Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Müminler Kurtulmuştur

İsmail Sezkin

MÜMİNLER KURTULMUŞTUR


Allah-u Teâlâ, kendisine ve peygamberine iman eden ve salih amel üzere olan mü’minlerin mutlaka kurtulmuş olduklarını kesin bir ifâde ile şöyle beyan buyuruyor Kur’an-ı Kerim’de:

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ

“Mü’minler, gerçekten felâh bulmuştur.” [1]”

Hz.Ömer (r.a.) anlatıyor:

- Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'e vahiy indiği zaman başının ucunda arı uğuldamasına benzeyen bir ses işitilirdi. Bir gün kendisine vahiy indirildi. Bir müddet bekledik ve sonra vahiy (durumu) O’ndan ayrıldı.

Peygamberimiz (s.a.s.) Kıble’ye karşı durdu, ellerini kaldırdı ve:

“Allah’ım, arttır bizi, eksiltme bizi, şerefli kıl bizi, alçaltma bizi, ver bize, mahrum etme bizi, gözet bizi, başkalarını tercih etme bize, memnun et bizi, bizden de razı ol!” diye dua etti.

Sonra:

“Bana, on ayet indirildi ki, kim onların gereğini yaparsa, muhakkak cennete girecektir.” buyurdu ve peşinden Mü’minun Suresinin başından:

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ

“Mü’minler gerçekten felâh bulmuştur.” (Mü’minun, 23/1) diye okumaya başlayarak ilk on ayeti okuyup bitirdi.[2]”

Peygamberimiz vefat ettikten sonra Yezid İbn Babenûs (r.a) bir gün Hz. Aişe’nin yanına gidip:

- Ya Aişe, Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkı ne idi? Diye sorar.

Hz. Aişe (r.anha):

- Onun ahlâkı, Kur’ândı. Mü’minun Sûresi’ni okur musunuz?

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ

Mü’minler, gerçekten felâh bulmuştur.”dan itibaren oku, der.

Yezid İbn Babenûs (r.a) da, “Mü’minler gerçekten felâh bulmuştur.” manasındaki

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ

dan itibaren, “Ve onlar, ırzlarını koruyanlardır.” mealindeki

وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ

(Mü’minun, 23/1-5) ayetine kadar okur.

Bunun üzerine Hz.Aişe (R.A.ha):

-İşte bu vasıflar, Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkıydı.[3] der.

Bakınız Hz. Ömer’in rivayet ettiği hadis-i Şerifte Peygamberimizin okuduğu ve Hz. Aişe’nin haber verdiği o ayetlerde ne buyuruyor Cenab-ı Hak, Mü’minlerin vasıfları nelermiş bakalım:

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ

“Mü’minler, gerçekten felâh bulmuştur.””

الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ

“Onlar, namazlarında huşû duyanlardır.”

وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

“Ve onlar, boş şeylerden yüz çevirenlerdir.”

وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ

“Ve onlar, zekâtı verenlerdir.”

وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ

“Ve onlar, iffetlerini (ırzlarını) koruyanlardır.”

إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أوْ مَا مَلَكَتْ

أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

“Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.”

فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاء ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ

“Artık kim bunun ötesinde bir şey isterse o takdirde onlar, haddi aşanlardır.”

هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ وَالَّذِينَ

“Ve onlar, emanetlerine ve verdikleri sözlerine uyanlar, sadık olanlardır.”

وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

“Ve onlar, namazlarını muhafaza edenler (devam ettirenler)dir.”

أُوْلَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ

“İşte onlar, varis olanlardır (mirasın sahipleridir).”

