ÖLÜM: İNSANIN SON VE EN BÜYÜK HİCRETİ
Hicret Etmeyenlerin Son Durağı: Pişmanlık
Hicret: Günahlardan Allah'a Kaçışın Destanı
Mekke'den Medine'ye Değil, Günahtan Allah'a Hicret
Son Hicret: Dünyadan Ahirete Yolculuk
İÇERİK TAKDİMİ
Bu vaaz; Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke'den Medine'ye yaptığı kutlu hicreti, hicret uğruna çekilen çileleri, Allah yolunda fedakârlığın değerini ve günümüzde her Müslümanın gerçekleştirmesi gereken manevî hicreti anlatmaktadır. Hicret; sadece bir şehir değiştirmek değil, kalbin Allah'a yönelmesi, günahları terk etmesi ve ahirete hazırlanmasıdır. Bu kutlu yolculuk bizlere, dünyanın geçici olduğunu ve asıl yurdun ahiret olduğunu hatırlatmaktadır.
اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ
— 1. AYET —
( إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أُولٰئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ اللَّهِ ۚ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ )
“İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler var ya, işte onlar Allah'ın rahmetini umarlar. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.” (Bakara, 2/218)
— 1. HADİS —
« إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى »
“Ameller niyetlere göredir. Herkes için ancak niyet ettiği şey vardır.” (Buhârî, Bed'ü'l-Vahy, 1; Müslim, İmâre, 155)
Aziz Müminler!
Hicret denince aklımıza çoğu zaman bir şehirden başka bir şehre gitmek gelir.
Oysa hicret bundan çok daha büyüktür.
Hicret; rahatını terk etmektir.
Hicret; alışkanlıklarını terk etmektir.
Hicret; Allah için fedakârlık yapmaktır.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke'yi seviyordu.
Orada doğmuştu.
Orada büyümüştü.
Orada hatıraları vardı.
Fakat Allah emredince doğduğu şehri terk etti.
Çünkü mümin için en büyük sevgi Allah sevgisidir.
En büyük bağlılık Allah'a bağlılıktır.
Bugün bizler de kendimize şu soruyu sormalıyız:
Allah için neyi terk edebildik?
Bir haramı bırakabildik mi?
Bir günahı terk edebildik mi?
Bir kötülükten vazgeçebildik mi?
Yoksa hâlâ nefsimizin Mekke'sinde yaşamaya devam mı ediyoruz?
Hicret yalnızca ayakların değil, kalbin de yolculuğudur.
— 2. AYET —
( فَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَأُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَأُوذُوا فِي سَبِيلِي وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا لَأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۚ ثَوَابًا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ ۗ وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ )
“Allah yolunda hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, eziyet görenlerin, mücadele edenlerin ve öldürülenlerin günahlarını mutlaka örteceğim ve onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” (Âl-i İmrân, 3/195)
— 2. HADİS —
« لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا »
“Üzülme! Allah bizimle beraberdir.” (Buhârî, Menâkıb, 45)
Aziz Müminler!
Hicret güllerle süslenmiş bir yol değildi.
Hicret, dikenli yolların, gözyaşlarının ve fedakârlıkların yoluydu.
Mekke müşrikleri Peygamber Efendimizi öldürmek için Daru'n-Nedve'de toplandılar.
Kabilelerden seçilmiş gençler gece evini kuşattı.
Ama onlar plan kurarken Allah da onların planlarını bozuyordu.
Çünkü göklerin ve yerin sahibi Allah'tır.
O gece Peygamber Efendimiz yatağına Hz. Ali'yi yatırdı.
Canını ortaya koyan genç bir yiğit...
Ölümü göze alan sadakat abidesi...
Sonra Sevr Mağarasına doğru yola çıktı.
Yanında sadık dostu Hz. Ebû Bekir vardı.
Mağaranın önüne kadar gelen müşrikler vardı.
Kılıçlar vardı.
Öfke vardı.
Kin vardı.
Ama onların göremediği bir şey vardı:
Allah'ın yardımı...
Hz. Ebû Bekir korkusundan değil, Resûlullah'a zarar gelmesinden endişe ederek:
“Ey Allah'ın Resûlü! Eğilip ayaklarının altına baksalar bizi görürler.” dedi.
