Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Mekke'nin Fethinden Kalplerin Fethine

İsmail Sezkin

MEKKENİN FETHİNDEN KALPLERİN FETHİNE


MEKKENİN FETHİNDEN KALPLERİN FETHİNE!..

Değerli Mü’minler!.. İslamiyetin Mekke dönemi işkence, sıkıntı, eziyet dönemidir… İslamiyetin ilk yıllarında Müslümanlara çok işkenceler, çok zulümler yapılmıştı

Mesela Bilal-i Habeşi; çok sıkıntılar çekmişti Mekke’de Müşrikler Bilal’i kızgın kumların üzerine yatırıyorlar Göğsüne kocaman kayaları koyuyorlar ve Peygamberimize sövmesini, Lat ile Uzza putlarını övmesini istiyorlardı Ama Bilal “Ehad! Ehad” diye haykırıyordu Söyleyemesin diye ağzına kum dolduruyorlardı; ama bu sefer Bilal parmağını kaldırıp işaret ediyordu… Müşrikler bu sefer çıldırıyor parmağını kırıyordular, Bilal göğsündeki kocaman kaya ile nefes alıp verirken “Ehad’ı, Allahüekber’i” haykırıyordu yine

Hele bir de Habbab bin Ered vardı mesela… Hz. Ömer’in zamanında İslam her tarafa yayılmıştı… Ve o dönemde yeni İslam’a girenler bu işkenceleri duyunca şaşırıyorlardı… İnanamıyorlardı… “Gerçekten böyle zamanlar oldu mu?” dediklerinde Hz. Ömer “Ey Habbab sırtını aç, gömleğini sıyır da görsünler” derdi Bir bakıyorlardı ki; yumruk girecek kadar yaralar delikler var vücudunda “Nasıl oldu bunlar Ey Habbab” diye sorulduğu zaman, şöyle anlatıyordu Habbab

“Beni çöle götürürlerdi… Orada ateş yakar, üstüne beni yatırarak ayaklarıyla basarlardı Vallahi bedenimden akan yağlar ve kanlar ateşi söndürene kadar da kaldırmazlardı…” Sırf Müslüman oldukları için, imanından döndürene kadar eziyet ederlerdi onlara

Yine mesela; Hz.Sümeyye’yi de böyle şehit etmişlerdi Hz.Sümeyye’den de dininden dönmesini istediler… Rasulüllah’a küfretmesini istediler O ise “La ilahe illallah” dedi Ne dedilerse tevhidi haykırdı Baktılar ki dönmeyecek iki deve getirdiler

Sümeyye’nin bir ayağını bir deveye, diğer ayağını öbür deveye bağladılar ve zıt yönlere dehlediler Sümeyye bir kâğıt gibi ikiye ayrılarak, İslam’ın ilk şehidi oldu

İşte böyle sıkıntılar çekmişti onlar Değerli Kardeşlerim!.. Müslümanlara yapılan eziyetler öyle bir hâle gelmişti ki artık, Mekke durulacak gibi değildi İman söz konusuydu Şirk diyarı Mekke’den hicret etmek gerekiyordu Önce Habeşistan’a, sonra Medine‘ye…

Mekke’ye tekrar dönülecek ama o zamana kadar bir sürü savaşlar, harpler, sıkıntılar, hadiseler yaşanacak… Ama ‘men sabera zafera’ her kim sabrederse o zafere ulaşacak

Mekke’den ayrılalı altı yıl geçmişti… Başta Peygamberimiz olmak üzere, Mekke ve Kâbe herkesin gözünde tütüyordu Gitmek istiyorlardı… Bir gece Peygamber Efendimiz bir rüya gördü

Rüyasında kimi saçlarını tıraş etmiş, kimi de kısaltmış olarak Kâbe’yi emniyet içerisinde tavaf ediyorlar Bu rüyasını ashabına anlatınca çok sevindiler Cenab-ı Allah da bu rüyayı Fetih Suresi’nde bize şöyle bildiriyor:

لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَاءَ اللّٰهُ اٰمِنٖينَ مُحَلِّقٖينَ رُؤُسَكُمْ وَمُقَصِّرٖينَ لَا تَخَافُونَ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحًا قَرٖيبًا

“‘’Andolsun ki Allah, Resûl’ünün rüya(sının), hak olduğunu tasdik etti… Ve Allah dilerse, siz mutlaka Mescid-i Haram’a emin olarak, başlarınız tıraş edilmiş ve (saçlarınız) kısaltılmış olarak korkusuzca gireceksiniz… Fakat Allah, sizin bilmediğiniz şeyleri bildiği için, bundan başka (daha önce) (size) yakın bir fetih nasip etti…’’ (Fetih 27)”

Muhterem Cemaat!.. Peygamberimizin rüyasından sonra bu ayet nazil olunca; ashab umre hazırlığına başladı başlamasına ama tereddütleri vardı… Çünkü Kureyşliler Bedir’in intikamını almak için yemin etmişlerdi… Müslümanlara bitmeyen bir kinleri vardı…

Peygamber Efendimiz 1400 kişiyle yanlarına sadece yolculuk silahı olan kılıçlarını aldılar ve yetmiş tane kurbanlık deveyle yola çıktılar Hz. Ömer gibi sahabiler “Ey Allah’ın Resulü Kureyşlilerin bize olan kinini biliyorsunuz, ne olur ne olmaz biraz savaş malzemesi alsaydık.” dediler ama Peygamberimiz; “Hayır silah alamayız, biz umreye gidiyoruz savaşmaya gitmiyoruz.” dedi ve yollarına devam ettiler

Peygamber Efendimiz Zulhureyfe’de ihrama girdi ve Mekke’ye “Git bakalım, Mekke’nin durumuna bak, bize bildir.” diyerek bir gözcü gönderdi Hakikaten Mekke Peygamberimizin gelişini haber almış ve gözcüler yerleştirmişlerdi… Hatta o zaman Müslüman olmayan Halid bin Velid’i bir birlikle göndermişler… Gerekirse savaşmasını söylemişlerdi Kureyşlilerin Müslümanları Mekke’ye sokmamak için gerekirse kan dökeceklerini öğrenince, Peygamberimiz ashabıyla istişare etti ve aşağı yukarı hepsi Kâbe’yi ziyaret etmeden dönmek istemiyordu… Gerekirse çarpışacaklarını bildiriyordu…

Mekke yakınlarındaki Hudeybiye denilen yerde Peygamberimiz durdu ve çadırını kurdu Elçiler gelip gitmeye başladı… Ama Kureyşliler, bizim tabirimizle ‘Nuh diyor, peygamber demiyorlardı’ Dünyanın her yerinden gelenler Beytullah’ı ziyaret ediyor… Ama Allah’ın Resulü’ne tavaf ettirmiyorlardı

Kureyşlilerin bir elçisi ashab-ı kiramın Peygamber Efendimize bağlılığına hayran kalır… Ve Kureyşlilere;

“Ey Kureyşliler beni bilirsiniz, ben nice hükümdarlara, kisralara, sultanlara elçi olarak gittim… Ama Muhammed ashabının Muhammed’e bağlılığını hiç birinde görmedim Dertleri umre yapmak… İzin verin, aksi takdirde savaşırsanız çok zayiat verirsiniz Onları tek tek öldürmeden Muhammed’e ulaşamazsınız Gelin anlaşın.” diyince Kureyşliler bu elçiye kızarak onu kovdular

Daha sonra Peygamberimiz bir elçi gönderdi… Ama elçinin devesini kestiler… Elçiyi de öldürülmekten akrabaları zor kurtardı Bu sefer Peygamber Efendimiz Osman’ı gönderdi

Hz. Osman Mekke’ye gelerek, Kureyşlilere; “Hz. Muhammed sizi İslam’a davet ediyor ve niyetimiz sadece umre ziyaretidir Allah bu dini tamamlayacaktır… Karşısına çıkan siz olmayın.” dedi… Kureyşliler “Bırak Müslüman olmayı, sizi buraya sokmayız Ama istersen sen tavaf edebilirsin.” dediler O esnada ashap kendi arasında konuşurken “Ne mutlu Osman’a; şimdi belki de Kabe’yi tavaf ediyordur.” diyorlardı. Bunu duyan Peygamberimiz “Benim bildiğim Osman biz olmadan Kabe’yi tavaf etmez.” buyururken Hz. Osman da Kureyşlilere aynı sözü söylüyordu

