NEFSİNİZİ VE AİLENİZİ CEHENNEM AZABINDAN KORUYUNUZ
Değerli Mü’minler!.. Mahlûkatın en şerefli varlığı insanoğlu… Ve eşref-i mahlukat olarak yaratılan insan, dünyaya imtihan için gönderilmiş Bu dünyada imtihan olan insanoğlunun en şereflisi ise, takva sahibi şuurlu Müslüman İnsanoğlu bu dünyada imtihan olduğu için de doğumundan ölümüne kadar sürekli nefisinin ve şeytanın saldırısı altında…
Ama maalesef günümüzde her şey nefis ve şeytana hizmet eder oldu Gururun, kibirin, riyanın, şehvet ve şöhretin, iki yüzlülüğün hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz
Böyle bir zamanda sıratı müstakim üzere bulunmak çok zor Kendimizi, ailemizi, sorumluluklarını omuzlarımızda taşıdığımız evlatlarımızı; bu zamanda korumak ve kurtarmak gerçekten çok zor
Yaşadığımız şu devrin bu bela ve musibetlerinden kurtulmak için, hem bu dünyada mutlu olmak için, hem de ebedi alemde kurtuluşa erebilmek için; ilahi ahlak esaslarına bağlı, samimi ve şuurlu bir hayat yaşamamız gerekiyor
Böyle bir hayatı yaşayabilmenin yolu ise; Allah-u Teâlâ’nın bütün mahlûkata can simidi olarak sunduğu İslam’a, Kur’an’a, Hatemül Enbiya Hz. Muhammed Mustafa(s.a.v)’ya itaat etmekten geçiyor
Değerli Kardeşlerim!.. Bu dünyadaki manevi ve toplumsal hastalıklarımızın tamamının şifası işte burada, maddi ve manevi sıkıntılarımızın devası da burada Bu gün bütün İslam âleminin ekmekten, sudan daha fazla ihtiyaç duyduğu şey olan kardeşlik, huzur, maddi ve manevi yükseliş de burada… İslam Dininde, Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamber Efendimiz (SAV)’de yani…
Müslümanların üzerine ne oyunlar oynandığını, hepimiz görüyor ve yaşıyoruz Bu oyunları oynayanların kimler olduğunu da hepimiz biliyoruz Bu oyunları oynayan kâfirlerin, münafıkların, zalimlerin, İslam düşmanlarının, içimizdeki ve dışarıdaki egoistlerin bu oyunlarını, onların bu tuzaklarını ve hilelerini ancak İslam’ın bize emrettiği, Kur’an-ı Kerim’in bize haber verdiği ve Peygamberimizin öğrettiği ittihat-ı İslam bozar… Yani bizim bu değerlerde bir araya gelmemiz ve bu değerleri yaşamamız bozabilir bu oyunları
Her toplum, -hak ve ya bâtıl hiç fark etmez- her toplum, kendi inanç, fikir, kültür ve gelenekleri içinde varlığını devam ettirir Meselâ, Yahudiler, Hristiyanlar, Budistler kendi inanç ve kültürleri içinde yaşarlar… Ateistler kendi nefsânî temayülleri içinde yaşarlar… Aynı şekilde diğer dünya düzen ve sistemleri de, kendi ictimâî ve iktisâdî görüşleri içinde hayatlarını devam ettirirler…
Allah-u Teâlâ insanı, mahlûkatın en şereflisi kılmış… İnsanoğlunu yeryüzünün halifesi olarak yaratmış… Ve insanoğlunu ahsen-i takvim sırrına mazhar kılmış Bu özelliklerle yaratılan insanoğlu dünyaya bir gaye için gönderilmiş İnsanoğlunun bu dünyadaki vazifesi; bu gayenin ne olduğunu bilmek, bu gayeyi bulmak ve bunun için yaşamaktır…
İnsanoğluna verilen bu üstünlükler ve ayrıcalıklar nedeniyle, şu imtihan dünyasında insana bir takım vazifeler verilmiş Bunların başında Allah’ı tanımak, O’nun kulu olduğunu hiçbir zaman unutmamak ve bütün iman esaslarına eksiksiz ve tam olarak inanmak gelir… Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de:
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
“Ben insanları ve cinleri ancak beni tanısınlar, bana kulluk etsinler diye yarattım” buyuruyor…(Zariyat,56)”
