Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Ölmeden Önce Ölmek

İsmail Sezkin

ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK


Değerli Mü’minler!.. Şöyle bir düşündüğümüz zaman; şu dünyadan ne insanlar gelip geçti, değil mi?.. Bu insanların kimisi peygamberdi, kimisi Ebu Cehil’di Kimi mü’mindi, kimi kâfir… Kimisi “… Yâ Rabbi! Vücudumu öyle büyüt, öyle büyüt ki cehennemi yalnız ben doldurayım, diğer kulların girmesin.” derken, kimisi de “Sizin Allah’ınız nasıl öldürüp diriltebiliyorsa, ben de öldürür ve diriltirim” diyebildi… Ama en sonunda hepsi de göçüp gitti

Evet, hepsi öldü gitti… Ölüm onların hiç birine torpil yapmadı… Dört yüz yıl önce Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan bir zenci de öldü. “Bu dünya bir hükümdara çok, iki hükümdara az” diyen koca Yavuz da öldü… Ölüm her zaman vazifesini yaptı ve yapmaya da devam ediyor…

Şu dünyada herkes kendisine tayin edilen hayatı yaşıyor ve en sonunda ölüp gidiyor Cenab-ı Allah’ın bütün mahlûkat üzerine koyduğu, hiç şaşmayan ve değişmeyen kanun bu… Nitekim Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de:

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

““Her nefis ölümü tadacaktır ve sonra bize döndürüleceksiniz…”[Ankebut;57] diyor…”

Değerli Kardeşlerim!.. Ölüm gerçeği her insana ağır gelir… Ölüm denince tebessümler donar, ölüm denince insanın içi sıkılır Kabrin o dehşetli, o tüyler ürpertici karanlığı herkesi korkutur… Ama gel gelelim, hiç kimse “ Ben ölmem” diyemiyor işte Ölüm herkesi erinde geçinde alıyor koynuna…

Nasıl anne karnına gelen, dünyaya geliyorsa, dünyaya gelen de ahirete gidiyor… Cenab-ı Allah’ın kanunu böyle… Cenab-ı Allah’ın çizdiği yol bu Allah diyenler, Allah’a inananlar seve seve bu yoldan gidiyorlar Ama inanmayanlar bu yolu sevmiyorlar… Asıl mesele bu işte…

İster inansınlar ister inanmasınlar… Madem ki ölümü hiç kimse öldüremiyor, madem ki kabrin kapısını hiç kimse kapatamıyor… O halde şunu bilmek ve hiç unutmamak durumundayız:

اِنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ

““Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir…”[Muhammed;36]”

Malumunuz;

اَلَّذٖى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا

“ünya hayatı, ahireti kazanmak için bize verilmiş olan bir imtihan sahası…(MÜLK;2) Bu öyle bir imtihan ki, her insan bu imtihana bir defa girebiliyor”

O halde; zararın neresinden dönersek kârdır… Yaşım daha 20; gencim, yaşım daha 30-40; hele bir 50 olsun, ondan sonra döneriz, ondan sonra namaza başlarız demeyelim… Daha zamanı var demeyelim…

Bizler Cenab-ı Allah’a ve Resûlüne iman etmiş olarak; her hareketimizin hesabının sorulacağını ve dünyada bulunuş gayemizin imtihan maksadıyla olduğunu biliyoruz… Hal böyle olduğuna göre, hatırlatıldığında pek hoşa gitmeyen ölüm hadisesini sık sık anmamız gerekiyor… Nitekim bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Ağız tadını bozan ölümü çokça hatırlayınız ” buyuruyor…

Gerçekten ölümü çok hatırlamamız gerekiyor Çünkü ölümü düşünmek insana ahireti hatırlatır…

وَصَاحِبَتِهٖ وَبَنٖيهِ وَاُمِّهٖ وَاَبٖيهِ يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخٖيهِ

“Ananın evladından, kardeşin kardeşten kaçtığı o dehşetli hesap gününü hatırlatır…(ABESE;34.35.36)”

“Yarın Rabbimin huzuruna hangi yüzle çıkacağım… Verdiğim sözleri unuttum mu?..

