Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Peygamberimizin Vefatı ve Veda Hutbesi'nden Sesler

İsmail Sezkin

PEYGAMBERİMİZİN VEFATI VE VEDA HUTBESİNDEN SESLER


Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Allah Ankebut Suresi’nde

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

““Her canlı ölümü tadacaktır Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût, 57) buyuruyor… Her canlı gibi canlıların en üstünü olan insan hayatı da sınırlıdır… Başı da sonu da bellidir… Çünkü Cenab-ı Hak herkese belli bir yaşama süresi vermiştir… Bu süreyi yaşayan insan ölecektir… Bu kuraldan hiç kimse ayrı”

tutulmamıştır… Ayet-i Kerime bu gerçeği ifade etmektedir… Eğer dünyada bir kimse için ölümsüzlük olsaydı her halde bu kimse Peygamberimiz

olurdu… Hâlbuki Peygamberimiz de 8 Haziran 632 tarihinde her canlı gibi ölmüştür Nitekim Mekkeli müşrikler kendilerini şu sözlerle teselli etmek istiyorlar: “Hz. Muhammed, yakında ölecek!

Ve böylece davası bitecektir…” diye konuşuyorlardı sağda solda… Onların bu sözleri üzerine şu ayet-i kerime, sadece Peygamber değil, siz de öleceksiniz, diyordu…

Bu ayet-i kerime, Peygamberimiz de dahil olmak üzere hiç kimseye dün yada ebedi hayat verilmediğini ifade etmektedir… Cenab-ı Hakk’ın bu değişmeyen kuralı gereği Peygamberimiz de bu dünyadaki yaşama süresini tamamladıktan sonra dünyaya veda ederek ebedi aleme ahirete intikal etmiştir… Peygamberimiz ilk ve son haccı olan veda haccında Peygamberlik görevini tamamladığı ve ahirete intikalinin yaklaştığı ile ilgili işaretlerde bulunmuştur… Arafat’ta hacılara yaptığı ve çok önemli konulara değindiği konuşmasının sonunda şöyle diyordu: “Ey İnsanlar, size ben sorulacağım, ne diyeceksiniz?” dinleyenler: “Peygamberliğini tebliğ ettin, görevini yaptın, diyeceğiz” dediler… Bunun üzerine Peygamberimiz, şehadet parmağını yukarıya kaldırıp insanlara işaret ederek üç defa: “Şahit ol ya Rab” buyurdu Peygamberimiz burada Peygamberliğinin sona erdiğini ilan ediyorken şu ayet-i kerime nazil oluyordu;

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ اَفَاٸِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ

““(Ey Muhammed!) Senden önce hiçbir insana ebedi hayat vermedik… Sen ölürsen, onlar bâki mi kalacaklar? (Onlar da ölecekler).” (Enbiyâ, 34)”

Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimiz Hac ibadeti farz kılındıktan sonra; hicretin 10.yılında, vefatından kısa bir süre önce, vefatından yaklaşık 80-85 gün önce, yine Miladi 632 yılında ilk ve son haccını yaptı… Bu haccında Peygamberimiz bir anlamda ümmetiyle vedalaştı ve kendisiyle beraber hac yapan yüz binin üzerinde ashabına hutbeler irad etti… Biz Peygamberimizin bu haccına Veda Haccı, hutbelerine de Veda Hutbesi diyoruz…

Peygamberimiz veda haccında bütün Müslümanlarla görüşmek istemiş ve Müslümanlara öğütlerde bulunmuştur… Bu görüşme bir bakıma veda etme anlamı taşıyordu…

Peygamber Efendimiz Veda Hutbesinde “bu gününüz hangi gündür, burası neresidir, siz hangi zamanda yaşıyorsunuz” gibi; Mekke’yi, mübarek Zilhicce günlerini, Allah-u Teâlâ’nın haccını, ihramı, mahşere benzeyen Arafat’ı, İbrahim Peygamberi simgeleyen Mina’yı hatırlattıktan sonra sözlerine şöyle başladı: “Siz tek bir Rabb’in kullarısınız.” dedi… Sonra da kendisi de bir Arap olduğu hâlde kanunu koydu:

