Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Münafık ve Alametleri: İman Maskeli İhanet

MEHMET ERÇELİK

MÜNAFIK VE ALAMETLERİ


İMAN MASKELİ İHANET: İÇİMİZDEKİ GİZLİ DÜŞMAN MÜNAFIKLIK!

DIŞI SARAY İÇİ MEZAR: MÜNAFIĞIN KARANLIK DÜNYASI!

ALLAH’I KANDIRDIĞINI SANAN ZAVALLI: MÜNAFIĞIN EBEDİ HÜSRANI!

DİLİNDE KUR’AN KALBİNDE ŞEYTAN: MÜNAFIK KARAKTERİNİN ANATOMİSİ!

İKİ YÜZLÜLÜĞÜN SONU: ATEŞTEN İKİ DİL VE EBEDİ KARANLIK!

MÜSLÜMANI MÜSLÜMANA KIRDIRAN SİNSİ EL: NİFAK FİTNESİ!

KALBİ MÜHÜRLENMİŞ BEDBAHT: MÜNAFIĞIN ANLAŞILMAYAN HAKİKATİ!

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَحَ الْمُنَافِق۪ينَ ف۪ي كِتَابِه۪ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ الَّذ۪ي حَذَّرَنَا مِنْ فِتْنَتِهِمْ وَعَلٰى اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ٓ اَجْمَع۪ينَ

Meal: Kitabında münafıkların maskesini düşürüp onları rüsvay eden Allah’a hamd olsun. Bizi onların fitnesinden şiddetle sakındıran Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e salât ve selâm olsun. Onların nifakına karşı dimdik duran Sahabe-i Kiram Hazretleri’ne selâm olsun.

EY NEFS-İ EMMÂRENİN ESİRİ OLAN GÂFİL!

AZİZ MÜSLÜMANLAR, DEĞERLİ MÜMİNLER! !

EY KENDİNİ HÜR ZANNEDEN AMA ARZULARININ ZİNCİRİNDE KIVRANAN KÖLE!

Duy ve titre! Sen kendini çok akıllı, çok kurnaz sanıyorsun değil mi? İnsanların yüzüne gülüp arkasından kuyu kazarken, iman maskesi takıp hıyanetini gizlerken kimsenin görmediğini mi sanıyorsun? Gözün açık ama kalbin kapalı! Dünyanın yaldızına kanmış, batılın batağına saplanmışsın. Hakikatin nuru önünde dururken, sen karanlık dehlizlerde menfaat devşiriyorsun. Ey insanları aldatan, ey -hâşâ- Allah’ı kandırmaya kalkışan zavallı bedbaht! Sen kimi kandırdığını sanıyorsun? Göğüslerin içinde saklanan en gizli fısıltıları bilen, kalplerin özüne vakıf olan, her an seni gören ve her nefesini kaydeden Allah’ı mı kandıracaksın?

EY GAFLET UYKUSUNDA HORLAYAN, ÖLÜMÜN SOĞUK NEFESİNİ ENSESİNDE HİSSETMEYEN GAFİL!

Uyan! Bak, ölüm hemen arkanda bir gölge gibi seni takip ediyor; kabir önünde, ağzını açmış seni bekliyor; hesap ise kapıda, kaçacak hiçbir deliğin yok! Daha neyi bekliyorsun? Daha kaç yalan söyleyecek, kaç hıyanete imza atacaksın? Sen nefsine kul oldukça, her adımda cehennemin o en derin, en karanlık ve en dehşetli çukuruna doğru koşuyorsun! Bir adım daha atarsan, o geri dönüşü olmayan uçurumdan aşağı yuvarlanacaksın ve o zaman ne malın ne de o sahte maskelerin seni kurtarabilecek!

AKLINI İDRAK ET! KALBİNİ O MÜHÜRLÜ ZİNDANINDAN ÇIKAR VE UYANDIR!

Nefs-i emmârenin o alçak davetini elinin tersiyle it! Seni uçuruma sürükleyen şeytanı kapından kov! İnanmış gibi gözüküp insanları kandırmaktan, dini dünyaya alet etmekten vazgeç. Sen kendini yormaktan ve cehennemin o gayyalarına odun taşımaktan başka ne yapıyorsun? Aklını kullan, nefsine köleliği bırakıp Allah’a kul olmanın izzetine sarıl! Gel, vakit varken secdeye kapan; o kirli yüzünü gözyaşlarınla yıka ve samimiyetle tövbe et.

“BUGÜN NEFSİNE KUL OLAN, YARIN PİŞMANLIĞIN KÖLESİ OLUR!”

“BUGÜN TÖVBE ETMEYEN, YARIN ‘KEŞKE’ DİYECEK AMA O FAYDA VERMEYECEK!”

“ŞİMDİ SECDE ETMEKTEN KİBİRLENEN, YARIN SECDE ETMEK İSTEYECEK AMA BEL KEMİĞİ BÜKÜLMEYECEK!”

Ey kalbi kararmış, diliyle "iman ettim" deyip özüyle hıyanet eden gâfil! Kalbini Allah’a yönelt, o sinsi planları bırak ki ebedi kurtuluşa eresin. Yoksa o dehşetli gün geldiğinde, yüzsüzler ordusunun en ön safında yerini alacaksın!

KÂFİRLER CEHENNEMDEDİR AMA MÜNAFIKLAR EN DİBİNDEDİR!

Çünkü onlar hakikati bildiler, Kelime-i Tevhid’i dillerine doladılar ama kalplerini Allah’a değil, hıyanete açtılar. İki yüzle yaşayan, kıyamet günü yüzsüz kalacaktır! Kalbi karanlık olanın yüzü aydınlık görünse ne fayda? Münafığın secdesi vardır ama teslimiyeti yoktur! Kalbinde iman olmayanın dilindeki "iman" sadece büyük bir yalandır! Şimdi gel; Allah’ın ve Resulü'nün (S.a.v) bu alçakları nasıl tarif ettiğini ve onları bekleyen o karanlık sonu hep beraber görelim.

I. ANA BÖLÜM: MÜNAFIĞIN MAHİYYETİ VE KALBİNDEKİ MARAZ

DIŞI MÜSLÜMAN İÇİ KÂFİR: NİFAKIN KARANLIK YÜZÜ

1. AYET

اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ فِي الدَّرْكِ الْاَسْفَلِ مِنَ النَّارِۚ وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَص۪يرًاۙ

(Nisâ, 145)

Meal: "Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar (en dibindedirler). Onlara yardım edecek bir yardımcı da asla bulamazsın."

1. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثٌ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ

Meal: "Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde tutmaz, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder." (Buhârî, Îmân, 24)

Nüzul Sebebi: Müslümanların arasına sızıp onlardanmış gibi görünen ama gizlice kâfirlere destek veren Medineli münafıkların konumunu belirlemek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık kâfirden daha tehlikelidir, o yüzden yeri cehennemin en dibidir. İman iddiası olan adamın yalanla, hıyanetle işi olmaz. Eğer hayatında bu üç özellik varsa, sen iman maskeli bir faciasın demektir!

Sahabe Kıssası: Hz. Huzeyfe (Hz.), münafıkların isim listesini elinde tutardı. Hz. Ömer (Hz.) bile yanına gidip "Benim ismim de o listede var mı?" diye titrerken, bugün günahları umursamayanın hali haraptır.

Kıssadan Hisse: Dili yalan, özü hıyanet olanın yeri cehennemin en dibidir.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

2. AYET

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِن۪ينَۢ

(Bakara, 8)

Meal: "İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde 'Allah'a ve ahiret gününe inandık' derler."

2. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَثَلُ الْمُنَافِقِ كَمَثَلِ الشَّاةِ الْعَائِرَةِ بَيْنَ الْغَنَمَيْنِ

“Meal: "Münafığın hali, iki sürü arasında kâh birine kâh ötekine giden şaşkın koyun gibidir." (Müslim, Münâfikîn, 17)”

Nüzul Sebebi: Kalpleriyle iman etmedikleri halde, Müslümanların imkanlarından faydalanmak için "inandık" diyen Abdullah b. Ubey ve yandaşları hakkında inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Müslümanlık bir kimlik kartı işi değil, kalp işidir.; Münafık menfaat neredeyse oradadır. Rüzgara göre eğilen, kıblesi çıkarları olan adam mümin değildir. O, sahipsiz ve şaşkın bir koyun gibi helakini arar.

Sahabe Kıssası: Tebük Seferi’nde münafıklar "Hava çok sıcak, gitmeyin" diyerek fitne çıkarmaya çalışmışlar, sadece kendi konforlarını düşünmüşlerdir.

Kıssadan Hisse: Kalbi tasdik etmeyenin dili ancak helakini söyler.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

3. AYET

يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ وَمَا يَخْدَعُونَ اِلَّآ اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَۜ

(Bakara, 9)

Meal: "Onlar (sözde iman ederek) Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki onlar sadece kendilerini aldatırlar da bunun farkında değillerdir."

3. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا إِذَا خَاصَمَ فَجَرَ

Meal: "Dört özellik vardır ki, kimde bulunursa halis münafık olur (Biri de şudur:) Tartıştığı zaman haddi aşar, ahlaksızca iftira atar." (Buhârî, Îmân, 24)

Nüzul Sebebi: Müslümanların saflarına sızıp sinsi planlar kuranların, aslında Allah’ı değil ancak kendi ebedi hayatlarını kandırdıklarını ilan etmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Sen kimi kandırıyorsun gafil? Allah senin kalbindeki en gizli hıyaneti bilmiyor mu? Ali Küçük hocamızın dediği gibi; Münafık, tartıştığında hemen çamura yatar, iftira atar. Eğer bir adamın dili kavgada zehir saçıyorsa, o imandan değil nifaktandır.

