Allah herkese afiyet, sıhhat versin… Hele hele kanser gibi bir hastalığın ismini bile duymak istemeyiz… Hatta bunları duymamak için doktora bile gitmeye çekiniriz… Bunlar tabi biyolojik hastalıklar…

Bir de manevi hastalıklar var… Biz bedensel rahatsızlığımızdan duyduğumuz huzursuzluğu, tedirginliği; eğer manevi hastalıklardan duymuyorsak, orada eksik bir İslam anlayışı var demektir… Eksik bir Müslümanlık anlayışı var demektir…

Demek ki, Değerli Kardeşlerim!.. Manevi hastalıklar… Bunların tedavisi son derece önemli… Maddi hastalık, biyolojik rahatsızlık; ne olur, en sonunda bu dünyadan göçer gidesin… Ölürsün… En ağır sonucu bu olur… Ama manevi hastalıklar sadece senin ve ya bizim, bu ümmetin, Müslümanların bu dünyasını mahvetmekle kalmaz, aynı zamanda herkesin ebedi hayatını da mahveder… Yani hem bu hayatı, hem öbür hayatı mahveder… Manevi rahatsızlıklar… O bakımdan bunlar ve bunların tedavisi, bu tür hastalıkları bilmemiz, bunların tedavisini nasıl yapacağız… Bunları bilmemiz son derece önemli…

Nedir bunlar?.. Hasettir… Çekememezliktir… Su-i zanlardır… Kötü düşüncelerdir… Çevremizdeki insanlarla ilgili ön yargılardır… Olumsuz düşüncelerdir… Karanlık düşüncelerdir… İftiradır… Alaydır… Özel halleri araştırmaktır… İnsanları karalamaktır… Husumettir, düşmanlıktır…

Bütün bunların söylenmesi kolay Değerli Kardeşlerim!.. Ama şunu unutmayalım; bu gün bu toplumu felç eden, mahveden, perişan eden hastalıklardır bunlar… Bu gün ailedeki huzursuzlukları araştırın; altında bu hastalıkların olduğunu görürsünüz… Komşular arasındaki huzursuzlukları, anlaşmazlıkları araştırın, bakın; altında hep bu hastalıklar yatıyordur…

Öyle ise Değerli Kardeşlerim!.. Bu hastalıkların tedavisi son derece önemli Bunları tedavi etmemiz demek; insanın hem bu dünyada huzuru elde etmesi demektir… Hem de ebedi âlemde Allah’ın rızasına, sonsuz cennetlere kavuşması demektir… Ayette ne diyor Cenab-ı Allah;

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰى

Nefsini kötülüklerden arındıran felah bulmuştur… Kurtuluşa ermiştir diyor… “Nefsini kötülüklerden arındıran…”(A’LA;14) Bakın; Kur’an sadece iki kelimeyle insanın önüne muhteşem bir yöntem, bir usul koyuyor…

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰى

“ötülüklerden arınmak, iyiliklerle bezenmek…”

Eğer biz bunu yapmadığımız zaman; o toplumda huzursuzluğun, anlaşmazlığın, kavgaların, kinin, husumetin, karalamanın sonu gelmez İşte; insanlık bu gün bunların acısını çekiyor maalesef… Bunların faturasını ödüyor… Neden?.. Çünkü hiç kimsenin bu hastalıkları tedavi etme diye bir derdi yok…

Peki; bunları kim tedavi etmiş?.. Bunların tedavisi nasıl olacak?.. Bunların çözümünü, bunların tedavisini en ideal manada Peygamberler ortaya koymuşlar…

İşte; Allah-u Teâlâ Peygamberleri bu iş için göndermiş… İnsanların manevi hastalıklarını tedavi etmek üzere Peygamberlerini görevlendirmiş… Onun için; Peygamber Efendimiz (SAV) ne diyor; “Ben” diyor “güzel ahlakı tamamlamak için geldim…”

