MUSALLADA SESSİZLİĞİN SÖYLEDİĞİ HAKİKAT
MUSALLADA BİRLİK, KABİRDE TEK BAŞINA
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ
AZİZ KARDEŞLERİM!
Bugün buraya ölüm için geldik…
Ama aslında ölüm, sadece bugün önümüze gelmedi.
Ölüm, her gün bizimleydi.
Her nefesimiz, ölümün bir provasıydı.
Her uyku, ölümün küçük bir kardeşiydi.
Her ayrılık, kabre açılan bir pencereydi.
Gözümüzün önündeki bu tabut…
Yalan dünyanın tek gerçeğidir.
Ne makam kalır…
Ne rütbe…
Ne mal…
Ne mülk…
Ne alkış…
Ne kalabalık…
Ne de insanın kendisini büyük sandığı o dünya kalır.
Geriye sadece birkaç metre kefen…
Bir kabir…
Bir sorgu…
Bir amel defteri kalır.
Musalla taşı, dünyanın en büyük vaizidir.
Konuşmaz.
Bağırmaz.
Azarlamaz.
Ama üzerinde duran tabutla insana her şeyi anlatır.
Bugün sıra onda…
Yarın bizde.
Birazdan cenaze namazına duracağız.
Saf tutacağız.
Tekbir alacağız.
Rükû yok…
Secde yok…
Çünkü bu namaz, artık amel edemeyen bir kardeşimiz için duadır.
Ama aynı zamanda hâlâ nefes alan bizler için büyük bir ikazdır.
O artık konuşamaz.
Biz konuşuyoruz.
O artık secde edemez.
Biz secde edebiliyoruz.
O artık tövbe edemez.
Biz tövbe edebiliyoruz.
O artık “Rabbim beni geri gönder” diyemez.
Biz hâlâ “Rabbim beni affet” diyebiliyoruz.
Rabbim göçümüzü imanlı eylesin.
Son nefesimizi kelime-i şehadetle vermeyi nasip eylesin.
AYET
فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ
“Ey basiret sahipleri! İbret alın.”
Haşr, 59/2
EY BASİRET SAHİBİ İNSAN!
Ey akıl sahibi insan!
Allah sana göz verdi…
Ama sadece bakasın diye değil.
Gördüğünden ibret alasın diye verdi.
Allah sana akıl verdi…
Ama sadece dünyayı hesap edesin diye değil.
Ahiretini düşünesin diye verdi.
Allah seni nice varlıktan üstün kıldı.
Sana irade verdi.
Sana kalp verdi.
Sana düşünme kabiliyeti verdi.
Sana doğruyu yanlıştan ayıracak bir basiret verdi.
Öyleyse bak şu önünde duran musalla taşına!
Bak şu tabuta!
Bak şu sessizliğe!
Bak şu son yolculuğa!
Bu manzara sana yetmiyor mu?
Dün yürüyen insan…
Bugün taşınıyor.
Dün konuşan insan…
Bugün susuyor.
Dün malını hesaplayan insan…
Bugün kefene sarılıyor.
Dün evine dönen insan…
Bugün kabre gidiyor.
Ey insan!
Sen ibret almak için yaratıldın.
Gaflete dalmak için değil.
Sen düşünmek için yaratıldın.
Boş yaşamak için değil.
Sen kulluk için yaratıldın.
Dünyaya esir olmak için değil.
Allah seni hayvanlardan üstün kıldı.
Çünkü sana akıl verdi.
Ama aklını ölümü düşünmekte kullanmazsan…
Gözün görür ama kalbin kör olur.
Bak şu musalla taşına!
Bir gün sen de buraya konulacaksın.
Bir gün senin de adın okunacak.
Bir gün senin için de saf tutulacak.
Bir gün senin için de “hakkınızı helal edin” denilecek.
Peki sen o güne hazır mısın?
Ey basiret sahibi insan!
İbret al.
Kendini düzelt.
Tövbeni geciktirme.
Namazını ihmal etme.
Kul hakkıyla yaşama.
Yalanı hafife alma.
Haramı normal görme.
Ölümü başkasına ait sanma.
Çünkü bugün önünde duran cenaze…
Sana kendi sonunu gösteriyor.
Bu tabut sana diyor ki:
“Ben bugün gidiyorum, yarın sen geleceksin.”
Bu musalla taşı sana diyor ki:
“Ben nice insan gördüm. Hepsi dünyayı bırakıp gitti.”
Bu cenaze sana diyor ki:
“Dünyaya aldanma. Yolun sonu burasıdır.”
Ey insan!
Gözün varsa bak.
