MÜFLİS AHİRETTE SERMAYESİ OLMAYANLAR
Değerli Mü’minler!.. Peygamberimiz bir gün ashabına yani arkadaşlarına; “Müflis kimdir?” diye sorar… Sahabe-i kiram “Müflis parası-pulu, malı-mülkü olmayan… Maddi varlığını yitiren kimsedir” derler…
Bunun üzerine, Peygamberimiz; “Hayır” buyuruyor… “Benim ümmetimden müflis olan; kıyamet günü Cenab-ı Allah'ın huzuruna namazla, oruçla, zekâtla ve benzeri ibadetleri yapmış olarak gelir… Cenab-ı Allah'a karşı temel ibadetleri yerine getirmiş… Fakat bununla beraber; ibadetlerini yapmış ama diğer taraftan kul hakkına girmiş… Şuna buna sövmüş, dil uzatmış… Ona buna zina iftirasında bulunmuş… Başka birinin malını-mülkünü yemiş… Başka birinin kanını dökmüş… Başka birini dövmüş… İşte bu durumda olan kişiye hak sahipleri gelir, haklarını isterler… Hak sahiplerine bu adamın iyiliklerinden verilir… Namaz sevabı dağıtılır… Oruç sevabı hak sahiplerine verilir… Zekât sevabı hak sahiplerine verilir… Fakat adam o kadar kul hakkına girmiş ki; yapmış olduğu bütün ibadetlerinin sevapları hak sahiplerine dağıtıldığı halde, hâlâ alacaklı olan insanlar vardır… Verecek hiçbir şeyi kalmamıştır… Bu sefer o alacaklı insanların günahları bu adamın üzerine yüklenir ve cehenneme atılır… İşte müflis budur” diyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Kulluk sadece Cenab-ı Allah’a karşı vazifelerimizi yerine getirmekten ibaret değil… Bir mümin Cenab-ı Allah'ın varlığına birliğine iman ettikten sonra, ibadetlerini yerine getirerek, Cenab-ı Allah'a karşı görevini yapar… Ama bunun yanı sıra insanlara karşı da hakka-hukuka uyması ve hiç kimsenin hakkına girmemesi gerekir… Yoksa hadis-i şerifte ifade edildiği üzere kişi müflis durumuna düşer…
يَا اَيُّهَا النَّاسُ
Ey insanlar! ..
اتَّقُوا رَبَّكُمْ
“Rabbinize karşı gelmekten sakının…”
وَاخْشَوْا يَوْمًا
“Önünüzde sizi bekleyen dehşetli bir gün var… O günden korkun… O güne karşı hazırlıklı olun… O dehşetli gün şöyle bir gündür;”
لَا يَجْزٖى وَالِدٌ عَنْ وَلَدِهٖ
“Hiçbir baba öbür alemde evladı için bir şey yapamaz…”
وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِهٖ شَيْئًا
“Hiçbir evladın da annesi-babasına öbür bir faydası olamayacak” diyor Cenab-ı Allah..”
اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ
“Cenab-ı Allah'ın vaadi haktır ve haber verdiği ahiret günü gelecek…”
فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا
“Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın…”
وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
“aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın…”(LOKMAN;33)”
يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخٖيهِ
““Öyle bir gün gelecek ki; kişi kardeşinden kaçacak…”
وَاُمِّهٖ وَاَبٖيهِ
“Annesinden ve babasından kaçacak…”
وَصَاحِبَتِهٖ وَبَنٖيهِ
“Eşinden ve çoluk-çocuğundan kaçacak… Niçin?..”
لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَاْنٌ يُغْنٖيهِ
“Çünkü O gün her insanın kendisine yetip de artacak kadar sıkıntısı olacak… Her insan kendi derdine düşecek…”(ABESE;34-37)”
Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde; “Akıllı insan nefsini hesaba çekendir… Ölümden sonrası için hazırlıklı olandır… Hazırlık yapandır… Aciz insan da nefsine uyandır… Nefsinin heva ve hevesinin peşine takılandır… Nefsinin heva ve hevesinin peşine takılıp da, Allah'tan bir şeyler bekleyen, ümitli olan kişidir” diyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Bir kul düşünün; Cenab-ı Allah'ın huzuruna namazla, oruçla, zekâtla gelmiş… Fakat bu ibadetlerle beraber; kiminin malını-mülkünü çalmış… Kimine iftirada bulunmuş… Kiminin kanını dökmüş ve ya kanının dökülmesine sebep olmuş… Değişik şekillerde kul hakkına girmiş…
Düşünün; bir insan yaz-kış demeden, gece-gündüz demeden namazlarını kılıyor… Yaz-kış demeden oruçlarını tutuyor… Zekâtını veriyor… Hacca gitmiş… Umre yapmış… Fakat kişi, bu ibadetlerini yerine getirirken kul hakkına riayet etmemişse, bu insan o ibadetlerin sevabını başkası için biriktirmiş olur…
Bu dünyada hak sahiplerini memnun etme, onların rızalarını kazanma imkânımız var… İstersek, onları razı edebiliriz… Ama eğer bu dünyada hak sahipleri razı edilmediyse… Öbür âlemde ameller konuşur… Eğer salih amelin varsa, o salih amellerin hak sahiplerine dağıtılır… Salih amelin dağıtıldı bitti… Ama hâlâ senden alacaklı olan insanlar varsa… Bu defa onların günahları sana yazılır ve cehenneme atılırsın diyor Peygamberimiz…
Değerli Mü’minler!.. Bu dünya imtihan dünyası… Yapılan yanlışlıkların bazen karşılığı burada ödenebiliyor… Adalet yerini bulabiliyor… Ama çoğu zaman adalet yerini bulmadan, hak sahipleri ahirete göçüyorlar ve hesaplaşma öbür âleme kalıyor…
İşte o hesaplaşma ile ilgili, Peygamberimiz “Kıyamet gününde haklar sahiplerine mutlaka ödenecek… Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun hakkı dahi alınacak” diyor…
Bakın; hayvanların hakları bile bir birinden alındığı o kıyamet gününde, bu dünyada birbirlerine zulmedenlerden, birbirlerinin hakkını ihlal edenlerden, kul hakkına girenlerden, o hak sahipleri haklarına kavuşacak
Değerli Kardeşlerim!.. İnsanız… Beşeriz… Yanlış yapabiliriz… İnsan bir günah işlediğinde, yapması gereken samimi tövbedir…
Cenab-ı Allah birçok ayet-i kerimede biz kullarını tövbeye davet ediyor…
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا تُوبُوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحًا
““Ey iman edenler!.. Nasuh bir tövbe ile Allah'a tövbe edin”(TAHRİM;8) diyor…”
Değerli Mü’minler!.. Nasuh tövbe samimi tövbe demektir… Yapılan tövbenin nasuh tövbe olabilmesi için, yani geçerli olabilmesi için üç tane şartı var… Birinci şart; o günah mutlaka terk edilecek… Günah terk edilmeden tövbe olmaz… Günah bataklığına düşen bir insanın da sadece diliyle ‘Ya Rabbi tövbe ettim… Ya Rabbi tövbe estağfirullah’ demesi yetmiyor… Tövbenin kabul edilebilmesi için önce günah terk edilecek… Mesela faiz mi alıp-verdi, buna son verecek… Kumar mı oynadı, son verecek… Alkol mü kullanıyor, son verecek… Değişik şekillerde kul hakkına mı girdi, son verecek… Onun için; tövbenin kabulü için birinci şart, o günaha son verilecek…