Sahabe Kıssası: Münafıklar, Efendimiz S.a.v'in huzurunda en güzel sözleri söyler, dışarı çıkınca ise tam tersini konuşurlardı.

Kıssadan Hisse: Allah’ı aldatmaya kalkan, kendi cehennemini boylar.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

4. AYET

ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّٰه َرَضًاۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

(Bakara, 10)

Meal: "Onların kalplerinde bir hastalık (nifak marazı) vardır. Allah da onların hastalığını artırmıştır. Yalan söyleyip durmaları sebebiyle onlar için elem dolu bir azap vardır."

4. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ سَمَّعَ سَمَّعَ اللَّهُ بِهِ، وَمَنْ يُرَائِي يُرَائِي اللَّهُ بِهِ

Meal: "Kim (yaptığı ibadeti) başkalarına duyurmak isterse, Allah da onun (gerçek yüzünü ve niyetini) duyurur. Kim gösteriş yaparsa, Allah da onun (rezilliğini) gösterir." (Buhârî, Rikâk, 36)

Nüzul Sebebi: Münafıkların kalbindeki haset, kin ve yalanın bir kanser gibi ruhlarını nasıl sardığını ve bu halin sonunun acı bir azap olduğunu bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Nifak bir kalp hastalığıdır. Tedavi edilmezse tüm azaları çürütür. Ali Küçük hocamıza göre; yalan söylemek münafığın can damarıdır. Gösteriş için namaz kılan, halk duysun diye hayır yapanın nifak marazı her geçen gün artar.

Sahabe Kıssası: Münafıklar "Mescid-i Dırar"ı kurarak güya ibadet edeceklerini söylediler ama amaçları fitneydi. Allah o mescidi bizzat yaktırdı.

Kıssadan Hisse: Kalbi çürük olanın ameli münkardır.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

5. AYET

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِۙ قَالُوٓا اِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

(Bakara, 11)

Meal: "Onlara: 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiğinde: 'Biz ancak ıslah edicileriz (barışçıyız, düzelticileriz)' derler."

5. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَى أُمَّتِي كُلُّ مُنَافِقٍ عَلِيمِ اللِّسَانِ

“Meal: "Ümmetim adına en çok korktuğum şey; dili bilgili (güzel konuşan), hitabeti kuvvetli münafıktır." (Müsned-i Ahmed)”

Nüzul Sebebi: İnsanların arasını bozan, nifak tohumu eken ama kendisini "iyilik timsali" gibi pazarlayan sahtekârların maskesini düşürmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafığın en büyük silahı dilidir. Yeryüzünü ateşe verir ama "Ben huzur getiriyorum" der. Kur’an’dan konuşur, hadisten bahseder ama kalbindeki zehri kelimelerine bulaştırır. O, bilgiyi ıslah için değil, insanları aldatıp ifsad etmek için kullanır.

Sahabe Kıssası: Münafıkların başı Abdullah b. Ubey, her cuma hutbeden önce kalkar, Efendimiz S.a.v'i öven uzun konuşmalar yapardı. Amacı ise sadece insanların gözünü boyayıp kendi fitnesine zemin hazırlamaktı.

Kıssadan Hisse: Dili bülbül kesilip kalbi zehir kusanın ıslahı, en büyük ifsattır.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

6. AYET

اَلَآ اِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ

(Bakara, 12)

Meal: "İyi bilin ki asıl bozguncular (müfsitler) kendileridir; fakat bunun farkında değillerdir."

6. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ كَانَ ذَا وَجْهَيْنِ فِي الدُّنْيَا، جَعَلَ اللَّهُ لَهُ لِسَانَيْنِ مِنْ نَارٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Meal: "Dünyada iki yüzlü olanın, kıyamet günü ateşten iki dili olacaktır." (Ebû Dâvûd, Edeb, 34)”

Nüzul Sebebi: Kendi çıkarları için toplumu birbirine düşürenlerin, aslında kendi ebedi hayatlarını nasıl bir yıkıma sürüklediklerini tescil etmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: "Farkında değiller" diyor Allah. Neden? Çünkü yalan söyleye söyleye kalpleri mühürlenmiş. İki yüzlü yaşayan, her yüze farklı konuşan bedbaht, mahşer günü o yalan söylediği dilleriyle yanacaktır. İhanetle kurulan her cümle, ahirette sahibini yakan bir ateşten kamçıya dönüşecektir.

Sahabe Kıssası: Uhud’da ordunun üçte birini geri çeviren münafıklar, "Biz Müslümanları korumak için yaptık" dediler. Halbuki amaçları İslam ordusunu içeriden çökertmekti.

Kıssadan Hisse: İki yüzle yaşayanın, mahşerde tek bir kurtuluşu olmaz.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

7. AYET

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَآ اٰمَنَ النَّاسُ قَالُوٓا اَنُؤْمِنُ كَمَآ اٰمَنَ السُّفَهَآءُۜ

(Bakara, 13)

Meal: "Onlara: 'İnsanların (sahabilerin) iman ettiği gibi siz de iman edin' denildiğinde: 'Biz o beyinsizlerin (ayak takımının) inandığı gibi mi inanacağız?' derler."

7. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَجْتَمِعُ الشُّحُّ وَالْإِيمَانُ فِي قَلْبِ عَبْدٍ أَبَدًا

“Meal: "Bir kulun kalbinde açgözlülükle (dünya hırsıyla) iman asla bir arada bulunmaz." (Nesâî, Cihâd, 8)”

Nüzul Sebebi: Münafıkların, samimi Müslümanları ve sahabeyi "fakir, cahil, beyinsiz" görerek kendilerini üstün görmelerini kınamak için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık kibirlidir. Kendi sahte zekasını her şeyin üstünde tutar. Allah yolunda malını canını harcayan sahabeye "beyinsiz" der. Çünkü onun tek ilahı dünya menfaatidir. Kalbi dünya hırsıyla dolu olanın iman iddiası boş bir gürültüdür.

Sahabe Kıssası: Fakir sahabeler ellerinde avuçlarında ne varsa Allah yolunda infak ettiklerinde, münafıklar kenardan kıs kıs gülüp; "Allah’ın bunların üç kuruşuna ihtiyacı mı var?" diyerek alay etmişlerdi.

Kıssadan Hisse: Kardeşini küçümseyen, Allah katında en aşağılıktır.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

8. AYET

وَاِذَا لَقُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَالُوٓا اٰمَنَّاۚ وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَيَاط۪ينِهِمْۙ قَالُوٓا اِنَّا مَعَكُمْۙ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ

(Bakara, 14)

Meal: "İman edenlerle karşılaştıklarında: 'İnandık' derler. Şeytanlarıyla (elebaşlarıyla) baş başa kaldıklarında ise: 'Biz sizinleyiz, biz onlarla sadece alay ediyoruz' derler."

8. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ َسَلَّمَ تَجِدُونَ شَرَّ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ذَا الْوَجْهَيْنِ

“Meal: "Kıyamet gününde insanların en şerlisi (en kötüsü) iki yüzlü olanlardır." (Buhârî, Edeb, 52)”

Nüzul Sebebi: Müslümanların meclisinde "sizdeniz" deyip, kâfirlerin yanına gidince İslam’la dalga geçen o sinsi güruhun hıyanetini deşifre etmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Alay ediyorlar ha! Allah’ın diniyle, müminlerin samimiyetiyle dalga geçiyorlar. "İnandık" diyerek kandırdıklarını sanan bu zümre, aslında kendi boyunlarına cehennem halkasını geçirmektedir. İnsanların en şerlisi, girdiği kaba göre renk alan bu bukalemun kılıklı münafıklardır.

Sahabe Kıssası: Münafıklar kendi aralarında; "Hele bir Muhammed (S.a.v) ve ashabı yenilsin, o zaman görün biz neler yapacağız" diyerek hıyanet planları yaparlardı.

Kıssadan Hisse: Müslümanla alay edeni, Allah mahşerde rezil eder.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

II. ANA BÖLÜM: MÜNAFIKLARIN AMELİNDEKİ SAHTEKÂRLIK VE SİNSİ TUZAKLARI

İBADETİ GÖSTERİŞ, DİNİ TİCARET EDENLERİN EBEDİ HÜSRANI!

9. AYET

اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْۚ وَاِذَا قَامُوٓا اِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰىۙ يُرَآؤُنَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا قَل۪يلاًۙ

(Nisâ, 142)

Meal: "Münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar; halbuki Allah onların oyunlarını kendilerine çevirendir. Namaza kalktıkları zaman üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az zikrederler."

9. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَيْسَ صَلَاةٌ أَثْقَلَ عَلَى الْمُنَافِقِينَ مِنَ الْفَجْرِ وَالْعِشَاءِ

“Meal: "Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur." (Buhârî, Ezân, 34)”

Nüzul Sebebi: Kalbinde iman olmayan, sadece Müslümanların baskısından veya kınamasından korktuğu için "zoraki" ibadet edenlerin halini ortaya koymak için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Namaz, müminin miracıdır; münafığın ise angaryasıdır. Kalabalıkta en ön safta durur ama yalnız kaldığında secdeden kaçar. Karanlıkta, yani sabah ve yatsı vaktinde "görünmediği" için bu namazlar ona dağlar gibi ağır gelir. Allah’ı sadece diliyle zikreder, kalbi ise hep dünyalık pazarlıktadır.

Sahabe Kıssası: Sahabe-i Kiram Hazretleri, hasta olsalar dahi iki kişinin omuzuna yaslanarak cemaate gelirlerdi ki münafıklara benzemesinler. Onlar için namazdan geri kalmak, nifak damgası yemekten daha acıydı.