Aklın varsa düşün.
Kalbin varsa ürper.
İmanın varsa hazırlan.
Çünkü Allah buyuruyor:
“Ey basiret sahipleri! İbret alın.”
HADİS
زُورُوا الْقُبُورَ فَإِنَّهَا تُذَكِّرُكُمُ الْآخِرَةَ
“Kabirleri ziyaret edin; çünkü kabir ziyareti size ahireti hatırlatır.”
İbn Mâce, Cenâiz, 47; Müslim.
KABİR İNSANA AHİRETİ HATIRLATIR.
Cenaze insana ölümü hatırlatır.
Musalla taşı insana hesabı hatırlatır.
Çünkü insan unutur.
Dünyaya dalar.
Malın peşine düşer.
Makamın peşine düşer.
Nefsin peşine düşer.
Kendini hiç ölmeyecek sanır.
Ama bir cenaze gelir…
Bütün hesapları bozar.
Bir tabut gelir…
İnsanın kibrini kırar.
Bir mezar gelir…
Dünyanın yalanını açığa çıkarır.
Aziz kardeşim!
Kabirleri ziyaret et ki ahireti unutmayasın.
Cenazeye bak ki kendi sonunu göresin.
Musalla taşından ibret al ki gaflet içinde yaşamayasın.
Bugün bu cenaze bize sessizce vaaz ediyor.
Diyor ki:
“Benim vaktim bitti. Senin vaktin devam ediyor.”
Diyor ki:
“Benim amel defterim kapandı. Seninki hâlâ açık.”
Diyor ki:
“Ben artık secde edemem. Sen edebilirsin.”
Diyor ki:
“Ben artık tövbe edemem. Sen edebilirsin.”
Diyor ki:
“Ben artık helallik alamam. Sen alabilirsin.”
Öyleyse ey insan!
Bu cenazeden ibret al.
Bu musalla taşından ibret al.
Bu kefenden ibret al.
Bu sessizlikten ibret al.
Çünkü akıllı insan, başkasının ölümünde kendi ölümünü görebilendir.
Akıllı insan, tabuta bakıp kendini hesaba çekebilendir.
Akıllı insan, kabre girmeden önce kabrine hazırlık yapabilendir.
Rabbim bizi bakan ama görmeyenlerden eylemesin.
Duyan ama ibret almayanlardan eylemesin.
Cenazeye gelip de kendi ölümünü unutanlardan eylemesin.
Musalla taşının önünde durup da kalbi titremeyenlerden eylemesin.
Bizi ibret alanlardan…
Kendini düzeltenlerden…
Ölüm gelmeden önce tövbe edenlerden…
Son nefesini imanla verenlerden eylesin.
Âmin.
AYET
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ
“Her can ölümü tadacaktır.”
Âl-i İmrân, 3/185
Her can ölümü tadacaktır.
Bu hüküm değişmez.
Bu kanun bozulmaz.
Bu emir ertelenmez.
Zengin de tadacak.
Fakir de tadacak.
Genç de tadacak.
Yaşlı da tadacak.
Sağlam da tadacak.
Hasta da tadacak.
Önemli olan ölümü tatmak değildir.
Önemli olan ölümü tatmadan önce, ölüme hazır bir hayat yaşamaktır.
Bugün nefesini hâlâ senden alan Allah…
Yarın o nefesi geri vermeyi de isteyecek.
Ve o zaman…
Ne “daha vaktim vardı” diyebileceksin…
Ne “bilmiyordum” diyebileceksin…
Ne “biraz daha mühlet” diyebileceksin.
Sadece amel defteri olacak karşında.
HADİS
أَكْثِرُوا ذِكْرَ هَادِمِ اللَّذَّاتِ
“Lezzetleri yok eden ölümü çokça anınız.”
Tirmizî, Zühd, 4
Ölüm, lezzetleri yıkar.
Dünyanın tadını keser.
İnsanın hırsını kırar.
Kibrini yere indirir.
Kalbine “dur” der.
Çünkü ölümü unutan insan…
Günahı hafif görür.
Ahireti uzak zanneder.
Kabri başkasına ait sanır.
Ama ölüm hatırlanınca…
Dil susar.
Kalp ürperir.
Nefis küçülür.
Göz yaşarır.
İnsan kendine gelir.
Aziz kardeşim!
Ölümü unutarak yaşama.
Çünkü ölüm seni unutmadı.
AYET
إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
“Biz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.”
Bakara, 2/156
Biz Allah’a aitiz.
Canımız bize ait değil.
Evladımız bize ait değil.
Malımız bize ait değil.
