Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Mevlid Kandili: Âlemlere Rahmetin Doğuşu

İsmail Sezkin

MEVLİD KANDİLİ (2)


Değerli Mü’minler! Öncelikle kandiliniz mübarek olsun 1450 yıl önce dünyaya teşrif ettiğinde; cehalet nasıl yok olduysa, insanlık vahşetten nasıl kurtulduysa, nasıl rahmete erdiyse; O’nun bu gün veladet-i mevlidi yeniden ülkemizi, milletimizi, gönül coğrafyamızı, Âlem-i İslam’ı sevgiyle, muhabbetle, rahmetle, merhametle kuşatsın inşallah… Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun

Bu Mevlid Kandili gecesinde Resul-ü Ekrem’e karşı üç vazifemizi anlatıp duaya geçeceğim inşallah… Bu geceyi en güzel bir şekilde O’na karşı, ümmeti olarak her birimize düşen üç vazifeyi yerine getirmeye karar vererek ihya edeceğiz Nedir o üç vazife?.. Birincisi anmak… İkincisi anlamak… Üçüncüsü yaşamak…

Önce ANMAK… Bizim bu konuda -Elhamd-ü lillah- hiçbir sorunumuz yok… Biz Peygamberimiz’i hep muhabbetle yâd ediyoruz… O’nun mübarek ismini her duyduğumuzda elimizi kalbimize koyuyoruz, Essalatü vesselamü aleyke Ya Rasulüllah, salat ve selam senin üzerine olsun Ya Rasülullah diyoruz… Allahümme salli ala seyidine Muhammedin ve ala eli Muhammed diyerek; selamlarımızı, sevgilerimizi, ihtiramlarımızı göndermede -Elhamd-ü lillah- cömertiz… Cenab-ı Hak eksikliğini vermesin…

Yine mesela, namazlarımızda her tahiyyata oturduğumuz zaman O’na selam veriyoruz. “Es-selamü aleyke eyyühennebiy..” diye hitap ediyoruz Aslında kulaklarımız bir taraftan da onda olmalı, her namazımızda “Es-selamü aleyke eyyühennebiy..” dediğimizde şu beklenti kalbimizde, zihnimizde olmalı: Peygamberimiz’in de bize “Ve aleyküs selam” diye karşılık veriyor oluşu beklentisi içerisinde olmalıyız Selamına karşılık verilen kullarından eylesin Cenab-ı Hak cümlemizi…

Yine mesela; ezanlarımızda ve şahadetlerimizde de biz O’nun ism-i şerifini ikrar ediyoruz… “Eşhedü enne Muhammeden Rasulüh…” “Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve Rasulüh” diye her şehadet getirdiğimizde tevhidi nasıl haykırıyorsak, şehadeti nasıl haykırıyorsak, Allah’ın varlığını ve birliğini nasıl haykırıyorsak Peygamber Efendimiz’e olan imanımızı ve şehadetimizi de ikrar ediyoruz… O’nun Allah’ın Rasûlü olduğunu ikrar ediyoruz… Kametlerimizde de O’nu muhabbetle yad ediyoruz ve anıyoruz Böylece birinci vazifemizi yerine getirmiş oluyoruz…

Değerli Mü’minler!

Ancak bizden beklenen Peygamberimizi sadece anmak değil… İkinci büyük vazifemiz ne? ANLAMAK…

Asıl bizden istenen anlamaktır… O’nu tanımak ve anlamak… Elbette tanımak için O’nu okumamız gerekiyor… O’nun o güzel hayatını doğumundan vefatına kadar bize aktaran siyer kitaplarını okuyacağız Ancak sadece siyer kitaplarını okuyarak da anlamış olamayız Birkaç hadisi-i şerif okuyarak da O’nu anlamış olamayız Sadece şemailini; O’nun o güzel suretini bize anlatan kitapları okuyarak da O’nu anlamış olamayız Biz tarihte yaşanmış, hayatı bitmiş bir kahramanın hayatını okur gibi Peygamberimizin hayatını okuyamayız…

Bizim Peygamberimizi anlamada iki tane hatamız var.. Birinci hatamız; O’nu sadece mucizelerle donatıp, beşer üstü anlamaya-okumaya çalışmak… İkincisi de, ikinci hatamız da; sıradan bir beşer yerine koymak…