İşte bir Müslüman; eğer Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in bu ahlâkıyla ahlâklanırsa… Yani O’nun sahih Sünneti üzere inanarak yaşarsa…

O müslüman, dünya hayatında izzet ve şeref sahibi olur, ahirette ise cennet ehli olarak kurtulmuş, ededî saadete ulaşmış olur

Hz. Aişe (r.anha)’nın bu hadis-i şerifteki beyanına göre, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in ahlâkı, Allah-u Teâlâ’nın mü’minler için hayat ve hidayet rehberi kıldığı, tek dusturumuz Kur’ân-ı Kerîm’di Allah Kelamı olan Kur’ân-ı Kerîm’de Cenab-ı Hakk nasıl buyurduysa, Peygamberimiz (s.a.s.) öyle inanmış ve öyle amel etmişti Bu yüce ahlâkî yapı, Mü’minun Suresi’nin ilk on ayetinde özet olarak böyle beyan buyruluyor İşte Hz. Aişe (r.anha) da, bunun için:

- Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkı, Kur’ândı, dedikten sonra bu ayetleri delil olarak gösteriyor

Hz.Ömer (ra)’in rivayet etmiş olduğu, biraz önce konuştuğumuz, hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bütün müslümanlara bu müjdeyi vermiş:

“Bana, on ayet indirildi ki, her kim onların gereğini yaparsa, muhakkak cennete girecektir.”

Bu on ayet ile amel eden mü’minler, hem teker teker, hem de ümmet olarak kurtulur Çünkü bu ayetlere göre yaşayan bir kimse, Allah’a ve Allah’ın iman edilmesini emrettiği şeylerin bütününe gereği gibi inanmış olur, bu imanını da kalp ile tasdik, dil ile ikrar edip amel ve tavırlarıyla da isbat etmiş olur

Bu ayetlerle amel eden ve bu ayetlere göre bir hayat yaşayan bir mü’min, reddedilmesi gereken tağutî her inancı ve hareketi reddetmiş demektir, Cenab-ı Allah’ın hoşnut olmadığı bütün anlayış ve tavırlardan uzaklaşmış demektir, Cenab-ı Allah’ın razı olduğu amelleri işlemiş demektir

Allah tarafından kendilerine örnek ve önder kılınan Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'i takip etmiş, O’na tâbi olmuş ve O’nun izi üzere yürümeye gayret etmiş demektir bu Heva ve heveslerini tamamıyla terk ederek, emrolundukları gibi Allah’a ve Peygamber'e itaat etmişler demektir

Cenab-ı Allah, bu mü’minlerin kurtulmuş olduklarını yine şu ayetlerinde de beyan buyuruyor ve bildiriyor:

وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ

“Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa,”

فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

“işte onlar, felâh (kurtuluş) bulanlardır.”[Haşr;9]”

قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى

“Doğrusu, temizlenip arınan kurtuluşa ermiştir.”

وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى

“Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan kurtuluşa ermiştir.”[A’LA;14-15]”

Bu ayetlerin bildirdiğine göre; nefsiyle savaşan, heva ve hevesine karşı mücadele edip heva ve hevesini ıslah eden ve heva ve hevesini Allah’ın emirlerine teslim edip bu teslimiyetin devamını sağlayan mü’min, kurtuluş bulanlardan olur Cimrilik ve bencillikten kurtulan, helâl yoldan kazandığı malını Allah yolunda harcayan, gerektiğinde canını ortaya koyup, kendisinden fazla diğer müslüman kardeşlerini düşünen, onların yardımına koşan mü’minler, kendilerini cennetten alı koyan bütün her şeyden kurtulmuş olur

Bütün kötü, günah ve yasak olan şeylerden temizlenmiş ve ma’ruf üzere yaşayan bir mü’min, böyle bir müslüman, her hâlinde Cenab-ı Allah’ı zikreder, yani ihsan hâlini devamlı korur ve daimî namaz durumunu da korur ayrıca

Bunlar yani böyle bir hayat yaşayan insan korktuklarından emin olur, yani korktuğu şey başına gelmez; umduklarına da nâil olur böyle yaşayan biri!.. Çünkü böyle birisi, gerçekten iman etmiş demektir Böyle birisi, her türlü şirkten temizlenip Tevhid’e iman ettiği için mü’mindir o

Böyle birisi, her türlü küfrü reddedip gereği gibi inandığı için mü’mindir Bunlar, bütün hayatlarını Allah yoluna feda ettikleri ve Allah’ın emirlerine teslim oldukları için müslümandır

