Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Peygamberimiz ve Gençlik

İsmail Sezkin

PEYGAMBERİMİZ VE GENÇLİK


Değerli Mü’minler;

Bu hayata doğumla merhaba diyoruz. Hayatımızı belli bir zaman geçirdikten sonra da ölümle karşı karşıya geliyoruz.Yaşadığımız dünya hayatına Yüce Rabbimizin koyduğu kanun bu. Her canlı doğuyor, gençlik, orta yaşlılık ve yaşlılık dönemini geçirdikten sonra dünyadan ayrılıyor. Hatta bazen yaşlılığa varmadan, gençlikte de hayat son bulabiliyor. Bu sebeple ne zaman ayrılacağımızı bilemediğimiz bu dünya hayatının her gününü, gençlik dönemi dahil, hayatımızın bütün bölümlerini gayet güzel değerlendirip, Cenab-ı Hakk’ın rızasını elde etmeye çalışmamız lazım. Fırsatları kaçırmamamız lazım.

İnsan hayatının en verimli çağı gençlik çağı. Herşeyin tadının en güzel alındığı dönem. Her zorluğu üstesinden gelebildiğimiz bir dönem.

Aziz Mü’minler!

Bütün insanların en büyük öğretmeni olan Peygamber Efendimiz; her kesime önem vermiş. Gencine, orta yaşlısına, çocuklara, yaşlılara… Ama gençlere daha çok önem vermiş. Gençlere öylesine şefkatli, öylesine candan, öylesine sevgiyle dolu bir yürekle davranmış ki; gençler Peygamberimizin bu tavrı karşısında O’nun hakkını ödemek için adeta O’nun etrafında pervane olmuşlar. Peygamberimize öylesine candan, öylesine sevgi dolu bir yürekle bağlanmışlar ki; “emret Ya Rasulellah!” demişler. “Ananız-babamız feda olsun senin davan için, senin dinin için…” Ve gerçekten İslam tarihine baktığımız zaman İslam davasını öncelikle gençler omuzlamış.Gençler omuzlamış. Ama Sevgili Peygamberimiz de, dediğim gibi, onları bağrına basmış. Gençliğin tehlikelerine karşı onları uyarmış; bilgi sahibi, görgü sahibi sağlam bir gençlik yetiştirmiş. Çalışmış-çabalamış ve başarılı olmuş. Peygamberimizin ilk yıllarından itibaren yanında hep gençler yer almış. O dönemde bir çok yaşlı var. O yaşlılar İslam’a şiddetle karşı çıkarlarken, gençler Müslüman olmuş, İslam’a destek vermiş. Zannetmeyin ki; bu gençler hep gariban, fakir-fukara çocukları. Hayır… Bunların içinde zengin çocukları da var. Hem de çok… Kariyer sahibi, toplumda belli yere sahip olan itibarlı ailelerin çocukları da var. Bu gençler de büyük çileler pahasına, büyük fedakarlıklar pahasına (SAV) Efendimizin yanında yer almışlar.

Kur’an-ı Kerim’de, Peygamberimizin hayatında pek çok örnekler var. Ben birkaç örnek verip, konuyu müşahhas hale getirmek istiyorum inşallah…

Değerli Kardeşlerim;

Kitabımız Kur’an’a bakıyoruz, Rabbim genç olan İbrahim Peygamberi bize örnek veriyor. Tek başına, puta tapan kavmiyle mücadele etmiş. Netice alamamış, çekmiş anavatanı terk etmiş, başka yere gitmiş. İnandığı davayı hakim kılmak için.

Hz. Yusuf Peygamber; çocukluğundan itibaren hep olumsuz şartlarda yaşamış. Ama sonunda Cenab-ı Hak Ona lütfetmiş. Gençlik yılları sıkıntıyla, çileyle geçmiş, çok ucuz bir fiyata köle diye satılmış. Ama davasından ödün vermemiş. Rabbim onu dünyadayken de mükafatlandırmış.