Evet; O bir beşerdir… O’nun beşeriyeti de rahmettir, risaleti de rahmettir… Ama O’nun vazifesi sadece bize kitabı, yani Kur’an’ı getirmek değildi… O’nun vazifesi Kur’an’ı yaşanan bir hayata dönüştürmekti… O’nun vazifesi sadece beyan etmek değildi… O’nun vazifesi o kitab-ı kadim olan Kur’an’ı bize öğretmek, o kitapla arınmamızı sağlamaktı… Tezkiye, talim, davet, irşat, tebliğ, beyan… Bütün bunlar Peygamber Efendimiz’in doğru anlaşılması için, Cenab-ı Hakk’ın O’na verdiği görevlerdi

Değerli Hazirun!

Peygamberimizi anlamak için; mesela, o güzel çocukluğunu okumak ve çocuklarla olan dostluğunu okumamız ve anlamamız gerekiyor…

Peygamberimizi anlamak için; kötülüklerin hakim olduğu bir toplumda bütün kötülüklerden korunarak yaşadığı gençliğini ve gençlerle dostluğunu ve arkadaşlığını okumamız gerekiyor…

Peygamberimizi anlamak için; eş olarak nasıl bir eşti, eşine nasıl davranıyordu ve kadına verdiği değer neydi, kadınla hak kavramının henüz bir araya gelmediği bir dünyada kadınla hak kavramını nasıl bir araya getirdiğini okumak gerekiyor…

Peygamberimizi anlamak için; nasıl bir baba olduğunu okumamız lazım… Hem de altı tane çocuğunu, kendisinden önce vefat eden ve onları bizzat mübarek elleriyle toprağa gömen acılı bir baba olarak O’nu okumamız gerekiyor… O’nu anlamak için…

Peygamberimizi anlamak için; nasıl bir komşu olduğunu okumamız gerekiyor.

“Mâzâle cibrîlü yûsîni bil câr; zanentü ennühe seyyüher rusunî”

”Cebrail bana geldi, komşumun haklarını bana öyle anlattı ki, komşumu bana mirascı kılacak zannettim” buyuran Peygamber Efendimiz’in nasıl bir komşuluk hayatını yaşadığını okumamız ve anlamamız gerekiyor…

Peygamberimizi anlamak için; nasıl bir dost olduğunu, nasıl bir arkadaş olduğunu, sahabesine nasıl muamele ettiğini, ashabına nasıl davrandığını okumamız gerekiyor…

Değerli Mü’minler!

Biz bu gün O’nun ümmeti olarak Peygamberimizi doğru anlayabildik mi?.. Bu gece, bu Mevlid Kandilinde, bütüün şu İslam coğrafyasında kendimize soracağımız soru işte bu… Biz Muhammed Mustafa (SAV)’i anlayabildik mi?.. O’nu anıyoruz, mevlitlerimizde muhabbetle yad ediyoruz… Ama biz O’nu anladık mı?..

Biz Peygamberimizi anlasaydık eğer; acaba IŞİD gibi cinayet şebekeleri flamalarının üzerine O’nun ismini nakşetme cür’etini kendisinde görebilir miydi?..

Eğer bu günkü Müslümanlar Peygamberimizi anlasaydı; acaba O’nun ümmetinden biri, bir başkasını kendisi gibi düşünmüyor diye katledebilir miydi?..

Eğer biz ve bizim çocuklarımız, gençlerimiz Peygamberimizi anlayabilselerdi; yeryüzünde sadece sevgiyi, sadece rahmeti, merhameti, adaleti gerçekleştirmekten başka gayeleri olmazdı…

Bizim çocuklarımız Peygamberimizi anlayabilseydi eğer; bu milletin çocukları şehirlerin merkezinde hendekler kazarak; gecenin bir vakti gökten bombalar, tanklardan mermiler yağdırarak; kendi ülkesine, kendi milletine, kendi çocuklarına tuzak kurmakla uğraşır mıydı acaba?..

Biz çocuklarımıza, gençlerimize Peygamberimizi tanıtabilseydik; çocuklarımız bu kötü yollara düşerler miydi acaba?..

Değerli Cemaat!

