CUMA VAAZI
ÖLÜMÜN DİRİLİŞİ: AMELİNLE BAŞ BAŞA KALDIĞIN O DEHŞETLİ GÜN!
MÜHÜRLENEN AĞIZLARIN SESSİZ FERYADI: AZALARIN ŞAHİTLİĞİNDEN KAÇABİLİR MİSİN?
DÜNYA TARLASINDA HASAT VAKTİ: YA CENNET GÜLÜ YA CEHENNEM DİKENİ!
MİZAN TERAZİSİ KURULDU: ZERRE KADAR HAYIR DA ŞER DE UNUTULMADI!
EY NEFSİM UYAN! TOPRAK OLMADAN ÖNCE TOPRAĞIN ALTINA HAZIRLAN!
اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
الحمد لله رب العالمين والصلاه والسلام على رسولنا محمد وعلى اله وصحبه اجمعين
Hamdolsun, ölümü ve hayatı hangimizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için yaratan, mülkün tek sahibi Allah’a... Salat ve selam olsun; 'Lezzetleri bıçak gibi kesen ölümü çokça anın!' buyuran, ümmetini o dehşetli günün şiddetinden sakındıran Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.a.v.)’e ve emaneti hakkıyla teslim eden sahabe-i kiram hazretlerine..."
"AZİZ MÜMİNLER, DEĞERLİ MÜSLÜMANLAR!
Bugün, kaçtığınız ama eninde sonunda sizi yakalayacak olan o büyük randevuyu konuşacağız. ÖLÜMÜN DİRİLİŞİ BAŞLADI! Bugün dilin sustuğu, azaların konuştuğu, amelinle baş başa kaldığın o çetin hesabı konuşacağız. Ey insan! Dünya tarlasına ne ektiysen bugün hasat vaktidir; ya eline bir cennet gülü verilecek ya da bağrına bir cehennem dikeni saplanacak!"
"Bakın, sekeratın dehşeti kapıda! Azrail (a.s.) bir gün senin de kapını çalacak ve o gün mülkün, rütben, evladın seni kurtarmaya yetmeyecek. Ağzına mühür vurulduğunda, ellerin ve ayakların yaptıklarını bir bir itiraf ettiğinde kaçacak yerin var mı? Gel, henüz toprak üstündeyken, altındaki o sonsuz sessizliğe hazırlanalım..."
1. BÖLÜM: SEKERATIN DEHŞETİ VE DİLİN SUSTUĞU AN
1. Ayet
وَجَاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ذَلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَحِيدُ
"Ölüm sekeratı (can çekişme sarhoşluğu) bir gün gerçekten gelir. İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir." (Kaf, 19)
1. Hadis
إِنَّ لِلْمَوْتِ لَسَكَرَاتٍ
"Şüphesiz ki ölümün kendine has (dehşetli) can çekişme sancıları vardır." (Buhârî, Rikâk, 42)
Nüzul Sebebi: Ölümü sadece bir yok oluş sanan veya ondan kaçabileceğini düşünen gafil nefisleri uyarmak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Sekerat, aklı baştan alan bir sarhoşluk halidir. İnsan o an gerçeği görür ama artık geri dönüş yoktur. Kaçtığın ölüm, seni yatağında yakalamıştır.
Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (R.a.) vefat ederken başını toprağa koydu ve "Vay Ömer’in haline, eğer Rabbim merhamet etmezse!" diyerek o dehşeti bizzat hissetti.
Kıssadan Hisse: Hayatını Allah için yaşamayanın, ölüm sekeratı çok sancılı olur.
2. Ayet
كَلَّا إِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَ . وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ
"Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığı ve 'Onu kurtaracak bir şifacı yok mu?' denildiği zaman..." (Kıyâmet, 26-27)
2. Hadis
إِنَّ الْعَبْدَ الْمُؤْمِنَ إِذَا كَانَ فِي انْقِطَاعٍ مِنَ الدُّنْيَا... نَزَلَ إِلَيْهِ مَلَكُ الْمَوْتِ
"Mümin kul dünyadan ayrılma vaktine gelince, Azrail (a.s.) gelir ve ona: 'Ey mutmain nefis, Rabbinin rızasına çık!' der." (Ahmed b. Hanbel)
Nüzul Sebebi: Ölüm anında tıbbın ve insanın acizliğini, tek hakimin Allah olduğunu göstermek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Can boğaza geldiğinde artık ne doktor fayda verir ne ilaç. O an kul, amelinden başka hiçbir dostunun olmadığını anlar.
Sahabe Kıssası: Amr b. el-Âs (R.a.) vefat ederken oğluna: "Sanki göğsümde koca bir dağ var, nefes alamıyorum" diyerek o dehşetli anı tarif etmiştir.
Kıssadan Hisse: Son nefeste şifa değil, iman lazımdır.
3. Ayet
فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ . وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَ
"Hele can boğaza dayandığı zaman; ki o vakit siz (çaresizce) bakıp durursunuz." (Vâkıa, 83-84)
3. Hadis
إِنَّ اللَّهَ يَقْبَلُ تَوْبَةَ الْعَبْدِ مَا لَمْ يُغَرْغِرْ
"Allah, kulun tövbesini can boğaza gelip hırıldamaya başlamadıkça kabul eder." (Tirmizî, Daavât, 98)
Nüzul Sebebi: Sevdiklerinin ölümünü izleyip de ders almayan, onlara yardım edemediği halde hala kibirlenen insanlar için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Can hırıldamaya başladığında perde kalkar. Artık görülen her şey hakikattir ama tövbe kapısı o saniye kilitlenmiştir.