Bedenimiz bize ait değil.
Ömrümüz bize ait değil.
Biz emanet taşıyoruz.
Emanetin sahibi Allah’tır.
Ve emanetin sahibi, emanetini dilediği zaman geri alır.
Bugün bu kardeşimizin canı geri alındı.
Yarın bizim canımız geri alınacak.
O hâlde sor kendine:
Ben Allah’a ait olduğumu gerçekten biliyor muyum?
Yoksa dünyayı kendi malım mı zannediyorum?
Başına musibet geldiğinde…
“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” dedin mi?
Yoksa “neden ben” diye mi isyan ettin?
Kalbin bu sözle teslim oldu mu?
Yoksa sadece dilinden mi geçti?
HADİS
الْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ
“Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.”
Tirmizî, Kıyâme, 25
Akıllı insan, sadece dünyasını hesaplayan değildir.
Akıllı insan, ahiretini de hesaba katandır.
Bugün insanlar evinin taksitini hesaplıyor.
Arabasının değerini hesaplıyor.
Maaşını hesaplıyor.
Kazancını hesaplıyor.
Zararını hesaplıyor.
Ama kaç kişi kabrini hesaplıyor?
Kaç kişi amel defterini hesaplıyor?
Kaç kişi sıratı hesaplıyor?
Kaç kişi mahşeri hesaplıyor?
Aziz kardeşim!
Kendini hesaba çekmeden ölürsen…
Bir gün hesaba çekildiğinde cevap veremezsin.
Bugün kendine sor:
Ben bu namaza sadece bir cenazeyi uğurlamak için mi geldim?
Yoksa kendi cenazemi de düşündüm mü?
AYET
وَجَاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ
“Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir.”
Kâf, 50/19
Ölüm sarhoşluğu gelir.
Kapıyı çalmaz.
İzin istemez.
Randevu almaz.
Yaşa bakmaz.
Makam tanımaz.
Güce aldanmaz.
O an geldiğinde…
Göz başka bakar.
Dil başka döner.
Nefes başka olur.
Dünya uzaklaşır.
Ahiret yaklaşır.
İşte o an…
İnsanın hakikati gördüğü andır.
Ama dikkat et!
Hakikati görmek, her zaman kurtulmak değildir.
Çünkü iş işten geçmiş olabilir.
Bugün gözümüzün önünde tabut var.
Yarın bizim tabutumuz gözlerin önünde olacak.
Bugün biz saf tutuyoruz.
Yarın bizim için saf tutulacak.
Bugün biz dua ediyoruz.
Yarın bizim için dua edilecek.
HADİS
إِنَّ الْقَبْرَ أَوَّلُ مَنَازِلِ الْآخِرَةِ
“Kabir, ahiret duraklarının ilkidir.”
Tirmizî, Zühd, 5
Kabir, son değildir.
Kabir, başlangıçtır.
Dünya biter.
Kabir başlar.
Kabir biter.
Mahşer başlar.
Mahşer biter.
Hesap başlar.
Hesap biter.
Sırat başlar.
Ve sonra insan ya rahmete gider…
Ya da hüsrana.
Aziz kardeşim!
Kabri sessiz sanma.
Kabir konuşur.
Kabir sorar.
Kabir sıkar.
Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe olur…
Ya da cehennem çukurlarından bir çukur olur.
Bugün toprağın üstündeyiz.
Yarın toprağın altında olacağız.
Bugün adımızla çağrılıyoruz.
Yarın “ey kul” diye çağrılacağız.
Bugün evimize dönüyoruz.
Yarın kabrimize konulacağız.
AYET
حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ
“Nihayet onlardan birine ölüm gelince: ‘Rabbim! Beni geri gönder. Belki terk ettiğim dünyada salih amel işlerim’ der.”
Mü’minûn, 23/99-100
İşte en büyük pişmanlık budur.
“Rabbim beni geri gönder.”
Ama dönüş yok.
“Bir namaz daha kılayım.”
Ama dönüş yok.
“Bir tövbe daha edeyim.”
Ama dönüş yok.
“Bir helallik daha alayım.”
Ama dönüş yok.
“Bir yetimin gönlünü alayım.”
Ama dönüş yok.
“Bir haramdan vazgeçeyim.”
Ama dönüş yok.
Bugün vakit var.
Yarın vakit olmayabilir.
Bugün dilin dönüyor.
Yarın dönmeyebilir.
Bugün ayağın camiye geliyor.
Yarın seni camiye getirebilirler.
Bugün tabuta bakıyorsun.
Yarın tabutun içinde sen olabilirsin.