Bakın, dikkat edin; güzel ahlakı tamamlamak için… Bir; tevhidi insanlara tebliğ etmek için, şirkten sakındırmak için… İki; güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim diyor… İşte bu mesele, Peygamberlerin en önemli misyonlarından, en temel gayelerinden birisidir…

Hani bazen konuşurken deriz ya; efendim insanlığını kaybetmiş deriz… İnsanlıktan çıkmış deriz… Bazı kimseler için… Bu ne demek…

İşte bu, böyle hastalıkların mahvettiği kimse demektir… Bu hastalıklarını tedavi etmemiş demektir… Toplum tarafından sevilmeyen, nefret edilen, uzaklaşılan, görüldüğü yerde kendisinden kaçılan bir kimse haline gelmiştir… Böyle deriz… İnsanlığını kaybetmiş deriz… Başka ne deriz… Nefsinin oyuncağı olmuş deriz

İşte bu tedaviyi sen yapmazsan, eğer nefsini terbiye etmezsen, işte o zaman şu fani dünyada nefsinin oyuncağı haline gelirsin… Ama çoğunlukla insanlar bunun farkında değil maalesef… Bunu benimseyerek kendi rızalarıyla yapıyor herkes… Çünkü o seviyede bir bilinç olmadığı için, o seviyede bir takva duyarlılığı olmadığı için, ondan sonra şu üç günlük dünyada insanlar nefsinin esiri oluyor gidiyor…

Hiç farkına varmadan nefsinin peşinden koşarak gidiyor… Aslında onu ateşe çağırıyor… Uçuruma çağırıyor… Hüsrana çağırıyor… Ama farkında değil…

Öyleyse; demek ki bunların ne olduklarını öğreneceğiz ve bunların tedavisinin ne olduğunu mutlaka öğrenme gayretinde olacağız…

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamber Efendimiz ne diyor… “Mü’minlerin en hayırlısı ahlakı en güzel olanıdır” diyor…

Şu dünyada makam-mevki sahibi olursun… Sizin o makamınız, mevkiiniz; şu dünya hayatında insanların saygınlığını kazanmamanıza vesile olur… Çok saygın birisi olabilirsiniz…

Size hürmet gösterirler… İnsanlar etrafınızda toplanır… Tabii ki o makam ve mevkiini hayırlı işlerde kullanırsan, Allah rızası yolunda kullanırsan o senin için çok büyük bir fırsata dönüşür aynı zamanda… Ama Allah katında bu makamların, mevkilerin hiçbir değeri yoktur… Bunlar bizim toplumsal hayatımızda, dünya hayatında saygınlık kazanmaya, imkan sahibi olmaya, güç-kudret sahibi olmaya vesiledir… Ve ya dediğimiz gibi hayra kullanıyorsan, o zaman da senin için çok hayırlı olur… Ama bunlar sonuçta toplum hayatındaki, dünya hayatındaki kariyerimizdir bizim… Bunların Allah katında bir değeri yoktur… Eğer hayra kullanmadıysan… Ama hayra kullanıyorsan, o zaman bir değeri olur Allah katında…

Allah katında senin değerin, benim değerim nedir… Takvadır… Güzel ahlaktır… İyi ahlaktır… Kötülüklerden arınmaktır… Rabbim bunu hepimize nasip eylesin…

Değerli Kardeşlerim!.. Hayat mü’min için bir mekteptir… Biz buna ne diyoruz; kulluk mektebi diyoruz… Hepimiz bu kulluk mektebinde imtihan oluyoruz… Eğitim görüyoruz… Ve sonunda da bu imtihanın karnesini alacağız… Bu eğitimin müfredatından karne alacağız sonunda… Kulluk mektebi… Hayat kulluk mektebi… Önce bunu bu şekilde belirlememiz gerekiyor…