Sahabe Kıssası: İbn Ömer (R.a.) bir cenaze gördüğünde: "Ey can! Şu an senin yerinde olmayı ne kadar çok isterdi!" diyerek kendi nefsine seslenirdi.
Kıssadan Hisse: Son nefes gelmeden nefesini Allah yolunda tüket.
4. Ayet
وَلَوْ تَرَى إِذْ يَتَوَفَّى الَّذِينَ كَفَرُوا الْمَلَائِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ
"Melekler o kafirlerin canlarını alırken; yüzlerine ve arkalarına vurarak: 'Yakıcı azabı tadın!' dediklerini bir görsen!" (Enfâl, 50)
4. Hadis
إِنَّ الْعَبْدَ الْفَاجِرَ... تَنْزِلُ إِلَيْهِ مِنَ السَّمَاءِ مَلائِكَةٌ سُودُ الْوُجُوهِ
"Günahkar kulun canı alınırken; semadan siyah yüzlü melekler iner, ruhunu dikenden kıl çekilir gibi (parçalayarak) alırlar." (Hâkim, Müstedrek)
Nüzul Sebebi: Bedir’de ölen müşriklerin ruhlarının nasıl bir zilletle kabzedildiğini müminlere haber vermek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Ölüm sadece bir nefes kesilmesi değildir; günahkar için bu, büyük azabın ilk fiziksel darbesidir. Melekler ruhu döverek çıkarırlar.
Sahabe Kıssası: Hz. Ebubekir (R.a.) bir kuşun öttüğünü görünce ağladı: "Keşke şu kuş gibi olsaydım da hesaba çekilmeseydim!" diyerek o dehşetten sakınırdı.
Kıssadan Hisse: Ölüm anında meleklerin selamını mı, yoksa darbesini mi istiyorsun?
5. Ayet
يُثَبِّتُ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَةِ
"Allah, iman edenleri hem dünyada hem de ahirette (kabirde) o sabit söz (Kelime-i Tevhid) üzere dimdik tutar." (İbrâhîm, 27)
5. Hadis
إِذَا وُضِعَ الْمَيِّتُ فِي قَبْرِهِ... أَتَاهُ مَلَكَانِ فَيُقْعِدَانِهِ فَيَقُولَانِ لَهُ: مَنْ رَبُّكَ؟
"Ölü kabre konulunca iki melek (Münker ve Nekir) gelir, onu oturturlar ve sorarlar: Rabbin kim? Dinin ne?" (Buhârî, Cenâiz, 67)
Nüzul Sebebi: Kabirdeki sorgu sırasında müminlerin lisanına sebat verilip korkularının giderileceğini müjdelemek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Kabir, ahiretin ilk durağıdır. Orada dil değil, kalp konuşur. Dünyada neyi "Rab" edindiysen, orada onun ismini sayıklarsın.
Sahabe Kıssası: Hz. Osman (R.a.) bir kabrin başında durunca sakalı ıslanana kadar ağlardı. "Cenneti andığımda bu kadar ağlamıyorum, çünkü kabir en zor geçittir" derdi.
Kıssadan Hisse: Kabrini namazınla aydınlatmayan, karanlıkta cevapsız kalır.
6. Ayet
يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا
"O gün kişi, kendi elleriyle ne yaptığını görecek ve kafir: 'Ah, keşke toprak olsaydım!' diyecektir." (Nebe, 40)
6. Hadis
الْقَبْرُ رَوْضَةٌ مِنْ رِيَاضِ الْجَنَّةِ أَوْ حُفْرَةٌ مِنْ حَفَرِ النِّيرَانِ
"Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizî, Kıyâmet, 26)
Nüzul Sebebi: Amellerin kaydedildiğini ve hiçbir şeyin unutulmadığını, hesap anında insanın büyük bir pişmanlığa düşeceğini bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Toprak olmak bir yok oluş arzusu değil, azabın dehşetinden kaçma çabasıdır. Hayvanların bile hesabı görülüp toprak edildiğini gören insan, kendi yükünün ağırlığından ezilir.
Sahabe Kıssası: Abdullah b. Abbas (R.a.), bu ayeti okuyunca gözyaşlarından yüzünde iki siyah çizgi oluşmuştu.
Kıssadan Hisse: Yarın "Toprak olsaydım" dememek için, bugün toprağa girmeden uyan.
2. BÖLÜM: MAHŞERDE BÜYÜK TOPLANMA VE MÜHÜRLENEN AĞIZLAR
7. Ayet
الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَٓا اَيْد۪يهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
"O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder." (Yâsîn, 65)
7. Hadis
يُخْتَمُ عَلَى فِيهِ، وَيُقَالُ لِفَخِذِهِ وَلَحْمِهِ وَعِظَامِهِ: انْطِقِي، فَتَنْطِقُ فَخِذُهُ وَلَحْمُهُ وَعِظَامُهُ بِعَمَلِهِ
"Kişinin ağzı mühürlenir; uyluğuna, etine ve kemiğine 'Konuş!' denilir. Onlar da onun bütün yaptıklarını bir bir anlatır." (Müslim, Zühd, 16)
Nüzul Sebebi: Mahşer günü "Biz yapmadık, bize iftira atılıyor" diyerek yalan söylemeye yeltenecek olan münafık ve müşriklerin yalanlarını kökten kesmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: İnsan dünyada dilini dilediği gibi çevirip yalan söyleyebilir. Ama o gün dil devreden çıkarılır. Senin "benim" dediğin azaların, senin aleyhinde Allah’ın sadık şahitleri olur.
Sahabe Kıssası: Enes b. Malik (R.a.) anlatır: "Efendimiz (S.a.v.) ile beraberdik, güldü ve sebebini sordu. Kulun Rabbiyle tartışmasını anlattı. Kul 'Ben şahit olarak sadece kendimi isterim' deyince ağzı mühürlenir."