Bu mü’minler, Allah’dan başka kanun koyucu tanımadıkları için ve sadece Allah’ın hükümlerini kabul ettikleri için, aynı zamanda Allah’dan başka Rab kabul etmedikleri için, Allah’dan başka ilâh ve melik kabul etmedikleri için, gerçek imanın tadını tatmış, imanı şuurlu bir şekilde idrak etmiş olurlar

Bu müslümanlar, “Lâ ilâhe illallah”ın tek gerçek olduğunu bilip inanmış ve bütün hakikatların, bu hakikattan geldiğinin şuuruna ermişlerdir

Bundan dolayı “Lâ ilâhe illallah” hakikatını kavradıktan, onun gereğini yaşayıp tadına erdikten sonra, canlarından, mallarından, dünya hayatından vaz geçiyor, ama “Lâ ilâhe illallah”dan asla vaz geçmiyorlar

Canlarını, mallarını ve sahib oldukları her şeyi, “Lâ ilâhe illallah” hakikatının uğrunda fedâ etmeye hazırdır her zaman mü’min İnsanlık tarihi boyunca hep bu hazırlık içinde bulunmuş, gerektiği anda istenildiği gibi teslim etmişlerdir emaneti sahibine her zaman.

إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ

وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ

Cenab-ı Allah, onların mallarını ve canlarını cennet karşılığında satın almıştır [TEVBE;111] Onlar da, iman edip teslim oldukları için hiçbir tereddüt duymadan hemen mallarını ve canlarını Allah’a vermişlerdir

“Lâ ilâhe illallah…”… Şu üç günlük dünyada izzet ve şeref üzere yaşamak için, insanı, yaradılış gayesi dışına çıkaran ve insan olmaktan uzaklaştırıp yücelerden en aşağılara düşüren bütün hâllerden kurtulmak için tek kurtuluş yolu budur

“Lâ ilâhe illallah, Muhammeden Rasulullah” olmazsa olmaz hakikatine iman edip hayatını onun gereği gibi tanzim edip yaşayan mü’minler…

Hiçbir zaman hiçbir yerde Allah’tan başkasına kul olmaz, Allah’tan başkasına kulluk etmez Onlar, bütün kölelik kayıtlarından kurtulmuş kula kul olmaktan, emir kulu olmaktan azade olur, böyle insanlar sadece Âlemlerin Rabbi Allah’a kul olur Böyle insanlar hayat örneği ve kurtuluş önderi olarak sadece Peygamber'e tâbi olur, sadece O’nu kendine örnek alarak, O’nun yolunda hayatını sürdürür Peygamber Efendimiz (s.a.s.), hayatının her sahasında müslümanların örneği ve önderidir Bu Ümmet-i Muhammed, bir Allah’a iman edip itaat etmekle mükelleftir, bir de Peygamber (s.a.s.)'e iman edip itaat etmekle mükelleftir

Tarık el-Muharîbî (r.a.) anlatıyor:

- Rasulullah (s.a.s.)'i gördüm. En yüksek sesiyle şöyle çağırıyordu:

“Lâ ilâhe illallah deyiniz, kurtulunuz.”[7]

Peygamberimiz (s.a.s.), ümmetinden olan mü’minlere, imanlarını taze tutmalarını emrediyor ve “çokça Lâ ilâhe illallah” demelerini istiyor [8] Her zaman, her yerde, “Lâ ilâhe illallah” hakikatini inanarak söyleyen bir müslüman, bunun, yalnızca bir sözden ibaret olmadığını bilir “Lâ ilâhe illallah”ın bir hayat programı olduğuna ve müslümanların bu programa göre yaşamalarının onların üzerine bir farz-ı ayn hükmünde bulunduğuna iman etmiş kişidir müslüman

Bu kesin bilgi, bu iman ve bu idrak, Mü’minlerin, “Lâ ilâhe illallah” hayat programına sımsıkı yapışmalarını sağlamış, kopması imkânsız olan bu kulpu bırakmamalarını gerçekleştirmiştir

