Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Nefis Muhasebesi: Kendimizle Yüzleşmek

İsmail Sezkin

NEFİS MUHASEBESİ


يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ

وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

İnsanoğlu dünyada genelde gaflete düşer. Bu gafletinden dolayı göremediği hatta dikkate almadığı kavramlardan birisi “muhasebe, nefis muhasebesi” dir. Nefis muhasebesi; insanın kendi kendisiyle yüzleşmesi, kendi kendini kontrol etmesi anlamına gelir.

Dünyadan en fazla biz insanlar istifade ediyoruz. Bir bakın yeryüzüne; dünyadaki her şey bizim için yaratılmış, kâinata şöyle bir baktığımız zaman, kainat bütün güzelliklerini bizim ayaklarımızın altına seriyor ve bütün kâinat bize hizmet ediyor.

İnsanoğlu şu kâinatta başıboş değildir. Bu kadar güzelliklerin, bu kadar nimetlerin içinde eğer başıboş olduğumuzu zannediyorsak, çok büyük bir yanlışa düşmüş oluruz, bu gerçekten çok büyük bir gaflet olur. Nitekim Kurân’ı Kerim de Cenab-ı Rabbil Alemin:

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى

““İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?” buyuruyor..”

Başka bir ayeti celilede de:

اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا

““Sizi boş ve anlamsız bir oyun için yarattığımızı”

وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُون

“ve Bize dönmek zorunda olmadığınızı mı sanıyordunuz?" buyuruyor.”

Biz Cenab-ı Allah’a ibadet edelim diye yaratılmışız, başıboş değiliz yani. Bütün mahlûkat Cenab-ı Allah’a ibadet eder. Bütün mahlûkat Cenab-ı Hakk’ı zikr-ü tesbih ile meşguldür. Böyle bir kainatta bütün insanlar ve cinler de bu ibadetin, bu kulluğun farkında olmalı, olmak zorunda. Nitekim Allah-u Teâlâ buna dikkatimizi çekiyor Kur’an’da:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُون

““Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.””

Hz.Ömer her gün kendi kendine“Bugün Allah için ne yaptın” diye sorarmış. Bizler de Hz. Ömer gibi gece başımızı yastığa koyarken yaşadığımız günün hesabını tutmak zorundayız. Her hafta, cumadan cumaya ey mü’min bak bakalım bir geçirdiğin haftaya, nasıl bir haftayı geride bırakıyorsun diye sormamız gerekiyor kendi kendimize… Aynı şekilde her ay insanın aylık hesabını da yapması lazım. Sonra da yıllık hesabını, muhasebesini yapması lazım.

Mesela; bu anlamda düşündüğümüz zaman üç aylar ve kandiller müslümanın kendi kendini yokladığı zaman dilimleridir… Aynı şekilde Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı da öyle…

Dikkat ederseniz Cenab-ı Allah kulunu hiç boş bırakmak istemiyor. Boş da bırakmıyor hiç. Çünkü şu hayatta boşluk diye bir şey yok. Eğer hayatın bir yerlerini, bir şeyleri boş bırakırsan, o boş bıraktığın yer mutlaka bir şeyle dolar; “Sen kalbini hak ile meşgul etmezsen bil ki orayı batıl gelir işgal eder.” Diyor İmam-ı Şafi..

Onun için insan kalbinin hakla dolu olup olmadığını kontrol etmesi lazım. Zaman zaman yapacağımız muhasebelerle kontrol altına almalıyız kendimizi. Kendimizi böyle hesaba çektiğimizde bir sonuç çıkacak karşımıza. Ya zararda ve ya karda olduğumuzu anlayacağız. Bu kontroller neticesinde eğer zarardaysak hemen zarardan dönelim diye, yok eğer kârdaysak karımız daha da artarak devam etsin diye buna dikkat etmemiz isteniyor bizden.