“Siz tek bir Rabb’in kullarısınız Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a üstünlüğü yoktur Üstünlük sadece Allah’tan korkmaktadır…

Kim daha takva ise, kim Allah dendiğinde tüyleri diken diken oluyorsa, kim Allah’tan korktuğu için; çuval dolusu da olsa; parasını, menfaatini terk edebiliyorsa üstün odur Araplık üstünlük ölçüsü değil; yabancı ırktan olmak, Arap olmamak da düşüklük değildir ” dedi

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamberimiz o hutbenin devamında Ebu Lehepleri ayaklarının altındaki faizciler olarak lanetledi… Ebu Lehep’i cehennem kütüğü olarak ilan etti Arap olmayan ve yabancı topraklardan köle olarak Arap topraklarına gelmiş olan Bilâl-i Habeşi’yi de cennetin efendilerinden biri olarak bütün Ümmetine ilan etti Kur’an da;

تَبَّتْ يَدَا اَبٖى لَهَبٍ

buyurarak “Eli kurusun Ebu Lehep’in ” dedi…

Hem de; Kureyş’ten olduğu hâlde… Hatta Peygamberin amcası olduğu hâlde:

تَبَّتْ يَدَا اَبٖى لَهَبٍ

““Eli kurusun Eli kurusun Ebu Lehep’in…” dedi”

Ama Miraç’tan gelirken de Bilâl’i gördü ve “Bilâl senin terlik seslerini cennette duydum” dedi Amcası Ebu Lehep eli kuruyasıca oldu Zenci siyah ve Arap olmayan Bilâl, cennetten sesler gönderen adam oldu

Değerli Mü’minler!.. İşte İslam bu Bunu kanun olarak koydu gitti Arap olmak üstünlük değildir Arap olmamak düşüklük değildir

Şuara Suresi’nin

وَاَنْذِرْ عَشٖيرَتَكَ الْاَقْرَبٖينَ

““Yakın akrabalarını ikaz et.” (Şuara; 214) ayeti indikten sonra Peygamber Efendimiz en yakın akrabalarına, amcalarına, Abdulmenaf çocuklarına hepsine hitap ederek; Allah’tan korkarak yaşamalarını, cehennemden kurtulmak için, iman edip ameli salih işlemelerini tembih ettikten sonra bizzat kendi öz kızı Fatıma’ya dönerek şöyle demişti: “Muhammed’in kızı Fatıma!.. Benden mal iste… Ama cennet garantisi isteme kızım.” dedi “Muhammed’in kızısın, amenna… Mal iste, ama cennet garantisi isteme.” demişti”

Öyle bizim gruba gelince cennet garanti… Yok efendim; bizim cemaatte cennet ipotekli… Öyle bir şey yok yani… Kimsenin kimseye üstünlüğü yok… Allah’ın seçkin kulları, seçkin tarikat, seçkin cemaat Yahudilikte var Bizim dinimiz Yahudilik değil… Bizim dinimiz İslam…

İslam’da kulluk var… Kullukta da takva standardı var… Takva ise sadece Allah’ın ölçebileceği bir ölçeğin adı… Arap’ın Arap olmayana üstünlüğü olmadığı gibi Müslümanlık içinde de hiçbir cemaatin öbür cemaate üstünlüğü yok Hiçbir tarikat öbür tarikattan üstün değil… Ne kadar bid’atten sıyrılmışsa, ne kadar Sünnet-i Seniyye’ye ittiba etmişse o kadar iyi

Bu iyiliğin de kıymeti, değeri, karşılığı Allah katında… Tarikat mensuplarının ellerinde değil… Cemaat bağlılarının Müslümanlık ölçer cihazları olamaz… Kimse kimseye cennet vaat edemez Yirmi üç yıllık Peygamberliğinden sonra yeryüzünü imanla, hidayetle, nurla doldurduktan sonra ilan ettiği son veda mesajında Peygamberimiz bu büyük kanunu koyarak gitmiş…