“Lâ ilâhe illallah” hayat programını bir yana bırakan, ona itibar etmeyen, hevâ ve heveslerini ilâhlaştırıp kendi oluşturdukları programları hayata hâkim kılmak isteyen, bütün tağutî hâl ve hareketleri reddeden, “Lâ ilâhe illallah”ı kavrayıp yalnızca O’na iman eden müslüman, kendinden başka yücelik ve üstünlük olmayan hayat nizamı İslâm’a teslim olmuş insandır İşte bu teslimiyet müslümanı, aşağılık olan bütün hâllerden kurtarır ve temizler

Ebu Zerr (r.a.) Peygamberimize:

- Ya Rasulullah, bana bir şeyler öğütle, der.

Peygamberimiz (s.a.s.) de:

“Bir fenalık, bir kötülük, bir günah işlediğin zaman, hemen ardından onu giderecek bir iyilik yap!” buyurur.

- Ya Rasulullah, Lâ ilâhe illallah demek de iyilikler cümlesinden midir? Diye sorunca Ebu Zerr.

Peygamberimiz (s.a.s.) “Evet, hem de bu iyiliklerin en üstünüdür.” karşılığını verir.[9]

Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor Kur’an-ı Kerim’de:

إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ

“Şübhesiz iyilikler, kötülükleri giderir.”

ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ

“Bu öğüt alanlara bir öğüttür.”[10]”

ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ

“Kötülüğü, en güzel olanla uzaklaştır.”[11]”

Kötülüklerin ve zulmün en korkuncu ve en büyüğü şirktir,[12] iyiliklerin en üstünü olanı ise Tevhiddir… Kötülülere iyilikle karşılık verilerek kötülükler temizlenir. Şirkin kötülüğü ve zulmü de tevhitle yani “Lâ ilâhe illallah” ile yok edilip giderilir

Dolayısıyla; müslümanın görevi, şirki ve küfrü bütün yeryüzünden silip süpürecek olan, bu zulmü, bu kötülüğü ortadan kaldıracak olan “Lâ ilâhe illallah” şiarını yüceltmektir her zaman Bu iyiliği her tarafa yaymak ve böylece şirkin-kötülüklerin ortadan kaldırılmasını sağlamak Müslümanların üzerinde bir borçtur. Bunu böyle bilmek lazım… Allah-u Teâlâ, yeryüzünde şirk ve küfür fitnesi kalmayıncaya kadar, zulüm ve sömürü yok oluncaya kadar kötülük odaklarıyla mücadele etmeyi emrediyor bize Hak ve adalet, tüm yeryüzüne egemen olup din, tamamen Allah’ın oluncaya kadar bu gayret devam etmek zorunda [13]

Kurtuluşa eren Müslümanların, cennetin anahtarı olan “Lâ ilâhe illallah” ile cennet kapılarını açıp gireceklerini ve orada en yüksek makamlarda olacaklarını Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bize beyan ediyor, bu müjdeyi haber veriyor

Peygamber Efendimiz (s.a.s.): “Cennetin anahtarı, “Lâ ilâhe illallah” diye şahadette bulunmaktadır.”[14] diye buyuruyor.

Peygamberimiz (s.a.s.) başka bir hadis-i şerifinde de şöyle buyuruyor:

“Cennet ehli, ufukta batmakta veya doğmakta olan doğu yıldızına veya batı yıldızına baktıkları gibi, derecelerin birbirinden yüksek oluşu dolayısıyla bir yüksek köşke bakacaklardır.”

Bunun üzerine Ashab:

- Ya Rasulullah, onlar, peygamberler midir? Diye soruyor.