Konumuzla alakalı bir hadis-i şerifinde Peygamber Efendimiz (s.a.s), o büyük mahkemede hesaba çekilmeden önce dünyadayken nefsimizi sorgulamayı akıllılık ve mü’minlik emâresi olarak zikrediyor ve şöyle buyuruyor:

“Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Âciz kimse ise nefsinin arzularına tabi olan ve Allah’tan (olmayacak şeyler) temenni eden kimsedir.” Buyuruyor ve “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Diyor…

Evet, konumuz nefis muhasebesi. Nefis muhasebesi dediğimiz zaman Kur’an bize hep kıyamet gününü anlatıyor… Çünkü bu dünyada nefis muhasebesi yaparsak eğer, bunun mükâfatını o zaman orada alacağız da onun için. Bu dünyada hesabını kitabını iyi yapan bir kişi, kıyamet gününde zarar etmez. Bu dünyada hesabını kitabını iyi yapanın yarın Cenab-ı Allah’ın huzuruna çıktığı zaman defteri tertemiz olur..

Sözlerimize başlarken bi ayet-i kerime okumuştuk:

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ

وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

“Bu ayet-i kerime de Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:”

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ

““Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının”

وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ

“ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın.”

وَاتَّقُوا اللّٰهَ

“Allah’a karşı gelmekten sakının.”

اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

“Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.””

Cenab-ı Allah bu ayetinde bizleri ahiret için uyarıyor. Bu dünyada kontrollü bir hayat yaşamamızı istiyor bizden.

Ahiret günündeki durumumuzun ne olacağını burada yaptıklarımız belirleyecek. Onun için de yarın için hazırlanmamız gerektiğini bizlere hatırlatıyor ve uyarıyor bizi Cenab-ı Hakk. Bizden muhasebe yapmamızı istiyor yani.

Dolayısıyla; muhasebe, Peygamberimizin "Ölmeden önce ölünüz" fermanını bir müslümanın hayatına uygulaması demektir. Yine Peygamberimizin “Hesaba çekilmeden önce hesabınızı kendiniz görünüz” düsturunu müslümanın hayatına aktarması demektir bu. Yani sonradan pişman olmamak için önceden tedbir ve tedarikte bulunmaktır muhasebe. "neydim, ne oldum… Neredeydim, nereye geldim… Neler umuyordum, nelere kavuştum… Neticede ne olacağım?” Kendisine bu soruları soran bir müslüman; demek ki hesabını kitabını iyi yapıyor demektir.

إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَاد

““Şüphesiz Rabbin gözetlemededir.””

إِنَّ اللّهَ لاَ يَخْفَىَ عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلا فِي السَّمَاء

““Şüphesiz yerde ve gökte Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz.””

"Hafıza-i beşer nisyan ile ma'luldür." Demiş atalarımız. Yani insan unutmaya meyyal bir varlıktır. Bu yüzden insanın her zaman bir hatırlatıcıya ihtiyacı vardır. Her zaman insanın bir uyarıcıya ihtiyacı vardır. Bunun için Cenab-ı Hak, bu ayetlerde, yaptığımız her şeyin gözetlenip bilindiğini bizlere hatırlatıyor ve unutmamamızı istiyor bizden.

İbn-u Ömer (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) omuzumdan tuttu ve: "Sen dünyada bir garip veya bir yolcu gibi ol" buyurdu. Sonra da bana:

"Akşama erdin mi, sabahı bekleme, sabaha erdin mi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun sırada hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap." dedi diyor İbn-i Ömer.

Kepimiz elhamdülillah müslümanız. Hepimiz birer müslüman olarak, içinde bulunduğumuz, yaşadığımız şu ânın kıymetini bilmeliyiz ve bunu değerlendirmeliyiz. Rabbimizi unutmamalıyız, en azından her günün sonunda kendimizi hesaba çekmemiz lazım.