“Vallahi Resülullah olmadan bin sene burada kalsam bir kere bile tavaf etmem.” diyordu Kureyşliler sinirlenerek; “Şuna bak, biz ona ne diyoruz o bize ne diyor.” diye Hz. Osman’ı hapsettiler Hz. Osman’ın gelmemesi üzerine, bu haber Hudeybiye’ye Osman şehid edildi olarak geldi Bu haber üzerine ashab artık kesin savaşacaktı ve Peygamber Efendimize biat etmeye başladılar… Kureyşliler Müslümanların Peygamberimize biat edip savaş için hazırlandığını duyunca hemen Hz. Osman’ı serbest bıraktılar Müslümanların bu biatinden sonra şu ayetler nazil oldu

لَقَدْ رَضِىَ اللّٰهُ عَنِ الْمُؤْمِنٖينَ اِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فٖى قُلُوبِهِمْ فَاَنْزَلَ السَّكٖينَةَ عَلَيْهِمْ وَاَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرٖيبًا

“‘’Andolsun ki, o ağacın altında sana tâbî oldukları zaman Allah, mü’minlerden razı oldu. Ve onların kalplerinde olanı biliyordu. Böylece onların üzerine sekînet indirdi. Ve onlara yakın bir fetih nasip etti.’’(Fetih 18)”

Mesele bu noktaya gelmişti ve ashap kararlıydı bu işi bir sonuca bağlayacaktı artık… Kureyşliler Müslümanların kararlılığını görünce Suheyl’i göndererek, bu sefer kesinlikle umre yapmamak şartıyla anlaşma yapmasını istediler Çünkü tüm Araplar aralarındaki husumeti biliyorlardı… Bu yıl umre yapacak olurlarsa tüm itibarlarının gideceğini söyleyerek seneye gelmelerini istediler…

Suheyl geldi Peygamberimiz ile görüştü ve anlaşma maddelerini yazmaya başladılar Hz. Ali kâtip; Peygamber Efendimiz yaz dedi Ali’ye: “Bismillahirrahmanirrahim.”

Suheyl olmaz dedi, itiraz etti Rahman ve rahim ne demek, biz bilmeyiz bunu, öyle yazdırmayız; onun yerine “Bismike Allahümme” yazalım dedi Sahabe hemen itiraz etti… Peygamberimiz “Fark etmez ‘Bismike’ senin isminle demektir, oda besmele sayılır.” dedi ve öyle yazdılar Devam etti Peygamberimiz; bu anlaşma Allah Resulü Muhammed ile Suheyl bin Amr arasında yazılan anlaşmadır

Suheyl hemen itiraz etti yine ve “Senin Resul olduğunu kabul etseydik ne diye savaş yapalım, bu kendimizi yalanlamak olur.” dedi. Sahabe birden bu ne demek diye yerinden fırlıyor ama Peygamberimiz anlaşmayı yapmak istiyor ve ashabı sakinleştirerek; “Buraya yazılsa da yazılmasa da ben peygamberim.” diyor… Allah onlara sekinet indiriyor ve yüreklerini rahatlatıyordu

هُوَ الَّذٖى اَنْزَلَ السَّكٖينَةَ فٖى قُلُوبِ الْمُؤْمِنٖينَ لِيَزْدَادُوا اٖيمَانًا مَعَ اٖيمَانِهِمْ وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖيمًا حَكٖيمًا

Mü’minlerin kalplerine, îmânlarını îmân ile artırsınlar diye sekîneti indiren, O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Ve Allah; Alîm’dir, Hakîm’dir. (Fetih 4)