Değerli Kardeşlerim!.. Yaşamanın, bu dünyada var olmamızın başka hiçbir maksadı yok Sen şimdi insanlığa dünyanın en iyi hizmetini yap; ama Cenab-ı Allah'a kulluk açısından, Allah rızasını kazanmak için bunları yapmazsan, yani imanın yoksa eğer, bu yaptıklarının hiçbir değeri olmaz
Onun için yapılan her şeyin temelinde, yaradılış istikametinde iman edeceksin ve ne yaparsan yap, Allah rızası niyetini ortaya koyarak yapacaksın… Çünkü bizim bu âleme geliş maksadımız, Cenab-ı Allah'ı tanımak ve bilmek
Peki, nasıl tanıyacağız Cenab-ı Allah’ı?.. Bunun en güzel yolu Cenab-ı Hakk’ın emrettiği ibadetleri yapmak… İbadetlerin hepsi aslında ayrı ayrı birer ilim dalı… Ama bu öyle sadece kitaplarda yazılan bir ilim değil İbadet hal ilmidir, yaşanan ilimdir
Çünkü bizler şunu biliyor ve buna iman ediyoruz;
اِنَّ الدّٖينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ
-i İmrân,19) Allah-u Teâlâ’nın katında razı olduğu ve Peygamberleri vasıtasıyla tebliğ ettiği, insanların da uymasını istediği en doğru hak din İslam Dinidir Bu dinin ilk tebliğcisi, yani ilk peygamberi Hz. Âdem Peygamber, son tebliğcisi, son peygamberi de Hatem-ül Enbiya Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’dır…
Bütün beşeriyetin kurtuluşu buna bağlı Kur’an’dan geçmeyen yolların hiç birisi saadete varamaz İslam’ı yaşamayan ruhlar saadeti bulamaz…
وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّنٖى مِنَ الْمُسْلِمٖينَ
““Allah’a davet edip salih amel işleyen ve ben gerçek Müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel sözlü kim var?”(Fussilet, 33) diyor Kur’an…”
اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْدٖى لِلَّتٖى هِىَ اَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنٖينَ الَّذٖينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا كَبٖيرًا
““Bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler…”
وَاَنَّ الَّذٖينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا
“Ahirete inanmayanlar için de, elem dolu bir azap hazırlandığını haber verir” Kur’an … (İsra,9-10)”
Değerli Kardeşlerim!.. Müslümanın, kendi aslî kimliğini koruyup yaşatabileceği tek kültür, Kur’an ve Sünnet kültürüdür…
Fakat gerek televizyon olsun, gerek internet ve modalar olsun; bunlar özellikle şu son bir asırdan beri, Müslümanların Kur’ân ve Sünnet kültüründen mahrum yetişmesine ve yaşamasına sebep oldu Müslümanlara batının, o İslâm ahlâkından uzak kültürü empoze edildi
Kendi o büyük değerlerini yeterince ve lâyıkıyla öğrenemeyen ve tanıyamayan Müslümanlarda maalesef hazin bir aşağılık kompleksi başladı… Ve maalesef Müslümanlar kendi öz değerlerine yabancılaştırıldı Böylece Müslümanlar global kültürün ve güç odaklarının kuklası hâline getirildi…
Dolayısıyla Müslüman için Kur’an’dan uzak bir hayat, hem dünyevî plânda bir esaret ve zillet sebebidir… Hem de uhrevî plânda mutlak bir ebediyet intiharıdır
Peygamber Efendimizin bıraktığı mirasa maalesef sahip olup sarılamadık Veda hutbesinde bize bıraktığı mirası şöyle açıklamış ve ilan etmişti Peygamberimiz:
تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا كِتَابَ اللّٰهِ تَرَكْتُ فِيكُمْ اَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا وَسُنَّةَ رَسُولِ اللّٰهِ
““Size iki şey bıraktım Bunlara sarıldığınız müddetçe asla sapıtmazsınız Bunlar, Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Resulünün sünnetidir” diyor… (İ. Malik, Kütübü Sitte, c. 1, sh. 179, No: 1)”