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ

““Yalnız O’na ibadet ederim” demiştim…”

غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالّٖينَ

““Beni gazaba uğrayanların, sapıtmışların yoluna dâhil etme… Bana nimete erdirdiklerinin yolunu nasib et Yâ Rabbi!” [Fatiha;5-7] demiştim Acaba sözümü tuttum mu, tutmadım mı?.. İşte ölüm bu sözleri söyletir insana…”

Değerli Mü’minler!.. Bizler şu anda iki gün arasında bulunuyoruz: Biri geçmiş, diğeri gelecek gün… Geçmiş olan gün dündü, hatasıyla sevabıyla bitti gitti… Geri getirebilir misiniz?.. Hayır, getiremezsiniz… Yarına çıkacağımızın garantisi var mı?.. O da hayır… O halde ne kaldı elimizde?.. Sadece bu gün kaldı… Yani ne varsa bugünde var Peygamber Efendimiz (SAV) de: “Yarın yaparım diyenler helâk oldu ” buyuruyor zaten

Onun için; bugünden azığımızı hazırlamamız gerekiyor… Zira, sefer yakın, yol meşakkatli ve uzun… Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ

““Ey iman edenler! Allah’tan korkun…”

وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ

“Herkes yarın (kıyamet günü için) ne hazırladığına baksın…”

وَاتَّقُوا اللّٰهَ

“Allah’tan korkun…”

اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

“Çünkü Allah yaptığınız her şeyi bilir ”[Haşr;18]”

Evet; biz yarın için ne hazırladığımıza bakalım Cenab-ı Allah’a kul olduğumuzu hatırlayalım ve ölümü hiç unutmayalım Şunu unutmayın; ölüm saati geldiği zaman imdat edeceğimiz tek varlık Cenab-ı Rabbil Âlemin olan Allah Hepimiz Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz

Bir rahatsızlığından dolayı doktora giden ve muayenesi sonucu öleceğini öğrenen insanın durumu ne olur hiç düşündünüz mü?.. Bir an düşünün şöyle; doktora gittiniz ve doktor tahlillerinizi yaparak, filmlerinizi çekerek sizi muayene etti ve maalesef diye söze başlayarak çok kısa bir ömrünüzün kaldığını ve öleceğinizi söyledi… Ne yaparsınız?..

İnsanın dünyası ve dünyaya bakışı bir anda değişir… Sevdiği birçok şeye karşı, sevgisini kaybeder birden… Anlamlı gördüğü birçok şey anlamsızlaşıverir aniden… Şu an dert ettiği birçok şey, dert olmaktan çıkar…

Korktuğu birçok şeyden korkmaz olur… Elli yıl çalışarak biriktirdiği milyarları, elli gün daha fazla yaşamak için vermek ister Allah için yapmadığı, ertelediği, geciktirdiği bütün güzel işler bir dağ gibi yığılır önüne!.. Hüngür hüngür ağlamaya başlar… Öleceği için değil, amel heybesini güzel amellerle dolduramadığı için, göğsünü ve gönlünü gere gere: “Ey güzel Allah’ım, Ey güzel Rabbim, bana lütfettiğin ömrümle, Sana amellerimi getirdim” diyemeyeceği için ağlar…

Tabii ki geçmiş bir idrak, gecikmiş bir gözyaşlarıdır bunlar… O halde sizler geç kalmayın, gecikmeyin arkadaşlar!.. Şimdi gülüp, ölürken ağlayanlardan değil, şimdi ağlayıp, ölürken gülenlerden olun sizler… Vakit öldüren ölülerden değil, dipdiri eylemlerle vakitlerini dirilten, dirilerden olun

Çünkü sizlere bunu bir doktor, bir profesör, bir kâhin söylemiyor… Sizleri yaratan Cenab-ı Allah ve Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (SAV) bildiriyor bunu: “Öleceksiniz” diyor…

Her gün kendi nefislerimize sormamız gereken “Bugün Allah için ne yaptın?..” sorusunu aşarak, “Koskoca yirmi dört saattir, Allah için yapmam gereken, neleri yapmadım?..” sorusunu sormamız gerekiyor kendi kendimize… Çünkü hesap gününde sadece Allah için yaptıklarımızdan değil, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da hesaba çekileceğiz…