Kulluk mektebinin müfredatında neler var… Merhamet var… Bundan hesaba çekileceğiz… Adalet var… Cömertlik var… Sabır var… Kulluk mektebinin müfredatında olan dersler bunlar… Başka neler var… Yasak olan kibir var… Büyüklenme duygusuna kapılıyorsan, böyle bir duygun varsa… Seni hem bu dünyada perişan eder… İnsanların nazarında sevimsiz hale getirir… Hem de Allah nazarında sevimsiz hale getirir… Kibir hastalığı… Bunu öğreneceğiz ve bunun tedavisini yapacağız…

Riya… Gösteriş… Adama bakıyorsun; çok iyi… Hayrın peşinde koşuyor… İyilik yapıyor… İnsanlığın iyiliğine koşuyor… Hayır-hasenatta bulunuyor…

Dışarıdan baktığın zaman böyle görünüyor… Ama hep gösteriş… İnsanlar takdir etsin, insanlar beğensinler diye bunları yapıyor… İşte böyle olduğu zaman yaptıklarının Allah katında bir değeri olmuyor… Ancak Allah katında değerli olan; senin Allah rızası için, sırf O emrettiği için, O’nun hoşnutluğunu kazanmak için yaptığın fiiller Allah katında makbuldür, değerlidir…

Başka ne var… Kin-husumet hastalığı… Haset… Kıskançlık… Benim yoksa onun da olmasın… Ve ya bende var ama onda olmasın… İçin için iç dünyanı kemirir haset… İşte bütün bunların tedavi edilmesi gerekiyor…

İnsanlık tarihine baktığımız zaman, herkes bunların üzerine bir şeyler konuşmuş, yazmış-çizmiş… Ama bu hastalıkların esas tedavisini Peygamberler yapmış… Ondan sonra o Peygamberlerin etrafında altın nesiller oluşmuş… Peygamberler bu noktada öyle bir metot ortaya koymuşlar ki; o metot sayesinde, ondan sonra gelen milyonlarca insan da bu hastalıklardan kendilerini tedavi etmişler… İnsanların bu konudaki gerçek üstatları Rabbimizin göndermiş olduğu peygamberlerdir…

Peygamber Efendimiz bu hastalıklarla ilgili tedaviyi “SAVAŞ” olarak isimlendiriyor… Mü’minin savaşı budur diyor… Mü’min diyor, bunlarla savaşır… Ve şöyle buyuruyor Peygamberimiz…

Bir savaş dönüşünde bunu söylüyor…”Şimdi” diyor, “Küçük savaş bitti, büyük savaşa dönüyoruz” diyor… O büyük savaş nedir?.. İşte insanın iç dünyasındaki bu kötücül duygularla, insanın hayatını perişan eden, insanı huzursuz eden bu hastalıklarla, bu düşmanlarla yapılan savaştır…

O bakımdan Değerli Kardeşlerim!.. Düşman edineceksen başkalarını düşman edinmeyeceksin… Bu Müslümana haramdır… Müslüman Müslümanı düşman edinmez… Müslüman Müslümana kin-husumet beslemez…

İla ben kendime bir düşman edinecem diyorsan; o zaman kendi nefsini düşman edin yeter… Tekrar ediyorum… Düşman edineceksen başkalarını değil, kendi nefsini düşman edin… Düşman olarak o sana yeter…

İşte bütün Peygamberlerin insanlığa öğrettiği en evrensel terbiye mesajı budur… İnsan kendi hastalıklarıyla mücadele edecek… Peygamberimiz acaba neden bunu bir savaşa benzetiyor…

Çünkü Değerli Kardeşlerim!.. İnsanın kendi iç dünyasındaki bu kötücül duygular; kibirdir, riyadır, husumettir, düşmanlıktır; bunlar sizi bir an olsun bırakmıyor…

Şekerdi, kalpti vs. maddi hastalıklar genelde belli bir yaştan sonra gelir sizi bulur Ama bu manevi hastalıklar çocukluktan itibaren insanın yakasını bırakmaz… Bu duyarlılık, bu farkındalık son derece önemlidir… Eğer biz bu noktayı iyi kavrarsak; ondan sonra bizim Müslümanlığımız iyi gidecek demektir… İnsâni ilişkilerimiz iyi gidecektir… Hem insanlar tarafından sevilen, hem Allah rızasını kazanan, Allah-u Teâlâ tarafından sevilen insanlar haline geleceğiz… Demek ki; bunun savaş olarak bilinmesi, bunları hayatımız boyunca kontrol altına almamız gerektiğini öğretiyor bize… Bakınız bu konuda âlimlerimiz cilt cilt kitaplar yazmışlar…

