NELERİ KAYBETTİK
İslam’ın emirleri; 1- Rabbimize olan kulluğumuz, O’nu ta’zime yönelen ibadetlerimiz… 2- İnsanlara karşı olan sorumluluklarımız, yani ahlaki sorumluluklarımız…
Ahlak bir Müslümanın hayatında olmazsa olmaz derecede önemli olan bir konudur… Nasıl ki namaz önemliyse, ibadet önemliyse; aynen bu şekilde güzel ahlaka sahip olmak da önemli… Ve bütün bunları Allah’ın emri olarak yerine getirmekten sorumluyuz…
Şimdi bakıyoruz Müslümanlara… Bir kısmı ibadetine şöyle böyle önem veriyor… Ama ahlaka önem vermiyor Hayatın bir ahlaki olgunlaşma olduğunu bilmiyor… Farkında değil… Ve ya farkında… Ama bu noktada gereken gayreti göstermiyor… Namazını kılıyor ama ahlak onun için o kadar önemli değil…
Bir kısmı da halim-selim insan… Mizaç itibariyle hayırlı bir insan… Ama ibadet yok…
Hâlbuki bunlar birbirinden ayrılmayacak konulardır… İbadet ne kadar önemliyse, ahlak da o kadar önemli… Ahlak ne kadar önemliyse, ibadet de o kadar önemli… Bizim asıl mücadelemiz ahlak mücadelesidir… Çünkü bizim Peygamberimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyuruyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak biz Müslümanlar için şöyle buyuruyor(AL-İ İMRAN;110)
كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ
““Siz insanlığın hayrına çıkartılmış, görevlendirilmiş en hayırlı ümmetsiniz…””
Hani bu ümmet, en hayırlı ümmetti değil mi?.. Asırlarca dünyayı değiştirdi, değil mi?.. Ama bu gün bakın İslam alemine; bu vasıflar artık kayboldu Maalesef artık emrederken emir alır konumuna düştük…
Allah-u Teâla’nın…
تَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ
“Buyurarak yüklediği (AL-İ İMRAN;110) “İyiliği emretmek, kötülükten vazgeçirtmek…” gibi bir görevi var bu ümmetin…”
Ancak biz ümmet olarak düzeltmeye çalıştığımız hataları artık kendimiz yapar olduk “Yapmayın” dediğimiz şeyleri biz yapar olduk… “Yapın” dediğimiz şeyleri de biz yapmaz olduk… Allah-u Teâlâ bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor…
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا
““Biz sizi öyle dengeli, ölçülü bir ümmet yaptık ki”
لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ
“İnsanlığa önder olasınız diye…”
وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهٖيدًا
“Resülullah da size önder olsun diye.”(BAKARA;143)”
Bu ayetin bildirdiğine göre anlıyoruz ki; Değerli Kardeşlerim!.. Burada Peygamber Efendimizin rehberliği söz konusu… Sonra Peygamberimizin rehberliğinde, bizim bütün insanlığa rehberliğimiz söz konusu… Ama maalesef bu anlamda bakıyoruz ki; biz bu gün bu rehberliğimizi kaybettik…
Sonra şahitlik vasfımızı kaybettik… Bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz; bir gün Medine-i Münevvere’de arkadaşlarıyla beraberken, yanlarından bir cenaze geçer ve “Vecebet” buyurur
Daha sonra bir cenaze daha geçer… Onun için de “Vecebet” buyurur O anda yanında bulunan arkadaşları…
“Ya Rasulallah biz anlayamadık… Her iki cenaze için de ‘vacip oldu’ buyurdunuz… Ne vacip oldu?..” diye sorarlar…
“Önden geçen için bu nasıl bir zattır diye sordum… ‘İyidir’ dediniz Ben de “Vecebet” dedim… Yani sizin şahitliğinizle ona cennet vacip oldu dedim Sonra diğeri geçti… Bunu nasıl bilirsiniz diye sordum İyi bilmeyiz dediniz… Ben yine “Vecebet” dedim Ona da yine sizin şahitliğinizle cehennem vacip oldu ”
