Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Ömür İsrafı: Zamanı Boşa Harcamak

İsmail Sezkin

ÖMÜR İSRAFI


Muhterem Mü’minler!.. Cenab-ı Allah’ın bize takdir ettiği, yaşama fırsatını verdiği bir yılı daha tamamlamak üzereyiz… Yeni bir yıla doğru da adım atmak üzereyiz… Zamanlı bir süre ile, vakti belirlenmiş bir ömür ile dünyaya geliyor ve bu ömrü nasıl, ne şekilde nerede, hangi iş üzere değerlendireceğimizden de hesaba çekilmek üzere tekrar Rabbimizin huzuruna dönüyoruz Kur’anı Kerim’de de buyurulduğu gibi;(TEKASÜR;8)

ثُمَّ لَتُسَْٔلُنَّ يَوْ مَئِ ذٍ عَنِ النَّع۪يمِ

“ölçüsü sık sık bize hatırlatılan bir ölçü olarak da önümüzde duruyor…”

Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Hakk’ın bütün nimetleri bizim emrimize âmâde kılınmış Ama çalışarak, gayret ederek kazanmak suretiyle bu nimetleri elde ediyoruz… Fakat Kur’an-ı Kerim sık sık bu nimetleri nasıl ve ne şekilde kullandığımızla ilgili olarak bizleri uyarıyor… İsraftan uzak, itidal üzere, hesabı verilebilecek bir ömür ile de Rabbimizin huzuruna geri dönmemiz gerektiğini bize hem Kur’an, hem de Peygamberimiz haber veriyor…

Kur’an-ı Kerim’e baktığımız zaman israfa karşı dikkatimizin çekildiğini görüyoruz… Bunlar nedir derseniz; şöyle sıralayabiliriz…

Kur’an-ı Kerim’in önce kendisi hakkında israfa düşen insanları uyardığını görüyoruz…(TÂHÂ;124-127)

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي

“Benim zikrimden kim yüz çevirirse… Yani kim benim size gönderdiğim kitaba, ayete uymayan bir hayat yaşarsa…”

Burada belirtilen zikir Kur’an-ı Kerim’dir… Bu Kur’an bizim için bir taraftan hatırlatmadır, bir taraftan uyarıdır, bir taraftan nasihattir, bir taraftan yolumuzu, hayatımızı aydınlatan bir rehberdir… Yani yaşadığımız şu hayatın kullanım kılavuzudur Kur’an…

فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكاً

“Onu zor bir maişet bekler; diyor Cenab-ı Allah…”

وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى

“Aynı zamanda biz Kur’an’a arkasını dönerek hayat süren kişiyi; Kur’an’ı dünyadayken hiç açıp da bakmayan, Kur’an’a arkasını dönen, Kur’an’a uymayan bir hayat yaşayan kişiyi ahirette kör olarak haşrederiz diyor Cenab-ı Allah…”

قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَن۪ٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يراً

“Orada a’mâ olarak haşredilen insan “Ya Rabbi ben dünyadayken kör değildim, görüyordum… Beni neden burada â’mâ, kör olarak yarattın ve hasrediyorsun” deyince, kendisine şöyle cevap verilir…”

كَذٰلِكَ قَالَ

“Bu böyledir… Niye böyledir…”

اَتَتْكَ اٰيَاتُنَا

“Ayetlerimiz sana gelmişti… Kur’an senin elinin altındaydı… O Kur’an’ın önerdiği, yapman gereken doğrular vardı… Bunları yapma diye uyardığı yanlışlar vardı… Ama sen;”

فَنَس۪يتَهَاۚ

“Sen bunları unuttun… Bunları dikkate alıp da hiç uymadın…”

Hatta bu çağda bunlar yapılır mı, hangi devirde yaşıyoruz dedin… Bunu sana söyleyenlere de “Alemin doğrusu sen misin, sana ne, benim kalbim temiz” dedin… Yani Kur’an’a arkanı döndün…

وَكَذٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسٰى

“İşte; dün senin Kur’an’ı unuttuğun gibi, bu gün de sen unutuldun…”

وَكَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ اَسْرَفَ

“İşte; Kur’an’a arkasını dönerek, Kur’an’ı unutarak, sanki Kur’an hiç gelmemiş gibi ve ya onu hiç ilgilendirmiyormuş gibi hayatını, ömrünü israf edenleri biz böyle cezalandırırız… Karşılığını böyle veririz…”

Değerli Mü’minler!.. Dikkat edin; burada bir israfa, yani ömür israfına dikkatimizi çekiyor Cenab-ı Allah…

Kur’an’a kulak vermiyorsun, Allah’ın doğru dedikleri senin için hiç önemli değil, yanlış dediklerini ömr-ü hayatında hiç takmıyorsun… İşte böyle yaşanan bir hayatın israf olduğunu söylüyor Cenab-ı Allah… Çünkü tekrarı olamayan bir hayatı yaşıyoruz Değerli Kardeşlerim!..

Geri gelip de tekrar yaşama şansın yok… Şu hayatta günahımızı da, hatalarımızı da, kusurlarımızı da, kayıplarımızı da düzeltme şansımız var… Pişman olup tevbe etme şansımız var… Ve ya bir şeyleri kaybetsek de yeniden kazanabiliyoruz… Ama ömrümüz bitip de son nefesimizi verdikten sonra bunların hiçbir imkânı kalmıyor artık… Her şey bitiyor… Yeniden geri döneyim de daha güzel yaşayayım diyemeyeceksin… Desen bile hayır denilip; şu yaşadığın hayat getirilecek önüne ve daha önce yaşamıştın ama yapmamıştın; daha önce uyarılmıştın ama kulak vermemiştin denilecek…

İşte bu şekilde yarın Huzur-u Mahşer’de pişman olup da geri gelmek istemeyelim diye Kur’an bizi uyarıyor… Ömrümüzü, hayatımızı boşu boşuna israf etmeden yaşamamızı istiyor…

وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ۜ

“Rabbinin ayetlerine gerçek manada iman etmemiştin… Hayatını Kur’an’a göre yaşamamıştın…”

وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى

“Dikkat edin; Rabbinizin azabı, sizi uyardığı ahiretteki cezası çok şiddetli, çok ağır ve kalıcıdır…”

Değerli Mü’minler!.. Evet; bu ayetlerde ömür israfına karşı uyarılıyoruz… Bakınız, ömrümüzden bir senenin daha sonuna geldik… Yani bir yıla doğru hazırlık yapılıyor…

Sosyal medyaya baktığınızda, televizyonlara baktığınızda, sokaklara baktığınızda; insanlar sanki geçen yılı çok iyi kullandık, değerlendirdik, hakkını verdik, sevinçle yeni bir yıla giriyoruz edasıyla bir hazırlık içerisindeyiz… İçimizden kimler yeni yıla girebilecek onu da bilmiyoruz… Ama geçen yılını nasıl geçirdiğini herkes kendisi biliyor… Bir de Allah biliyor…

Onu nasıl geçirdik… Bu anlamda ömürde ne kadar israfa düştük… Yerli yerinde kullandık mı, kullanamadık mı?.. Bunun muhasebesini yapmamız gerekiyor…

Değerli Mü’minler!.. En’am Suresi’nde bu israfın başka bir boyutu olan; nimet israfına dikkatimiz çekiliyor… Burada; yetiştirilen ürünler misal gösterilerek bir uyarı yapılıyor ve şöyle buyuruluyor…

“Allah’ın size nimet olarak verdiklerinden, hasat ettiğiniz zaman yiyin…”

Bakın şu an kış mevsimindeyiz… Yazın ektik, güzün topladık; şimdi yiyoruz… “Yiyin” diyor Cenab-ı Hakk… Ama yemeden önce şunu unutmayın…(EN’AM;141)

وَاٰتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِه۪ۘ

“Her şeyin hasadını yaptığınız vakit, o hasatta hakkı olanların hakkını verin…”

Burada emredilen hak öşürdür… Yani toprak mahsullerinin zekâtıdır… Bu hasat sahibinin değil; ihtiyaç sahiplerinin, fakirlerin hakkıdır… Sonra bu emre uymayanlar, yani öşürünü vermeyenler şöyle uyarılıyor…