Sahabeden Rebi bin Heysem evinde bir mezar kazdırıyor… Neden biliyor musunuz?.. Kalbi katılaştığı zaman o kabre girer ve bir saat orada yatarmış Sonra şu ayeti okurmuş:

حَتّٰى اِذَا جَاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ

““Nihayet onlardan her birine ölüm gelip çatınca şöyle diyecektir:”

رَبِّ ارْجِعُونِ

“Rabbim, beni dünyaya geri gönder ”[Mü’minun;99]”

Bu ayeti okuduktan sonra mezarından çıkar ve “- Ey Rebi!.. Bak geri gönderildin O bir daha geri gönderilmeyeceğin an gelmeden önce iyi amellerde bulun” dermiş kendi kendine…

Değerli Mü’minler!.. Her gün birçok yerde boş vakit geçiren bir Müslümanın, zaman zaman bir köşeye çekilip tevbe ve istiğfarla Cenab-ı Allah’ı zikretmesini de bilmesi lazım Çünkü bilinçli bir şekilde tevbe ve istiğfarla geçireceğimiz bu anlar, basit bir örnekle banyoda geçirdiğimiz arınma ve temizlenme anları gibidir Cenab-ı Allah’ı zikrederek geçirdiğimiz ve geçireceğimiz böylesi anlar, bu anlamda değerlendirdiğimiz anlar olacaktır

Cehennemlikler dünyada iken değişik eğlencelerle öldürdükleri vakitlerin değerini ancak o zaman anlarlar Nitekim kendilerine verilen fırsatların değerini, ancak öldükten sonra anladıkları için, bu fırsatları tekrar yaşamak ve tekrar dünyaya dönmek isterler:

وَلَوْ تَرٰى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُسِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ رَبَّنَا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا اِنَّا مُوقِنُونَ

““Suçlu-günahkârları, Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: “Rabbimiz gördük ve işittik: şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız” diye yalvaracakları zamanı bir görsen!..”[Secde;12]”

Muhterem Mü’minler!.. Hz. Ömer (R.A.) halife seçilince bir adam görevlendirir O adam her gün gelir, Hz. Ömer’e ölümün var olduğunu birkaç defa hatırlatırmış

Bir zaman sonra Hz. Ömer, adamın görevine son verip: “Artık sakalıma ak düştü Sizin ikazınıza ihtiyacım kalmadı” demiş…

Daima ölüm sonrasını düşünerek hareket eden Hz. Ömer’in yüzük taşında bile şu hadis-i şerif yazılıydı: “Sana öğüt verici olarak ölüm kâfidir Ya Ömer!..”

Oysa insan ömrü, gerçekleri akledebilecek kadar uzun, yapılması gerekenleri ertelemeyecek kadar kısadır…

Behlül Dânâ’ya biri:

‘Oğlum öldü… Mezar taşına ne yazdırayım?’ diye sormuş da Behlül Dânâ da; “Şunu yazdır” demiş… “Dün altımda olan çimenler bugün üstümde yeşerdi Ey yolcu!.. Anla ki, şu toprak günahtan gayri her şeyi örtmektedir ”

Bazıları diyorlar ki: “Gitmeseydi ölmeyecekti” yok efendim işte “yemeseydi ölmeyecekti…”

Bunu şöyle izah etmeye çalışayım: Diyelim ki, bir kişi Fatsa’dan İstanbul’a gidecek… Giderken yolda trafik kazası geçiriyor ve ölüyor… Tanıyanları ve yakınları ”Gitmeseydi ölmezdi” falan diyorlar… Ne demek ölmezdi?.. Dikkatinizi çekerim Bu sözü “Müslümanım” diyen bizler hep diyoruz

Ama şunu bilmemiz lazım; böyle sözler hep itikadi bozukluğun ürünüdür işte…

Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’inde “gitmeseydi ölmeyecekti”, “yemeseydi ölmeyecekti”, “hastalanmasaydı ölmeyecekti” gibi inanç ve ifadelerin tamamen yanlış olduğunu haber veriyor bize:

“Evlerinizde dahi olsaydınız, yine ölme anı takdir edilenler o an gelince nerede ve ne hâl üzere olurlarsa olsunlar mutlaka ölürler…” diyor…

“Yaşatan da öldüren de Cenab-ı Allah’tır… Ey iman edenler!.. Sizler kâfirler gibi olmayın… Onlar “Bizim yanımızda olsalardı, (sözümüzü tutsalardı, binmeselerdi, yutmasalardı, yapmasalardı) ölmezlerdi” derler…” Sizler onlar gibi olmayın diyor…

قُلْ فَادْرَؤُا عَنْ اَنْفُسِكُمُ الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

““Böyle söyleyenlere söyleyin: Eğer doğru iseniz, o halde ölümü kendinizden uzaklaştırın bakalım…””

Değerli Kardeşlerim!.. Okuduğum bu ayetlerden şu anlaşılıyor; “gitmeseydi ölmeyecekti” gibi inanç ve ifadeler Müslümanlara ait ifadeler değildir… Müslümanın böyle sözlerden kaçınması lazım…

Çünkü biz inanıyoruz ki, her davranışımızdan ve ağzımızdan çıkan her sözden dolayı Cenab-ı Hakk’a hesap vereceğiz… Vereceğimiz hesabın, hesabını bu dünyada yapmak zorundayız Yani Peygamberi ifadeyle “Hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmek” zorundayız… Sözlerimizin neticesini düşünmek zorundayız… Biz, münafıklar gibi, kâfirler gibi öyle aklımıza, ağzımıza ne gelirse; sorumsuzca ileri-geri konuşamayız

Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌ

““Her ümmet için takdir edilen bir ecel vardır…”

فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

“Müddetleri gelince bir an geri kalmazlar ve öne de geçmezler.”[A’raf;34]”

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تَمُوتَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًا

““Allah’ın izni olmadıkça, hiç kimse ölmez Ölüm, zamanı Allah’ın indinde kararlaşmış bir yazıdır ”[Al-i İmran;145]”

مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَاْخِرُونَ

““Hiçbir ümmet ecelini öne alamaz ve geriletemez.”[Hicr;5]”

Bir gün Ebu’d-Derdâ’ya bir adam gelir ve der ki:

“-Kalbim katılaştı, ciddi şeyler düşünemez oldum, hayatımın değerini, kıymetini bilemiyorum Sanki üzerimde hiçbir nimet yokmuş, mahrumiyet içinde bir hayat yaşıyormuşum gibi geliyor bana Ne olur bir çare, bir yol göster bana, kendimi yenileyeyim, fikrimi ve zihnimi çalıştırayım, gerçekleri göreyim de huzurlu olayım” der…

Yani bu zamanın ifadesiyle, depresyona girmiş adam… Ebu’d-Derda Hz.leri şu tavsiyede bulunur adama

“-Bu dediğin şeylere sahip olabilmen için şu diyeceklerimi yap… Bak o zaman basiretin açılacak, gerçekleri göreceksin” der…

“-Önce hastanelere git, yataktakiler bak!.. Sonra camilere git, cenaze namazlarını kıl!.. Bundan sonra kabristana git, gömülenleri gör” der… Adam:

“- Tamam!” diyerek ayrılır ve doğru bir hastaneye gider Sonra döner, camiye gelir, cenaze namazı kılar Daha sonra da mezara gider, mevtanın mezara konuluşuna bakar, ölünün defin edilişini seyreder…

Bunlardan sonra kendini yoklar… Ama bakar değişen bir şey yok… Yine aynı… Dönüp gelir Ebu’d-Derda Hz.lerine:

“-Ben, her dediğini yaptım, ama bende değişen hiç bir şey olmadı… Yine aynı hisler, aynı duygular, aynı ihtiras ve dünya arzuları kasıp kavurmaya devam ediyor beni ” Hz. Ebu’d-Derdâ biraz düşünür Sonra şöyle der adama:

“-Öyle ise; sen hastaneye gittin, oradaki hastalara aynı hasta bakıcıların baktığı gibi baktın Eğer öyle bakmak insana bir şey kazandırsaydı, bütün hasta bakıcılar insan-ı kâmil olur, şükür sembolleri haline gelirlerdi Ama durum hiç de öyle değil işte Çünkü onlar ibretle bakamazlar, tefekkürle nazar edemezler… Bu hastanın kendisi de olabileceğini, ama olmadığını, bunun büyük bir ilahi lütuf ve nimet olduğunu düşünüp de sevinç hissedemezler… Sen de öyle yapmışsın, ibretle bakmamışsın, tefekkürle nazar etmemişsin

-Camiye gitmişsin, cenaze namazı kılmışsın, ama bu cenaze imamı gibi kılmışsın o namazı Şayet öyle namaz kılmak insana bir şey kazandırsaydı, cenaze imamlarının melek gibi olması lazım gelirdi… Sen cenazeyi kılarken ibretle kılacaktın…

-Şu tabutun içindeki ben olacağım bir gün diyecek, kendini içine koyacak, yakınlarının da o tabutun, o musallanın etrafında döndüğünü düşünecektin Seni tabuttan çıkaramayışlarını, çaresizliklerini hayal edecektin, gelecekte mutlaka olacak olan şeyi o anda olmuş gibi hayal edecektin… İşte bu cenaze namazı sana inkişaf sağlayacaktı…

-Kabristana gitmiş, ölünün kabre konduğunu görmüşsün Ama bunu kabir kazanlar gibi seyretmişsin Şayet öyle bakmakta fayda olsaydı, bütün mezarcılar insan-ı kâmil haline gelirlerdi O mezara konan cenazenin yerine kendini koyacaktın Hayalen karanlık çukura girecektin İmam talkın verip gidecek, sen orada amelinle baş başa kalacaktın… Kılmadığın namazların, tutmadığın oruçların, ödemediğin kul haklarının hesabını vermeye başlayacaktın İşte senin basiretini açan, inkişafını sağlayan bunlar olacaktı…” demiş…

Değerli Kardeşlerim!.. Şimdi; acaba siz ne dersiniz? Bizim ziyaretlerimiz de, cenaze namazı kılışlarımız da, mevtaları kabre götürüşümüz de böyle mi oluyor acaba?.. Hiç düşündünüz mü?.. Hep başkası hastalanacak, hep başkasının namazı kılınacak, hep başkası mezara konacak, hiç bizimle ilgisi olmayacak, hiç bize sıra gelmeyecek mi sanıyorsunuz?..

Bakın; her gün salâlar okunuyor… Bir kişinin ölümünü haber veriyor… Bu salâları dinlerken, bundan ibret alıyor muyuz acaba?.. Acaba bu okunan salâ benim salâm olsaydı, benim öldüğümü bildiren bir ilan olsaydı, ölüme hazırlıklı mıydım diye düşünebiliyor muyuz?.. Yani salamızın okunmasına, cenaze namazımızın kılınmasına, kabre götürülüp gömülmeye hazır mıyız?.. diye bir soru aklımıza geliyor mu hiç?..

Evet, bir gün bizim de salâmız verilecek İmam Efendi cenaze namazımız kılındıktan sonra: “Ey cemaati müslimin! Bu şu musallada yatan merhumu nasıl bilirsiniz?” diye sorduğu zaman arkamızdaki insanlar bizim için: “İyi biliriz, Müslüman olduğuna şahitlik ederiz” diyecek mi acaba?

Bundan dolayı hasta ziyaretlerinde, hastalardan ibret alırsak, kıldığımız cenaze namazlarına ibret nazarıyla bakarsak, gömdüğümüz, kendi ellerimizle toprağa verdiğimiz insanlara da ibretle bakarsak, Ebu’d-Derda Hz.’lerinin dediği gibi bizim de basiretimiz açılır ve gerçekleri görme konusunda bir hayli yol almış oluruz…

Onun için; ve’l hasıl-ı kelam Değerli Kardeşlerim!.. Kendi salamız okunmadan önce, kendimize gelelim Hayatımıza çeki düzen verelim

وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

Ayetinde buyurulduğu gibi dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu, gerçek hayatın ahiret hayatı olduğunu unutmayalım…(ANKEBUT;64) Peygamberî ifadeyle; lezzetleri kesen ölümü sık sık analım ve asla unutmayalım