Yapılan tövbenin geçerli olabilmesi için ikinci şart; o yapılan günaha pişman olacak… Cenab-ı Allah'a ellerini açıp pişmanlığını dile getirecek… Mesela; “Mü’min bir günah işlerse Allah onun günahını affeder… Açıktan işleyenler hariç” diyor Peygamberimiz…
Bazı insanlar toplum içinde açık açık günah işler… Başkalarını işlediği günah için kendi aleyhine şahit tutar… Bazıları da kimsenin olmadığı tenha bir yerde günah işler… Fakat daha sonra insanlarla bir araya geldiğinde, sanki güzel bir şey yapmış gibi, kendi başına yapmış olduğu o günahı insanlara anlatır… Ben falan yerde şöyle bir günah işledim, şunu yaptım, bunu yaptım diye günahlarını itiraf ediyor… Bunu anlatırken bir de zevk alan insanlar var üstelik… Bunların vebali daha büyük… Bu insan tek başına günah işlediğinde insanlara anlatmadan samimi bir şekilde tövbe etseydi, Cenab-ı Allah'a yalvarsaydı bunun tövbesinin kabulü kolay olurdu… Fakat gizli olarak yaptığı halde, bir marifette bulunmuş gibi, günahını anlattığında başka insanları günahına şahit tutmuş olur… Bu da onun vebalini arttırır…
Müslüman işlenen bir günahtan dolayı gerçek anlamda bir pişmanlık duyacak… ‘Ya Rabbi!.. Ben nefsime yenik düştüm… Şeytana uydum… Nefsime uydum… Şöyle şöyle günahlar işledim… Ben pişmanım… Günahım çoktur… Günahım büyüktür… Ancak senin affın, merhametin, mağfiretin, bağışlaman benim günahımdan daha büyüktür” diye Cenab-ı Allah'a affı, mağfireti, rahmeti için dua edecek…
Yapılan tövbenin geçerli olabilmesi için üçüncü bir şart daha var… O günaha bir daha dönmemek üzere Cenab-ı Allah'a söz verecek…
Eğer bir tövbede bu üç şart varsa; işte o tövbe, Cenab-ı Allah’ın biraz önce okuduğum ayette emrettiği nasuh tövbedir derler âlimlerimiz… Yani kabul edilen bir tövbedir…
Peygamberimiz de “Günahlarına gerçek anlamda tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir” diyor
Değerli Kardeşlerim!.. Başka bir hadisi de Hz.Ayşe anlatıyor… Peygamberimiz “İnsanlar kıyamet günü ilk yaratılışları gibi yalınayak ve çıplak bir şekilde mahşere gelecekler” diyor… Hz.Ayşe “Ya Rasulüllah!.. Orada erkekler ve kadınlar birbirlerine bakmazlar mı?” diye soruyor… Bunun üzerine Peygamberimiz “Ya Aişe!.. O gün öyle bir gün ki; mahşer meydanında hiç kimse yanındaki erkek mi kadın mı, bunun bile farkına varamayacak… Hatta kendi çıplaklığının bile farkında olamayacak… Herkes kendi derdine düşecek” diyor…
Vel hasıl-ı kelam; öbür alemde müflis durumuna düşmemek için samimi bir şekilde tövbe etmeliyiz… Üzerimizde kul hakkı varsa, ölmeden önce mutlaka hak sahiplerini razı edelim… Helallik alalım… Yoksa işimiz öbür âleme kalırsa orada hesaplaşma çok zor olur… Bunun faturası ağır olur… Müslüman ibadetlerini yaparken… Namazını, orucunu, zekâtını ve diğer ibadetleri yerine getirirken… Öbür taraftan her türlü günahtan da sakınması gerekiyor… Rüşvetten sakınması lazım… Faizden sakınması lazım… Kumardan sakınması lazım İnsanları aldatmaktan sakınması lazım…
Cenab-ı Hakk cümlemizi hakkı hak bilip hakka tabi olan, batılı da batıl bilip batıldan kaçınan kamil mü’minlerden eylesin…
Cenab-ı Hakk cümlemize ölmeden önce samimi nasuh bir tövbe yapabilmeyi ve tövbemizin de kabul edilmesini lütfen eylesin…