Hadisi şerifin konumuzla alakalı bundan sonrası önemli…
“Siz yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz… Gökte de melekler Allah’ın şahitleridir ”
Evet Değerli Kardeşlerim!.. Böyle buyuruyor Peygamber Efendimiz (SAV)… Fakat şahit olabilmek için, belli-başlı bazı özelliklere sahip olmak gerekiyor.. Öyle herkesin şahitliği kabul edilmez İşte bu anlamda, bu ümmetin şahitlik vasfı ciddi yara aldı… Her şeyden önce, bizim bu vasfı yeniden kazanmamız lâzım…
Biz ümmet olarak bir de; kaliteyi kaybettik Bizim Peygamberimiz çölün ortasındaki cahil bedevilerden; örnek, medeni bir ümmet oluşturdu… Bu örnek ümmet Kur’an mektebinde, Peygamber Efendimizin önderliğinde oluştu…
Bir grup Ashab-ı Kiram ticaret için Hatay’a geldiler… Tam bir haftada kocaman Hatay şehrini Müslüman yaptılar… Peki, orada Rumca bilen insanlara hangi dille konuştular da; bir haftada koca şehir Müslüman oldu?.. Ne yaptılar da; bu insanlar… “Tamam, bu İslam güzeldir.” deyip Müslüman oldular?.. Sahabe dini anlatacak kadar Rumca bilmiyordu… Hataylılar da dini anlayacak kadar Arapça bilmiyordu… Nasıl konuştular… Ne dediler… Dertlerini… Davalarını nasıl anlattılar bu insanlar?.. Ben eminim ki hiçbir şey konuşmadılar… Ama oradaki insanlar onların yirmi sene önce nasıl insanlar olduklarını biliyorlardı Hz. Muhammed’in okuluna girmeden önceki hâllerini biliyorlardı…
Ne tür canavarlıklar işleyeceklerini biliyorlardı… Ama bu sefer; bir hafta boyunca karşılarında melekler gibi merhametli, melekler kadar nazik adamlar görünce… Anladılar ki; demek ki İslam Dini insanı bu hâle getiriyormuş Konuşmaya gerek kalmadı Reklama gerek kalmadı Sadece görüntüleri, yaptıkları ve ya yapmadıkları, oturup-kalkmaları en iyi konuşma olarak o insanlara tesir etti
Şimdi sizlere bir hadis-i şerif arz edeceğim İyi dinleyelim… Ve Peygamberimizin şu yaşadığımız zamanı haber veren mucizesine şahitlik edelim Peygamberimiz şöyle buyuruyor…
“Öyle bir zaman gelecek ki… Aç insanların sofraya üşüştüğü gibi… Diğer ümmetler sizi yağmalamak için… Sizin üzerinize üşüşecekler…” diyor…
“Ya Resullah o zaman biz az mı olacağız?” diye soruyorlar…
“Hayır… Az olmayacaksınız… Aksine çok olacaksınız Fakat siz sel sularının sürüklediği çer çöp gibi… Kalitesiz olacaksınız…” buyuruyor Peygamberimiz…
Yani Allah, düşmanların gözünden sizin heybetinizi alacak… Düşmanlarınız sizi ciddiye almayacak diyor…
Peki, şimdi ister istemez şöyle bir soru geliyor insanın aklına… Biz bir zamanlar çok güçlüydük de… Neden şimdi zaafa uğradık?.. Eğer problem İslamî değerlerde olsaydı, o zaman da zaaf içinde olurduk
Bundan 13-14 asır önce, bedevilerden dünyaya yön verecek medeni bir toplum oluştuysa… Bu da İslam ve Kur’an sayesinde olduysa… O halde bu her zaman olabilir
O zaman sorun nerede?.. Sorunun nerede olduğunu, problemin ne olduğunu; Mü’minun Suresi’nde bildiriyor bize Cenab-ı Allah…
فَتَقَطَّعُوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًا
““Onlar, dinlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular…”
كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
“Bütün gruplar, kendilerinin yanında olanla sevinip, şımardı ”(MU’MİNUN;53)”
Biz maalesef ümmeti ümmet yapan ana değerleri kaybettik… Bunları yitirince de; bizim aramızda mezhep, ırk, cemaat çıkarları, grup çıkarları ön plana geçti.