HADİS
بَادِرُوا بِالْأَعْمَالِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ
“Karanlık geceler gibi fitneler gelmeden önce amellerde acele ediniz.”
Müslim, Îmân, 186
Fitne zamanı, karanlık gece gibidir.
İnsan yönünü şaşırır.
Doğruyu eğri görür.
Eğriyi doğru zanneder.
Bugün yalan normalleşti.
Haram süslendi.
Günah hafifletildi.
Edep küçümsendi.
Ahlâk zayıfladı.
Ölüm unutuldu.
Ama ölüm unutulunca ölüm gelmemezlik etmez.
Aziz kardeşim!
Fitne gelmeden önce amel et.
Kalbin kararmadan önce tövbe et.
Dilin tutulmadan önce zikir et.
Gözün kapanmadan önce ağla.
Tabuta girmeden önce kendine gel.
Çünkü bir gün gelecek…
Ne isteklerin karşılık bulacak…
Ne “daha yoktu” diyebileceksin…
Sadece amel defteri olacak.
AYET
فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ
“Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür. Kim zerre kadar şer işlemişse onu görür.”
Zilzâl, 99/7-8
Zerre kadar hayır kaybolmaz.
Zerre kadar kötülük de unutulmaz.
Bir tebessüm yazılır.
Bir kırık kalp yazılır.
Bir dua yazılır.
Bir iftira yazılır.
Bir sadaka yazılır.
Bir haram lokma yazılır.
Bir yetimin hakkı yazılır.
Bir kul hakkı yazılır.
İnsan unutur.
Ama amel defteri unutmaz.
Bugün gizlediğin şey…
Yarın karşına çıkar.
Bugün kimsenin bilmediği günah…
Yarın mahşerde açılır.
Bugün “küçük” dediğin amel…
Yarın seni kurtarabilir.
Bugün “önemsiz” dediğin günah…
Yarın seni mahcup edebilir.
HADİS
يَتْبَعُ الْمَيِّتَ ثَلَاثَةٌ فَيَرْجِعُ اثْنَانِ وَيَبْقَى وَاحِدٌ يَتْبَعُهُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ فَيَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَيَبْقَى عَمَلُهُ
“Ölüyü üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. İkisi döner, biri kalır. Ailesi ve malı döner, ameli kalır.”
Buhârî, Rikâk, 42; Müslim, Zühd, 5
İşte hakikat budur.
Ailen kabre kadar gelir.
Dostların kabre kadar gelir.
Malın dünyada kalır.
Evin dünyada kalır.
Araban dünyada kalır.
Unvanın dünyada kalır.
Telefonun dünyada kalır.
Hesapların dünyada kalır.
Ama amelin seninle iner.
Namazın seninle iner.
Orucun seninle iner.
Sadakan seninle iner.
Kul hakkın seninle iner.
Yalanın seninle iner.
Haramın seninle iner.
İhanetin seninle iner.
Tövben de seninle iner.
Kabirde insanın gerçek arkadaşı amelidir.
Aziz kardeşim!
Kabrine kimi gönderdin?
Salih amel mi?
Yoksa pişmanlık mı?
AYET
وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا فِيهِ
“Amel defteri ortaya konur. Suçlular, onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış görürsün.”
Kehf, 18/49
Amel defteri açılacak.
Gizli olan yazılı olacak.
Unuttuğun şey karşında olacak.
İnkâr ettiğin şey şahitlik edecek.
Dil susacak.
Göz konuşacak.
El konuşacak.
Ayak konuşacak.
Deri konuşacak.
Bugün insan kendini savunabilir.
Yarın azaları kendisine karşı şahitlik eder.
Bugün “ben yapmadım” diyebilir.
Yarın eli “yaptı” der.
Ayağı “gitti” der.
Gözü “baktı” der.
Dili “söyledi” der.
Ey insan!
Defterin açılmadan kendine gel.
HADİS
إِذَا مَاتَ الْإِنْسَانُ انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ إِلَّا مِنْ ثَلَاثَةٍ إِلَّا مِنْ صَدَقَةٍ جَارِيَةٍ أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ أَوْ وَلَدٍ صَالِحٍ يَدْعُو لَهُ
“İnsan ölünce ameli kesilir. Ancak üç şey devam eder: Sadaka-i câriye, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden salih evlat.”
Müslim, Vasiyyet, 14
Ölüm gelince amel kapanır.
Namaz kılamazsın.
Oruç tutamazsın.
Sadaka veremezsin.
Helallik isteyemezsin.
Gönül alamazsın.
Tövbe edemezsin.