Peygamber Efendimiz ise tarihe geçen şu sözü söyledi:
لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا
“Üzülme! Allah bizimle beraberdir.”
Ey Kardeşlerim!
Biz küçük bir imtihanda yıkılıyoruz.
Küçük bir sıkıntıda isyan ediyoruz.
Küçük bir zararda ümitsizliğe düşüyoruz.
Ama Allah yolunun yolcuları mağaralarda beklediler.
Yurtlarından çıkarıldılar.
Aç bırakıldılar.
Boykot edildiler.
İşkence gördüler.
Yalnız bırakıldılar.
Fakat Allah'tan ümitlerini kesmediler.
Çünkü biliyorlardı ki:
Allah ile olan kaybetmez.
Allah'tan kopan ise kazansa bile kaybetmiştir.
Ey Nefsim!
Bir günahı terk ederken neden zorlanıyorsun?
Bir haramı bırakırken neden üzülüyorsun?
Allah için terk edilen hiçbir şey kayıp değildir.
Çünkü Allah için bırakılan her şeyin karşılığı cennettir.
— 3. AYET —
( وَمَنْ يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يَجِدْ فِي الْأَرْضِ مُرَاغَمًا كَثِيرًا وَسَعَةً ۚ وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِهِ مُهَاجِرًا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ ۗ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا )
“Kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde gidecek birçok yer ve genişlik bulur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, onun mükâfatı Allah'a aittir.” (Nisâ, 4/100)
— 3. HADİS —
« اللَّهُمَّ حَبِّبْ إِلَيْنَا الْمَدِينَةَ كَحُبِّنَا مَكَّةَ أَوْ أَشَدَّ »
“Allah'ım! Medine'yi bize Mekke'yi sevdiğimiz kadar, hatta daha fazla sevdir.” (Buhârî, Fedâilü'l-Medîne, 12; Müslim, Hac, 480)
Muhterem Müslümanlar!
Muhacirler evlerini bıraktılar.
Dükkânlarını bıraktılar.
Bahçelerini bıraktılar.
Mallarını bıraktılar.
Hatıralarını bıraktılar.
Fakat imanlarını bırakmadılar.
Çünkü onlar biliyorlardı:
Dünya terk edilir.
Ama Allah terk edilmez.
Mal kaybedilir.
Ama iman kaybedilmez.
Servet gider.
Ama Allah'ın rızası gitmemelidir.
Bugün insanlar üç kuruşluk dünya menfaati için dininden taviz veriyor.
Bir makam için doğruluktan vazgeçiyor.
Bir menfaat için hakkı gizliyor.
Bir çıkar için vicdanını susturuyor.
Oysa muhacirler bize başka bir ders veriyor:
“Allah için kaybeden, aslında kazanmıştır.”
Ey Kardeşim!
Sen hiç Allah için terk ettiğin bir günahın ardından kalbinin ferahladığını hissettin mi?
Bir haramı bıraktığında ruhunun hafiflediğini gördün mü?
İşte bu da bir hicrettir.
Çünkü hicret yalnızca şehir değiştirmek değildir.
Hicret bazen gözün haramdan kaçmasıdır.
Hicret bazen dilin gıybetten susmasıdır.
Hicret bazen elin harama uzanmamasıdır.
Hicret bazen kalbin Allah'a dönmesidir.
Unutmayalım ki...
Muhacirler Medine'ye ulaştılar.
Biz ise kabre doğru yürüyoruz.
Onlar şehir değiştirdiler.
Biz âlem değiştireceğiz.
Onlar Mekke'yi arkalarında bıraktılar.
Biz dünyayı arkamızda bırakacağız.
Ve bir gün hepimiz son hicreti yapacağız:
Dünyadan ahirete hicret...
İşte o gün hazırlığı olanlar kurtulacak, hazırlığı olmayanlar ise pişmanlıkla baş başa kalacaktır.