وَلَا تُسْرِفُواۜ

“İsraf etmeyin… Bizim malımız üzerindeki fakirin hakkının verilmemiş olmamasını Cenab-ı Hak; bu şekilde bir israf olduğunu söylüyor…”

Değerli Kardeşlerim!.. Şöyle bir sorsan; herkes fazla harcamanın israf olduğunu söyler… Çok harcarsan israfa düşersin, çok sıkarsan cimri olursun…

Yani ne çok harcayıp israf ederek müsrif olacaksın, ne de çok sıkıp cimri olacaksın… Yani israf da doğru değil, cimrilik de doğru değil… Çünkü nimetlerden hesaba çekileceğiz…

Peygamber Efendimiz (SAV); Medine’de kıtlığın olduğu bir zamanda… Evlerde üst üste iki gün sıcak çorbanın pişmediği günlerden bir öğle vaktinde evinden çıkar… Hz. Ebu Bekir’de çıkar gelir Peygamberimizin yanına… Peygamberimiz Hz. Ebu Bekir’e niye geldiğini sorar… Peygamberimizi görünce halini hatırını sormak için geldiğini söyler Ebu Bekir… Onlar böyle konuşurken Hz. Ömer’de gelir… Peygamberimiz aynı şeyi Hz. Ömer’e de sorar…

Çünkü o öğle vakti Medine’de kaylule uykusunun uyunduğu, hiç kimsenin dışarı çıkmadığı vakittir… Ondan soruyor Peygamberimiz… Zaten Peygamberimiz de açlıktan uyuyamadığı için çıkmıştı dışarı…

Hz. Ömer kendisini bu vakitte dışarı çıkartan sebebin açlık olduğunu, açlıktan uyuyamadığı için çıktığını söyler… Peygamberimiz “Ben de açım” der…

Üçü beraber; Medine’nin yerlilerinden ve bol hurmalıkları olan, at ve deve sürüleri olan, hali vakti yerinde olan Ebu’l Heysem isminde bir sahabenin evine doğru giderler… Bu Ebu’l Heysem’in güzel bir çiftliği var Medine’de… Oraya gidiyorlar…

Kapıyı çalarlar ve kapıyı Ebu’l Heysem’in hanımı açar… Hanım efendi Peygamberimizi ve arkadaşlarını görünce çok sevinir ve hemen içeri davet eder… Peygamberimiz sorar; “Eşin evde mi?.. Ebu’l Heysem evde mi?..” “Evde değil Ya Rasulellah!.. Falan yerdeki kuyuya tatlı su almaya gitti…” der… Tam onlar böyle konuşurken; Ebu’l Heysem karşıdan elinde su kabıyla çıkar gelir ve hemen misafirlerini içeri alır… Güzel bir hurma ağacının gölgesine otururlar… Ebu’l Heysem hemen güzel bir hurma salkımını getirir ve misafirlerine ikram eder… Yanında da az önce getirdiği o tatlı ve soğuk su…

Hep beraber hurmayı yerler, suyu içerler ve güzelce karınlarını doyururlar… Ama bakın yiyip-içtikten sonra Peygamberimiz ne buyuruyor…

“Şöyle serin bir gölge, böyle tatlı bir hurma, yanında içilen şöyle soğuk ve tatlı bir su… Bunlar kıyamet günü Allah’ın kullarına hesap soracağı şeylerdendir” der…

Bunu Peygamberimizin ne zaman söylediğine dikkat edin… Söyledim biraz önce… İki gün üst üste evinde sıcak çorba pişmeyen insanlara söylüyor bunu Peygamberimiz…

Şimdi bu çağın insanına bakalım şöyle… Birinciyi alıyoruz, yetmedi ikinciye, o da yetmedi üçüncüsü…

Bizim kazancımız olan, bizim elde ettiğimiz şeylerin; bizim sınırsızca tüketebileceğimiz şeyler olduğunu zannediyor, sürüklenip gidiyoruz…

