Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Müslüman Şahsiyeti

İsmail Sezkin

MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİ


Muhterem Müslümanlar!.. Cenab-ı Allah

لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ فٖى اَحْسَنِ تَقْوٖيمٍ

““Biz insanı mükemmel bir şekilde yarattık” buyuruyor…(TİN;4)”

Cenab-ı Mevla; insana akıl ve irade bahşetmiş… Kendisine verilen bu akıl ve irade sayesinde, iman ile küfrü, iyiyle kötüyü, güzelle çirkini seçebilme, itaatkâr ve ya isyankâr olabilme gibi tercihleri seçebilme yeteneğini elde etmiş bir varlık insanoğlu… Cenab-ı Hakk da işte bu nimetler sayesinde yapacağı tercihlerinden dolayı insanı imtihana tabi tutuyor…

İnsanoğlu bu dünyada nasıl yaşamışsa, yapıp ettiklerinden ahirette hesaba çekilecek… Kendisine

اِقْرَاْ كِتَابَكَ

kendi yazdığın “kitabını şimdi oku”(İSRA;14) denilerek; yaptıklarının hesabını verecek… Çünkü

اَلَّذٖى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ

““Ölümü ve hayatı yaratan” Cenab-ı Allah”

لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا

““Hangimizin daha iyi, daha güzel amel işleyeceğini denemek, sınamak için”(MÜLK;2) bizi dünyaya göndermiş…”

Değerli Kardeşlerim!.. Bu dünyada insanoğlu yaratıcısına nasıl kulluk yapacağını… O’nun emirlerini nasıl hayata geçireceğini… Nasıl ibadet edeceğini… Çevresiyle nasıl bir ilişki kuracağını, nasıl bir tutum sergileyeceğini… Ebedi hayata nasıl hazırlanacağını… Cenab-ı Allah Peygamberler vasıtasıyla bize öğretmiş ve onları bize bir örnek olarak göndermiş…

Hayatın anlamını ve gayesini, varlığın başlangıcını, bilginin kaynağını, dünyaya geliş amacımızı biz Allah'ın kelamından ve Resulullah (SAV)'in sünnetinden öğreniyoruz…

Vahyin öğretilerinden uzak kalanlar, Peygamberin sünnetinden bîhaber yaşayanlar da, neden bu dünyaya geldiğini belki sorgular, ama doğru cevabı bulamazlar… Ama Allah’ın kelamı ve Peygamberin sünnetiyle hemhal olanlar, o soruların doğru cevabını bu dünya hayatında bulur ve ahireti kazanan mü’min ve Müslümanlardan olur…

Değerli Kardeşlerim!.. Cenab-ı Hakk bize doğuştan var olan ve sonradan kazanılan bir takım özellikler vermiş… İşte bütün bunlar bizim şahsiyetimizi, bizim karakterimizi, bizim mizacımızı oluşturur… Şahsiyetin, kişiliğin temelini oluşturan mizaç ve karakterdir… İnsanın doğuştan gelen rengi, şekli, şemaili, hareketliliği, sertliği, yumuşaklığı vesaire; bütün bunlar insana doğuştan gelen özellikler…

Bunları karakter haline getirecek olan, yaşam biçimi olarak ortaya koyacak olan birtakım özellikleri ve güzellikleri de sonradan ediniyoruz… Peygamberimiz

مَا مِنْ مَوْلُودٍ إِلاَّ يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ،

““Her doğan kimse fıtrat üzere doğar” (Hadislerle İslâm; C.4-S.141) buyuruyor… Yani tertemiz günahsız doğar diyor…”

Cenab-ı Allah’ın mükemmel bir şekilde yaratmış olduğu o fıtrat üzerine

فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ أَوْ يُنَصِّرَانِهِ أَوْ يُمَجِّسَانِهِ

““Ailesinden almış olduğu eğitim, terbiye ve çevreden almış olduğu, kazanmış olduğu etkiler” de insanoğlunun şahsiyetini oluşturur…”