— 4. AYET —
( وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ )
“Muhacirlerin ve Ensar'ın ilk öncüleri ile onlara güzellikle uyanlardan Allah razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır.” (Tevbe, 9/100)
— 4. HADİS —
« خَيْرُ النَّاسِ قَرْنِي »
“İnsanların en hayırlısı benim asrımdaki insanlardır.” (Buhârî, Fezâilü Ashâbi'n-Nebî, 1; Müslim, Fezâilü's-Sahâbe, 210)
Aziz Müminler!
Allah Teâlâ Kur'ân'da birçok topluluktan bahseder.
Fakat Muhacirler ve Ensar'dan bahsederken onlardan razı olduğunu açıkça bildirir.
Bu ne büyük bir şereftir!
Düşünün...
Allah'ın razı olduğu insanlar...
Allah'ın isimlerini göklerde andığı insanlar...
Allah'ın cennetle müjdelediği insanlar...
Peki onları bu makama çıkaran neydi?
Ne servetleri...
Ne soyları...
Ne makamları...
Ne de güçleri...
Onları yücelten şey, Allah için vazgeçebilmeleriydi.
Bugün insanlar küçük bir menfaat için kardeşini satabiliyor.
Küçük bir makam için dostunu unutabiliyor.
Küçük bir kazanç için hakkı gizleyebiliyor.
Ama Muhacirler Allah için her şeylerini bıraktılar.
Çünkü onlar dünyanın değil, ahiretin peşindeydiler.
Ey Nefsim!
Allah senden bütün malını istemedi.
Ama bir günahı bırakmanı istedi.
Bir kibri terk etmeni istedi.
Bir haramı bırakmanı istedi.
Muhacirler şehirlerini terk etti.
Biz nefsimizi terk edebildik mi?
— 5. AYET —
( وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ )
“Onlardan önce Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olanlar, kendilerine hicret edenleri severler; onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler.” (Haşr, 59/9)
— 5. HADİS —
« لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ »
“Sizden biri, kendisi için sevdiğini mümin kardeşi için de sevmedikçe gerçek iman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71)
Muhterem Kardeşlerim!
Ensar'ın yaptığı şey sıradan bir iyilik değildi.
Bu, nefsi yenmenin destanıydı.
Evlerini açtılar.
Sofralarını açtılar.
Kalplerini açtılar.
Kardeşlerini bağırlarına bastılar.
Bazıları hurmalıklarının yarısını verdi.
Bazıları evlerinin yarısını verdi.
Bazıları kendi ihtiyacı olduğu halde kardeşini tercih etti.
Bugün ise insanlar miras yüzünden kardeş oluyor da düşman oluyor.
Bir arsa yüzünden akrabalar birbirine küsebiliyor.
Üç kuruşluk dünya malı için yıllarca konuşmayan insanlar olabiliyor.
Oysa Ensar bize şunu öğretiyor:
Dünyayı büyüten küçülür.
Ahireti büyüten yücelir.
Kardeşini düşünen kazanır.
Sadece kendini düşünen kaybeder.
Ey Kardeşim!
Kabirde sana kardeşin değil amel defterin arkadaş olacak.
Mirasın değil namazın yanında olacak.
Paran değil ihlasın fayda verecek.
Bugün paylaşamadığın şeyler yarın başkasının olacak.
Ama bugün yaptığın fedakârlıklar kıyamete kadar seninle kalacak.
— 6. AYET —
( إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ )
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki merhamet olunasınız.” (Hucurât, 49/10)
— 6. HADİS —
« الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ »
“Müslüman, Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez ve onu yardımsız bırakmaz.” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)
Aziz Müminler!
Medine'de kurulan şey sadece bir şehir değildi.
Bir kardeşlik medeniyetiydi.
Bir merhamet medeniyetiydi.
Bir iman toplumu inşa edilmişti.
Muhacir ile Ensar arasında kan bağı yoktu.
Soy bağı yoktu.
Miras bağı yoktu.
Onları birbirine bağlayan tek şey vardı:
Allah için sevmek...
Bugün ümmetin en büyük yaralarından biri de budur.
Aynı kıbleye dönüyoruz.
Aynı Kur'ân'ı okuyoruz.
Aynı Peygamber'e inanıyoruz.
Ama bazen küçük sebeplerle birbirimize kırılıyoruz.
