MÜ’MİNLERİN ÖZELLİKLERİ
Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim'de genel manada, bütün insanları, inanç bakımından üç grupta ifade ediyor… Bunlar, bir; inananlar, mü’minler… İki; inanmayanlar, kâfirler… Üçüncüsü de; diliyle inandığını söyleyen… Ama gerçekte inanmayan, kalbiyle inanmayan münafıklar…
Yani, Cenab-ı Allah hiç kimsenin rengine, soyuna-sopuna bakmıyor… Cenab-ı Hakk herkesin Kur'an ölçülerindeki inancına bakıyor… Bu günkü sohbetimizde mü’minlerin vasıflarını, özelliklerini konuşacağız inşallah…
Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Kerim'de muhtelif ayetlerde mü’minlerin özelliklerinden bahser… Müminûn Suresi adında da müstakil bir sure var… O surenin baş tarafında, bir kaç ayette, mü’minlerin özellikleri, vasıfları bize ifade ediliyor…
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ
““Allah'a, Peygambere, Kur'an-ı Kerim'e… Kısaca Hz. Peygamberin Cenab-ı Hakk'tan bize getirdiği, tebliğ ettiği ahkâmına gerçekten inanan bir mü’min kurtuluşa erer…(MÜ’MİNUN;1)”
Cenab-ı Allah şu dünya imtihanını kazanarak… Ahirette kurtuluşa erecek o mü’minlerin kimler olduğunu… Yani nasıl mü’min olduklarını bildiriyor bize Kur’an’da… Onlar;
اَلَّذٖينَ هُمْ فٖى صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
““Namazlarında çok derin bir saygı duyarlar…(MÜ’MİNUN;2) Onlar;”
وَالَّذٖينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
“Boş şeylerden yüz çevirirler…(MÜ’MİNUN;3) Hakiki manada inanan, Cenab-ı Allah'tan korkan mü’minin hayatında fuzuli şeyler olmaz… İşte Kur’an bunlar için;
وَالَّذٖينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
oş şeylerden yüz çevirirler” diyor… Bir de onlar;
وَالَّذٖينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَ
““Zekâtlarını da verirler…(MÜ’MİNUN;4)”
وَالَّذٖينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ
““Onlar iffetlerini de korurlar…(MÜ’MİNUN;5)”
وَالَّذٖينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
““O mü’minler; hem verdikleri sözde dururlar, sözlerini tutarlar… Hem de emanetlere riayet ederler…(MÜ’MİNUN;8)”
Değerli Kardeşlerim!.. Mü’min emin insandır… Onun için, Kur’an “Onlar emanetlere riayet ederler ve sözlerinde dururlar” diyor… Peygamber Efendimiz de; “Aldatan bizden değildir” diyor… Daha sonra Cenab-ı Hakk namaza tekrar vurgu yapıyor… Ve
وَالَّذٖينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
““Onlar namazlarını da korurlar… Namazlarını muhafaza ederler ”(MÜ’MİNUN;8) diyor…”
Namaz ibadeti; bir mü’minin imanının, inancının temel direğidir… Eğer bir Müslümanın, namaz ibadetinde noksanlığı varsa; onun yaşantısının, amellerinin önemli bir kısmı yıkılmış demektir… Bu bakımdan Peygamber Efendimiz de “Es-salâtü imâdüt dîn” “Namaz dinin ana umdesi, ana direğidir…” diyor… İşte; Kur’an mü’minlerin vasıflarından bahsederken
وَالَّذٖينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
erçek mü’minler namazlarını korurlar” diyor…
اُولٰئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ
““İşte onlar cennetin varisleridir…”(MÜ’MİNUN;9)”
Değerli Mü’minler!.. Bu bir kaç ayette Cenab-ı Hakk mü’minlerin kurtuluşa erdiklerini… Onların namazlarında ciddi bir huşu içerisinde bulunduklarını… Onların sözlerine ve ahitlerine bağlı olduklarını… Emanete riayet ettiklerini… Sonra namazlarını muhafaza ettiklerini söylüyor… En sonunda da; bu özellikleri taşıyan kişiler için “Felâha ermiştir” diyerek onları “Cennetin varisleri” olarak ifade ediyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Kur’anı Kerim'de başka bir surede de
وَسَارِعُوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ
““Allah'ın mağfiretine koşun…” buyuruluyor…”
وَسَارِعُوا
Koşun…”
اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ
abbinizin affına, mağfirete koşun…
وَجَنَّةٍ
““Cennete koşun…” diyor…”
عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ
enişliği gökle yer arası kadar olan o cennetin…
اُعِدَّتْ لِلْمُتَّقٖينَ
uttakiler için hazırlandığını…” bildiriyor…(AL-İ İMRAN;133)
Değerli Mü’minler!.. Muttaki; Cenab-ı Allah'ın emirlerini yerine getiren, yasaklarından kaçınan kişi demektir… İşte muttakiler için hazırlanmış olan cennete koşun… Bu konuda yarışın diyor Cenab-ı Hakk bize…
O gerçek manada imanı kalbine yerleştirmiş olan hakiki mü’minlerin bir özelliği de;
اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً
“ir kötülük işledikleri zaman… Beşeriyet gereği yanılarak bir günah işledikleri zaman… Cenab-ı Allah'ın istemediği bir kötülük işledikleri zaman… Ve ya;”
اَوْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ
““Kendi nefisleri aleyhine bir şey yaptıkları zaman…”
ذَكَرُوا اللّٰهَ
““Hemen Allah'ı hatırlarlar… Yani işlediği günah onu rahatsız eder ve hemen Cenab-ı Allah’ı hatırlar ve…”
فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ
““Bu günahının bağışlanması için Cenab-ı Allah'a istiğfarda bulunur… Çünkü her Müslüman şunu bilir ve ya bilecek…”
وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُ
“Cenab-ı Allah'tan başka hiç kimse de günahları affedemez… Çünkü Cenab-ı Allah'tan başka cenneti-cehennemi olan yok ki bağışlasın… Onun için her zaman Allah’tan korkmalıyız… Cenab-ı Hakk'ın emirlerine uyarak bir hayat yaşamalıyız…
وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُ
Cenab-ı Allah'tan başka günahları kimsenin affedemeyeceğini bilirler de; onun için;
وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ
““Bile bile günahta ısrar etmezler…”
Böyle davrananların… Yani bir günah işlediği zaman hemen pişmanlık duyan… Tövbe ederek Cenab-ı Allah'ın bağış kapısını çalan mü’minlerin…
اُولٰئِكَ جَزَاؤُهُمْ
“İşte onların karşılığı… Onların mükafatı…”
مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ
““Rablerinden bir bağıştır…”
وَجَنَّاتٌ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا
“bedi kalacakları cennettir…(AL-İ İMRAN;135)”
Değerli Mü’minler!.. Kur'an-ı Kerim'de ahireti, ahiretteki hesabı ifade eden ayetlere baktığımız zaman… Gerçekten mü’minler için çok büyük müjdedir bu ayetler… Çünkü hesap günü öyle bir gün ki;
يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخٖيهِ وَاُمِّهٖ وَاَبٖيهِ وَصَاحِبَتِهٖ وَبَنٖيهِ
“O gün; yani kıyamet gününde… Baba evladından… Evlat babasından… Anne kızından… Kardeş kardeşten kaçar…(ABESE;34-35-36)”
Peygamber Efendimiz de “İnsanlar kıyamet günü kabirlerinden dünyaya geldikleri gibi… Yani anadan üryan olarak çıkarlar…” diyor… Bunu duyan Hz.Ayşe; “Bu nasıl olur?.. Herkes birbirine bakmaz mı?..” deyince… Peygamberimiz; “Ya Ayşe!.. O gün öyle sıkıntılı bir gündür ki; herkes kendi derdinde olacak… Bir başkasına bakacak… Bir başkasının şu ve ya bu şekilde durumu ile ilgilenecek hâli olmayacak…” der…
İşte bu dünyada bir günah işledikleri zaman… Kendi nefisleri aleyhine bir iş yaptıkları zaman… Bir kusur işledikleri zaman… Hemen Cenab-ı Allah'ı hatırlayarak, tövbe istiğfar edenlerin… Herkesin bir birinden kaçtığı… Herkesin kendi başının çaresine baktığı ahirette mükâfatı Cenab-ı Allah'ın bağışı olacak…