Değerli Mü’minler!.. Şahsiyet oluşumundaki en önemli husus ailedir, eğitimdir, çevredir… İşte Hz. Muhammed Mustafa(SAV) yeryüzünün halifesi olarak yaratılan insana; varlık gayesini, amacını, şahsiyetini en mükemmel şekilde oluşturmak ve rehberlik etmek üzere gönderilmiştir… Zaten bütün peygamberlerin gönderiliş amacı ve hedefi; insana yaratılış amacına uygun bir şekilde dünya ve ahiret saadetini kazandırmaktır…

Bizim Peygamberimiz de; fıtrata yani insanın yaratılışına aykırı tutum ve davranışları sebebiyle, o cahiliye ortamının üretmiş olduğu buhranlı çatışmalardan; insanları aydınlığa, huzura, mutluluğa çıkarmak için, gece-gündüz demeden, Kur'an ve Sünnet rehberliğinde çabalamış ve gayret etmişti…

Cenab-ı Allah Kur’an’da

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فٖى رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ

Allah'ın Resûlünde sizin için güzel bir örnek vardır” diyor…(AHZAP;21)

Değerli Mü’minler!.. Peygamberimizin bu örnekliği ve mesajları; sadece bir çağa, bir döneme has değildir… Bir kavme, bir alana, bir mıntıkaya da has değil… Her çağa, tüm kâinata ve kıyamete kadar gelecek bütün insanlığa örnektir…

İnsanın şahsiyetini oluşturabilecek en güzel numuneleri Peygamberimizde görmek mümkün… Zira merhamet Peygamberimizde, iyilik onda, cömertlik onda, vefakârlık onda, yiğitlik onda, sabır onda, adalet, onda, kulluk onda… Bütün bunlarla beraber en üstün ve en güzel ahlak Peygamberimizde toplanmış… Çünkü O rahmet ve şefkat peygamberi… Bizim Peygamberimiz sevgi peygamberi…

لاَ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا

““İman etmedikçe cennete giremezsiniz Birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş olamazsınız” diyen bir peygamber…”

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖينَ

““Alemlere rahmet diye gelmiş…”(ENBİYA;107) Bütün gönülleri fethetmiş… Cennet bile O’nun cemaline aşık olmuş…”

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamberimiz de her fani gibi bu dünyadan göç etti… Göç ederken de “Size iki şey bırakıyorum… Onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla ayrılığa düşmezsiniz, asla tefrikaya düşmezsiniz… Daima bir olursunuz, beraber olursunuz, güçlü olursunuz, bunlar Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim ve benim sünnetimdir” diye vasiyet ederek gitti…

Değerli Kardeşlerim!.. Şahsiyetin, insani benliğin ve kimliğin oluşumunda Peygamberimizin izinden ve yolundan gitmek gerekiyor… Ama ondan da önce; şahsiyet inşasındaki en temel ve en önemli faktör imandır…

Onun için; iman cevherini kalpte taşımak, gönülde taşımak ve böylece mü’min ve Müslüman payesi almak gerekiyor… İnsanın hem dünyasını, hem de ahiretini mutlu edecek ve bu şekilde de huzura erecek olan nefis için en büyük nimet, iman nimetidir…

Değerli Kardeşlerim!.. Müslüman Allah'a iman eden, ihlasla ve samimiyetle ona ibadet eden, sorumluluk sahibi kimsedir… Şahsiyetli bir mü’min ve Müslümanın hayatının her anında dikkat etmesi gereken bir takım değişmez ve önemli ilkeler vardır… Müslüman kimse; kendi bünyesinde Peygamberimiz gibi bir şahsiyeti taşımaya gayret ettiği ve çaba gösterdiği zaman, kendisi için istediğini başkaları için de isteyebilme durumuna gelmiş olur… Çünkü Müslüman şahsiyeti taşıyan kişi kendisi için ne istiyorsa, ne seviyorsa, neden hoşlanıyorsa, Müslüman kardeşi içinde onu istemeli, onu sevmeli ve ondan hoşlanmalı… Yine iyi bir Müslüman kendisi için neyi istemiyorsa, neyi sevmiyorsa, neden hoşlanmıyorsa; bir başka kardeşi için de aynı şeyleri dilemeli, istemeli ve yapmalı… İşte bu Müslüman karakteri taşımanın en belirgin bir özelliğidir… Çünkü “

لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

““Sizden biriniz kendisi için istediğini, mü’min kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olamaz…””

Değerli Kardeşlerim!.. Bencilliğin, egoistliğin hat safhaya ulaşmış olduğu günümüz dünyasında, insanların kendisinden başkasını düşünemez olduğu bir çağda; şahsiyetli bir insan olabilmek, şahsiyetli bir Müslüman olabilmek ancak empati kurabilmekle mümkün… Bu da başkalarının yerine kendisini koyup, o şekilde düşünmek ve ya düşünme biçimi oluşturmakla elde edilir… Kendimizi başkalarının yerine koyarak, onların duygularını anlamaya çalışmak; bu açıdan çok önemli… Çünkü Cenab-ı Allah, sevdiği şahsiyet sahibi kimsenin, Hz. Muhammed Mustafa (SAV) gibi, imanının karakterine kök salmış olmasını, bütün benliğini kaplamış olmasını istiyor bizden…

Böyle olursa eğer; o mü’min iyilik yaptığı zaman sevinir, huzur duyar… Çünkü onun bütün melekeleri, bütün benliği; İslam'ın güzel duygularıyla yoğrulmuş hale gelmiştir… Kötülük yaptığı zaman da, ondan hoşnut olmaması, bunun kalbini-gönlünü yaralaması, üzülmesi de yine mü’min karakteridir… Peygamberimizin ifadesiyle

مَنْ عَمِلَ حَسَنَةً فَسُرَّ بِهَا وَعَمِلَ سَيِّئَةً فَسَاءَتْهُ فَهُوَ مُؤْمِنٌ

““Kim bir iyilik yaptığında seviniyorsa, bir kötülük yaptığında üzülüyorsa; o kimse mü’min ve Müslümandır…””

İyilik yaptığı zaman bir insanın gülümsemesi, ruhunun-gönlünün bundan hoşnut olması; o kişinin mü’min olma özelliğinden kaynaklanır… Çünkü şahsiyet sahibi bir Müslümanın sözlerinde, tavırlarında, davranışlarında her zaman bir bilinç ve şuur olur…

Peygamberimiz

ثَلاَثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلاَوَةَ الْإِيمَانِ،

““Şu üç özellik kimde bulunursa o kimse imanın İslam'ın tadına erer” diyor…”

Birincisi;

مَنْ كَانَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا،

Allah ve Resulünü herkesten daha fazla sever…

İkincisi;

وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءَ لاَ يُحِبُّهُ إِلاَّ لِلَّهِ،

Sevdiği kişiyi sadece ve sadece Allah için sever…

Üçüncüsü;

وَأَنْ يَكْرَهَ أَنْ يَعُودَ فِى الْكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ، كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ فِى النَّارِ

Allah kendisin imanla şereflendirip kurtardıktan sonra tekrar inkârcılığa dönmekten ateşe atılmaktan kaçındığı gibi kaçınır…” İşte imanın tadına varan mü’min ve Müslümanlarda bu özellikler ve güzellikler bulunur…

Değerli Kardeşlerim!.. Şahsiyeti oluşturan ve bunu davranışlara yansıtan unsurlardan biri de ihlastır… Yani samimiyettir… İnsanın her niyetinin karşılığı, her samimiyetinin semeresi vardır… İçten ve samimi davranabilmenin ölçüsü de; Allah rızasını gözetmektir… Yani duruşuyla, hareketleriyle, oturuşuyla, kalkışıyla, söz ve fiilleriyle, hatta kalbinden geçenlerle; rıza-i ilahiyi gözetmek… Bütün bunlara Cenab-ı Allah sevap yazar…