Kalpler uzaklaşıyor.
Kardeşlik zayıflıyor.
Oysa hicret bize sadece yolculuğu değil, kardeşliği de öğretti.
Ey Nefsim!
Sen kimi Allah için sevdin?
Kime Allah için yardım ettin?
Kimin derdiyle dertlendin?
Kimin gözyaşını sildin?
Çünkü kıyamet günü sorulacak şeylerden biri de budur.
Allah için kurulan kardeşlikler cennette devam edecektir.
Dünya menfaati üzerine kurulan dostluklar ise kabirde sona erecektir.
Bugün insanların alkışını kazanmaya çalışıyoruz.
Peki Allah'ın rızasını kazanmaya çalışıyor muyuz?
Bugün insanların yanında yer edinmeye çalışıyoruz.
Peki Allah katında bir yer edinmeye çalışıyor muyuz?
Unutmayalım:
Muhacirler ve Ensar tarihe isimlerini yazdırdılar.
Çünkü onlar dünyaya değil, Allah'a yatırım yaptılar.
Dünyada kaybetmiş gibi göründüler.
Ama ahirette kazananlar onlar oldu.
— 7. AYET —
﴿ وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ ﴾
“Her türlü pisliği, günahı ve kötülüğü terk et.” (Müddessir, 74/5)
— 7. HADİS —
« وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ »
“Muhacir, Allah'ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir.” (Buhârî, Îmân, 4; Rikâk, 26)
Aziz Müminler!
Mekke'den Medine'ye hicret edenlerin yolu sona erdi.
Fakat günahlardan Allah'a hicretin yolu kıyamete kadar devam edecektir.
Bugün birçok insan hicreti sadece tarih kitaplarında arıyor.
Oysa hicret aynanın karşısında başlar.
Kalpte başlar.
Vicdanda başlar.
Bir insan faizi bırakıyorsa hicret ediyordur.
Bir insan zinadan kaçıyorsa hicret ediyordur.
Bir insan gıybeti terk ediyorsa hicret ediyordur.
Bir insan haram lokmayı reddediyorsa hicret ediyordur.
Bir insan kibri bırakıp tevazuya yöneliyorsa hicret ediyordur.
Ey Nefsim!
Sen hangi günahı terk ettin?
Hangi haramdan uzaklaştın?
Hangi kötülüğü Allah için bıraktın?
Çünkü gerçek muhacir olmak sadece bir coğrafya değiştirmekle değil, bir hayat değiştirmekle mümkündür.
Nice insanlar vardır ki Medine'ye gitmemiştir ama muhacirdir.
Nice insanlar vardır ki Medine'de yaşamıştır ama kalbi hicret etmemiştir.
Allah bizim ayaklarımıza değil, kalplerimize bakmaktadır.
— 8. AYET —
( قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ )
“De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En'âm, 6/162)
— 8. HADİS —
« الْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ »
“Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir.” (Tirmizî, Kıyâme, 25)
Muhterem Müslümanlar!
Hicret sadece geçmişte yaşanmış bir hatıra değildir.
Hicret her sabah yeniden başlayan bir imtihandır.
Nefis her gün bizi dünyaya çağırır.
Şeytan her gün bizi günaha çağırır.
Dünya her gün bizi oyalamaya çalışır.
Fakat mümin her gün Allah'a yönelmeye çalışır.
Bir gün gelecek...
Takvimler kapanacak.
Saatler duracak.
Kalpler son defa atacak.
Ve herkes son yolculuğuna çıkacak.
İşte o gün dünyadan kabre hicret başlayacak.
Bugün ev değiştirenler var.
Yarın âlem değiştirecekler.
Bugün şehir değiştirenler var.
Yarın kabre taşınacaklar.
Bugün insanlar geleceğini planlıyor.
Ama yarın mezarının ölçüsüne sığacak kadar toprağa teslim olacak.
Ey Kardeşim!
Ölüm yaşlıya gelmez.
Hastaya gelmez.
Sadece sırası gelene gelir.
Ve herkesin sırası yazılmıştır.