Kıssadan Hisse: Namaza üşenerek kalkanın, imanı can çekişiyor demektir.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

10. AYET

مُذَبْذَب۪ينَ بَيْنَ ذٰلِكَ لَآ اِلٰى هٰٓؤُلَآءِ وَلَآ اِلٰى هٰٓؤُلَآءِۜ

(Nisâ, 143)

Meal: "Onlar (iman ile küfür) arasında bocalayıp dururlar. Ne bu (mümin)lere ne de o (kâfir)lere aittirler."

10. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَخْبَثُ النَّاسِ ذُو الْوَجْهَيْنِ

“Meal: "İnsanların en kötüleri (en habisleri) iki yüzlü olanlardır." (Buhârî, Edeb, 52)”

Nüzul Sebebi: Menfaatleri uğruna sürekli saf değiştiren, bir Müslümanlara bir kâfirlere şirin görünmeye çalışan karaktersizlerin iç dünyasını deşifre etmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık bir kişilik bozukluğu yaşar. Kim güçlüyse, kimin elinde dünyalık varsa onun yanındadır. Rengi belli değildir; o bir "ara kat" insanıdır. Ne tam mümin olur ne de kâfirliğini açıkça ilan eder. Bu kararsızlık, onu insanların en habisi (pisliği) yapar.

Sahabe Kıssası: Abdullah b. Ubey, Uhud yolunda 300 kişiyi "Benim dediğim olmadı" bahanesiyle ordudan çekmişti. Ne tam savaştı ne de tam evinde oturdu; her an fitne peşinde koştu.

Kıssadan Hisse: Safı belli olmayanın, mahşerde yeri de belli değildir.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

11. AYET

اَلْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ اَيْدِيَهُمْۜ

(Tevbe, 67)

Meal: "Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendirler. Kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar ve ellerini sıkı tutarlar (hayır yapmazlar)."

11. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمُؤْمِنُ يَأْكُلُ فِي مِعًى وَاحِدٍ، وَالْمُنَافِقُ يَأْكُلُ فِي سَبْعَةِ أَمْعَاءٍ

“Meal: "Mümin bir midesini dolduracak kadar (kanaatle) yer; münafık ise yedi midesini doldururcasına (hırsla) yer." (Buhârî, Et'ime, 12)”

Nüzul Sebebi: İslam toplumunu içeriden çürütmek için şer ittifakı kuran münafıkların, münkere (günaha) olan düşkünlüklerini ve dünyalık hırslarını teşhir etmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Müslüman iyiliği yayar, münafık ise kötülüğü. Nerede bir haram, nerede bir fitne varsa münafık orada gönüllü askerdir. Ellerini hayır işlerinde sımsıkı kapatırlar ama kendi zevkleri için dünyaları yerler. Onların hırsı bitmez, doyma bilmez birer iştah abidesidirler.

Sahabe Kıssası: Münafıklar, Müslümanlar açlıktan karınlarına taş bağladığında, gizli depolarında yiyecek saklar ve müminlerin açlığıyla dalga geçerlerdi.

Kıssadan Hisse: Kötülüğü yayan, münafıklığın bayraktarlığını yapar.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

12. AYET

نَسُوا اللّٰهَ فَنَسِيَهُمْۜ اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

(Tevbe, 67)

Meal: "Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu (rahmetinden mahrum bıraktı). Şüphesiz münafıklar, yoldan çıkanların (fasıkların) ta kendileridir."

12. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ اللَّهَ يُبْغِضُ كُلَّ جَعْظَرِيٍّ جَوَّاظٍ سَخَّابٍ بِالْأَسْوَاقِ، جِيفَةٍ بِاللَّيْلِ، حِمَارٍ بِالنَّهَارِ

Meal: "Allah; her kaba, kibirli, sokaklarda bağırıp çağıran, gece leş gibi uyuyan, gündüz ise eşek gibi (sadece dünya için) çalışan kimseden nefret eder." (Beyhakî)

Nüzul Sebebi: Hayatını sadece yeme, içme ve dünya hayatını süsleme üzerine kuran, ölümü ve hesabı tamamen unutan münafıkların feci akıbetini bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Allah’ı unutmak; O’nun emirlerini hiçe saymak, O’nun kulu olduğunu unutmaktır. Münafığın gündüzü dünya hırsıyla koşturmakla, gecesi ise ibadetsiz, leş gibi uyumakla geçer. Allah böyle bir hayat sürenlerden nefret eder ve onları mahşer günü rahmetinden mahrum bırakır.

Sahabe Kıssası: Münafıklar zenginlikleriyle övünür, "Biz Medine’nin en akıllı insanlarıyız" derlerdi. Allah ise onları "yoldan çıkan fasıklar" olarak tescilledi.

Kıssadan Hisse: Allah’ı unutanı, Allah mahşerde tanımaz.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

13. AYET

وَاِذَا رَاَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ اَجْسَامُهُمْۜ وَاِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْۜ كَاَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌۜ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْۜ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْۜ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُۘ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ

(Münâfikûn, 4)

Meal: "Onları gördüğün zaman kalıpları (kıyafetleri ve görünüşleri) hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Halbuki onlar (ruhen) duvara dayanmış kof kütükler gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar asıl düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) döndürülüyorlar!"

13. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَخْوَفُ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمْ الْمُنَافِقُ الْعَلِيمُ اللِّسَانِ

“Meal: "Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey, diliyle (yaldızlı sözlerle) alimlik taslayan münafıktır." (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)”

Nüzul Sebebi: Müslümanların içinde boy gösteren, düzgün giyinen ve hitabetiyle insanları etkileyen ancak kalpleri İslam’a kapalı olan sahtekârların gerçek mahiyetini ortaya çıkarmak için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık vitrine oynar. Dışı süslü, içi irinlidir. Konuştuğunda "ne kadar güzel anlatıyor" dersin ama kalbi imandan yoksundur. Onlar, canı olmayan, bir yere dayanmış kütükler gibidir. Korkaktırlar; her doğrudan, her adaletten kendi kirli işleri ortaya çıkacak diye ödleri kopar. Asıl düşman, seninle saf tutup seni içeriden kemiren bu güruhtur.

Sahabe Kıssası: Abdullah b. Ubey, ipek elbiseler giyer, en güzel kelimelerle konuşur ama her fırsatta İslam ordusunu zayıflatmak için planlar kurardı.

Kıssadan Hisse: Dışı saray, içi mezar olanın sözüne itibar edilmez.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

14. AYET

يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ مَا قَالُواۜ وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ اِسْلَامِهِمْ

(Tevbe, 74)

Meal: "Bir şey söylemedik diye Allah'a yemin ederler. Halbuki o küfür sözünü söylediler ve Müslüman olduktan sonra kâfir oldular."

14. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ لَقِيَ اللَّهَ بِخَصْلَةٍ مِنْ هَذِهِ الْخِصَالِ لَقِيَهُ وَهُوَ مُنَافِقٌ خَالِصٌ إِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ

Meal: "Kim Allah'ın huzuruna şu hasletlerden biriyle çıkarsa, halis bir münafık olarak çıkar: Emanete hıyanet etmek, yalan söylemek ve sözünden dönmek." (Ahmed b. Hanbel)

Nüzul Sebebi: Kendi meclislerinde İslam’a ve Müslümanlara hakaret edip, sorguya çekildiklerinde "Vallahi biz bir şey demedik" diye yalan yere yemin edenlerin hıyanetini belgelemek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafığın en büyük kalkanı yalan yemindir. Allah’ın adını kendi pisliklerine alet ederler. İman ettikten sonra menfaatleri için küfre razı olanlar, emanetlere ihanet edenler Allah katında mühürlenmiş münafıklardır.

Sahabe Kıssası: Münafıklar kendi aralarında Efendimiz (S.a.v) için "kulak" (her şeye inanıyor) diyerek dalga geçtiklerinde, Allah bu ayetle onların gizli konuşmalarını deşifre etmiştir.

Kıssadan Hisse: Allah’ın adını yalanına ortak edenin akıbeti ebedi ateştir.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

15. AYET

يَحْذَرُ الْمُنَافِقُونَ اَنْ تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌ تُنَبِّئُهُمْ بِمَا ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ قُلِ اسْتَهْزِؤُاۚ اِنَّ اللّٰهَ مُخْرِجٌ مَا تَحْذَرُونَ

(Tevbe, 64)

Meal: "Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin inmesinden çekiniyorlar. De ki: Siz alay edin bakalım! Allah o çekindiğiniz şeyi (hıyanetinizi) mutlaka ortaya çıkaracaktır."

15. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ لِلْمُنَافِقِينَ مَنَارًا يُعْرَفُونَ بِهَا تَحِيَّتُهُمْ لَعْنَةٌ، وَطَعَامُهُمْ نُهْبَةٌ، وَغَنِيمَتُهُمْ غُلُولٌ

Meal: "Münafıkların kendisiyle tanınacakları alametleri vardır: Selamlaşmaları birbirine lanettir, yemekleri yağmadır, kazançları ise hiledir." (Müsned-i Ahmed)

Nüzul Sebebi: Gizli gizli Müslümanlar aleyhine planlar kurup "Acaba yakalanır mıyız?" diye korkan ama bir yandan da alay etmeye devam edenlerin psikolojisini sergilemek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık her an yakalanma korkusuyla yaşar. Çünkü kalbi kirlidir. Onların bir araya gelmesi rahmet değil, birbirlerini felakete sürüklemektir. Kazançlarına haram, selamlarına nifak bulaşmıştır. Allah, onların sakladığı o nefreti elbet bir gün bütün aleme ilan edecektir.

Sahabe Kıssası: Bazı münafıklar Kur’an ayetleriyle dalga geçtikleri bir sırada, Cebrail (a.s) inerek onların niyetlerini Peygamberimize (S.a.v) haber vermiştir.