Mesela hemen aklıma gelen; İmam-ı Gazali’nin İhya-u Ulumuddin’i… Yine İmam-ı Gazali’nin Kimya’yı Saadet isimli kitabı… Bu kitapları okuduğunuz zaman hepimiz yıllardır içimizde ne kötülükleri barındırdığımızı, ne kadar kötü duygularla, hastalıklarla yaşadığımızı görürüz… Bu hepimiz için geçerli… O kitaplarda o hastalıklar ve tadavileri anlatılıyor…

Eveet; demek ki insanın tabiatında böyle bir durum var… İnsan bunlarla imtihan ediliyor… Ne diyor Allah…

فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰیهَا

Allah-u Teâlâ insanın yapısını, tabiatını böyle formüle etmiş… Yani onun iç dünyasında bir tarafta takva duyarlılığı var… Melekler onu güzele çağırırlar… Bir tarafta da nefis var, şeytan var… Sürekli kötülüğe çağırılır… Bu bir savaştır… Ve insanın bu savaşın farkına varması gerekiyor…(ŞEMS;8)

Değerli Kardeşlerim!.. Bakın bu gün dünyada bşr çok yerde savaşlar var… Ama asıl savaş dünyanın dört bir yanında devam eden savaşlar değildir… Esas savaş, insanın iç dünyasındadır… Müslüman bunu fark ettiği ve bu savaşı gerektiğine göre yaptığı için, bu noktada başarılıdır, avantajlıdır…

Demek ki Değerli Mü’minler!.. Bu gün toplumun bütün rahatsızlık ve huzursuzluklarının temelinde, insanın kendini terbiye etmemesi, bunu ihmal etmesi, böyle bir şeyin farkına varamaması… Bunlar yatıyor işte…

Nedir bunlar?.. Tekrar bir daha toparlayıp özetleyelim… Mesela; bencilliktir… Ne demek bu?.. Ben merkezli, egoist insan demek… Kendisinden başkasını düşünmeyen insan demek… Kendi rahatından başka bir şey düşünmez… Önemli olan onun rahatlığı… En temel hastalık, en temel problem bu… Aslında diğerlerinin hepsi buradan çıkıyor… Mesela; kibir buradan ortaya çıkıyor, haset buradan ortaya çıkıyor, düşmanlık buradan ortaya çıkıyor… Demek ki; en önce kendimizi bencillik hastalığından tedavi etmemiz gerekiyor…

Eğer biz bu hastalığı tedavi etmezsek; bencil insanların oluşturduğu bir toplum düşünün… Son yıllarda bunu toplum olarak biraz da yaşıyoruz aslında… O toplumda, kavga, savaş, gürültü, zulüm, haksızlık eksik olur mu?.. Olmaz… İşte onun için Kur’an ne diyor…

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰى

“Diyor… “İnsan nefsini bu kötülüklerden, bu pis işlerden, bu hastalıklardan temizlerse işte o kurtuluşa ermiştir” diyor…”

Bencil olmayacağız… Duyarlı olacağız… “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyorsa nefsin… İşte o zaman teşhis belli; sen demek ki, bencil bir insansın…

Nefsimizle mücadele ederek bu hastalıklarımızı tedavi etmeliyiz… Çünkü Kur’an’ın bize öğrettiğine göre;

اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ

““Nefis bütün kötülükleri emreder… Her an seni kötülüğe çağırır…”(YUSUF;53)”