Peygamberimiz “Ey Ali sil.” diyor; Hz. Ali; “Vallahi ben Resulüllah lafzını silmem.” diyor Peygamberimiz; “Bana göster.” diyor ve parmağıyla kendisi siliyor ve Abdullah oğlu Muhammed yazdırıyor Sonrasında maddeleri sıralıyorlar:

-Anlaşma on yıl geçerli olacak ve on yıl harp savaş yapılmayacak…

- Müslümanlar bu yıl umre yapmadan dönecek seneye üç gün Mekke’de kalmalarına müsaade edilecek

- Kureyşlilerden biri Müslümanlara sığınacak olsa iade edilecek, Müslümanlardan biri Kureyşlilere sığınsa iade edilmeyecek

Sahabe yine; “Olur mu bize geleni nasıl teslim ederiz?.. Onlar bize teslim etmezken?.. Kabul etmeyin.” diye itiraz ediyor Peygamberimiz ise “Bizden onlara gideni Allah bizden uzak etsin, onlardan bize gelene de Allah bir kolaylık verecektir.” buyurdular

Buna benzer 10-11 maddelik bir anlaşma yapıldı yapılmasına, ama ashap pek de memnun kalmamıştı Bu anlaşmayı hezimet olarak görüyorlardı ama asıl zafer şuydu… Bu anlaşma aslında Mekke’nin fethini müjdeliyordu, ama ashap anlayamamıştı bunu Peygamber Efendimiz anlaşmadan sonra ashabına kurbanlarını kesip tıraş olmalarını söyledi… Fakat kimse yerinden hareket etmedi

Bunu gören Peygamberimiz teessürle çadırına gitti ve Ümmü Seleme validemiz ne olduğunu sorunca; O da durumu anlattı Bunun üzerine Ümmü Seleme validemiz “Ümitleri kırıldı, belki ayet iner de umre yaparız beklentisinde olabilirler… O yüzden böyle davranmışlardır Sen kurbanını kes, tıraş ol onlarda sana uyacaklardır.” dedi Peygamberimize Peygamberimiz dışarı çıkıp kurbanını kesti, tıraş oldu Bunu gören sahabe anladı ki bu iş kesin… Onlar da kalktılar kurbanlarını kestiler

Münafıklar hemen fitneye başladılar tabi… “Hani Beytullah’ı ziyaret edecektik… Peygamberin rüyasına ne oldu.” demeleri üzerine Hz. Ömer daralır…

Dayanamayarak Peygamberimiz’e gelir ve “Ya Resülullah sen Allah’ın peygamberi değil misin?” diye sorar… Peygamberimiz “Evet ben Allah’ın peygamberiyim.” buyurur… Hz. Ömer; “Peki biz hak yolda, onlar da batıl üzere değiller mi?” der Peygamberimiz “Evet öyledirler ya Ömer.” der Hz. Ömer, “Peki bizim ölülerimiz cennete, onların ölüleri cehenneme gitmeyecekler mi?” der Peygamberimiz “Öyledir ya Ömer.” buyurur Hz. Ömer; “Öyle ise ne diye bu zillete katlanıyoruz Ne diye bu anlaşmayı kabul ediyoruz.” deyince Peygamber Efendimiz “Ey Hattabın oğlu, ben böyle yapmakla Allah’a isyan etmiş değilim.” buyurur

Hz. Ömer; “Ey Allah’ın elçisi sen bize Beytullah’ı tavaf edeceğiz dememiş miydin?” Peygamberimiz; “Evet demiştim.” buyurur Hz. Ömer; “Hani edemedik?” deyince, Peygamberimiz “Ey Ömer ben Beytullah’ı tavaf edeceğiz dedim ama şimdi edeceğiz dedim mi, demedim… Yine söylüyorum ki mutlaka Beytullah’ı tavaf edeceğiz.” buyurur Tabi Hz. Ömer Peygamber Efendimize bu çıkışından dolayı çok üzülür ve pişman olur Medine’ye geri dönerlerken Hz. Ömer gelir Peygamberimize bir soru sorar ama Peygamberimiz cevap vermez Tekrar sorar cevap alamaz, üçüncü kez sorar yine cevap alamayınca…