Hiç kimse kimseyi takvanın dışında hor göremez Takvayı da sadece Allah bilebilir Çünkü takva, kusura bakmayın ama, öyle kalın sarık, uzun sakal, geniş şalvar, uzun cübbe falan demek değildir Takva kalbe Allah korkusunun, cennet umudunun yerleşmesi demektir Kalp ölçüm cihazı da hiçbir insanın elinde asla değildir

Allah kalplere bakacak Kullar birbirlerinin muhasibi olamaz Çünkü ameller, huşu, zühd, takva para gibi sayılabilir şeyler değildir Bunlar ancak Allah’ın takdir edebileceği, kulların takdir edemeyeceği şeylerdir… Biz namazların rekâtını sayabiliriz, kaç rekât olduğunu biliriz Kaç puanlık, kaç huşu, kaç zühd üzere namaz kılındığını ise sadece Allah bilebilir

Namazımızda sarığımızı görebiliriz, niyetlerimizi göremeyiz Birbirimizin niyetine hükmetmeye kalktığımız zaman Yahudi ve Hıristiyanlardaki insanların, imanlarına ve amellerine puanlama yapan din adamları sektörüne bulaşmış oluruz ki; bu tam anlamıyla bir dini Allah’ın kaldırmasını gerektirecek kadar büyük bir afettir Hepimiz aynı Allah’ın kullarıyız Hepimiz aynı Rabb’in kullarıyız… İman budur

Değerli Kardeşlerim!.. Peygamberimizin Veda Hutbesinden bugünlere yansıyan ikinci büyük kanunu; kanların ve malların ebediyyen haram edilişidir İnsan kanı haramdır İnsan malı, sahibinin rızası olmadıkça başka bir insana haramdır

Veda Haccı’na ağırlığını vuran ikinci kanun budur Dolayısıyla; bir Müslümanın kanını kendisine helal gören, yani bir Müslümanı öldürtmekte sakınca görmeyen hiçbir Müslüman; Peygamberin Veda Haccı’nı çiğnemeden, yok saymadan, Peygamberin son sözünü heba etmeden cinayet işleyemez

Bugün dünyada Müslüman öldürmeyi -Müslüman alkolik de olsa, suçlu da olsa, günahkâr da olsa hiç farketmez- bir Müslümanı öldüren, bir Müslümanın malına tecavüz eden, Müslüman’ın malına el koyan herkes o yaptığı cinayetten önce Peygamberimizin Veda Haccı’na taşıdığı büyük kanunu yok saymış demektir

Allah’ın ve Peygamberin koyduğu hükümleri ve sınırları yok sayarak Allah adına cinayet işlemek kadar büyük bir cürüm olamaz…

Muhterem Hazirun!.. Dikkat ediniz!.. Veda Haccı’nı konuşurken, Veda Hutbesi’nden söz ederken unutmamız gereken büyük bir hakikat var Peygamberimiz Veda Haccı’nda, Veda Hutbesi’nde buyuruyor ki:

“Şeytan yeniden cahiliye putlarına dönmenizden, putperest olmanızdan umudunu kesmiştir artık Lat, Uzza, Menat gibi putları Kâbe’nin içine koyup o putlara tapınmayacağınızı şeytan biliyor zaten… Ama birbirinizin boynuna vurup öldürmenizde umudu vardır” diyor

Bugün Veda Hutbesi’nden bin dört yüz küsur sene sonra eline silah alıp Müslüman öldürenler, bin dört yüz sene sonra Peygamberimizin haccında ilan ettiği şeytanın son umudunu canlandırmış, şeytanlığı yapan insanlardır Çünkü şeytan putçuluktan umudunu kesmişti… Ama Müslüman’ın, Müslümanın canını ve malını heder etmesini umutla bekliyordu

Veda Hutbesi’nin en büyük ikinci kanunu bu Müslüman olarak bu acı gerçeği hiç unutmamamız gerekiyor… Müslüman, Müslümanın canına ve malına kastettiği zaman, o Müslümanın malından ve canından önce Peygambere kıymıştır aslında…