Cenab-ı Hak Peygamber Efendimizin gönderiliş gayesini bir cümleyle ifade buyuruyor:

وَمَا ا رْسَلْنَاكَ إِلَّأَ رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ

““Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik””

Biz seni sadece Sünnilere rahmet olarak gönderdik demiyor… Biz seni sadece Şiilere rahmet olarak gönderdik demiyor… Biz seni sadece Alevilere rahmet olarak gönderdik demiyor… Biz seni sadece Araplara rahmet olarak gönderdik demiyor… Biz seni sadece Türklere rahmet olarak gönderdik demiyor… Hatta biz seni sadece Müslümanlara rahmet olarak gönderdik bile demiyor… “Biz seni bütün âlemlere rahmet olarak gönderdik” buyuruyor…

Peygamberimizin rahmeti sadece bize değil; O’nun rahmeti bütün kâinata… Ama biz Peygamber Efendimiz’in getirdiği rahmeti kendi aramızda bile yayamadık… Bırakın dünyayı; Müslümanlar bile kendi aralarında Peygamberimizin o rahmetini yayamadı… Oysa bütün insanlar rahmeti ve merhameti bizden bekliyordu…

Değerli Cemaat!

Üçüncü vazifemiz; YAŞAMAK… Birinci vazifemiz neydi; anmak… Sevgiyle, muhabbetle yad etmek… Salat-ü selam ile yad etmek… Namazımızda, hayatımızda daima O’nunla olan o gönül irtibatımızı diri tutmak… Buna biz anmak diyoruz… Ama bununla yetindiğimizde bu doğru olmaz…

İkinci vazifemiz Peygamberimizi tanımak, Peygamberimizi anlamak… Peygamberimizi anlamak için de; Rasulüllah’ın bütün yönlerini okumak ve anlamak… Hem Peygamber olarak, hem beşer olarak… Hem baba olarak, hem eş olarak… Hem komşu olarak, hem dost ve arkadaş olarak… Hem Allah’ın kulu olarak, hem Fatıma’nın babası olarak, Kasım’ın babası olarak… Hz.Hatice’nin eşi olarak aynı zamanda… Peygamberimizi okumak ve anlamak… Ama bizden asıl istenen üçüncü bir vazife var… O da YAŞAMAK VE ÖRNEK OLMAK… Örnek almak ve örnek olmak…

Diyor ki Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ

لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا

““Dünyadayken Allah’tan sevap umudu içinde olanlar, ahrette ise cennet umudu içinde olanlar ve Allah’ı çok ananlar için Muhammed Mustafa güzel bir örnektir Güzel bir modeldir…””

Cenab-ı Allah Peygamberimizi bütün insanlığa örnek olarak gösteriyor bu ayette… İkinci bir ayet daha var; o da şöyle:

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ

وَيَغْ فِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

““Habibim de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun Allah da sizi sevsin.””

Demek ki; Allah’ı sevmenin yolu Peygamber Efendimize tabi olmaktan geçiyormuş… Yaşamak, Peygamber Efendimiz’i örnek almak…

Muhterem Hazirun!

Bizden istenen şey; asırlar öncesine geri gidip Peygamberimizin yaptığının aynısını yapmak değil… Bizden istenen; Peygamberimizi bu güne getirmek ve Peygamberimizi bu gün örnek almaktır… Bu sözümü altını çizerek söylüyorum, dikkat edin lütfen…

Bizden istenen; 14 asır geri gidip Peygamberimizin yaptığının aynısını yapmak değil… Bizden istenen, o yaptığı işlerde bize emrettiği örnek davranışlarını bu güne taşımak, bu gün Peygamber Efendimize tabi olmak, Peygamberimizi örnek almaktır…

Peygamberimizi doğru anladığımız zaman, Peygamberimizi doğru yaşadığımız zaman Kur’an’ı doğru anlamış oluruz… Çünkü Peygamberimiz Kur’an-ı Kerim’i yaşanan bir hayata dönüştürdü…

Peygamberimizi doğru anladığımız zaman insanı doğru anlarız… İnsanın dokunulmaz olduğunu, insan onurunun değerini Peygamberimizden öğrendik biz…

Peygamberimizi doğru anladığımız zaman, biz hayatın anlamını, hayatın manasını, var oluşun gayesini öğrenmiş oluruz…