Ama geride bıraktığın hayır devam eder.
Bir çeşme…
Bir cami…
Bir Kur’an hizmeti…
Bir yetimin duası…
Bir ilim…
Bir güzel evlat…
Bir hayırlı iz…
Aziz kardeşim!
Öldüğünde arkandan ne kalacak?
Bir kavga mı?
Bir kırgınlık mı?
Bir miras tartışması mı?
Bir kul hakkı mı?
Yoksa dua mı?
AYET
يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ
“O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.”
Abese, 80/34-36
Mahşer günü…
İnsan en sevdiğinden kaçar.
Bugün uğruna günaha girdiği insanlardan kaçar.
Bugün memnun etmek için Allah’ı unuttuğu insanlardan kaçar.
Bugün “ne derler” diye hakikati terk ettiği insanlardan kaçar.
Çünkü o gün herkes kendi derdindedir.
Herkes kendi hesabındadır.
Herkes kendi defterindedir.
Bugün kalabalıklara güvenme.
Yarın herkes yalnız olacak.
Bugün insanlar seni alkışlasa ne olur?
Yarın Allah razı değilse, o alkış seni kurtarmaz.
Bugün insanlar seni terk etse ne olur?
Yarın Allah senden razıysa, o yalnızlık sana zarar vermez.
Yalnızlık hakikatin kaderidir.
Ama hakikatle yalnız kalan, Allah ile beraberdir.
HADİS
الدُّنْيَا سِجْنُ الْمُؤْمِنِ وَجَنَّةُ الْكَافِرِ
“Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir.”
Müslim, Zühd, 1
Dünya mümin için sınırsız bir eğlence yeri değildir.
Dünya mümin için imtihan yeridir.
Mümin her istediğini yapmaz.
Her gördüğüne bakmaz.
Her duyduğunu söylemez.
Her kazancı helal sanmaz.
Her kalabalığa uymaz.
Çünkü mümin bilir:
Bugün dünya vardır.
Yarın hesap vardır.
Bugün nefis ister.
Yarın Allah sorar.
Bugün günah tatlı gelir.
Yarın azap acı gelir.
O yüzden mümin kendini tutar.
Gözünü tutar.
Dilini tutar.
Elini tutar.
Kalbini korur.
İmanını korur.
AYET
أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ
“Çokluk yarışı sizi oyaladı. Ta ki kabirleri ziyaret edinceye kadar.”
Tekâsür, 102/1-2
Dünya yarışı insanı oyaladı.
Daha çok mal…
Daha çok makam…
Daha çok itibar…
Daha çok gösteriş…
Daha çok hırs…
Ama son durak kabir oldu.
İnsan biriktirdi.
Ama götüremedi.
İnsan övündü.
Ama toprağa girdi.
İnsan büyüklendi.
Ama bir mezara sığdı.
İnsan “benim” dedi.
Ama her şeyi geride bıraktı.
Aziz kardeşim!
Mal senin değil.
Makam senin değil.
Beden senin değil.
Nefes senin değil.
Her şey emanet.
Emanet geri alınır.
HADİS
إِيَّاكُمْ وَالْكَذِبَ فَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إِلَى الْفُجُورِ
“Yalandan sakının; çünkü yalan günaha götürür.”
Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103
Yalan sadece dilde değildir.
Yalan bazen hayatın şekline siner.
İnsan dürüst görünür ama içi başka olur.
Dindar görünür ama kul hakkı yer.
Mütevazı görünür ama kalbi kibirle dolar.
Müslüman görünür ama emanete ihanet eder.
Doğru söyleyen yalnız kalıyorsa…
Yalan çoğalmış demektir.
Ama unutma:
Yalnızlık hakikatin kaderidir.
Kabirde kalabalık yoktur.
Mahşerde torpil yoktur.
Sıratta gösteriş yoktur.
Mizanda yalan yoktur.
O gün sadece hakikat vardır.
AYET
يَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
“O gün ağızlarını mühürleriz; elleri bizimle konuşur, ayakları yaptıklarına şahitlik eder.”
Yâsîn, 36/65
O gün ağız susar.
Bahane biter.
Savunma biter.
İnkâr biter.
Bugün insan konuşarak kurtulduğunu zanneder.
Ama mahşerde ağız kapanır.
El konuşur.
Ayak konuşur.
Göz konuşur.
Kulak konuşur.
Deri konuşur.
Bugün elinle ne yaptın?
Bugün ayağınla nereye gittin?
Bugün gözünle neye baktın?
Bugün dilinle kimi incittin?
Bugün kalbinle kimi küçümsedin?
Aziz kardeşim!