Değerli Kardeşlerim!.. Kur’an-ı Kerim'in tarifine göre; gerçek bir mü’min bir de cimri olmayacak… Cenab-ı Allah'ın kendine verdiği maldan-mülkten Allah yolunda infak edecek…
اَلَّذٖينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً
““Cenab-ı Hakk verdiği varlıktan… Maldan-mülkten Allah yolunda infak edilmesini istiyor… Hatta bunu;”
بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ
“Gece ve gündüz… Yani her zaman yapmamızı istiyor… Yeri geldiğinde;”
سِرًّا
“izli olarak… Yani hiç kimseye duyurmadan yapmamızı istiyor… Yerine ve zamanına göre bazen de;”
وَعَلَانِيَةً
“şikar… Açıktan… Böyle göstere göstere yapmamızı istiyor…(BAKARA;274)”
Ama ister gizli yapalım… İster açıktan, göstere göstere yapalım… Niyetimiz Allah rızası olacak… Yani Allah emrettiği için, Allah rızası için infak edilip, verilecek…
Değerli Mü’minler!.. Bu ayet-i kerimenin tefsiri mahiyetinde olan bir hadisi-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz… “Şu iki kişiye gıpta edilir…” diyor… “Birincisi; Cenab-ı Allah’ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse… Diğeri, Cenab-ı Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse…”
Bir insan ki; Cenabı Hak kendisine ihsanda, ikramda bulunmuş… Kendisine varlık vermiş… Mal-mülk sahibi olmuş… Ama bu varlığını Hakk yolunda harcıyor… Buna gıpta edilir diyor Peygamberimiz…
Hani; hadis kitaplarında anlatılır… Hz.Osman’ın büyük bir kervanı vardır… Medine'de kıtlık olduğu bir zamanda bu kervan Şam'dan gelir… Medineli Yahudi tacirler gelirler ve “Bunu bize satar mısın?..” derler… Hz.Osman “Satarım…” der… Yahudi tacirler “Sana yüzde elli kar verelim…” derler… “Yok; daha fazla veren var…” der Hz.Osman… “Yüzde yüz verelim…” derler… Yine “Hayır veremem… Daha fazla veren var” der Hz.Osman… Şaşırır Yahudiler… Acaba kendilerinden daha fazla kim verebilir diye merak ederler… Hz.Osman der ki… “Cenab-ı Allah sizden daha fazla veriyor… Bire yedi yüz veriyor… Medine’deki kardeşlerim bu kervandaki mala muhtaçken ben onu size yedirmem… Bu kervandaki her şey Medine fukarasınındır…” der…
Muhterem Mü’minler!.. Müslümanı kemale erdiren davranışlardan… Yani bizi Allah katında değerli kılan… Cenab-ı Allah'ın mağfiretine ve cennetine ulaştıran davranışlardan ve amellerden olan… İnfakla ilgili Peygamber Efendimiz bir de şöyle buyuruyor…
“Her gün yeryüzüne iki melek iner… O melekler yeryüzüne indikleri zaman… Onlardan birisi; ‘Ya Rabbi! İnfak edene sen de ver’ diye dua eder…”
Yani; eğer garip-gurabanın, fakir-fukaranın derdini görmezden geliyorsak… İmkânımız olduğu halde onların derdine derman olamıyorsak… Bu bizim inandığımız Kur'an'la… Bu Kur’an'ı bize anlatan Peygamberimizin hadisleri ile asla bağdaşmıyor… Çünkü bizim Peygamberimiz “Komşusu açken; onun halini sormayan kişinin İslam toplumunda yeri yoktur…” diyor… Bizim dinimiz bize; paylaşmayı, yardımlaşmayı, dayanışmayı emrediyor… Bizim inancımızda egoizm, bencillik, çıkarcılık yok…
O bakımdan Değerli Kardeşlerim!.. Peygamber Efendimiz “Her gün yeryüzüne iki tane melek iner… Onlardan birisi ‘Ya Rabbi! İnfak edenin malını artır’ diye dua eder” diyor… Yani toplum yararına… İnsanların yararına… Kanayan yaraları saran… Yoksula, yardıma muhtaca infak edene… Onun verdiği gibi sen de ona ver diye Cenab-ı Allah’a dua ediyor melekler…
“Her gün yeryüzüne inen meleklerden diğeri de; ‘Ya Rabbi!.. Cimri davranan… Senin verdiğini diğer paylaşmayan kişinin malını telef et!..’ diye beddua eder…” diyor Peygamberimiz