Veda ederken bile: “Ne olursunuz birbirinizi boynuna uzanmayın Mallarınızı Allah koruma altına almıştır…” deyip giden bir Peygamberi çiğnemeden Müslüman öldürülemez… Malına el konulamaz İslam budur Peygamber Efendimiz böyle bir İslam’ı özetleyip gitmiş…

Değerli Hazirun!.. Peygamberimizin üçüncü veda mesajı ise, bu Ümmet’in peygamberinden önceki dönemin adı olan Cahiliye Dönemi’nin kültürünün tamamen imha edildiği ve İslam kültürünün yerleştiği gerçeğidir… Peygamberimiz bu gerçeği dile getirirken de şöyle buyurmuştur: “Cahiliyenin kültürünü ayaklarımın altında çiğniyorum…”

İhramlıyken hac esnasında bu sloganı kullandı: “Cahiliye kültürünü ayaklarımın altında çiğniyorum En ağır cahiliye kültürü de faizdir Faizi çiğniyorum… Faizi kaldırıyorum İlk pratiği de en yakın akrabasının tefecilik yaparak kazandığı para faiz olduğunu söyleyip uygulamasını da yaptığı en yakın akrabamın faizini kaldırdım ” buyurdu Tıpkı Müslüman kanı ve malının heder edilmesi gibi… Bu Ümmeti Peygamberinden sonra bekleyen en büyük tehlike olarak faizi gösterdi “Aç kalmanızdan, ülkesiz kalmanızdan, afet görmenizden korkuyorum” demeden önce “faiz tehlikesinden korktuğunu” söyledi

Veda, o günkü ashaba yapılmıştı ama emanet olarak bize taşındı “O gün ayaklar altına alınmış bulunan faiz bugün nerede duruyor?” bunu düşünmemiz gerekir

Değerli Hazirun!.. Peygamber Efendimiz Arafat'ta ihramlıyken, Mina'da ihramlı iken, Allah için yaptığı son haccında Ümmetine veda ederken söylediği sözlerden biri de: "Allah'tan korkun, kadınlara iyi davranın " sözleridir Yirmi üç yılda yerleştirmeye çalıştığı İslam Dini’ni üç, dört cümlede özetlerken; Rabb'imizin bir olduğunu ve cahiliye adetlerinin kaldırıldığını, kan ve mal güvenliğinin getirildiğini söyledikten sonra dördüncü mesajı:"Allah'tan korkun kadınlara iyi davranın" mesajıdır

Peygamberimiz kadınların, erkeklere indirilmiş koruma kalkanını yani erkeklerin dilini, elini, cebini Peygamber garantisi ile bağlayan "Allah'tan korkun kadınlara iyi davranın" sözünü kadınların su-i’stimal edebileceklerini "nasıl olsa erkeklerin dilini Peygamber bağladı Veda Haccı’nda… Nasıl olsa erkeklerin elini Peygamber kelepçeledi… Kaldıramazlar ellerini, bize bağırıp çağıramazlar" diyeceklerini kesinlikle adı gibi biliyordu… Çünkü Hz.Ömer ve bazı sahabiler karşısına çıkıp: "Ya Resûlullah! Şımarttın bu kadınları… Başımıza bela ettin bunları" dediler… O da ayağa kalktı:

"Evet, biliyorum” dedi “Buna rağmen ben, kadınlara iyi davranıyorum Kıyamet günü benimle yan yana olmak isteyenler, ahlakını bana benzetecek ve kadınlarına iyi davranacak" diye mihrabında konuşmuştu…

Kadınların Peygamber garantili su-i’stimal yapabileceklerini… Başa kakabileceklerini… “Nasıl olsa Peygamber arkamızda” diyebileceklerini biliyordu Bu konuda zaten kendisine serzenişte ve ya ricada bulunulmuştu Buna rağmen bu konuşmayı yaptı. "Allah'tan korkun!.. Allah'tan korkun, kadınlara iyi davranın" dedi… Sonra buyurdu ki: "Onlar Allah'ın adıyla size emanet edildiler ”