Muhterem Mü’minler!.. Ümmet bir inanç bloku demektir Yani aynı Allah’a iman eden… Aynı Peygambere inanan… Aynı kıbleye yönelen insanların oluşturduğu, bir birliktir ümmet olmak demek… Ne yazık ki biz bu ana kavramları kaybettik Ya mezhep ya da ırk ön plana çıktı bizim aramızda… Ve ya grup ön plana çıktı… Oysa ümmet bütün mü’minleri kapsayan bir şemsiyedir
Ama biz ümmet bilincini ön planda tutacağımız yere… Grup kimliğimizi, cemaat kimliğimizi ön plana çıkarır olduk artık Sonra da maalesef o büyük şemsiyenin altından çıktık…
Onun için parça parça olduk Namazda aynı kıbleye doğru yöneliyoruz… Ama bir ümmet olmanın ana hedefinden, ana gayesinden de adım adım uzaklaşıyoruz aynı zamanda Neticede İslam âlemi olarak hepimiz; kendi zaaflarımızı yaşıyoruz
Dolayısıyla, Değerli Kardeşlerim!.. Bu ana değerlerden uzaklaşmamız sebebiyle… Zaaflar oluştu Kendi zaaflarımızla dış zaaflarımız bir araya geldi Neticede ciddi bir kalite problemi ortaya çıktı
Kalitemizi kaybedince de; dünyamız bozuldu Nüfusumuz çok oldu… Ama güç-kuvvet anlamında nüfuzumuz azaldı Dünyada neredeyse 2 milyara yakın Müslüman nüfus var bu gün…
Ama biraz önce arz ettiğim hadis-i şerifte vasıflandırıldığı gibi… Sel sularının sürüklediği çer çöp gibiyiz her birimiz… Dünyaya şekil verecek, önder olacak, emredecek pozisyon kaybedildi… Batı karşısındaki kompleksin meydana getirdiği zaaflar oldu Kendinden kaçma, kendi değerlerini küçümseme oldu…
Evet; ümmet olarak çok şey kaybettik gerçekten Ümmetin bugünkü ahvali bu kayıplardan kaynaklanıyor işte… Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak; iki farklı nesli tasvir ederek, âdeta bugüne bir mesaj veriyor bize…
Meryem Sûresi’nin 58. ayetinde; birçok peygamberin isimleri sayılıp zikredilerek, onların secdelerinden, dualarından, ibadetlerinden bahsediliyor…
Ama hemen ardından 59. ayet-i kerimede; sanki bizim, sanki şu anki ümmetin; şu anda içinde bulundukları hali tasvir ediyor Cenab-ı Hak… Bu ayette haber verilen Peygamberlerden sonra…
فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ
““Sonra bunların arkasından bir nesil geldi…”
اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ
“Namazı zayi eden… Namazı kaybeden bir nesil geldi…”
وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ
“Şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi…”
فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا
“Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.”(MERYEM;59)”
Namazı kaybettiler… Namaz bilincini kaybettiler diyor Cenab-ı Hak Namazı savsakladılar diyor… Yani namazın içini boşalttılar… Namazı önemsemediler… Namaz duyarlılıklarını yitirdiler diyor Cenab-ı Allah…
Peki, Değerli Kardeşlerim!.. Namaz duyarlılığını yitirince ne oldu?.. Âyet-i kerimede gerçekten muhteşem bir tanımlama yapılıyor Bu tanımlama Ümmet-i Muhammed’in içinde bulunduğu hali… Resmetmesi bakımından çok önemli…
Namaz duyarlılığı dolayısıyla… Namazda okuduğumuz Kur’an-ı Kerim’e karşı duyarlılığımız kaybolunca… “Tutku ve şehvetlerinize… Dünya lezzetlerine dalarsınız… Onlara tabi olursunuz ” diyor Allah…
Tutkularınıza, şehvetlerinize, dünya lezzetlerine dalarsanız eğer; işte o zaman da
يَلْقَوْنَ غَيًّا
““Gayyaya yuvarlanırsınız” diyor Cenab-ı Allah…”
Yani namazı terk etmenin, namaz bilincini yitirmenin, haramların, zevk-i sefanın peşinden koşturmanın bir sonucu, bir cezası var Yani cehennemde ebedi azaba, bu dünyada da sıkıntıdan sıkıntıya, bunalımdan bunalıma yuvarlanmak söz konusu
Bu konuyu tasvir eden… Bu ayeti tefsir edip açıklayan… Bir hadisi şerifle konuyu toparlamaya çalışalım… Peygamber Efendimiz buyuruyor ki…