Peygamberimizin birçok sözü günümüze ışık tutar ve ümmetin halini gözler önüne serer… Nübüvvet penceresinden bakarak haber verdiği her olayın, zamanı geldiğinde, tam da söylediği gibi gerçekleştiğini görüyoruz, okuyoruz…
Maalesef biz bu mirasa sahip çıkamadık ama Peygamberimiz bir başka hadis-i şeriflerinde de “Ümmetimden bir taife, kendilerine Allah’ın emri gelinceye kadar yani kıyamet kopuncaya kadar hak üzerinde birbirine yardımcı olmaya devam edecek ve bunlara muhalefet edenler, onlara hiç zarar veremeyecekler ve onlar hep galip gelecekler” diyor…
Bu hadis-i şerif, Müslümanların kısmen mağlup olsalar bile, kesin bir yenilgiyle mağlup olmayacaklarına, en azından bir zümrenin kıyamete kadar hep hakkı ayakta tutarak ayakta kalacağına işaret ediyor Bu hadis, Allah’ın yardımının ve desteğinin geleceğine ve zulmün karanlığı ne kadar uzasa da, sonunda mutlaka şafağın sökeceğine işaret ediyor Ve yine bu hadis-i şerif; tağutlar nesilleri bozmaya ve onları dinlerinden uzaklaştırmaya çalışsa da, bu çabanın boş olduğunu haber veriyor
Malumunuz; bu gün Müslümanların yaşadığı hemen her yerde kan, zulüm ve gözyaşı var Bu zulümler bir yandan yüreklerimizde derin yaralar açarken, diğer yandan da uyanışımızı hızlandırıyor aslında… “Hak”tan başka her yolun işe yaramadığını gözler önüne seriyor
Cenab-ı Allah bir ayet-i kerime de
وَالَّذٖينَ جَاهَدُوا فٖينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا
““Uğrumuzda mücadele edenlere yollarımızı gösteririz” diyor… Yani Cenab-ı Hakk; Allah’a ulaşmak, O’na bağlanmak için O’nun yolunda mücadele eden kimselere yardım edeceğini haber veriyor Allah’a giden yolda karşı karşıya kaldıkları zorluklara katlanan, hiçbir sorumluluktan kaçınmayan, asla ümitsizliğe düşmeyen kimselere yol göstereceğini söylüyor Bu uzun ve meşakkatli yola çıkan kimselerin yanında olacağının, onları yalnız bırakmayacağının müjdesini veriyor bu ayette Böyle kimselerin imanlarını geçersiz saymayacağını, onların verdikleri hiçbir mücadeleyi unutmayacağını Ve onları kendi yoluna ileteceğini söylüyor Cenab-ı Allah”
Değerli Kardeşlerim!.. Böyle bir teminatın karşısında bizim, yani bu Ümmet-i Muhammedin, artık önümüze bakmamız gerekiyor Bütün dünya dostumuz olsa bile, eğer Allah bizden razı değilse, hiçbir şeyin, hiçbir anlamı ve kıymeti yok Ve ya bütün dünya karşımızda olsa bile, eğer Allah bizimle beraberse, gerisi hiç önemli değil… İşte bu hadis-i şerif ve bu ayet-i kerime, bize bunları müjdeliyor
Değerli Mü’minler!.. Kur’an’ın ve Sünnetin feyzinden uzaklaşıldıkça, kalplerdeki iman nuru zayıflar… Ondan sonra da o zayıflayan iman; -Allah korusun- bir mum ışığı gibi, küçük bir rüzgârla söner gider
Bir araştırma yapılsa, acaba Kur’an-ı Kerîm’in tefsirini okuyan kaç kişi çıkar toplumumuzda?..
Peygamber Efendimizin bütün insanlığa örnek olan hayatını, kronolojisi dışında, hayat ölçüleri ve hikmetleri cihetiyle acaba yüzde kaçı biliyor Ümmet-i Muhammedin?.. Peygamber Efendimizin yirmi üç senelik peygamberlik hayatının, Kur’an’ın fiilî tefsiri olduğunun ne kadar bilincindeyiz acaba?..
İslâm’ı gerçek manasıyla yaşayabilmek için gerekli olan inanç ve amel bilgilerinin yer aldığı bir ilmihal kitabını, acaba kaç kişi baştan sona okumuştur hayatında?.. Ve ya daha da ileri gidelim; acaba kaç kişinin evinde, ofisinde, dükkânında masasının üzerinde Kur’an meali ve ilmihal kitabı var?..