Organların sana emanet.
Bir gün hepsi şahit olacak.
HADİS
لَا إِيمَانَ لِمَنْ لَا أَمَانَةَ لَهُ
“Emanete riayet etmeyenin imanı kemale ermiş değildir.”
Ahmed b. Hanbel, Müsned
Emanet sadece para değildir.
Emanet candır.
Emanet makamdır.
Emanet evlattır.
Emanet sözdür.
Emanet görevdir.
Emanet imandır.
İman da emanettir.
Kalbine bırakılmış en büyük emanettir.
Aziz kardeşim!
Ölüm geldiğinde senden ilk gidecek şey dünyan değildir.
Dünyan zaten burada kalacak.
Asıl mesele şudur:
İmanını koruyarak gidebilecek misin?
Son nefeste “Lâ ilâhe illallah” diyebilecek misin?
Yoksa dünya sevgisi diline perde mi olacak?
İşte bunun için ölümden önce imanı koru.
Fitneden önce imanı koru.
Haramdan önce imanı koru.
Kibirden önce imanı koru.
Kul hakkından önce imanı koru.
AYET
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا
“Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.”
Nisâ, 4/58
Emanet ehline verilmediğinde adalet çöker.
Adalet çöktüğünde toplum çöker.
Toplum çöktüğünde insanlık çöker.
Bugün insanlar liyakat yerine menfaati seçiyorsa…
Hak yerine akrabalığı seçiyorsa…
Adalet yerine çıkarı seçiyorsa…
Doğru yerine alkışı seçiyorsa…
Bil ki bu büyük bir imtihandır.
Ama unutma:
Her makamın hesabı var.
Her imzanın hesabı var.
Her kararın hesabı var.
Her ihmalin hesabı var.
Her zulmün hesabı var.
Cenaze namazında saf tutmak kolaydır.
Ama mahşerde safımız neresi olacak?
Sağdakilerden mi olacağız?
Soldakilerden mi?
HADİS
إِذَا وُسِّدَ الْأَمْرُ إِلَى غَيْرِ أَهْلِهِ فَانْتَظِرِ السَّاعَةَ
“İş ehil olmayana verildiği zaman kıyameti bekle.”
Buhârî, İlim, 2
İş ehil olmayana verildiğinde…
Adalet çöker.
Adalet çöktüğünde…
Fitne çoğalır.
Fitne çoğaldığında…
İnsan hakkı unutur.
Hakkı unutan insan…
Ölümü de unutur.
Ölümü unutan insan…
Ahireti de hafife alır.
Ama kıyamet yakındır.
Çünkü her ölenin kıyameti kopmuştur.
Bugün bu kardeşimizin kıyameti koptu.
Yarın bizim kıyametimiz kopacak.
AYET
وَعِبَادُ الرَّحْمَٰنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا
“Rahmân’ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler.”
Furkân, 25/63
Rahmân’ın kulları tevazu ile yürür.
Ama kibirle yürüyen insan, nereye yürüdüğünü unutmuştur.
Kibir, insanı Allah’a karşı kör eder.
Kibir, insanı hakikate karşı sağır eder.
Kibir, insanı nasihate karşı kapatır.
Unutma!
Şeytanı helâke götüren şey ilimsizlik değildi.
Şeytan biliyordu.
Ama kibirlendi.
Kibir, kalpte gizlenen bir ateştir.
Ve o ateş amelleri yakar.
Bugün tabutun karşısında kibir kalır mı?
Bugün musalla taşının önünde büyüklenmek olur mu?
Aziz kardeşim!
Bir gün seni de yıkayacaklar.
Bir gün seni de kefenleyecekler.
Bir gün seni de bu musalla taşına koyacaklar.
Bir gün senin için de “er kişi niyetine” veya “hatun kişi niyetine” denilecek.
Bir gün senin için de cemaatten helallik istenecek.
Peki gerçekten helallik almış olarak mı gideceksin?
HADİS
مَنْ تَوَاضَعَ لِلَّهِ رَفَعَهُ اللَّهُ
“Kim Allah için tevazu gösterirse Allah onu yükseltir.”
Müslim, Birr, 69
Tevazu kalbi yükseltir.
Kibir kalbi düşürür.
Kabir, kibirli insanı da alır.
Mütevazı insanı da alır.
Ama kabre girince fark ortaya çıkar.
Dünyada Allah için alçalanı Allah yükseltir.
Dünyada nefsini büyüteni Allah alçaltır.
Aziz kardeşim!
Bugün bu tabuta bak ve kendine sor:
Ben Allah’ın önünde neyim?