Kıssadan Hisse: Dilinle tevbe et ki, azaların yarın aleyhine şehadet etmesin.
8. Ayet
حَتّٰٓى اِذَا مَا جَٓاؤُ۫هَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
"Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları işler hakkında onların aleyhine şahitlik eder." (Fussilet, 20)
8. Hadis
تُحْشَرُونَ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلاً... ثُمَّ قَرَأَ: كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ
"Sizler mahşer günü yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak toplanacaksınız." (Buhârî, Enbiyâ, 1)
Nüzul Sebebi: Gizli saklı günah işleyip "kimse görmedi" diyenlerin, bizzat kendi vücutlarının her şeyi kaydettiğini bildirmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Deri, sadece bir örtü değil; o gün dillenip konuşan bir hafıza kartıdır. Gözün neye baktığını, kulağın neyi dinlediğini deri feryat ederek anlatır.
Sahabe Kıssası: Hz. Ebubekir (R.a.) bu ayeti duyunca kendi derisine bakıp; "Vay bana! Eğer Rabbim seni aleyhime konuşturursa halim ne olur!" diyerek titrerdi.
Kıssadan Hisse: Gizli günah yoktur, zira şahidin bizzat kendi bedenindir.
9. Ayet
وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَاۜ قَالُٓوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّذ۪ٓي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ
"Onlar derilerine: 'Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?' derler. Derileri de: 'Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu' derler." (Fussilet, 21)
9. Hadis
إِنَّ اللَّهَ يَدْنُو الْمُؤْمِنَ فَيَضَعُ عَلَيْهِ كَنَفَهُ وَيَسْتُرُهُ... فَيَقُولُ: أَتَعْرِفُ ذَنْبَ كَذَا؟
"Allah mümin kuluna mahşerde yaklaşır, onu perdeler ve 'Şu günahını hatırlıyor musun?' diye sorar. Kul 'Evet Rabbim' der ve her şeyi itiraf eder." (Buhârî, Edeb, 60)
Nüzul Sebebi: Azaların şahitliğine şaşıran günahkarların düştüğü dehşeti ve çaresizliği tasvir etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: İnsan o gün en yakın dostu sandığı bedeninden darbe yer. Azalar der ki: "Biz Allah'ın emrindeyiz, senin değil!" Bu, ruhun en büyük yalnızlığıdır.
Sahabe Kıssası: Abdullah b. Ömer (R.a.) bu ayeti okuyunca hıçkırıklara boğulur; "Ya Rabbi, azalarımı bana düşman etme!" diye dua ederdi.
Kıssadan Hisse: Bedenini günah yolunda yorma; o beden yarın senin en dürüst davacın olacak.
10. Ayet
يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَاۙ . بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَاۜ
"O gün yer, kendi haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona (konuşmasını) vahyhetmiştir." (Zilzâl, 4-5)
10. Hadis
أَتَدْرُونَ مَا أَخْبَارُهَا؟ فَإِنَّ أَخْبَارَهَا أَنْ تَشْهَدَ عَلَى كُلِّ عَبْدٍ أَوْ أَمَةٍ بِمَا عَمِلَ عَلَى ظَهْرِهَا
"Yerin haberleri nedir bilir misiniz? Yerin, her kulun kendi sırtında ne işlediğine dair şahitlik etmesidir." (Tirmizî, Kıyâmet, 7)
Nüzul Sebebi: Yeryüzünde işlenen hiçbir amelin kaybolmadığını, toprağın bile bir şahit olduğunu bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Üzerinde yürüdüğün toprak, senin seccaden mi oldu yoksa günah sahan mı? Bastığın her yer, o gün dile gelip "Şu kulun burada şu hayrı/şerri işledi" diyecektir.
Sahabe Kıssası: Hz. Ali (R.a.) bir yere secde ettiğinde; "Kıyâmet günü lehime şahitlik etmen için buraya alnımı koydum" derdi.
Kıssadan Hisse: Bastığın yerleri lehine şahit kılmaya bak.
11. Ayet
يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخ۪يهِۙ . وَاُمِّه۪ وَاَب۪يهِۙ . وَصَاحِبَتِه۪ وَبَن۪يهِۜ
"O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar." (Abese, 34-36)
11. Hadis
يُؤْتَى بِالْعَبْدِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ: أَلَمْ أُكْرِمْكَ وَأُسَوِّدْكَ وَأُزَوِّجْكَ؟
"Kıyâmet günü kul getirilir. Allah ona: 'Ben sana ikram etmedim mi, seni reis yapmadım mı, seni evlendirmedim mi?' diye sorar. Kul her birine 'Evet' der." (Müslim, Zühd, 16)
Nüzul Sebebi: İnsanın dünyada en çok güvendiği aile bağlarının, mahşerin dehşeti karşısında nasıl kopacağını anlatmak için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: O gün herkesin derdi kendine yeter. Kimse kimseye günahından bir zerre vermez. Anne evladını, evlat babasını tanımaz; çünkü "kendi hesabı" her şeyin önüne geçer.
Sahabe Kıssası: Hz. Aişe (R.anha) validemiz "Ya Resulallah! Kimse kimseyi hatırlamaz mı?" diye sordu. Efendimiz; "Amel defterleri verilirken ve mizan kurulurken kimse kimseyi hatırlamaz" buyurdu.
Kıssadan Hisse: Evlatların için harama girme; yarın senden ilk kaçan onlar olacak.