فمَنْ همَّ بِحَسَنةٍ فَلمْ يعْمَلْهَا كتبَهَا اللَّهُ عِنْدَهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى عِنْدَهُ حسنةً كامِلةً

““İnsan iyi bir iş yapmaya niyet eder onu kalbinden geçirir, ona niyetlenir de; eğer birtakım sebepler dolayısıyla onu yapmazsa, o kimseye Allah bir iyilik sevabı yazar” buyuruyor Peygamberimiz… Yani eğer bizim kalbimizi, gönlümüzü, benliğimizi iyilik, güzellik ve hayır sarmışsa; bunları içinden geçirmeye bile Cenab-ı Allah sevap yazıyor…”

وَإِنْ همَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ عَشْر حَسَنَاتٍ إِلَى سَبْعِمَائِةِ ضِعْفٍ إِلَى أَضْعَافٍ كثيرةٍ

““Eğer onu yaparsa, o iyiliği işlerse, fiiliyata geçirirse, o iyiliğin karşılığında Cenab-ı Allah ona 10 katından 700 katına kadar sevap yazar…””

وَإِنْ هَمَّ بِسيِّئَةِ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كامِلَةً

““Eğer kötülük yapmaya niyet eder de o kötülüğü yapmaktan vaz geçerse, Allah ona herhangi bir günah yazmaz” diyor… Bitmedi;”

وَإِنْ هَمَّ بِها فعَمِلهَا كَتَبَهَا اللَّهُ سَيِّئَةً وَاحِدَةً

““Şayet insan bir kötülük yapmak ister ve onu yaparsa, Cenâb-ı Hakk o fenalığı da sadece bir günah olarak yazar…””

Değerli Mü’minler!.. Bu hadis-i şeriften Cenab-ı Allah'ın niyetimize, gayemize, kalplerimize baktığını öğreniyoruz… Dolayısıyla; bizler bütün yapıp ettiklerimizde sadece Allah’ın rızasını elde edebilmek için çabalamak, gayret etmek zorundayız… Çünkü bunun karşılığını Rabbimiz bizlere ihsan edecek…

Peygamber Efendimiz bir Müslümanın şahsiyetinin nasıl olacağı konusunda; hem İslam dininin temel ilkeleriyle, hem de kendi örnek hayatıyla insanlığa rehberlik etmişti… Şahsiyet dediğimiz şey; kişinin karakterini, ahlaki değerlerini, davranışlarını şekillendiren, insana yön veren hususlardır… İşte Peygamberimizin güzel ahlakı ve sünneti bunun en güzel örnekleridir… Bundan dolayı;

الْخُلُقِ حُسْنُ اَلْإِسْلَامُ

İslam güzel ahlaktır” buyuruyor… Cenab-ı Allah da;

وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظٖيمٍ

““Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin” buyuruyor Peygamberimize…(KALEM;4) Yine Peygamberimiz de”

إِنَّمَا بُعِثْتُ لِأُتَمِّمَ صَالِحَ الْأَخْلَاقِ

““Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyor…”

İşte bütün bu güzel ahlak numuneleri; insanın karakterini, şahsiyetini, kişiliğini, kimliğini ortaya koyan davranışlardır… Güvenilir olmak, doğru olmak, adaletli davranmak, tevazu sahibi olmak, sabır sahibi olmak, şefkat ve merhamet ehli olabilmek… Bunlar, en önemli ahlaki değerlerimiz bizim… Nitekim Peygamberimiz Müslümanı tarif ederken;

الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ وَالْمُؤْمِنُ مَنْ أَمِنَهُ النَّاسُ عَلَى دِمَائِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ

““Müslüman diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir” diyor…”

Değerli Kardeşlerim!.. Bütün sosyal ilişkilerin temelinde güven unsuru yatar… Söz senettir derdi büyüklerimiz… Söze itibar edilirdi eskiden… Sözde itibar kalmayınca, söze güven olmayınca; bu defa sözün yerini senetler aldı… Senetler de güvenirliğini yitirince, bu defa çekler ortaya çıkmaya başladı… Çekler karşılıksız çıkınca da, toplumda güven tamamen ortadan kalkmaya başladı…