Değerli Kardeşlerim!.. Bir gün Peygamberimize bir adam geliyor ve “Ya Resulüllah!.. Hangi Müslüman daha hayırlıdır!..” diye soruyor… Peygamberimiz; “Açları doyuran Müslüman… Kanayan yaraları saran Müslüman daha hayırlıdır…” diyor…
Malumunuz; hayat zaten bir yarış pisti gibidir… Biz yaşadığımız şu hayatı bir müsabaka meydanına benzetebiliriz… İlk insan Âdem Peygamberden beri herkes bu yarışın içinde… Ama maalesef, bazıları şu üç günlük dünyada sadece daha fazla mal biriktirmek için… Sadece daha fazla mal mülk sahibi olmak ve bunu kimseye koklatmamak için yarışıyor…
Ama insan şu dünyada ne kadar yaşarsa yaşasın… Musalla taşından öte hiç kimseyi malıyla-mülküyle götürmüyorlar… Ömrünü heba ettiği malın-mülkün hepsi mirasçılara kalıyor… Kendisi de o malın-mülkün hesabı ile baş başa kalıyor mezarında… Vel hasıl-ı kelam;
لِلَّذٖينَ اَحْسَنُوا فٖى هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ
““Bu dünyada iyilik yapanlara, ahirette de iyilik var…”(ZÜMER;10) Bunu unutmayalım…”
Değerli Mü’minler!.. Mü’minlerin vasıflarından birisi de öfkesine hâkim olmaktır…
اَلَّذٖينَ يُنْفِقُونَ فِى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمٖينَ الْغَيْظَ وَالْعَافٖينَ عَنِ النَّاسِ
Cenab-ı Hakk bu ayette de yine infak etmeye vurgu yaptıktan sonra…
وَالْكَاظِمٖينَ الْغَيْظَ
minler öfkelerine hakim olurlar…”
وَالْعَافٖينَ عَنِ النَّاسِ
nsanları bağışlarlar…” diyor… Yani kin gütmezler diyor…
Peygamber Efendimiz bir gün Mescid-i Nebevi’de arkadaşlarıyla sohbet ederken arkadaşlarına “Biraz sonra buraya birisi gelecek… O kişi cennetliktir…” diyor… Az sonra, daha yeni abdest almış birisi giriyor içeri… Ertesi gün yine sahabe-i kiram Peygamberimizle birlikte oturup sohbet ederlerken Peygamberimiz yine “Biraz sonra buraya birisi gelecek… O kişi cennetliktir…” diyor… Az sonra yine aynı adam geliyor… Üçüncü gün oluyor Peygamberimiz yine aynı şeyleri söylüyor… Yine aynı adam geliyor…
Sahabeden Abdullah bin Amr; acaba ne özelliği var da, üç gün üst üste Peygamberimiz bu adamı cennetle müjdeledi diye merak ediyor… Abdullah bin Amr bu adamın evine gidiyor ve “Ailemle küçük bir sorunum var… Birkaç gün sen de kalmak istiyorum… Beni misafir eder misin?..” diyor… Abdullah bin Amr’ın amacı o adamın dini hayatını, ibadet hayatını öğrenmek… Acaba bu adam ne yapıyor da Peygamber üç gün cennetlik olduğunu söyledi… Bunu öğrenecek… Adam kabul edip buyur diyor ve Abdullah bin Amr üç gün onunla beraber kalıyor… Ama bu üç gün boyunca herkesten farklı bir şey göremiyor adamın hayatında… Yani herkes gibi cemaatle namazını kılıyor… Gece biraz ibadeti var, onu yapıyor… Zaman zaman zikirle, salavatla meşgul oluyor… Gayet doğal, sade bir yaşantısı var… Bunun üzerine Abdullah bin Amr “Ya kusura bakmayın… Aslında benim ailemle sorunum falan yok… Peygamber üç gün üst üste senden bahsetti… Buraya cennetlik birisi gelecek dedi… Üçünde de siz geldiniz… Ben de sizi cennetlik yapan şey nedir… Bunu öğrenmek için sende kaldım… Ama senin hayatında bizimkinden farklı bir şey göremedim…” der… O kişi de “Evet, ben sizden farklı bir şey yapmıyorum…” der… “Hatta onun ibadetlerini biraz da az bularak küçümsedim” diyor Abdullah bin Amr… Abdullah bin Amr tam oradan ayrılacağı zaman o kişi “Fakat kim ne yaparsa yapsın, ben kalbimde hiçbir Müslümana karşı kin beslemem… Hiç kimseye karşı samimiyetsiz davranmam… Hiç kimseye de haset etmem… Bir de fuzuli, boş işlerden… Yani malayani şeylerden sakınırım… Peygamberin müjdesinin sebebi budur…” der…
Değerli Kardeşlerim!.. Lokman (AS)’a bulunduğu makama nasıl eriştiğini soruyorlar… Lokman (AS) şu cevabı veriyor… “1- Doğru sözlü olmak… 2- Emanete riayet etmek… 3- Malayaniyi yani fuzuli, boş işleri terk etmek…”