12. Ayet
يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًاۚ وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُوءٍۚ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَدًا بَع۪يدًاۜ
"O gün her nefis, yaptığı hayrı da, işlediği kötülüğü de önünde hazır bulur. Kötülüğü ile kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını ister." (Âl-i İmrân, 30)
12. Hadis
مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا سَيُكَلِّمُهُ رَبُّهُ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تُرْجُمَانٌ
"Sizden her birinizle Rabbi, arada bir tercüman olmadan bizzat konuşacaktır." (Buhârî, Zekât, 10)
Nüzul Sebebi: Amellerin birer surete bürünüp insanın karşısına dikileceğini ve kaçacak hiçbir kuytu yerin olmadığını ihtar etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: İşlediğin her günah o gün karşına bir canavar gibi dikilir. "Keşke aramda bin yıllık yol olsaydı" dersin ama o günah seninle beraberdir, yakandan tutar.
Sahabe Kıssası: Muaz b. Cebel (R.a.) vefat ederken; "Ya Rabbi, şu an seninle baş başa kalacağım ana hazırlanıyorum" diyerek bu ayetin ağırlığını hissetmiştir.
Kıssadan Hisse: Yanında görmekten utanacağın ameli, dünyada iken terk et.
3. BÖLÜM: AMEL DEFTERLERİ VE MİZANIN DEHŞETİ
13. Ayet
وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَٓائِرَهُ ف۪ي عُنُقِه۪ۜ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَابًا يَلْقٰيهُ مَنْشُورًا
"Her insanın amelini (karne ve kaderini) boynuna doladık. Kıyamet günü onun için, açılmış olarak önünde bulacağı bir kitap (amel defteri) çıkarırız." (İsrâ, 13)
13. Hadis
إِنَّ اللَّهَ سَيُخَلِّصُ رَجُلاً مِنْ أُمَّتِي عَلَى رُؤُوسِ الْخَلاَئِقِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَنْشُرُ عَلَيْهِ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ سِجِلاًّ
"Allah, kıyamet günü ümmetimden bir adamı mahşer halkının önünde ayırır ve onun için her biri gözün görebildiği mesafe kadar büyük olan doksan dokuz tane (günah) defteri açar." (Tirmizî, İman, 17)
Nüzul Sebebi: İnsanın dünyada işlediği en küçük bir iyiliğin veya kötülüğün asla kaybolmayacağını, her şeyin "boynunda" kayıtlı olduğunu bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: "Boyna dolanmak", sorumluluğun kaçınılmazlığıdır. O defter açıldığında, sen bile unuttuğun her şeyi orada en ince ayrıntısıyla yazılı bulacaksın.
Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (R.a.) bir gün ağlarken; "Ya Ömer! O defter sağından mı verilecek yoksa solundan mı? Eğer solundan verilirse vay senin haline!" diyerek nefsiyle hesaplaşmıştır.
Kıssadan Hisse: Bugün yazmadığını sandığın her şey, yarın boynunda asılı bir madalya veya bir pranga olacak.
14. Ayet
اِقْرَأْ كِتَابَكَۜ كَفٰى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَس۪يبًاۜ
"Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak nefsin sana yeter!" (İsrâ, 14)
14. Hadis
يُؤْتَى بِالْعَبْدِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُقَالُ لَهُ: اقْرَأْ كِتَابَكَ، فَيَقْرَأُ حَسَنَاتِهِ فَيَبْيَضُّ وَجْهُهُ... ثُمَّ يَقْرَأُ سَيِّئَاتِهِ فَيَسْوَدُّ وَجْهُهُ
"Kul getirilir, 'Kitabını oku!' denir. Sevaplarını okudukça yüzü parlar... Günahlarını okumaya başlayınca yüzü simsiyah kesilir." (Taberânî, Mu'cemü'l-Kebîr)
Nüzul Sebebi: Mahşer günü şahitlere bile hacet kalmadan, kulun kendi amellerini bizzat okuyarak kendi mahkumiyetini veya kurtuluşunu ilan etmesi için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: O gün hakim de sensin, mahkum da. Kendi yazdığın hayat romanını okurken, hiçbir cümleyi inkar edemezsin. Çünkü mühür senin kalbinden, şahit senin azalarındandır.
Sahabe Kıssası: Abdullah b. Mesud (R.a.) bu ayeti okuduğunda; "Ya Rabbi, o gün dilimi Kelime-i Tevhid ile tatlandır, günahlarımı okurken beni rezil etme!" diye hıçkırarak ağlardı.
Kıssadan Hisse: Yarın okurken utanacağın bir satırı, bugün hayat defterine yazma.
15. Ayet
وَنَضَعُ الْمَوَاز۪ينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔاۜ
"Biz kıyamet günü için adalet terazilerini (mizanları) kurarız. Artık kimseye zerre kadar zulmedilmez." (Enbiyâ, 47)
15. Hadis
كَلِمَتَانِ خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ ثَقِيلَتَانِ فِي الْمِيزَانِ... سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ
"Dile hafif, mizanda (terazide) ise çok ağır gelen iki kelime vardır: Sübhânallahi ve bihamdihî, Sübhânallahi'l-azîm." (Buhârî, Eymân, 19)
Nüzul Sebebi: Dünyadaki haksızlıklardan bunalan müminlere, mutlak adaletin tecelli edeceği o hassas teraziyi müjdelemek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Mizan, öyle hassas bir terazidir ki; kalpteki bir zerre kibir veya bir zerre ihlas o kefeyi oynatır. Orada torpil, rüşvet veya iltimas geçmez; sadece "hak" konuşur.
Sahabe Kıssası: Hz. Aişe (R.anha) validemiz; "Ya Resulallah! Mizan başında sevdiklerinizi hatırlar mısınız?" diye sorunca, Efendimiz (S.a.v.) "Hayır, orada sadece kendi kefesinin ağırlığını düşünür insan" buyurmuştur.