Bu bakımdan; bizim en büyük ihtiyacımız şu… Hayatımızdan uzaklaştırdığımız Kur’an ve Sünnet ölçülerine sımsıkı sarılmamız gerekiyor Ancak bunu yaparsak, yani dünyevî ve uhrevî kurtuluşun yolunu doğru bir şekilde idrak edip anlayabilirsek; yanlış adreslerden ve bu çıkmaz sokaklardan kurtuluruz
Biraz önce de söylediğim gibi, her toplum kendi kültür dünyası içerisinde hayatını devam ettiriyor Müslümana yakışan da; elbette kendi kültürünü, kendi medeniyetini ve kendi değerlerini, bunların esas kaynakları olan Kur’an’dan ve Peygamberimizden öğrenerek anlamak ve böylece -Batının kötü bir kopyası olarak değil- Müslüman şahsiyet ve kimliğinin asaletiyle varlığını sürdürmektir
وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ دٖينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِى الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
“uyuruyor Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerimde:”
وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ دٖينًا
““Kim İslam’dan başka bir din ararsa,”
فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ
“bilsin ki kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecek”
وَهُوَ فِى الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
“ahirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır”(Âl-i İmrân;85) diyor”
Değerli Kardeşlerim!.. Hz.Adem(a.s)’dan itibaren bütün Peygamberler Müslüman olarak yaşamışlar, çocuklarından ve kavimlerinden de Müslümanca yaşamalarını, ölürken de Müslüman olarak ruhlarını teslim etmelerini istemişlerdir
Onun için; her Müslümanın, bilhassa din, dil ve tarih şuuruna sahip olması gerekiyor… Çünkü eğer bu şuur diri olursa, fert de toplum da diri olur Eğer bir toplum bu şuurlarını kaybederse, yeryüzünde yok olmaya mahkûm olur
Çünkü dünyaya geliş ve ukbaya gidişimizin mana ve hikmeti de, bu dünyadaki yaşantımızın ve ebedî hayatımızın yegâne huzur ve saadet reçetesi de; din O reçete olmadan insan, hem bu dünyada hem de ahiret aleminde hüsrâna uğrar, pişman olur Eyvah der ama iş işten geçmiş olur…
Niçin yaratıldığını, nereden gelip nereye gideceğini bilmeyen insan da, hiçbir zaman rûhî bunalımlardan kurtulamaz… “Îmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür, Îmansız olan paslı yürek sînede yüktür” diyor Mehmed Âkif… İnsanoğlunun bu değişmez realitesini bu iki mısra çok güzel anlatıyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Hepimizin malumu; her meslekte insan, zaman ilerledikçe mesleğinde ustalaşır ve mahareti gelişir
İşte din, iman ve kulluk mevzusunda da her Müslümanın bunu yaşaması lazım… Bunun için de, bu konularda en doğru ve gerçek bilgiyi, Cenâb-ı Hakkʼın beyanından, yani Kur’an-ı Kerîm’den almamız gerekiyor… Yani, yine Mehmet Akif’in dediği gibi; “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı…”
Kur’an-ı Kerîm, ihtiva ettiği sır ve hikmetler bakımından, haddi-hududu olmayan uçsuz-bucaksız bir okyanus gibidir… Herkes, o okyanustan kalbinin derinliği ölçüsünde istifade eder Onun için bizim de, Kur’an-ı Kerîm ile böylesine yüksek bir kalbî kıvam ile ünsiyet kurabilmenin yollarını araştırıp bulmamız lazım… Yani, dinimizi iyi öğrenmemiz ve bilmemiz lazım Milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmamız lazım Çünkü bir milleti millet yapan, milli ve manevi değerleridir…
Aksi taktirde; bu değerlerinden uzaklaşan bir millet, artık bir millet olmaktan çıkar, ancak dağılıp yok olmaya mahkûm bir insan sürüsü haline gelir…
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ
““Ey İman edenler!.. Eğer siz Allah’a, onun emrini tutar dinini uygular yardım ederseniz, O da size yardım eder ve düşmanlarınıza karşı ayaklarınızı sabit kılar, sağlam bastırır ”(Muhammed, 7)”
Değerli Kardeşlerim!.. Müslümanlar olarak biz, eğer hakkı yaşamazsak, görüyorsunuz batılları yaşamak zorunda kalıyoruz… Eğer içinde yaşadığımız topluma Hakkı hâkim kılmazsak, görüyorsunuz batıllar geliyor bize egemen oluyor
Eğer şöyle bir silkelenip kendimize gelmezsek; bundan sonra da bu böyle olacak Şunu unutmayın; Hakla Cennete yükselemeyen, batıllarla Cehenneme yuvarlanır…