Ama Peygamberimiz; açlıktan uyuyamayan arkadaşına bir hatırlatmada bulunuyor… Gölgeden de hesaba çekileceksin, şu hurmadan da hesaba çekileceksin, şu tatlı suyun da hesabını vereceksin diyor.. Ama şunu da yanlış anlamayalım… Bu hesaba çekilme illa da cezalandırma anlamına gelmiyor… Her şeyi yerli yerinde ve ölçüsünde kullanma anlamında bir hatırlatma…

Yine Peygamber Efendimiz’in bu anlamdaki bir israfı alınan abdeste kadar taşıdığını da biliyoruz… Anlatacağım birazdan…

Abdullah bin Amr bir gün Peygamberimize “Ya Rasulellah!.. Güzel, kaliteli elbiseler giymem kibir ve israf mıdır?..” diye soruyor… Peygamberimiz “Hayır!” diyor… “Asil bir deveye binmem israf ve kibir midir?..” O günün şartlarında asil bir deve, bu günün Müslümanı için son model marka bir araba anlamına gelir… Peygamberimiz yine “Hayır!” diyor… “Peki Ya Rasulellah!.. Bir sofra hazırlatmam, o sofradan yiyecek insanlar davet etmem, onlara ikram ettikten sonra onlar peşimde yolda yürümem israf ve kibir midir?..” Buna da “Hayır!..” der Peygamberimiz… “O halde kibir nedir Ya Rasulellah?” diye sorar Abdullah bin Amr…

Bakın; şimdi bir ölçü koyacak Peygamber Efendimiz “Kibir hakkı hafife alman, kendini insanlardan üstün görmendir…” der Peygamberimiz…

Değerli Mü’minler!.. Biz emanetçiyiz ve bütün nimetleri nasıl ve nerede kullandığımızdan

ثُمَّ لَتُسَْٔلُنَّ يَوْ مَئِذٍ عَنِ النَّع۪يمِ

ölçüsüne göre hesaba çekileceğiz… Herkes kendi yaşadığı zamanda verilen nimetlerin hesabını verecek…

Dolayısıyla; hesap verdiğinizde karşılaşacağınız durum var… Hesabı veremediğinizde karşılaşacağınız durum var… Yerli yerinde tükettiğinizde karşılaşacağınız bir durum var; kendi hakkınızdan fazlasını tüketip israf ettiğinizde karşılaşacağınız bir durum var…

Acaba; akıl nimetini Allah’ın bize kullanın dediği yerlerde ne kadar kullanıyoruz… Göz nimetini ne kadar israf ediyoruz… Tefekkür nimetini acaba neleri düşünerek israf ediyoruz Bunların her birisinin bir değeri var, bir hesabı var…

İşte Değerli Kardeşlerim!.. Bu noktada hemen şunu hatırlıyoruz… İnsanoğlu kıyamet günü şunlardan hesaba çekilmedikçe yerinden ayrılamaz… 1- Ömrünü nerede tükettin… 2- Malını nerede kazandın, nereye harcadın… 3- Sahip olduğun bilgiyi nasıl kullandın… 4- Gençliğini nerede tükettin… 5- Vaktini, zamanını nasıl değerlendirdin…

Bakınız Malik bin Nadle isminde bir sahabe var… Malik hali vakti yerinde olan bir sahabe… Peygamberimiz bu sahabenin durumunu biliyor… Bu sahabe bir gün Peygamberimizin yanına geliyor… Ama saçı başı dağınık ve üstü başı pejmürde bir vaziyette… Peygamberimiz onu öyle görünce; “Senin malın-mülkün var mı?” diye soruyor… “Var Ya Rasulellah!” diyor… “Neyin var?” “Deve sürülerim var… Koyunlarım var… At sürülerim var… Hizmetçilerim var…” deyince Peygamberimiz “Allah sana verdiği nimetlerin eserini ve izini senin üzerinde görmek ister, bundan hoşlanır…” der… Bakınız burada bir denge sunuyor Peygamberimiz… Sahip olunanın yerli yerinde ve miktarınca değerlendirilmesi meselesi…