Musa Peygamber Firavuna karşı hiç kimsenin cesaret bile edemediği Firavuna karşı büyük bir mücadele verip, Firavunun zulmüne, saltanatına noktayı koymuş.

Yine Kur’an-ı Kerim’de Ashab-ı Kehf anlatılır. Gençler vardır. Ashab-ı Kehf olarak adlandırılan, inandıkları gibi yaşayabilmek için her şeylerini feda etmişler, diyarlarını terk etmişler. Bunlar hakikaten üst kademede, bürokraside görev yapan insanların çocukları, evlatları. O kral Dekyanus’a karşı biz hak dine inanıyoruz, senin şirk içinde olduğunu görüyoruz demişler. Güçleri yetmemiş, o zulme karşı bir mağaraya sıvınmışlar. Azgınlara karşı, devrin azgınlarına karşı Hakk’ın mücadelesini vermişler.

Ve Peygamber Efendimiz (SAV)’in dönemine bakıyoruz; Peygamberimizin hayatı tertemiz bir hayat. Gençliğinde de Peygamberimiz kire, is’e, pisliğe bulaşmamış. Ve tertemiz bir gençlik, bir nesil yetiştirmiş. Pırpıl pırıl bir nesil yetiştirmiş.

Aziz Mü’minler!

Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Allah-u Teala” diyor, “gençliğinde tevbe eden insanı sever” diyor. Niçin sever? Gençliğinde hatasını anlamış bir ömür istikametten ayrılmamış.

Hz. Ali’nin rivayet ettiği bir başka Hadis-i şerifte Peygamberimiz diyor ki: “Tevbe güzeldir” diyor, “ama gençlerde olursa daha güzeldir” diyor. “İnfak güzeldir” diyor, “zenginlerde olursa daha güzeldir” diyor. “Haya güzeldir, kadınlarda olursa” diyor, “daha güzeldir” diyor. “Adalet güzeldir, idarecilerde olursa daha güzeldir” diyor. “Takva çok güzeldir, alimlerde olursa daha güzeldir” diyor. “Sabır güzeldir, fakirlerde olursa” diyor “daha güzeldir” diyor.

Değerli Kardeşlerim;

Yine bir hadis-i şerifte Sevgili Peygamberimiz; “Yedi kişi var” diyor. “Allah hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde bu yedi kişiyi gölgesi altında bulunduracak” diyor. Bunlardan bir tanesi de “Rabbine kulluk üzere yetiştirilmiş olan genç…” Kulluk üzere yetişmiş, gençliği de temiz, orta yaşlılığı da temiz, bir ömür boyu tertemiz hayat yaşamış.

Şimdi de sahabeden örneklere bakalım…. Hani biz çoluk-çocuk yaşında deriz, 14 yaşında, 15 yaşında… Bunun her şeye aklı ermez deriz… Ya da ilerisini görmüyor deriz… Sanki böyle biraz sorumluluktan uzak tutarız. Fazla üzerine gitmeyelim deriz. Ama bakın örnekler vericem…

Hz. Ali (RA); 10 yaşında Müslüman oldu. Peygamberimize dedi ki, 12 yaşına geldiğinde, “Emret Ya Rasulüllah, ben sana her konuda yardımcı olurum, hazır ve nazırım” dedi. 12 yaşında…

Zübeyir bin Avvam; Müslüman olduğunda 15 yaşındaydı. 17 yaşına geldiğinde eline kılıcı aldı ve dediki; “Ya Rasulüllah ben İslam için cihada katılmak isitiyorum. Lütfen bana yardımcı ol” dedi.

Talha bin Ubeydullah; 15 yaşında Müslüman oldu.

Ebu Ubeyde bin Cerrah; 17 yaşında Müslüman oldu.