“Ümmetim üzerine iki şeyden korkuyorum Onlar maddi imkânları bol olan yerlere göç ederler de; Namaz kılmayı ve Kur’an okumayı terk ederler ”
Bu konuda yapılan araştırmalar da; maalesef bu ayetin gerçekliğini ortaya koyuyor bu gün… Yapılan araştırmalara göre insanımızın yüzde 70’i beş vakit namazı kılmıyor… Cuma namazını kılanlar yüzde 60-65 civarında…
Bakınız; bir mü’min eğer günde beş vakit sürekli ve kesintisiz olarak Allah-u Teâlâ ile olan namaz bağını koparırsa, zayi edip, kaybederse; bütün felaketlerin bunun arkasından gelmesinin önünü açmış olur…
Beş vakit namaz bizi kesintisiz olarak Rabbimize bağlayan bir ibadettir… Bu bağı kaybeden Rabbiyle bağını yitiriyor… Kur’an-ı Kerim ile bağını yitiriyor… İslam’la bağlantılarını yitiriyor… Duyarlılığı kayboluyor… Ve her türlü tehlikeye açık hale geliyor…
Maalesef biz başta namazı, namaz duyarlılığını kaybettik Kur’an duyarlılığını kaybettik Rabbimiz ile olan ilişkilerimizi gevşettik Dinimizin ilkeleriyle olan ilişkilerimizi gevşettik
Hayatımızda İslam’ın ilkelerini kaybettik Bizi haramlar, nefsanî arzular kuşattı… Netice ortada… Ümmet-i Muhammed olarak görüyorsunuz, ne hallerdeyiz Rabbimiz bize bu durumdan en kısa zamanda kurtulmayı nasip eylesin inşallah…
Peki, o zaman çare ne Muhterem Hazirun!.. Bu durumun çaresinin ne olduğunu da; hemen peşinden gelen ayet bildiriyor bize…(MERYEM;60)
اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا
““Tövbe ve iman edenler… Salih amel işlemeye devam edenler…”
فَاُولٰئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ
“İşte onlar… Huzur bulacaklar… Onlar cennete girecekler…”
وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْئًا
“Ve onlara… Hiçbir şeyde zulmedilmeyecek.””
Demek ki, Değerli Kardeşlerim!.. Eğer biz tövbe edip imanımızı güçlendirirsek… Bir diğer adı iman olan namaza tekrar başlayıp, imanımızı beş vakit güçlendirip, tali amellerimize devam edersek; Allah-u Teâlâ bize yeniden nusret edecek… Bizim birliğimizi dirliğimizi, kardeşliğimizi yeniden tesis edecek… Ümmet-i Muhammed’e yeniden zaferler ihsan edecek Çare bu… Bundan başka hiçbir çaresi yok bu hastalığın
Müslümanın, ümmet bilinci diye bir bilince sahip olması gerekir İslamiyet’in genel özelliği birleştirici olmasıdır… Ama İslam dünyasına baktığımız zaman; din unsurunun bırakın birleştirici olmasını, ayrılıkları körükleyici, tahrik edici bir unsur olarak kullanıldığını görüyoruz…
Gayrimüslimlerin ya da inkâr edenlerin hayatlarının tehlikeye atılmasını, durduk yere onlardan intikam alınmasını bile istemeyen bir dinin müntesipleriyiz biz
Peygamber Efendimizin hayatı savaş hali olmadığı müddetçe insanların hayatına kastedilmemesinin örnekleriyle dolu… Bir şefkat, bir rahmet Peygamberi… Şefkat dini, rahmet dini olgusu söz konusu…
Ama İslam dünyasına bakıyorsunuz… Camide bombanın patlamadığı bir gün, bir Cuma namazı neredeyse yok gibi Bir Müslüman, kendi hayatını da hiçe sayarak intihar saldırısı yapıp, yan yana Cuma namazı kıldığı onlarca belki yüzlerce kişinin hayatına kastedebiliyor…
Şimdi buradan baktığınız zaman; birleştirici olması gereken dinin, tam tersine ayrıştırıcı unsurlar haline dönüşmesini, maalesef biz Müslümanlar gerçekleştiriyoruz Bakınız bu gün maalesef günde ortalama bin Müslüman katlediliyor Daha da acı olanı; bunların yüzde 90’ı Müslüman bir kardeşi tarafından katlediliyor
Peki, Değerli Kardeşlerim!.. Bu noktada temel problem ne?.. Birincisi herkes kendi din anlayışının, kendi İslam anlayışının en doğrusu olduğunu iddia ediyor Dolayısıyla diğerlerinin yok edilmesi gerektiğini savunuyor Böyle bir anlayışa sahipler En temel problem burası