Değerli Mü’minler!.. Kur’ân-ı Kerim’de bir taraftan dünya nimetlerine dikkat çekip, bir taraftan da cennette vaad edilen nimetlere dikkat çeken ayetler nazil olunca müşriklerden birileri Peygamberimize geliyorlar… “Ya Muhammed!.. Senin vaad ettiklerin çok güzel… Çok güzel şeylere bizi davet ediyorsun… Ama biz şu kadar insan öldürdük, şu kadar hatalar yaptık, şu kadar günaha daldık… Bizim için bir kefaret var mı?.. Bizim için bir çıkış yolu var mı?..” diye soruyorlar…

Onlar Peygamberimize bu soruyu sorunca Cenab-ı Allah hemen şu ayeti nazil ediyor… (ZÜMER;53)

قُلْ

“Ey Muhammed onlara şöyle cevap ver…”

يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ

“Ey kendi nefislerini israf eden, kendi hayatlarını israf bir şekilde kullanan kullarım…”

لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ

“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin…”

اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعاًۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ

“İşte bu ayette de hayat israfına, ömür israfına dikkatimiz çekiliyor…”

Değerli Kardeşlerim!.. Konumuz ömür israfı ama; başka bir israfa daha dikkatinizi çekmek istiyorum… İsrafın her çeşidi haramdır çünkü… İsraf sadece ömürle, sadece zamanla, sadece Cenabı Hakk’ın bize verdiği diğer nimetlerle alakalı olmaz… Bazen ibadetlerde de israf olur…

Peygamberimiz bir gün; abdest alırken suyu fazla kullanan bir sahabeye rast gelir ve “Bu israf nedir?” diye sorar o sahabeye… “Ya Rasulellah!.. Abdest alırken de israf olur mu?..” diye cevap verir o sahabe… Peygamberimiz “Evet” der ve “Bir nehirde bile abdest alsan, orada bile israf vardır” buyurur…

Yine birisi gelir ve Peygamberimize abdestin nasıl olacağını sorar… Peygamberimiz abdest azalarının üçer defa yıkanması gerektiğini kendisine göstererek anlatır ve öğretir; “İşte abdest budur, bu şekilde alınır… Fakat kim bundan fazlasını yaparsa; fekat esâ-hata etmiş olur, teaddâ-haddi aşmış olur, zaleme-kendisinden sonrakilere kalacak kaynağı kullanarak zulmetmiş olur…”

Değerli Mü’minler!.. Bu konuda Kur’an’da bize bir de dua öğretiliyor… (AL-İ İMRAN;147)

رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا

“Ya Rabbi!.. Bizi bağışla…”

ذُنُوبَنَا

“Günahlarımızdan dolayı bizi bağışla…”

وَاِسْرَافَنَا ف۪ٓي اَمْرِنَا

“İşlerimizdeki israflardan dolayı, haddi aşmalardan dolayı bizi bağışla…”

وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

“diye devam ediyor dua…”

Böylece; işlerimizde, davranışlarımızda, gündelik hayatımızda israftan ve ziyandan korunmamız için de Cenab-ı Allah’ın yardımına ihtiyacımız olduğunu ve bunun için de dua etmemiz gerektiğini öğreniyoruz…

Değerli Mü’minler!.. Bir yılın daha sonuna geldik… Bir yıllık ömrü, bir zamanı tükettik… Yeni bir yıla doğru yürüyoruz… Cenab-ı Allah ömrümüz de dâhil olmak üzere; çevremizdeki bütün nimetleri emanet olarak verdiğini Kur’an-ı Kerim’de bize sık sık hatırlatıyor… Ve bu nimetleri yerli yerinde kullanmamız, hak ettiğimiz ve ihtiyacımız kadar kullanmamız gerektiğini bize sık sık hatırlatıyor…

Bu nimetleri biriktirip ihtiyacımız olduğunda kullanmamanın cimrilik olduğunu ve cimrilikten uzak durmamız gerektiğini, ihtiyacımızdan fazla kullanarak da israf etmemiz gerektiğini öğretiyor… Ve bu israfın en acısının, en kötüsünün de ömür israfı olduğuna, yarın Cenab-ı Allah’ın huzuruna çıktığımızda pişmanlıklarla dolu bir ömür israfına dikkatimiz çekiliyor…

Cenab-ı Allah bizlere ömrümüzü israf etmeden yaşamayı nasip eylesin…

Bizleri her türlü aşırılıktan muhafaza eylesin…