Bizim ilk vazifemiz; inandığımız İslâm Dininin emir ve yasaklarına göre hayatımızı düzenlemek olacak… Arzularını mabutlaştırmak isteyen nefsimizi Cenab-ı Allah'a ve Peygamberine itaat ettirmek zorundayız…
Bu uğurda vereceğimiz her mücadele mukaddestir Onun için, Peygamber Efendimiz;
الْمُجَاهِدُ مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ فِي طَاعَةِ اللَّهِ
““Gerçek mücahit, Allah’a itaat yolunda, kendi nefsiyle mücadele eden kimsedir” buyuruyor”
Her zaman “Allah’ım!.. Göz açıp kapayıncaya kadar olsun, beni nefsimin eline bırakma” diye dua eden Peygamberimizin, bir savaştan döndüğü zaman “Küçük cihattan, büyük cihada döndünüz” dediği nefis mücadelesi, gerçekten çok zor, ama çok kıymetli bir mücadele
İşte nefsiyle yapması gereken bu mücadeleyi yapamadığı için; artık beş vakit namazını kılmayan, zekâtını vermeyen, yakın akrabasını gözetmeyen bir toplum haline geldi bu Ümmet-i Muhammed… Yalanı ve entrikacılığı bırakamayan bir toplum olduk Modern kumarlardan kazanç, alkollü içkilerden mutluluk, zinakârlıktan zevk bekleyen Müslümanlar haline geldi gençlerimiz…
Müslüman için; İslam hayatı önce aile yuvasında başlar Ama şu yaşadığımız devirde aile yapımız maalesef artık gayr-ı İslami bir hayatın yıkıcı tesiri altında… Aile hayatımızda öncelikle eşimize, çoluk-çocuğumuza İslâm'ı gerçekten yaşayan bir Müslüman olarak kendimiz örnek olacağız
Cenab-ı Hakk Kur’an’da, Tahrim Sûresi’nde(6)
قُوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْلٖيكُمْ نَارًا
yetinde ‘nefsimizi ve ailemizi cehennem azabından korumamızı’ emrediyor Bunu nasıl yapacağımızı da
وَاْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا
buyurarak “Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et” diye öğretiyor bize… (Taha, 132) Bir başka ayet-i kerimede de
وَاَنْذِرْ عَشٖيرَتَكَ الْاَقْرَبٖينَ
Yakın akrabanı Allah'ın azabı ile korkut”(Şuara, 214) diyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Bu ve benzeri ayetler, bize mükellefiyet yükleyen emirler Bizim en mukaddes vazifemizin bu olduğunu bildiriyor bize
Hepimiz Elhamdülillah Müslümanız ve işte bunun için şu an, bu mübarek vakitte, mübarek mekânda, Cenab-ı Allah’ın evinde, O’nun huzurunda toplandık Ve hepimiz birer Müslüman olduğumuz için; İslâm Dinini öğrenip-öğretmekle mükellefiz İslâm dışı ve münafıklık akımlarını tanıyıp tanıtmakla yükümlüyüz Velhasıl-ı kelam; hepimiz çevremizi Hakk'a çağırmak, batıllardan sakındırmakla vazifeliyiz Ama bunu yapabilmemiz için, önce kendi nefsimizden ve kendi aile hayatımızdan başlayacağız…
Bu topluma karşı hepimizin bir vazifesi daha var… Şimdi bir hadis-i şerif okuyacağım, Peygamberimiz bu vazifelerimizin neler olduğunu, işte bu hadis-i şeriflerinde öğretiyor bize
Peygamberimiz “Sizden biriniz çirkin bir davranış, zararlı bir iş, yıkıcı bir kurum görürse
بِيَدِهِ فَلْيُغَيِّرْهُ مُنْكَرًا مِنْكُمْ رَأَى مَنْ
onu bizzat ortaya çıkararak eliyle düzeltsin” diyor…
“Buna güç getiremezse;
فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ
diliyle sözlü ve yazılı olarak mücadele versin… Buna da gücü yetmezse
فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ
kalbiyle nefret beslesin” diyor… Yani nasıl güç kazanabileceğini, nerede, ne zaman ve nasıl karşı çıkacağını düşünsün diyor…
Değerli Mü’minler!.. Bu gün İslam aleminin hali ortada… Bunu bilmeyen, anlamayan yoktur herhalde artık Onun için şunlar şöyle, bunlar böyle diye konuşmanın da bir manası yok Herkes her şeyi görüyor, biliyor
İşte Müslümanlar öncelikle kendi nefisleriyle mücadele etmedikleri için, sonra ailevî hayatını dünyanın yıkıcı cereyanlarına açık bıraktığı için ve her bir Müslüman bunu bir vazife bilerek Hakk'a çağırıp, batıllarla mücadele etmediği için, iman temeline dayalı görevlerini yapmadığı için; bu gün bütün İslam âlemi maalesef zillete mahkûm oldu Yaşantımız ve yaptıklarımız; bizi böyle inançsız, faziletsiz, bâtıl bir hayata yönlendirdiği için, cahilane bir yaşayışın içine düştük, Müslümanlar olarak
Suçlu aramaya, hatalarımızı dinimize inanmayan zümrelere yüklemeye hiç çalışmayalım boşuna Tek suçlu, inandığını yaşamak ve yaşatmakla mükellef olan bizleriz…