Dünyası başına yıkılır ve ben ne yaptım eyvah kesin hakkımda ayet inecek ben mahvoldum derken arkadan “Ömer nerede? Ömer nerede?” diye bir ses duyar Hz. Ömer o an öyle bir şok geçiriyor ki “O an nasıl korktuğumu bir Allah bilir, bir ben bilirim.” diyor Hz. Ömer huzura çıkıyor ve hakkında ayet beklerken Peygamber Efendimiz nazil olan Fetih Suresi’nin müjdesini veriyor…

اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبٖينًا

“‘’ Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.’’(Fetih 1)”

Bu inen ayet ile ashabın yenilgi gördükleri Hudeybiye Anlaşmasının aslında fetih olduğu bildiriliyordu Kureyşlilerin; bu anlaşmayla Müslümanların gücünü kabullendiklerini ortaya koyuyordu

Hudeybiye anlaşmasının üzerinden daha iki yıl geçmemişti ki, Kureyşlilerin himayesindeki Beni Bekir kabilesi Müslümanların himayesindeki Huza kabilesine gece baskını yapıp 23 kişiyi öldürmesiyle anlaşmayı bozdular Bunu duyan Peygamber Efendimiz Kureyşlilere bir mektup yazdırarak; ya Benî Bekir’le olan ittifaklarını bozmalarını ya da öldürülen Huzâ’lıların diyetlerini ödemelerini ister

Yoksa savaşacağını bildirir… Kureyşliler bu teklifleri reddettiler… Ama sonradan pişman olarak liderleri Ebu Sufyan’ı Medine’ye anlaşmayı yenilemeye gönderdiler Medine’ ye gelen Ebu Süfyan Peygamberimizden olumsuz yanıt alınca Peygamberimizin ailesinden ve ashabın ileri gelenlerinden yardım ister… Onlardan da yüz bulamayınca hiçbir şey yapamadan geri döner… Peygamber Efendimiz Mekke’yi fethe karar verir ve gizlice hazırlığa başlar Öyle ki seferin nereye yapılacağını hanımı Aişe’ye bile söylemedi Mekke’yi kan dökmeden almak istiyordu çünkü Bunun için Mekke’ye giden bütün yollar haber ulaşmasın diye tutulmuştu…

Fakat Hatıb bin Ebu Beltea adlı sahabi bu savaş hazırlığını bir mektupla Mekke’ye haber etmek istedi Cebrail’in Peygamberimize bildirmesi üzerine yakalandı Sorguya çekilen Hatıb bunu Mekke’deki ailesini korumak amacıyla yaptığını söyledi… Peygamberimiz Hatıb’ı Bedir mücahitleri arasında bulunduğu için affetti Bu olay üzerine Mümtehine Suresi’nin birinci ayeti nazil oluyor ve Cenab-ı Hakk Müslümanları ‘Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin!..’ (Mümtehine 1) diye uyarıyor…

Peygamber Efendimiz 1 Ocak 630’da Ramazan ayının 10’unda Medine’den hareket etti Bir yatsı vakti on bin kişilik İslam ordusu Mekke yakınındaki Merruz-Zahran’da konakladılar Burada Peygamberimiz gece herkesin bir ateş yakmasını emretti

Yanan on bin ateşle İslam ordusunun gücü kâfirleri korkuttu ve Ebu Süfyan’ı eman dilemek için gönderdiler Peygamberimiz’in huzuruna çıkarılan Ebu Süfyan uzun tereddütlerden sonra Müslüman oldu İslam ordusu dört koldan şehre girdi Peygamberimiz mecbur kalınmadıkça kan dökülmemesini emretti…

Sancak Sa’d bin Ubade’nin elindeydi… Sancaktar Sa’d bin Ubade şöyle seslendi sahabeye:

“-El yevmü yevmül melhameh… Bu gün savaş ve intikam günüdür…”

“- El yevmü yevmün ehadallahud dimâ’… Bu gün Allah’ın kan dökmeyi helal kıldığı gündür…”

“- El yevme yevmün ezellallahu kureyşa… Bu gün Allah’ın Kureyş kabilesini zelil kılacağı gündür…”