Bütün dinlerin farklı okumaları, farklı anlayışları söz konusudur Mezhep, grup, cemaat dediğimiz hadise, sadece bizim dinimize ait bir olgu değil Her dinde bu var Tek mezhepten, tek gruptan, tek cemaatten oluşan büyük bir din yok dünyada
Bu farklılıkların doğal görülmesi gerekiyor Bu düşünce yapısını değiştirmemiz lazım artık Bunu doğal görmediğimiz müddetçe; birbirimizle savaşmaya, birbirimize kastetmeye devam edeceğiz
Kur’an-ı Kerim Ümmet-i Muhammed’in değerini, görev ve sorumluluklarını bir sürü ayette anlatıyor bize… O ayetlerden bir tanesi de şu…
وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ
“Sizin içinizde… Hayra çağıran bir ümmet olsun…”
وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ
“Sizin içinizde… İyiliği emreden… Ve kötülükten meneden bir ümmet bulunsun…” (Ali İmran, 104)”
Peki, Değerli Kardeşlerim!.. Al-i İmran Suresi’nin bu 104. ayetinden acaba biz neler anlamalıyız?.. Cenab-ı Hak bize bu ayette şunları emrediyor…
Ümmet içinde öyle bir ümmet olsun ki diyor Ümmet içinde öyle bir maya topluluk bulunsun ki diyor… Ümmet içindeki o topluluk hayra anahtar olan, şerre kilit olan bir topluluk olsun diyor… Ümmet içinde marufu yani iyiliği emreden, münkeri yani kötülüğü izale eden ve bunun nasıl olduğunu gösteren çekirdek bir kadro oluşsun diyor…
Ümmet-i Muhammed’den olmanın getirdiği bazı sorumluluklar vardır Her Müslümanın bu sorumlulukları bilmesi lazım…
Ümmet-i Muhammed’in İslam’ı anlama, yaşama ve temsil etme sorumluluğu vardır…
Ümmet-i Muhammed’in maddi ve manevi şahsiyetine zarar vermeme sorumluluğu vardır
Ümmet-i Muhammed’in Sünnet-i Muhammed ile ayakta durabileceğini unutmama sorumluluğu vardır…
Ümmet-i Muhammed’in Ümmet-i İcabet’e; yani henüz Müslüman olmayanlara İslam’ın mesajlarını ulaştırma sorumluluğu vardır
Ümmet-i Muhammed’in bir ve bütün olarak; ümmetin maslahatını her şeyin önüne alma sorumluluğu vardır…
Ümmet’in zıttı ise; hizip’tir… Ümmet ile hizip arasındaki farklar ise şunlardır…
Ümmet dili, birleştirir… Hizip dili, parçalar…
Ümmet dili, büyütür… Hizip dili, küçültür
Ümmet dili, kuvvetlendirir… Hizip dili, zayıflatır…
Ümmet dili, yarıştırır… Hizip dili, rekabetlendirir
Ümmet dili, ufukları genişletir… Hizip dili, hayalleri daraltır
Bunları şunun için söyledim… Bu gün bizim değerlerimizi yiyip tüketen… İçini boşaltan üç büyük “bela” var başımızda…
1- Materyalizmin kurdu… 2- Kapitalizmin güvesi… 3- Sekülerizmin çekirgesi
Birincisi maddeyi öne çıkardı İkincisi parayı “kıble” yaptı Üçüncüsü dünyayı allayıp pulladı… Bu üç büyük kasırga bir araya gelince; âdeta tusunami oluştu Kâinatın dengesi alt üst oldu… Dünyanın havası, suyu; en önemlisi de insanı kirlendi… Değerler alt üst oldu İnsanlar deli divaneye döndü…
Ne yazık ki bu kasırgadan oluşan bu “afet”ten herkes nasibini aldı… Herkes artık dinin manevi konularını maddeci gibi yorumlamaya başladı Müslümanlar kapitalistler gibi yaşamaya özenir oldu Peygamberimizin “Dünyada garip gibi ol… Yolcu gibi davran ” sözünü hepimiz unuttuk artık
Vel hasıl-ı kelam; Değerli Kardeşlerim!.. Bizler tüm Ümmet-i Muhammed olarak, bütün İslam âlemi olarak bu gün, ilme, eğitime, hakka-hukuka önem veren İslamî değerlerden uzaklaşarak; kendimizi cehaletin, taklitçiliğin, istibdatın ve yağma düzenlerinin kucağına attık
Tek kurtuluş yolumuz var… En önce cehaletten kurtulmamız lazım… Taklitçilikten kurtulmamız lazım… İstibdattan kurtulmamız lazım Asr-ı saadetteki öz değerlerimize dönmemiz lazım…
Kurtuluşumuz ancak o zaman mukadder olacaktır inşallah Bunların olmasının çaresi ise; sadece Kur’an’da ve Peygamber Efendimiz’de Kur’an’dan başka çare yok Peygamberimizin yolundan başka gidilecek yol yok… Her zaman dediğimiz gibi; Müslümanlar düzelmeden dünya asla düzelmeyecek…