Kıssadan Hisse: Gizli günahın faturası, mahşerde açık rezilliktir.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

16. AYET

لَوْ خَرَجُوا ف۪يكُمْ مَا زَادُوكُمْ اِلَّا خَبَالاً وَلَاَوْضَعُوا خِلَالَكُمْ يَبْغُونَكُمُ الْفِتْنَةَۚ وَف۪يكُمْ سَمَّاعُونَ لَهُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ

(Tevbe, 47)

Meal: "Eğer onlar sizinle beraber (savaşa) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir şey katmazlardı ve sizi birbirinize düşürmek için aranıza fitne sokarlardı. İçinizde onlara kulak verenler de vardır. Allah zalimleri hakkıyla bilendir."

16. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا تَقُولُوا لِلْمُنَافِقِ سَيِّدَنَا، فَإِنَّهُ إِنْ يَكُ سَيِّدًا فَقَدْ أَسْخَطْتُمْ رَبَّكُمْ

“Meal: "Münafığa 'efendimiz/saygıdeğer büyüğümüz' demeyin. Zira o sizin efendiniz olursa, Rabbinizi gazaplandırmış olursunuz." (Ebû Dâvûd, Edeb, 188)”

Nüzul Sebebi: Tebük Seferi’ne katılmayan münafıkların, aslında orduda olmamalarının Müslümanlar için daha hayırlı olduğunu bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafığın varlığı fayda değil, zarardır. Onlar girdikleri her toplumu içeriden çürütür, dedikoduyla zihinleri bulandırırlar. En tehlikelisi ise, Müslümanların içinden bazı gafillerin onlara inanıp kulak vermesidir. Bir münafığa saygı göstermek, Allah’ın gazabını davet etmektir. Çünkü küfre ve nifağa hürmet, imanın izzetine hakarettir.

Sahabe Kıssası: Bazı müslümanlar, münafıkların dünyalık zenginliklerine bakıp onlara "efendi" gibi muamele edince Efendimiz (S.a.v) bu hadisle onları sertçe uyarmıştır.

Kıssadan Hisse: Nifaka saygı duyan, Allah’ın gazabına razı olmuştur.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

III. ANA BÖLÜM: MÜNAFIKLARIN DEHŞETLİ AKIBETİ VE ÖLÜM ANINDAKİ KORKULARI

İHANETİN FATURASI: ÖLÜMÜ AZAP, MEZARI KARANLIK, MAHŞERİ PERİŞANLIK!

17. AYET

وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ يَتَوَفَّى الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْمَلٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْۚ وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ

(Enfâl, 50)

Meal: "Melekler o kâfirlerin (ve münafıkların) canlarını alırken, onların yüzlerine ve arkalarına vura vura: 'Haydi, yangın azabını tadın!' diyerek canlarını alışlarını bir görseydin!"

17. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ الْعَبْدَ الْفَاجِرَ أَوِ الْمُنَافِقَ تَنْزِلُ إِلَيْهِ مَلَائِكَةٌ مِنَ السَّمَاءِ سُودُ الْوُجُوهِ مَعَهُمُ الْمُسُوحُ

Meal: "Günahkâr ve münafık kulun (ölüm vakti gelince) gökten siyah yüzlü melekler iner. Yanlarında (cehennemden getirilmiş) kaba ve pis kokulu çullar vardır." (Müsned-i Ahmed)

Nüzul Sebebi: Müslümanları kandırarak dünya hayatını kurtardığını sanan münafıkların, melekler tarafından nasıl bir şiddet ve aşağılanma ile karşılanacağını bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık için ölüm, o sahte maskenin parçalandığı andır. Dünyada insanlara güzel görünen o yüzlere melekler vura vura can alırlar. Siyah yüzlü azap meleklerini karşısında gören münafık, kaçacak delik arar ama artık çok geçtir. O kaba ve pis kokulu örtüler, onun dünyadaki kirli niyetlerinin birer yansımasıdır.

Sahabe Kıssası: Münafıkların elebaşı Abdullah b. Ubey ölürken, Efendimiz Hz. Muhammed (S.a.v) merhametinden dolayı gömleğini kefen olarak vermişti ama Allah (c.c) ayetle bunun bile ona fayda vermeyeceğini bildirmiştir.

Kıssadan Hisse: İman olmayınca, Peygamber gömleği bile azabı durdurmaz.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

18. AYET

وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ مُنَافِقُونَۜ وَمِنْ اَهْلِ الْمَد۪ينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْۜ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْۜ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ اِلٰى عَذَابٍ عَظ۪يمٍ

(Tevbe, 101)

Meal: "Çevrenizdeki bedevîlerden münafıklar vardır. Medine halkından da nifakı alışkanlık haline getirmiş (nifakta azgınlaşmış) olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, biz onları biliriz. Biz onları iki kez (dünyada ve kabirde) azaplandıracağız; sonra da büyük bir azaba (cehenneme) itileceklerdir."

18. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا وُضِعَ الْمُنَافِقُ فِي قَبْرِهِ يُقَالُ لِلْأَرْضِ الْتَئِمِي عَلَيْهِ، فَتَلْتَئِمُ عَلَيْهِ، فَتَخْتَلِفُ فِيهِ أَضْلَاعُهُ

Meal: "Münafık kabre konulduğunda toprağa: 'Sıkıştır onu!' denilir. Toprak onu öyle bir sıkıştırır ki, kaburga kemikleri birbirine geçer." (Tirmizî, Cenâiz, 70)

Nüzul Sebebi: Nifakı bir hayat tarzı haline getirenlerin, sadece ahirette değil, dünyada rezil olarak ve kabirde kemikleri birbirine geçecek kadar şiddetli bir azapla cezalandırılacağını ilan etmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: "İki kez azap" diyor Allah. Biri dünyadaki rezillik ve korku, diğeri kabirdeki o dehşetli sıkıştırma. Münafık kabre girdiğinde toprak onu tanımaz, onu kusmak ister. Kaburga kemiklerinin birbirine geçmesi, onun dünyada Müslümanlar arasına soktuğu o fitne ve karmaşanın bedelidir.

Sahabe Kıssası: Münafıklardan biri öldüğünde kabrinin başında garip haller olur, toprak onu defalarca dışarı atardı. Sahabe bu dehşetli manzarayı ibretle izlerdi.

Kıssadan Hisse: Kabre sığmayan nifak, sahibini ebedi azaba sürükler.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

19. AYET

وَلَا تُصَلِّ عَلٰٓى اَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ اَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلٰى قَبْرِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ

(Tevbe, 84)

Meal: "Onlardan ölen hiçbir kimsenin namazını asla kılma ve kabrinin başında da durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resulü’nü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler."

19. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ الْمُنَافِقَ إِذَا مَرِضَ ثُمَّ عُوفِيَ كَانَ كَالْبَعِيرِ عَقَلَهُ أَهْلُهُ ثُمَّ أَرْسَلُوهُ، فَلَا يَدْرِي لِمَ عَقَلُوهُ وَلِمَ أَرْسَلُوهُ

Meal: "Münafık hastalanıp sonra iyileştiğinde, sahibi tarafından bağlanan sonra da salıverilen ama niçin bağlandığını ve niçin salıverildiğini anlamayan deve gibidir." (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 1)

Nüzul Sebebi: Münafıkların cenazesinin kılınmasını yasaklayarak, Müslüman toplumdan ebediyen dışlandıklarını ve Allah katında hiçbir değerlerinin kalmadığını bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Allah (c.c), Peygamberine (S.a.v) "Onların namazını kılma!" diyor. Bu, bir Müslüman için en büyük yıkımdır. Münafık, başına gelen musibetlerden ders almaz. Kalbi o kadar mühürlenmiştir ki, deve gibi sadece acıyı hisseder ama "Ben neden bu haldeyim?" diye sormaz. Onlar için ne dünyada ne de kabirde dua vardır.

Sahabe Kıssası: Bu ayetten sonra Hz. Ömer (Hz.), bir cenaze olduğunda Hz. Huzeyfe’ye (Hz.) bakardı. Eğer Huzeyfe cenazeye katılmıyorsa, Ömer de kılmazdı. Çünkü nifak listesi ondaydı.

Kıssadan Hisse: Allah’ın kapısını kapattığına, kulun duası fayda vermez.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

20. AYET

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى

(Tâhâ, 124)

Meal: "Kim de benim zikrimden (Kur'an'dan ve imandan) yüz çevirirse, şüphesiz onun için sıkıntılı bir geçim (dar bir hayat) vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz."

20. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ جُبِّ الْحُزْنِ وَادٍ فِي جَهَنَّمَ تَتَعَوَّذُ مِنْهُ جَهَنَّمُ كُلَّ يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ، أُعِدَّ لِلْقُرَّاءِ الْمُرَائِينَ

Meal: "Hüzün kuyusundan Allah’a sığının! O, cehennemin bile her gün yüz defa şerrinden Allah’a sığındığı bir vadidir. O, gösteriş yapan (münafık ruhlu) kurralar/okuyucular için hazırlanmıştır." (Tirmizî, Zühd, 48)

Nüzul Sebebi: İmanı sadece bir kazanç kapısı gören ve Kur’an’ın emirlerinden yüz çevirenlerin mahşerdeki perişanlığını haber vermek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Dünyada gerçeklere gözünü kapatan, kardeşine karşı kör taklidi yapan münafık; mahşerde kör olarak haşrolunacaktır. Cehennemin bile korktuğu o "Hüzün Kuyusu", dini dünyaya alet eden, gösteriş budalası sahte dindarlar içindir. Onların ibadeti bir süstür, kalpleri ise o kuyu kadar karanlıktır.

Sahabe Kıssası: Efendimiz (S.a.v) mahşer meydanında bazı kişilerin yanına gelmek isteyeceğini ama meleklerin onları; "Sen onların senden sonra neler çevirdiğini (nifaklarını) bilmezsin" diyerek kovacağını haber vermiştir.