Neticede insanlar İslami şahsiyetini, kişiliğini, kimliğini, değerini kaybetmeye başladı… Oysa bizim Peygamberimize daha Peygamber olmadan önce bile ‘Güvenilir Muhammed’ deniyordu… Herkes ona ‘Muhammed’ül Emin’ diyordu… Anlaşmazlıklar da O’nun hakemliğine başvuruluyordu… Peygamberimiz bu şahsiyeti ve kişiliği ile güven ve doğruluk özelliğini ortaya koyarak, insanları ikna ediyordu…

Mesela; Kâbe el birliğiyle, ortaklaşa tamir ediliyordu… Hacer’ül Esved'in yerine yerleştirilmesine sıra gelince; imece usulüyle yardımlaşan kabileler, birbirlerine kılıç çekecek duruma geldiler… Herkes Hacer’ül Esved’i yerine koyma şerefinin kendisinde olmasını istiyordu… Böyle bir durumda, kan dökülmeden bu iş çözülmez anlamında, bir kap kanın içine parmaklarını sokuyor; birbirimizi öldürmeden, birbirimizi yok etmeden bu işten vazgeçmeyiz diye yeminleşirlerdi… Durum bu hâle gelince; Ubu Umeyye bin Mugîre “Şu kapıdan ilk defa kim girerse onun hakemliğine başvuralım ve bunu kabul edelim” diye teklifte bulununca, diğer kabileler bu teklifi kabul ediyor ve beklemeye başlıyorlar… Bir müddet sonra o kapıdan Peygamberimizin girdiğini görünce herkes seviniyor… Çünkü onun hakemliğinden hiç kimse şüphe etmiyordu… Konu kendisine anlatılınca, Peygamberimiz bir sergi getirtiyor, onun üzerine kendi elleriyle Hacer’ül Esved’i koyuyor, her kabileden bir kişiye tutturarak taşıttırıyor ve kendi elleriyle yerine yerleştiriyor… Böylece bir kargaşayı ortadan kaldırmış oluyor…

Değerli Kardeşlerim!.. 610 yılının Ramazan ayında ilk vahiy geldiğinde, Cebrail tarafından ilk ayetler kendisine okunduğunda Peygamberimiz biraz korku ve biraz ürperti halinde evine gidiyor… O’nun o korkulu halini görünce Hz. Hatice validemiz Peygamberimizi teskin ediyor ve “Sen korkma ve üzülme, mahzun olma ve kederlenme… Zira Allah seni koruyacak ve kollayacaktır… Çünkü sen etrafına güven veren bir insansın… Sen herkesin iyiliğini ve güzelliğini istersin… Sen çevrendeki insanlara ikramda bulunursun… Doğruları destekler, yanlıştan kaçınır ve bu toplumun hep iyiliğini istersin… Bu özellikleri ve güzellikleri şahsında barındıran bir kimseyi Allah mahzun etmeyecek ve kederde bırakmayacaktır” diyor…

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamberimizde bulunan ve Hz. Hatice’nin saydığı bu özelliklere baktığımız zaman; bunların genel anlamda her insanda, özel anlamda her Müslümanda bulunması gereken özellikler olduğunu görüyoruz… İşte bizim şahsiyetimizi de bu özellikler ve güzellikler oluşturmalı…

Yine Peygamberimiz Safa tepesine çıkıp da “Şu dağın ardında, şu vadiden bir düşman süvarisi gelecek ve az sonra bize baskın yapacak desem bana inanır mısınız?” diye sorduğu zaman, orada bulunan herkesin “Evet, sana inanırız… Çünkü şimdiye kadar senden hiçbir yalan duymadık… Ne söylediysen o doğru çıkmıştır” demelerin de Peygamberimizin şahsında doğruluğu görüyoruz…