Günde beş vakit namaz kılıyoruz. Kıldığımız namazlar kıyam, kıraat, rükû ve secdeleriyle sadece görüntüsü güzel olan namazlar olmaması lazım. Eğer kıldığımız namazlar bize hesap kitap yaptırmıyorsa, bizi ayetin beyanıyla kötülükten ve ahlaksızlıktan korumuyorsa, rükusu-secdesi ne kadar güzel olursa olsun, ne kadar tadili erkan üzerine olursa olsun, o namaz bizi kurtarmaz ahrette. Kıldığımız her namazımızda, nefis muhasebemizi yapmamız lazım. Bunu yapabilmek için de namazlarımızı ihsan derecesinde kılmamız gerekiyor.

اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَر

““Namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.””

Eğer namazlarımızı gereği gibi eda ederken, namazlarımızla birlikte kendimizi hesaba çekersek bu ayete uymuş oluruz. Yaptığımız bu hesap doğrultusunda Cenab-ı Hakk’ın emrettiği şekilde hareket eder ve yaşarsak bu ayete uymuş oluruz. Yok; eğer bunu yapmazsak, yapamıyorsak, işet o zaman -Allah muhafaza- “Fe veylüllil musallin – Vay o namaz kılanların hâline…” durumuna düşeriz…

Onun için her namazımızda muhasebemizi yapmak zorundayız. Namazın günde beş vakit olmasının hikmetlerinden biri de budur zaten. Peygamberimizin ifadeyle; "Her namazımızı son namazımız gibi kılmalıyız." Eğer namazlarımızı böyle kılmazsak, yarın hüsrana uğrayıp pişman oluruz. Yarın huzur-u mahşerde amel defterlerimiz elimize verildiğinde bir de bakarız ne namaz var, ne niyaz var defterde. Hepsi boşa gitmiş. Orada eyvah! deriz ama iş işten geçmiş olur. Onun için yarın orada “eyvaaah!” dememek için yapmak zorundayız bunu.

Cenab-ı Allah Peygamber Efendimiz (s.a.v) aracılığı ile bir kapı açıyor ve mahşer gününü gösteriyor bize. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadisi şerifte buyuruyor:

"Kıyamet günü, şu beş şeyden hesaba çekilmeden, kulun ayakları[Rabbinin huzurundan] ayrılamaz:

Ömrünü nerede harcadığından,

Ne amelde bulunduğundan,

Malını nerede kazandığından,

Malını nereye harcadığından,

Vücudunu nerede çürüttüğünden."

Hepimiz insanız sonuçta. Beşeriz. Şaşar, yanılırız bazen. Hata yapabiliriz. Günaha dalabiliriz. Allah bizi böyle yaratmış çünkü, bu bizim elimizde olan bir şey değil. Ama eğer kendimizi muhasebe edebiliyor, hesabımızı kitabımızı yapabiliyorsak; işte o zaman, bu düşmüş olduğumuz hata ve kusurlarımızın farkında oluruz. Hata ve kusurlarının farkında olan insan da tevbe ve istiğfara yönelir. Tövbe istiğfar ettiğimiz zaman o hata ve kusurları hiç yapmamış gibi tertemiz oluruz. Çünkü Cenab-ı Allah Furkan Suresi’nde;

İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan

Ancak kim tövbe ve iman edip salih amel işlerse

fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenâtin,

İşte böyle olanların kötülüklerini Allah iyiliğe çevirir.

ve kânallâhu gafûran rahîmâ

Allah çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.

Allah-u Teala'nın emirlerini yerine getirip getirmediğine bakıp, insanın kendi kendisi ile hesaplaşmasıdır nefis muhasebesi. Bizim dini hayatımızda çok önemli bu. Haftada, ayda, yılda birkaç kere değil, her gün, hatta her zaman nefis muhasebesini yapılmamız lazım.