Değerli Mü’minler!.. Kadınlar kadın olarak erkeğe nazaran fiziken daha güçsüz yaratıldılar… Bu yüzden Allah onlara cihadı da emretmedi… Bu yüzden “onlar cemaatle namaza gelmeyebilirler” dendi Kendi isteğine bırakıldı Çünkü kadının işi, çilesi zaten çok… Bunun için Allah onları koruyor Allah'ın adını kullandınız Allah dediğiniz için Müslüman kadın size emanet edildi…

“Allah'tan korkun kadınlara iyi davranın size vasiyetim kadınlara iyi davranmanızdır" dedi Çünkü o emanet olarak Kur'an'a iman eden Ümmet’ine güveniyordu Çünkü onun Ümmeti; iman etmemiş, her türlü çılgınlığı, her türlü Peygamber düşmanlığını yaptığı hâlde Nuh'un asırlarca iman etmemiş ve Peygamberlik davasına dışarıdan darbeler vurmuş, Peygamberliğin düşmanlarına ışıklar yakmış bir kadını boşamayan Nuh Peygamberin kıssasını, Kur'an'dan okumuş Ümmetine, kadınların Peygamberin korumasını kendi menfaatlerine göre kullanabileceklerini bildiği hâlde, bu konuda mescitte kendisine serzenişte bulunulduğu hâlde Allah adına konuşan bir Peygamber olarak "Allah'tan korkun!.. Size kadınlara iyi davranmanızı vasiyet ediyorum" deyip veda ederek gitmiştir

Kadınların kocalarına karşı kadınlıklarını kullanacaklarını biliyordu Ama bu Ümmetin Nuh'un karısını, Lut'un karısını örnek olarak Kur'an'dan dinlediklerini de biliyordu…

Bu hakikatlerin ortasında aile hayatının bir imtihan olduğunu, bu imtihanı erkeğin kabalıkla, vurarak, kırarak kaybetmemesi gerektiğini ve hakkını Rabb'ine havale edip Allah'ın hakem olduğu bir dini ve dünyayı yaşayıp gitmelerini istediği için "Kadınlar konusunda Allah'tan korkun" deyip veda edip gitti… “Avukata havale edin” demedi… “Vurun, kırın” demedi Kadınlar konusunda rehberin Peygamber ahlakı olması gerektiğini "ben iyi davranıyorum, benimle beraber olmak isteyen de iyi davransın" diyerek belirtip gitti Herkes kadınlar konusunda Peygamberin: "ben kaba davranmıyorum, benimle beraber olmak isteyen böyle yapsın" dediğini de bilmeli

“Kadınlar konusunda Allah'tan korkun…” Bir mü'minin kulağına -kadın veya erkek- girebilecek şu kâinattaki en ağır söz; “Allah''tan korkun” sözüdür Şunu unutmayın; bu sözün değerini kaybettiği bir dünya yok olası bir dünyadır

Değerli Kardeşlerim!.. Lailaheillallah diyen bir mü’minin “Allah''tan korkun” sözünden sonra duyabileceği bir söz yoktur Erkek veya kadın Allah korkusunu, takvayı yırttıktan sonra aile çökse ne olur, boşanılsa ne olur, dolu dolu yaşansa ne olur Allah, takva, cennet, cehennem, cennette benimle beraber olmak, sevap, ashap kelimelerinin kaybolduğu bir dünya erimiş, solmuş bir dünyadır… Bir ailede erkeği ve kadını zapt edecek tek slogan “Allah''tan korkun” sloganıdır

“Allah'tan korkun, kadınlara iyi davranın”dan daha ağır, daha etkili ve daha yetkili bir söz yoktur Bunu kaybeden mü'minler cennete doğru götüren işaretlerini kaybetmiş mü'minlerdir Hiç kimse benim eşim değil mi, kime ne diye başlamasın Çünkü “Size kadınlara iyi davranmanızı vasiyet ediyorum” “size kadınlara iyi davranın diyorum” “Kadınlar hakkında Allah'tan korkun” diyen Peygamberin veda konuşmasıdır bu Bu konuşmadan aylar önce Tahrim Suresi inmişti Tahrim Suresi de Peygamber Efendimiz'in eşlerinin onu üzdüğünün belgesidir Bu veda sözünden seneler önce Ahzap Suresi inmişti Ahzap Suresi Peygamber eşlerinin Peygamberi üzdüğünün belgesidir…