Bizden istenen Peygamberimizi örnek almaktır… Günlük ilişkilerimizde; eş olarak, baba olarak, kardeş olarak, dost olarak Peygamber Efendimiz’in yaptığını yapmak… Peygamberimiz gibi doğru olmak.. Peygamberimiz gibi dürüst olmak… Peygamberimiz gibi ahde vefa göstermek… Peygamberimiz gibi yetime rahmet etmek… Peygamberimiz gibi mazlumun yanında yer almak… Peygamberimiz gibi zalime karşı olmak… Peygamberimiz gibi her zaman hakkı ve adaleti ayakta tutmak… Bizden istenen bu…

Peygamber Efendimiz kendi gönderiliş gayesini, neden gönderildiğini şöyle buyuruyor:

“İnnemâ buistü li ütemmime mekârimel ahlâk”

“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”

Bir başka hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor:

“İrhemû men fil ardi yerhamuküm men fissemâ”

“Siz yeryüzündeki bütün varlıklara merhamet edin göktekiler de size merhamet etsin”

Peygamberimiz bu sözü nerede söyledi?

“İrhemû men fil ardi yerhamuküm men fissemâ”

”Siz yeryüzündeki bütün varlıklara merhametli olun göktekiler de size merhametli olsun”

Mekke’yi fethetmeye gidiyordu ashabıyla birlikte… Sancak Sa’d bin Ubade’nin elindeydi… Sa’d bin Ubade sancaktar… Şöyle hitap etti:

“-El yevmü yevmül melhameh… Bu gün savaş ve intikam günüdür…”

“- El yevmü yevmün ehadallahud dimâ’… Bu gün Allah’ın kan dökmeyi helal kıldığı gündür…”

“- El yevme yevmün ezellallahu kureyşa… Bu gün Allah’ın Kureyş kabilesini zelil kılacağı gündür…”

Bu sözleri duyan Peygamber Efendimiz (SAV), dayanamadı, Sa’d bin Ubade’nin elinden sancağı aldı, Hz. Ali’ye verdi… Sonra devesinin üzerinde doğrularak şöyle buyurdu:

“- El yevmü yevmül merhameh… Bu gün merhamet günüdür…

“- El yevme yevmün harramallahud dimâ’… Bu gün Allah’ın kan dökmeyi haram kıldığı gündür…

“- El yevme yevmün ehazzallahu kurayşâ’… Bu gün Allah’ın Kureyş kabilesini aziz kılacağı gündür…

Sonra yola devam etti… Biraz sonra bir çalının dibinde üç tane yavrusunu dünyaya getiren bir köpek gördü… Devesinden indi, sahabeden Sariyye bin Cuayl’i çağırdı ve ona dedi ki; “Ya Sariyye! Bu havyancıkların başında sen nöbetçi olarak bekleyeceksin.. Ordu buradan geçinceye kadar hiç kimse bu hayvana ve yavrularına zarar vermeyecek…”

Mekke’yi fethetmeye giden, Mekkeliler tarafından kovulan, Mekkeliler tarafından işkence edilen, Mekkeliler tarafından üç-dört kez savaşla yok edilmek istenen ve kendi memleketine, kendi şehrine yeniden giderken Peygamberimiz şefkat ve merhamet dersini bir köpek yavrusu üzerinden veriyordu orada… Ve sonra devesine bindi, ashabına hitaben:

“-Eyyünnâs!.. Ey insanlar…

“-İrhemû men fil ardi yerhamuküm men fissemâ”

“-Siz yeryüzündeki bütün varlıklara karşı merhametli olun ki; göktekiler de size merhamet etsin ” buyurdu…

İşte merhamet peygamberi… İşte adalet peygamberi Böyle bir peygamberin ümmetiyiz biz… Böyle bir peygamberin ümmeti olmakla Cenab-ı Hak bizi şereflendirmiş ve o peygamberin doğumunun hicri takvime göre 1450. yılını idrak ediyoruz…

Böyle bir Mevlid Kandilinin tekrar Peygamberimizin getirdiği o rahmetin, o merhametin bütün yeryüzüne, bütün insanlığa yayılmasına vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum…

Tekrar kandiliniz mübarek olsun… Sizin yüreklerinizden, çocuklarınızın yüreklerinden Muhammed Mustafa sevgisi hiçbir zaman eksik olmasın

Ya Rabbel Âlemin!