Sa’d bin Ebi Vakkas; 19 yaşında Müslüman oluyor, Uhud Savaşına katılıyor, ok atıyor, ama attığını isabet ettiriyor, attığını vuruyor. Müşrikleri deviriyor. Peygamber Efendimiz’in dikkatini çekmiş, “At Ya Sa’d” diyor “anam-babam sana feda olsun”… Hani biz “eline sağlık” deriz ya, “eline-yüreğine sağlık” diyor “at Ya Sa’d”…

Said bin Zeyd; 19 yaşında Müslüman olmuş. Bütün ömrünü İslam yolunda feda etmiş. İlk hicrete çıkanlardan birisi. Habeşistan’a gidenlerden. Daha genç, delikanlı…

Erkam bin Ebil Erkam; 15 yaşında Müslüman oluyor. Kabe’nin hemen yakınında evi var, avlusu da var.”Ya Rasulüllah” diyor, “evim de, canım da senin emrine hazır”. Peygamberimiz onun evini medrese olarak kullanmış ilk zamanlar, girmeye-çıkmaya müsait. Orda Hz.Ömer dahil, pek çok insan Müslüman olmuş ve İslam’ı öğrenmiş.

Bir de 17 yaşında Mus’ab bin Umeyr var… Zengin bir ailenin çocuğu… 25 yaşındayken onu Medine’ye öğretmen olarak görevlendirmiş. Daha Peygamberimiz Medine’ye hicret etmeden önce. Yani Hicret’e vesile olmuş Mus’ab bin Umeyr…

Cafer bin Ebi Talip… Hz.Ali’nin kardeşi…25 yaşında.. Habeşistan’a hicret edenlerin başında kumandan yada emir diyelim… O savunma yapmış… Hatta o dönemdeki Necaşi’ye Mekkeli müşrikler geri gönderilsinler diye gitmişler. Cafer bin Ebi Talip güzel bir savunma konuşması yapıyor, savunma konuşmasını yaparken Kur’an’dan Meryem Suresini okuyor, o Necaşi’nin Müslüman olmasına sebep olmuş. Bırak Müslümanların geri gönderilmesi şöyle dursun, o kadar güzel bilgi sahibi, o kadar güzel konuşuyor.

Çok önemli Değerli Mü’minler; gençlerimizim bilgi sahibi olması, ilgi sahibi olması. İslam’ın, İslam davasını benimseyip sahibi olması… Gençler eğlenmek için, gününü gün etmek için, yiyip-içip gezmek için hayatlarını tüketmemeli. Bu sahabeleri örnek almamız gerekiyor.

Enes bin Malik; 10 yaşından itibaren Peygamberimize hizmet etmeye başlamış. “10 yıl hizmet ettim” diyor, “bana” diyor “bir defa bile öf demedi” diyor Peygamberimizi anlatırken.

Zeyd bin Sabit; Peygamberimizin vahiy katibi… 22 yaşında, Hz. Ebu Bekir zamanında vahiy komisyonunun başkanlığını yapmış, o dönemde. Peygamberimizin zamanında vahiy katipliği yaparken 22 yaşından daha aşağıda, 18-19 yaşlarında… Daha aşağıda…

Son olarak Üsame bin Zeyd; 19 yaşında Peygamberimiz onu orduya kumandan yapmış. Hz. Ömer o orduda asker… Halid bin Velit o orduda asker… Bunlar sahabenin büyükleri… Ama Peygamberimiz onu kumandan yapmış. Gençlere görev vermiş, sorumluluk vermiş.