Bir kulum.
Zayıfım.
Muhtacım.
Faniyim.
Ölümlüyüm.
O hâlde nasıl kibirlenirim?
AYET
يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
“O gün ne mal fayda verir ne evlat. Ancak Allah’a selim bir kalple gelenler kurtulur.”
Şuarâ, 26/88-89
O gün mal fayda vermez.
Evlat fayda vermez.
Makam fayda vermez.
Dost fayda vermez.
Çevre fayda vermez.
O gün kalp sorulur.
Kalbin temiz mi?
Kalbin imanlı mı?
Kalbin teslim mi?
Kalbin kinle mi dolu?
Hasetle mi dolu?
Kibirle mi dolu?
Dünya sevgisiyle mi dolu?
Aziz kardeşim!
Cenaze namazı bize şunu öğretir:
İnsan dünyadan elleri boş gider.
Ama kalbi boş gitmemelidir.
Kalbinde iman olmalı.
Kalbinde tövbe olmalı.
Kalbinde ihlas olmalı.
Kalbinde Allah korkusu olmalı.
Kalbinde ahiret derdi olmalı.
HADİS
أَكْمَلُ الْمُؤْمِنِينَ إِيمَانًا أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا
“Müminlerin iman bakımından en olgunu, ahlâkı en güzel olanıdır.”
Tirmizî, Radâ, 11
İman sadece dilde değildir.
İman sadece kimlikte değildir.
İman sadece cenaze namazına gelmekte değildir.
İman ahlâkta görünür.
Sözde görünür.
Ticarette görünür.
Ailede görünür.
Emanette görünür.
Kul hakkından sakınmakta görünür.
Ahlâk kötüleşirse…
İman zayıflar.
İnsan namaz kılar ama kalp kırar.
Oruç tutar ama yalan söyler.
Sadaka verir ama kul hakkı yer.
Hacca gider ama kibri bırakmaz.
Aziz kardeşim!
Ölüm gelmeden önce ahlâkını düzelt.
Çünkü tabuta güzel elbise değil, güzel amel yakışır.
AYET
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun.”
Tahrîm, 66/6
Kendini koru.
Aileni koru.
Evladını koru.
İmanını koru.
Namazını koru.
Dilini koru.
Gözünü koru.
Kalbini koru.
Bir baba sadece evladına ekmek bırakmaz.
İman da bırakır.
Edep de bırakır.
Dua da bırakır.
Allah korkusu da bırakır.
Bir anne sadece çocuğunu büyütmez.
Onun kalbine ahiret tohumu eker.
Aziz kardeşim!
Evladına dünya bırakıp ahireti unutturursan…
Ona iyilik etmiş olmazsın.
Evladına makam öğretip secdeyi unutturursan…
Ona kazanç değil kayıp bırakırsın.
HADİS
مِنْ حُسْنِ إِسْلَامِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْنِيهِ
“Kişinin iyi Müslüman oluşunun göstergelerinden biri, kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesidir.”
Tirmizî, Zühd, 11
Boş şeylerle meşgul olan, ahirete hazırlanamaz.
Dedikodu ile geçen ömür…
İftira ile kirlenen dil…
Boş sözle tükenen vakit…
Günahla yanan kalp…
Bütün bunlar bir gün insanın karşısına çıkar.
Aziz kardeşim!
Ömrün az.
Vaktin kısa.
Nefesin sayılı.
Kabir yakın.
O hâlde seni ilgilendirmeyen şeyleri bırak.
Seni Rabbine götürecek şeylere sarıl.
AYET
وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى
“Azık hazırlayın. Şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır.”
Bakara, 2/197
Yolculuk var.
Ama bu yolculuk dünya yolculuğu değildir.
Bu yolculuk kabre doğrudur.
Mahşere doğrudur.
Hesaba doğrudur.
Allah’ın huzuruna doğrudur.
Bu yolculuğun azığı para değildir.
Bu yolculuğun azığı makam değildir.
Bu yolculuğun azığı şöhret değildir.
Bu yolculuğun azığı takvadır.
Takva; Allah’tan korkarak yaşamaktır.
Takva; haramdan sakınmaktır.
Takva; kul hakkından kaçmaktır.
Takva; yalnızken de Allah’ı unutmamaktır.
Takva; ölüm gelmeden önce ölüme hazırlanmaktır.
HADİS
أَسْرِعُوا بِالْجَنَازَةِ
“Cenazeyi geciktirmeyiniz, acele ediniz.”
Buhârî, Cenâiz, 51; Müslim, Cenâiz, 50
Cenaze beklemez.