Eşlerinin Peygamberimizi üzdüğüne dair Kur'an'da ayetler aylar öncesinden, seneler öncesinden inmiş olduğu hâlde “Allah'tan korkun!.. Kadınlara iyi davranmanızı emrediyorum, vasiyet ediyorum" diyor

"Allah'tan korkun!.. Kadınlara iyi davranmanızı emrediyorum, vasiyet ediyorum" sözü seneler önce kadınların kendisini üzmüş olmasına rağmen söylenmiş bir sözdür… Çünkü eşlerin birbirlerini üzmeleri hayatın gerçeğidir… Peygamber evi bile bu gerçekle yüzleşmiş Evine kapanmış, evinde beklemek zorunda olan, çocuk sıkıntısıyla başı şişmiş olan bir kadının eşini üzmesi hayatın bir gerçeğidir…

Eşlerin birbirlerine sıkıntı verdiğini, üzdüğünü söylemesi biberin acı olmasından şikâyet edenin mantıksızlığı kadar büyük bir mantıksızlıktır Hayatı bütün sırlarıyla bilip bizi bu sırların dengesi üzerinden din yaşamaya teşvik eden Peygamberimiz bunları bildiği hâlde, bunların gerçek olduğunu kabul ettiği hâlde, kadınların bütün bu özelliklerine rağmen Allah'a havale edip Allah'ın sevabını ve cennetini bekleyerek sabredip kazanmayı tavsiye ettiği için "kadınlar konusunda Allah'tan korkmanızı tavsiye ediyorum, emrediyorum" deyip veda ederek gitmiş…

Muhterem Hazirun!.. Peygamber Efendimiz'in Veda Hutbesi’nden bize kadar intikal eden beşinci mesajı da Kur'an'a ve Sünnet’e sarılma mesajıdır Son sözü: “size Kur'an'ı ve Sünnet’imi ve Ehlibeytimi emanet ediyorum” sözüdür Bu emanet, “ne olursunuz zarar verdirtmeyin” deme değildir Yani “ben gidiyorum benim yerime sizin elinizde Kur'an var, Sünnet’im var, Ehl-i beytim var…” Ehl-i Beytim de birey olarak filanca çocuğum, filanca torunum anlamında değildir Benim Allah'ın size gönderdiği peygamber kimliğimle, aile onurum, şahsiyetim, torunlarım, torunlarımın üzerindeki kimliğimdir

“Nübüvvetimle şereflenmiş aile onurumu size emanet ediyorum” diyerek gitmiş Bu beşinci gerçeği ile beraber Peygamberimiz Ümmetine veda etti, gitti Ama bu vedanın en büyük sırrı Değerli Kardeşlerim!.. İnşallah Havz-ı Kevser'in etrafında buluşulurken buluşma şifremiz Allah'ın izniyle bu beş gerçek üzerinden olacak… Öyle Havz-ı Kevser dualarıyla, "bizi Kevser'de buluştur" nidalarıyla, edebiyat dualarıyla değil…

“Rabb'imiz Allah'tır, Allah'tan başka bizi birleştirecek bir çadır yoktur Kanımız birbirimize haramdır… Malımız birbirimize haramdır… Cahiliye kültürünün hak ettiği yer mü'minin ayaklarının altıdır

En büyük cahiliye simgesi olan faiz mü'minin cebine değil, tuvaletine bile giremeyecek bir düşüklüktür Mü'min kadınını Allah'ın emaneti olarak görür Kur'an, Sünnet, Ehl-i Beyt Peygamber emanetidir” diyebilenler bu veda mesajını, bu şekilde bırakıp Havz-ı Kevser'de Ümmetini bekleyen Muhammed Mustafa (SAV) ile Allah'ın izniyle buluşacaklardır Bu buluşma gününe kadar bu beş büyük veda mesajının sırlarını inşallah muhafaza edeceğiz… Bu muhafazanın ödülü olarak da veda konuşmasından sonraki buluşma konuşmasını orada, ahirette, cennette dinleyeceğiz inşallah…