Aziz Cemaat;

Gençlere genç iken iman ve ilim tohumu atmak lazım. Yaşlanınca dibinde gölgelenecek bir ağacımız olsun. Genç yaşta bir gencin Müslüman olup ta ilimle kalbini, amelle bedenini doldurmamız, süslememiz lazım. Çünkü gençliğinde ilim sahibi olmayan, ibadete alışmayan, ahlaklı olmayan çok zorlanıyor daha sonra… Hani ağaç yaşken eğilir deriz ya; yaşken eğilmeyi başaramayan çok zorlanıyor, sıkıntı çekiyor. Hem kendisi sıkıntı çekiyor, hem de etrafındakilere sıkıntı veriyor. Pek çok insan bu gün yeni nesilden, gençlikten maalesef şikayet ediyor. O yüzden Peygamber Efendimiz diyor ki; “İhtiyarlamadan önce gençliğinizin kıymetini bilin” diyor. “Hastalanmazdan önce sağlığın kıymetini bilin” diyor. “Ölmezden önce” diyor “hayatın kıymetin bilin”. “Size fakirlik, sıkıntı gelmeden, zenginliğin kıymetini bilin”. “Meşguliyetten önce” diyor “boş vaktin kıymetini bilin” diyor.

Hz.Ali (RA)’da diyor ki; “Gençleri kendi zamanınıza göre değil, onları gelecekte yaşayacakları zamana göre eğitin, o zamana göre yetiştirin” diyor.

Gençler yarınlarımızın ümidi, istikbalimizin garantisi. Ya yarınlarımızın yapıcısı, ya da yarınlarımızın yıkıcısı olacaklar. Gençlerimiz bizim varlığımızın devamının garantisi.

Bir alim de şöyle diyor; “Gençleri” diyor “ayakta olmayan cemiyet yataktadır” diyor.

Evet; gençlik insan hayatının en fırtınalı, en hareketli dönemi. Sevgili Peygamberimiz gençlere şöyle seslenmiş: “iyyaküm ve teratüs şebap” demiş. “Gençler gençliğin tehlikelerinden sakının” demiş. Kendinizi bırakmayın. Dikkatli olun. En duygusal dönemi, maddi organlarımızın, manevi duyguların çok canlı olduğu bir devre. Hakikaten kritik bir dönem. Hassas problemlerle karşılaşıyor insan bu döneminde. İnsanın nefsi gençlikte her zaman kötülüğü emrediyor. Gençlikte insanlarda suç işlemeye, yanlış yapmaya müsait bir potansiyel var. Yaşlı insanın potansiyeli küçülüyor, gücü azalıyor. Ama gençlikte kötülüğü işlemeye daha fazla imkan var. Gençler ömürlerinin en dinamik dönemini, en hareketli dönemini yaşadıkları için ölümü pek düşünmez. Daha yolun başındayız der, daha uzun yıllar var derler. Namaz kılmazlar, oruç tutmazlar, gayr-ı ahlaki işlere giriyorlar… Sonra da diyorlar ki, daha çok genciz, yaşlanınca kılarız, yaşlanınca yaparız-ederiz… Yaşlanınca değişiriz diyorlar… Fakat ölüm genç-ihtiyar dinlemiyor… Nice gençler hayatının baharında ölümle tanışıveriyor… Hiç kimsenin Azrail’le yaptığı bir sözleşme yok… Kaldı ki şunu da ifade edeyim, lütfen burası yanlış anlaşılmasın; burayı altını çizerek söylüyorum… Allah ibadeti sadece ihtiyarlara mı farz kıldı? İslam sadece ihtiyarlara gelen bir din mi? İslam sadece emeklilerin dini mi? Kesinlikle hayır; İslam ihtiyarlar dini değil… İslam her yaştaki insanın dini… Ergenlik çağına girdikten sonra, aklı başında olan herkes mükellef… İslamı yaşamakla mükellef… Şimdi bakın; bir insan yaşlanınca namaz kılmaya başladı diyelim mesela… Şimdi soruyorum size; Allah aşkına ahrette hesap verirken gençliğinde neden namaz kılmadığı, neden orucunu tutmadığı, neden helale-harama riayet etmediği sorulmayacak mı sanıyorsunuz… Ergenlik çağından ihtiyarlık dönemine kadar niçin ibadet etmediği hepimize mutlaka bir bir sorulacak. Eğer affedilmezse azabını da çekecek…