— 9. AYET —
( يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً فَادْخُلِي فِي عِبَادِي وَادْخُلِي جَنَّتِي )
“Ey huzura kavuşmuş nefis! Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! Kullarımın arasına gir ve cennetime gir!” (Fecr, 89/27-30)
— 9. HADİS —
« مَنْ أَحَبَّ لِقَاءَ اللَّهِ أَحَبَّ اللَّهُ لِقَاءَهُ »
“Kim Allah'a kavuşmayı severse Allah da ona kavuşmayı sever.” (Buhârî, Rikâk, 41; Müslim, Zikr, 14)
Aziz Kardeşlerim!
Bir gün hepimiz döneceğiz.
Bu dönüşün bileti para ile alınmayacak.
Makamla alınmayacak.
Şöhretle alınmayacak.
Servetle alınmayacak.
O gün tek geçerli sermaye iman olacaktır.
Bugün insanlar evlerini süslüyor.
Ama kabirlerini süslemiyor.
Bugün insanlar bedenlerini besliyor.
Ama ruhlarını aç bırakıyor.
Bugün insanlar dünya için yıllarca çalışıyor.
Ama ahiret için birkaç dakikayı çok görüyor.
Ey Nefsim!
Allah seni çağırdığında hazır olacak mısın?
Kabir kapısı açıldığında ne götüreceksin?
Bankadaki paranı mı?
Tapularını mı?
Makamını mı?
Hayır...
Sadece amellerini...
Sadece secdelerini...
Sadece gözyaşlarını...
Sadece samimiyetini…
— 10. AYET —
( فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ ۗ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ )
“Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı ise aldatıcı bir geçimden başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân, 3/185)
— 10. HADİS —
« لَا تَزُولُ قَدَمَا عَبْدٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ أَرْبَعٍ: عَنْ عُمُرِهِ فِيمَ أَفْنَاهُ، وَعَنْ شَبَابِهِ فِيمَ أَبْلَاهُ، وَعَنْ مَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفِيمَ أَنْفَقَهُ، وَعَنْ عِلْمِهِ مَاذَا عَمِلَ بِهِ »
“Kıyamet gününde kul; ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nasıl geçirdiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve ilmiyle ne amel ettiğinden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz.” (Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme, 1)
Ey Nefsim! Ey Kardeşim!
Hicret Mekke'den Medine'ye yapılan yolculukla başlamıştı.
Fakat her mümin için hicret hâlâ devam ediyor.
Bugün günahtan Allah'a hicret etmezsek...
Yarın pişmanlığa hicret edeceğiz.
Bugün tevbeye hicret etmezsek...
Yarın hasrete hicret edeceğiz.
Bugün Kur'an'a hicret etmezsek...
Yarın nedamete hicret edeceğiz.
Bugün secdeye hicret etmezsek...
Yarın gözyaşına hicret edeceğiz.
Unutmayalım!
Mekke'den Medine'ye hicret edenler kurtuldular.
Nefisten Allah'a hicret edenler de kurtulacaklardır.
Fakat dünyaya bağlanıp kalanlar...
Günahlara zincirlenenler...
Tevbeyi erteleyenler...
Ölümü unutanlar...
Kabri görmezden gelenler...
Mahşeri hatırlamayanlar...
Onlar için en büyük hicret, dünyanın bitip hakikatin başlaması olacaktır.
O gün geldiğinde ne geri dönüş olacak...
Ne mazeret kabul edilecek...
Ne de bir gün daha istenebilecektir...
Bugün fırsat günüdür.
Bugün tevbe günüdür.
Bugün hicret günüdür.
Yarın ise hesap günüdür.
اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنَ الْمُهَاجِرِينَ إِلَيْكَ بِقُلُوبِنَا، وَمِنَ التَّارِكِينَ لِلْمَعَاصِي وَالذُّنُوبِ، وَاخْتِمْ لَنَا بِالْإِيمَانِ وَالرِّضْوَانِ، وَأَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ
Allah'ım! Kalplerimizle Sana hicret edenlerden, günahları terk edenlerden eyle. Bizlere imanla güzel bir son nasip et. Bizleri peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle birlikte cennetine dahil eyle. ÂMİN.
HAZIRLAYAN: MEHMET ERÇELİK