Kıssadan Hisse: Terazinin sevap kefesini bugün zikirle ve güzel ahlakla ağırlaştır.
16. Ayet
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ
"Kimin de tartıları (sevapları) hafif gelirse, işte onlar kendilerine yazık edenlerdir; ebedi olarak cehennemdedirler." (Mü'minûn, 103)
16. Hadis
إِنَّهُ لَيَأْتِي الرَّجُلُ الْعَظِيمُ السَّمِينُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَا يَزِنُ عِنْدَ اللَّهِ جَنَاحَ بَعُوضَةٍ
"Kıyamet günü dünyada çok iri, çok zengin, çok makam sahibi adamlar getirilir ki, mizan terazisinde bir sivrisinek kanadı kadar bile ağırlıkları yoktur." (Buhârî, Tefsir, 18)
Nüzul Sebebi: Dünyalık rütbelerine güvenip ahireti unutan kibirli insanları, asıl ağırlığın "takva" olduğunu bildirerek uyarmak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Mizanda bedenler veya cüzdanlar değil, ameller tartılır. Dünyayı titreten krallar, eğer amelsizlerse, o terazide bir tüy kadar değer ifade etmezler.
Sahabe Kıssası: Abdullah b. Mesud (R.a.) ince bacaklı bir sahabyidi, rüzgarda sallanırdı. Bazıları gülünce Efendimiz (S.a.v.): "Siz onun bacaklarına mı gülüyorsunuz? Allah’a yemin olsun ki onlar mizanda Uhud Dağı’ndan daha ağırdır!" buyurdu.
Kıssadan Hisse: Kalıbına değil, kalbine ve ameline ağırlık ver.
17. Ayet
يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّٓا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا
"Onu (kıyamet sarsıntısını) gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiğini unutur ve her hamile kadın çocuğunu düşürür." (Hac, 2)
17. Hadis
لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا
"Eğer benim bildiklerimi (ahiretin dehşetini) bilseydiniz, az güler çok ağlardınız!" (Buhârî, Küsûf, 2)
Nüzul Sebebi: Kıyametin ve mahşerin dehşetini insan zihnine en yakın örnekle (anne-evlat şefkatinin bile yok olmasıyla) anlatmak için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Öyle bir korku ki, fıtratları bozar. Şefkatin zirvesi olan anne bile evladından kaçar. Çünkü o dehşet, her türlü bağı koparan bir fırtınadır.
Sahabe Kıssası: Hz. Ebuzer (R.a.) bu ayeti duyunca evine kapanmış ve günlerce; "Vay benim halime! O gün emzikli kadın çocuğunu unutuyorsa, ben kime sığınırım?" diyerek feryat etmiştir.
Kıssadan Hisse: O gün kimsenin şefkatine güvenme; bugün Allah’ın rahmetine sığın.
18. Ayet
يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ
"O gün insanlar, Alemlerin Rabbi'nin huzurunda (hesap için) ayağa kalkacaklardır." (Mutaffifîn, 6)
18. Hadis
يَعْرَقُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يَذْهَبَ عَرَقُهُمْ فِي الأَرْضِ سَبْعِينَ ذِرَاعًا وَيُلْجِمُهُمْ حَتَّى يَبْلُغَ آذَانَهُمْ
"Kıyamet günü insanlar öyle terlerler ki, terleri yerin içine yetmiş arşın kadar işler ve (günahına göre) terleri boğazlarına, kulaklarına kadar ulaşıp onları gemler." (Buhârî, Rikâk, 47)
Nüzul Sebebi: Mahşer meydanındaki o uzun ve meşakkatli bekleyişin, insanların amellerine göre nasıl bir azaba dönüşeceğini bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Mahşer, bir bekleyiş yeridir. Güneşin harareti ve günahın ağırlığı altında kul, kendi teriyle boğulur. O gün tek gölgelik, Allah’ın Arş’ıdır.
Sahabe Kıssası: Mikdad b. el-Esved (R.a.) mahşer sıcağını anlatan hadisi rivayet ederken tir tir titrer, "Rabbim bizi o terde boğulanlardan eyleme!" diye dua ederdi.
Kıssadan Hisse: Dünyada Allah korkusuyla ter dökmeyen, mahşerde günahının terinde boğulur.
4. BÖLÜM: SIRAT KÖPRÜSÜ VE KAÇACAK YERİN OLMADIĞI O AN
19. Ayet
وَإِنْ مِنْكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّا
"İçinizden oraya (cehennemin üzerine kurulan sırat köprüsüne) uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür." (Meryem, 71)
19. Hadis
يُوضَعُ الصِّرَاطُ بَيْنَ ظَهْرَي جَهَنَّمَ، فَأَكُونُ أَنَا وَأُمَّتِي أَوَّلَ مَنْ يُجِيزُهَا
"Sırat köprüsü cehennemin üzerine kurulur. Oradan ümmetiyle beraber ilk geçecek olan benim." (Buhârî, Ezân, 129)
Nüzul Sebebi: Herkesin bu büyük sınavdan geçeceğini, kimsenin muaf olmadığını bildirerek müminleri amellerine dikkat etmeye çağırmak için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Sırat, kıldan ince kılıçtan keskindir. Ama bu incelik fiziksel değil, amelin hassasiyetidir. Dünyada Allah’ın hudutlarını (sınırlarını) aşmayan, orada koşarak geçer.
Sahabe Kıssası: Abdullah b. Revâha (R.a.) savaşa giderken ağladı. "Neden ağlıyorsun?" dediklerinde; "Bu ayeti duydum, cehenneme uğrayacağımız kesin ama oradan nasıl çıkacağımız meçhul, ona ağlıyorum" demiştir.