İbn-i Mes’ud (RA) Peygamberimizden şöyle bir hadis rivayet ediyor. Diyor ki; “Ademoğlu” diyor “şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe” diyor “bulunduğu yerden, Rabbinin huzurundan ayrılamaz kıyamet gününde” 1- Ömrünü nerede geçirdiğinden,

2- Gençliğini nerede tükettiğinden,

3- Malını nerden kazandığından,

4- Malını nerelere harcadığından,

5-İlmiyle yani bildikleriyle nasıl amel ettiğinden sorguya çekilmedikçe Allah’ın huzurundan ayrılamaz.”

O sebeple dünya hayatının süsüne aldanmayalım. İster genç olalım, isterse yaşlı olalım; hepimiz Allah’a kullukla sorumluyuz… Mes’ulüz… Bir insan gençliğine aldanıp da, ben yaşlanınca kulluk ederim diye bir düşünceye sahip olursa kendisine yazık eder. Kendi kendisini kandırır… “Gençliğini nerede yıpratıp, tükettiğinden sorulacak” diyor Peygamberimiz. Biz güzelce hoş vakit geçirmek, gülüp-eğlenmek, efendim oyunla-eğlenceyle, zevk-ü sefayla ömür tüketmek için gönderilmedik bu dünyaya. Şunu ifade edeyim; madem ki gençlik Allah’ın nimetleri bakımından artıları olan bir dönem, onun şükrü de bu nimetleri Allah’ın izni dairesinde kullanmaktır. Gençliğin verdiği o güç-kuvvet, o genç için daha fazla sevap kazanmaya vesile olmalı. Aklını kullanan bir genç böyle yapar… Yoksa o gençlik dönemi ahrette başımıza bela olur… Zilzal Suresi’nde Cenab-ı Hak; ”Zerre kadar iyilik yapan onu görecek” diyor. “Zerre kadar kötülük yapan da onu görecek” diyor… “Femen ya’mel…” Bir başka ayette “Sümmeletüs elünne yeğme izin aninneıim” “Allah size hangi nimeti verdiyse yarın onun hesabını soracak”…

Velhasıl-ı kelam; biz emanetçiyiz; onun için hayatımızı, sağlığımızı, vaktimizi, gençliğimizi, zenginliğimizi Allah yolunda sarfedelim. Emanete ihanet etmeyelim. Cenab-ı Hak diyor ki, Enfal Suresi’nde;

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَخُونُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ

وَتَخُونُواْ أَمَانَاتِكُمْ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

““Ey iman edenler! Allah’a ihanet etmeyin. Allah’a hainlik etmeyin. Rasulüne hainlik etmeyin. Bir de size verilen kendi emanetlerinize de ihanet etmeyin.””

Rabbim bize hangi imkanı verdiyse o bir emanettir. O imkanı Allah ve Rasulü’nün emrettiği gibi değerlendirmek ve o emaneti korumak zorundayız. Yoksa kaybederiz…

Önümüzdeki Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece, Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.s)’in dünyayı şereflendirdiği Mevlid-i Nebi’nin yıl dönümünü idrak edeceğiz. Peygamberimizin doğum günü olan Rebiu’l-evvel ayının on ikinci gecesi, bu yıl 19 Kasıma denk geliyor. Bu geceyi içine alan hafta, “Mevlid-i Nebi Haftası” olarak kutlanacak inşallah. Diyanet İşleri Başkanlığımız, bu haftanın temasını “Peygamberimiz ve Gençlik” olarak belirlemiş. İstifade etmeye çalışalım. Peygamberimiz; “Allah gençliğini Allah yolunda itaat yolunda geçiren genci sever” buyuruyor.

Allah cümlemizi ömrünü itaatle geçirenlerden eylesin.

Allah cümlemizi sırat-ı müstekımden ayırmasın.