Bu sözleri duyan Peygamber Efendimiz, dayanamadı, Sa’d bin Ubade’nin elinden sancağı aldı, Hz. Ali’ye verdi… Sonra devesinin üzerinde doğrularak şöyle buyurdu:

“- El yevmü yevmül merhameh… Bu gün merhamet günüdür…

“- El yevme yevmün harramallahud dimâ’… Bu gün Allah’ın kan dökmeyi haram kıldığı gündür…

“- El yevme yevmün ehazzallahu kurayşâ’… Bu gün Allah’ın Kureyş kabilesini aziz kılacağı gündür…

Mekke’de evlerinin kapılarını kapatanların, silahlarını bırakanların, Kâbe’nin örtüsü altına ve Ebu Süfyan’ın evine girenlerin emniyette olduğunu duyurdu

Peygamberdimiz Mekke’ye girerken devesinin üzerinde ‘hayat ancak ahiret hayatıdır’ diyerek Rabbine hamd ediyordu Zaten Cenab-ı Hak da Nasr Suresi’nde öyle emrediyor:

اِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُ

“‘Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde, insanları bölük, bölük Allah'ın dinine girerlerken gördüğünde. Artık Rabbini hamd ile tesbih et ve bağışlamasını dile! Muhakkak ki, O, çok bağışlayandır!’ (Nasr 1 – 3)”

Artık Mekke kansız bir şekilde fethedilmişti Peygamberimiz Mekke’ye girince Kâbe’yi tavaf etti… Kabe’nin anahtarları alınarak putlar kırıldı ve içerisine girerek iki rekât namaz kıldı Öğle vakti gelince Bilal-i Kâbe’nin damına çıkarttırarak ezan okuttu Öğle namazının ardından Peygamberimiz halka “Ne dersiniz?.. Şimdi size ne yapacağımızı sanırsınız?” diye sorunca Kureyşliler; “İyilik umarız…” cevabını verdiler Bunun üzerine Peygamberimiz ‘Ben size kardeşim Yusuf’un dediğini diyorum: Bugün size kınama yok Allah sizi affetsin O merhametlilerin en merhametlisidir.’ buyurdu…

Bu tavrıyla Peygamberimiz sadece Mekke’yi fethetmemişti… İnsanların gönüllerini de fethetmişti… Kendisine, ashabına işkence edenleri, yurtlarından hicrete mecbur bırakanları cezalandırmayıp affetmesi savaş tarihinde görülmemiş bir şeydi Çünkü Peygamberimiz her zaman düşmanı kazanmayı imha etmeye tercih ederdi

İşte yıllar önce terk edilmek zorunda kalan, işkenceler gören bir avuç inanmış muhacir büyük bir güçle Mekke’ye dönmüş Mekke karanlıktan aydınlığa çıkmıştı Şirkin ve küfrün merkezi olmaktan kurtulup Tevhidin merkezi oldu Mekke artık Aslında Mekke’nin fethi bize çok şey anlatıyor

Bugün bizleri de karanlıktan aydınlığa çıkaracak, Müslümanlığımızı hatırlatacak, insanlığın zirvesine oturtturacak fetihlere ihtiyacımız var… Peygamberimiz o gün şehirlerin anası olan Mekke’nin kalbi Kâbe’yi putlardan temizleyip fethettiyse, bugün bizler de vücudumuzun merkezi olan kalbimizi fethetmeliyiz Tabi kalbimizi kinden, nefretten, kötülükten arındırarak fethedebilmek için de, önce günahlarımızdan hicret etmeliyiz İşte o zaman insanlık yeniden dirilecek ve yaratılışındaki en güzel şekle kavuşacaktır Müslümanlarda fethin tezahürü bu olmalı Bizler fethi böyle anlamalı ve bu şekilde yad etmeliyiz…

Rabbim bizlere Mekke’nin fethi vesilesiyle gönüllerimizi fethedebilmeyi nasip eylesin.

Rabbim inanan insanlara daha nice fetihler yapabilmeyi nasip eylesin.