Ölüm beklemez.
Kabir beklemez.
Melekler beklemez.
Ama insan tövbeyi bekletir.
Namazı bekletir.
Helalliği bekletir.
Haramdan dönmeyi bekletir.
Gözyaşını bekletir.
Allah’a dönüşü bekletir.
Aziz kardeşim!
Cenazeyi geciktirmiyoruz.
Peki tövbeyi neden geciktiriyoruz?
Ölüyü kabre götürmekte acele ediyoruz.
Peki kendi ahiretimize hazırlanmakta neden ağır davranıyoruz?
Bugün cenaze namazına geldik.
Ama asıl soru şudur:
Kendi cenaze namazımıza hazır mıyız?
Aziz kardeşlerim!
Birazdan bu kardeşimizin cenaze namazını kılacağız.
O artık bizim duamıza muhtaç.
Biz de Allah’ın rahmetine muhtacız.
Cenaze namazında tekbir alırken şunu düşün:
Bir gün benim için de tekbir alınacak.
Saflarda dururken şunu düşün:
Bir gün ben musalla taşında yatacağım.
Dua ederken şunu düşün:
Bir gün benim için de “Allah’ım onu affet” diye dua edilecek.
Tabuta bakarken şunu düşün:
Bu tabut bugün onun…
Yarın benim.
Ölüme gözünü yuman…
Ahirette gözünü açar.
Dünya ilmek ilmek işlediğimiz bir rüya…
Ölüm ise uyanıştır.
Gerçek hayat, nefesimiz kesildiğinde başlar.
Gözümüzün önündeki bu tabut…
Yalan dünyanın tek gerçeğidir.
Ne makam kalır…
Ne rütbe…
Ne mal…
Ne mülk…
Geriye sadece birkaç metre kefen ve amel defteri gider.
Hz. Ömer radıyallahu anh der ki:
“Nasihatçi olarak ölüm yeter.”
Bu sessiz kalabalık…
Önümüzdeki tabut…
Musalla taşındaki bu hâl…
Bize en büyük nasihattir.
Hz. Ali radıyallahu anh’a nispet edilen hikmetli bir sözde şöyle denir:
“İnsanlar uykudadırlar, öldükleri zaman uyanırlar.”
Rabbim iş işten geçmeden uyananlardan eylesin.
Amellerimiz varken uyananlardan eylesin.
Tövbe kapısı açıkken uyananlardan eylesin.
Son nefes gelmeden kendine gelenlerden eylesin.
Mevlânâ hazretleri ölümü, Allah’a kavuşmayı bilenler için bir kafesten çıkış gibi görür.
Çünkü imanla yaşayan için ölüm yok oluş değil, Rabbine dönüş kapısıdır.
Ama imanını kaybeden için ölüm korkunçtur.
Tövbesiz giden için ölüm ağırdır.
Kul hakkıyla giden için ölüm zordur.
Namazsız, duasız, secdesiz, gafletle giden için ölüm büyük bir pişmanlıktır.
Aziz kardeşim!
Ölümden kork.
Ama Allah’ın rahmetinden ümit kesme.
Günahtan kork.
Ama tövbeye koş.
Kabirden kork.
Ama kabri nurlandıracak ameller işle.
Mahşerden kork.
Ama yüz akıyla huzura varmak için bugün hazırlan.
Bugün buradan sadece bir cenazeyi uğurlamış olarak ayrılma.
Kendi nefsini hesaba çekmiş olarak ayrıl.
Bugün şu musalla taşının önünde kendine söz ver:
Namazımı terk etmeyeceğim.
Haramı hafife almayacağım.
Kul hakkıyla yaşamayacağım.
Yalanı normal görmeyeceğim.
Emanete ihanet etmeyeceğim.
Kibirle yürümeyeceğim.
Ölümü unutmayacağım.
İmanımı koruyacağım.
Çünkü ölüm bir sondur ama herkes için aynı son değildir.
Kimisi için ölüm rahmete açılan kapıdır.
Kimisi için ölüm pişmanlığın başlangıcıdır.
Rabbim bizi imanla yaşayanlardan…
İmanla ölenlerden…
Kabri nurlananlardan…
Mahşerde yüzü ak olanlardan…
Amel defteri sağından verilenlerden…
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin sancağı altında toplananlardan eylesin.
ALLAH’IM!
Bizi ölüme hazır olanlardan eyle.
Amelsiz geçen ömürlerden eyleme.
Gaflet içinde yaşayanlardan eyleme.
Son nefeste imanı kaybedenlerden eyleme.
MEHMET ERÇELİK
