PARA KAZANMAK İÇİN HER YOL MÜBAH MIDIR
PARA KAZANMAK İÇİN HER YOL MÜBAH MIDIR?
Rabbimiz insanı nefsi ile var etmiş, nefsini de arzu ve isteklerle donatmış Yaratılışın bir sonucu olarak ortaya çıkan bu ihtiyaçların, aslında insanın Rabbine olan itaatini ölçmek için var edilmiş birer imtihandan başka bir şey olmadığını da Kur’an ortaya koyuyor ve;
وَاُحْضِرَتِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّ
““Nefisler menfaatlerine düşkün yaratılmıştır” diyor… [Nisa,128]”
Nefsin menfaatlere düşkün olmasının ne olduğuna baktığımızda; bunun içine dünyada olan her şeyin girdiğini görüyoruz… Bunların en başında da insanın asli ihtiyaçları olan yeme, içme ve eğlenme geliyor
İnsanın yaratılışı itibari ile ihtiyaçlı olarak yaratıldığı bu isteklerinde kendisine helal ve haram olmak üzere iki seçenek sunulur
Peygamberimiz “Helâl bellidir; haram da bellidir İkisinin arasında ise birtakım şüpheli şeyler vardır… Ama insanların çoğu bunları bilmez Kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve onurunu korumuş olur Kim de şüpheli şeylere bulaşırsa, harama düşmüş olur…” [Müslim,Müsâkât,107] buyuruyor… Peygamberimiz burada insanın iki seçeneği olduğunu söylüyor… Bu iki seçenekten doğru olanın da; helal olanı tercih etmek olduğunu ortaya koyuyor
Fakat insanın nefsi onu azdırıyor… Şeytanın vesveseleri de insanı yoldan çıkarıyor Böyle olunca da; insan helal olanı almak yerine, haram olana meylediyor
Değerli Kardeşlerim!.. Elhamdülillah; bizler Müslümanız… Bizim inancımızda hep Rabbimizin şu beyanı olacak…
وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهٖ
““Her kim nefsinin hırsından, mala olan düşkünlüğünden kendini kurtarırsa,”
فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَۚ
““İşte felaha, kurtuluşa, mutluluğa erenler onlar olacak ” [Haşr,9]”
Bunun yolu ise; Peygamberimizin hassasiyetle üzerinde durduğu şu anlayıştan geçiyor: “Kim helal lokma yer ve Sünnet çerçevesinde amel ederse, insanlar da onun kötülüklerinden emin olurlarsa; o kişi cennete girer…” [Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 60]
Ancak ne hikmetse; bizler helal lokma ile yetinmeyi… Sünnete uymayı… Rabbimizin hoşuna gidecek amelleri yapmayı… Kendimize yol olarak seçmiyoruz, seçemiyoruz bu gün… Bunun yerine nefsimizin köle oluyor ve bu halimizle bir anlamda şeytana tapıyoruz sanki
Müslüman adları taşıyoruz… Kimliğimizi Müslüman olarak tanımlıyoruz… Ama öbür taraftan yaşantımız İslam ile hiçbir şekilde örtüşmeyen amellerle dolu Bunun bir tezahürü olarak da bu günkü halimiz ortada… Bakın; Müslümanlar olarak hiçbir işimiz doğru-düzgün gitmiyor maalesef
Maalesef; bizler her şeyi maddi boyutta düşünüyoruz… Yolunda gitmeyen işlerimizin başında kulluk vazifemizin gereği olan, inanç değerlerimiz olduğunu görmezden geliyoruz
Aslında inanç değerlerimizle, maddi ihtiyaçlarımızın elde edilmesi arasında sıkı bir bağ var… Bugün Rabbimizin hoşlanmayacağı, Allah’ın razı olmayacağı birçok ameli yapmamızın sebebi; tamamen rızık endişesi… Rızık endişesiyle yapılan yanlışlar da bizim inanç değerlerimizi akamete uğratıyor işte…
Hâlbuki Peygamberimiz, insanın bu endişelerinin yersiz olduğunu söylüyor…“Ey insanlar!.. Allah’tan hakkıyla sakının ve rızkınızı güzel yoldan arayın” diyor Peygamberimiz… “Hiç kimse Allah’ın kendisine takdir ettiği rızkı -geç de olsa- elde etmeden ölmeyecek” diyor… “Öyleyse Allah’tan hakkıyla sakının ve rızkınızı güzel yoldan arayın” diyor… “Helâl olanı alın, haram olanı bırakın!” buyuruyor… [İbnMâce,Ticâret,2]
Helal olanı almak… Haram olanı bırakmak… Gerçekten bugün çok zor bir şey bu…Ama şunu da bilmemiz lazım; bu yolda verdiğimiz tavizler, yaptığımız maskaralıklar bir Müslüman için, gerçekten çok aşağılayıcı şeyler…
Bizler bu gün inancımızdan ve değerlerimizden o kadar uzaklaştık ki… Rızkı kimin verdiğini unuttuk… Rızkı vereni unutunca da; bizim gibi rızka muhtaç olanları rızkımıza sebep kıldık… Eğer böyle olmasaydı, bu gün biz hâlâ Rabbimizin şu beyanına göre yaşardık…
اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ
““Senin Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar?..”
نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَعٖيشَتَهُمْ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا
“Hâlbuki dünya hayatında onların maişetlerini aralarında taksim eden biziz…”
وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِیًّا
“bir kısmının diğer kısmını çalıştırması için, kimini kimine üstün kılan da biziz”
وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ
“Senin Rabbinin rahmeti ise, onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır…” [Zuhruf,32]”
Ama bizler Rahmeti kuşanmaktan, Cenneti kazanmaktan o kadar uzaklaştık ki… Allah’ın kitabı Kur’an’ı bile artık pazarlık edecek hâle geldik… Hatta daha ilerisini söyleyeyim; menfaatimiz için Kur’an’ı bile satacak hâle geldik… Ama hepimizin unuttuğu bir şey var… Cenab-ı Allah Kur’an’da;
وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَاتٖي ثَمَناً قَلٖيلاًؗ
““Benim ayetlerimi az bir fiyatla, yani dünya menfaati karşılığında satmayın” [Bakara,41] buyuruyor”
Ama satışa o kadar alıştık ki; satmadığımız değer kalmadı… İhanet etmediğimiz inancımız kalmadı…
Peki!.. Bu hayatın sonunda varacağımız yer neresi diye, nasıl diye hiç düşünüyor muyuz acaba…
Beyler ölüm var ölüm!..
Bak niceleri geldi geçti de bu dünyadan… Hiç kimse delikli bir çorap bile götüremedi!.. Peki!.. Bizim sonumuz onlardan farklı mı olacak?
Müslüman kardeşlerini sattık!.. Aile değerlerini sattık!.. Atalarımızın çağlara ışık saçan değerlerini sattık… Satmadık hiçbir şey bırakmadık!..
“Bize bir nazar oldu… Cumamız Pazar oldu… Ne olduysa bize, hep azar azar oldu” diyor ya şair… Aynen öyle… Ama artık bu işin azı çoğu da kalmadı Geçmişteki hasletlerimiz bu gün hepimize bir tatlı anı oldu artık Kısaca bütün değerlerimiz tarumar oldu
Böyle deyince; bazılarımız bırakın bu eskiden şöyleydi ayaklarını diyorlar!.. Ama hatırlatırım onlara; eskiden değerlerimiz vardı… Öyle değerlerimiz vardı ki; yaşayana yaşamayan saygı gösterirdi Şimdi artık ne dini değerlere saygı kaldı, ne de toplumun değerlerine sahip çıkan kaldı…
Ramazanda oruç tutan Müslümana saygı göstermek adına açıkta yemek yemeyen gayr-i müslimlerin yaşadığı zamanlardan, Müslüman olduğu halde oruç tutanlara saygı göstermeyen bir zamana geldik artık
Şöyle bir düşünün!.. Eskiden değerlerimiz vardı Ramazan geldi mi lokantalar kapanır, içki satılmaz, sokakta gezenler üstüne başına dikkat eder ve oruç tutanlara saygı duyulurdu Komşuluk hakları gözetilirdi… Mahallenin çocukları kendi çocuklarından ayırılmazdı, elin çocuğu denilmezdi
Şimdi Ramazan geldi mi içki satanlar daha hevesli çalışıyor… İçenler daha çok içiyor… Bırakın kahvelerin ve lokantaların kapısını kilit vurmayı, alenen camlarında reklamları ile servis yapıyorlar… Sonra da ölünce utanmadan caminin önüne geliyorlar…
Hâlbuki Allah-u Teâlâ ve Peygamberimiz; içki üzerinden haram olanları söyleyerek, lanet ediyor…
“Resûlullah içki konusunda şu on sınıf kimseye lanet etti: 1-İçki yapmak için meyveyi sıkan… 2-İçki yapmak için meyveyi sıktıran… 3-İçkiyi içen… 4-İçkiyi taşıyan… 5-İçkiyi taşıtan… 6-İçkiyi dağıtan… 7-İçkiyi satan… 8-İçkinin parasını yiyen… 9-İçkiyi satın alan ve 10- İçkiyi aldıran kişi ” [Tirmizî,Büyû’,59]
Bu hadisi bile bile bir Müslümanın bunları yapabilmesinin sebebi hep kazanma hırsı… Daha fazla kazanma hırsı… Bu dünyaya bir daha mı geleceğim anlayışıyla lüks bir hayat sürerek zevklenmek… Ama şu fani dünya için ebedi hayatını yakıyor haberi yok… Maalesef durumumuz tam da şairin dediği gibi bu gün… “Bir elde kadeh, bir elde Kur’an… Bir helaldir işimiz, bir haram Şu yarım yamalak dünyada ne tam kâfiriz, ne de Müslüman” diyor şair…
Eğer bizler gerçekten Müslümansak; bizim hayatımızda sadece helaller olacak…
Duamız Peygamberimizin şu duası olacak… “Allah’ım!.. Bana helal rızıklarından nasip ederek haramlarından koru!.. Lütfunla beni senden başkasına muhtaç etme…” [Tirmizî,Deavât,110] Hayatımız, yaşantımız, evimiz-ocağımız, işimiz-gücümüz de bu duaya uygun olacak…
Rabbim bizleri rızık korkusu ile Allah’a isyan edenlerden olmaktan muhafaza eylesin!..
Rabbim bizlere helal ve temiz olanlardan kazanmayı, yolunda harcamayı nasip eylesin!..