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamberin sünneti üzere yaşadığını iddia eden ve O’nun ümmeti olan bizler de; Peygamberimiz gibi etrafımıza güven vermek zorundayız… Ağzımızdan her zaman doğru ve doğruluk ilkeleri çıkmak zorunda… Çünkü Peygamberi seviyorum diyen mü’min ve Müslümanın O’nun gibi şahsiyetli bir kişi olması gerekir… Sünnete uymak budur işte…

Peygamberi seviyorum diyen mü’min ve Müslümanın O’nun gibi bir şahsiyet taşıması gerekir… O Peygamber “Doğruluktan ayrılmayın” diyor…

فَإِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِى إِلَى الْبِرِّ وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِى إِلَى الْجَنَّةِ

“Çünkü “Doğruluk insanı iyiliğe, iyilik insanı cennete götürür” diyor… “Yalandan kaçının…””

فَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِى إِلَى الْفُجُورِ وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِى إِلَى النَّارِ

“Çünkü “Yalan insanı ahlaksızlığa, ahlaksızlık da insanı cehenneme götürür” diyor…”

O halde; Peygamberimizin beni ihtiyarlattı, beni kocattı dediği

فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayet-i kerimesi, her zaman bizim ilkemiz olmalı… Çünkü bu ayetin devamında

وَمَنْ تَابَ مَعَكَ

““Tövbe edip sana iman edenler de dosdoğru olsunlar” ve”

وَلَا تَطْغَوْا

““Hak ve adalet ölçülerini aşmayın”(HUD;112) diyor Cenab-ı Allah…”

İçimiz-dışımız bir olmalı… Ağzımızdan doğruluktan başka hiçbir şey çıkmamalı… Yani ya olduğumuz gibi görünüp ya da göründüğümüz gibi olmalıyız…

قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

““Rabbimiz Allah'tır deyip de, sonra dosdoğru olanlara korku yoktur, onlar asla üzülmeyeceklerdir”(AHKAF;13) ayet-i kerimesini bütün yaşamımızda bir mihenk taşı gibi taşımamız ve doğruluktan asla ayrılmamız gerekir… Çünkü bir gün “Ey Allah'ın Resulü bana biraz nasihat et” diye soran kişiye”

قُلْ آمَنْتُ بِاللَّهِ فَاسْتَقِمْ

““Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru ol” diyor Peygamberimiz… Ve bütün hayatında doğru sözlü ve her konuda güvenilir olan kimselere; ahirette peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle beraber olacağının müjdesini veriyor… Yine aldatan kimsenin, çevresine karşı aldatıcı bir dil kullanan kimselere karşı da”

وَمَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا

““Aldatan kimse bizden değildir” diyor”

Değerli Kardeşlerim!.. Bu “Bizi aldatan bizden değildir” hadis-i şerifine göre; imalatçı imal etmiş olduğu bir ürünü standartlarına göre işlemek ve yapmak zorunda… Müteahhit inşa etmiş olduğu bir binayı sağlam yapmak zorunda… Bir çiftçi üretmiş olduğu mahsulü en güzel şekilde üretmek zorunda… Kamu görevlisi yapmış olduğu işi güzel şekilde yapmak ve yerine getirmek zorunda… Çünkü bunları yapmayan Müslüman

وَمَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا

““Aldatan bizden değildir” hadis-i şerifine muhatap olur…”

İşte doğru sözlü olmak ne kadar insani, İslami, ahlaki bir özellikse; yalancılık da o kadar gayri insani, o kadar gayri İslami ve bir o kadar da gayri ahlaki bir özelliktir…

Değerli Kardeşlerim!.. Kendi şahsiyetimizi ve çocuklarımızın şahsiyetini inşa ederken; merhametten ve şefkatten ayrılmamak… Rahmet Peygamberini kendimize ilke edindiğimizi hiçbir zaman unutmamak… Onun adalet anlayışını kendi bünyemizde taşıyıp; adil bir kul, adil bir mü’min, adil bir insan olabilmek için çalışmak-çabalamak ve gayret etmek zorundayız… Eğer böyle yaparsak; bu Müslüman kimliğini taşıyor ve hal diliyle İslam’ı tebliğ ediyoruz demektir…