Ve Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

“Bütün benliğime hakim olan Zat’a yemin ederim ki, evet! Aynı zamanda Allah’a ve O’nun Peygamberi’ne iman edip bütün peygamberleri tasdik eden insanlar.”[15]

Hayatı boyunca imanına hiçbir şirki karıştırmayan, hayatı boyunca imanına hiçbir küfrü karıştırmayan, hayatı boyunca imanına hiçbir bid’at ve hurafeyi karıştırmayan ve bunların karşılığında takvasıyla cennette en yüksek makamlara ulaşan müslüman, ahiretin tarlası olan bu dünyada cennet ameli işleyen izzet sahibi şahsiyetlerdir

Böyle insan gerek eliyle gerek diliyle haksız yere kimseyi incitmez… Böyle bir insana, böyle bir müslümana malını da, canını da herkes hiç korkmadan, hiç tereddüt etmeden emanet eder güvenir Kâmil imanı ile, güzel ahlâkı ile ve doğru bilgileriyle etrafını aydınlatır, diğer insanlara da örnek olur…

Ve bu hâlleriyle aynı zamanda başka insanların da hidayetine vesile olur aynı zamanda Diğer insanlar, böyle birinin bu iyi, güzel ve olgun şahsiyetinden ders alır, kendisine örnek alır onu

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

“Müslüman, diliyle ve eliyle insanları incitmeyen kimsedir. Mü’min de, insanların, canları ve malları hususunda kendisinden emin olunan kimsedir.” [16]

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e:

— Ya Rasulullah, müslümanların hangisi efdaldir? diye sorarlar.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.):

“Müslümanlar, elinden ve dilinden selâmette kalandır.” buyurur.[17]

Her türlü şirkten, kalbini, aklını, ruhunu ve bedenini tertemiz temizlemiş, küfrün her çeşidini terk etmiş, bid’at ve hurafelerden temizlenmiş bir hâlde Allah’a iman ederek tam teslim olmuş mü’minin Allah katındaki değerinden başka hiç bir değer yoktur Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bu hakikatı beyan ederken kullandığı üsluba bakın şimdi, bu üslubu hiç hatırımızdan çıkmamalıyız

“Ben Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in Kabe’yi tavaf ederken şöyle söylediğini gördüm” diyor Abdullah b. Amr (r.a.):

“Ey Kabe, sen, ne güzelsin ve senin kokun ne güzeldir. Senin azametine ve senin kutsallığının azametine hayranım. Muhammed’in canı (kudret) elinde olan (Allah)’a yemin ederim ki, mü’minin hürmeti, Allah katında senin hürmetinden şübhesiz daha azametlidir. Mü’minin malının, kanının ve onun hakkında ancak iyi zan beslemek kutsallığı (seninkinden üstündür).”[18]

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) yine başka bir hadis-i şeriflerinde de:

“Allah katında mü’minden daha değerli hiçbir şey yoktur.” Buyuruyor. [19]

Müslüman neden bu kadar değerli biliyor musunuz? Cenab-ı Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmadığı için, tertemiz imanına zulüm bulaştırmadığı için bu kadar çok değerlidir müslüman

Hangi çağda yaşarsa yaşasın ve hangi bölgede olursa olsun, Allah’ın yeryüzünde kullarının üzerindeki egemenlik hakkını gasp edip, kendilerini o kullar için Rab makamında gören zalim, müşrik ve müstekbir tağutları, bu tağutların düzenlerini reddeden bir mü’min, imanını bütün zulümlerden arındırmış demektir Bu izzete ve bu şerefe sahip olan bir müslüman, şirke, küfre geri dönmektense, paramparça edilmeyi ve ateşe atılmayı göze alır Çünkü şirke ve küfre dönmek, paramparça edilmekten, ateşe atılmaktan çok daha ağırdır

Ebu’d-Derda (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.s.):

“Paramparça edilsen ve (ateşte) yakılsan bile Allah’a hiçbir şeyi ortak etme!”[21]

Tevhid ve iman konusunda böyle sağlam bir akîde sahibi olan mü’min kurtuluşa erer İman bakımından bu kadar dürüst olan, Allah’dan başkasından korkmayan, Allah’a ve Peygamber’e itaat eden ve imanının gereği gibi bir hayat yaşamaya çalışan, kurtulmuş insanların vasıflarıdır bunlar!..