Kıssadan Hisse: Dünyada istikamet (dosdoğru yol) üzere olmayan, sıratta dengesini bulamaz.
20. Ayet
ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا
"Sonra biz, takva sahiplerini (sırat üzerinden) kurtarırız; zalimleri ise orada diz üstü çökmüş halde bırakırız." (Meryem, 72)
20. Hadis
فَمِنْهُمْ مَنْ يَمُرُّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ، وَمِنْهُمْ كَالْبَرْقِ، وَمِنْهُمْ كَالرِّيحِ... حَتَّى يَجِيءَ الرَّجُلُ فَلَا يَسْتَطِيعُ السَّيْرَ إِلَّا زَحْفًا
"Kimi göz açıp kapayıncaya kadar, kimi şimşek gibi, kimi rüzgar gibi geçer... Öyleleri de vardır ki ancak emekleyerek geçebilir." (Müslim, Îmân, 329)
Nüzul Sebebi: Kurtuluşun sadece kuru bir temenni ile değil, "takva" (Allah korkusuyla günahtan kaçınmak) ile mümkün olduğunu ihtar etmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Sırat köprüsü karanlıktır. Müminin nuru (namazı, zekatı, ihlası) o karanlıkta ona yol gösterir. Nurun ne kadar güçlüyse, geçişin o kadar hızlı olur.
Sahabe Kıssası: Hz. Aişe (R.anha) validemiz sıratı düşünürken; "Ya Resulallah! Ümmetinden düşenler olacak mı?" diye sormuş, Efendimiz "Evet ya Aişe, kancalar (günahlar) onları çekecek" buyurunca hıçkıra hıçkıra ağlamıştır.
Kıssadan Hisse: Nurun sönmesin istiyorsan, dünyada günah rüzgarlarına karşı iman kandilini koru.
21. Ayet
يَقُولُ الْإِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ
"O gün insan: 'Kaçacak yer neresi?' diyecektir." (Kıyâmet, 10)
21. Hadis
لَا تَزُولُ قَدَمَا عَبْدٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ عُمُرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ
"Kıyamet günü kul; ömrünü nerede tükettiğinden sorulmadıkça bir adım dahi atamaz." (Tirmizî, Kıyâmet, 1)
Nüzul Sebebi: Dünyada günah işleyip de "nasılsa bir yolunu bulurum" diyenlerin, mahşerdeki mutlak çaresizliğini tasvir etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Kaçacak yer yoktur; çünkü hakim sensin, şahit sensin, mahkum sensin. Her yanın mülkün sahibi olan Allah ile çevrilidir. Sorulara cevap vermeden kurtuluş kapısı açılmaz.
Sahabe Kıssası: Hz. Ebubekir (R.a.) "Keşke bir ağaç dalı olsaydım da bu hesaptan kurtulsaydım" diyerek o kaçışın imkansızlığını dile getirirdi.
Kıssadan Hisse: Yarın kaçacak yer aramak istemiyorsan, bugün Allah’a kaç (O'na sığın).
22. Ayet
يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ
"O gün bütün sırlar (gizli kapaklı işler) ortaya dökülür!" (Târık, 9)
22. Hadis
إِنَّ لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءً يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرْفَعُ لَهُ بِقَدْرِ غَدْرِهِ
"Her hain için kıyamet günü, yaptığı hıyanet ölçüsünde bir sancak dikilir ve 'Bu filancanın hıyanetidir' diye ilan edilir." (Müslim, Cihâd, 11)
Nüzul Sebebi: Kimsenin görmediği yerlerde günah işleyenlerin, mahşerde tüm mahlukatın önünde rezil rüsvay edileceğini bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Mahşer, teşhir yeridir. Dünyada gizlediğin yalanlar, haramlar ve hıyanetler o gün birer koku veya kara leke olarak üzerine yapışır. Kaçamazsın, çünkü sırrın artık aşikardır.
Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (R.a.) halife iken; "Fırat kenarında bir kurt kuzuyu kapsa, Rabbimin onu benden sormasından korkarım" diyerek sırlar dökülmeden önce hesabını verirdi.
Kıssadan Hisse: İnsanlardan gizlediğini Allah’tan gizleyemezsin; yarın rezil olmak istemiyorsan bugün haya et.
23. Ayet
وَكُلُّهُمْ آتِيهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَرْدًا
"Onların her biri kıyamet günü O'nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir." (Meryem, 95)
23. Hadis
مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا سَيُكَلِّمُهُ اللَّهُ... فَيَنْظُرُ أَيْمَنَ مِنْهُ فَلَا يَرَى إِلَّا مَا قَدَّمَ
"Allah her birinizle bizzat konuşacak. Kişi sağına bakar, sadece dünyada gönderdiği ameli görür; soluna bakar, sadece ameli görür." (Buhârî, Zekât, 10)
Nüzul Sebebi: Dünyada aşiretine, partisine, zenginliğine veya çevresine güvenerek kibirlenenlerin, hesap anında yapayalnız kalacaklarını ihtar etmek için nazil olmuştur.
Az ve Öz Tefsir: Ne torpil ne rütbe! O gün kul, kefeniyle ve ameliyle baş başadır. Yanında sadece ruhundaki lekeler veya nurlar vardır.
Sahabe Kıssası: Mus'ab b. Umeyr (R.a.) Mekke’nin en zenginiydi. Şehit olduğunda vücudunu örtecek bir kefeni bile yoktu. Ama o mahşere ameliyle en zengin olarak gitti.