Kıssadan Hisse: Dünyada hakikate kör olan, mahşerde nura hasret kalır.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

21. AYET

فَلَا تُعْجِبْكَ اَمْوَالُهُمْ وَلَآ اَوْلَادُهُمْۜ اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ اَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ

(Tevbe, 55)

Meal: "Onların ne malları ne de evlatları seni imrendirmesin. Allah bunlarla ancak dünyada onlara azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murad eder."

21. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ

“Meal: "Şüphesiz ki Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; fakat sizin kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim, Birr, 34)”

Nüzul Sebebi: Münafıkların dünyalık zenginliklerine bakıp "Bunlar ne kadar rahat yaşıyor" diye düşünen müminlerin kalbine su serpmek ve o malların aslında birer azap kamçısı olduğunu bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafığın sahip olduğu her dünyalık, onun boynuna dolanan bir ateştir. Allah ona verir ama "azap olsun" diye verir. Kalbi nifak dolu olanın dış görünüşü altın yaldızlı olsa ne yazar? Allah o yaldıza değil, içerideki irine bakar. Canları çıkarken öyle bir acı duyarlar ki, o çok güvendikleri malları ve evlatları onlara en büyük yük olur.

Sahabe Kıssası: Münafıkların ileri gelenleri ölürken; "Mallarım beni kurtarmadı!" diyerek feryat etmişler, ancak o son nefeste ne kâfirlerden ne de müminlerden yardım görebilmişlerdir.

Kıssadan Hisse: Allah için olmayan varlık, can çıkarken en büyük darlıktır.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

22. AYET

وَلَوُ اَرَاكَ اللّٰهُ كَث۪يراً لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ سَلَّمَۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

(Enfâl, 43)

Meal: "Eğer Allah onları sana (rüyanda) çok gösterseydi, kuşkusuz korkuya kapılır ve (savaş) işinde çekişmeye başlardınız. Fakat Allah (sizi bundan) kurtardı. Şüphesiz O, kalplerde olanı hakkıyla bilendir."

22. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ، وَإِنَّكُمْ تَخْتَصِمُونَ إِلَيَّ، فَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَنْ يَكُونَ أَلْحَنَ بِحُجَّتِهِ مِنْ بَعْضٍ

Meal: "Ben ancak bir insanım. Siz bana davalarınızla geliyorsunuz. Belki biriniz (münafıkça) diğerinden daha ikna edici konuşup haksız olduğu halde haklı görünebilir. Ben kimin lehine kardeşinin hakkını hükmedersem, o ateşten bir parçadır!" (Buhârî, Şehâdât, 27)

Nüzul Sebebi: Müslümanların arasına sızıp onları korkutmaya ve birliği bozmaya çalışan münafıkların sinsi taktiklerine karşı ilahi bir kalkan oluşturmak için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık, ikna kabiliyeti yüksek bir hatiptir. Yalanı öyle bir süsler ki, hakim olanı, hatta koca bir toplumu kandırdığını sanır. Ama Peygamber Efendimiz (S.a.v) uyarıyor: "Kandırsan da aldığın şey ateşten bir parçadır!" Onlar dünyada işlerini yürüttüklerini sanırlar ama kalplerindeki o karanlık maraz, onları mahşerde "hakikati haykıran uzuvlarıyla" rezil edecektir.

Sahabe Kıssası: Bir münafık, bir müminle olan davasında hileli sözlerle haklı çıkmaya çalışmış, ancak vahiy inerek o münafığın yalanını bütün Medine’ye ilan etmiştir.

Kıssadan Hisse: Diliyle kazanan, kalbiyle ebedi kaybedendir.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

23. AYET

وَاِذَآ اُنْزِلَتْ سُورَةٌ اَنْ اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَجَاهِدُوا مَعَ رَسُولِهِ اسْتَاْذَنَكَ اُو۬لُوا الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَعَ الْقَاعِد۪ينَ

(Tevbe, 86)

Meal: "Allah’a iman edin ve Resulü ile beraber cihada çıkın, diye bir sure indiği zaman, onlardan servet sahibi olanlar senden izin istediler ve 'Bırak bizi, oturanlarla (evde kalanlarla) beraber olalım' dediler."

23. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ مَاتَ وَلَمْ يَغْزُ، وَلَمْ يُحَدِّثْ بِهِ نَفْسَهُ، مَاتَ عَلَى شُعْبَةٍ مِنْ نِفَاقٍ

Meal: "Kim (Allah yolunda) savaşa katılmaz ve içinde buna dair bir niyet de taşımazsa, münafıklıktan bir şube (parça) üzerine ölmüş olur." (Müslim, İmare, 158)

Nüzul Sebebi: Fedakârlık zamanı geldiğinde ellerindeki imkanları kullanmayıp, kendilerini kadınlar ve çocuklarla bir tutan zengin münafıkların korkaklığını tescil etmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık, imkanı olduğu halde elini taşın altına koymayan adamdır. Dünyalık makamı ve parası vardır ama Allah’ın davası söz konusu olduğunda "Beni bırakın, ben rahatımı bozmayayım" der. Fedakârlık niyetine sahip olmayan bir kalp, nifak virüsüyle enfekte olmuştur. Bu hal üzere ölmek, ebedi bir felakettir.

Sahabe Kıssası: Tebük Seferi’nde münafıklar hurmaların hasat zamanını bahane edip; "Şimdi gitmeyelim, meyvelerimiz zayi olur" diyerek evlerinde oturmuşlar ve nifaklarını mühürlemişlerdir.

Kıssadan Hisse: Dünyanın rahatını seçen, ahiretin azabına razı olmuştur.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

24. AYET

رَضُوا بِاَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ

(Tevbe, 87)

Meal: "Onlar geride kalanlarla (kadın ve çocuklarla) beraber olmaya razı oldular. Kalpleri mühürlendi; artık onlar (neyin hayır, neyin şer olduğunu) anlamazlar."

24. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ الْمُنَافِقَ لَا يَمْلِكُ عَيْنَيْهِ، يَبْكِي كَمَا يَشَاءُ

“Meal: "Münafık gözlerine hakimdir (istediği zaman, istediği yerde yapmacıktan) ağlayabilir." (Kenzü’l-Ummal)”

Nüzul Sebebi: Hataları ortaya çıktığında ağlayarak, sızlayarak sahte pişmanlık gösteren münafıkların bu tiyatrosunun Allah katında hiçbir karşılığının olmadığını bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık, profesyonel bir oyuncudur. Menfaati için hıçkıra hıçkıra ağlar, samimiyet pozu verir. Ama kalbi mühürlendiği için ne hakikati duyar ne de doğruyu anlar. Onlar "anlamazlar" diyor Allah; yani idrakleri kapanmıştır. Sahte gözyaşlarıyla insanları kandırsalar da, Allah kalplerindeki o sönmek bilmeyen düşmanlığı bilir.

Sahabe Kıssası: Tebük’ten dönen Efendimiz’e (S.a.v) seksen kadar münafık gelip ağlayarak yalan yanlış mazeretler uydurmuşlar, Efendimiz de (S.a.v) zahire göre hükmedip "Allah sizi affetsin" demiştir; ancak iç yüzleri ayetle ifşa edilmiştir.

Kıssadan Hisse: Gözyaşıyla yalanını süsleyen, mahşerde kan ağlayacaktır.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

IV. ANA BÖLÜM: MÜNAFIKLARIN TOPLUMSAL FİTNELERİ VE MÜMİNLERİN TAVRI

İÇİMİZDEKİ DÜŞMAN: FİTNE ÇIKARANIN MASKESİNİ DÜŞÜRMEK İMANDANDIR!

25. AYET

لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْمُرْجِفُونَ فِي الْمَد۪ينَةِ لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ ثُمَّ لَا يُجَاوِرُونَكَ ف۪يهَآ اِلَّا قَل۪يلاً

(Ahzâb, 60)

Meal: "Andolsun ki; eğer münafıklar, kalplerinde hastalık (nifak marazı) bulunanlar ve Medine’de yalan haber yayan (fitne çıkaran)lar bu tutumlarından vazgeçmezlerse, mutlaka seni onlara musallat ederiz; sonra orada senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler."

25. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا تَبْدَؤُوا الْمُنَافِقِينَ بِالسَّلَامِ

“Meal: "Münafıklara (onları onurlandıracak şekilde) önce siz selam vermeyin!" (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)”

Nüzul Sebebi: Müslümanların moralini bozmak için sürekli yalan haber yayan, ordunun zayıf olduğunu söyleyerek korku iklimi oluşturan münafıkların bu eylemlerine karşı sert bir uyarı ve tecrit tehdidi olarak inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık, toplumun sinir uçlarıyla oynar. Sürekli "felaket tellallığı" yapar. Müslümanların birliğini bozmak için yalan haberi (dezenformasyonu) silah olarak kullanır. İslam devleti bu tiplere karşı uyanık olmalı ve onları onurlandırmamalıdır. Onlara verilen selam, onların hıyanetini meşrulaştırmak olur. Onları sosyal hayattan tecrit etmek, ümmetin ruh sağlığını korumaktır.

Sahabe Kıssası: Medine’de bazı münafıklar, Peygamberimizin hanımlarına ve sahabilere iftira atıp dedikodu yaymaya başlayınca bu ayet inmiş ve fitnenin bedeli olarak sürgün tehdidi gelmiştir.

Kıssadan Hisse: Fitne ateşini yakanın yeri, müminlerin yanı değil cehennemin dibidir.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

26. AYET

مَلْعُون۪ينَۚ اَيْنَمَا ثُقِفُوٓا اُخِذُوا وَقُتِّلُوا تَقْت۪يلاً

(Ahzâb, 61)

Meal: "Onlar lanetlenmişlerdir. Nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve amansızca öldürülürler."

26. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِيَّاكُمْ وَخَضْرَاءَ الدِّمَنِ، قَالُوا وَمَا خَضْرَاءُ الدِّمَنِ؟ قَالَ الْمَرْأَةُ الْحَسْنَاءُ فِي مَنْبِتِ السَّوءِ

Meal: "Çöplükte biten yeşillikten sakının! Dediler ki: Çöplükte biten yeşillik nedir ya Resulallah? Buyurdu ki: Kötü bir çevrede (nifak içinde) yetişen güzel görünümlü kimsedir." (Dârekutnî)

Nüzul Sebebi: Nifakları tescillenmiş, defalarca uyarılmalarına rağmen hıyanete devam edenlerin, artık Müslüman toplumun güvenliğini tehdit etmeleri sebebiyle "lanetli ve dışlanmış" statüsüne alındıklarını ilan etmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık, dışarıdan bakınca güzel görünür; hitabeti, boyu bosu etkileyicidir. Ama kökü necistir (pisliktedir). Onlar "çöplükte biten gül" gibidir; kokusu güzel olsa da aslı kirlidir. İhanetleri tescillendiğinde onlara acınmaz. Çünkü onlara merhamet, koca bir ümmete ihanettir. Allah’ın lanetlediği bir zihniyete mümin kucak açamaz.

Sahabe Kıssası: Bazı münafıkların İslam aleyhine çalıştığı kesinleşince, Efendimiz (S.a.v) onları camiden "Çık dışarı! Çünkü sen münafıksın!" diyerek isim isim sayarak kovmuştur.

Kıssadan Hisse: Dışı yeşil, özü irin olanla yol yürünmez.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

27. AYET

يَآ اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ

(Tevbe, 73)

Meal: "Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et ve onlara karşı sert/tavizsiz davran. Onların barınağı cehennemdir. O ne kötü varış yeridir!"

27. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمُؤْمِنُ غِرٌّ كَرِيمٌ، وَالْمُنَافِقُ خِبٌّ لَئِيمٌ

“Meal: "Mümin, (kimseye kötülük düşünmediği için) aldanabilir ama kerem sahibidir. Münafık ise hilekâr, sinsi ve aşağılıktır." (Ebû Dâvûd, Edeb, 5)”

Nüzul Sebebi: Münafıkların nezaket ve hoşgörüyü istismar ederek İslam’ın altını oymaya çalışmalarına karşı, artık müsamaha devrinin kapandığını ve onlara karşı "sertlik" gösterilmesi gerektiğini emretmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafığa güler yüz göstermek, onun nifakını beslemektir. Allah "sert davran" diyor. Çünkü o sinsi ve hilekârdır. Mümin saf kalplidir, hemen inanır; münafık ise bu safiyeti kullanıp arkadan hançer vurur. Onlara karşı cihat, sadece kılıçla değil; sözle, ilimle ve yüzlerine hıyanetlerini çarpmakla olur.

Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (Hz.), Efendimiz’in (S.a.v) huzurunda konuşan bir münafık için; "Ya Resulallah, bırak da şu münafığın boynunu vurayım!" diyerek imandaki tavizsizliğini göstermiştir.

Kıssadan Hisse: Münafığa merhamet, mazluma zulümdür.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

28. AYET

فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِق۪ينَ فِئَتَيْنِ وَاللّٰهُ اَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُواۜ اَتُر۪يدُونَ اَنْ تَهْدُوا مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ

(Nisâ, 88)

Meal: "Size ne oluyor da münafıklar hakkında (onlara nasıl davranacağınız hususunda) iki gruba ayrılıyorsunuz? Oysa Allah, onları işledikleri (hıyanetler) yüzünden baş aşağı (küfre) döndürmüştür. Allah’ın saptırdığını siz mi hidayete erdirmek istiyorsunuz?"

28. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَزَالُ الْمُؤْمِنُ فِي فُسْحَةٍ مِنْ دِينِهِ مَا لَمْ يُصِبْ دَمًا حَرَامًا

Meal: "Bir mümin, haram bir kana (münafığın kışkırtmasıyla bir kardeşinin kanına) bulaşmadığı müddetçe dininde bir genişlik içindedir." (Buhârî, Diyât, 1)

Nüzul Sebebi: Uhud Savaşı’nda ordudan ayrılan münafıklar hakkında sahabeler arasında "Onları öldürelim mi, yoksa hala bizden mi sayalım?" diye tartışma çıkınca, safları netleştirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafıklar hakkında tereddüt etmek, imanda zafiyettir. Allah onları "baş aşağı döndürdük" diyor; yani artık onlardan hayır gelmez. Onlar için bahane üretmeyin! En büyük nifak tuzağı, Müslümanı Müslümana kırdırmaktır. Münafıkların sözüne kanıp da bir kardeşinin kanına giren, ebedi felakete kapı açmıştır.

Sahabe Kıssası: Sahabeler arasında münafıklar yüzünden çıkan tartışmayı Allah bu ayetle bıçak gibi kesmiş ve münafıkların artık "öteki" olduğunu kesinleştirmiştir.

Kıssadan Hisse: Safı belli olmayandan şüphe etmek, imanın gereğidir.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

29. AYET

وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْر۪يقًا بَيْنَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَاِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُۜ

(Tevbe, 107)

Meal: "Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, kâfirlik etmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulü’ne karşı savaşanlara yataklık etmek için bir mescit kuranlar vardır."

29. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَقْبَلُ مِنَ الْعَمَلِ إِلَّا مَا كَانَ لَهُ خَالِصًا وَابْتُغِيَ بِهِ وَجْهُهُ

“Meal: "Allah, amelin ancak kendisi için ihlasla yapılanını ve sadece kendisinin rızası gözetilenini kabul eder." (Nesâî, Cihâd, 24)”

Nüzul Sebebi: Münafıkların, müminleri bölmek ve Bizans ile iş birliği yapmak için inşa ettikleri "Mescid-i Dırar"ın (Zararlı Mescit) gerçek yüzünü ifşa etmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık, dini kullanarak dine darbe vurur. Mescit açar ama amacı ibadet değil, fitne çıkarmaktır. Kur’an okur ama amacı hidayet değil, gösteriştir. Allah rızası olmayan hiçbir bina, hiçbir cemiyet, hiçbir vakıf Allah katında makbul değildir; aksine nifak yuvasıdır. Münafık, mukaddesatı hıyanetine kalkan yapar.

Sahabe Kıssası: Efendimiz S.a.v, Mescid-i Dırar’ın bir nifak merkezi olduğunu öğrenince, henüz içine girmeden sahabe-i kiramdan Hz. Vahşi ve arkadaşlarını gönderip o yapıyı yerle bir ettirmiştir.

Kıssadan Hisse: Dini siper edip hıyanet edenin kalesi, başına yıkılmaya mahkûmdur.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

30. AYET

لَا تَقُمْ ف۪يهِ اَبَدًاۜ لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ عَلَى التَّقْوٰى مِنْ اَوَّلِ يَوْمٍ اَحَقُّ اَنْ تَقُومَ ف۪يهِۜ

(Tevbe, 108)

Meal: "Onun içinde asla namaz kılma! İlk günden takva üzerine kurulan mescit (Kuba Mescidi), içinde namaz kılmana çok daha layıktır."

30. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ خُشُوعِ النِّفَاقِ قَالُوا وَمَا خُشُوعُ النِّفَاقِ؟ قَالَ أَنْ تَرَى الْجَسَدَ خَاشِعًا وَالْقَلْبُ لَيْسَ بِخَاشِعٍ

Meal: "Nifak huşusundan Allah’a sığının! Dediler ki: Nifak huşusu nedir? Buyurdu ki: Bedeni huşu içinde (boynu bükük) görüp, kalbin huşudan mahrum (kibirli ve karanlık) olmasıdır." (İbn Ebi Şeybe)

Nüzul Sebebi: Münafıkların "Gel burada namaz kıldır da mescidimiz meşruiyet kazansın" talebine karşı, Allah Teâlâ’nın müminlerin safını korumak için indirdiği kesin yasaktır.

Az ve Öz Tefsir: Takva üzerine kurulmayan her iş boştur. Münafığın namazdaki o sahte teslimiyeti, boynunu bükmesi sadece bir tiyatrodur. Dışı melaike görünen ama içi canavar kesilenlerin secdesi, Allah katında sadece bir yorgunluktur. Mümin, münafığın o sahte dindarlığına aldanıp onunla aynı safta durmamalıdır.

Sahabe Kıssası: Hz. Ömer Hz. namazda aşırı derecede boynunu büken birini görünce; "Ey boyun sahibi! Boynunu kaldır, huşu boyunda değil kalptedir!" diyerek nifak huşusuna karşı uyarmıştır.

Kıssadan Hisse: Kalbi Allah'ta olmayanın, boynunun bükük olması sadece bir maskedir.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

31. AYET

اَفَمَنْ اَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلٰى تَقْوٰى مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ اَمْ مَنْ اَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلٰى شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِه۪ ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَۜ

(Tevbe, 109)

Meal: "Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmek üzere olan bir yarın kenarına kurup da onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi?"

31. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَقْبَلُ مِنَ الْمُنَافِقِ صَرْفًا وَلَا عَدْلًا

“Meal: "Allah, münafığın ne farz ibadetini ne de nafile ibadetini (imanı sahih olmadıkça) kabul eder." (Ebû Dâvûd)”

Nüzul Sebebi: Amellerini dünya menfaati, gösteriş ve hıyanet temelleri üzerine atanların sonunun mutlaka hüsran olacağını bir temsil ile anlatmak için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafığın hayatı, uçurum kenarına yapılmış bir saray gibidir; görkemli görünür ama temeli boştur. İlk sarsıntıda sahibiyle beraber cehenneme çöker. İman ve ihlas temeli olmayan hiçbir amel, mahşer terazisinde bir ağırlık teşkil etmez. Münafık, ibadetleriyle cenneti satın alacağını sanır ama parası (ameli) geçersizdir.