Değerli Mü’minler!.. Kur’an bir de neden bahsediyor biliyor musunuz?.. İnsanın kendi kendisini tanrılaştırmasından bahsediyor… İşte insan; eğer bu bencil arzularının peşine düşerse… Eğer Allah’ın rızasını unutursa… Eğer ilahi buyrukları unutursa… Bütün bunlardan dolayı eğer, kendini tedavi etme, terbiye etme yolunda olmazsa… İşte o zaman nefis azgınlaşıyor ve insanın nefsi putlaşıyor, ilahlaşıyor…

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰیهُ

“Buyurarak, Cenab-ı Allah işte bize bunu anlatıyor… “Sen” diyor “Kendi nefsini ilahlaştıranı gördün mü?”(CASİYE;23)”

İnsan nerede nefsinin esiri olursa… Eğer Allah’ın buyruklarını düşünmezse… Eğer ilahi buyruklara teslim olmazsa… İşte o kendi nefsini tanrılaştırma, ilahlaştırma yoluna girmiş demektir… İnsan hayatında eğer ilahi buyruklara, peygamberlerin çağrısına kulak vermezse bu duruma düşer… Kendini tanrılaştırma yoluna girer… Allah muhafaza…

Vel hasılı kelam; bizim hem kendi huzurumuz için… Hem de toplumun kargaşadan, düşmanlıktan, husumetten kurtarabilmesi için… Herkesin kendini bu hastalıklardan tedavi etmesi gerekiyor…

Bu hastalıklardan toplumda en yaygın olanlarından birisi de; hase… Ben de yok, onda da olmasın hastalığı… Ve ya benim var, ama onun olmasın hastalığı… Bu insanın bütün sevaplarını götüren bir hastalık… Ve toplumdaki husumetin-kinin, ayrılıkların-gayrılıkların kaynağı hep budur, hasettir yani…

Kur’an’ın en son surelerinden birisinde Rabbimiz bize bir dua öğretiyor… Hepimiz biliyoruz bunu…

وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ

““Haset edenin hasedinden Allah’a sığınırım.”(FELAK;5)”

Bunu okuyacağız… “

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ

Bunun anlamı budur… Bütün kötülüklerden Allah’a sığınıyoruz… Aynı zamanda kıskançların, hasetçilerin hasedinden de Allah’a sığınıyoruz…

İnsanlar bir takım nimetlere nail olabilirler… Allah’ın taksimi farklı farklı olabilir… Biz çalışacağız, Allah çalışana verir… Ama Allah’ın da bir takdiri, bir taksimatı var, buna iman edip inanacağız… Bu taksimat farklı farklı olabilir… Kimisi dünyevi anlamda daha fazla şeylere nail olabilirler…

Bizim yapacağımız şey; Rabbimizden istemek… Dünyada bunun bir imtihan olduğunu unutmayacağız…

Bencillik… Haset vs… Bunlar bir Müslümanın ahlakı olamaz… Müslüman paylaşan insandır… Müslüman kanaat sahibidir… Ne kadar paylaşabiliyorsan, ne kadar kanaat sahibiysen; senin Müslümanlığın o kadar üst seviyededir…

Bakınız Peygamber Efendimiz ne diyor?.. Peygamberimizin bu hastalıklarla ilgili hadis-i şerifleriyle bitirelim sözlerimizi İnşallah kulağımıza küpe olur… Hayat rehberimiz olsun bu hadisler… Ne diyor?

“Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse; Allah da onun kıyamet gününde sıkıntılarından bir sıkıntıyı götürür” diyor…

Yine ne diyor Peygamberimiz?

“Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa Allah da dünya ve ahirette, (sadece ahirette değil), Allah da dünya ve ahrette onun işini kolaylaştırır.” diyor…

“Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünya ve ahirette onun ayıplarını örter.”

Yine bir başka hadis-i şeriflerinde de;

“Bir kimseye günah olarak bir başkasını küçük görmek yeter.”

Vel hasılı kelam Değerli Mü’minler!.. Bu dinin temeli iki hususa dayanıyor Bunlardan birincisi; tevhid… İkincisi ise; ahlaktır… İnsana saygıdır… Hürmettir…