Kıssadan Hisse: Kalabalıkların seni aldatmasına izin verme; hesaba tek başına gireceksin.
24. Ayet
يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعَى نُورُهُمْ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ
"O gün mümin erkeklerin ve mümin kadınların nurlarının, önlerinde ve sağlarında koştuğunu görürsün." (Hadîd, 12)
24. Hadis
تَبْلُغُ الْحِلْيَةُ مِنَ الْمُؤْمِنِ حَيْثُ يَبْلُغُ الْوَضُوءُ
"Müminin (cennetteki) süsü ve (mahşerdeki) nuru, abdest suyunun ulaştığı yere kadar ulaşır." (Müslim, Tahâret, 40)
Nüzul Sebebi: Müminlerin o karanlık ve dehşetli günde, amellerinin bereketiyle nasıl bir emniyet ve aydınlık içinde olacaklarını müjdelemek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Karanlık mahşer meydanında tek ışık kaynağı imandır. Alnın secdeden, elin abdestten nasibi neyse; nurun da o kadardır. O nur seni sıratın sonuna, vuslata taşır.
Sahabe Kıssası: Hz. Bilal (R.a.) işkence altında iken o nuru kalbinde hissediyordu. "Ehad" derken aslında o karanlık günü imanının nuruyla aydınlatıyordu.
Kıssadan Hisse: Karanlık kabre ve mahşere ışık istiyorsan, bugün seccadeni nurla doldur.
5. BÖLÜM: BÜYÜK HASAT VE EBEDİ AKIBET
25. Ayet
فَر۪يقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَر۪يقٌ فِي السَّع۪يرِ
"Bir grup cennettedir, bir grup da çılgın alevli cehennemdedir!" (Şûrâ, 7)
25. Hadis
يُؤْتَى بِالْمَوْتِ كَهَيْئَةِ كَبْشٍ أَمْلَحَ فَيُوقَفُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ... فَيُذْبَحُ ثُمَّ يُقَالُ: يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ فَلاَ مَوْتَ
"Ölüm, alaca bir koç suretinde getirilip cennetle cehennem arasında kesilir. Sonra: 'Ey cennet ehli! Artık ebediyet var, ölüm yok!' denilir." (Buhârî, Tefsir, 19)
Nüzul Sebebi: İnsanların dünyadaki meşgalelerle asıl ayrışma gününü unutmamaları ve her nefsin mutlaka bu iki gruptan birinde yer alacağını ihtar etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Mahşer meydanı boşalır, saflar netleşir. Artık gri bölge yoktur. Ya ebedi saadet ya ebedi hüsran... Ölümün kesilmesi, bu hükmün geri dönüşsüz mühürüdür.
Sahabe Kıssası: Hz. Ömer (r.a.) bu ayeti okuyunca; "Ya Rabbi, beni azınlıkta olan o cennet ehlinden eyle!" diye hıçkırarak dua ederdi.
Kıssadan Hisse: Dünyada hangi safta duruyorsan, ahirette o grubun içindesin.
26. Ayet
وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِۜ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
"Kim de kötülükle gelirse, onlar yüzüstü ateşe atılırlar. Size ancak yaptıklarınızın cezası verilmektedir." (Neml, 90)
26. Hadis
إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مِنْ سَخَطِ اللَّهِ لاَ يُلْقِي لَهَا بَالاً يَهْوِي بِهَا فِي جَهَنَّمَ
"Kul, önemsemediği bir tek kelimeyi söyleyiverir de o kelime sebebiyle cehennemin dibine sürüklenir." (Buhârî, Rikâk, 44)
Nüzul Sebebi: Günahı küçümseyen, "bir kereden bir şey olmaz" diyen gafillere, her kötülüğün bir bedeli olduğunu bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Cehennem dikeni, dünyada ekilen küçük bir günahtan yeşerir. İnsan o gün, dünyada "küçücük" gördüğü bir haramın, ahirette kendisini nasıl yüzüstü ateşe sürüklediğini dehşetle görür.
Sahabe Kıssası: Muaz b. Cebel (r.a.) sordu: "Yaptığımız konuşmalardan da mı hesaba çekileceğiz?" Efendimiz (s.a.v.): "İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen dillerinin hasadından başka nedir?" buyurdu.
Kıssadan Hisse: Dilini günah dikeninden koru ki, yüzün ateşe düşmesin.
27. Ayet
فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَۜ
"Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa, işte o gerçekten kurtulmuştur." (Âl-i İmrân, 185)
27. Hadis
مَنْ كَانَ آخِرُ كَلاَمِهِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ دَخَلَ الْجَنَّةَ
"Kimin son sözü 'Lâ ilâhe illâllah' olursa, o kişi cennete girer." (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 20)
Nüzul Sebebi: Gerçek başarının (fevz) makam, mevki veya para değil, sadece ve sadece cehennemden azad olup cennete girmek olduğunu bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: "Zuhziha" kelimesi, bir şeyi zorla ve santim santim çekip kurtarmak demektir. Cehennem çekiminden kurtulmak, en büyük zaferdir.
Sahabe Kıssası: Hz. Bilal (r.a.) vefat ederken gülüyordu. "Neden gülüyorsun?" dediklerinde; "Cehennemden uzaklaştığımı, dostlara kavuşacağımı görüyorum" demiştir.
Kıssadan Hisse: Dünyada nefsinin çekiminden kurtulan, ahirette cehennemin çekiminden kurtulur.