Hani Peygamberimiz de “Hiç kimse kıyamet gününde şu beş şeyin hesabını vermeden Allah’ın huzurundan ayrılamaz…” diyor ya… “1- Ömrünü nerede, ne yolda tükettiğinin hesabını vermeden hiç kimse Allah’ın huzurundan ayrılamaz… 2- Gençliğini nasıl geçirdiğinin hesabını vermeden hiç kimse Allah’ın huzurundan ayrılamaz… 3- Malını nereden kazandığının hesabını vermeden hiç kimse Allah’ın huzurundan ayrılamaz… 4- Kazancını nerede harcadığının hesabını vermeden hiç kimse Allah’ın huzurundan ayrılamaz… 5- İlmi ile amel edip etmediğinin hesabını vermeden hiç kimse Allah’ın huzurundan ayrılamaz…"
Değerli Kardeşlerim!.. Müminin önemli vasıflarından birisi de ihlaslı olmaktır… Cenab-ı Hakk kendi rızası için yapılmayan ibadetleri kabul etmez… Cennet de Allah'ın, cehennem de Allah'ın… Onun için hayatımızı sadece Cenab-ı Allah'ın beğenisini kazanmak için yaşamalıyız… Samimi olmalıyız… Çünkü Peygamberimiz “Din bir; Allah’a samimi olmaktır… İki; Kur’an’a samimi olmaktır…” buyuruyor… Yani Cenab-ı Allah'ın emirlerini yerine getirmektir… Yasaklarından kaçınmaktır… Hayatını yaşarken Cenab-ı Allah'ın beğenisini kazanmak için yaşamaktır… Bunun için de işte; kitabımız Kur’an-ı Kerim’i okumamız, anlamamız ve hayatımızı Kur’an’a göre yaşamamız gerekiyor… Yoksa biraz önce de dediğim gibi; Cenab-ı Allah kendi rızası için yapılmayan hiçbir ibadete değer vermez… Kur’an’ın emir ve yasaklarına göre yaşanmayan hiçbir hayata da değer vermez…
Asr-ı Saadet’te yaşanan bir hadiseyle bitireyim sözlerimi Sahabeden bir grup, oturmuşlar, sohbet ediyorlar İçlerinden birisinin Selman-ı Farisi ile bir problemi var Onunla sorun yaşayan kişi Selman işitecek şekilde konuyu değiştiriyor ve arkadaşlarına, “Soyun-sopun nedir, sülalen nereye dayanıyor, hangi kabiledensin?” diye sormaya başlıyor Herkes kendi soyunu-sopunu anlatıyor… Birisi: “Ben Mudar kabilesindenim, falan oğlu falanım.” Bir başkası, “Ben Evs kabilesindenim, benim babam Medinelilerin en şereflilerinden falan oğludur. Dedem şudur, dedemin babası şudur…” Bir başka sahabe, “Ben de Temim kabilesindenim, falanın oğlu falanım…” Bir başkası “Ben Hazrec kabilesindenim ” Bir başkası da “Ben de Kureyş kabilesindenim, insanların en şereflilerinin soyundanım” diyor Sonra bu sohbeti başlatan kişi, Hz. Selman’a dönüyor: “Ya Selman, senin soyun-sopun nereye dayanıyor?.. Sen nerelisin, sen hangi kabiledensin?..” diye soruyor Selman, kıyamete kadar bütün Müslümanlara örnek olacak bir cevap veriyor orada “Ben de İslâm oğlu Selman’ım…” diyor… “Ben dalalette, sapıtmış bir insandım, Allah beni Muhammed Mustafa ile hidayete erdirdi… Ben fakir, yoksul bir insandım, Allah beni Muhammed Mustafa ile zenginleştirdi… Ben basit bir köle idim, Cenab-ı Hak beni Muhammed Mustafa ile özgürlüğüme kavuşturdu Benim soyumu-sopumu öğrenmek mi istiyorsunuz?.. Ben de İslâm oğlu Selman’ım ” diyor
Değerli Kardeşlerim!.. Mübarek üç aylardayız… Mübarek gün geceleri idrak ediyor, yaşıyoruz… Bu gün ve gecelerin kıymetini bilip; tefekkür edelim… Öncelikle; Selman-ı Farisi gibi kim olduğumuzu ve Cenab-ı Allah’ın bize verdiği nimetleri bilelim Kendimizi muhasebe edip hesaba çekelim… Acaba nasıl bir mü’minim… Bir mü’min olarak Cenab-ı Allah’ın Kur’an’da bildirdiği… Bir mü’minde olması gereken özelliklere ne kadar sahibim… Ne kadar değilim… Eksiklerimizi giderme gayretinde olalım… Günahlarımıza, hatalarımıza tövbe edelim… Cenab-ı Allah’ın istediği gibi bir kul olma gayretinde olalım…