Sahabe Kıssası: Medine'de münafıklardan bazıları çokça sadaka verir ama arkasından Müslümanları birbirine düşürürlerdi. Bu ayetle onların harcamalarının cehenneme giden bir yol olduğu tescillendi.

Kıssadan Hisse: Temeli nifak olanın, sonu yangındır.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

32. AYET

لَا يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذ۪ي بَنَوْا ر۪يبَةً ف۪ي قُلُوبِهِمْ اِلَّآ اَنْ تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟

(Tevbe, 110)

Meal: "Kurdukları o bina (Mescid-i Dırar), kalpleri parça parça oluncaya kadar yüreklerinde bir şüphe ve nifak düğümü olarak kalacaktır."

32. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ الْإِيمَانَ لَيَخْلَقُ فِي جَوْفِ أَحَدِكُمْ كَمَا يَخْلَقُ الثَّوْبُ، فَاسْأَلُوا اللَّهَ أَنْ يُجَدِّدَ الْإِيمَانَ فِي قُلُوبِكُمْ

“Meal: "Şüphesiz iman, tıpkı elbisenin eskimesi gibi içinizde eskir. Allah’tan kalbinizdeki imanı tazelemesini isteyin!" (Hâkim, el-Müstedrek)”

Nüzul Sebebi: Hıyanet merkezleri yıkılsa bile münafıkların içindeki o kin ve şüphe ateşinin asla sönmeyeceğini, ancak ölümle son bulacağını bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafığın pişmanlığı yoktur, sadece planının bozulmasına duyduğu öfke vardır. Onların kalplerindeki o nifak düğümü, ancak kalp durduğunda çözülür. Mümin ise sürekli uyanık olmalı, imanını nifak lekelerinden korumak için her gün tövbe ve zikirle yenilemelidir. İman taze tutulmazsa, nifak virüsü oraya sızar.

Sahabe Kıssası: Hz. Huzeyfe Hz. nifak virüsünden o kadar korkardı ki, fitne zamanlarında imanı tazelemek için sürekli ibadetle meşgul olur ve fitne çıkaranlardan uzak dururdu.

Kıssadan Hisse: Kalbindeki nifak düğümünü çözemeyen, ebedi kördüğüme mahkûmdur.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

V. ANA BÖLÜM: MAHŞER MEYDANINDA MÜNAFIKLARIN BÜYÜK RÜSVAYLIĞI VE EBEDİ AZAPLARI

MASKE DÜŞTÜ, NUR SÖNDÜ: İHANETİN MAHŞERDEKİ ZİFİRİ KARANLIĞI!

33. AYET

يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ ق۪يلَ ارْجِعُوا وَرَآءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًاۜ

(Hadîd, 13)

Meal: "O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar, iman edenlere: 'Bize bakın da sizin nurunuzdan biz de bir parça alalım' derler. Onlara: 'Ardınıza (dünyaya) dönün de bir ışık arayın!' denilir."

33. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُنْصَبُ لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ عِنْدَ اسْتِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَيُقَالُ هَذِهِ غَدْرَةُ فُلَانٍ

“Meal: "Kıyamet günü her hain (münafık) için arkasına bir bayrak dikilir ve 'Bu, falan oğlu falanın hıyanetidir' diye ilan edilir." (Buhârî, Edeb, 99)”

Nüzul Sebebi: Dünyada müminlerin nurundan faydalanıp onlardanmış gibi görünenlerin, mahşerin o karanlık ve dar geçidinde nasıl yapayalnız ve ışıksız kalacaklarını haber vermek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Mahşer karanlığında herkesin nuru imanı kadardır. Münafığın nuru yoktur; o dünyada sahte bir ışıkla yaşadı. Müminlerden ışık dilenirler ama heyhat! Işık dünyada kazanılırdı. Üstelik her hıyaneti bir bayrak gibi arkasına dikilir; tüm mahşer halkı onun kime, nasıl hıyanet ettiğini o rezil bayraktan okur.

Sahabe Kıssası: Abdullah b. Ömer (Hz.) bu hadisi her rivayet ettiğinde hıyanetin ne büyük bir rüsvaylık olduğunu vurgular ve nifaktan titrerdi.

Kıssadan Hisse: Dünyada hıyanet bayrağı açan, mahşerde rezillik nişanı taşır.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

34. AYET

فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌۜ بَاطِنُهُ ف۪يهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُۜ

(Hadîd, 13)

Meal: "Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Onun iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır."

34. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَمَنْ كَانَ يَعْبَدُ شَيْئًا تَبِعَهُ

Meal: "Allah kıyamet günü insanları haşreder; kim neye tapıyorsa (menfaat, makam, sahte ilahlar) onun peşine düşer. Münafıklar da o sahte amelleriyle ortada kalırlar." (Buhârî, Rikâk, 52)

Nüzul Sebebi: Münafıkların müminlerle olan bağının mahşerde ilahi bir duvarla ebediyen kesileceğini ve onların azap tarafında terkedileceğini bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: O sur, hak ile batılın ebedi ayrımıdır. Dünyada müminlerin içine sızan münafık, mahşerde o kapının dışında kalır. İçeride rahmet ve nur vardır, onun kaldığı tarafta ise zifiri karanlık ve azap. Dünyada neyin peşinde koştularsa (para, güç, nifak), mahşerde o peşinden koştukları şeyler onları cehenneme sürükler.

Sahabe Kıssası: Münafıklar dünyada "Biz de sizinle değil miydik?" diye seslenecekler; müminler ise "Evet, ama siz kendinizi fitneye düşürdünüz" diyeceklerdir.

Kıssadan Hisse: Rahmet kapısının dışında kalanın sığınağı ateştir.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

35. AYET

يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنَّكُمْ فَتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِيُّ حَتّٰى جَآءَ اَمْرُ اللّٰهِ

(Hadîd, 14)

Meal: "(Münafıklar) müminlere: 'Biz sizinle beraber değil miydik?' diye seslenirler. Müminler de derler ki: 'Evet ama siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanların başına bela gelmesini) beklediniz, şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı.'"

35. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُعْطَى كُلُّ إِنْسَانٍ مِنْهُمْ نُورًا، ثُمَّ يُطْفَأُ نُورُ الْمُنَافِقِينَ

“Meal: "(Mahşerde) her insana (müminlere ve münafıklara başlangıçta) bir nur verilir. Sonra münafıkların nuru söndürülür." (Taberânî)”

Nüzul Sebebi: Münafıkların "beraberlik" iddiasının mahşerde reddedileceğini ve sinsi bekleyişlerinin (müminlerin helakini beklemeleri) bedelini ödeyeceklerini tescil için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık hep "bekleyendir." Müslüman bir sıkıntıya düşse de ben kâra geçsem diye bekler. O yüzden mahşerde eline verilen o iğreti nur, en ihtiyaç duyduğu anda söner. Kendi yalanlarının karanlığında boğulur. Kuruntular (dünyalık hırslar) onları o güne kadar uyutmuştur.

Sahabe Kıssası: Uhud'da münafıkların ordunun bozulmasını bekleyip sevinmeleri, bu ayetin dünyadaki en net yansımasıdır.

Kıssadan Hisse: Müminin darlığını bekleyen, mahşerde karanlığa mahkûmdur.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

36. AYET

فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ مَأْوٰيكُمُ النَّارُۜ هِيَ مَوْلٰيكُمْۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ

(Hadîd, 15)

Meal: "Artık bugün ne sizden ne de o kâfirlerden hiçbir fidye kabul edilmez. Barınağınız ateştir. O sizin dostunuzdur (size layık olandır). O ne kötü bir varış yeridir!"

36. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ الْمُنَافِقَ لَيُجَرُّ فِي النَّارِ، فَيَطْحَنُ فِيهَا كَمَا يَطْحَنُ الْحِمَارُ بِالرَّحَى

“Meal: "Münafık cehennemde (bağırsakları dışarı fırlamış halde) eşeğin değirmen taşını döndürdüğü gibi döndürülerek azap edilir." (Buhârî, Fiten, 17)”

Nüzul Sebebi: Dünyada rüşvetle, hileyle işini yürüten münafıkların, mahşerde hiçbir bedel ödeyerek kurtulamayacaklarını ilan etmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Ateş onların "mevlası" yani tek sahip çıkanıdır. Dünyada müminleri terk edenleri, mahşerde sadece cehennem kabul eder. Bağırsakları dışarıda, bir hayvan gibi azap çekmeleri; dünyada yediği haramların ve Müslümanların içini deşen hıyanetlerinin bedelidir.

Sahabe Kıssası: Efendimiz (S.a.v) bu manzarayı haber verdiğinde, sahabe "Onun bu halini görenler ne der?" diye sormuş, Efendimiz: "Onun iyiliği emredip kendisinin yapmadığını söylerler" buyurmuştur.

Kıssadan Hisse: Dünyada hileyle kurtulan, mahşerde fidye ile kurtulamaz.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

37. AYET

اَلَّذ۪ينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ قَالُوٓا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۖ وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِر۪ينَ نَص۪يبٌ قَالُوٓا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ

(Nisâ, 141)

Meal: "Onlar sizi gözetleyip duranlardır. Eğer size Allah’tan bir zafer gelirse: 'Sizinle beraber değil miydik?' derler. Eğer kâfirlerin bir payı (başarısı) olursa, onlara: 'Biz size üstünlük sağlamadık mı ve sizi müminlerden korumadık mı?' derler."

37. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُجَاءُ بِالْمُنَافِقِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَيُقَالُ لَهُ أَلَمْ نُعْطِكَ الْمَالَ وَالْجَاهَ؟ فَيَقُولُ بَلَى يَا رَبِّ، فَيُقَالُ فَمَاذَا عَمِلْتَ؟

Meal: "Kıyamet günü münafık getirilir. Ona: 'Sana mal ve makam vermedik mi?' denilir. O: 'Evet ya Rabbi' der. 'Peki ne amel işledin?' denildiğinde (yalanları ortaya çıkar ve) susup kalır." (Müslim)

Nüzul Sebebi: Her iki tarafa da şirin görünmeye çalışan, "kazananın yanında saf tutan" omurgasız münafık karakterini mahşerdeki hesaplaşma ile birlikte sergilemek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafık rüzgar gülüdür. Müslüman kazansa hisse ister, kâfir kazansa "size biz yardım ettik" diye hıyanetini pazarlar. Ama mahşerde o verilen nimetlerin hesabı sorulduğunda, dili tutulur. Dünyada her şeye bir mazereti olan münafık, Allah’ın huzurunda dilsiz kalır.

Sahabe Kıssası: Münafıklar Hendek’te Müslümanlar daralınca kâfirlere haber gönderip "Sizin yanınızdayız" demişler, zafer gelince ise ganimetten pay istemişlerdir.

Kıssadan Hisse: İki tarafı da idare ettiğini sanan, mahşerde ortada kalır.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

38. AYET

فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلاً

(Nisâ, 141)

Meal: "Artık Allah kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah kâfirlere (ve münafıklara), müminlerin aleyhine asla bir yol (zafer) vermeyecektir."

38. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ أَهْلَ النَّارِ لَيَتَأَذَّوْنَ مِنْ رِيحِ الْمُنَافِقِ

“Meal: "Cehennem ehli bile (o pis kokusu sebebiyle) münafığın kokusundan rahatsız olurlar." (Müsned-i Ahmed)”

Nüzul Sebebi: Müslümanların içindeki hıyanetlerin sonsuza kadar sürmeyeceğini, mahşerde mutlak adaletin tecelli edeceğini müjdelemek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Münafığın hıyaneti dünyada bazen gizli kalabilir ama mahşerde hüküm Allah’ındır. Öyle bir pislik ve manevi koku ile haşrolurlar ki, feryat eden cehennemlikler bile onlardan şikayetçi olur. Onlar imanın izzetine ihanet ettikleri için, mahşerin en aşağılık konumuna itilirler.

Sahabe Kıssası: Efendimiz (S.a.v) "Mümin kâfirden üstündür" buyurmuş ve münafıkların sinsi planlarının eninde sonunda boşa çıkacağını müjdelemiştir.

Kıssadan Hisse: Allah'ın hükmü gelince, nifakın saltanatı yerle bir olur.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

39. AYET

يَوْمَ تُبْلَى السَّرَآئِرُۙ فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍۜ

(Târık, 9-10)

Meal: "Bütün sırların (gizli niyetlerin) ortaya döküleceği gün, onun (münafığın) ne bir gücü ne de bir yardımcısı vardır."

39. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَجِيءُ الْمُنَافِقُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَيُقَالُ لَهُ قُمْ فَصَلِّ، فَيَقُومُ فَيَنْكَسِرُ ظَهْرُهُ

Meal: "Kıyamet günü münafığa: 'Kalk ve (dünyadaki gibi) namaz kıl' denilir. O kalkmak ister ama (müminler secde ederken) onun sırtı kemikleşir, secde edemez, kütük gibi yere kapaklanır." (Bezzâr)

Nüzul Sebebi: Dünyada gizlenen her hıyanetin, her kirli planın mahşerde birer birer ifşa edileceğini ve münafığın o gün tamamen savunmasız kalacağını bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: "Sırların döküldüğü gün" münafık için en büyük felakettir. Dünyada "imanlıyım" diye eğilip kalkan o beden, mahşerde secde emri gelince kaskatı kesilir. Allah’a gerçekten secde etmeyenin sırtı, o gün secdeye izin vermez. Herkesin önünde kütük gibi devrilerek gerçek mahiyeti ortaya çıkar.

Sahabe Kıssası: Kalem Suresi 42. ayet (Secdeye çağrıldıkları gün güçleri yetmez) indiğinde sahabe, bunun dünyada münafıkça namaz kılanların mahşerdeki hali olduğunu anlamıştır.

Kıssadan Hisse: Kalbiyle secde etmeyenin sırtı, mahşerde bükülmez.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

40. AYET

اِسْتَغْفِرْ لَهُمْ اَوْ لَا تَسْتَغْفِرْ لَهُمْۜ اِنْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْع۪ينَ مَرَّةً فَلَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَهُمْۜ

(Tevbe, 80)

Meal: "Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme; onlar için yetmiş defa bağışlanma dilesen de Allah onları asla affetmeyecektir."

40. HADİS

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَزَالُ الْمُنَافِقُ فِي هَذِهِ الدُّنْيَا مُعَافًى فِي جَسَدِهِ وَمَالِهِ حَتَّى يَكُونَ مَوْتُهُ غَلِيظًا

“Meal: "Münafık dünyada bedence ve malca (imtihan edilmeksizin) afiyette kalabilir Ta ki ölümü çok sert ve dehşetli oluncaya kadar." (Taberânî)”

Nüzul Sebebi: Nifakın, Allah katında affı olmayan bir ihanet suçu olduğunu ve Peygamber (S.a.v) duasıyla dahi temizlenemeyeceğini bildirmek için inmiştir.

Az ve Öz Tefsir: Yetmiş defa, yani "ne kadar çok dilersen dile" demektir. Allah, hıyaneti karakter haline getireni affetmez. Münafığın dünyadaki o sahte rahatlığı kimseyi aldatmasın; o, kesilmeyi bekleyen bir kurbanın semirtilmesi gibidir. Ölümü ve sonrası öyle sert ve dehşetlidir ki, dünyadaki tüm "afiyeti" bir anda unutulur.

Sahabe Kıssası: Efendimiz (S.a.v) "Eğer yetmişten fazla dilesem affedileceklerini bilseydim, yine dilerdim" buyurarak merhametini göstermiş; ancak Allah bu yolun kapalı olduğunu bildirmiştir.

Kıssadan Hisse: Allah'ın affetmediğini, kimse kurtaramaz.

Sıhhat Derecesi: Ayet-i Kerime (Kat’i delil) - Hadis-i Şerif (Sahih).

EY NEFSİNİN KÖLESİ OLUP ŞEYTANI RAB EDİNMİŞ BEDBAHT!

DUY BU SON ÇAĞRIYI, DAHA VAKİT VARKEN GEL!

Yıllardır kalbinde biriktirdiğin o sinsi nifak düğümlerini çözmek için hala bir nefeslik vaktin var! Sen, kendi arzularını kendine ilah edindin; şeytanın fısıltılarını vahiy gibi dinledin ve Müslümanların arasında bir yabancı gibi, bir casus gibi, bir yıkıcı gibi dolaştın. Ama bak, güneş henüz batıdan doğmadı! Ölümün o soğuk hırıltısı boğazına düğümlenmedi! Ey nefs-i emmârenin oyuncağı olmuş gâfil; gel, bu sahte saltanattan, bu iki yüzlü hayattan vazgeç. Allah’a teslim ol, O’na ram ol! Münafıklığın o karanlık ve pis kokulu dehlizlerinden çıkıp, imanın aydınlık ve ferah iklimine sığın.

KİM OLURSAN OL, NE KADAR KİRLENMİŞ OLURSAN OL, YİNE GEL!

Zannetme ki Allah’ın rahmeti senin nifakından küçüktür! Sen yeter ki samimiyetle bir kapı aç, O’na doğru bir adım at; göreceksin ki Allah seni rahmetiyle karşılayacak. Sen Allah’a yönelirsen, O seni asla eli boş çevirmez, seni mutlaka bağışlar. Yeter ki o nifaktan, o sinsi kötülükten, o içten pazarlıklı sahtekârlıktan vazgeçmeyi bil! Gururunu ayaklarının altına al ve Allah’a yenilmeyi öğren! Allah’a yenilmek, aslında en büyük zaferdir. O’na boyun eğmek, zincirlerinden kurtulup gerçek hürriyete kavuşmaktır.

EY KALBİNİ NİFAKLA MÜHÜRLEMEK ÜZERE OLAN ZAVALLI!

Sök at o maskeyi yüzünden! İnsanları kandırabilirsin, ama melekleri ve mahşerin sahibini kandıramazsın. Gel, bu rüsvaylık bitmeden, o dehşetli "Hüzün Kuyusu"na düşmeden önce secdeye kapan. Gözyaşın nifak kirini temizlesin, tövben ruhunu arındırsın. Unutma; bugün secdeyle eğilmeyen o dik başın, yarın cehennemin ağır darbesiyle ömür boyu eğik kalacaktır. Şimdi dön, şimdi yan, şimdi ağla ki; mahşerde yüzün ak, yerin cennet olsun!

“BUGÜN ALLAH’A YENİLEN, MAŞHERDE EBEDİ ZAFERİ KAZANIR!”

“NİFAKTAN VAZGEÇİP TÖVBE EDEN, HİÇ GÜNAH İŞLEMEMİŞ GİBİDİR!”

“SON NEFESTE ‘KEŞKE’ DEMEKtense, ŞİMDİ ‘ALLAH’ DE Kİ KURTULASIN!”

EY GÂFİL! BU BELKİ DE SANA YAPILAN SON ÇAĞRIDIR. ALLAH’A TESLİM OL VE KURTUL!


MEHMET ERÇELİK