İlk yarattığın nur Peygamber Efendimizin nuruydu. Böyle bir elçiyi insanlığa bahşetmenden ve sayısız nice nimetlerinden dolayı sana sonsuz hamd ü senalar olsun Ya Rabbi!

Peygamber Efendimiz (sas) ve O’nun ehli ve ashabı üzerine salât ü selamla bir kere daha yâd ederek, şu mübarek gecede huzurunda el açıp yalvarıyoruz, bizleri huzurundan boş çevirme Ya Rabbi!

Bizler, senin evinde, bu mübarek gecede, senden bir kere daha diriliş istiyoruz; nasib eyle Ya Rabbi!

Bu gecenin ve bu gece dünyayı şereflendiren Peygamber Efendimiz’in hurmetine; huzur çağını ve gül devrini yeniden dünyamıza yaşat Ya Rabbi!

Sen bizleri kendi uzaklıklarını aşabilen, hak ve hakikatleri de bütün derinlikleriyle duyabilenlerden eyle Ya Rabbi! Ve bize yeniden diriliş yollarını göster Ya Rabbi!

Herkesi inleten zulüm ve adaletsizlik ateşini söndürüver Ya Rabbi!

Sevgiye, merhamete, şefkate hasret giden gönüllerimizi; muhabbetle, hoşgörüyle coşturuver Ya Rabbi!

Bütün dünyaya huzur ve barış nasibeyle Ya Rabbi!

Dünyada yer altı zenginlikleri için insanlığın onuru ayaklar altında. Hele hele Müslümanların ülkeleri işgal ediliyor. Kardeşlerimiz zorluklar içinde. Yeniden bir dirilme, yeniden bir birliktelik, yeniden bir olabilme duamızı bu gece sana arz ediyoruz. Habibin hürmetine, Habibinin yolunda birlik ve beraberliğimizi daim hale getirmede bize yardım et Ya Rabbi!.

Bu gece âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Peygamber Efendimiz hürmetine bizlere rahmet eyle Ya Rabbi!

Bu gece insanlığa gönderdiğin Peygamber Efendimiz hürmetine şefkatini Ümmet-i Muhammed’e indir Ya Rabbi!

Cahiliye döneminde gönlü ateşlerde, etrafı cehennemde olan insanlığın yüreklerine su serptiğin gibi devrin yangınında yanan Müslümanlar üzerine rahmet yağmurlarını yağdır Ya Rabbi! Cahiliye adetlerinde inim inim inletilen yetimleri ve muhtaçları sevindirdiğin gibi bugünde yetimleri ve muhtaçları sevindir Ya Rabbi!

Bu gece Peygamber Efendimizin nurunu yeniden kalbimize doldur Ya Rabbi!

Bu Mevlid’i bize Mevlid eyle Ya Rabbi!

Yeniden bir başlangıç için bize fırsat ver Ya Rabbi!

İnsanlık onurunu ayaklar altına alanlara ise artık fırsat verme Ya Rabbi!

Bizi birbirimize ram eyle Ya Rabbi!.

Bizi birbirimize dost kıl ki; artık ayrılmayalım Ya Rabbi!.

Okumuş olduğumuz Kur’an-ı Kerim ve Mevlidi Nebeviden hasıl olan sevabı; başta Peygamber Efendimiz olmak üzere bütün geçmişlerimizin, bize rehberlik ve kılavuzluk yapan büyüklerimizin, bir harf bile olsa kendilerinden istifade ettiğimiz hocalarımızın, öğretmenlerimizin, sevdiklerimizin, sevenlerimizin, üzerimizde hakkı bulunan herkesin, ruhlarına hediye eyledik haberdar eyle Ya Rabbi!

Acizlikten, üzüntüden, tasadan, kederden, korkaklıktan, kabir azabından, cehennem ateşinden sana sığınıyoruz. Bizleri kötülükten ve kötülerin şerrinden emin eyle Ya Rabbi!

Sen bizlerin dualarını kabul buyur, günahlarımızı bağışla Ya Rabbi!

Duamızın sonunda Sana olan minnet ve şükran hislerimizi bir kere daha tekrarlıyor, Resûl-ü zîşânı, âlini, ashabını bir kez daha salavâtlarla anıyor ve dualarımızı kabul buyurmanı istirham ediyoruz.

Ne olur, bizlerin dualarına icabet buyur Ya Rabbi!