28. Ayet
يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذِينَ آمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ قِيلَ ارْجِعُوا وَرَاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا
"O gün münafıklar müminlere: 'Bize bakın da nurunuzdan bir parça alalım' derler. Onlara: 'Geriye (dünyaya) dönün de nur arayın!' denilir." (Hadîd, 13)
28. Hadis
الصَّلَاةُ نُورٌ
"Namaz, bir nurdur." (Müslim, Tahâret, 1)
Nüzul Sebebi: Dünyada müminleri kandırdığını sananların, mahşerin karanlığında nasıl yapayalnız ve ışıksız kalacaklarını ihtar etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Nur, dünyada kazanılır. Mahşerde ödünç nur yoktur. Münafıkların "Bize ışık verin" feryadı, dünya tarlasını boş bırakanların hasat vaktindeki karanlığıdır.
Sahabe Kıssası: Abdullah b. Mesud (r.a.) bu ayeti okuyunca; "Ya Rabbi! Bizim nurumuzu tamamla, bizi karanlıkta bırakma" diye hacet namazına kalkardı.
Kıssadan Hisse: Karanlık kabre ve sırat köprüsüne nur istiyorsan, bugün seccadeni ıslat.
29. Ayet
وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا فِيهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَالِ هَذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً إِلَّا أَحْصَاهَا
"Kitap (ortaya) konulmuştur; suçluların onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün. 'Vay halimize! Bu nasıl kitapmış; ne küçük ne de büyük hiçbir şeyi bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!' derler." (Kehf, 49)
29. Hadis
إِيَّاكُمْ وَمُحَقَّرَاتِ الذُّنُوبِ فَإِنَّهُنَّ يَجْتَمِعْنَ عَلَى الرَّجُلِ حَتَّى يُهْلِكْنَهُ
"Küçük görülen günahlardan sakının! Çünkü onlar insanda toplanır ve sonunda onu helak eder." (Ahmed b. Hanbel)
Nüzul Sebebi: İnsanın unuttuğu ama Allah'ın unutmadığı o hassas kaydı hatırlatmak ve her anın hesabının sorulacağını bildirmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: O defterde sadece büyük günahlar değil, bir bakış, bir alaycı gülüş, haksız bir kelime bile yazılıdır. "Unuttum" demek mazeret değildir.
Sahabe Kıssası: Hz. Aişe (r.anha) validemiz; "Ey Allah'ın Resulü! En küçük şeyi bile mi?" diye sormuş, Efendimiz (s.a.v.) evet diyince nefesi kesilene kadar ağlamıştır.
Kıssadan Hisse: Allah'ın saydığı şeyi sen de say; günahı küçük görme, kime isyan ettiğine bak.
30. Ayet
لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ
"Çalışanlar, işte böylesi bir kurtuluş (hasat) için çalışsınlar!" (Saffât, 61)
30. Hadis
الدُّنْيَا مَزْرَعَةُ الآخِرَةِ
"Dünya, ahiretin tarlasıdır." (Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ)
Nüzul Sebebi: İnsana asıl hedefini hatırlatmak; yorulacaksa, ter dökecekse, bunun ebedi hasat için olması gerektiğini beyan etmek için inmiştir.
Az ve Öz Tefsir: Hayat bir ekim vaktidir. Bugün ne ekersen, yarın onu biçeceksin. Emek vermeden hasat beklemek gaflettir. Asıl akıllı olan, sonu sonsuz olan için çalışandır.
Sahabe Kıssası: Hz. Ebu'd-Derda (r.a.) vefat ederken; "Bu anım için kim ne hazırladı?" diye sormuş ve amellerini tek tek zikrederek Rabbine yürümüştür.
Kıssadan Hisse: Hasat günü geldiğinde heybenin boş olmasını istemiyorsan, vaktini dünya dikeniyle değil cennet gülüyle doldur.
Aziz müminler, ey nefes alan ölü adayları! Bugün burada sadece kelimeleri değil, kendi akıbetimizi dinledik. Gördük ki; ÖLÜM BİR SON DEĞİL, AMELİNLE BAŞ BAŞA KALACAĞIN DEHŞETLİ BİR DİRİLİŞTİR!"
"Şimdi bu caminin kapısından çıkarken bir an dur ve düşün: Azrail (a.s.) tam şu eşikte seni bekliyor olsaydı, yanına alabileceğin kaç tane nurun var? Dilin mühürlendiğinde, ellerin 'Ya Rabbi, bu kulun şu harama dokundu!' diye feryat ettiğinde, seni hangi rütben, hangi evladın, hangi servetin kurtaracak?"
"Ey gafil nefsim! Bak, dünya tarlası kuruyor, hasat vakti yaklaşıyor. Yarın mahşer meydanında güneş bir mızrak boyu tepene indiğinde, kendi terinde boğulurken 'Keşke toprak olsaydım!' diye haykırmanın hiçbir faydası olmayacak. O gün kaçacak yer yok! O gün sığınacak siper yok! O gün sadece sen ve arkanda bıraktığın o simsiyah veya bembeyaz amellerin var!"
"Gel kardeşim! Henüz dizlerinde derman, dilinde mecal varken; azaların aleyhine şahitlik etmeden önce sen onları secdeyle, zikirle ve helalle mühürle. Mezarına ışık istiyorsan, seccadeni gözyaşınla ıslat. Sıratı şimşek gibi geçmek istiyorsan, dünyada Allah’ın hudutlarını çiğneme!"
"Allah’ım! Bizleri o dehşetli günde yüzü simsiyah kesilenlerden değil, nuruyla mahşeri aydınlatanlardan eyle. Amel defterimizi sağımızdan ver; bizi hüsrana uğratma. Mizan kurulduğunda sevap kefemizi rahmetinle ağırlaştır. Bizleri, 'Ey mutmain nefis! Dön Rabbine!' nidasıyla karşılanan salih kullarına ilhak eyle."
Hazırlayan MEHMET ERÇELİK