İnsan ''Neyim, nereden geldim, nereye gideceğim?'' sorularını her zaman sormalı kendi kendine… Bu soruları kendi kendimize sorduktan sonra şu cevapları alabilmeliyiz kendimizden… ''Cenab-ı Allah beni dünyaya imtihan için gönderdi. O'na itaat ve ibadet üzere yaşarsam beni sevdiği ve razı olduğu kullarına dâhil edecek. Meleklerden de üstün eyleyip, ebedi saadet yurdu olan cennetiyle, cemaliyle mükâfatlandıracak'' İşte bu şekilde imanımızı her zaman çok sağlam ve canlı tutmamız lazım.

Bunun için de sadece kalp temizliğinin yeterli olmayacağını bileceğiz öncelikle… Evet, ben bir Müslümanım, tabiki benim kalbim temiz olacak. Ama bu bana yetmiyor işte. Cenab-ı Allah'ın emirlerini yerine getirip, yasaklarından sakınmam gerektiğini de hiçbir zaman aklımdan çıkarmayacağım ben.

Her zaman söylüyoruz, biz her konuda kendimize Peygamber Efendimizi örnek alacağız. Her zaman Onun gibi yaşama gayretinde olacağız. Nefis muhasebesi konusunda da, iman, ibadet ve itaat konusunda da Peygamber Efendimizi ve ashabını örnek alacağız kendimize.

Şimdi olduğu gibi, “Benim kalbim temiz.” Diyerek kendi kendini kandıran insanlar her zaman olmuş dünyada.

İşte İmam-ı Gazali bu kalbim temiz deyip de İslam'ın emirlerini terk edip, yasaklarını hiç üzüntü duymadan yapan kimselere şöyle öğütlerde bulunmuş; sözlerimizi İmam-ı Gazali’nin bu öğütlerini dinleyerek bitirelim…

''Bir kere yem verdiğin atınla, şu koskoca dağı aşabileceğini mi zannediyorsun'' diyor İmam-ı Gazali…

''Şu dünya hayatında sana üç yaşındaki bir çocuk; 'Amca ceketinin kolundan bir akrep girdi' dese hemen ceketini çıkarır, fırlatır atarsın. Canım bu küçücük çocuğun sözüne itibar edilmez demezsin. Ve yine sana bir doktor sakın şu şu ilaçları ihmal etme, şu perhizlerine de son derece dikkat et dediği zaman, harfiyen o doktorun sözlerini yerine getirirsin.

Ey insan! Allah ve Resulü'nün sözlerinin senin yanında bir çocuğun sözü kadar ve ya bir doktorun sözü kadar mı değeri yok Şu dünyada kış gelmeden kış hazırlıklarını yaparsın amma, cehennem zemherisinin dünya zemherisinden çok daha fazla soğuk olduğunu unutmamalısın.''

''Bu dünyada bir yerden diğer bir yere gideceğin zaman birçok hazırlıklar yaparsın, peki bu dünyadan ahirete göçerken bazı hazırlıklar yapman gerekmez mi? Zira sevdiklerin, kazandığın mal ve paralar burada kalacak, o güzel amellerin sana yoldaş ve yardımcı olacak ''

''Şu yalancı dünyada imtihan olduğun zaman, imtihanı kaybetsen o kadar üzülmemen gerekir. Çünkü bir daha imtihana girip o başarısızlığını telafi etme imkânın var. Halbuki Cenab-ı Allah seni bu dünyada imtihan ediyor. Kaybettiğin zamanda bir daha o başarısızlığı telafi etme imkânın yok''

İmam-ı Gazali'nin bu öğütleri gerçekten çok düşündürücü. Kafamıza vura vura uyarmış bizi İmam-ı Gazali. Eee; gerisi de bize kalıyor artık. Bakın bir Ramazan ayının daha sonuna geliyoruz. İyi yapalım hesabımızı. Muhasebemiz temiz ve sağlam olsun. Yoksa sonumuz felaket olur Allah muhafaza.